nedir

TIP FAKÜLTESİ UYGULAMA - ARAŞTIRMA HASTANESİ

ÇOMÜ Fakültesi hem Üniversitemiz, hem de Çanakkale için kurumsal anlamda dönüm noktası niteliğinde bir girişimdir. Çanakkale’ye özgü sorunlarının varlığı, Fakültesi’nin fiilen faaliyete geçmesi için fiziki akademik yapılanmayı tamamlaması Çanakkale’de eğitim-öğretime devam etmenin önemi dikkate alındığında; 2007 yılında Uygulama      Araştırma Hastanesi ile Fakültesi Dekanlığı’nın Çanakkale’de faaliyete başlaması zorunluluktur.
Bu bağlamda; Rektörlüğümüzün çabaları sonucunda Kepez’deki Binası Bakanlığı’ndan alınmış Terzioğlu Yerleşkesindeki Dekanlık Binası hızla tamamlanmıştır. Kepez’deki binanın %75′ i tamamlanmış olup, %25′lik kısım ise kamu kaynaklarıyla 2007 yılına kadar bitirilecektir.
Dekanlık binasının tefrişi teknik donanımının finansmanı ile ilgili olarak kamu olanaklarından yararlanmak imkan dahilinde görülmemektedir. Bu çerçevede, söz konusu binaların tefrişi ile teknik donanımının işadamı, özel sektör işletmeleri, STK’ lar yanı sıra ekonomik durumu iyi olan Çanakkaleli vatandaşların katkılarıyla temini için Bağış Kampanyası başlatılmıştır. Kampanya bilgileri için Lütfen Buraya Tıklayınız…
Rektörlüğümüz ilgili Komisyon üyeleri yaklaşık 3 milyon YTL’Iik fon ihtiyacının şılanması amacıyla; katkı sağlama potansiyeli, eğilimi bulunan kişi kuruluşlarla görüşmeler yapmaya başlamışlardır.
Fakültesi Uygulama Araştırma Hastanesi’nin Çanakkale için öneminin farkında olan Çanakkale’ lilerin gerekli duyarlılığı göstereceğine inanıyoruz.

ÇOMÜ Rektörlüğü

Acil Servis

  • Acil Poliklinik

  • Minör Cerrahi Acil Ameliyathane

  • Kısa Süreli İzleme Birimi

  • Ambulans Hizmetleri

Rutin Poliklinikler

  • İç Hastalıkları

  • Kardiyoloji

  • Çocuk Hastalıkları

  • Genel Cerrahi

  • Hastalıkları Doğum

  • Üroloji

  • Psikiyatri

  • Nöroloji

  • Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji

  • Göz Hastalıkları

  • KBB

  • Anesteziyoloji Ağrı

  • Rehabilitasyon

  • Göğüs Hastalıkları

  • Ortopedi Travmatoloji

  • Beyin Cerrahisi

  • Damar Cerrahisi

  • Göğüs Cerrahisi

  • Plastik Rekonstrüktif Cer. 2.20 Dermatoloji

  • Çocuk Cerrahisi

  • Çocuk Psikiyatrisi

Özel Poliklinikler

  • Gastroenteroloji

  • Endokrinoloji

  • Nefroloji

  • Romatoloji

  • Medikal Onkoloji

  • Hematoloji

  • Allerji Immunoloji

  • Geriyatri

  • Neonataloji

  • Pediyatrik Kardiyoloji

  • Pediyatrik Gastroenteroloji

  • Pediyatrik Endokrinoloji

  • Pediyatrik Nefroloji

  • Pediyatrik Hematoloji

  • Pediyatrik Onkoloji

  • Pediyatrik Immunoloji

  • Pediyatrik Nöroloji

  • Radyasyon Onkolojisi

  • Androloji

  • Üroonkoloji

  • Pediyatrik üroloji

  • Katarakt Refraktif Cerrahi

  • Şaşılık Oküler Motilite

  • Retina

Laboratuvarlar

  • Biyokimya L.

  • Mikrobiyoloji L.

  • Bakteriyoloji

  • Mikoloji

  • Tüberküloz

  • PCR

  • Parazitoloji

  • Viroloji

  • Patoloji

  • Immunoloji Doku Tıplendirme

  • Hematoloji Kan Bankası

  • Nöroloji L.

  • EEG

  • EMG

  • Uyku

  • Kardiyoloji L.

  • EKO

  • Koroner Anjiyografı

  • EKG

  • Tıbbi Biyoloji Genetik

  • Odyometri Vestibülometri

  • Solunum Fonksiyon L.

Üniteler

  • Koroner Yoğun Bakım Ünit.

  • Dahili Yoğun Bakım Ünit.

  • Cerrahi Yoğun Bakım Ünit.

  • Yeni Doğan Prematüre Yoğun Bakım Ünit.

  • Reanimasyon Ünit.

  • Radyodiyagnostik

  • Konvansiyonel Radyoloji

  • Bilgisayarlı Tomografi

  • USG Doppler

  • MRG

  • Mammografı

  • Nükleer Ünit.

  • Endoskopi Ünit.

  • Taş Kırma Ürodinami Ünit.

  • Diyaliz Ünit.

  • Transplantasyon Ünit. 5.13 Yanık Ünit.

  • Doğumhane

  • Tüp

  • Morg Otopsi Ünit.

Cerrah Paşa’ nın hastanenin çesi [değiştir]

’de modern anlamda 14 Mart 1827 tarihinde II. Mahmut tarafından kurulan İstanbul Darülfününu ile başlamış, 1933 yılında gerçekleştirilen Üniversite Reformu ile İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan Fakültesi ile devam etmiş 1967 yılında Fakültesi ikiye bölünerek Fakültesi doğmuştur.

Fakültenin kuruluş öncesi çesine bakarsak; Fakültesi adını bulunduğu semtten almaktadır. Buraya denmesinin nedeni Sultan III. Murat III. Mehmet döneminde saray cerrahı olan sadrazamlığa kadar yükselen Cerrah Mehmet Paşa’nın isminden kaynaklanmaktadır.
Cerrahpaşanın ilk yılı
Cerrahpaşanın ilk yılı

Fakültesinin temelini teşkil eden ilk ; şimdi fakültenin bulunduğu yerde bulunan “Takiyeddin Paşa Konağı”nın Belediye tarafından satın alınarak gerekli düzenlemelerin yapılması ile 10 Temmuz 1911 tarihinde açılan, sadece hastalara hizmet veren 80 yataklı “İstanbul Belediyesi Hastanesi”dir. 1912 yılında ahşap olan Takiyeddin Paşa Konağı yıkılarak yerine 150 yataklı, şimdi Fakültesi Müzesi’nin bulunduğu kagir bina buna ek olarak şimdiki Hizmetleri Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu bina inşa edilmiştir. 1930 yılında şimdiki Psikiyatri ünün bulunduğu bina Dahiliye kliniği olarak inşa ettirilmiş yatak sayısı 250′ye ulaşmıştır.

14 Aralık 1930 tarihinde Hastanesini ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal şimdiki Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun bulunduğu binanın balkonunda oturarak ile ilgili görüşlerini “Bu at nalı şeklinde sahile kadar uzanmalıdır” sözleriyle dile getirmiş, ayrıca konuk defterine “Gördüklerimden memnun oldum, temizlik intizam ciddi, mesai takdire şayandır” şeklinde yazmıştır.

1933 Üniversite Reformu ile Haydarpaşa’da bulunan fakültesi İstanbul’un Avrupa yakasına nakledilmiş fakültesi merkezi Beyazıt’a, klinikler ise İstanbul’un 5 hastanesine (Şişli Etfal, Haseki, , Guraba, Bakırköy Akıl Hastaneleri) yerleştirilmiştir.

Üniversite fakültesinin öğretim üyesi öğrenci sayısındaki artış, öğrencilerin Haseki, Çapa arasındaki gidiş gelişlerinde yaşanan zorluklar nedeni ile 5 Ocak 1967 tarihinde toplanan Üniversite Fakültesi Profesörler Kurulu Fakültesi adı ile ikinci bir fakültesi kurulması ını alarak Üniversite Senatosuna teklif etmiş bu teklif 27 Temmuz 1967 tarihinde toplanan Üniversite Senatosunda kabul edilerek Fakültesi resmen kurulmuştur. Fakültesi ilk Dekanı Prof. Dr. Celal Öker 5 Eylül 1967 tarihinde göreve başlamıştır.

İstanbul Üniversitesi içinde bulunan tek “ Fakültesi” 1967 yılında İstanbul Fakülteleri olarak ikiye ayrılırken 140 yıllık köklü bir tarihin mirasına da ortak oldular.

II. Mahmut dönemi eseri olan 14 Mart 1827’de kurulan Tıphane Osmanlı Devleti’nin batılı anlamda açtığı ilk kuruluşlardandır. 15 Haziran 1826’da yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılmış Batı usulü tümen, tabur bölüklere ayrılan, tüfenk kılıncı olan, ceket pantolon potin giyen yeni bir ordu kurulmuştur. Askerlik alanındaki yeni düzeni sağlam temellere dayandırmak için Yüksek Harp Okulu kurulurken, ordunun gereksinimi için de çağa uygun gerekiyordu.

Mustafa Behçet Efendi üçüncü defa görevlendirildiği Hekimbaşılığı sırasında Padişaha verdiği bir takrirle askerlerin savaşta barışta modern hekimlik kurallarına göre bakılması için yeni bir okulu kurulmasının gereğini belirtiyordu.

Bu mektep 14 Mart 1827 tarihinde Vezneciler’de Tulumbacıbaşı Konağında Tıphane adıyla kuruldu. Tıphane’de okutulan dersler: 1. sınıf: Arapça, , Fransızca, , Kimya, 2. sınıf: , Arapça, Teşrih, Nebatat, Hayvanat, 3. sınıf: Hıfz-ı sıhhat, Müfredatı, Fizyoloji, Askeri Cerrahi, 4. sınıf: Dahili hastalıklar, Harici Hastalıklar, Doğum. Beş yıl sonra Topkapı Sarayı’nın sahil kısmında bulunan üç koğuşlu Hastalar Odasında ayrıca Cerrahhane kuruldu.

Tıphane Cerrahhane 1836 yılında Topkapı Sarayı yakınındaki Kırmızı Kışla olarak da adlandırılan Otlukçu Kışlasına taşındılar. Fakat bu bina için küçük yetersiz olduğundan Galatasarayın’daki Enderun Ağalarına ait binaya taşınılmasına verildi. Bina onarıldıktan sonra 1838 tarihinde Tıphane Cerrahhane, Galatasarayı tıbbiyesi olarak isimlendirdiğimiz binaya taşındı bir süre sonra eğitimleri birleştirildi. 1839’da II. Mahmut’un da bulunduğu bir törenle açılan adı “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne” olarak değişen okulda Avusturya’dan gelen Dr. Charles Ambroise Bernard’ın (1808-1844) eğitimde önemli rolü oldu. Kadavra üzerinde anatomi öğretimi başladı. Bitki koleksiyonu, tabiat müzesi, jeolojik oluşumlar koleksiyonu, kütüphanesi, hidrolik basınç aletleri, deneyler için tüm lara sahip laboratuvarı, botanik gravür resimleri kimya laboratuvarına sahip Galatasarayı Tıbbiyesi 1849’da yandı. Mektep önce Hasköy’de bulunan Humbarahane Kışlasına, daha sonra 1865’te kolera salgını sebebi ile haline getirilen Humbarahane Kışlasından yine Hasköy’de bulunan Gergeroğlu Konağına nakledildi. Salgın sebebi ile öğretime bir süre ara verildi.

mektebi 1866’da Sirkeci’de bulunan Demirkapı Kışlasına taşındı 1874 yılına kadar burada eğitimine devam etti. 1874 yılında 1849’da yanan Galatasarayı binasının yerine yapılan yeni binaya taşındı. İdadi kısmı (lise) Galasarayında kalan Mektebi 1876 yılında tekrar Demirkapı’ya taşındı “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane” adı verildi. İdadi kısmı da Kuleli’ye taşınınca binaya Galatasay Sultanisi (bugünkü Galatasaray Lisesi) yerleşti. Mektebi 1903 yılına kadar Demirkapı Kışlasında öğretim yaptı.

Mektebi 1892 yılında yapımına başlanan Haydarpaşa’daki binaya (Şu anda Marmara Üniversitesi’nin kullandığı bina) 1903 yılında taşındı. Tıphane Cerrahhanenin dört yıl olarak başlayan giderek gelişti, zaman içinde birçok mezunu çeşitli Avrupa şehirlerine ihtisas için gönderildi.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, kurulduğundan beri askeri bir okuldu, 1867 yılında bu Askeri Tıbbiye binası içinde Sivil (Mülki) Tıbbiye kuruldu önce Ahırkapı’da daha sonra Kadırga’da çeşitli binalarda öğretime başlandı. Mülki Tıbbiye de daha sonra Haydarpaşa’ya taşındı. 1909 yılında Askeri Sivil Tıbbiyeler Haydarpaşa’da birleştirilerek İstanbul Darülfününü Fakültesi adı verildi. O yıllarda görev yapan öğretim kadrosunda Dr. Esat Şerafettin (Köprülü) ( Botaniği), Dr. Mazhar Paşa (Anatomi), Dr. Tevfik Recep (Örensoy) (Histoloji Embriyoloji), Dr. Kemal Cenap (Berksoy) (Fizyoloji), Dr. Abdi Kurtaran (Cerrahi), Akil Muhtar (Özden) ( Fenni), Dr. Bahaettin Şakir ( Kanunu), Dr. Hamdi Suat (Aknar) (Patolojik Anatomi) gibi önemli hocalar bulunuyordu.

Tıbbiyemizin tarihi sadece eğitim tarihi değildir. Savaşlar da Tıbbiyenin tarihi için önem taşır. 20. yüzyılın başında Trablusgarb Balkan Savaşları sırasında Fakültesi hoca hekimlerinin gayretle çalışmışlardır. Birinci Dünya Savaşı sırasında ise Haydarpaşa Fakülte binası Yedek Askeri haline getirildi. Öğretim üyeleri, yardımcıları, yeni mezunlar hatta talebeleri cephelere gittiler. Bu zor günlerde öğretimin aksamaması için gayret gösterildi fakülte kapatılmadı. Savaş sonunda İstanbul’a giren İşgal Orduları Fakültesini kapatmak istediler. 1919 Şubat ayında Fakülte Merkez binasına giren İngilizler burasını yarı yarıya işgal etmişlerdi. Binanın tamamını işgalden korumak için dönemin Fakülte Reisi Akil Muhtar Özden denge siyasetine baş vurarak 1920 yılında dört Fransız doktorunu öğretim kadrosuna atadı. 14 Mart’ın Bayramı olarak kutlanmasına da İstanbul’un işgali sırasında başlandı. Tıbbiyeliler bir 14 Mart’ta İşgalci güçlerin haksız tutum baskılarına şı gösteriler yaptılar. Aynı yıllarda Fakülte hocalarından Süleyman Numan Paşa (İç hastalıkları) Esat Işık Paşa (Göz hastalıkları) İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edildiler. Tıbbiye savaş sırasında büyük yaralar aldı. Fakat on yıl süren savaş sırasında bu fedakar hekimler cephedeki görevleri ile birlikte zor koşullar altında bulaşıcı hastalıklarla da başarı ile savaştılar. Zaferden sonra tıbbi gelişimine hızla devam etti.

1924 ders yılından itibaren FKB (o dönemdeki ismiyle PCN) sınıfı açıldı. Dr. İhsan Hilmi Alantar (Çocuk), Dr. Behçet Sabit (Erduran) (Üroloji), Muzaffer Esat (Güçhan) (İç hastalıkları), Kazım İsmail (Gürkan) (Cerrahi), Şinasi Hakkı (Erel) (Cerrahi) gibi genç isimler Tıbbiye’nin eğitim kadrosuna girerek, savaş yıllarının boşluğunu kısa sürede giderdiler.Haydarpaşa’da öğretim devam ederken, hocalar tekrar İstanbul yakasına dönmek istediler. Bunun için ilk girişim 1925 yılında yapıldı. Fakat 1933 Üniversite Reformuna kadar eğitim Haydarpaşa’da devam etti.

1933 yılında İstanbul Darülfününu lağvedili yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu. Bu kuruluşu gerçekleştiren gereğ İstanbul Üniversitesi Fakültesi Haydarpaşa’dan ayrıldı İstanbul yakasına taşındı. Fakülte idare merkezi bilimler Beyazıt’ta bulunan eski Harbiye Nezareti Binasına (üzerinde Arap harfleri ile Daire-i Umur-ı Askeriye yazan ihtişamlı kapıdan girilerek ulaşılan günümüzde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılan büyük tarihi bina), klinikler Şişli Çocuk, Haseki, , Gureba Bakırköy’de bulunan hastanelere taşındılar. Nazi idaresi sebebi ile Almanya’dan ayrılmak zorunda kalan Musevi bilim adamlarından bazıları 1933 Üniversite Reformundan sonra ’ye geldiler. Çeşitli fakültelerde görev alan bu bilim adamlarından bazıları Fakültesinde öğretim üyeleri ile birlikte öğretim kadrosunda görev aldılar. Bunlardan Hans Winterstein (Fizyoloji), Werner Lipschitz (Biyokimya), Hugo Braun (Mikrobiyoloji), Rudolphe Nissen (Cerrahi), Wilhelm Liepmann ( Doğum), Leopard İgerscheimer (Göz)’i sayabiliriz.

İstanbul Üniversitesi Fakültesi’nin Kampüsü

Tarihi bir yerleşim alanı içinde bulunan İstanbul Üniversitesi Fakültesinin kısmında bulunan ilk binası Belediye tarafından satın alınıp 80 yatakla 10 Temmuz 1911 tarihinde hizmete açılan Taküyiddin Paşa konağıdır. Ahşap olan bu bina ihtiyaca cevap vermediğinden yıktırılarak yerine şimdi Kültür Biriminin bulunduğu yerde idare binası 150 yataklı yeni bir klinik yaptırıldı 1912 yılında hizmete açıldı. Bu bina bir koridorla şu anda Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu binaya bağlıydı. Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu bu yapı önce Cerrahi sonra Şişli Çocuk Hastanesinden nakledilen Üroloji Kliniğine aitti.kullandığı. Hastaneye girişi şu anda Kültür Biriminin bulunduğu binanın bodrum katındaki kemerli kapıydı.

Belediye yaptığı istimlâklerle hastaneyi genişletmeye devam etti. Şu anda Psikiyatri Anabilim Dalının bulunduğu bina 1930 yılında İç Hastalıkları Kliniği olarak hizmete girdi. Bir koridorla İç Hastalıklarına geçiş sağlanan Neşet Ömer Amfisi 1930 yılında Üniversite tarafından inşa edildi. Amfinin altında Patolojik Anatomi Enstitüsü kuruldu.

tarihimizde özel bir yeri olan Farmakoloji Kliniği (Şu anda İstanbul Üniversitesine bağlı olan Kardiyoloji Enstitüsü) 1938 yılında Prof. Dr. Akil Muhtar Özden’in çabaları ile inşa edildi. girişinin sağında günümüzün Göğüs Hastalıkları binası modern bir Göz Kliniği olarak Fakültesi tarafından 60 yataklı olarak 1940 yılında hizmete girdi. Şu anda Nöroşiruji Ortopedi Anabilim Dallarının bulunduğu bina I. Cerrahi Kliniği olarak 1943’te hizmete açıldı. Cerrahi pavyonuna yeni eklenen ameliyathane bloğu ile 3. Cerrahi servisi meydana getirildi. Şu anda Nöroloji ile Fiziksel Rehabilitasyon Anabilim Dallarının bulundu bina Belediye tarafından Verem Pavyonu olarak inşa edildi ve1947 yılında kullanıma girdi. Verem Pavyonunun 100 yatağı 1953 yılında Fakültesi’nin Fitizyoloji Kliniğine verildi.

Günümüzde Hastalıkları Doğum Anabilim Dalına bağlı Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalının kullandığı bina 1946 yılında tamamlandı aynı yıl Bakırköy Akıl Hastanesi içinde bulunan Nörolojiye tahsis edildi.

1953 yılında temeli atılan Hastalıkları Doğum Anabilim Dalı ile Çocuk Kliniğinin bulunduğu binalar kompleksi 1967 yılında tamamlandı Hasekide çalışmalarını sürdüren bu kürsüler yeni binalarına taşındılar.

İstanbul Üniversitesine bağlı tek Fakültesi’nin kampüsü grubu Belediye ile çalışmalarını sürdürürken, Çapa kampüsü grubu da Vakıf hastaneleri ile işbirliği içindeydi. Binaları satın alan İstanbul Üniversitesi 1967’de Vakıf Gureba, 1969’da Belediye ile ilgili bağlantılarını kestiler her iki kampüste de İstanbul Üniversitesi Fakültesine bağlı olarak tamamen yapılmaya başlandı.

İstanbul Fakültelerinin Kurulmaları

Haydarpaşa’dan ayrılan Fakültesi İstanbul yakasında çok geniş bir coğrafyada çalışıyordu. Bilimler Beyazıt’da, Klinikler Bakırköy, Şişli Çocuk Hastanesi, Haseki, Çapa ’daydı. Gerek idari yönden gerekse öğrencilerin bu geniş alanda öğrenim görmeleri zordu. Öğrenci sayısı artmıştı. 1967 yılında fakültesinin ikiye ayrılması Fakültesi’nin 7 Ocak 1967 günkü toplantısında kliniklerin çoğunun kampüsü içinde olması göz önüne alınarak “ Fakültesi” adıyla ayrılmasına verildi. Üniversite Senatosunun 27 Temmuz 1967 78 sayılı ı ile iki fakültesi kurulmuş oldu. Fakültelerinden biri İstanbul diğeri adlarını aldılar. Her iki fakülte dünyaca ünlü öğretim üyelerine sahipti.

, İstanbul Üniversitesinin tek fakültesi döneminden itibaren ; Ord. Prof. Dr. Fahri Arel (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Burhanettin Toker (Almanya’da cerrahi radyoloji ihtisası yapan Dr. Burhanettin Toker ’nın bir Cerrahi hastanesi olması için büyük çaba göstermiştir), Nissen (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Neş’et Ömer İrdelp (İç hastalıkları, Prof. Dr. Muzaffer Esat Güçhan (İç hastalıkları), Igerscheimer (Göz), (Ord. Prof. Dr. Cevat Kerim İncedayı (Cildiye), Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil ( Doğum), Prof. Dr. Necdet Sezer (Göz), Prof. Dr. Sedat Tavat ( Kliniği), Prof. Dr. Necmettin Polvan (Nöroloji), Prof. Dr. Gıyas Korkut (Üroloji), Prof. Dr. Feyyaz Berkay (Nöroşirurji) gibi iz bırakmış hocalara sahip olmanın onurunu yaşar.

Fakültesi

Fakültesi’nin ilk yönetim kadrosu şu öğretim üyelerinden oluşuyordu: Prof.Dr.Celal Öker (Dekan), Prof.Dr.Meliha Terzioğlu, Prof.Dr.Kemal Önen, Prof.Dr.[[Suat Vural, Doç.Dr.Erdoğan Özdamar, Doç.Dr.Mecdi Ramazanoğlu. Yönetim kadrosu akıp giden zaman içinde görevlerini başka öğretim üyelerine devrettiler. Prof. Dr. C. Öker’den sonra sırasıyla Prof. Dr.Osman Barlas, Prof.Dr.Hikmet Altuğ, Prof.Dr.'i Demiroğlu, Prof.Dr.Bülent Berkarda, Prof.Dr.Nurettin Sözen, Prof.Dr.Şefik Kayahan, Prof.Dr.Faruk Yenel, Prof.Dr.Hürol İnsel, Prof.Dr.Nafi Oruç, Prof.Dr.Ahmet Nejat Özbal, Prof.Dr.Fikret Sipahioğlu Prof.Dr.Özgün Enver dekanlık görevini yürüttüler. Şu andaki dekan Prof.Dr.Halil Yanardağ’dır.

İki fakültesi bünyelerinde bulunmayan birimleri kurmaya başladılar. Fakültesi çevresindeki mahalleleri istimlak ederek hızlı bir büyüme sürecine girdi.

Fakültesi kurulduğu yıllarda yerleşim şöyleydi: Şu anda Kültür Birimi olan binanın bodrum katında poliklinikler, giriş katında Dekanlık, Fakülte sekreterliği, bürolar, Başhekimlik; birinci katında Eczane, ikinci katında diğer idari birimler bulunuyordu. Bir koridorla bağlantısı ikinci binanın (Bugünkü Meslek Yüksek Okulu) giriş katında Radyoloji üst katında Üroloji Kürsüsü yer alıyordu. Yer darlığı sebebi ile İdare binası ile Üroloji Radyoloji Kürsülerinin bulunduğu binalar arasına bir bina inşa edilmişti ( Kültür Birimi binasının restorasyonu sırasında bu bina yıktırılmıştır) burayı da Radyoloji Kürsüsü kullanıyordu.

Burhanettin Toker Anfisinin yanına inşa edilen binanın üst katı (Şu anda İş Bankasının yer aldığı bina) Profesörler Kurul Salonu, alt katı okuma salonuydu. Cerrahi binası kompleksi içinde Rehabilitasyon, Ortopedi, Acil poliklinik servisi, Merkez Laboratuvarı, kütüphane, öğrenci kantini yer alıyordu.

Bilimler İstanbul Fakültesinde kalmıştı. Belediyeden alınan Verem Pavyonunda gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra 1969 yılında kliniksiz kürsülere tahsis edildi.

Cerrahi Kliniğine (Bugün Nöroşirurji Ortopedi) kat ilavesi ile Anesteziyoloji Reanimasyon kürsüsü kuruldu.

Doğum Çocuk binaları kompleksi içinde Kulak Burun Boğaz, Psikiyatri, Cildiye kürsüleri bulunuyordu.

Cerrahi içinde kurulan Nöroşirurji Dr. Feyyaz Berkay döneminde kürsü oldu.

Bugünkü Fakültesi

Nöroloji şu anda 1979’da bilimlerin boşalttığı onarımdan geçen yenilenen eski Verem Pavyonunda faaliyetini sürdürmektedir. Celal Öker Reşat Garan amfilerinin de bulunduğu İç Hastalıklarının bulunduğu A Blok 1977 yılında hizmete girdi. Ekrem Kadri Unat, Meliha Terzioğlu Talia Bali Aykan amfilerinin yer aldığı Bilimler binası 1978-1979 yıllarında hizmete girdi. Göz, KKB, Üroloji Dermatoloji 1980 yılında İç Hastalıkları binasına bitişik blok olarak inşa edilen binalarına taşındılar. Genel Cerrahi, Çocuk, Damar, Plastik Cerrahisi klinik ameliyathaneleri ile polikliniklerin de hizmete girmesi ile İç Hastalıklarından başlayıp Genel Cerrahide biten monoblok içinde yer aldılar.

Geçen yıllar içinde bu kısa çeye sığdıramayacağımız anabilim dalları içinde bilim dalları kurulduğu gibi, bazı bilim dalları anabilim dalı oldular.

1987 yılında, Fakülte içinde İngilizce eğitim veren İngilizce ı açıldı.

1842 yılında Mektebi içinde kurslarla öğretime başlayan, daha sonra okul olarak gelişen ebe okulu, Doğum Kliniği ile birlikte Haseki’den ’ya taşındı. 1973 yılında Hemşire Laborant Okullarının ilave edildi gündüzlü olan okula yatılı öğrenci kabulüne başlardı. Üç okul 1975 yılında bugün İngilizce ının kullandığı yeni inşa edilen binasına taşındı. Şu anda iki kat ilave edilerek hemşire lojmanı yapılan bina yatakhaneydi.

Çeşitli okuma salonları bulunan büyük kütüphane binası 1981 yılında hizmete girdi. Kütüphanemize birçok yerli yabancı süreli yayın alınmaktadır. Fakültenin yayını olan “ Fakültesi Dergisi” 1967 yılında yayın na girdi. Kütüphanenin ortamı ile yabancı yayınlara ulaşılmaktadır.

İstanbul Üniversitesine bağlı Bilimleri Enstitüsü, Meslek Yüksek Okulu, Tıbbi sekreterlik, Radyoloji, Laboratuvar önlisans okulları Fakültesi bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Fakülte idari sistemi 1985 yılında reorganize edilerek , Hemşirelik Hizmetleri, Eczacılık,, Teknik Hizmetler vb. birimler kurularak görev yetkileri belirlendi.

Merkez Laboratuvarı Cerrahi İç hastalıkları monobloğu içinde 1981 yılında faaliyete geçti. çalışanlarını daha verimli kılan Kreş de 1981 yılında açıldı.

1000 kişi kapasiteli Oditoryum 1990 yılında faaliyete geçti. Dekanlık idari birimlerin yeni binası 1995 yılında hizmete girdi.

Tıpla ilgili tarihi malzemenin bulunduğu Kültür Birimi 2004 yılında hizmete girdi.

Eski mutfak, çamaşırhane, idare binaları garajının bulunduğu binalar yıkıldı ilki 2000 yılında öğrenci kabul eden 200 yatak kapasiteli iki öğrenci yurdu açıldı.

1995 yılında bilgi işlem merkezi faaliyete geçti.

Edirne Fakültesi 1973 yılın Fakültesi içinde kuruldu. Fakültesi öğrenci sayısı bakımından 1981 yılında ’de bir rekorun sahibi idi. Öğrenci sayısı Edirne Fakültesi öğrencileri ile birlikte 3000’di. Fakültesi 1967-1968 ders yılında 903 öğrenci ile eğitime, 1000 yatak kapasitesi ile hizmete devam ederken 75 000 metrekare alan üzerindeydi. Bugün 140 000 metre kare açık alana, içinde salonları, derslikleri, klinik laboratuvarları, kan merkezi, santral iletişim merkezi, bilgi işlem otomasyon merkezi, kütüphane, yemekhane, lojman, yurt, restoran, bankalar, taksi durağı vb. bulunan 210 000 metrekare kapalı alana sahiptir. Kampüs ağacı, çiçeği çimi ile bir yeşil alan içindedir.

14 Aralık 1930 tarihinde Hastanesini ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal şimdiki hizmetleri meslek Yüksek Okulunun balkonunda oturarak görüşünü “Bu at nalı şeklinde sahile kadar uzanmalıdır” sözleriyle dile getirmiştir. ’ün dediği gerçekleşmiş sahile kadar inmiştir. Küçük bir konakla faaliyete geçen kampüs bugün 2500 civarında öğrencisi, 1100 akademik 657 sayılı yasaya bağlı 2343 personeli ile faaliyet gösteren büyük seçkin bir Fakültesi olarak gelişimini hızla sürdürmektedir.

Personel Bilgileri [değiştir]

Fakültesi öğretim üyesi öğretim yardımcısı sayıları yıllara göre belirgin bir artış göstermiştir. Kuruluşunda 62 olan öğretim üyesi sayısı bugün 528′e, öğretim yardımcısı sayısı ise 138′den bugün 612′e ulaşmıştır. Kuruluşta 39 Profesör, Doçent, 11 Üniversite Doçenti, 36 Uzman 102 Asistan Doktor ile eğitim hizmetlerine başlayan fakültemizde bugün 400 ün üzerinde Profesör, 135 Doçent, 6 Yardımcı Doçent 469 Uzmanlık öğrencisi mevcut bulunmaktadır.

Teknik Bilgiler [değiştir]

Fakültesi kampüsü yaklaşık 140 Bin metre kare açık alana sahip bulunmakta olup içerisinde Dekanlık, Oditoryum, Yemekhane, Kapalı Salonu, Merkez Kütüphane, Bilimler, Monoblok, Yeni Poliklinik, Acil-Ortopedi-Nöroşirurji, Çocuk Hastalıkları- Doğum, Jinekolojik Onkoloji, Nöroloji- , Hemşire Lojmanı, İngilizce , Radyasyon Onkolojisi, Psikiyatri, Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Müzesi Göğüs Hastalıkları olmak üzere toplam 210 Bin metre kare kapalı alana sahip 20 ayrı bina bulunmaktadır.

İstanbul Üniversite’sindeki Konumu [değiştir]

Fakültesi’nin Üniversite Senato sırası 9, Akademik rengi ise Bordo’dur.

Selülitlerinizle başınız daha doğrusu bacaklarınız dertte mi ? Uzmanı Suna Dumankaya, doğal sırları evde yapılabilecek bakım önerileri sunuyor

10 limonun suyu,20 aspirin,limonun suyu kadar susam yağı.
Bu ışımı iyice ıştırıp sorunlu bölgelere sürün, biraz emdikden sonra yarım saat sorunlu bölgeleri çalıştıracak şekilde yapın ya da yürüyün

CİLT ÜRÜNLERİNİ EVDE HAZIRLAMAK
Filika Yayınevi’nden çıkan “Meslek Sırlarım” adlı kitapta Uzmanı Suna Dumankaya, doğal sırları evde yapılabilecek bakım önerileri sunuyor. İşte kitaptan bazı üller…Temizleme sütü ülleriYüzdeki gözeneklere dolan kirleri, ı, cildin doğal yapısını bozmadan temizlemek gerekir. Bunun da en kolay ucuz yolu; evimizde hazırlayacağımız doğal malzemelerden oluşan ışımlardır. Temizleme sütünü, parmaklarınızla yuvarlak hareketlerle sürün.
* Salatalıklı temizleme sütü
Bir salatalık, 25 gr. badem yağı. Uygulama: İyice yıkanan salatalık kabukları soyulmadan rendelenir. 15 dakika kaynatılır süzülür. Üzerine badem yağı ilave edildikten sonra cilt silinir. (Hazırlanan ışım, kapalı bir şişede buzdolabında muhafaza edilir.)
* Sütlü temizleme kremi Malzeme:
500 gram inek sütü, 500 gram saf . Uygulama: Süt kaynatılmadan saf alkolle ıştırılır cilt bu ışımla silinir. ışımın lekeleri de azaltan özelliği vardır. Hazırlanan ışım, kapalı bir şişede buzdolabında muhafaza edilir.* Papatyalı temizleme sütü Malzeme:
Bir kahve fincanı yağlı süt, iki çorba kaşığı sarı papatya. Uygulama: İçine su konulan bir tencerenin üzerine başka bir tencere konur. Malzemeler üstteki tencerede ıştırılıp, kısık ateşte ısıtılır. Sütün üzerinde kaymak oluşmadan, ocaktan alınıp, iki saat dinlendirilir. ışım süzüldükten sonra, cilt silinir. Hazırlanan ışım, kapalı bir şişede, buzdolabında bir hafta muhafaza edilir.
Tonik ülleri
Toniğin içindeki bitkiler cildin rahatlamasını sağladığından, toniklemenin ardından yapacağınız masajın etkisi de artacaktır. Hazırladığınız tonikten birkaç damla pamuğa damlatıp, silmeden tamponlayarak cildinize uygulayın. Toniklemeden sonra cildinize maden suyu püskürtün kağıt mendille tamponlayarak kurutun. Sonra nemlendiricinizi uygulayabilirsiniz.
* Lavantalı tonik Malzeme:
Lavanta, melisa, papatya, hatmi çiçeği, yarım fincan saf , içme suyu. Uygulama: Kaynamış suyun içine birer tutam lavanta, melisa, papatya hatmi çiçeği atılır. 15-20 dakika demlenmesi beklenir. Demlendikten sonra temiz bir kaba süzülür. ışıma yarım kahve fincanı saf eklenir. Hazırlanan ışım, kapalı bir şişede buzdolabında muhafaza edilir.
* Papatyalı tonik Malzeme:
Bir tutam papatya, 500 gr. su. Uygulama: Papatya suda pişirilir buz kabına boşaltılıp, dondurulur. Her gün cilde kompres . Sıkıştırıcı özelliği vardır sarkmayı önler.
* Dere otlu tonik Malzeme:
Bir demet dere otu, 25 gram badem yağı, bir şişe maden suyu. Uygulama: Dere otu yıkanıp, mikserde çekilir. Bir kapak badem yağı maden suyu ilave edilir. ışım buz kabına konup, dondurulur. Her gün cilde kompres . Cildiniz böylece daha sağlıklı, parlak canlı olacaktır. .

sacbakimiyontemleri_kesim.jpgKış bitmek üzere, bu da demektir ki yeni bir görünüme kavuşmanın vakti geldi…
′in trendy renkleri çoktan belli oldu. Şimdi sıra uygulamada… Hangi renkleri kimler kullanmalı, ürünler tercih etmeli, cilt tipinize uygun ton hangisi?

Sizin de bu tarz sorularınız varsa, sayfalarda ilerlemeye devam edin!

İşte size ′in trend ipuçları…

Bu yıl çok sık şılaşabileceğiniz 3 trend var;

• Pembe: Bonibon kadar şeker, çilek gibi leziz. Üstelik ferah enerjik…

• Mavi: Gökyüzünden kot pantolona kadar her yerde, şimdi de yüzlerinizde…

• Rengarenk: Cennette bir kuş düşünün, sadece eğlence için üstelik çok da gösterişli…

Pembe

Tam bir bahar rengi, ruhu aydınlatıp, canlandırıyor. Tabii ki transparan olmak kaydıyla…

Kimler kullanabilir? Açık tenliler uçuk transparan pembeleri tercih edebilir, koyu tenliler ise daha koyu pembeleri. Buğday gibi orta koyuluktaki bayanlar da turuncuya kaçan pembeleri kullanabilirler.

Nerede, kullanılabilir? Pembe gözler, yanaklar dudaklar için oldukça uygundur.

Bir fırçayla elmacık kemiklerinizden itibaren uygulayın. Pudra kullanın ki kalıcı olsun, krem allıklar geçici olabilir.

Gözlerinizde de göz kapaklarınızın Tamamına farklı tonlarda pembeler uygulayabilirsiniz.

ürünler tercih edilmeli?

1. Dudaklarda: Uzun süre kalıcı olan rujları tercih edebilirsiniz. Eğer kremli aloeveralı ürünleri tercih ederseniz; hem dudaklarınızı nemlendirmiş, hem de görüntüsünü pürüzsüzleştirmiş olursunuz.

2. Yüzünüzde: Pembeden kahverengiye kadar farklı tonları barındıran bir pudra kullanırsanız, yüzünüz kıpkırmızı olmaz.

3. Gözler Çok açık pembe kalemleri gözlerinizde dudaklarınızda kullanabilirsiniz.

4. Yanaklar Mavi yeşil pembe ışımı bir allıkla yanaklarınızda çok hoş bir ahenk yaratabilirisiniz.

Mavi

Mavi kesinlikle bu yılın anahtar renklerinden. Kanıt istiyorsanız, dışarı çıkın büyük kozmetik firmalarının koleksiyonlarına bir göz atın.

Kimler kullanmalı? Herkes kullanabilir, sadece doğru tonu bulmak lazım. Mesela kahverengi gözler için açık mavi doğru tonken, mavi gözlüler laciverde yakın renkleri denemeli…

kullanılmalı? Göz kapağınızın alt kısmının tamamına ya da bir çizgi halinde uygulayabilirsiniz. Fakat gözünüzün tamamına uygulamaktan kaçının, çünkü bu çok aşırı görünecektir. Alt kirpiklerinize bir çizgi halinde de uygulayabilirsiniz.

ürünler tercih edilmeli?

1. Dudaklar Neredeyse sıvı transparan olan krem stik rujları, dudaklarınızda kullanabilirsiniz.

2. Gözler Uzun süre kalıcı uçmayan göz farları, ınızın hep düzgün görünmesini sağlar.

3. Mavi bir set Christian Dior, mavinin bu sezon trendi olacağının farkında bunun için harika bir koleksiyonu var.

4. Renkleri kombinleyin Şeker pembesinden sarıya hatta yeşile kadar birçok renkle maviyi bir arada kullanabilirsiniz.

Rengarenk

Sezonun son trendi de birçok renkten oluşan göz ı. Uygulamak pek kolay olmayabilir ama çok göründüğü de bir gerçek.

Kimler kullanmalı? Meydan okumayı seven herkes, bu tarz bir ı denemeli. Kahverengi saç koyu tenliler için seçimi çok daha kolay fakat renkli gözlüyseniz, kullandığınız renklere dikkat etmeniz gerekir.

uygulanır? İlk olarak koyu farı gözünüzün iç kısmına uygulayın, açık olanı da onun üzerine… daha fazla cesaretiniz varsa, koyu farı tekrar kullanabilirsiniz. Yandaki bu makyaja çok iyi bir örnek…

ürünler tercih edilmeli?

1. Kalem farlar: Kullanılması kolay olan kalem farkları tercih edebilirsiniz.

2, 3. Birçok farınız olsun Ne zaman ne giyinmek isteyeceğiniz hiç belli olmaz, siz en iyisi çantanızda birbirine uyumlu fazla renkte far bulundurun

4. Renkli maskara Farklı şeyleri denemekten kaçınmayın. Siyahın dışındaki bir çok renkte maskara, bu ı tamamlamanıza yardımcı olacaktır.leyditürk

’deki her 10 kadından biri için, evlendiği gece nın en kötü gecesi oluyor.Kadınlar eşleriyle seks yapmaktan korkuyor. İstese de, sevse de cinselliği yaşayamıyor. adı verilen bu durum aylarca hatta yıllarca sürebiliyor. Bazı evliliklerde seks hiç yaşanmıyor.

Cinsel Terapist Terapisti Cinsel Enstitüsü Genel Başkanı Dr. Keçe, kadınların en büyük korkularından biri olan ilk gece korkusuyla ilgili soruları yanıtladı:

* ? Daha fazla…
tıpkı deprem gibidir. Kişi umutsuz olduğuna yürekten inanır, ‘Ya canım acırsa’ diye cinsellikten korkar vajina kasları öyle bir kasılır ki, asla ilişkiye giremez. Bu, en önemli cinsel fobilerden biridir. Vajinismusun en belirtisi o an geldiğinde kişinin panik atak benzeri bir durum yaşamasıdır. Yani kişi eşini iter, kasılır, endişe, kaygı duyar. O kadar açık bir kaygı duyar ki, bilinci açık olsa bile kontrolünü yitirir. Bundan utanır, suçluluk duyar, kendinden nefret eder, hayal kırıklığına uğ. Zamanla cinsel isteksizlik çocuk sahibi olamama kaygıları buna eklenir. Bu, için de için de zor bir durumdur. Bazı evlilikler buna sadece 5-10 yıl dayanır. Ancak bu korkular 30 yıl bile devam edebilir.

ANİDEN ORTAYA ÇIKABİLİR

* edildikten sonra tekrarlar mı?
Vajinismusun tipleri vardır. Genelde ilk gece ortaya çı doğru tedaviden sonra geçer. Bazen cinsel hayatı olan kişilerde birden ortaya çı. Doğum yırtıkları, düşükler, kürtaj, kötü sert yapılan bir cinsel muayene bile buna olabilir. Bu kadınlar fiziksel problemler ortadan kalksa bile cinsel birleşme yaşayamaz. Daha önce olmuş kişilerde bu tekrarlayabilir.

* Kolay edilebilir mi?
Geçmişte yaşanan bir cinsel travma yoksa ya da muayene edilebiliyorsa, bu ‘basit ’tur. Nispeten kolaydır. Bazılarında geçmişte yaşanmış cinsel bir travma öyküsü vardır derinlerde bastırılmıştır. Bu, ‘ağır ’tur. zor ama mümkündür. Bazı kadınlar ise partneri ile olan diğer problemleri nedeniyle istemli olarak ağrı, yanma, acı kanama olacağından korkarak cinsel birleşme sırasında kendilerini kasarlar cinsel ilişkiye izin vermezler. Buna da ‘durumsal ’ denir.

* , anne-baba olmaya engel teşkil eder mi?
Hayır, yalnızca sağlıklı mutlu bir cinsel birleşmeye engeldir. Normale göre gebelik şansının az olmasına rağmen, vajenden kayan spermler nedeniyle gebelik oluşabilir. Son yıllarda tüp yöntemiyle anne-baba olan birçok çift var. Sorunlarını çözmek yerine aşılama yöntemi ile anne-baba oluyorlar. Halbuki bu durumda tüp aşılama gibi yöntemler sadece zaman kaybıdır. Normal doğumdan sonra bu sorundan kurtulacaklarını düşünenler yanılırlar. Bazı jinekologlar bile doğum sırasında bu konunun kendiliğinden çözülebileceğini düşünür. Ama genellikle sorun devam eder. Zaten bu çiftler genellikle sezaryeni tercih ederler.

* Eşi olan erkekler ne yapıyor?
Bu önemli bir boşanma sebebi mi? Sanılanın aksine vajinismusun yol açtığı boşanma oranları düşüktür. Çünkü cinsel korkular çifti birbirine yakınlaştırır. Devamlı reddedilme tatminkar olmayan bir ilişki nedeniyle erkekler pasifize olur. Vajinismuslu kadınlar eğer görücü usulüyle evlendirilmemişlerse, eş veya sevgililerini otoriter baskıcı babalarının aksi özellikteki erkeklerden seçerler. öncesi başka kadınlarla yaşadıkları cinsel deneyimleri sınırlı olan eşleri, çoğunlukla aşırı nazik, pasif, girişken olmayan edilgin erkeklerdir. Tencere kapak misali ı-koca birbirlerini kırmaktan aşırı derecede korkar. Vajinismuslu kadınlar birer ‘iyi ’ ise, eşleri de aynı şekilde ‘iyi çocuk’lardır.

ISRAR SORUNU BÜYÜTÜR

* Vajinismusu olan bir kadına kocasının cinsel ilişki için ısrar etmesi normal midir?
Eğer ın korkusunu anlamaya çalışıp ona destek olmak yerine, bir an önce cinsel ilişkiyi gerçekleştirip hem kendisine, hem eşine, hem de ailesine erkekliğini ispatlama gayreti içinde hareket ederse sorun daha da büyür. Maalesef genellikle süreç bu şekilde işler. İlk geceden sonra aile büyüklerine hesap veren çiftler, sorunun büyümesine olur. Vajinismuslu kadınların eşleri istenmedikleri, reddedildikleri, yeteri kadar sevilmedikleri korkusuna kapılabilirler. Ne yapacaklarını bilemezler, ki bu çok normaldir. Hayatlarının cinsel ilişkiye girmeden geçeceğini düşünerek, bu sorundan kurtulmak için kendilerini tamamen işlerine adamayı denerler.haber3

Hem lezzetli, hem de son derece yararlı bir bitki maydanoz. Üstelik de çok bol. Her mevsim, pazar manav tezgahlarında bulmak mümkün. Biz kadınlar için en önemli özelliği içerdiği C vitamini demir. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu şılıyor. Maydanozda ayrıca, kalsiyum, potasyum, kükürt, magnezyum klorin ile A K vitamini bulunuyor.

. Maydanoz bir provitamin A (Beta karoten ) kaynağı olduğu için görme gücüne, kılcal damar sistemine, adrenal bezine troid bezine iyi geliyor. Read the rest of this entry »

Onlar Ege Akdeniz bölgelerinin, özellikle yaşlı turistlere hizmet eden jigoloları. Hemen , 22 ila 35 yaşlarındaki Doğu ya da Güneydoğu Anadolulu gençler.

 

Asıl işleri ya aşçılık ya hamallık ya da garsonluk olan bu gençlerle Hürriyet’ten Şermin Terzi konuştu..

Jigololuk yaptıklarını aileleri bile bilmiyor. Bu işten kazandıkları parayı da ailelerine göndermiyor, “Haydan gelen huya gider” diyerek kendilerine harcıyorlar. Ama bu işe başlık parası biriktirmek için girişenler de var. Hamal Y.D. (25) onlardan biri. “Hamallıktan omuzlarım yara olmuştu. Sevdiğim için 20 bin YTL başlık parası istediler. Hamallıkla bu birikmez. Bir arkadaşım internetten jigololuğu öğrenmiş. Şimdi ben de jigololuk yapıyorum. Hem gözüm gönlüm açıldı hem de üç beş biriktiriyorum.”

Ne güvenli seksten haberleri var ne de seks literatüründen. Prezervatife prezektif, Kama Sutra’ya kasatura, diyecek kadar cahiller. İzmir’de 20, Antalya’da 30 kişilik jigolo organizasyonunun başındaki N.S., çektirmek bir yana, ne kimliklerinin açıklanmasını ne de memleketlerinin bilinmesini istiyor. En korktukları şey polis tarafından yakalanıp de edilmek. Benim polis olduğum paranoyasına kapıldıkları için röportaj yaptığımız yerden kaçanlar bile oldu. Yine de konuşabildiklerime şu soruları sordum: Sistem işliyor? Müşteriler kimler? Jigolo olmak isteyenler kime, nereye başvuruyor? Birbirlerini buluyorlar? Tarifeleri ne? Jigololuktan başka işleri var mı? Aralarında evli ya da sevgilisi olan var mı? Günde kaç kadınla beraber olabiliyorlar? Yabancı müşterileriyle dil bilmedikleri halde anlaşıyorlar? İşte zorlukla öğrendiklerim.

Önce görüşmekten çekinip sonra ikna olanlar arasında, jigololuğa henüz iki ay önce adım atan Y.D beş yıldır jigololuk yapan S.O. var. Y.D’nin jigololuk “mazereti” başlık parası biriktirmek.

Memleketi Muş’tan İzmir’e jigololuk için gelmeden önce, inşaatlarda çalışıyor hamallık yapıyormuş. “Bacım sen bizim oraları bilmezsin” diyerek lafa başladı. “Bizim oralarda iş yok. İnşaatlarda iş bulacaksın, hamallık yapacaksın da üç kuruş biriktireceksin. Ama iş başlık parasına gelince kimse işsizlik dinlemiyor. 10 bin, 20 bin, 30 bin YTL başlık parası istiyorlar. Hamallık yapmaktan omzumda yaralar çıktı. İnşaatlarda çalışmaktan sıkıldım. Arkadaşlarım internette böyle bir iş yapıldığını, bir de üstüne verildiğini duymuş. Ben de duyunca bu işi yapayım dedim. İnternetten tanıştığım N.S ile buluştum. Yaptığım şey kötü bir şey değil ki! Sonuçta başlık parası biriktirmek için çalışıyorum. Hem gözüm gönlüm açılıyor, hem de üç beş biriktiyorum. Henüz yeni olduğum için bana çok fazla iş vermiyorlar ama ben bu işi uzun süreli yapmak istiyorum.”

S.O. ise 33 yaşında Diyarbakırlı. Onun da asıl işi tekstil işçiliği. Jigololuğu onaylamadığını anlatıp “Beş yıldır geldikçe, çağrıldıkça bu işi yapıyorum. Y.D. gibi biriktirmiyorum, bu paradan hayır gelmez” diyor.

“Beni bir kere çağıran müşteri, yine sürekli beni ister” diyerek böbürleniyor. Ama bir sitemi var: “Bizi kimse diye koluna takmıyor, bize kıro diyorlar. Ama bu işe gelince herkes bizi çağırıyor, anlamadım bu işi.”

Kendimi tutamayıp gülmeye başlayınca, “Bak siz de hak veriyorsunuz ki, gülüyorsunuz” diye bana çıkışıyor. Ben de onların sektöründe ne olup bittiğini bilmediğimi, sadece tespitine güldüğümü söyleyince, “Sektör mektör anlamam” diyerek anlatmaya devam ediyor: “Benim hem ihtiyaçlarım şılanıyor hem de kazanıyorum. Bazen insanın iştahını kapatan yaşlı çirkin kadınlar oluyor ama gözümü kapatıp işime bakıyorum.”

JİGOLOLARLA BULUŞMADA NELER YAŞANDI?

Jigololarla buluşmak üzere İzmir’e hareket etmeden önce onlarla telefonda defalarca konuştuk. Onları de etmeyeceğime, fotoğraflarını çekmeyeceğime, gizli çekim yapmayacağıma ikna olmak istiyorlardı. Röportaj için “evet” dediklerinde bile tedirginlerdi. Randevu gününü de, yerini de, saatini de onlar belirledi.

Buluşma yerimiz İzmir’in pek de tekin olmayan bir bölgesiydi. Tenha bir yerde, hiç mdağım beş jigolayla görüşmek pek akıl kárı sayılmayacağı için, bir gazeteci arkadaşımla gittim randevuya. Randevu yerine geldiğimi telefonla bildirdiğimde, hem jigololuk yapan hem de diğer jigoloları organize eden N.S. (29) etrafı tedirgin tedirgin kontrol ederek yanıma geldi.

Bizi aldı kendi seçtiği bir çay bahçesine götürdü. Diğer arkadaşlarının nerede olduğunu sorduğumda, birazdan yanımıza geleceklerini, yolda olduklarını söyledi. Fakat telefonu sürekli çalıyor, yanımdan uzaklaşarak konuşuyor, sıkıntılı bir yüz ifadesiyle geri geliyordu.

“Ters giden bir şeyler mi var?” diye sorduğumda, “Evet, diğer arkadaşlarım sizi yalnız bekliyordu, yanınızdaki erkeğin polis olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden de size söz verdikleri halde gelmeyeceklerini söylüyorlar” dedi.

Dağ başında, hiç madığım beş jigoloylagörüşmeye yalnız gelmemi bekleyemeyeceklerini söylediğimde, “Haklısınız ama huylandılar bir kere ikna olmuyorlar” dedi.

“Tamam o zaman arkadaşım gitsin, onlar gelsin” dedim ama ikna olmadılar. Dakikalarca polis olmadığımıza ikna etmek için dil döktükten, defalarca telefonla konuştuktan gazeteci arkadaşım da yanımızdan uzaklaştıktan sonra diğerleri de gelmeyi kabul etti.

Biri iri yarı 30’lu yaşlarında, diğerleri 20’li yaşlarda , kavruk gençlerdi. Ancak elimi sıkıp bana kerhen merhaba dedikten sadece 30 saniye sonra “Arabamızı kötü bir yere park ettik, gidip hemen geliriz” diyerek ortadan kayboldular. Diğerleri de “Bizim de bir açmamız lazım” diyerek hemen peşlerinden kalktı. Masada yine N.S. ile baş başa kaldık.

JİGOLO ORGANİZATÖRÜ N.S. ANLATIYOR

İşi bilmeyenlere porno izlettirip eğitim veriyoruz

N.S. 29 yaşında asıl işi aşçılık. Beş yıldır jigololuk işinde. Beş parasız bir arkadaşı birkaç yılda ciplerle gezip pahalı elbiseler giymeye başlayınca böyle bir işin varlığından haberdar olmuş. İşin “mahiyetini” öğrenince de “Benim ondan neyim eksik” diyerek bu işe başlamış. Şimdi hem jigololuk yapıyor, hem de jigolo organizasyonu.

, kısa boylu, giyimi sıradan, yakışıklı değil. Ama buna rağmen, “Bir bara gideriz, bizim gibi yakışıklı, bakımlı erkekleri görünce bakışlar üzerimize çevrilir” diye iddialı laflar edecek kadar kendine güveni tam. Kendisine jigolo değil, playboy diyor. Soru işaretli gözlerle ona bakarken açıklıyor: “Playboy, jigolonun kibarcası.”

“Yaptığınız işi ailenizden bilen var mı” diye sorduğumda, “Allah korusun! Anası yaşında kadınla yatıyor diye beni vururlar” diyor gülerek.

Müşterilerini internet, anlaşmalı barlar diğer müşterilerinin referanslarıyla buluyorlar. Anlaşmalı barlar onlara müşteri bulursa yüzde 10 komisyon alıyor. Müşterilerle güvenli olsun diye, kendi belirledikleri otellerde buluşuyorlar. N.S., bazı işkadınlarının fantezi olsun diye işyerine çağırdığını ama bunu güvenli bulmadıkları için gitmediklerini söylüyor. Müşterilerin fantezi isteklerini sorduğumda, Hintlilerin sanatı Kama Sutra’yı kast ederek, “Kasatura mıdır , onu bilip bilmediğimizi soruyorlar” cevabıyla beni dumura uğratıyor.

BU PARADAN HAYIR GELMEZ DİYE AİLELERİNE GÖNDERMİYORLAR

Söylediğine göre müşterilerden saatine 300 alıyorlar. Kimi zaman gecelik, kimi zaman da tatil partneri olarak hizmet veriyorlar! “Bu paranın kaynağı nereden” sorusuna muhatap olmamak için ailelerine çok az gönderiyorlar. Gönderdikleri genellikle asıl yaptıkları meslekten kazandıkları oluyor. Çünkü, jigololuktan gelen paranın, ne kendilerine ne de ailelerine hayrının dokunacağına inanıyorlar. “Bu parayla gelecek kurulmaz, o yüzden de kazandığımızı harcıyoruz, yaşıyoruz” diyor N.S.

N.S., İzmir’de 20, Antalya’da ise 30 kişilik jigolo kadrosunda devlet memurlarının da bulunduğunu, onların randevularını da vakitleri uysun diye hafta sonuna ayarladığını iddia ediyor. Jigoloların kazandıklarının yüzde 50’si N.S’nin cebine giriyor.

ALDATILAN KADINLAR İNTİKAM İÇİN JİGOLO TUTUYOR

Müşterileri arasında zenciler Uzakdoğulular olmadığını söylüyor N.S. En iyi müşterileri İzmir’de Hollandalılar Almanlar, Antalya’da ise Ruslar Almanlar. Hangi dilde anlaşıyorsunuz diye sorduğumda gülerek, “Tarzanca” cevabını veriyor. müşterileri arasında en fazla iş kadınlarının bulunduğunu, kocası tarafından aldatılan kadınların intikam için jigololarla beraber olduğunu anlatıyor. Ama madalyonun bir başka yüzünde de, eşleri tarafından aldatılan erkeklerin intikam için jigololuk yapması var.

YAZIN JİGOLOLUK YAPIYORKIŞIN KÖYLERİNE DÖNÜYORLAR

Jigololuk yapmak isteyenler genellikle internet siteleri üzerinden, ya da bu işi daha önce yapan dıklarının referansıyla onlara ulaşıyor. Kendisi de Doğulu olan N.S, özellikle Doğu Güneydoğu Anadolu’daki gençlerin yazın jigololuk için başvurduğunu, kışın da köylerine döndüklerini söylüyor.

İşi bilmeyen jigolo adaylarını eğitimden geçirdiklerini de anlatıyor N.S. nda toplasan iki görmüş adam gelip jigolo olacağım, diyor. Ona kalsa hurra ın üstüne çullanacak. Ama önce porno filmler izletip ’Bak müşteri en çok bunu ister’ diyoruz. Ben ıma bile bunları yapmadım deyip itiraz edenler çıkıyor. Yapmazsan güle güle, diyoruz.”

Jigolo olmak için kolunda ya da vücudunun herhangi bir yerinde faça bulunmaması şartı da var. Aksi halde müşteriler, “Bu adam psikopat beni de kesebilir” diye düşünüyormuş. Ayrıca, seks shoplarla anlaşmaları var. Satın aldıkları malzemelere vermiyor, şılığında internet sitelerinde reklam yapıyorlar.

PREZEKTİF KULLANIYORUZ!

“Prezervatif kullanıyorsunuz değil mi?” dediğimde “Tabii, prezektif kullanıyoruz” diyor. N.S her ne kadar “Prezektif kullanıyoruz” dese de, ne Y.D ne de S.O. kullanmadıklarını söyledi. Hatta S.O. “Neydi o dediğin? Ondan kullanmayı sevmiyorum, gerek yok” diyor. Kılığı kıyafeti temiz olanın da taşımadığını düşünüyor: “Bizim gittiğimiz tip kişiler taşımaz” diyecek kadar güvenli seksten bihaberler.