nedir

77 yaşındaki Charan Singh Panwar isimli emekli çiftçi, hayatı boyunca bir evlat sahibi olmak istedi.

Ancak bu amacına hiç ulaşamadı. İki çocuğu dünyaya getiren 5 torun sahibi olan çiftçi, soyunun devam etmesi için geç de eşi Omkari Panwar’ın tüp yöntemiyle hamile kalmasını sağladı.

Geçen hafta sezaryenle sağlıklı bir bir çocuğu dünyaya getiren Omraki, personelini şoka sokarken, tüm ailesini de sevince boğdu. 2005 yılında Romanya’da 66 yaşındaki Adriana Iliescu isimli bir çocuğu dünyaya getirmiş dünyanın en yaşlı annesi olmuştu

Jean de La Fontaine
Doğumu 8 Temmuz 1621
Fransa/Château-Thierry Ölümü 13 Nisan 1695
Fransa / Paris

Jean de La Fontaine (okunuşu Lafonten) (d. 8 Temmuz 1621Château-Thierry - ö. 13 Nisan 1695 Paris) Fransız şair yazar.

Yazdığı fabl eserleri ile nmıştır. Varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Pariste kolejde okudu. Hukuk tahsili yaptı. Papaz yetiştirilmek istenildi ise de kiliseden ayrıldı. Okul nda lı bir öğrenci olamadı. Gençliğinde baba mesleği olan orman su kanalları işleriyle uğraştı. Çeşitli memurluklarda bulunmuş, düzensiz bir hayat yaşamıştır.

1673 senesinde Madam de la Sablièrenin himayesine girerek burada ilimfelsefeciler yazarlarla tanıştı. İlk masallarını burada yazdı. Çağdaşları, La Fontainei bir masal yazarı olarak görüyorlardı. Halbuki La Fontaine, yazdığı masallarda Dede Korkut masallarındaki uslupla hayvanlaraahlaki karakterler vererek onların şahıslarında bazı insan karakterlerini tenkidahlak dersi vermiştir. Buna edebiyatta teşhis intak sanatı denir. La Fontainein bu hususiyeti çok geç fark edilmiştir. Eserlerinde sadelik açıklık görülür. Konuşma şeklinde akıcı şiirleri, hayvanlar üzerinde tenkitleri, incitmeden iğneleme usulleri ile Fransız ına büyük eserler kazandırmıştır. adamları, etmiş, bir

La Fontaine masallarındaki konular, şark klasiklerinden alınmadır. La Fontaineden çok önceleri yazılmış Beydebanın Kelile Dimne eserindeki hikayelerin 18 tanesi[1], bu Fransız çısı tarafından şiir şeklinde tekrarlanmıştır. Masalları çoğunlukla herkesin anlayabileceği bir şekilde yazılmıştır. La Fontainein canlı, hızlı, incelik nükte dolu bir anlatımı vardır. Kişilerini hemen daima hayvanlar arasından seçerse de bazan insanları, bilhassa köylüleri de olaylara ıştırır. Sık sık bahsettiği hayvanlar aslan, kurt, tilki, eşek horozdur.

La Fontaine, kötüyü göstererek iyinin ne olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Ancak şiirlerini okuyan çocuklarda herhangi bir açıklama yapılmazsa tam ters etkinin hasıl olduğu da bir gerçektir.

Masalları toplam olarak 238 olup, kitapta toplanmıştır. 1668de basılan ilk altı kitabında 124 masal vardır bunlar birinci cildi meydana getirir. İkinci cilt 1678de basılan beş kitaptır. En son 1694de bastırdığı üçüncü cilt ise tek kitaptan ibarettir.

La Fontaine, piyes de . yazmıştır. Nakaratlı uzunca şiirleri şiirlimektupları vardır. Hadım, Gülünç Macera, Floransalı, Büyük Maşrapa, Köy Sevdaları komedi türündeki eserlerindendir. Contes (Kont) isminde şiirlihikayeler eserinden dolayı Fransız Akademisine kabul edildi.13 Nisan 1695te Pariste öldü.

Eserleri birçok dile tercüme edilmiştir. Ancak hiçbir tercüme orijinalindeki sadelik çekiciliği verememiştir.

çeye ise, Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik . Fikret Orhan Veli Kanık tarafından çevrilmiştir.

Lafonten LaFontenin Hayatı
Jean de La Fontaine
Doğumu 8 Temmuz 1621
Fransa/Château-Thierry Ölümü 13 Nisan 1695
Fransa / Paris

Jean de La Fontaine (okunuşu Lafonten) (d. 8 Temmuz 1621Château-Thierry - ö. 13 Nisan 1695 Paris) Fransız şair yazar.

Yazdığı fabl eserleri ile nmıştır. Varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Pariste kolejde okudu. Hukuk tahsili yaptı. Papaz yetiştirilmek istenildi ise de kiliseden ayrıldı. Okul nda lı bir öğrenci olamadı. Gençliğinde baba mesleği olan orman su kanalları işleriyle uğraştı. Çeşitli memurluklarda bulunmuş, düzensiz bir hayat yaşamıştır.

1673 senesinde Madam de la Sablièrenin himayesine girerek burada ilimfelsefeciler yazarlarla tanıştı. İlk masallarını burada . yazdı. Çağdaşları, La Fontainei . bir masal yazarı olarak görüyorlardı. Halbuki La Fontaine, yazdığı masallarda Dede Korkut masallarındaki uslupla hayvanlaraahlaki karakterler vererek onların şahıslarında bazı insan karakterlerini tenkidahlak dersi vermiştir. Buna edebiyatta teşhis intak sanatı denir. La Fontainein bu hususiyeti çok geç fark edilmiştir. Eserlerinde sadelik açıklık görülür. . Konuşma şeklinde akıcı şiirleri, hayvanlar . üzerinde tenkitleri, incitmeden iğneleme usulleri ile Fransız ına büyük eserler kazandırmıştır. adamları, etmiş, bir

La Fontaine masallarındaki konular, şark klasiklerinden alınmadır. La Fontaineden çok önceleri yazılmış Beydebanın Kelile Dimne eserindeki hikayelerin 18 tanesi[1], bu Fransız çısı tarafından şiir şeklinde tekrarlanmıştır. Masalları çoğunlukla . herkesin anlayabileceği bir şekilde yazılmıştır. La Fontainein . canlı, hızlı, incelik nükte dolu bir anlatımı vardır. Kişilerini hemen daima hayvanlar arasından seçerse de bazan insanları, bilhassa köylüleri de olaylara ıştırır. Sık sık bahsettiği hayvanlar aslan, kurt, tilki, eşek horozdur.

La Fontaine, kötüyü göstererek iyinin ne olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Ancak şiirlerini okuyan çocuklarda herhangi bir açıklama yapılmazsa tam ters etkinin hasıl olduğu da bir gerçektir.

Masalları toplam olarak 238 olup, kitapta toplanmıştır. 1668de basılan ilk altı kitabında 124 masal vardır bunlar birinci cildi meydana getirir. İkinci cilt 1678de basılan beş kitaptır. En son 1694de bastırdığı üçüncü cilt ise tek kitaptan ibarettir.

La Fontaine, piyes de yazmıştır. Nakaratlı uzunca şiirleri şiirlimektupları vardır. Hadım, Gülünç Macera, Floransalı, Büyük Maşrapa, Köy Sevdaları komedi türündeki eserlerindendir. Contes (Kont) isminde şiirlihikayeler eserinden dolayı Fransız Akademisine kabul edildi.13 Nisan 1695te Pariste öldü.

Eserleri birçok dile tercüme edilmiştir. Ancak hiçbir tercüme orijinalindeki sadelik çekiciliği verememiştir.

çeye ise, Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret Orhan Veli Kanık tarafından çevrilmiştir.

ı, sevgi şefkat dışında, ‘çılgınlık’ ‘kıskançlığın’ beslediğini biliyor muydunuz? sonsuza dek sürer mi?” sonsuza dek sürer” cümlesinin masallarda kaldığı, ın hızlı yaşanıp çabuk tüketildiği bir yüzyılda yaşıyoruz. Peki ı kısa sürede öldürmemek için neler yapmamız gerekiyor?

sorumlulukla beslenir!
ı yaşarken başka bir uğraşa daha fazla zaman ayırırsanız incinir. , kendisine zaman ayrılmasını ister, özen ister… yalnızlığı sevmez, sürprizleri sever. Daha fazla…

Tüm gününüzü ona ayırdığınız bir günde onun en sevdiği yemeği hazırlayın sonra da onun çatal bıçağa dokunmasına izin vermeden her şeyi siz yedirin… Unutmayın, sadece tek bir lokmayı değil, tamamını siz yedireceksiniz…

sevgiyle beslenir!
Ona onu ne kadar çok sevdiğinizi her fırsatta söyleyin gösterin. Bunu illa ki “seni çok seviyorum, sana deliler gibi aşığım” gibi cümlelerle yapmanız gerekmez. Davranışlarınızla da ona olan sevginizi dile getirebilirsiniz.

Ona içinde sadece şarkılarının olduğu bir CD hazırlayın üzerine de sevgi dolu bir not ekleyerek paket yapın yastığının üzerine bırakın.

özlemle beslenir!
Ara sıra olan küçük uzaklıklardan onu özlemekten korkmayın. Ondan uzakta geçen zamanlarda ınız alevleneceği için birbirinize kavuştuğunuzda daha tutkulu bir aşka yelken açacaksınız…

Birbirinizden uzaktayken alın elinize kağıt kalemi; ona mektup yazın! e-posta dönemindeyiz, mektup da nereden çıktı demeyin; ona duygularınızı anlatan onu ne kadar çok özlediğinizi dile getiren nostaljik bir mektup yazın!

çılgınlıkla beslenir!
çılgınlıklarla beslenir. ın sürekliliğini korumak için çılgınlıklara son vermemeniz gerekir. İçinizdeki çocuksu ruhtan da hiçbir zaman vazgeçmeyin…

Belirli aralıklarla bir haftanızı sadece çılgınlıklara ayırın, uçuk kaçık önerileri hayata geçirin… Mesela rafting yapın, paintball oynayın…

kıskançlıkla beslenir!
“Olur mu hiç öyle şey?” demeyin. Belirli dozlarda olduğu sürece kıskanmak kıskanılmak ınızı besler. Kıskançlık, aşka çok uygun bir duygu olduğundan ı büyütüp çoğaltma kapasitesine sahiptir. kıskançlıkla beslenir ama dozunu iyi ayarlamayı unutmayın.

romantizmle beslenir!
Romantizm için özel günleri beklemeniz gerekmez. Herhangi bir zaman herhangi bir günde ona o kadar romantik yaklaşırsınız ki, ömür boyu o anı unutmaz. Hele hiç unutmaz.

Haftada bir gün romantik mum ışığında baş başa bir yiyin romantik yemeğinizi tatlı fısıltılarıyla süslemeyi unutmayın!
hürriyet

Sağlıklı bir yaşam için alınan kalori ile yakılan kalori arasında kurulacak denge büyük önem taşır.Hangi aktivitenin ne kadar kalori yaktırdığının bilmemiz bu dengeyi kurmada bize yardımcı olacaktır.
           Aşağıdaki tablo ortalama 65 kg ağırlığındaki bir kişinin aktivi-              telere göre dakikada yakacağı kalori miktarlarını göstermektedir.
 
Atletizm Aktiviteleri
Aerobic:Düşük Tempoda 6 Aerobic:Yüksek Tempoda 8
Aerobic, Step: Düşük Tempoda 8 Aerobic, Step: Yüksek Tempoda 11
Aerobic: Suda 5 Ilımlı pedal çevirme 8
Kuvvetli pedal çevirme Yüksek tempolu Jimnastik 9
Ilımlı jimnastik 5 Dairesel genel antrenman 9
Eliptik genel antrenman 10 Binicilik 6
Kürek(Antrenman aletinde)ılımlı 8 Kürek(Antrenman aletinde)kuvvetli 10
Kayak aleti 11 Adımlama makinesi 7
Hatha Yoga 5 Aerobic öğretmenliği 7
Antrenman Aktiviteleri
Okçuluk(avlanma dışında) 4 Badminton 5
Basketbol oynamak 9 Basketbol(tekerlekli sandalye ile) 7
Bilardo 3 Bisiklet: BMX veya dağ bisikleti 10
Bisiklet: 19-22 km/saat 9 Bisiklet: 22-26 km/saat 11
Bisiklet: 26-30 km/saat 14 Bisiklet:: 30 km/saatin üstü 19
Bowling 3 Box maçı 10
Eskrim 7 :Seri,bale,twist 7
: disco 6 : slow, wals 3
Fencing 7 Frisbee 3
: El arabası kullanarak 6 : Motorlu kullanarak 4
Jimnastik(genel) 5 Hentbol 14
Hockey: Çim&buz 9 At biniciliği 5
Buz pateni 8 judo, karate, kickbox 11
Yürüme yarışı 7 Rollerblade Paten 8
Dağcılık-iniş 8 Dağcılık-çıkış 13
Jumping 11 Koşu: 8 km/saat 9
Koşu: 8,5 km/saat 10 Koşu:9,5 km/saat 11
Koşu: 10,5 km/saat 13 Koşu: km/saat 14
Koşu: 14 km/saat 17 Koşu: 16 km/saat 19
Koşu: Maraton 9 Koşu: kross 10
Dalıcılık 8 Skateboard 6
Kayak:Kross 9 Kayak:İniş 7
8 Yüzme:Genel 7
Yüzme kuvvetli 11 Yüzme sırtüstü 9
Swimming: Kurbağalama 11 Yüzme:Kelebek 13
Yüzme: crawl 13 Yüzme:Ayaklar yere dik kuvvetli 11
Tai Chi 5 Tenis 8
Voleybol:Yarışma amaçlı olmayan 3 voleybol yarışma amaçlı 5
Plaj Voleybolu 9 Yürüyüş: 5,5 km/saat 5
Yürüyüş: 6,5 km/saat 5 Yürüyüş: 7,5 km/saat 6
Su voleybolu 3 Su kayağı 7
Bahçe Aktiviteleri
Odun taşıyıp yığmak 6 Odun kırmak 7
Kazmak,bellemek 6 Bahçe ile uğraşmak 5
Yabani otları yolmak 5 Çim biçmek 6
Ağaç dikmek 5 Çimenleri tırmıklamak 5
Günlük Yaşam Ev aktiviteleri
Çocuk Bakımı:Banyo,besleme vs 4 Çocuk oyunlarına katılmak 6
yapmak 3 Alışveriş 4
Temizlik: yıkama, silme vs 5 Mobilyaların yerini değiştirmek 7
Eşya taşımak 8 Paket açmak 4
Oturarak okumak 1 Ayakta durmak 1
Uyumak 1 seyretmek 1
Tamirat
Oto tamiri 3 Doğramacılık 7
Ev boyama:Dış yüzey 6 Ev boyama:İç yüzey 5
İş İle İlgili Aktiviteler
Barmen 3 Marangoz 4
antrenorü 5 madeni işçisi 7
işi 2 İnşaat işçisi 6
Masabaşı işi 2 Yangın söndürme 14
Ormancı 9 Tiyatrocu 3
Hafif Büro işi 2 Duvarcı 8
Masör 5 Polis memuru(büroda ) 3
Sınıfta oturmak 2 Yemekte oturmak 2
Kamyon sürücüsü 2 Ahçı 3

Hünkâr Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya gelmeden önce Anadolu toprakları Rum diyarı olarak anılıyordu. Bu dönemde Anadolu büyük bir karmaşa içerisindedir. Merkezi bir yönetim yoktur. Selçuklu İmparatorluğu iyice düşmüş otoritesini kaybederek küçük çaplı beyliklere bırakmıştır. Çeteler eşkiyaların kol gezdiği, Kazıklı voyvodaların dehşet saçtığı, çete savaşlarının sürüp gittiği adeta bir cadı kazanı gibi kaynamaktadır.
Böylesine karmaşık bir ortamda Hacı Bektaş Veli Anadolu topraklarına gelir. Amacı, insanlar arasında birliği, dirliği, barış kardeşliği sağlamaktır. , dil, ırk ayrımı gözetmeksizin “bana özünüz lazım” diyerek kapılarını herkese açar Anadolu Alevi Bektaşiliğinin temelini atar.
Bütün bunları yaparken kuşkusuz en büyük yardımcıları onun sadık dervişleridir. Her birisi birer sosyolog, filozof toplum bilimci olan bu dervişler aynı zamanda müspet ilimler konusunda da bilgi sahibidirler. Bu özellikleri sayesinde gittikleri bölgelerde halk tarafından kolayca kabul edilen saygın kişilikler olurlar. Bu dervişlerin Anadolu’nun dört yanına hatta balkanlara kadar uzanan coğrafyada kurdukları ocaklar sayesinde Anadolu Aleviliği, Bektaşiliği bu günlere kadar gelebilmiştir. Aradan geçen onca zamana, baskılara katliamlara rağmen halen daha bu görevini devam ettiren ocakların olması da temellerinin ne kadar sağlam olduğunu gösterir.
Son Selçuklu İmparatoru Alaattin Keyhüsrev başlangıçta topraklarına gelen dergâh kuran giderek ünü artan Hacı Bektaş Veli’ye pek sıcak bakmaz ona şı düşmanca davranmasa da pek dostane yaklaşmaz ancak Moğol istilasına uğrayınca Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ını ister, Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu konuda kendisine eder. Bu olaydan sonra Alaattin Keyhüsrev ile Hacı Bektaş Veli çok iyi birer dost olurlar Alaattin Keyhüsrev yapacağı birçok işi Hünkâr’a danışarak hayata geçirir; ancak Selçuklu zor durumdadır. Batıda Bizans İmparatorluğu, kuzeyde Pontus Rum İmparatorluğu arasında sıkışmıştır. Alaattin Keyhüsrev Hünkâr’dan güvendiği birisini kuzeye Pontus Rum diyarına göndermesini bu vesile ile bu bölgeden gelebilecek tehlikeden haberdar olabileceklerini söyler. Bu öneri Hünkâr Hacı Bektaş Veli için de önemlidir; çünkü buradan gelebilecek bir saldırıdan kendisi de etkilenecektir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu görevi Güvenç ’a verir.
Güvenç Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin güveninin kazanmış yiğit bir erdir. Eski menkıbelerde geçen adı ile Er Güvenç ’dır. Bu adı ona Hünkâr Hacı Bektaş Veli vermiştir. Güvenç at binen ok atan iyi bir asker, yiğit bir er halk ozanıdır. Bu özellikleri ile geleneksel bir Türkmen eridir. Asıl adı Halil Nurettin’dir. Aynı zamanda Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin amcasının oğludur.
Güvenç , Pirinden nasbini aldıktan sonra ili Kürtün ilçesi Taşlıca Köyü’ne gelir buraya yerleşir. Bu bölgenin stratejik bir özelliği de vardır. Hemen dağların diğer tarafı Rum Pontus İmparatorluğu topraklarıdır. Güvenç burada bir uç kale komutanı gibidir. Topladığı askeri bilgileri Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye gönderir. Aynı zamanda da gelenek göreneklerini koruyan İslam sentezini bölgede harmanlamaya başlar. Yetiştirdiği Karadeniz’in değişik yerlerine gönderdiği yol önderleri ile Anadolu Alevi Bektaşiliğini Karadeniz Bölgesinin her yanına yayar. 32 yıl burada görev yaptıktan sonra kendisine verilen görevi yerine getirdiğini düşünerek pirinin yanına geri döner. Bu gün Hacı Bektaş Veli Külliyesinde türbesi bulunan Güvenç pirinin yanına geri dönebilen tek dervişidir. Karadeniz Bölgesinde birçok yerde Güvenç dervişlerinin yatırı, kurdukları ocaklar bulunmaktadır.

EHLİBEYT PİR HACI BEKTAŞ VELİ’NİN ASLI GÜVENÇ EVLATLARINDAN ULUS DERVİŞ OLARAK ANILAN HÜSEYİN OĞLU MEHMET DERVİŞ

ORDU’NUN GÖLKÖY İLÇESİNDE BULUNAN GÜVENÇ DERVİŞİ

Bu gün Güvenç ’ın kurduğu kendi adını taşıyan bu ocak Karadeniz Bölgesinde yaşamaktadır. Bu ocağın, Anadolu Alevi-Bektaşi ocakları arasında en az asimile olan ocak olduğunu söylemek mümkündür. Bugün törenlerinde hizmet yürütülmektedir. Musahiplik kurumu çok ciddi şekilde uygulanmaktadır. Dede talip ilişkileri de bu anlamda seviyelidir. Görgü cemleri görgü usulleri ile Güvenç ocağı Karadeniz’de yaşamaktadır. Güvenç Ocağının bugüne kadar çok fazla yıpranmadan gelebilmesinin birçok sebebi olabilir; ancak en büyük faktör diğer hiçbir alevi Bektaşi ocağında olmayan bir uygulamanın Güvenç tarafından uygulanmış olmasıdır. Güvenç ’ın Kürtün Taşlıca Köyündeki 32 yıllık nda 4 oğlu olmuştur. Çevresinde de 22 ayrı kabile bulunmaktadır. Pirinin yanına dönme ı aldığında dört oğlunu yanına çağırarak 22 kabilenin sorumluluğunu 4’e bölmüş oğullarına pay etmiştir. Böylelikle her bir kişi kendi mahiyetindeki kabilelerden sorumlu olmuş diğerlerinin işlerine ışmamıştır. Güvenç ’dan sonra bu olay bir gelenek haline gelmiş torunları tarafından da uygulanmıştır. Bu durum 1500’lü yıllara kadar devam etmiş Güvenç dedeleri talipleri bu bölgede oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Osmanlı’nın Yeniçeri ordusuna asker göndermişler, özellikle Çepni boyunun savaşlarda gösterdikleri larla Fatih Sultan Mehmet’in de ilgisini çekmişlerdir, Fatih Sultan Mehmet tarafından Kürtün ilçesi topraklarının Taşlıca köyünde oturan Güvenç evlatlarına verilmesini ayrıca hizmetlerinde kullanılmak üzere hazineden 500 verilmesini emreden birde ferman bulunmaktadır.
Yavuz Sultan Selim’in Anadolu topraklarında başlattığı Alevi Bektaşi katliamı ile Güvenç Ocağı mensubu olan 22 ayrı kabile ciddi oranda göç ettiler Giresun tarafına geldiler, aslında bu onların ilk göçü değildi. Güvenç ’ın Taşlıca köyünden ayrılması ile birkaç kabile Güvenç ’ın terk ettiği topraklarda artık kendilerinin nasibinin olmayacağına inanarak ilk göç edenler olmuşlardır. nitekim onları haklı çıkarmış bundan sonra göçlerin ardı arkası kesilmemiştir. En büyük ikinci göç olayını Yavuz Sultan Selimin Anadolu’da başlattığı Alevi Bektaşi katliamı ile yaşayan Güvenç ocağı, üçüncü göç olayını yine Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran savaşında Şah İsmail’i yenmesi ile yaşadılar. Bu göçlerin istikameti hep Karadeniz Bölgesinin dağlık kesimleri olmuştur. 1826 yılında 2. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırması yeniçeri katliamı ile birlikte dördüncü göç olayını yaşayan Güvenç ocağı mensubu kabileler 1878 yılında Osmanlı Rus harbinde Rusların Harşut çayına kadar inmesiyle beşinci göç olayını yaşamışlardır. Bu göç ile birlikte bu gün halen daha aynı adlarını soyadı olarak taşıyan Alemdarlar, Bayraktar Sancaktar kabileleri Adapazarı’na kadar uzanan coğrafya ya göç etmişlerdir. Rusların 1896 da Kars’ işgal etmesi ile altıncı göçü de veren Güvenç Ocağı son göçü Cumhuriyet döneminde dersim olaylarının ardından vermiş bu göç ile Terme ye gelen kabilede halen daha doğum yeri hanesinde Kürtün yazan insanlar yaşamaktadır.
Karadeniz Bölgesinde çok ciddi Alevi -Bektaşi katliamı olmamasına rağmen yaşatılan baskı Karadeniz Alevi-Bektaşilerini de göçe zorlamış yüzlerce yıl yaşadıkları verimli toprakları terk ederek yüksek dağların eteklerine yerleşmişlerdir. Göç etmeyenlerde kendilerine dayatılan yaptırımları kabul etmek zorunda kalmışlar asimile olmuşlardır. Göç edenler için çile yeni başlamıştır. Buralardaki yaşam şartlarının zorlukları ekonomik olumsuzluklar, ulaşım iletişim sorunları yüzünden yıllarca birbirlerinden almadan kabileler şeklinde yaşamak zorunda kalan Alevi Bektaşi toplumunda birlikte bir benlik kaybı da söz konusu olmuştur. Geçen zamanla birlikte yavaş yavaş dedeler pirler dağ başlarındaki bu obaları köyleri tekrar tespit etmişler toplumun kaybolan değerlerini yeniden kazandırmaya çalışmışlar büyük ölçüde de bunda lı olmuşlardır. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Karadeniz Alevi Bektaşileri rahat bir nefes almışlar yüzyıllardır inmedikleri şehir merkezlerine inmeye, hiç gitmedikleri diğer komşu illere ilçelere gitmeye başlamışlar çevredeki Alevi Bektaşi yerleşim yerlerini bulma ma fırsatını elde etmişlerdir. Bu rahatlık onlara ticaret yapabilme fırsatını da vermiştir. Kendi yaptıkları yiyecek, giyecek vb malzemeleri şehir merkezlerinde satarak kendi ihtiyaçları olan malzemeleri alabilmişler. Bu çok doğal olması gereken insanlık hakkı bile onlara bir lütuf gibi gelmiştir çünkü bu işi daha önce kendilerine yakın buldukları Sünni vatandaşlar aracılığı ile yaparak onlara da ayrıca komisyon vermek gibi bir durum söz konusudur. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Alevi-Bektaşi toplumunun üzerindeki baskı kısmen azalmış ancak hiçbir zaman tam olarak kalkmamıştır. Bugün Ordu Merkeze bağlı Çavuşlar, Dedeli, Derince, Yenice, Okçubeli, Terzili, Şıhlar, üçü de kardeş olan Güvenç Dervişi olan Uzunisa, Uzunmusa Uzunmahmut adında köyler halen daha aynı adları kullanmaktadır. Ancak bu köylerde artık Güvenç dede Talipleri yaşamıyor.

Güvenç ’ın Hünkâr Hacı Bektaş Veli Külliyesindeki Türbesi

Güvenç ’ın Kürtün İlçesi Güvende yaylasındaki Türbesi

Güvende Yaylasında Yapılan Yayla Şenliği

Güvenç ’ın dergâhını kurduğu Kürtün’de de artık Güvenç Dede Talipleri yaşamıyor. Üst üste verilen yedi ayrı göç ile birlikte Cumhuriyet döneminin yaptırımları son kalan Güvenç torunlarını da camilere imam olarak atanması onlarında bunları kabul etmek zorunda kalmaları ile Güvenç bu bölgeden tamamen göçmüştür. İşin üzücü olan bir diğer tarafı da Güvenç ’ın Pirine dönmek üzere Güvende yaylasına doğru yola çıkınca oğulları talipleri peşini bırakmazlar gitmesini istemezler. O’da döner sorar ben nereye gitsem gelecek misiniz, diye. Evet, geleceğiz, cevabını alınca geri döner o anda bir sis bastırır. Sis tekrar yükseldiğinde görülür ki Güvenç artık gitmiştir. O kalabalık 52 gün boyunca Güvenç ’ın sır olduğu yerde geri döner umudu ile beklerler ancak Güvenç geri dönmez onun sır olduğu yere bir türbesini yaparlar. Bundan sonra her yıl aynı günde buraya gelirler, O’na kurban keserler, ziyaretinde bulunurlar. Bu olay birçok defa savaşlar göçlerden dolayı kesintiye uğrasa da Güvenç Dede Talipleri 1955 yılına kadar pirlerini anmak için güvende yaylasındaki türbesine gider kurban keser ziyaret ederler. 1955 yılından sonra devlet Alevilerin Bektaşilerin buraya gelmesini eder. Bu tarihten sonraki bu anma törenini yayla şenliğine dönüştürür her yıl belediye tarafından düzenlenen rutin bir yayla şenliği halinde kutlanır.

  El ile boşalma, aslında bekarlık döneminde bile zarurî görülemeyecek bir işlemdir. Çünkü Yüce Allah, insanda atılmayan veya atılamayan fazla birikimleri giderecek bir düzen yaratmıştır. Gerektiğinde, bu düzen (rüyalanmak) devreye girmekte, insanı rahatlatmakta zarar görmekten kurtarmaktadır. Diğer meşru yol ise evliliktir.

Haram mıdır?

1- Kocasının ısı eliyle veya ın kocasının ıyla boşalması helaldir.(İhya Terc. Ali Aslan, 3/420. İbn-i Abidin, 4/27.)

2- veya kişinin kendi eliyle boşalması ise müctehidlerimizin değerlendirmelerine göre şöyle açıklanabilir.

a- Mutlak haramdır,

b- Mubahdır,

c- Vacibtir.

Mutlak Haramdır Diyenler: Şafiî mezhebi müctehitleri mastürbasyonun mutlak haram olduğu görüşündedirler.

Mubahtır Diyenler; Kişinin eşi yoksa, evlenmeye de maddî gücü müsaid değilse zinaya düşmemek veya vücudundaki -rüyalanma yoluyla da atılamayan- zararlı birikimi gidermek için yapması mubahtır.

Hanefî Hanbelî mezhebi müctehitleri bu görüştedir.

Vacibtir Diyenler: Eğer yapmaksızın zinadan korunulamayacağına kanaat hasıl olursa, bu durumda yapılması vacib olur. Çünkü iki şerden daha az zararlı olanın tercihi İslamî bir kuraldır.

Bu durumda böyle yapan bir denklem kurmuş sayılır; kendisine ne sevap, ne de günah vardır; ne mükafat görür, ne de azaba uğratılır.

Esasen , büyük günahlardan sayılmaz. Bir mukayese yapacak olursak mesela; yabancı kadınların bakılması haram olan yerlerine bakmak mastürbasyondan daha günah, yabancı kadınla kucaklaşıp öpüşmek ona bakmaktan daha çok günah, zina etmek ise onlardan çok büyük günahtır… Şu var ki, küçük günahlardan sayılsa bile, özürsüz olarak sık sık tekrarlanıp devam ettiği takdirde -zararları büyüdüğü gibi günahları da büyüyerek gitgide büyük günahlara dahil olabilir. Zira küçük günahlar da ısrarla tekrarlanırsa, büyük günaha dönüşür. Yeri gelmişken, günde beş vakit namaz kılmanın, küçük günahların affına sebep olduğunu da hatırlatalım…

Oruçlu iken, oruçlu olduğunu bile bile yapan kimse, inzal olup meni gelirse orucu bozulur; sadece gününe gün kazası gerekir. Bu durumda kefaret gerekmeyeceği gibi, halinde inzal vaki olmamış yani şehvetle meni akmamışsa -”mezi”denilen sızıntı gelse bile- bununla oruç bozulmaz, gusül de gerekmez. Bunu alışkanlık haline getirmemişse fetva böyle ise de takva açısından bunları yapmamak daha uygundur.

Kadınların masturbasyonunun hükmü erkeklerin masturbasyonunun hükmü gibidir.

Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere mutlak haram olarak görülemeyeceği gibi, şartsız helal olarak da görülemez.

Sebepleri Zararları:

Erkeklerin hemen hemen hepsine yakın bir kısmı, kadınların da yarısı kadarı gençlik devrelerinde az çok bu işe başvururlar. Bu da en çok 14-20 yaşları arasında cereyan eder. Bir kısmı sadece cinsi baskının hafifletilmesi için arasıra seyrek olarak yapar. Bazısı da bir zevk vasıtası yaparak alışkanlık halinde, her fırsatta sık sık mastürbasyonu tekrarlar.

Sebeplerini Şöyle Özetleyebiliriz:

1- Normal cinsi münasebetten uzak kalmak,

2- Mastürbasyonu alışılmış bir zevk vasıtası haline getirmek ,

3- Cinsi münasebetten çeşitli sebeplerden dolayı nefret etmek,

4- Cinsi münasebetten yeteri kadar zevk alamamak, (evliler için),

5- Cinsi isteğin fazla artması,

6- Mastürbasyonu teşvik eden, şahısların tesirinde kalmak,

7- Açık-saçık manzaralar, şehveti tahrik edici söz yazılar,

8- Cinsel organlarında temizlik noksanlığıyla meydana gelen kaşınmalar,

9- Cinsi arzuların çocuklarda erken uyanması,

10- Bazı çocukların küçük yaşta merak görmesiyle cinsel organıyla oynamayı alışkanlık yapmaları… vs.

Zararlı Yönüne Gelince:

Seksolog hekimlerin bu konudaki görüşleri çeşitlidir. Bu görüşleri üç maddede toplayabiliriz:

1) Mastürbasyonun zararsız olduğunu savunanlar,

2) Zararlı olduğunu söyleyenler,

3) Çok zararlı olduğunu iddia edenler,

Bunların içinde, çoğunluğun kabul ettiği hakikate en uygun olanı ikinci görüştür. Şüphesiz ki, fazla mastürbasyonun ruhi, bedeni, cinsi, manevi…birçok zararları mevcuttur. Fakat, mastürbasyonun tamamen zararsız olduğunu ileri sürmek gerçeğe pek uzak olduğu gibi, onu son derece tehlikeli göstererek, gençleri karamsarlığa düşürmek de yersizdir. Mütehassısların bazıları, bir-iki haftada bir yapılan mastürbasyonun vücuda pek zararlı olmadığı görüşündedir. Şu kadar ki, bu durumdaki mastürbasyonun da uzun zaman devam etmesinin, zararlı olacağını bilmelidir. Hemen hemen bütün fikirler, aşırı mastürbasyonun gençleri tahrip edici bir illet olduğu noktasında toplanmaktadır.

Gerçekten gençlerin büyük derdi olan , geniş açıdan ele alındığı zaman, bunun birçok yönleriyle zararlı bir illet olduğu görülür.

Acaba Kaç Günde Bir Yapılırsa Zararlıdır?

Buna verilecek cevap şudur: “…Bu, her insana göre değişir. ki normal cinsi münasebetlerin sayısı da her insan için değişiktir. Bir kaide tespit etmek lazım gelirse şöyle söyleyebiliriz: Kendinizi çok bunalmış hissetmedikçe yapmayınız. Sırf mastürbasyonun zevkini tatmak için, kendi kendinizi suni olarak tahrik eder iradenizi tam bir gevşekliğe uğrattıktan sonra masturbasyon yapmaya kalkışırsanız, işte o zaman ifrat yolunu

tutmuşsunuz demektir”

ne kadar çok veya az yapılırsa, zarar nispeti de ona göre çok veya az olur. Yani “çoğu çok zarar, azı az zarar” demek uygun olur.

Halbuki ihtilam (uyku rüyada meni boşanması), dolan kabın taşması gibi fazla olan meninin kendiliğinden boşalmasıdır. Cinsel temastan uzak olanlar için, bu bir ihtiyaçtır bir mahzuru da yoktur. ise, zoraki bir boşalma olduğundan, ihtilamdan çok farklı zararlı bir özelliği vardır.

İlk gençlik devrelerinde ara-sıra yapılan mastürbasyonlar, psikolojik yönüyle normal sayılabilir. Fakat olgunluk çağında, alışkanlık halinde sık sık buna başvurmak, bir nev’i cinsi sapıklık konusuna girer.

Mastürbasyondan korunma çareleri de vardır. Bundan korunmanın en iyi çaresi, şehvet hislerini kontrol altına almaktır. Bunun için de ilmi, ameli, ailevi, manevi.. cihetten çeşitli önleme imkanları bulunabilir. Bununla beraber bu alışkanlığın tamamen, birden bırakılması pek kolay değildir, lakin, yavaş yavaş vazgeçilmesi daha kolay mümkündür. Şunu da önemle belirtelim ki, ne kadar çok yapılırsa, bu arzu inadına körüklenir. Mastürbasyonun çok kötü bir özelliği de budur.

Yaygın olduğu yerler ise: Yatılı okullar, kışlalar, hastaneler, hapishaneler, iş kampları, gemi tayfalarında… bekar kalmış, boşanmış vb. kimseler arasındadır. Bu tatmin şekli, genellikle gençler arasında yaygın olmakla beraber, gençlik çağını arkada bırakmış birçok kimseler de bu illete bağımlıdır. Bir de, gençlerden yalnız avare kimseler için, bu illet pusuda hazırdır! - ışıklığının mevcut olduğu, çeşitli genç kitleler arasında daha ziyade sıcak mevsimlerde nisbeti daha çok yaygındır.

Bir hadiste: “Elini nikahlayan mel’undur” buyurulmuştur. Saîd b. Cübeyr’in rivayet ettiği bir hadiste: “Zekerleriyle oynayan bir ümmete Allah azab etmiştir”, Ata’nın bir rivayetinde: “Elleri hamile olarak haşredilecek bir kavim duydum” bunların elleriyle yapanlar olduğunu sanıyorum” demiştir.

Ayrıca Allah (c.c.), evlenme imkanı bulamayanların, imkan buluncaya kadar iffetlerini korumalarını emretmiş böyle bir yöntem uygulasınlar dememiştir. Rasulüllah Ef’endimiz de: “Gençler! İmkan bulanlarınız evlensin, çünkü bu, gözü iffeti daha iyi korur. Bunu yapamayan oruç tutsun, çünkü orucun bunu sağlayacak bir kamçısı vardır” buyurmuş bekarlara çare olarak orucu göstermiştir. Eğer mubah olsaydı, çare olarak o gösterilirdi. Çünkü o daha kolay bir yoldur, denmiştir.

Ancak bu konudaki hadislerin bir kısmının oluşu sebebiyle, çoğunluğun haram görmesine şılık, mastürbasyonu mahzursuz gören alimler de vardır.

Mesela Ahmed b. Hanbel bunu, tıpkı kan aldırmaya benzetmiş ihtiyaç duyulduğunda, vücuttaki fazlalıkları dışarı atmaktan ibaret olduğu için caiz olduğunu söylemiştir.

Hanefîlerce genel olarak haram görülmüş, ancak; kişi bekarsa, ya da hanımdan uzakta ise de şehvet kafasını aşırı meşgul ediyorsa, ya da zinaya düşme endişesi varsa bunu kendisini teskin için yaparsa bunda günah olmayacağı umulur. Ama zevlenmek şehvetlenmek için yaparsa günahkardır, denmiştir.

İmam-ı Şafiî önceki görüşünde caiz olduğunu söylerken, sonraki görüşünde haram olduğu kanaatına varmıştır.

Mesele Resulüllah’ın amcaoğlu İbn Abbas’a sorulduğunda:

“Zina yapmaktansa bu iyidir” cevabını vermiştir. Bütün bunlara göre; genellikle hoş görülmemiş, fıtrata (normal yaratılışın gereğine) zıt bir eylem kabul edilmiş, cinsel sapma halini alması, psikolojik oluşturması gibi olumsuz yönleri hesaba katılarak, haram, ya da mekruhtur denmiştir. Ancak daha büyük zaarlara düşme endişesi olduğu yerde; “iki zarardan başka alternatif yoksa, küçük olan zarar tercih edilir”, “zaruretler haram şeyleri mubah kılar” kurallarınca yapılması caiz görülmüş, hatta zina endişesi kesin ise, vacip bile olur denmiştir. Alışkanlık oluşturması zevk için yapılması ise ittifakla haramdır. Hanımının eli vs. azaları ile yapılması ise her halukarda caizdir, helaldir. (Dr. Faruk Beşer: Hanımlara Özel Fetvalar, Cilt 1, Seha Neşriyat)

Bu kötü , daha çok ergenlik çağına yeni girenlerle gençler arasında oldukça yaygındır. Baş sebebi ise, kadınların yarı çıplak kırıtarak, süs yerlerini teşhir ederek, erkeklerin iştihasını çekecek kıyafet davranışlar göstererek sokaklarda dolaşmalarıdır.

Kadınların bu tahrik edici hemen birçok eğlence mesire yerlerinde göze çarpmaktadır. Aynı şekilde kadınları tahrik eden unsurlar da toplumda çokça yaygındır.

Sözünü ettiğimiz tahrik sebebi umumi yerlerde cereyan edenidir. Bir de temsillerde, filmlerde gösterilenler var ki, bunlar daha tehlikeli daha acıdır.

Bir de gençlerin devamlı okudukları fotoromanlar, cinsel kıssalar vardır ki, bunlar gençlerin nefsi aklı, aynı zamanda ahlakı üzerinde, fiziksel ruhsal yapılarında kötü te’sirler meydana getirmektedir.

İşte bu kabil şeyler, olsun, olsun gençleri yavaş yavaş zinaya, hayasızlığa, bozguna rezil bir hayata itmeğe yetiyor. Başka bir şey düşünmeye gerek bırakmıyor.

Ergenlik çağındaki bir genç, kendisini kötü yollardan alıkoyacak ilahi kontrol inancı taşımıyorsa, işlediği günahlarda Allah’tan korkmuyorsa, ileride bir hesap vereceğini düşünmüyorsa, çok sürmez şu iki durum arasında kalır ki bunun bir üçüncüsü yoktur.

a) Ya cinsel duygu isteğini haram yollardan şılar bununla kendini tatmin etmeye çalışır.

b) Ya da şehvetinin hiddetini hafifletmek için yapar.

Aşırı mastürbasyonun sebebi, hormon bozukluğu da olabilir. için ilgili hekime müracaat etmelidir.

İnsanlığın pornografik tarihi!

Bir ya da ‘erotik’ olursa makbuldür. Ama pornografik olursa kabul edilemez. Peki ‘erotik’? Hangi eser ‘pornografi’ kategorisine girer?


Kajuharo tapınağının duvarlarında seks yapan insan figürleri.
arasındaki İslam sanatında da kendisine yer buldu
Rodin’in bu heykeli şimdi paha biçilmez bir sanat eseri. Acaba o zamanlar bu eser de pornografik olarak mı nitelendirilmişti?

Pornografi; cinsel nesnelerin (ki buna insan vücudunun her kısmı bir takım yapay aletler giriyor) cinsel anlamda tahrik etmek amacıyla, herhangi bir yazılı veya resimli şekilde gösterilmesi sergilenmesidir.
(Bu m Webster sözlüğünden alınmıştır)

Yani, cinselliğin akla gelebilecek her türlüsünün, imalar gölgelerin arkasına saklama gereği duymaksızın açıkça işlenmesidir.

Porn kelimesi Yunanca kökenlidir. Genelev duvarlarına resimler yapan Yunanlılar bu kelimeyi ‘uygunsuz ’ veya ‘fahişe resmi’ anlamında kullanmaya başladılar.

İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ

İlk insanların mağara duvarlarına çizdiği resimler arasında hayvanların avlanmasını gösteren resimler kadar insan cinselliğini tasvir eden resimler de bulunuyordu. Antik Yunan Roma heykellerinde olduğu kadar toprak kap kacak üstlerinde de son derece belirgin şekilde yer almıştı.

Her ne kadar Orta Çağ süresince Kilisenin mutlak hakimiyeti altındaki Batı uygarlığında pornografik materyellerin sergilenmesi uzun süre yasaklanmışsa da, Doğu’da Hint, İran Çin gibi zengin uygarlıkların minyatürlerinde yazılı eserlerinde hiç eksik olmadı.

Pornografinin sinemadaki serüveni!

Bugün için porno sayılabilecek ilk resimler Kama Sutra adındaki seks kitabında yer aldı. Hintliler bu kitaptaki değerli bilgilerin ileriki nesillere aktarılamadan kaybolabileceğinden kadar korktular ki Kajuharo tapınağının duvarlarına seks yapan insanların sayısız figürlerini kazıdılar.

Rönesansla birlikte Avrupa’nın şiirlerinde, romanlarında resimlerinde doğallık tekrar işlenmeye başlandığında Roma Yunan uygarlıklarından aktarılmış estetik değerler gözetildi.

Bu eserlerin yaratılış sürecinde zeka yaratıcılık gibi değerler hemen fark edildiği için olsa gerek, bunların ‘pornografik’ karakterler taşıdığı asla düşünülmezdi. Estetik değerleri gözeten bir sanatçının elinden çıkma eserle, sokaktaki adamın duvarlara çizdiği ‘vulgar’ şekiller arasındaki ‘estetik fark’ zamanla ‘pornografik’ olanla ‘erotik’ olanı ayırt etmekte kullanılacak bir kavram olarak alındı.

18.Yüzyıl’ın sonundan itibaren başta Fransa İtalya olmak üzere porno resimler Avrupa’da yayılmaya başladı. Oyun kartlarında, posterlerde, kartpostallarda vs. bu resimlere rastlamak mümkündü.

Bu tarz pornografik ürünlere ilk muhalefet de 19.Yüzyıl’da başladı. Porno materyel dağıtan insanlar mahkemeye çııldı, cezaları verildi. Bugün klasik saydığımız Flaubert, Zola Baudelaire gibi Fransız çıların ‘eserlerinde uygunsuz unsurlara yer verdikleri’ gerekçesiyle kendi zamanlarında mahkemelere düştüğünü belirtmek yerinde olacaktır.

PORNO ENDÜSTRİSİ ORTAYA ÇIKIYOR

sinema sanatının iyice geliştiği 20.Yüzyılda ise ‘görsellik’ artık ressamların heykeltıraşların tekelinden çıkmıştı. ın çekmekle yağlıboya bir tablo yapmak arasında fark vardı. Deklanşöre basmak için ressam yeteneğine sahip olmanız gerekmiyordu.

çılık bir sanattır” görüşünün yaygınlaşması ‘görselliği ifade etmek’ için estetik yetenek gerekmediği konusunu gündeme getirdi ki, porno ile erotika arasındaki sınırların iyice karmaşıklaşmaya başladığı dönem budur.

20.Yüzyıl’da sinema sanatının ortaya çıkmasıyla birlikte pornografinin yaptığını söylemek yanlış olmaz. Çin’de çevrilmeye başlayan ilk filmlerle birlikte kaba bir cinselliğin daha 1910’lu yıllarda Uzak Doğu’da kendine yer bulması, porno kavramının Batı’ya özgü olmadığını kanıtlıyor.

Bkz. Çin’de Kung Fu sinemasını doğuşu

Görsel materyellerin çeşitlenmesi baskı tekniklerinin gelişmesiyle porno endüstrisi de doğmuş oluyordu. İlk başlarda sadece kısıtlı seçkin bir zümre arasında izlenebilen cinsel içerikli görsel malzemeler, teknolojinin gelişmesiyle birlikte kitleselleşti.

Bu açıdan bakıldığında cihazının ortaya çıkmasıyla birlikte bilhassa 1970’lerden itibaren ‘amatör’ pornografinin de gelişmiş ülkelerde boy gösterdiğini görüyoruz. İnternet’in yaygınlaşması, VCD DVD teknolojilerinin ucuzlayı gelişmesiyle birlikte günümüzde porno endüstrisi çok yoğun yaygın bir konuma ulaşmıştır.

Danimarka 1968’de pornoyu yasallaştıran ilk ülke olurken, Amerika’da porno dalgasını ilk başlatan filmin 1972 tarihli The Deep Throat olduğu kabul edilir.

1980’lerin ortaları ‘pornonun çağı’ olarak kabul edilirken yüzlerce porno filmde rol alan oyuncular daha sonra yönetmen yapımcı oldular.

MODERN TEKNOLOJİ GÜNAH MAKİNELERİ YARATIYOR

Her ne kadar insanlığın yüzlerce yıl içinde geliştirdiği toplumsal kurallar ahlak, teknolojik gelişmelerin hızına yetişemiyorsa da insanların eskiye nazaran büsbütün ahlaksızlaştığını söylemek de doğru değil.

Internetin yaygınlaşmasıyla birlikte porno kumar endüstrisinin hızla gelişmesi hayal bile edilemeyecek miktarlarda paranın döndüğü bir sistem oluşturması bugünün bir gerçeğiyse, bu gelişmelere tepki duyan insanların sayısının da çok fazla olduğunu belirtmek gerek.

08

368 futbolcudan, 174′ü kendi ülkesi dışındaki liglerde forma giyiyor.
4 Haziran 11:15
20 ayrı ülkede top koşturan temsilcilerden, 44′ünü İngiltere’deki Premier Lig takımları barındırırken, 39 futbolcuyla Almanya bu ülkeyi izliyor. İspanya 19, İtalya 18 Fransa 13 futbolcu ile bu ülkelerin ardından sıralanıyor.

Ev sahiplerinden Avusturya, Polonya Almanya ile B Grubu’nda mücadele edecek Hırvatistan’ın, 23 kişilik kadrosundaki 21 oyuncusu başka ülkelerde top koşturuyor.

Hırvatistan’ın ardından Çek Cumhuriyeti (20), İsveç (16), Hollanda, Polonya İsviçre 14′er oyuncuyla geliyor.

Rusya, Hollanda, Bulgaristan, İsviçre liglerinde ise sadece 1′er temsilci oyuncu yer alıyor.

İspanya’nın 5 temsilcisi bulunurken, bu futbolcuların tümü de İngiltere’de oynuyor. 5 futbolcudan 4′ü , 1′i de Arsenal’in formasını giyiyor.

Son Avrupa Şampiyonu Yunanistan, İsveç, İspanya ile (D) Grubu’nda yer alan Rusya’nın ise sadece 1 oyuncusu nı ülkesi dışında sürdürüyor. 25 yaşındaki orta saha oyuncusu Ivan Saenko, Almanya’nın Nürnberg takımında forma giyiyor.

Öte yandan, şampiyona finallerinde yer alamayan Belçika, İskoçya, Danimarka, Ukrayna, Norveç Bulgaristan’daki liglerde toplam 17 temsilci oyuncu mücadele ediyor.

Belçika İskoçya’da 4′er, Danimarka Ukrayna’da 3′er, Norveç’te 2 Bulgaristan’da 1 oyuncu forma şansı buluyor.

08

-TÜRKİYE’NİN 6 TEMSİLCİSİ VAR-
13. Avrupa Şampiyonası’nda mücadele edecek , toplam 6 lejyoner futbolcuya sahip.

İngiltere’de 2, İspanya, Fransa, Almanya Rusya’daki takımlarda ise 1′er futbolcu ’yi yla temsil ediyor.

Tuncay Şanlı Middlesbrough, Emre Belözoğlu Newcastle United, Nihat Kahveci Villarreal, Mevlüt Erdinç Sochaux, Hamit Altıntop Bayern Münih Gökdeniz Karadeniz Rubin Kazan kulüplerinde mücadele ediyor.

-BİR DE YABANCIMIZ VAR-
Bu arada, İsveç Milli Takımı’nda yer alan Tobias Linderoth ise Turkcell Süper Lig’de bu sene şampiyonluğa ulaşan Galatasaray’ın formasını giyiyor.

16 ülke takımının kadrosunda yer alan temsilci futbolcuların forma giydikleri ülkeler şöyle:

AVUSTURYA:
Toplam 9 oyuncu. Yunanistan İtalya’da ise 2′şer, İngiltere, Almanya, Norveç, Portekiz Rusya’da 1′er oyuncu.

HIRVATİSTAN:
Toplam 21 oyuncu. Almanya’da 6, İngiltere, Fransa İtalya’da 3′er, Rusya’da 2, Avusturya, Yunanistan, Hollanda Ukrayna’da 1 futbolcu.

ÇEK CUMHURİYETİ:
Toplam 20 oyuncu. Almanya’da 6, İtalya’da 4, Belçika İngiltere 3′er, Danimarka’da 2, İspanya Rusya 1′er futbolcu.

İSPANYA:
Toplam 5 oyuncu. Tümü de İngiltere’deki takımlarda forma giyiyor.

FRANSA:
Toplam 13 oyuncu. İngiltere’de 6, İspanya’da 3, İtalya Almanya’da 2′şer futbolcu.

ALMANYA:
Toplam 4 futbolcu. İngiltere İspanya’da 2′şer oyuncu.

YUNANİSTAN:
Toplam 9 oyuncu. Almanya 4, İspanya, İngiltere, Portekiz İskoçya’da 1′er futbolcu.

İTALYA:
Toplam 5 oyuncu. İspanya 3, Fransa Almanya 1′er futbolcu.

HOLLANDA:
Toplam 14 futbolcu. İngiltere 7, İspanya Almanya 3′er, İskoçya 1 oyuncu.

POLONYA:
Toplam 14 futbolcu. İngiltere 3, Almanya Yunanistan 2′şer, Avusturya, Belçika, İspanya, Romanya, Rusya, Ukrayna İskoçya’da 1′er oyuncu.

PORTEKİZ:
Toplam futbolcu. İspanya 5, İngiltere 4, Almanya 2, Yunanistan 1 futbolcu.

ROMANYA:
Toplam futbolcu. İtalya 4, Fransa 2, Bulgaristan, İspanya, Almanya, Rusya, İskoçya Ukrayna’da 1′er futbolcu.

RUSYA:
Toplam 1 futbolcu, o da Almanya’da.

İSVİÇRE:
Toplam 14 futbolcu. Almanya 6, Fransa 3, İtalya İngiltere 2′şer, Avusturya 1 futbolcu.

İSVEÇ:
Toplam 16 futbolcu. İngiltere 5, Fransa 3, Danimarka, Almanya, Yunanistan, İtalya, Norveç, Romanya, İsviçre ’de 1′er oyuncu.

TÜRKİYE:
Toplam 6 futbolcu. İngiltere 2, İspanya, Fransa, Almanya Rusya’da 1′er oyuncu.

16 Milli Takım’da oynayan lejyoner futbolcuların ülkelere göre dağılımı ise şöyle:

ÜLKELER FUTBOLCU SAYISI
1-İngiltere 44
2-Almanya 39
3-İspanya 19
4-İtalya 18
5-Fransa 13
6-Yunanistan 7
7-Rusya 6
8-Belçika 4
9-İskoçya 4
10-Avusturya 3
11-Danimarka 3