nedir

KİTABIN ADI : SEFİLLER
KİTABIN YAZARI :
YAYINEVİ : VARLIK YAYINLARI
BASIM YILI : 1992KİTABIN KONUSU

Bu romanda Jean Valjean adlı bir köylünün, 19. yy.’un ilk 30 yılındaki serüvenleri anlatılır.Valjean aç ailesini doyurmak için ekmek çaldığından bir kadırgada kürek çekmeye mahkum edilmiştir.

ESERİN ÖZETİ

Birkaç kez kaçma girişiminde bulunduğundan mahkumiyet süresi 19 seneye çıılır 1815’de serbest bırakılır. Valjean Güney Fransa’da D kasabasına gider. Bir kürek mahkumu olduğundan kimse onu barındırmak istemez. Sonunda yaşlı çok iyi bir insan olan kasabanın piskoposu onu yanına alır ona çok iyi davranır. Valjean onun bu konuk severliğine piskoposun takımlarını çalmakla şılık verir. Polis kısa bir süre sonra Valjean’I yakalar piskoposa getirir piskopos Valjean’I hayrete düşürürcesine, takımını Valjean’a verdiğini söyler. Valjean’ın şılaştığı bu durum onu derinden etkiler. Ondan sonra piskoposun güvenine layık olmaya mümkün olduğu kadar erdemli dürüst bir hayat sürmeye söz verir.

Valjean yıllar sonra takma bir adla Kuzey Fransa’da mücevherat üreticisi olarak devam ediyordur. Üretimde bir iki basit gelişme gerçekleştiğinden şimdi varlıklı bir insandır. Kasaba halkının güvenini kazanmış hatta belediye başkanı bile seçilmiştir. Kasabanın müfettişiJavert, tam bir dedektiftir amirinin kişiliğinden şüphe eder. Onu tam yakalattıracağı sırada adının Valjean olduğu bir diğer insanın başka bir suçtan yakalandığını tekrar kadırgaya gönderileceği haberini alır. Çok mahçup duruma düşen polis müfettişi belediye başkabıbdan özür diler, onun hakkında şüphelere düştüğünü anlatır. Valjean kendi adını taşıyan suçsuz bir insanın acı çekmesinden ötürü vicdan azabı duyar. Kahramanca bir hareketle mahkemeye gider, kendisini tır kendi isteğiyle kürek mahkumluğuna döner. Birkaç yıl sonra tekrar kaçar kuzeye gider. Üretici olarak iş yaptığı yılların şılığı olan parayı buraya gömmüştür. onu rahatça geçindirebilecek çevresinede etmesine de imkan verecektir. İlk işi Cosetta adında bir ı aramak olur. bir zamanlar yanında çalışan Fantina’nın ıdır. Fantina ına bakmak için fahişelik yapmıştır. Fantina artık ölmüştür onu yetiştiren üvey anne babası ona kötü muamele etmektedir. Valjean onu evlatlık alır ona derin bir sevgiyle bakmaya başlar. Beraberce Parise giderler. Valjean bir rahibe manastırında bahçı olarak çalışmaya başlar Cosette da manastırın okuluna gider.

Cosetta büyüyünce Parisli bir öğrenci olan marius Pontmercy adında bir genç onunla ilgilenir. Cosette Marius, Paris’in Luxenburg Gardens adındaki parkında tanışırlar Valjean’ın kendisini Cosette’yi gizli tutmasına rağmen gizliden gizliye mektuplaşırlar.

Olaylar, ülkedeki iç huzursuzluklar sırasında doruğa ulaşır. Sosyalistler 1832’de, Paris’te hanedanlığa şı sız kalan bir baş kaldırma hareketine girişirler Marius arkadaşları bu isyanda yer alırlar sosyal adalete bağlılığından ötürü olduğunun meydana çıkmasına bile aldırış etmeyen Valjean da isyana katılır. Sokak çatışmalarının ortasında eski düşman Javert ile şılaşırlar. Onun bütün hayatı şimdi ellerindedir.Gerçi bir tek şun Javert’I ortadan kaldıracaksa da Valjean Jvert’ı serbest bırakır. Valjean’ın bu davranışı Javert’in, kesin meşruiyet hukuka dayanan ahlaki dünyasını alt üst eder. nda ilk defa olarak bir mahkumun kanuna saygı duyan bir vatandaştan daha iyi bir insan olacağını düşünür kendini öldürür.

Bu arada barikatlar ardına çekilen isyancılar çevrilir. şı tarafın kuvvetleri daha fazladır. Çarpışmalar sırasında Marius ağır yaralanır. Valjean Marius’u, sırtında taşıyarak yer altındaki lağım kanallarına götürür. Burası hoş bir yer olmasa da, çatışma alanından uzaktır. Kendisini tamamen kaybetmiş hemen hemen ölü olan Marius, büyükbabasının evine getirilir. Marius nı kimin kurtardığını bilmemektedir.

Valjean, Cosette ile Marius arasına girmemeye verir. Cosette’nin Marius’u sevdiğini onunla evlenmek istediğini anlar. Cosette’ye büyük miktarda verdikten sonra inzivaya çekilir. Marius önceleri bunu kabul eder fakat nı kurtaranın Valjean olduğunu öğrenince Cosette ile birlikte son bir defa görmek için ihtiyar adamın yatak ucuna giderler. Valjean ölüm yatağında, seneler önce, evliya gibi biri olan psikopozun inanılmaz bir jestle kendisine ettiği böylece Valjean’ın ruhunu kazandığı gümüş şamdanlığı Cosette’ye eder.

ANAFİKRİ

Kendisine her zaman kötü davranılan bir mahkumun, kendisine iyi davranan biriyle
beraber olduğu zaman kişiliğinin davranışlarının iyiye doğru gidişatı gözlenmiştir.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ

JEAN VALJEAN: ın kahramanı. Önceleri basit, çalışkan bir köylüyken sonradan bir mahkum olarak hayata küskünlük duyar.

JAVERT: Hiç bir zaman satın alınamayacak kadar namuslu bir polis memuru.

MARIUS PONTMERCY: Albayın oğlu. Kendisini babasının anısına adıyan bir genç.

COSETTE: Fantine’nin ı, Valjean’ın evlatlığı. Sevimli bir .

FANTINE: Karakteri bakımından iyi bir ise de şartlar onu bir fahişe olmaya zorlar.

KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Eserde tarihsel olaylar, kişilik çözümlemeleri, siyasal düşünceler, insanlar arasındaki günlük basit ilişkiler iç içe büyük bir ustalıkla anlatılmıştır.

1948 yılında Samsun”da doğdu.

İlk kez 1964″de Ankara Devlet Tiyatrosu”nda sahneye çıktı. Ankara Sahnesi Halk Oyuncuları”nda çalıştı. Oyun Treni, Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?, Bu Oyun Oynanmalı?, Olsun!, Ne Olur Ne Olmaz gibi dizilerinin yapımcılığını üstlendi.

1978″de şehir adlı filmle sinemaya geçti. Ne Olacak Şimdi? Mavi Muammer adlı filmlerde oynadı. Hodri Meydan Topluluğu adlı tiyatro grubunu kurdu. Eşi Oya Başar ile birlikte Çirkin adlı oyunları sergiledi. Üç Baba Hasan, Kadıncıklar adlı oyunları sergiledi.

17 yıl süren Olacak O Kadar adlı ını hazırladı. İlk sinema yönetmenlik denemesini Son adlı filmle yaptı. Daha sonra Şeytan Bunun Neresinde adlı filmi yönetti.

1998 yılında Kültür Bakanlığı”nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını aldı.


Filmografi

Ağa ı, 2004 (Oyuncu : Osman Ağa-Hasan Ağa rolünde)
Kendini Bırak Gitsin, 2004
Şeytan Bunun Neresinde, 2002 (Oyuncu yönetmen)
Son, 2001 (Oyuncu, senarist yönetmen)
Ölürsün Gülmekten, 2000
Mavi Muammer, 1985 (Oyuncu : Muammer rolünde)
N”Olacak Şimdi?, 1979(Oyuncu: Orhan rolünde)
Şehir, 1978 (Oyuncu : Ökkeş rolünde)

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Tam adı Uma Karuna Thurman olan Hollywood”un ünlü ı Uma Thurman, 29 Nisan 1970’te, Tibetli Budist bir rahip aynı zamanda Colombia Üniversitesi profesörü olan bir baba model bir annenin dördüncü çocuğu olarak Amerika”nın Boston kentinde dünyaya geldi. Dechen, Ganden Mipam adında 3 kardeşi olan Thurman”ın ailesi Budizme inandıkları için çocuklarına bu Hint isimlerini verdiler. (Uma ismi, “kutsal bağışlayıcı” anlamına geliyor)

3 kardeşiyle birlikte Massachusetts Amherst Woodstock”ta büyüyen, New England”da bir konservatuarda okuyan sanatçı, 15 yaşındayken ”lu iki menajer tarafından keşfedildi. 16 yaşında, oyunculuk dalında kariyer yapmak üzere ”taki Profesyonel Çocuklar Okulu”na geçiş yapman aktris, burada geçimini bulaşıkçılıktan modelliğe pek çok farklı iş yaparak sağladı.

İlk olarak Anthony Michael Hall”le birlikte rol aldığı “Johhny Be Good” ile kamera şısına geçen Thurman”a uluslararası ün kazandıran , tanrıça Venüs rolünü üstlendiği, Terry Gillian”ın 1988 yapımlı fantezi tarzındaki “The Adventures of Baron Munchausen / Baron Munchausen”in Maceraları” oldu.

Stephen Frears”ın 1988 yapımlı “Dangerous Liaisons” adlı yapıtında ünlü aktör tarafından baştan çıılan 18. yüzyıl manastır bakiresi portresi, çarpıcı çok yönlü bir aktris olan Thurman”a eleştirmenlerin övgüsünü getirdi. Ertesi yıl Fred Ward Maria de Medeiros”la birlikte rol aldığı, Philip Kaufman yapımı “Henry & June”da Henry Miller”ın nevrotik, erotik eşcinsel ısını canlandırdı.

, 1990″da John Boorman”ın yönettiği “Where The Heart Is” adlı komedide Dabney Coleman”ın üç şımarık çocuğundan biri olan Daphne McBain rolüyle sinemaseverlerin şısına çıktı. 1992 yılında ise Phil Joanou”nun gerilim tarzındaki “Final Analysis” filminde Richard Gere Bassinger”la birlikte kamera şısına geçerek, Diana Baylor adındaki bir psikoterapi hastasını canlandırdı.

Bunun ardından, John Malcovich”le “Jennifer Eight” adlı yeni bir gerilim filminde bir kez daha bir araya gelerek Andy Garcia”nın kör arkadaşı Helena rolünü üstlendi. 1993 yılında John McNaughton”un yönettiği “Mad Dog and Glory”de Bill Murray”nin nı kurtarmak için Robert de Niro”nun hizmetine giren Glory isimli bir barmaid rolünü canlandırmaktaydı. Aktristin belki de bugüne kadarki en egzantrik filmi ise, yine aynı yıl çekilen Gus Sant yapımı “Even Cowgirls Get The Blues” oldu. Thurman filmde sinemaseverlerin şısına otostopçu biseksüel hippi “Sissy Hankshaw” karakteriyle çıkmıştı.

1995″te Quentin Tarantino”nun büyük yankı uyandıran “Pulp Fiction / Ucuz ”ındaki rolüyle Oscar”a aday gösterilen sanatçı, filmde bir mafya babasının seksi sevgilisi Mia Wallace”ı canlandırmaktaydı. Aynı yıl Vanessa Redgrave”le birlikte romantik bir çalışma olan “A Month By The Lake”te rol alan aktris, 1996 yılında Ted Demme”in yönettiği “Beautiful Girls” Michael Lehmann”ın yönettiği “The Truth About Cats & Dogs” filmleriyle kamera şısına geçti.

Bir sonraki yıl Arnold Schwarzenegger, George Clooney Chris O”Donnell ile birlikte kamera şısına geçtiği “Batman & Robin”de Poison Ivy/Dr. Pamela Isley karakterini canladıran aktris, Ethan Hawke”yle başrolünü paylaştığı “Gattaca”da ise Irene Cassini rolündeydi. Sanatçı filmin setinde yakışıklı aktör Ethan Hawke’la tanıştı çift kısa bir süre sonra evlendi. Oyuncu, bu evlilikten Maya Ray (1998) Roan’ı (2002) dünyaya getirdi.

Thurman, 1998″de Gérard Depardieu ile birlikte başrollerini paylaştığı Fransız bir soylu rolünü canlandırdığı “Les Misérables / ”le, ardından da Ralph Fiennes Sean Connery ile birlikte oynadığı “The Avengers / Tatlı Sert” filmiyle izleyiciyle buluştu. 1999 baharında Classic Stage Company”de Moliére”in “The Misantrphe”unun modern uyarlamasıyla ilk tiyatro çıkışını yapan Thurman, aynı yıl Woody Allen”ın “Sweet and Lowdown” isimli filminde Sean Penn Samantha Morton”la birlikte rol aldı.

Farklı tarzda zorlu pek çok rol üstlenerek kendini kanıtlamış olan Thurman, “Sweet and Lowdown” filminde oynadıktan sonra modellik günlerine geri döndü 2000 yılında Fransız kozmetik firması Lancome’da model reklam sözcüsü olarak çalışmaya başladı. Empire Magazine’nin sinema tarihindeki en seksi 100 bayandan biri olarak kabul ettiği sanatçıyı, 1900’lerde geçen “The Golden Bowl / Kap”da zengin bir mirasçı olarak başrolde izledi sinemaseverler. Sanatçının yine aynı yıl rol aldığı bir başka dönem draması da, 17.yy. Fransa”sında geçen “Vatel” oldu.

Aktris, 2002 yapımlı “Hysterical Blindness” filmindeki rolüyle “En İyi Oyuncu” dalında Küre’ye layık görüldü. “Tape / Kaset”te gerçek hayattaki oyuncu eşi Ethan Hawke ile kamera şısına geçen oyuncu, filmdeki güçlü karakter rolüyle dikkatleri çekti.

Aksiyon filmlerinin temposuna alışkın olan Thurman, Quantin Tarantino’nun yönetmenliğini üstlendiği 2003 yapımı “ Bill”de oynamayı kabul etti fakat filmin çekimleri ın hamileliği yüzünden ertelendi. Hawke’la olan evliliğinden ikinci çocuğunu dünyaya getiren Thurman, hızlı bir şekilde vererek rolü için hazırlıklarını tamamladı. İki halinde çekilen ilk ü 2003’ün ekim ayında vizyona giren “ Bill Vol. 1″ içerdiği aşırı şiddet öğeleriyle seyirciyi adeta şok eder nitelikte bir yapıt olma özelliğine sahip.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Oynadığı birçok karaktere rağmen sinema severlere kendisini Oburiks karakteriyle çok sevdiren Fransız aktör Gerard Depardieu, 27 Aralık 1948’de Chateauroux, Indre’de dünyaya geldi. sigarayla çok erken yaşta tanışan sanatçı, henüz yaşındayken evden kaçıp Michelle Irène adlı iki fahişeyle yaşamaya başladı. Ufak tefek suçlar da bu alışkanlıklara eklenince bir süre hapiste yatmak zorunda kalan Depardieu, 16 yaşında hapisten çıkıp Paris’e döndü.

ŞÖHRET KAPIDA

Bu dönemde Thétre Nationale Populaire’in oyunculuk seçmelerine katılan lı olan Depardieu’un yaşamında yeni bir sayfa açıldı. Bu yıllarda Marguerite Duras, Peter Hanke, Israel Horowitz Moliere yazarların yarattığı karakterleri sahneye taşıyan sanatçı, on beşten fazla oyunda rol aldı; ancak adını 1973 yılında rol aldığı Bertrand Blier’nin ‘Les Valseuses’ filmi ile duyurdu. Bu Fransız sinemasında yeni bir tür kahraman yarattı oyuncunun popülaritesini inanılmaz artırdı.

Bu yıllarda art arda çok önemli yönetmenlerle çalışan genç Gerard, 1974 yılında Claude Sautet’nin ‘Sen, Ben Diğerleri’ Claude Goretta’nın ‘Pas si méchant que ça’sında rol aldı. 1976 yılında Barbet Schroeder’in ‘Metres’, Bernardo Bertolucci’nin ’1900’ Marco Ferreri’nin ‘Son ’ı ile aynı yönetmenin 77 yapımı ‘ Düşü’ filminde rol aldı. Sanatçı bu yıllarda ‘Şebeke’, ‘Ona Sevdiğimi Söyleyin’, gibi birçok filme daha imza attı.

DÜNYA ÇAPINDA ÜNLENDİ

Şöhretini ülke dışına taşımayı başaran aktörlerden olan Depardieu, İngiltere, Almanya, İtalya ABD yapımı birçok filmde rol aldı. İri yarı cüssesi muazzam oyunculuk yeteneği ile 1970 80’lerin en üretken Avrupalı başrol oyuncusu olan Depardieu’nun birlikte çalıştığı yönetmenler arasında Marguerite Duras, Francis Weber, Claude Sautet, François Truffaut, Calude Miller, Alain Resnais, Maurice Pialat, Claude Berri, Bertrand Bilier gibi önde gelen Fransız yönetmenlerin yanı sıra, Ridley Scott, Randall Wallace gibi büyük gişe filmleriyle nan yönetmenler Peter Weir, Kenneth Branagh gibi sanat sinemasıyla ticari sinema arasında yer alan isimler de yeralıyor.

“BENİM İMAJIM YOK”

Mesleği ile ilgili olarak “Benim imajım yok. Bir aktörün belirli bir imajı olmasını hiç doğru bulmuyorum, aksine hiçbir imajın temsilcisi olmamalı ki farklı kalıplara rahatlıkla girebilsin” diyen sanatçı, ‘Danton’, ‘Cyrono’, ‘Rodin’, ‘Vidocq’ gibi efsaneleşmiş karakterleri ihtişamlarına uygun canlandırdığı gibi, yaşamın içinden kopup gelmiş karakterleri de alçakgönüllü bir yalınlıkta perdeye taşıdı.

DEV CÜSSE, DEV YETENEK

90’lara yaklaşıldığında iyice artan kilolarıyla görünümü değişse de yeteneğinden hiçbir şey eksilmedi. 1990 yılında Jean-Paul Rappeneau’nun yapıtından uyarlanan ‘Cyrano de Bergerac’taki performansıyla, Cannes Festivali’nde ‘En İyi Aktör Ödülü’ ‘César Ödülü’ kazandı. Ayrıca bu rolle Oskar BAFTA’ya da aday gösterildi. Sanatçı daha önce de 1980 yapımı ‘Son Metro’ filmindeki performansıyla Cesar Ödülü almıştı. Cyrano ile yakaladığı nın ardından aynı yıl, Peter Weir’ın yönettiği ‘Yeşil Kart’ta Andie McDowell’la birlikte rol alan Depardieu, kendine farklı bir izleyici kitlesi yaratmış oldu. Bu deneyimin ardında, ’1492 - Cennetin Keşfi’, ‘Kahraman Babam’, ‘Hayal Arkadaşım’ ‘Hamlet’te rol alan sanatçı ‘Demir Maskeli Adam’ filminde de ile kamera şısına geçti. Bu birliktelik daha sonra ‘Les Misérables-’in uyarlamasına da taşındı.

KAMERA ARKASI DENEYİMİ

Kamera arkasında da deneyimli olan sanatçı, 1984 yapımı ‘Le Tartuffe’ün yönetmenliğini, 1988 yapımı ‘A Strange Place to Meet’in Satyajit Ray’in yönettiği ‘Shakha Proshaka/Branches of the Tree’nin de ortak yapımcılığını da üstlendi.

TEHLİKELİ ZEVKLER

Bu denli yoğun çalışmasına rağmen bazı zevklerinden de vazgeçmeyen sanatçının bu tutumu zaman zaman sağlığına da yansıdı. 1990’da alkollü araç kullanmaktan 6 ay süreyle ehliyetine el kondu 2 ay hapis yattı. 1996 yılında bindiği uçak havaalanında başka bir uçakla çarpıştı ama Depardieu yara almadan bu kazadan kurtuldu. 1998’de ciddi bir motosiklet kazası geçiren bir süre komada kaldıktan sonra sağlığına yeniden kavuşan sanatçı, 2000 yılında da by-pass ameliyatı oldu.

Depardieu’nun, büyük bir zevkle miktarına dikkat etmeden yediği, bolca içki tükettiği kendine dikkat etmediği için zaman zaman tekleyen bu hantal bedeni ne kadar güçlü olduğunu kanıtlasa da sanatçı bundan bir ders almış olacak ki nın geri kalan ü için önemli bir almış: ‘Dinlemek’. Depardieu, “Ameliyattan sonra ma şı büyük bir hayranlık duydum. Çocuklarıma, kariyerime, sinemaya, beni seven sevdiğim bütün insanlara. verdim, artık onları dinleyeceğim, herkesi dinleyeceğim!” diyor.

BÜYÜK ONUR

1996’da Fransa’nın en yüksek onuru olan ‘Chevalier du Legion d’Honneur’a layık görülen sanatçının birçok filmde birlikte rol aldığı ilk eşi Elisabeth (Guignot) Depardieu’den Guillaume Julie adında iki çocuğu var. Bu arada Guillaume da babası gibi aktörlük yapıyor. Elisabeth ile ilişkisi bittikten sonra 1990’ların ortasında Carole Bouquet ile adı anılan aktörün son hayat arkadaşı ise 11 Haziran 2001 evlendiği Marie Lemieux.

Her yıla ortalama üç sığdıran Depardieu, yla canlandırdığı onlarca farklı karakterin yanısıra özel yaşamıyla da hep gündemde kalmayı yor. Oyunculuğun yanısıra iyi bir şarap üreticisi olan sanatçının Loire’da üzüm bağları, Romanyada da tekstil firması var.

FİLMOGRAFİ

Pacte du silence, Le (2003)
Tourtereaux, Les (2003)
Bon voyage (2003)
Crime Spree (2002)
Blanche (2002)
Between Strangers (2002)
City of Ghosts (2002)
Aime ton père (2002)
I Am Dina (2002)
Astérix & Obélix: Mission Cléopâtre (2002)
Streghe verso nord (2001)
Vidocq (2001)
CQ (2001)
Concorrenza sleale (2001)
Placard, Le (2001)
In the Shadow of Hollywood (2000)
102 Dalmatians (2000)
Zavist bogov (2000)
Vatel (2000)
Acteurs, Les (2000)
Tutto l”amore che c”è (2000)
Mirka (1999)
Un pont entre deux rives (1999)
Astérix et Obélix contre César (1999)
Bimboland (1998)
Junket Whore (1998)
amore esiste, La (1998)
Man in the Iron Mask, The (1998)
XXL (1997)
Hamlet (1996)
Plus beau métier du monde, Le (1996)
Secret Agent, The (1996)
Bogus (1996)
Unhook the Stars (1996)
Garçu, Le (1995)
Anges gardiens, Les (1995)
Hussard sur le toit, Le (1995)
Élisa (1995)
Cent et une nuits de Simon Cinéma, Les (1995)
Machine, La (1994)
Colonel Chabert, Le (1994)
Pura formalità, Una (1994)
My Father the Hero (1994)
Germinal (1993)
Hélas pour moi (1993)
François Truffaut: Portraits volés (1993)
1492: Conquest of Paradise (1992)
From Time to Time (1992)
Tous les matins du monde (1991)
Mon père ce héros (1991)
“Merci la vie” (1991)
Green Card (1990)
Uranus (1990)
Cyrano de Bergerac (1990)
I Want to Go Home (1989)
Trop belle pour toi (1989)
Deux (1989)
Camille Claudel (1988)
Drôle d”endroit pour une rencontre (1988)
Fugitifs, Les (1986)
Rue du départ (1986)
Je hais les acteurs (1986)
Jean de Florette (1986)
Tenue de soirée (1986)
Une femme ou deux (1985)
Police (1985)
Rive droite, rive gauche (1984)
Tartuffe, Le (1984)
Fort Saganne (1984)
Compères, Les (1983)
Homme blessé, L” (1983)
Lune le caniveau, La (1983)
Danton (1982)
Retour de Martin Guerre, Le (1982)
Grand frère, Le (1982)
Chèvre, La (1981)
Femme d”à côté, La (1981)
Choix des armes, Le (1981)
Dernier métro, Le (1980)
Je vous aime (1980)
Mon oncle d”Amérique (1980)
Inspecteur la Bavure (1980)
Loulou (1980)
Buffet froid (1979)
Temporale Rosy (1979)
Chiens, Les (1978)
Ingorgo - Una storia impossibile, L” (1978)
Sucre, Le (1978)
Préparez vos mouchoirs (1978)
Ciao maschio (1977)
Linkshändige Frau, Die (1977)
Violanta (1977)
Nuit, tous les chats sont gris, La (1977)
Dites-lui que je l”aime (1977)
Camion, Le (1977)
Baxter, Vera Baxter (1976)
Plages de l”Atlantique, Les (1976)
René la canne (1976)
Barocco (1976)
Maîtresse (1976)
1900 (1976)
Dernière femme, La (1976)
Bertolucci secondo il cinema (1975)
Je t”aime, moi non plus (1975)
Sept morts sur ordonnance (1975)
Pas si méchant que ça (1974)
Valseuses, Les (1974)
Vincent, François, Paul… et les autres (1974)
Stavisky… (1974)
Femme du Gange, La (1973)
Gaspards, Les (1973)
Rude journée pour la reine (1973)
Deux hommes la ville (1973)
Affaire Dominici, L” (1972)
An 01, L” (1972)
Au rendez-vous de la mort joyeuse (1972)
Nathalie Granger (1972)
Scoumoune, La (1972)
Viager, Le (1972)
Tueur, Le (1972)
Un peu de soleil l”eau froide (1971)
Vie sentimentale de Georges Le Tueur, La (1971)
Cri du cormoran, le soir au-dessus des jonques, Le (1970)
Beatnik et le minet, Le (1965)

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Fransız şair yazar , Fransa tarihinin en çalkantılı günlerinde, 1802’de dünyaya geldi. Napolyon ordusunda general olan babası, imparatorun parlak döneminde önemli görevlerde bulundu, bir çok dış ülkeye seyahat etti ’te valilik yaptı. Hugo, anne babası arasındaki geçimsizlikler nedeniyle genellikle annesinden uzak kaldı babası ile yaşadı. microsoft-com:office:office" />

Hugo ilkokula İspanya’da başladı ancak İspanyol aristokratlarının çocuklarını kabul eden bu okulda, sonradan soyluluk ünvanı almış bir burjuva generalin oğlu olması, alay konusu edilerek dışlanmasına yol açtı. Yazarların ürünleri ile yaşam öyküleri arasında ilişki kurmak eğilimindeki araştırmacılar, İspanyol okulunda geçen günlerin, Hugo’nun aristokrasiye bir yandan hayranlık duyup bir yandan da nefret etmesi gibi gerilimli bir duyguya kapılarak liberal-demokratik ilkeleri seçmesinde büyük rol oynadığını iddia etmişlerdir.

Napolyon’un imparatorluktan düşmesi ile birlikte Hugo ailesi için zor günler başladı. Paris Hukuk Fakültesi’nde başladığı yüksek öğrenimine maddi sıkıntılar yüzünden devam edemedi ayrıldı. Ayrıldıktan sonra kendini kitaplara veren Hugo, ilk şiirlerini de bu yıllarda yazdı. Annesinin ölümüyle sefaletin eşiğine gelen genç yazarı bu güç durumdan kurtaran yirmili yaşlarda yayınlanan -kraliyet yanlısı- şiirleri oldu; XVIII.Lois tarafından bin frank aylığa bağlandı, Chateaubriand’ın ilgisini çekti romantik akımı benimsemesinden sonra parlak bir kariyerin kapısını araladı.

1827’de “Cromwell” 1830’da “Hernani” oyunları, -tıpkı Namık Kemal’in “Vatan Yahut Silistre”sinin Osmanlıda yarattığı- isyana benzer bir heyecan uyandırdı Paris’te. 1830 yılında ”nun Hernani piyesinin oynanmasından sonra romantiklerle klasik taraftarları arasında “Hernani Savaşı” denilen basladı. Bu romantiklerin “klasizm” şısında kesin zaferiyle sonuçlandı.

Hugo’nun ilk ı ise “Notre Dame’ın Kamburu”dur(1831). Bugün okunduğunda, yazarın en yüzeysel ürünü olarak değerlendirebileceğimiz bu ın nispi sızlığı, Hugo’nun maddi nedenlerle yayınevinin ısrarına boyun eğerek metnini çok kısa bir sürede tamamlamak zorunda kalmasındandır. Yine de, Hugo’nun yükselen ünü, Fransa’da bu kitabının da sevilerek okunmasını sağlamıştır.

1831-1941 arasında çok sayıda şiir, piyes yazan Hugo, 1841’de Fransız Akademisi’ne seçildi. 1848 İhtilali’nden sonra Cumhuriyetçi saflara geçti Cumhurbaşkanlığı için aday bile oldu. Kendisi seçilemedi, ama seçilen Louis Napolyon’u destekledi. Ancak Napolyon da imparatorluğunu ilan edince, Hugo 1851’de Fransa topraklarını terk ederek –yirmi yıl sürecek gönüllü bir sürgünü geçireceği- Channel Adaları’na yerleşti. Burada yazdığı “”(1861), onun en çok nan sevilen eseridir. İmparatorluk dönemi sona erip Üçüncü Cumhuriyet kurulunca, , Paris’e bir kahraman olarak döndü. Millet meclisine seçildi, ama politikadan çok edebiyatla ilgilenmeyi tercih etti. 1885’de öldüğünde, büyük bir törenle Pantheon’a gömüldü.

19.yy Paris’inden insan manzaraları; “”


“” ı, kahramanları; kürek mahkumu Jan Valjean polis müfettişi Javert arasında sürüp giden bir kovalamacanın hikayesi üzerine kuruludur. Jan Valjean, yoksul bir köylüdür, ailesini doyurmak amacıyla çaldığı –yalnızca- bir somun ekmekten dolayı kürek cezasına çarptırılmış, defalarca kaçma teşebbüsünde bulunduğundan cezası katlanmış on dokuz senelik hapisten sonra inançlarını yitirmiş, topluma öfke kin duyarak tahliye olmuştur. Sefil bir halde geldiği “D” kasabasında, kasabanın piskoposundan gördüğü iyilikle aydınlanır ruhu.

Hayata ahlâk fazilet sahibi iyiliksever bir insan olarak yeniden başlayan Valjean, Fransa’nın kuzeyinde ucuz mücevher imalatçılığı yaparak yaşamaktadır şimdi; geçmişini gizlemiş, zenginleşmiş herkesin sevgisini kazanıp kasabanın belediye başkanı olmuştur. Valjean’ın gizlediği geçmişten şüphelenen detektif Javert, araştırmaya koyulur “D” kasabasındaki hırsızlık olayına kadar ulaşır. Oysa, isim benzerliğinden, bir başkası Jan Valjean’ın yerine tutuklanmış, mesele kapanmıştır. Ne var ki Valjean’ın ahlâkı, kendi yerine bir başkasının hapsedilmesine izin vermez. Teslim olur yeniden küreğe gönderilir.

Aradan bir kaç yıl geçtikten sonra bir kez daha kaçmayı başaran Valjean, teslim olmadan önce sakladığı -namusuyla kazanılmış- paralarını alır, eski bir fahişe olan Fantiana’nın ı Cosette’i bulur bir manastırda bahçı olarak çalışmaya başlar. Evlat edindiği Cosette ise rahibe okuluna gitmektedir. Müfettiş Javert’ten kurtulmuş gibidir Jan Valjean.

Bu sakin hayat, Cosette’in genç bir genç olmasıyla değişir. Babası Napolyon ordusunda subaylık yapmış bir delikanlı; Marius’a aşık olmuştur Colette. Zengin dedesi tarafından büyütülen Marius, 1832’de isyan eden sosyalistlerin safındadır. Her zaman haklıdan yana olan Jan Valjean da öyle. Paris kanla yıkanırken, Javert ile Jan Valjean şı şıya gelirler. Valjean Javert’in nı bağışlar. Ancak bu yüce gönüllük şısında bütün inandığı değerleri yıkılan Javert, intihar eder. İsyancıların durumu da pek parlak değildir. Marius ağır yaralanır Valjean tarafından kurtarılır. Cosette’in bu genci sevdiğini anlayan Valjean, onun eski bir kürek mahkumunun ı olarak bilinmesini istemez ortadan kaybolur. Oysa Marius, nı kurtaran kişinin Valjean olduğunu öğrenmiştir. İki genç, son anlarını yaşayan Valjean’a koşarlar….

Romanda Gerçekçilik

19.yüzyıl romanlarını sanatının doruk noktasına taşıyan özellik, hiç şüphe yok ki, yazarların toplumsal gerçekliğe olan bağlılığıdır. Gerçekten de, 19.yüzyıl ı, çağın olaylarını bir çi, sosyal bilimci titizliği ile kaydetmiştir. Daha modernizmin şafağında, kapitalistleşmenin getirdiği yeni yaşam tarzına yaptığı sert eleştiriyle kendisini gösteren Romantik akımın en büyük yazarlarından Balzac, romanlarında Fransız tarihini toplumsal nın bütün renkleri ayrıntılarıyla “resmetmiştir”. Bu resme dikkatle bakıldığında, yaşam biçimlerinin farklılığının mekanda eşyalarda simgeleştiği fark edilecektir; mahalleler arasındaki ayrım, katı kurallarla düzenlenmiş toplumsal kastlar gibidir.

Balzac”tan yaklaşık yirmi beş yıl kadar sonra, 1861 de yazdığı “ında, yüzlerce sayfayı Paris”in varoşlarının ürpertici yaşamına ayırmıştır. “Burası korkunç bir yerdir. Burası karanlıkların kuyusudur. Körlerin çukurudur burası. Cehennemin ta kendisidir(…) Paris”in varoşları diyebileceğimiz bu kenar mahallelerin tenhalığını yan herkes, en umulmadık kimsesiz bir yerde, bir çitin ardında veya bir duvar dibinde toplanmış çocuklar görmüştür. Bunlar yoksul ocaklarından kaçmış çocuklardır. Kenar sokaklar onların dünyasıdır; orada nefes alabilirler. (…) Kötü alınyazıları buralardan doğar. Buna acı tabiriyle, Paris”in kaldırımlarına atılmak denir”. , aynı romanda, burjuva evini mahallesini de ayrıntılı olarak tasvir ederek, toplumsal kesimler arasındaki ayrımı, içinde yaşadığımız döneme göre çok daha kesin, hiç bir “nesnel” incelemenin yapamayacağı kadar dehşet uyandıracak biçimde belirler.

“” ında anlatılan gerçekler yalnızca toplumsal yaşantı onunla ilişkili mekanlarla sınırlı değildir. kahramanlarının önemli bir kısmı, Hugo’nun yaşam öyküsünde ya da Fransa tarihinde yaşamış kişilerden oluşur. Hatta, gururlu, isyankar devrimci Marius tipi, yazarın kendi gençliğinin idealize edilmiş biçimidir. Jan Valjean’ı merkezine alan hikayesi de –özellikle 1832 ayaklanmasıyla- Fransız tarihinin romana yansımasıdır. Üstelik o dönemin haksız adalet sistemini politik nı teşhir etmesiyle de önemli bir belgeye dönüşür “”. Üstelik hiç bir belgenin sahip olmayacağı zengin tasvirlerle şiirsel bir dille…

Bütün bu övgülere rağmen, “”in aksayan pek çok yanı da var. Mesela, Goethe’ye göre, Hugo’nun yarattığı sahneler olayları dikkatle izleyip aktarışı, okuyucuyu hemen etkiler, “fakat karakterler doğal canlılığın izini taşımazlar hiç. İplerinden öteye beriye çekilen yaşamsız, sıradan kişiler zekice bir araya getirilmişler, fakat tahtadan çelikten iskeletler, yazarın en garip durumlara sokarak, eğip bükerek, işkence ederek, kırbaçlayarak, vücutlarını ruhlarını kesip biçerek çok zalimce uğraştığı içi doldurulmuş bebekleri ayakta tutuyor, ancak bu oyuncak bebeklerin eti kanı olmadığı için, yazarın yapabildiği tel şey, yapıldıkları paçavraları yırtmaktan başka bir şey olmuyor; bütün bunlar, önemli derecede tarihsel retorik bir yetenek canlı bir hayal gücüyle yapılıyor”….

kaynak: kimkimdir.gen.tr