nedir

merzifon’nın İlçesinin Tarihi Kimliği Gün Yüzüne Çıkartılıyor. İlçenin Uzun Yıllar İlgisizlik İhmaller Sonucu Kaybettiği Tarihi Özelliği, Vakıflar Genel Müdürlüğü Belediyesi’nin İşbirliği ile Yaptığı Restorasyon Çalışmalarıyla Yeniden Gün Yüzüne Çıkartılmaya Başlandı.

’nın ilçesinin tarihi kimliği gün yüzüne çıkartılıyor. İlçenin uzun yıllar ilgisizlik ihmaller sonucu kaybettiği tarihi özelliği, Vakıflar Genel Müdürlüğü Belediyesi’nin işbirliği ile yaptığı restorasyon çalışmalarıyla yeniden gün yüzüne çıkartılmaya başlandı.

’a tarihi şehir kimliğini yeniden kazandırmaya çalıştıklarına dikkat çeken Belediye Başkanı Kadri Aydınlı, Haftası etkinlikleri kapsamında eski Doğan Sineması’nın restorasyon çalışmasını başlatacaklarını bildirdi.

İlçe tarihine sahip çıkmanın sadece kendilerinin değil her vatandaşın görevi olduğunu aktaran Aydınlı, “Bu zamana kadar ilgisizlikten dolayı neredeyse yıkılmaya yüz tutmuş tarihi eserlerin yeniden canlandırılması için belediye olarak üzerimize düşen her şeyi yaptık yapmaya devam edeceğiz. Restorasyon çalışmaları tamamlanan Kara Mustafa Paşa Cami, Bedesten, Çelebi Mehmet Medresesi Camiinden sonra sıra eski Doğan Sineması olarak bilinen kültür merkezinin yeniden canlandırılarak eski günlerine döndürülmesine geldi. ’un vizyonuna yeni bir heyecan katacak olan eski Doğan Sineması’nın restorasyonunu Haftası etkinlikleri kapsamında başlatarak, ecdadın bize emanet ettiği bu güzide eseri kültür merkezi haline getirip ’u Kültür etkinliklerinde daha ileriye taşımak istiyoruz” dedi.

Aydınlı, ayrıca belediye olarak kentin tarihi kimliğini ön plana çıkaracak eserlerin yeniden hayata kazandırılabilmesi için Vakıflar Genel Müdürlüğü ile kapsamlı bir çalışma içerisinde olduklarını bildirdi.

Hakkari”nin Yüksekova ilçesinde kaza şunu ile şehit olan Jandarma Er Ali Karabacak için Antalya Muratpaşa Camii”nde tören düzenlendi. …

Haberin Devamı…

Ahmet Sırrı Yırcalı 1919 yılında Balıkesir”de doğdu. İsmi ailesi Balıkesir ile özdeşleşmiştir. Babası Kurtuluş Savaşı yıllarında Balıkesir Alacamescit”te direniş meşalesini yakarak silahlı mücadele ı alan 41 Bayrak Adam olarak anılan Kuvayı Milliyecilerden Yırcalızade Şükrü Efendi“dir.

İlk orta öğrenimini Balıkesir”de tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi“nden mezun olan Sırrı Yırcalı, 1954-1960 yılları arasında Demokrat Parti“den iki dönem (10 11. dönem) Balıkesir milletvekili seçildi. O dönemde bor madenciliği işine de girmiş, ancak oynadığı rol daha sonra tartışmalara olmuştur.

Balıkesir”de 55 yıldır gelir vergisi rekortmenliğini kimseye bırakmayan Yırcalı, BEST (Balıkesir Elektromekanik Sanayi Tesisleri A.Ş), Yersa Sentetik Sanayi, Balıkesir Yem Sanayii Mortaş Madencilik gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda şirketin yönetim kurulu başkanlığını yapıyordu. Balıkesir Sanayi Odası Başkanlığı da yapmış, eğitim kurumları da kurmuştur. 30 Mayıs 2005 tarihinde İstanbul”da gördüğü hastanede vefat etmiştir.

Yırcalı için ”nde düzenlenen cenaze törenine, ailesi yakınlarının yanı sıra TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Balıkesir Valisi Atıl Üzelgün, Belediye Başkanı Sabri Uğur, Balıkesir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Hacıoğlu, Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya, AK Parti Balıkesir Milletvekili TBMM Hesaplarını İnceleme Komisyonu Başkanı İsmail Özgün, sanayiciler, işadamları kalabalık bir vatandaş topluluğu katıldı. Sırrı Yırcalı”nın cenazesi, kılınan namazın ardından Başçeşme Mezarlığı”ndaki aile kabristanına defnedildi.

kardeşi İbrahim Sıtkı Yırcalı DP”den 9., 10. 11. Dönem Balıkesir Milletvekilliği ile Balıkesir Senatörlüğü yapmıştır.

Sırrı Yırcalı”nın oğlu Rona Yırcalı Balıkesir Sanayi Odası Başkanlığı yapmaktadır.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Hacı Mehmet Eşref Paşa 1895-1907 yılları arasında İzmir Belediye Başkanlığı yapmış bir Osmanlı devlet siyaset adamıdır. İzmir”in ünlü Eşrefpaşa semti onun adını taşımaktadır. II. Abdülhamit”in tahta çıkışının 25. yıldönümü vesilesiyle Konak Meydanı“nda inşa edilmiş olan günümüzde İzmir”in sembolü haline gelmiş İzmir Saat Kulesi onun eseridir. 1820-1894 yılları arasında yaşamış, Trabzon Selanik valilikleri yapmıştır.

Mehmet Eşref Paşa, Suriye Vali Muavini iken Hicaz“a sık sık gittiği için “Hacı” lakabıyla anılıyordu. 1895″de vekaleten İzmir Belediye Meclisine başkan olarak atanan Eşref Paşa, Mart 1896″da (vilayet meclisi üyesi olarak belediyede asli görev sahibi olması geçerli mevzuata aykırı olmasına rağmen) İzmir Valisi Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa tarafından uyumlu çalışılabileceği düşüncesiyle desteklenerek İzmir Belediye Başkanı olmuş nedenleriyle ayrıldığı Mart 1907″ye kadar bu görevde kalmıştır.

Belediye başkanlığı döneminde kadar şehir için pek çok hayırlı işe imza atmıştır. Eşref Paşa”nın en önemli girişimi bugün |Fevzipaşa Bulvarı olarak anılan geniş caddenin açılışını ancak planlamak oldu. Bu bulvarın açılışı ancak Cumhuriyet döneminde gerçekleşti. Ayrıca, İkiçeşmelik”ten Yağhanelere uzanacak şekilde açtırdığı caddeye bir Eşref de yaptırmasıyla, adını bugüne taşıyan semtin ismi konulmuştur.

Eşref Paşa”yı özellikle kentin yoksul Müslüman Musevileri çok sevdi ama sevmeyenlerin başında üzerinde baskısını arttırdığı esnaf geliyordu. Çünkü İzmir”de bugün de sorun olan dışı ekonominin üzerine giden Eşref Paşa yerel yönetime gelir sağlamak için esnafa vergi üzerine vergi bindirmişti.

Bugün Belediye”ye ait hastaneye adını veren Eşref Paşa alanında önemli hizmetlere imza attı. Halen Konak Meydanı”nın özgün bozulmamış tek binası olan Hastalıkları Doğum Hastanesi olarak kullanılan Gureba-i Müslimin Hastanesi“ni Eşref Paşa geliştirdi. Ayrıca İzmir”de bir ismini taşımaktadır. İzmir zamanında veba hastalığına çok kurban vermişti. Bunu çok iyi bilen Eşref Paşa fakir Müslümanlar için çok büyük bir kurulması için bizzat çalışırken, yoksul Yahudi Rumların yaşadıkları aile evleri olan Yahudihane Rumhane gibi yerlerde sık sık temizlik denetimleri yapıldı.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Makedonya’nın nmış yazar, araştırmacı gazetecilerinden Alahettin Tahir

1949 yılında Üsküp’te doğan Alahettin Tahir, liseyi Üsküp’te bitirdikten sonra bir süre Üsküp Üniversitesi’nde felsefe okudu. 1969 yılında, önce ‘Sesler’ adlı aylık derginin sekreterliğini yapan Tahir, daha sonra ‘ Gazetesi’nde muhabir olarak çalışmaya başladı.

1973 yılında ‘ Gazetesi’ Baş Yazarı Sorumlu Müdürü Necati Zekerya, Yugoslav rejimine şı görüşleri nedeniyle görevinden alınınca, Alahettin Tahir de Zekerya’nın görevden alınmasını protesto ederek istifa etti.

Uzun yıllar işsiz kalan Tahir, 1970’li yılların sonlarına doğru Üsküp Televizyonu çe Yayınları ü’nde çalışmaya başladı.

Makedonya ının önde gelen isimlerinden biri olan Alaettin Tahir, genç yaşlar şiirle başladığı yaşamında daha sonra öyküyü tercih etti, ancak şiir yazmayı da bitirmedi.

‘ Gazetesi’ ‘Sesler Dergisi’ sayfalarında yayımlanan ilk öykülerini içeren iki kitabı ‘Apartman 18’ 1973’te, ‘Portre’ ise 1980’de yayımlandı.

Alahettin Tahir, Makedonya Yazarlar Birliği’nde 29 Ocak 2004 günü yapılan anma töreninden sonra Üsküp’ün Mustafa ’nde kılınan cenaze namazının ardından, Butel Mezarlığı’nda toprağa verildi.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Kazancı Bedih lakabıyla nan Bedih Yoluk 1929 yılında Şanlı’nın Siverekli Mahallesinde doğdu. Babası Dalyanlardan Culhacı (Dokumacı) Halil, annesi Şatıroğullarından Zemzem’dir. Evli olup, Halil, Mehmet, Şükran, Naci, Remziye, Nihat Müzeyyen isimlerinde 7 çocuk babasıdır. Asıl mesleği kazancılıktır. Bu nedenle kendisine “Kazancı Bedih” denilmektedir. Herkes kendisini bu lakapla r. Kazancı olarak ilk ustası Hasan Diyar”dır uzun zaman bu ustanın yanında çalışmıştır.

Daha sonra Aziz Kadir Ucar ustaların yanında kazancılık yapmıştır. 1949 yılında askere gitmiş, Bingöl’de, Elazığ”da Bando Bölüğünde askerliğini tamamlamıştır. Bilahare belediyeye girmiş 26 yıl çalıştıktan sonra 1986 yılında emekli olmuştur. Emekli olduktan sonra Hacca gitmiştir. Boş gezmemek günlük nevalesini çıkarmak için Eski Hal pazarı civarında demlik cezve tamiriyle ilgili küçük bir dükkan açmış halen bu işi yapmaktadır. Ayrıca bir mevlüt grubuyla birlikte mevlütlere gidip ilahi gazel okumaktadır.

Şanlı’nın yetiştirmiş olduğu en ünlü gazelhanlardan biridir. Fuzuli, Nabi, Nezihe, Furugi, Abdi gibi çeşitli şairlerin gazellerini Şanlı makam geleneğine uygun olarak, davudi etkileyici sesiyle okur. Bir güfteyi farklı makamlarda icra edebilme meziyetine sahiptir. Ud, tambur cümbüş çalmasını fevkalade iyi bilir.

Nezih meclislerin sayılan sevilen takdir edilen kişilerin başında gelir. Gazelin yanında çok meye, hoyrat ü de okumaktadır. Çok okuması nedeniyle, gazelin sevilmesinde gazel okuma geleneğinin yaygınlaşmasında çok büyük hizmetleri olmuştur. Eserleri kendine has bir tavırla okur. Çok bilinen bir maya kazancı Bedih’in okuyuşuyla bambaşka bir havaya dönüşür. tonu gazel okumaya çok elverişlidir. Sesi çok etkileyicidir sesini iyi kullanır.

İbrahim Tatlı, Selahattin Alpay gibi birçok ünlü sanatçı da dahil olmak üzere kendisinden sonra yetişen bir çok eses sanatçısı gazel okurken Kazancı Bedih’i taklit ederek onun tavrında okumaya çalışırlar.


Kazancı Bedih gazelleri çok okuduğundan dolayı kendisine “Pir” denilmektedir.

1996 yılında yapımcı Mine VARGIN, yönetmen Yavuz TUÐRUL, aktör Şener ŞEN’in başrolünü oynadığı EŞKİYA filminin bir sahnesinde sıra gecesine yer verildi, Eski bir avlulu ev KAZANCI Bedih (Yoluk) in bir gazel okuması istenmiş. Urfanın etrafı dumanlı dağlar üsü ardından da dillere düşen bir gazel, Gazel Şanlıurfalı şair mirine hoca’nındır, Mahlası Lütfü’dür.
Hicaz makamında okunan gazel şöyledir.
Nice bu hasreti dildar ile giryan olayım
Yanayım ın ile büryan olayım
Görmedim gül yüzünü âhü fiğan etmedeyim
Akıdıp göz yaşımı dert ile nalan olayım
Kapladı bu nârı firkat cismi ğem âludemi
Korkarım heşre keder böylece suzan olayı
Sevdiğim rağmet yeter incitme artık kalbim
Gerilerdesin yusufu asa bendi zindan olayım
Lütfüyüm bülbül gibi gülşende feryat edlerim
Vusleti yâr ile ancak şâdi ğendan olayım

Şanlı’ya özgü gazel okuma geleneğinin son temsilcisidir.

Son yıllarda birkaç kaseti CD’si çıkmıştır.

Kazancı Bedih eşi, 20 Ocak 2004 günü Şanlı”daki evinde uyurken katalitik sobadan sızan gazdan zehirlenerek öldü.


Bedih Yoluk eşi için Hasanpaşa Camii’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene, Vali Şükrü Kocatepe, Belediye Başkanı Ahmet Bahçı, Emniyet Müdürü Kutlay Çelik ile sanatçılar Mahsun Kırmızıgül, Mahmut Tuncer Sellahattin Alpay’ın yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı.



MÜZİK YAŞANTISI
Müzikle ilgisi küçük yaşlarda başlayan Kazancı Bedih ailenin tek çocuğu olduğundan babasının ısrarıyla 14 yaşında evlendi gençlik yıllarında babası onu beraberinde Mecbelbahır’a götürdü. Mecbilbahır Balıklıgöl”den çıkan suyun bir kanalla Hasan Paşa camiine geçtiği yerde ağaların yeşilliğin olduğu bir yerdi. Orayı çay bahçesi olarak çalıştıran kişi müziğe çok meraklı idi. Oraya kurduğu gramofondan müşterilerine günün en sevilen sanat müziği parçalarını, Hafız Burhan, Müzeyyen Senar, Safiye Ayla gibi ünlü sanatçıları dinletirdi. Yine zaman zaman Mukim Tahir gibi o devrin ünlü sanatçıları dinlenmeye oraya gelir, zaman zamanda okurlardı. Akşam serinliğinde çaylarını nargilelerini içmek, müzik dinlemek için Mecbelbahır’a giderlerdi. Kazancı Bedih’te babasıyla Mecbelbahır’a gider, gramofondan ünlü sesleri ustalarının sohbetlerini dinlerdi.

Müziğe olan merakı bu şekilde gelişti cümbüş çalmaya merak sardı. Hafız Ahmet, Hafız Culha, Hafız Dellek Mahmut Şükrü Hafız’ı çeşitli müzik meclislerinde dinledi. Bir kısmı ile müzik meclislerine katıldı.

Şanlı’da eskiden müzik gruplarına “Takım” denirdi bir tere çağrıldığında herkes takımı ile giderdi. Kazancı Bedih’in de Mehmet Çelik, Ali Kanun, Hasan Diyar, Necip Şıbe, Çırçır Mahe, Şıhmüslüm Görgün, Nacar Celal, Mustafa Usta takım arkadaşlarıydı. Daha sonra tenekeci Mahmut, Aziz Çekirge, Gacı İmam Kayıs, Cuan Mahe ile çeşitli müzik meclislerine katıldı. Bunların dışında Seyfettin Sucu, demir İzzet, Mahmut Coşkunses, İbrahim Tatlı, Kadir Sema gibi birçok sanatçısı ile müzik meclislerinde bulunmuştur.

Hiç plak yapmadı. Kasnak teyibin Şanlı’ya gelişinden sonra bant yapma meraklılarının aranan kişisi oldu yüzlerce mahalli banta herhangi bir ücret almadan gazel, maya ü okudu.

Kazancı Bedih, müzik meclislerinde birçok şairin gazelini kendi tavrına göre çeşitli makamlarda okur. Makamları makamlarındaki geçkileri çok iyi bilir.

Sık sık okuduğu gazelleri şöyle sıralayabiliriz. Nezihe Hanım’dan Gümrahlarını goncayı zibaya değişmem”, “Sabret gönül eyyamı yare de kalmaz”, Kuddus’den, “Aldanma gönül devleti ikbale güvenme”, Abdi Efendi’den “Hüsnün senin ey dilber nadide kamer mi”, “Nice bir nar’ı ınla ciğer yansın kebap olsun. Fuzuli’den “Öyle sermestem ki idrak etmezem dünya ”, Nabi’den “Sakın terk-i edepten kuy-umah-bubu hudadır bu”, Baba Kani’den “Gamı ın-la ahvalim perişan oldu gettikçe” Ruhi’den “Nice bir dağdağa ile berbad olalım”, Muharrem hoca’dan “Karadan ağa dönüp dest-i dilara okuruz” daha bir çok şairin gazellerini okumaktadır.

Okur yazar olmadığı için önceleri gazelleri dinleme yoluyla ezberleyen ama uzun gazelleri bu şekilde öğrenmek zor olduğu için gece mektebine giden Kazancı Bedih, pek iyi olmasa da şimdi okuyabiliyor, meramını anlatabilecek kadar da yazabiliyor.

Sesi pes kendine has güzelliktedir, bu nedenle gazelleri mayaları o kadar okur ki dinleyen onun sesinin tonunu okuma tarzını unutamaz.

Uzun havaları üleri kendi tavrında okur. Bazen sanat müziğinden bir şarkısı kendi üslubunda, değişik bir yorumla uzun hava gibi okur. Buna örnek olarak “Kara gözlüm efkarlanma gül gayri” adıl rast makamındaki şarkıyı gösterebiliriz. Bu şarkıyı başka makamda uzun hava olarak bir çok meclislerde okumuş dinleyenlerin beğenisini kazanmıştır. Bundan başka “Yeşil kurbağalar” “Eminem”, “Atıma verdiler sarı samanı”, “Neyleyim de Karamanın elini”, “Kara göz” gibi uzun havaları kendi uslubuyla çok şekilde okumaktadır.

Yüzlerce mahalli kasetin yanında İstanbul’da doldurulan kasetlerde de gazel, maya ü okumuştur. gecelik isimli kasetler dizisinde okuduğu gazeller yurt çapında çok beğenilmiştir.

Kazancı Bedih, radyo TV programlarına da katılmıştır. İbrahim Tatlı’in hazırladığı “İbo Show “ daki ı, Selahattin Alpay’la yaptığı Ali Bozkurt’un hazırladığı “Bizim Eller” programları bunlardan birkaçıdır..

Bugün gazel okuyan bir çok kişiyi yetiştirmiştir. Birçok kişi de mahalli bantlarını dinleyerek ondan faydalanmıştır onun tavrında söylemeye çalışmıştır. Yetiştirdiği kişilerden biri de oğlu Naci Yoluk’tur. Oğlu da kendisi gibi ud çalıp, gazel okuyarak gazel okuma geleneğini sürdürmektedir. Sesi okuma tavrı babasına çok benzemektedir.


Şanlı Halk Müziğinin Önemli Diğer Kaynak Kişileri

AHMET ALAYBEYİ
1935 yılında ’da doğdu. Babasının ismi Celal, annesinin ismi Hayriye’dir. Bir devlet kurumunda muhasebecilikten emekli oldu. Babası ağabeyi müziğe meraklıydı, kendisi de ailesindeki müzik ortamında yetişti. Gençlik yıllarında Tenekeci Mahmut’tan istifade ederek müzik bilgisini ilerletti. ’da çeşitli dönemlerde üç musıki cemiyetinde çeşitli çalışmalarda bulundu. Talebeler yetiştirdi. Makamları makam geleneğini çok iyi bilmektedir. tavrında bağlama çalar. Derlediği üleri TRT repertuarına alınmıştır. 1976 yılında MİFAD’ın Şanlı’da yaptığı 340 ü ile uzun havanın derlendiği çalışmada kaynak kişi olarak, diğer kaynak kişilerle birlikte kendisinden de istifade edildi.

AHMET UZUNGÖL (Ahmet Hafız)
1930 yılında ’da doğmuş 1992 yılında vefat etmiştir. Babasının adı Bozan, annesinin adı Emine’dir. Evli altı çocuk babası idi. Müzik merakı, küçük yaşlarında başlamış meşhur ustaları dinleyerek makamları öğrenmiştir. Daha sonra Şanlı’nın ünlü müzik ustalarıyla fasıllara katılmış; okuduğu gazel hoyratlarla Şanlıurfalıların gönlünde taht kurmuştur. Birçok mahalli kasette okuduğu gazellerle, gazel okuma geleneğini devam ettirmiş gazeli sevdirmiştir. Kasetlerde okuduğu gazeller, dinleyenlerin çok takdirini kazanmış halen sevilerek dinlenmektedir. ’da “çifte” denen ilâhileri de çok okumuş ’da bu konuda yapılan derlemelerde kaynak kişi olarak kendisinden faydalanılmıştır.

BAKIR YURTSEVER (Bekçi Bakır)
1909 yılında ’da doğmuş 1985 yılında Şanlı’da vefat etmiştir. Musıkiye küçük yaşlarda başlamıştır. Ustası Pehel’in Ahmet Hafız’dan makamları öğrenmiştir. Hacı, Nuri Hafız’dan da mevlüt okumasını öğrenmiştir. 30 sene kadar mevlüthanlık yapmıştır. Bekçilik yaptığı için kendisine “Bekçi Bakır” denilmiştir. Muzaffer Sarısözen’in hazırladığı “Yurttan Sesler” ına zaman zaman çağrılmıştır. Ayrıca radyoda çeşitli Şanlı programlarına katılmıştır. TRT repertuarında derlemeleri yer almaktadır. Birçok plak yapmıştır.

İL CANKAT
1913 yılında Şanlı’da doğmuş 1976 yılında Şanlı’da vefat etmiştir. Babası Onbaşı Mehmet, annesinin adı Ayşe’dir. Evli olup 3 çocuğu vardır. Esas mesleği şoförlüktür. 19 yaşında “Pencereden geliyor” adlı ilk plağını doldurur. Okuduğu plak çok sevilince, plaklar birbiri ardına gelir 300 civarında plak yapar. Ünü yurt sınırlarını aşmıştır. Bilhassa Arap ülkelerinde sevilerek dinlenmiştir. Halep, Şam Kahire’de konserler vermiştir. sanatçılığının yanında aynı zamanda da bestekârdır. Plağa okuduğu eserlerin çoğunu kendisi bestelemiştir. Birçok filmde başrol yardımcı rollerde oynamıştır.plaklara okuduğu eserlerden bazıları TRT repertuarına alınmıştır.

HALİL UZUNGÖL (Halil Hafız)
1928 yılında Şanlı’da doğmuş, 1992 yılında vefat etmiştir. Evli 6 çocuk babası idi. Çeşitli camilerde müezzinlik imamlık yapmıştır. Babası meşhur gazelhanlardan Bozan Emmi’dir. Şanlı’nın son yıllarda yetiştirmiş olduğu en , en tavıra sahip kişilerden biridir. Sesi çok temiz, parlak, etkileyici yüksektir. Usta bir mevlüthan, gazelhan hoyrat okuyucusudur. İlk hafızlık derslerini kurra Mehmet Hafız’dan, makam derslerini de Hacı Nuri Hafız’dan almıştır. İyi bir çı olup gazeller yazmıştır. Farsça’yı da bilirdi. Ramazan’da, bayramda yağmur dualarında okuduğu dualar dinleyenleri ağlatırdı.

HAMZA ŞENSES
1904 yılında Şanlı’da doğmuştur. Tanburacıoğulları’ndandır. sanatkârı bestekârıdır. Müziğe üç telli saz çalarak başlamış, bilahare tanbura cünbüş çalmasını öğrenmiştir. Sesi çok dik, temiz etkileyicidir. Mukim Tahir’le aynı dönemlerde yaşamıştır. Şanlı’da Halkevi Sahnesi’nde Aynzelha gazinolarında programlar yapmıştır. Bir müddet de İstanbul sahnelerinde çalışmıştır. Çok temiz giyinen modern görünüşlü bir kişiydi. “Kışlalar doldu bugün”, “ın ne derin yaralar açtı ciğerimde”, “Ne hoş olur mahpushâne havası”, “ adın Fatma ”, “Nazmiyem gel beni yakma”, “Adanalı esmer olur can yakar”, “Duman duman olmuş şıki dağlar” Taş plağa okuduğu eserleridir.

MAHMUT GÜZELGÖZ (Tenekeci Mahmut)
1919 yılında Şanlı’da doğmuş 1988 yılında vefat etmiştir. Babasının adı İbrahim, annesi İslim’dir. Esas mesleği tenekeciliktir. Kütüphâne memurluğundan emekli olmuştur. Şanlı’nın folklor tarihinde en büyük müzisyen kaynak kişilerden biridir. Devrin en büyük ustalarından istifade etmiştir. Şanlı repertuarında icra edilen üleri, hoyratları, gazelleri bilir makam esasına göre eksiksiz okurdu. Şanlı ile ilgili; hikâye, masal, mani, gazel, atasözleri benzeri folklorik bilgilerin hemen hemen hepsinde söz sahibi idi. Büyük bir halkbilimcisi müzik üstadı idi. Şanlı adına birçok üyü TRT repertuarına kazandırmıştır. Ayrıca MİFAD tarafından Şanlı’da yapılan derleme çalışmalarında kendisinden kaynak kişi olarak faydalanılmıştır.

MEHMET ATAÇ (Aliçine Mehmet)
1931 yılında Şanlı’da doğmuş 1994 yılında vefat etmiştir. Babasının ismi Reşit’tir. Evli 4 çocuk babası idi. Cünbüş ud çalar. Ustası Mukim Tahir’dir. Müzik toplantılarında edindiği bilgileriyle içinden gelen duyguları bestelere döküp sevilen eserler yaptı. Yaptığı eserler birçok sanatçı tarafından kasetlere plaklara okundu. “Derbederim yoktur yuvam”, “Felek hançerini almış eline” sevilen eserlerindendir.

ŞÜKRÜ ÇADIRCI (Şükrü Hafız)
1917 yılında Şanlı’da doğmuş 1993 yılında vefat etmiştir. Halk Müziği Sanat Müziği dalında 70 civarında eseri vardır. Şanlı’nın yetiştirmiş olduğu en ünlü bestekârlarından biridir. İki yaşında iken gözlerini kaybetmiştir. Devrin birçok ustalarından faydalanmıştır. Devrin birçok klasik halk üleri sanatçıları eserlerini severek icra etmiştir. 1938 yılında Şanlı’ya derleme yapmaya gelen Muzaffer Sarısözen, kendisinden “Küstürdün barışamam”, “Bülbüller düğün eyler”, “Seherde girdim bağa” adlı üleri derlemiştir. TRT repertuarında eserleri bulunmaktadır.

TAHİR OTURAN (Mukim Tahir)
1900 yılında Şanlı’da doğmuş 1945 yılında Zonguldak’ın Yenice ilçesinde vefat etmiştir. Babası Mukimlerden Hacı Abdurrahman’dır. Ailece sevilen sözleri geçen varlıklı bir aileye mensuptur. Küçük yaşlarda bolluk içinde yetişti, ömrünün son döneminde yoksul düştü. Okuduğu gazel, hoyrat ülerinde şivesini en mükemmel bir şekilde kullandı. Bağlamayı darbukayı çok iyi çalardı. 1938 yılında Muzaffer Sarısözen, Şanlı’da yaptığı derleme çalışmalarında, kendisinden kaynak kişi olarak istifade etmiştir. 1944 yılında 35 kişilik bir ekiple ’de konser turnesine çıkmıştır. Taşplağa okuduğu eserleri; “Ayağında kundura”, “Kapıyı çalan ”, “Elleri pambıh”, “Kırmızı kurdele”, “Hüsnün senin ey dilber nadide kamer mi”dir.

YUSUF BİLGİN
1920 yılında Şanlı’da doğdu. Babasının adı Halil, annesinin adı ise Zemzem’dir. Esas mesleği helvacılıktır. Şanlı makam geleneğini bilir. İlahi gazel okumada ustadır. Arûz vezniyle yazdığı şiirleri vardır. Keskin bir zekâya sahip olup yüzlerce beyit gazeli eksiksiz olarak ezbere bilir. Çok geniş bir ilâhi repertuarı vardır. Şanlı’nın ünlü ustaları Mukim Tahir, Kıde Hafız, Ahmet Hoca, Dede Osman Tenekeci Mahmut’la birlikte birçok meclislerde bulunmuştur. Kültür Bakanlığı başta olmak üzere birçok kurum araştırmacı kendisinden kaynak kişi olarak istifade etmiş kendisinden Şanlı’da okunan ilâhiler derlenmiştir.

YUSUF KUŞÇUOÐLU
1911 yılında Şanlı’da doğdu. 1989 yılında vefat etti. Babasının adı Reşat, annesinin adı ise İsmet’tir. Evli 8 , 7 olmak üzere 15 çocuk babasıdır. Maddi yönden varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Buğday Pazarı’nda zahirecilik yapmaktaydı. Daha sonra Ankara’ya yerleşerek kuşçuluk yaptı. Gençlik yıllarında müziğe olan merakından dolayı Mukim Tahir gibi devrin müzik ustalarının meclislerine katılarak onlarla birlikte okudu. Hafızası çok kuvvetliydi; bir defa duyduğu eseri hafızasına kaydederdi. Repertuarında çok sayıda şarkı, ü gazel bulunmaktaydı. “Küçük hanım bere giymiş başına” üsü gibi birçok ü, kaynak kişi olarak kendisinden derlenmiştir.

DAMBURACI DERVİŞ
1877 yılında Şanlı’da doğdu. 1957 yılında vefat etti. “Tamburacı” lakabı dayılarından kendisine gelmiştir. Kendisi baba tarafından Timuroğulları’ndandı. Esas mesleği oturakçı (Bedesten’de halıcı) idi. Küçük yaşlardan beri müziğe meraklıydı. Devrin birçok ustalarına hizmet etti olgunlaştı. Ustaları; Mehış’ın oğlu Ali Hafız, Hacı İbiş, Cürre Mehemet, Mehsim’in oğlu Mehmet’tir. Bütün makamları makam geleneğini çok iyi bilirdi. En çok sevdiği okuduğu makamlar Rast, Hicaz, Segâh, Sâbâ Araban’dır. Günümüzde okunan gazel, hoyrat anonim ülerimizin oluşmasında çok önemli katkıları olmuştur. Birçok ustalar yetiştirmiştir.

OSMAN ÖZSOY (Bandocu Osman)
1908 yılında Şanlı’da doğdu. Babası Hacı Ali, annesinin adı Adile’dir. Çocukluk gençlik yılları Şanlı’da geçmiştir. 1972 yılında vefat etmiştir. Bursa Sanat Okulu’nda 2 yıl Musiki Nazariyatı dersleri aldı. Daha sonra Sanat Okulu’nun bando kısmına devam ederek Yüzbaşı Mehmet Ali Rıza Bey’den solfej armoni dersleri aldı. Notayı, solfeji diğer müzik bilgilerini ileri düzeyde öğrendi. 1934 yılında Mardin’de, daha sonra da ’da bando takımını kurdu. 1950 yılına kadar bu görevi yürüttü. Bu hizmetleri sırasında birçok kişiye nota solfej öğretmiştir. Şanlı Halk Müziği ile ilgili ü oyun havaları derlemiş; derlediklerini “Urfalı Musikişinaslar Halk üleri” adlı bir defterde toplamıştır. İcracı ekip şefi olarak birçok konserlerde bulunmuştur. 1946 yılında Gaziantep’ten başlayıp İstanbul’a kadar birçok ilde konserler veren Şanlıurfalı sanatkârlardan oluşan bir ekibin şefliğini yapmıştır.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

24 Mart 1879’da Bodrum’da doğan Neyzen Tevfik’in asıl adı Tevfik Kolaylı’dır. Babasının memleketi Bafra”nın Kolay nahiyesi olduğu için soyadı kanunuyla “Kolaylı” soyadını almış. Babası Rüştiye Mektebi muallimi Hasan Fehmi Bey, Annesi Emine Hanım’dır. Kendine özgü yergileri yaşam biçimiyle adını duyuran Neyzen Tevfik, babasının görevli bulunduğu Urla kasabasında, usta bir neyzen olan Berber Kâzım”la tanıştı ondan ney dersleri almaya başladı. Aynı günlerde de, ilk sar”a nöbetini geçirdi.

Bu arada okulu bırakan Neyzan Tevfik’i babası yatılı olarak “İzmir İdadisi”ne yazdırdı. Ancak sar’a nöbetlerinin yeniden başlaması üzerine okulu tamamen bıraktı. Ney’e duyduğu derin sevgiyle İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Neyzen Tevfik, burada Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Ruhi Baba, Şair Eşref gibi pek çok ünlü isimle ile tanıştı onlardan çe”nin yanı sıra Arapça Farsça dersleri aldı. Şair Eşref, yalnızca dostu hocası olarak kalmayarak ona hicvin kapılarını da açtı. İlk şiiri bu günlerde, 13 Mart 1898″de “Muktebes” dergisinde yayımlandı.

1898 yılında, babası medrese öğrenimi için Neyzen’i İstanbul”a gönderdi Fethiye Medresesi”ne yerleştirdi. Ama Neyzen Tevfik, zamanını daha çok Galata Yenikapı Mevlevihanelerinde geçirdi. Bu arada ”la tanıştı Mehmet Akif, dönemin seçkin müzisyen çıları ile tanışmasını sağladı. 1901 yılında, medrese giyimi olan cüppe şalvar yerine Akif”in verdiği setre pantolonu giymesi, akşamları medrese dışında kalması ileri-geri konuşmalara yol açınca, Fethiye Medresesi”nden ayrıldı. Önce Fatih”teki Şekerci Hanı”na, sonra da Çukurçeşme”deki Ali Bey Hanı”na yerleşti. Bu arada babasını yan daha sonra Şeyhülislam da olan Kazım Efendi onu kendi derslerine kabul etti.

Onun sayesinde Neyzen Tevfik, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi çılarla tanıştı. Mehmet Akif”le dostluğu süren Neyzen, Mehmet Akif”e ney öğretti; Mehmet Akif de Neyzen”e Arapça, Farsça Fransızca öğretti. Dost çevresi içinde artık İbnülemin Mahmut Kemal, Tevfik Fikret, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tanburi Cemil, Hacı Arif Bey, Yunus Nadi de vardı.

1900 yılında, gramofon ticaretini ilk yapanlardan Gülistan Plâk Mağazası sahibi Hâfız Âşir Bey”le bir plâk doldurma girişimi oldu. Neyzen aşırı içkili olduğu için güçlükle doldurulan plâklar yine de basılıp piyasaya verildi. 1949″da yayımlanan Azâb-ı Mukaddes”e yazdığı önsözde belirttiğine göre, “yüze yakın plâk” doldurmuştur.

Öte yandan istibdata şı olan gençlerle Sirkecideki İstasyon Gazinosu Güneş Kıraathanesi”nde bir araya gelir; yurt sorunlarına ilişkin istibdat şıtı konuşmalar yaparlardı. Güneş Kıraathanesi”ne gelip gidenlerden Ziya Şakir, bir gün, sözü Eşref”ten açıp Jön hareketinin önderlerinden Ahmet Rıza”ya getirerek Neyzen Tevfik”i konuşturdu tüm düşüncelerini öğrendi, ardından da ihbar etti. Gözaltına alınan Neyzen, sıkıntı dolu bir sorgulamadan geçirildi. Bu arada, daha önce tam otuz beş kez jurnal edilmiş olduğunu öğrendi. On beş gün sonra da serbest bırakıldı.

Serbest kaldıktan sonra kendisini Beyoğlu meyhanelerine attı. Bu esnada Sütlüce Bektaşi Tekkesi”ne devam ederek Şeyh Mümin Baba”dan nasip aldı. Siyasi baskının artmasından sonra yurt dışına gitmeye verdi 1902 yılında Mısır”a gitti.

Neyzen Tevfik”in Mısır”da geçen yıllarına ilişkin olarak gerçekle gerçek olmayanı birbirinden ayırmak neredeyse imkansız. Ama geçimini neyi ile sağladığını hicvetmeye devam ettiği biliniyor. Mısır’da bir arkadaşı ile Neyzenler Kahvehanesi açıp işletti. Özbekiye Saz Bahçesi”nde çalarken plâk da doldurdu. Jön Türklerle ilişkili, bir dost toplantısında sarhoşlukla tabancasını ateşlediği duruşmada yargıca “haksızlık yapıyorsunuz” dediği için altı ay hapse mahkûm edildi. Ancak yaptığı itiraz kabul edildiği için bir buçuk ay yattıktan sonra özgürlüğüne kavuştu. Bu arada Feride adlı Lübnanlı bir kadınla iki ay birlikte yaşadı.

II. Abdülhamit için yazdığı “Abdülhamid”in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun” adlı hicvini İstanbul Kıraathanesi”nde okuyunca tutuklanmak istendi fakat çevrenin işe ışması ile kurtuldu. “ Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir” başlığı ile gazetelerde yayımlanan yazı nedeniyle hakkında tutuklama ı verildi. Kurtulmak için de “Kaygusuz Sultan” adlı bektaşi tekkesine sığındı.

II. Meşrutiyet”in ilânıyla Mısır”dan ayrıldı İzmir”e döndü. Daha sonra da İstanbul’a geçti. Çemberlitaş”ta bir han odasına yerleşen Neyzen Tevfik, seyretmek için gittiği Ferah Tiyatrosu”nda sergilenen “Sabah-ı Hürriyet” adlı oyunun İttihat Terakki”ce yasaklanması üzerine yaptığı konuşma yüzünden tutuklandı. Ardından kısa bir süre sonra da serbest bırakıldı.
Neyzen Tevfik 1910 yılında “sarıklı bir zâtın ı olan Cemile hanımla”, kardeşinin babasının şı çıkmasına şın, annesinin ısrarı ile evlendi bir ı oldu. Ancak yürümeyen evliliği, ı Leman henüz üç aylıkken kayınbabasının eşini alıp götürmesiyle son buldu.

I. Dünya Savaşı yıllarında, Askeri Müze”nin kurucusu Muhtar Paşa”nın emrinde Mehterbaşı olarak askerlik yaptı. Düzenle başı hoş olmayan Neyzen Tevfik, herhangi bir meseleden dolayı Muhtar Paşa ile etti askerden çııldı. Daha sonra, dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa”nın yalısında Mehter takımının verdiği konseri izleyen Almanya”nın Romanya”daki Kuvvet komutanının ilgisini çekti. Bazı kaynaklarda da onun çağrılısı olarak Romanya”ya gittiği yazılır. Romanya”da piyano eşliğinde konser verdi.

1919 yılında, ilk kitabı “Hiç”i yayınlandı.

1923 yılında Ankara”ya gitti kardeşi Şefik Kolaylı”nın yanında 4-5 ay kaldı. Ulusal Kurtuluş Savaşı”nı Mustafa Kemal”i yücelten şiirler yazdı bu sırada. 1924 yılında, arkadaşı Hasan Sâit Çelebi”nin de yardımları ile yazdıklarını “Azâb-ı Mukaddes” adı altında forma forma yayımlamaya kalkıştı ancak girişim lı olmadı iki formadan sonra noktalandı.

1926 yılında ”le tanışan Neyzen Tevfik, 1927 yılında sa”ra nöbetleri yüzünden artık sık sık gideceği Toptaşı Tımarhanesi Zeynep Kâmil Hastanesi”nde görmeye başladı. 1928 yılında, ski dostu Mehmet Akif”i görmek için tekrar Mısır”a gitti bir yıla yakın bir süre yanında kaldı.

1930’lu yıllarda, ekonomik destek olsun diye, Vali Belediye Reisi Muhiddin Üstündağ”ın girişimi ile Konservatuvar”da görevlendirildi. 1940’lı yıllarda doktoru olduğu kadar dostları da olan Mazhar Osman Rahmi Duman”ın aracılığı Valiliğin oluru ile Bakırköy Akıl Hastahanesi”nin 21 nolu koğuşu ona ayrıldı. İstediği zaman gelir, yatar, dinlenir çı giderdi. Rahmi Duman, Neyzen Tevfik”le ilgili şunları yazmış; “Onu yakinen mak mazhariyetine 1932’de erdim. O tarihte genç bir asistan olarak Bakırköy Akıl Hastahanesi”ndeki 18 numaralı serviste (ehline) açmış olduğu şiir felsefe kürsüsünün hevesli usanmak, yılmak bilmeyen bir talebesi olmuştum.”

9 Mart 1946″da, basın yararına düzenlenen bir konserde ney çaldı yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüledi. 1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Neyzen Tevfik”in eserlerini, onun gözetimi altında, “Azâb-ı Mukaddes” adı ile kitaplaştırdı. 1951 yılında “Onu Affettim” adlı bir filmde önemli bir rolde gözüken Neyzen Tevfik, “Ağlayan Şarkı” adlı bir başka filmde ise, Suzan Yakar”la oynadı.

1952 yılında, arkadaşlarının ısrarı ile Şehir Komedi Tiyatrosu”nda jübilesini yaptı. 1930″larda İstanbul Belediye”sinin bağladığı aylığını saymazsak Neyzen”in düzenli bir geliri hiç olmadı. Neyzen Tevfik”in söylenceleşen yaşamı 28 Ocak 1953″de son buldu. Cenaze namazı Beşiktaş”ta Sinan ”nde kılındı. Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun şısında ki Barbaros Bulvarını doldurdu. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri bin bir çeşit insan bir arada uğurladılar Neyzen”i bilinmeyene. bilir belki de hiçlikten hepliğe…

Ne hayatı, ne dünyayı, ne de kendisini “hiç” kavramıyla ifade etmek değildi onun yaptığı. O, şıtlıkların birbirini var ettiği layışımızda, var oluş derinliğinin sarhoşluğu içinde arayışını sürdürürken “Hiç” olanı fark etmişti. -pul, mal-mülk, şan-şöhret elinin tersiyle ittiği şeylerdendi. Adaletsizliğe, çıkarcılığa, kör inançlara, baskıya, otoriteye, istismarına sert etkili bir üslupla hicivlerinde nda baş kaldırdı. Boynunda eski yazıyla “Hiç” yazardı.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

20. yüzyılın büyük İslâm alimlerinden biri olan Mehmed Zâhid Kotku, 1897 yılında Bursa”da doğdu. Babası annesi Kafkasya”dan göç eden müslümanlardandır. Dedeleri ise Kafkasya”da Sirvan”a bağlı eski bir hanlık merkezi olan Nuha”da yaşamışlardır. Ailesi Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Anadolu”ya göç etti Bursa”ya yerleşti. Babası İbrâhim Efendi, Bursa Hamzabey Medresesinde tahsîlini tamamlayıp, çeşitli câmi mescidlerde imâmlık yaptı. Babası, Hz. Muhammed’in (S.A.V) soyundan olan bir tasavvuf ehlidir. Bu sırada Bursa Kaleiçi Filiböz Mahallesi’nde Mehmed Zâhid Kotku dünyaya geldi. Mehmed Zâhid Kotku, üç yaşındayken annesi Sâbire Hanım vefât etti. Babası İbrâhim Efendi, daha sonra Dağıstan muhâcirlerinden Fâtıma Hanımla ikinci evliliğini yaptı.

Zâhid Kotku, ilk öğrenimini Bursa Oruçbey İbtidaisi’nde, orta öğrenimini ise Maksem İdadisi Bursa Sanayi-i Nefîse Mektebi’nde yaptı. Bu sırada çıkan Birinci Dünya Savaşı sebebiyle 18 yaşında askerlik görevine başladı. Uzun yıllar süren askerlik görevi boyunca ciddi hastalıklar geçirdi ordunun Suriye”den çekilmesi üzerine zor da olsa İstanbul”a dönebildi. 10 Temmuz 1914 yılından itibaren 25. Kıt’a Şûbe Yazıcılığı göreviyle askerliğe devam eden Zahid Kotku, İstanbul”da kaldığı müddet içinde çeşitli dini toplantılara, özel derslere camilerdeki vaazlara devam etti.

1915 yılında Gümüşhânevî Dergâhı’na giren Zâhid Kotku, Dağıstanlı Şeyh Ömer Ziyâüddîn’in öğrencisi oldu onun sohbet derslerinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerledi. Nakşi tarikatı büyüklerinden Ömer Ziyâüddîn’in vefâtı üzerine, yerine geçen Tekirdağlı Mustafa Feyzi’nin sohbetlerine devam etti. Tasavvuf yolundaki vazifesini tamamlayıp, hilâfet aldı. Ardından Râmûzü”l-Ehâdîs, Hizb-i A”zam, Delâil-i Hayrât Kasîde-i Bürde okutmak üzere icazetnamesini aldı. Bu arada Bâyezîd, Fâtih Ayasofya Câmii medreselerindeki derslere devam etti hafızlığını tamamladı. Kısa bir süre geçtikten sonra, hocasının isteği üzerine çeşitli ilçe köylerde dini hizmetlerde bulundu.

Tekkelerin kapatılmasından sonra Bursa”ya döndü burada evlendi. 1929 yılında babasının vefatından sonra onun yerine Bursa”nın İzvat köyünde İmâm-Hatiplik görevine başladı. On beş yıl kadar süren bu görevden sonra, Bursa il merkezindeki Üftâde Câmii Şerîfi İmâm Hatipliğine tayin edildi. Kaleiçi”ndeki baba evine yerleşen Kotku, 1945-1952 yılları arasında buradaki görevine devam etti. Aralık 1952 yılında dergâh arkadaşı Kazanlı Abdülazîz Bekkîne”nin vefatı üzerine talebelerinin sevenlerinin ısrarlı davetleriyle İstanbul”a taşındı. Fatih Zeyrek”teki Çivizâde Câmii İmâm Hatipliğine tayin edildi. Bir ara yine Zeyrek”teki Ümmügülsüm Mescidinde İmâm-Hatiplik yaptı. Son hizmet yeri ise, Ekim 1958″de görev yaptığı Fatih İskenderpaşa Camii’dir.

Yaşamının son yıllarını rahatsızlıklar içinde geçiren Mehmed Zâhid Kotku, 1979 yılında uzun bir süre kalmak niyetiyle gittiği Hicaz”dan, Şubat 1980’de ağır olarak dönmek zorunda kaldı. Yaklaşık bir ay sonra, 7 Mart 1980″de midesinden ağır bir ameliyat geçirdi. Ameliyattan sonra kısmen düzelen Kotku, Hac vazifesini yerine getirirken tekrar hastalandı güçlükle tamamladığı Hac vazifesinden sonra 6 Kasım 1980’de İstanbul’a döndü. Dönüşünden tam bir hafta sonra, 13 Kasım 1980 günü vefat etti bir gün sonra, İstanbul Süleymaniye Cami’nde kılınan cenaze namazının ardından hocalarının yanına defnedildi. Mehmed Zahid Kotku’nun beş ciltlik Tasavvufî Ahlâk adlı eseriyle Dua Mecmuası, Cennet Yolları Müminlere Vazlar adlı eserleri vardır.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Sultan Üçüncü Ahmed 30 Aralık 1673 günü doğdu. Babası Sultan Dördüncü Mehmed, annesi Emetullah Rabia Gülnuş Sultan”dır. Annesi Giritlidir. Sultan İkinci Mustafa”nın öz kardeşi olan Sultan Üçüncü Ahmed, uzun boylu, kara gözlü, doğan burunlu buğday tenli idi. Son derece zeki, hassas zarif bir insandı. İyi bir tahsil terbiye görmüş olan Sultan Üçüncü Ahmed ünlü hocalardan dersler almıştı.

Sultan Üçüncü Ahmed, ağabeyi Sultan İkinci Mustafa”nın vefatı üzerine 22 Ağustos 1703 tarihinde 30 yaşında iken Edirne”de tahta geçti. Osmanlı Devleti açısından önemli bir yere sahip olan Lale Devri boyunca padişahlık yapan Sultan Üçüncü Ahmed, hattat şairdi. “Necib” mahlasıyla şiirler yazdı. Ayrıca Musiki ile de yakından ilgileniyordu. Divan şairlerinden Urfalı Nabi Efendi”nin hem kendisini hem de şiirlerini çok severdi.

Gençliği diğer Osmanlı şehzadelerine göre bir hayli serbest geçti. Şehzadelerin öldürülmesi geleneği kalktığından, rahat bir hayat sürdü. İstediği her şeyle ilgilendiği için bilgisi de, görgüsü de arttı. Avrupa”daki gelişmeleri inceleme fırsatı buldu matbaanın Osmanlı Devletine gelmesi için çok çaba sarfetti. 27 yıl gibi uzun bir süre tahtta kalan Sultan Üçüncü Ahmed, çıkan Patrona Halil isyanı sonunda, 1 Ekim 1730 tarihinde padişahlıktan çekildi.

Sultan Üçüncü Ahmet”in padişahlığının ilk günleri, tamamen disiplinden çıkmış yeniçerileri yatıştırma gayretleri ile geçti. Ancak kendisini padişah yapan yeniçerilere şı etkili olamadı. Sultan Üçüncü Ahmed”in sadrazamlığa getirdiği Çorlulu Ali Paşa, ona idari konularda yardımcı olmaya çalıştı, hazine için yeni düzenlemelerde bulundu Sultan Üçüncü Ahmet”e rakipleriyle mücadelesinde destek oldu.

Sultan Üçüncü Ahmed zamanında Rusya ile olan ilişkilerde gerginlik yaşandı. Bunun sebebi Rusya”nın Orta Asya üzerinde yayılma siyaseti izlemesi, balkanlardaki toplumları Slavlaştırmaya çalışması, açık sıcak denizlere inmek istemesiydi.

PRUT SAVAŞI

Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı Devleti içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti”ni zayıflatacak yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak Boğdan Beylerini Osmanlılara şı kışkırtan Rus Çarı Deli Petro, Poltova Savaşı”nda İsveç Kralı Demirbaş Şarl”ı yenince, Demirbaş Şarl Osmanlılara sığındı. İsveç Kralını kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi üzerine, Osmanlı Devleti Rusya”ya şı savaş ilan etti (1711).

Sadrazamlığa getirilen Baltacı Mehmed Paşa, 100.000 kişilik bir orduyla Tuna”yı geçerek Eflak”a girerken, Osmanlı donanması da Karadeniz”e açıldı. Osmanlı kuvvetleri, Kırım Ordusunun da desteği ile Rus birliklerini Prut Nehri kıyısında çember içine aldılar. O an için kurtuluş imkanı bulunmayan Rus Çarı Deli Petro, Moskova”ya bir mektup yazarak durumun zorluğunu ümitsizliğini anlattı. Çariçe Birinci Katarina araya girerek Osmanlı Devletine barış teklifinde bulundu. Hem Kırım Hanı, hem de İsveç Kralı saldırıya geçilip Rus ordusunun yok edilmesini savunuyorlardı. Ancak Baltacı Mehmed Paşa, yeniçerilere güvenmiyordu.

Kuşatma sırasında yeni bir kutsal ittifakın oluşturulabileceği düşüncesine sahip olan Osmanlı ordusunun çok yıpranacağı endişesini taşıyan Baltacı Mehmed Paşa barış yapılmasını kabul etti (21 Temmuz 1711). İmzalanan Prut antlaşması ile Azak kalesi Osmanlılara geri verildi. Ruslar, İstanbul”da devamlı bir elçi bulundurmayacak İsveç Kralı Şarl”ın serbestçe ülkesine dönmesine izin vereceklerdi.

Osmanlı Devleti kazandığı bu dan sonra, daha önce kaybedilen Mora yarımadasını da geri almak istiyordu. Venedikli korsanların Osmanlı ticaret gemilerine saldırmaları Mora halkının Osmanlı Devletinin yönetimi altına girmeyi istemesi Venediklilere savaş açılmasına oldu (8 Aralık 1714). Silahtar Ali Paşa, Modon, Koron Navarin”i alarak Mora”yı fethetti (22 Ağustos 1715).

PASAROFÇA ANTLAŞMASI

Avusturya”nın Karlofça Antlaşması gereğ Mora”nın Venediklilere geri verilmesini istemesi üzerine, Avusturya”ya da savaş açıldı. Sadrazam Silahtar Ali Paşa Osmanlı ordusu ile birlikte Macaristan”a girdi. Peter Varadin”de Prens Ojen komutasındaki Avusturya ordusu Osmanlı kuvvetlerini bozguna uğrattı (5 Ağustos 1716) Sadrazam Silahtar Ali Paşa şehit düştü. Bu bozgundan sonra 18 Ağustos 1717 tarihinde Belgrad düşman eline geçti. Silahtar Ali Paşa”nın yerine sadrazamlığa getirilen Damat İbrahim Paşa barış teklif etti. Yapılan Pasarofça Antlaşmasına göre yukarı Sırbistan, Belgrad Banat yaylası Avusturya”ya, Dalmaçya, Bosna Arnavutluk kıyıları Venedik”e verildi, Mora Yarımadası Osmanlılarda kaldı (1 Temmuz 1718).

1724 yılında İran”da taht kavgaları başlamıştı. Bu durumdan yararlanarak İran”ı ele geçirmek isteyen Rusya harekete geçti. İran”ın Rusya”nın eline geçmesini istemeyen Osmanlı Devleti İran”a sefer düzenledi. Ruslarla yapılan İstanbul antlaşmasına göre Azerbaycan”da alınan yerler Osmanlılarda kalacak, Derbent, Bakü Dağıstan Ruslara bırakılacaktı.

LALE DEVRİ

1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşmasından sonra Osmanlı Devletinde yeni bir dönem başlamıştı. 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanına kadar, yıl süren bu döneme Lale Devri denir. Sultan Üçüncü Ahmed Damat İbrahim Paşa barışçı bir siyasetten yanaydılar. Lale Devri de bu barışçı politikaların bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

Lale Devrinde , kültür sanat alanında gelişmeler olduğu gibi, teknik konularda da Avrupalı devletlerden etkilenilerek bazı yenilikler gerçekleştirildi. Bu dönem de Avrupa”ya ilk kez geçici elçiler gönderildi. 1727 yılı ortalarında Osmanlı Devletinde de matbaa kurulması için düzenlenen padişah fermanı üzerine, Paris Elçisi 28.Mehmed Çelebi”nin oğlu Sait Efendi İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdular (16 Aralık 1727).

Lale devrinde Yalova”da bir kağıt fabrikası kuruldu. İstanbul”da sık sık çıkan yangınları daha hızlı kontrol altına almak için, yeniçeriler içinden bir itfaiye örgütü oluşturuldu. Yine İstanbul”da bir kumaş fabrikası bir çini imalathanesi açıldı. Her tarafta birçok köşk, saray lale bahçeleri yapıldı. Ayrıca Doğu kültürünün klasik eserleri ilk kez çe”ye çevrildi. İstanbul”da halk yıllar süren savaşlardan sonra böyle bir dönem yaşamanın mutluluğu içerisinde idi.

PATRONA HALİL İSYANI

Damat İbrahim Paşa”nın açtığı zevk sefahat devrinden memnun olmayan bu yapılanları israf olarak gören bir kitle oluşmuştu. Bu topluluk İran seferinden olumsuz gelmesi üzerine, harekete geçmiş camilerde diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti. On yedinci Ağa Bölüğü Yeniçerisi Patrona Halil yandaşları 25 Eylül 1730″da ayaklanmayı başlatmışlar ancak halkın onlara katılmaması endişesiyle bu girişimlerinden vazgeçmişlerdi. İsyancılar üç gün sonra Bayezit caminin Kaşıkçılar kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı resmen başlattılar. Esnafı da dükkanlarını kapatarak kendilerine katılmaya ikna eden isyancılar, hapishaneleri boşalttılar yeniçerilerden de gördüler. Yeniçeri ağalarından Hasan Paşa onlara şı harekete geçtiyse de lı olamadı.

Bu gelişmeler üzerine Sultan Üçüncü Ahmed isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. İsyancılar, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kendilerine teslim edilmesini istediler. Lale Devrinin önemli kişilerinden olan Damat İbrahim Paşa bazı devlet adamları idam edilerek isyancılara teslim edildi. İsyan sırasında şehir tahrip edildi. İsyancılar Sadabad Köşkü”nü yaktılar. Ayrıca Divan şairlerinden Nedim de isyan sırasında öldü.

Patrona Halil diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan Üçüncü Ahmed”in tahtan indirilmesini istedi. Kendisine ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan Üçüncü Ahmet, 1 Ekim 1730″da Osmanlı tahtını Şehzade Mahmud”a bıraktı.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)

İnce hassas bir ruha sahip olan Sultan Üçüncü Ahmed, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lale Devri”nde sanata, edebiyata toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti. Sultan Üçüncü Ahmed, Topkapı sarayı ile Yeni Camii”de birer Kütüphane, Ayasofya”da Bab-ı Humayun”un şısında sanat şaheserlerinden sayılan bir çeşme (Sultan Üçüncü Ahmet Çeşmesi) İstanbul”un su ihtiyacını şılamak amacıyla da Deryayi Sim adlı bir su bendi inşa ettirmiştir.

Bunlardan başka Üsküdar Yeni Valide Camii, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, Damat İbrahim Külliyesi, İstanbul”da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis Sebil, Ortaköy Camii önündeki çeşme, Üsküdar Şemsi Paşa”da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler yine bu dönemde yapılmıştır.

Çocukları: Birinci Abdülhamid, Üçüncü Mustafa, Süleyman, Bayezid, Mehmed, İbrahim, Numan, Selim, Ali, İsa, Murad, Seyfeddin, Abdülmecid, Abdülmelik

Çocukları: Emine, Rabia, Habibe, Zeyneb, Zübeyde, Esma, Hatice, Rukiye, Saliha, Atike, Reyhan, Esime, Ferdane, Nazife, Naile, Ayşe, Fatma, Emetullah, Ümmüselma, Emine, Rukiye, Zeyneb, Sabiha

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Sultan Birinci Ahmed 18 Nisan 1590 günü Manisa”da doğdu. Babası Sultan Üçüncü Mehmed, annesi Handan Sultan”dır. Çok mükemmel bir tahsil gördü. Arapça Farsça”yı mükemmel derecede konuşurdu. Ok atmak, kılıç kullanmak, ata binmek gibi savaş askerlik alanlarında çok usta olan Sultan Birinci Ahmed, ava cirit oyununa çok düşkündü. Çok sade giyinirdi.

Babası Sultan Üçüncü Mehmed”in vefatı üzerine 21 Aralık 1603″te Eyüb Sultan”da kılıç kuşanarak tahta geçti. Sultan Birinci Ahmed, Kanuni Sultan Süleyman”dan sonraki padişahlar içinde devlet işleriyle yoğun şekilde uğraşan ilk padişahtı. Çocuk denecek yaşlarda bile mükemmel kararlar alırdı. Daima ilim irfan sahibi büyük kişilerle birlikte olur onlara akıl danışırdı.

Sultan Birinci Ahmed”in nda 14 sayısının önemli bir yeri vardır. Çünkü, on dört yaşında padişah olmuş, on dört yıl saltanat sürmüş Osmanlı padişahlarının on dördüncüsüdür. Dinine çok bağlı olan Sultan Birinci Ahmed”in Hz.Muhammed”e (S.A.V) olan bağlılığı o kadar ilerledi ki, onun ayak izlerinin resmi içine bir şiir yazmış o şiiri kavuğunda ölünceye kadar taşımıştır. O şiir şudur:

“N”ola tacım gibi başımda götürsem daim

Kadem-i resmini ol Hazreti Şahı Rusülün

Gül-i Gülzarı Nübüvvet, o kadem sahibidir

Ahmeda durma yüzün sür kademine ol gülün”

Sultan Birinci Ahmed yakalandığı tifüs hastalığından kurtulamayarak 21 Kasım”ı 22 Kasım”a bağlayan gece 1617 yılında 28 yaşında vefat etti.

İRAN İLİŞKİLERİ

Sultan Birinci Ahmed tahta geçtiği sırada, Osmanlı İmparatorluğu batıda Avusturya, doğuda İran ile savaş halindeydi. Osmanlı ordusu Sinan Paşa komutasında Nahcivan üzerinden Revan”a yürüdü. İranlılar Osmanlı ordusunun geçeceği güzergahtaki gıda maddelerini yok ediyorlardı. Yeniçeriler de ”a dönülmesini istiyorlardı. Osmanlı ordusu kışı ”da geçirdi.

Tebriz”i geri almak için yapılan savaşta Osmanlı ordusu, Şah Abbas”ın ordularını Selmas yörelerinde yendi. Ancak Erzurum Beylerbeyi Sefer Paşa”nın çekilen düşman kuvvetlerini izleyip asıl ordudan ayrılmasını fırsat bilen Şah Abbas, ordu merkezine ani bir saldırıda bulundu. Yenilgiye uğrayan Sinan Paşa önce ”a, daha sonra da Diyarbakır”a çekildi. Şah Abbas Şirvan, Şemahi Gence”yi kolaylıkla ele geçirdi. Osmanlı İmparatorluğu Avrupa”da devam eden Avusturya Savaşı iç isyanlarla uğraştığı için İran cephesinde lı olamıyordu. Sadrazam Nasuh Paşa, Şah Abbas”ın barış önerisini kabul etti.

1612 yılında yapılan Nasuh Paşa antlaşmasıyla dokuz yıl süren Osmanlı İran Savaşı sona erdi. Yapılan antlaşmayla, İran Osmanlı Devletine iki yüz deve yükü ipek vermeyi kabul etti. 1615 yılına kadar süren barış dönemi Şah Abbas”ın antlaşmayı bozması üzerine sona erdi. Yapılan savaşlarda Osmanlılar çok kayıp verdi. Sultan İkinci Osman (Genç Osman) döneminde, Nasuhpaşa antlaşması alınarak yapılan Serav antlaşması ile barış tekrar sağlanacaktır (26 Eylül 1618).

CELALİ İSYANLARI

Yavuz Sultan Selim döneminde binlerce taraftarı ile ayaklanan Yozgatlı Celal, Osmanlı Devleti için büyük problem olmuştu. Bu isyanlar bastırıldı ise de Anadolu”da meydana gelen iç isyanlar ışıklıklara yine Celali İsyanları denildi. Sultan Birinci Ahmed döneminde Celali İsyanları tekrar patlak verdi. Tavil Ahmed, Canbolatoğlu, Kalenderoğlu Deli Hasan ayaklanmaları bunlardan en önemlileridir. Bu sırada Sadrazam olan Kuyucu Murad Paşa son derece sert bir askerdi. Acıma bilmezdi. Bunları bastırmak için çok şiddet gösteriyor, hatta şuçlu ile suçsuz ayırımı yapmadan “ibret osun” diye masumları da öldürtüyordu. Öldürttüklerini açtığı kuyulara attırmak gibi bir alışkanlığı olduğundan kendisine “Kuyucu” lakabı takıldığı söylenir. Kuyucu Murad Paşa”nın ısrarlı sert politikaları sonunda Celali İsyanları zor da olsa bastırıldı.

ZİTVATOROK ANTLAŞMASI

Sultan Birinci Ahmed tahta geçtiği sırada Avusturya Savaşı devam ediyordu. Osmanlı kuvvetleri Belgrad”dan Budin”e doğru ilerlemekteydi. Peşte (25 Eylül 1604) Hatvan kaleleri savaş yapılmadan kolaylıkla ele geçirildi. Osmanlı ordusu ilerleyerek Budin”in kuzeyinde bulunan Vaç kalesini ele geçirdi (16 Ekim 1604). Osmanlı Ordusu, Sultan Birinci Ahmed”in buyruğu üzerine Belgrad üzerinden Budin”e yürünü. 29 Ağustos 1605″de Estergon kalesi kuşatıldı Ciğerdelen kalesi fethedildi. 8 Eylül”de Vişigrad, 19 Eylül”de Saint Thomas (Tepedelen) kaleleri fethedildi. 3 Ekim 1605″de ise Estergon kalesi teslim alındı.

Osmanlılarda, Avusturyalılarda ard arda yapılan bunca savaştan dolayı sosyal ekonomik yönden çok yıpranmışlardı. Daha önce yapılan barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmamıştı. Ancak 11 Kasım 1606″da Estergon-Komorin arasında Zitva suyunun Tuna Irmağına döküldüğü yerde imzalanan Zitvatoruk antlaşmasıyla barış sağlandı.

Antlaşmaya göre Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlılarda , Rop Koman kaleleri Avusturyalılarda kalacaktı. Avusturya bir kereye mahsus olmak üzere 70.000 savaş tazminatı ödeyecekti. Osmanlı padişahı Avusturya İmparatoruna Roma İmparatoru (Cesar) ünvanıyla hitap edecek, her üç yılda bir şılıklı armağanlar gönderilecekti. Avusturya”nın Macaristan için ödemekte olduğu yıllık 30.000 vergi kaldırılacaktı. Zitvatoruk Antlaşması Osmanlıların lehine gibi görünse de Osmanlı Devleti artık eski gücünde değildi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti”nin Avusturya şısındaki kat”î üstünlüğü sona ermiş, siyasi dengeler Osmanlı aleyhine bozulmaya başlamıştır.

AKTÜEL

Sultan Birinci Ahmed”in döneminde yaptığı en önemli uygulamalardan birisi Şehzade katline son vermesiydi. Sultan Birinci Ahmed iyi bir şairdi. Bahti mahlasıyla yazdığı şiirlerden oluşan bir divanı vardı. Sultan Birinci Ahmed padişah olmadan önce Mısır”dan giden Kabe”nin örtüleri onun devrinde İstanbul”dan gitmeye başladı.

İMAR ÇALIŞMALARI (MİMARİ)

4 Ocak 1610″da altı büyük minareli 16 şerefeli Sultanahmed Cami”nin atma merasimi yapıldı. Dinine bağlı bir insan olan Sultan Birinci Ahmed, caminin temelleri kazılırken eteğinde toprak taşıdı amele gibi çalıştı. 9 Haziran 1617″de inşaatı biten Sultanahmed Camii ibadete açıldı. Ayrıca Şehzadebaşı Kuyucu Murad Paşa Külliyesi, İstanbul Mesih , Piyale , Elmalı Ömer yaptırılan önemli mimari eserler arasındadır.

Çocukları: İkinci Osman, Dördüncü Murad, Sultan İbrahim, Bayezid, Süleyman, Kasım, Mehmed, Hasan, Selim, Hanzade, Ubeyde,

Çocukları: Gevherhan Sultan, Ayşe Sultan, Fatma Sultan, Atike Sultan

kaynak: kimkimdir.gen.tr