nedir

Dr. Ömer Dönderici/ dr. pozitif

, eskiden sanıldığı kadar zararlı olmayabilir.

damar hastalıkları cağdaş insanın en başta gelen ölüm nedeni. Artık, bu ölümlerin rastgele değil, sigara, yüksek tansiyon, şeker, kolestrol gibi risk faktörlerinden kaynaklandığını biliyoruz. Bu yüzden, bu risk faktörleriyle savaş çok önemsenir hale geldi.

En ilgi çekenlerden biri de kolesterol. Son yıllarda kolesterol çokça tartışılıyor. Hangi besinlerde daha çok kolesterol bulunduğu herkesin ilgisini çekiyor.

, kolesterol konusunda en çok suçlanan besinlerden biri Suçlanan akı değildir. Ama yumurtanın sarısı, en yoğun kolesterol kaynaklarından biri olarak ateş altındadır. Belki de, son buluşların ışığında cümleyi “ateş altındaydı” diye değiştirmek gerekiyor.

Kolesterol tartışmalarının ilk başladığı günlerde, sarısı baş suçluydu. Ama son zamanlarda aksi yönde görüşler belirdi. Haftada iki yenebileceği söylenmeye başladı.

Acaba son gelinen nokta neresidir? Sizin için araştırdık.

F. B. Hu arkadaşları, 1999′da JAMA’da (Amerikan Cemiyeti Dergisi) yayınladıkları makalede(1), onbinlerce kişide, damar hastalıklarıyla tüketimi arasındaki ilişkiyi incelediler. Haftada birden az yiyenlerle, daha fazla yiyenler, yıllar boyu izlendi iki grupta koroner hastalığı inme (felç) oranları şılaştırıldı. Kadınlarda da erkeklerde de, tüketimi alışkanlığı ile bu iki hastalığa yakalanma oranı arasında anlamlı bir bağlantı bulunmadı. Yalnızca, çalışma dışında tutulan, şeker hastalıklı erkeklerde, haftada birden çok yiyenlerde, daha az yiyenlere göre koroner hastalığı riskinin iki katına çıktığı belirlendi. Aşağıdaki tablo, çalışmanın sonuçlarını özetlemektedir.

Haftada birden az yiyenlerle daha fazla yiyenlerde görülen koroner hastalığı inme sayılarının şılaştırılması.

Koroner hastalığında görece risk

Strokda (inmede) görece risk

Haftada

1 yumurtadan az

1,0

1,0

1,0

1,0

1

0,82 (0,67- 1,00) 1,06 (0,88- 1,27) 0,89 (0,70- 1,13) 1,06 (0,76- 1,49)

2-4

0,99 (0,82- 1,18) 1, (0,88- 1,33) 0,83 (0,66- 1,05) 0,95 (0,69- 1,31)

5-6

0,95 (0,70- 1,29) 0,90 (0,63- 1,27) 0,89 (0,60- 1,32) 1,43 (0,85- 2,43)

7 daha fazla

0,82 (0,60- 1,13) 1,08 (0,79- 1,48) 0,89 (0,60- 1,31) 1,07 (0,66- 1,75)

Tablonun açıklaması: Her grupta, koroner hastalığı inme geçirenlerin sayısı, haftada birden az yiyenlerlerde geçirenlerin sayısına bölünmüştür. Meselâ, 0,82, az yiyen grupta geçiren her 100 kişiye şılık bu grupta 82 kişinin bu hastalıklara yakalandığını göstermektedir. Parantez içinde verilen küçük sayılar, birden fazla çalışmada bulunan en küçük en yüksek oranları gösterir.

Tabii ki, buradan tereyağda kızarmış sucuklu-pastırmalı yemenin zararsızlığı gibi bir yargıya varmamak gerekir. Kolesterolün zararı, daha doğrusu kötü dediğimiz LDL kolesterolün zararı su götürmez bir gerçektir. Fakat LDL kolesterol -damar hastalıklarına yol açarken “iyi kolesterol” dediğimiz HDL kolesterol, bu hastalıklara yakalanma riskini azaltmaktadır. Aldığımız besinlerde yalnız LDL kolesterol(kötü kolesterol) bulunmaz. Kolesterollü yiyeceklerin bazıları, kötü kolseterolün yanında bize HDL kolesterol dediğimiz iyi kolesterolü de sağlar.

Bir başka çalışmada (2), günde bir fazla yemekle, toplam kolesterolün 0,111 mmol/L, LDL (kötü) kolesterolün 0,100 mmol/L, HDL (iyi) kolesterolün 0,016 mmol/L toplam kolesterolün HDL kolesterole oranınının 0.041 ünite arttığı HDL kolesterolün, LDL kolesterole oranının ise yüzde 1,1 azaldığı hesaplandı. Anlaşılacağı gibi, yumurtayla hem iyi, hem de kötü kolsterolümüzü yükseltiyoruz. Bu veriler, koroner krizinde yüzde 2′lik küçük bir artışa şılık gelmektedir.

Sözün kısası, artık yemenin eskisi kadar ürkütücü olmadığını söyleyebiliriz. Aldığımız toplam kolesterolden daha fazla önem taşıyan şeyler var: Toplam yağ tüketim miktarımız bunların ne kadarının doymuş ne kadarının doymamış yağlardan oluştuğu gibi…

____________________________
1. F. B. Hu arkadaşları, “A prospective study of egg consumption and risk of cardiovascular disease in men and women.” ( kadınlarda tüketimi damar hastalıkları riski konusunda zaman içinde izlemeye dayalı bir inceleme”) JAMA (Amerikan Cemiyeti Dergisi) 1999 281: 1387-94.
2. R. M. Weggemans arkadaşları, “Dietary cholesterol from eggs increases the ratio of total cholesterol to high-density lipoprotein cholesterol in humans: a meta-analysis” (Yumurtadan alınan kolesterolü insanlarda, toplam kolesterolün yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolüne oranını arttırmaktadır: Bir meta- analiz) American Journal of Clinical Nutrition (Amerikan Klinik Beslenme Dergisi) 2001 73: 885-891.

Hünkâr Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya gelmeden önce Anadolu toprakları Rum diyarı olarak anılıyordu. Bu dönemde Anadolu büyük bir karmaşa içerisindedir. Merkezi bir yönetim yoktur. Selçuklu İmparatorluğu iyice düşmüş otoritesini kaybederek küçük çaplı beyliklere bırakmıştır. Çeteler eşkiyaların kol gezdiği, Kazıklı voyvodaların dehşet saçtığı, çete savaşlarının sürüp gittiği adeta bir cadı kazanı gibi kaynamaktadır.
Böylesine karmaşık bir ortamda Hacı Bektaş Veli Anadolu topraklarına gelir. Amacı, insanlar arasında birliği, dirliği, barış kardeşliği sağlamaktır. , dil, ırk ayrımı gözetmeksizin “bana özünüz lazım” diyerek kapılarını herkese açar Anadolu Alevi Bektaşiliğinin temelini atar.
Bütün bunları yaparken kuşkusuz en büyük yardımcıları onun sadık dervişleridir. Her birisi birer sosyolog, filozof toplum bilimci olan bu dervişler aynı zamanda müspet ilimler konusunda da bilgi sahibidirler. Bu özellikleri sayesinde gittikleri bölgelerde halk tarafından kolayca kabul edilen saygın kişilikler olurlar. Bu dervişlerin Anadolu’nun dört yanına hatta balkanlara kadar uzanan coğrafyada kurdukları ocaklar sayesinde Anadolu Aleviliği, Bektaşiliği bu günlere kadar gelebilmiştir. Aradan geçen onca zamana, baskılara katliamlara rağmen halen daha bu görevini devam ettiren ocakların olması da temellerinin ne kadar sağlam olduğunu gösterir.
Son Selçuklu İmparatoru Alaattin Keyhüsrev başlangıçta topraklarına gelen dergâh kuran giderek ünü artan Hacı Bektaş Veli’ye pek sıcak bakmaz ona şı düşmanca davranmasa da pek dostane yaklaşmaz ancak Moğol istilasına uğrayınca Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ını ister, Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu konuda kendisine eder. Bu olaydan sonra Alaattin Keyhüsrev ile Hacı Bektaş Veli çok iyi birer dost olurlar Alaattin Keyhüsrev yapacağı birçok işi Hünkâr’a danışarak hayata geçirir; ancak Selçuklu zor durumdadır. Batıda Bizans İmparatorluğu, kuzeyde Pontus Rum İmparatorluğu arasında sıkışmıştır. Alaattin Keyhüsrev Hünkâr’dan güvendiği birisini kuzeye Pontus Rum diyarına göndermesini bu vesile ile bu bölgeden gelebilecek tehlikeden haberdar olabileceklerini söyler. Bu öneri Hünkâr Hacı Bektaş Veli için de önemlidir; çünkü buradan gelebilecek bir saldırıdan kendisi de etkilenecektir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu görevi Güvenç ’a verir.
Güvenç Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin güveninin kazanmış yiğit bir erdir. Eski menkıbelerde geçen adı ile Er Güvenç ’dır. Bu adı ona Hünkâr Hacı Bektaş Veli vermiştir. Güvenç at binen ok atan iyi bir asker, yiğit bir er halk ozanıdır. Bu özellikleri ile geleneksel bir Türkmen eridir. Asıl adı Halil Nurettin’dir. Aynı zamanda Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin amcasının oğludur.
Güvenç , Pirinden nasbini aldıktan sonra ili Kürtün ilçesi Taşlıca Köyü’ne gelir buraya yerleşir. Bu bölgenin stratejik bir özelliği de vardır. Hemen dağların diğer tarafı Rum Pontus İmparatorluğu topraklarıdır. Güvenç burada bir uç kale komutanı gibidir. Topladığı askeri bilgileri Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye gönderir. Aynı zamanda da gelenek göreneklerini koruyan İslam sentezini bölgede harmanlamaya başlar. Yetiştirdiği Karadeniz’in değişik yerlerine gönderdiği yol önderleri ile Anadolu Alevi Bektaşiliğini Karadeniz Bölgesinin her yanına yayar. 32 yıl burada görev yaptıktan sonra kendisine verilen görevi yerine getirdiğini düşünerek pirinin yanına geri döner. Bu gün Hacı Bektaş Veli Külliyesinde türbesi bulunan Güvenç pirinin yanına geri dönebilen tek dervişidir. Karadeniz Bölgesinde birçok yerde Güvenç dervişlerinin yatırı, kurdukları ocaklar bulunmaktadır.

EHLİBEYT PİR HACI BEKTAŞ VELİ’NİN ASLI GÜVENÇ EVLATLARINDAN ULUS DERVİŞ OLARAK ANILAN HÜSEYİN OĞLU MEHMET DERVİŞ

ORDU’NUN GÖLKÖY İLÇESİNDE BULUNAN GÜVENÇ DERVİŞİ

Bu gün Güvenç ’ın kurduğu kendi adını taşıyan bu ocak Karadeniz Bölgesinde yaşamaktadır. Bu ocağın, Anadolu Alevi-Bektaşi ocakları arasında en az asimile olan ocak olduğunu söylemek mümkündür. Bugün törenlerinde hizmet yürütülmektedir. Musahiplik kurumu çok ciddi şekilde uygulanmaktadır. Dede talip ilişkileri de bu anlamda seviyelidir. Görgü cemleri görgü usulleri ile Güvenç ocağı Karadeniz’de yaşamaktadır. Güvenç Ocağının bugüne kadar çok fazla yıpranmadan gelebilmesinin birçok sebebi olabilir; ancak en büyük faktör diğer hiçbir alevi Bektaşi ocağında olmayan bir uygulamanın Güvenç tarafından uygulanmış olmasıdır. Güvenç ’ın Kürtün Taşlıca Köyündeki 32 yıllık nda 4 oğlu olmuştur. Çevresinde de 22 ayrı kabile bulunmaktadır. Pirinin yanına dönme ı aldığında dört oğlunu yanına çağırarak 22 kabilenin sorumluluğunu 4’e bölmüş oğullarına pay etmiştir. Böylelikle her bir kişi kendi mahiyetindeki kabilelerden sorumlu olmuş diğerlerinin işlerine ışmamıştır. Güvenç ’dan sonra bu olay bir gelenek haline gelmiş torunları tarafından da uygulanmıştır. Bu durum 1500’lü yıllara kadar devam etmiş Güvenç dedeleri talipleri bu bölgede oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Osmanlı’nın Yeniçeri ordusuna asker göndermişler, özellikle Çepni boyunun savaşlarda gösterdikleri larla Fatih Sultan Mehmet’in de ilgisini çekmişlerdir, Fatih Sultan Mehmet tarafından Kürtün ilçesi topraklarının Taşlıca köyünde oturan Güvenç evlatlarına verilmesini ayrıca hizmetlerinde kullanılmak üzere hazineden 500 verilmesini emreden birde ferman bulunmaktadır.
Yavuz Sultan Selim’in Anadolu topraklarında başlattığı Alevi Bektaşi katliamı ile Güvenç Ocağı mensubu olan 22 ayrı kabile ciddi oranda göç ettiler Giresun tarafına geldiler, aslında bu onların ilk göçü değildi. Güvenç ’ın Taşlıca köyünden ayrılması ile birkaç kabile Güvenç ’ın terk ettiği topraklarda artık kendilerinin nasibinin olmayacağına inanarak ilk göç edenler olmuşlardır. nitekim onları haklı çıkarmış bundan sonra göçlerin ardı arkası kesilmemiştir. En büyük ikinci göç olayını Yavuz Sultan Selimin Anadolu’da başlattığı Alevi Bektaşi katliamı ile yaşayan Güvenç ocağı, üçüncü göç olayını yine Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran savaşında Şah İsmail’i yenmesi ile yaşadılar. Bu göçlerin istikameti hep Karadeniz Bölgesinin dağlık kesimleri olmuştur. 1826 yılında 2. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırması yeniçeri katliamı ile birlikte dördüncü göç olayını yaşayan Güvenç ocağı mensubu kabileler 1878 yılında Osmanlı Rus harbinde Rusların Harşut çayına kadar inmesiyle beşinci göç olayını yaşamışlardır. Bu göç ile birlikte bu gün halen daha aynı adlarını soyadı olarak taşıyan Alemdarlar, Bayraktar Sancaktar kabileleri Adapazarı’na kadar uzanan coğrafya ya göç etmişlerdir. Rusların 1896 da Kars’ işgal etmesi ile altıncı göçü de veren Güvenç Ocağı son göçü Cumhuriyet döneminde dersim olaylarının ardından vermiş bu göç ile Terme ye gelen kabilede halen daha doğum yeri hanesinde Kürtün yazan insanlar yaşamaktadır.
Karadeniz Bölgesinde çok ciddi Alevi -Bektaşi katliamı olmamasına rağmen yaşatılan baskı Karadeniz Alevi-Bektaşilerini de göçe zorlamış yüzlerce yıl yaşadıkları verimli toprakları terk ederek yüksek dağların eteklerine yerleşmişlerdir. Göç etmeyenlerde kendilerine dayatılan yaptırımları kabul etmek zorunda kalmışlar asimile olmuşlardır. Göç edenler için çile yeni başlamıştır. Buralardaki yaşam şartlarının zorlukları ekonomik olumsuzluklar, ulaşım iletişim sorunları yüzünden yıllarca birbirlerinden almadan kabileler şeklinde yaşamak zorunda kalan Alevi Bektaşi toplumunda birlikte bir benlik kaybı da söz konusu olmuştur. Geçen zamanla birlikte yavaş yavaş dedeler pirler dağ başlarındaki bu obaları köyleri tekrar tespit etmişler toplumun kaybolan değerlerini yeniden kazandırmaya çalışmışlar büyük ölçüde de bunda lı olmuşlardır. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Karadeniz Alevi Bektaşileri rahat bir nefes almışlar yüzyıllardır inmedikleri şehir merkezlerine inmeye, hiç gitmedikleri diğer komşu illere ilçelere gitmeye başlamışlar çevredeki Alevi Bektaşi yerleşim yerlerini bulma ma fırsatını elde etmişlerdir. Bu rahatlık onlara ticaret yapabilme fırsatını da vermiştir. Kendi yaptıkları yiyecek, giyecek vb malzemeleri şehir merkezlerinde satarak kendi ihtiyaçları olan malzemeleri alabilmişler. Bu çok doğal olması gereken insanlık hakkı bile onlara bir lütuf gibi gelmiştir çünkü bu işi daha önce kendilerine yakın buldukları Sünni vatandaşlar aracılığı ile yaparak onlara da ayrıca komisyon vermek gibi bir durum söz konusudur. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Alevi-Bektaşi toplumunun üzerindeki baskı kısmen azalmış ancak hiçbir zaman tam olarak kalkmamıştır. Bugün Ordu Merkeze bağlı Çavuşlar, Dedeli, Derince, Yenice, Okçubeli, Terzili, Şıhlar, üçü de kardeş olan Güvenç Dervişi olan Uzunisa, Uzunmusa Uzunmahmut adında köyler halen daha aynı adları kullanmaktadır. Ancak bu köylerde artık Güvenç dede Talipleri yaşamıyor.

Güvenç ’ın Hünkâr Hacı Bektaş Veli Külliyesindeki Türbesi

Güvenç ’ın Kürtün İlçesi Güvende yaylasındaki Türbesi

Güvende Yaylasında Yapılan Yayla Şenliği

Güvenç ’ın dergâhını kurduğu Kürtün’de de artık Güvenç Dede Talipleri yaşamıyor. Üst üste verilen yedi ayrı göç ile birlikte Cumhuriyet döneminin yaptırımları son kalan Güvenç torunlarını da camilere imam olarak atanması onlarında bunları kabul etmek zorunda kalmaları ile Güvenç bu bölgeden tamamen göçmüştür. İşin üzücü olan bir diğer tarafı da Güvenç ’ın Pirine dönmek üzere Güvende yaylasına doğru yola çıkınca oğulları talipleri peşini bırakmazlar gitmesini istemezler. O’da döner sorar ben nereye gitsem gelecek misiniz, diye. Evet, geleceğiz, cevabını alınca geri döner o anda bir sis bastırır. Sis tekrar yükseldiğinde görülür ki Güvenç artık gitmiştir. O kalabalık 52 gün boyunca Güvenç ’ın sır olduğu yerde geri döner umudu ile beklerler ancak Güvenç geri dönmez onun sır olduğu yere bir türbesini yaparlar. Bundan sonra her yıl aynı günde buraya gelirler, O’na kurban keserler, ziyaretinde bulunurlar. Bu olay birçok defa savaşlar göçlerden dolayı kesintiye uğrasa da Güvenç Dede Talipleri 1955 yılına kadar pirlerini anmak için güvende yaylasındaki türbesine gider kurban keser ziyaret ederler. 1955 yılından sonra devlet Alevilerin Bektaşilerin buraya gelmesini eder. Bu tarihten sonraki bu anma törenini yayla şenliğine dönüştürür her yıl belediye tarafından düzenlenen rutin bir yayla şenliği halinde kutlanır.

İnsanlığın pornografik tarihi!

Bir ya da ‘erotik’ olursa makbuldür. Ama pornografik olursa kabul edilemez. Peki ‘erotik’? Hangi eser ‘pornografi’ kategorisine girer?


Kajuharo tapınağının duvarlarında seks yapan insan figürleri.
arasındaki İslam sanatında da kendisine yer buldu
Rodin’in bu heykeli şimdi paha biçilmez bir sanat eseri. Acaba o zamanlar bu eser de pornografik olarak mı nitelendirilmişti?

Pornografi; cinsel nesnelerin (ki buna insan vücudunun her kısmı bir takım yapay aletler giriyor) cinsel anlamda tahrik etmek amacıyla, herhangi bir yazılı veya resimli şekilde gösterilmesi sergilenmesidir.
(Bu m Webster sözlüğünden alınmıştır)

Yani, cinselliğin akla gelebilecek her türlüsünün, imalar gölgelerin arkasına saklama gereği duymaksızın açıkça işlenmesidir.

Porn kelimesi Yunanca kökenlidir. Genelev duvarlarına resimler yapan Yunanlılar bu kelimeyi ‘uygunsuz ’ veya ‘fahişe resmi’ anlamında kullanmaya başladılar.

İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ

İlk insanların mağara duvarlarına çizdiği resimler arasında hayvanların avlanmasını gösteren resimler kadar insan cinselliğini tasvir eden resimler de bulunuyordu. Antik Yunan Roma heykellerinde olduğu kadar toprak kap kacak üstlerinde de son derece belirgin şekilde yer almıştı.

Her ne kadar Orta Çağ süresince Kilisenin mutlak hakimiyeti altındaki Batı uygarlığında pornografik materyellerin sergilenmesi uzun süre yasaklanmışsa da, Doğu’da Hint, İran Çin gibi zengin uygarlıkların minyatürlerinde yazılı eserlerinde hiç eksik olmadı.

Pornografinin sinemadaki serüveni!

Bugün için porno sayılabilecek ilk resimler Kama Sutra adındaki seks kitabında yer aldı. Hintliler bu kitaptaki değerli bilgilerin ileriki nesillere aktarılamadan kaybolabileceğinden kadar korktular ki Kajuharo tapınağının duvarlarına seks yapan insanların sayısız figürlerini kazıdılar.

Rönesansla birlikte Avrupa’nın şiirlerinde, romanlarında resimlerinde doğallık tekrar işlenmeye başlandığında Roma Yunan uygarlıklarından aktarılmış estetik değerler gözetildi.

Bu eserlerin yaratılış sürecinde zeka yaratıcılık gibi değerler hemen fark edildiği için olsa gerek, bunların ‘pornografik’ karakterler taşıdığı asla düşünülmezdi. Estetik değerleri gözeten bir sanatçının elinden çıkma eserle, sokaktaki adamın duvarlara çizdiği ‘vulgar’ şekiller arasındaki ‘estetik fark’ zamanla ‘pornografik’ olanla ‘erotik’ olanı ayırt etmekte kullanılacak bir kavram olarak alındı.

18.Yüzyıl’ın sonundan itibaren başta Fransa İtalya olmak üzere porno resimler Avrupa’da yayılmaya başladı. Oyun kartlarında, posterlerde, kartpostallarda vs. bu resimlere rastlamak mümkündü.

Bu tarz pornografik ürünlere ilk muhalefet de 19.Yüzyıl’da başladı. Porno materyel dağıtan insanlar mahkemeye çııldı, cezaları verildi. Bugün klasik saydığımız Flaubert, Zola Baudelaire gibi Fransız çıların ‘eserlerinde uygunsuz unsurlara yer verdikleri’ gerekçesiyle kendi zamanlarında mahkemelere düştüğünü belirtmek yerinde olacaktır.

PORNO ENDÜSTRİSİ ORTAYA ÇIKIYOR

sinema sanatının iyice geliştiği 20.Yüzyılda ise ‘görsellik’ artık ressamların heykeltıraşların tekelinden çıkmıştı. ın çekmekle yağlıboya bir tablo yapmak arasında fark vardı. Deklanşöre basmak için ressam yeteneğine sahip olmanız gerekmiyordu.

çılık bir sanattır” görüşünün yaygınlaşması ‘görselliği ifade etmek’ için estetik yetenek gerekmediği konusunu gündeme getirdi ki, porno ile erotika arasındaki sınırların iyice karmaşıklaşmaya başladığı dönem budur.

20.Yüzyıl’da sinema sanatının ortaya çıkmasıyla birlikte pornografinin yaptığını söylemek yanlış olmaz. Çin’de çevrilmeye başlayan ilk filmlerle birlikte kaba bir cinselliğin daha 1910’lu yıllarda Uzak Doğu’da kendine yer bulması, porno kavramının Batı’ya özgü olmadığını kanıtlıyor.

Bkz. Çin’de Kung Fu sinemasını doğuşu

Görsel materyellerin çeşitlenmesi baskı tekniklerinin gelişmesiyle porno endüstrisi de doğmuş oluyordu. İlk başlarda sadece kısıtlı seçkin bir zümre arasında izlenebilen cinsel içerikli görsel malzemeler, teknolojinin gelişmesiyle birlikte kitleselleşti.

Bu açıdan bakıldığında cihazının ortaya çıkmasıyla birlikte bilhassa 1970’lerden itibaren ‘amatör’ pornografinin de gelişmiş ülkelerde boy gösterdiğini görüyoruz. İnternet’in yaygınlaşması, VCD DVD teknolojilerinin ucuzlayı gelişmesiyle birlikte günümüzde porno endüstrisi çok yoğun yaygın bir konuma ulaşmıştır.

Danimarka 1968’de pornoyu yasallaştıran ilk ülke olurken, Amerika’da porno dalgasını ilk başlatan filmin 1972 tarihli The Deep Throat olduğu kabul edilir.

1980’lerin ortaları ‘pornonun çağı’ olarak kabul edilirken yüzlerce porno filmde rol alan oyuncular daha sonra yönetmen yapımcı oldular.

MODERN TEKNOLOJİ GÜNAH MAKİNELERİ YARATIYOR

Her ne kadar insanlığın yüzlerce yıl içinde geliştirdiği toplumsal kurallar ahlak, teknolojik gelişmelerin hızına yetişemiyorsa da insanların eskiye nazaran büsbütün ahlaksızlaştığını söylemek de doğru değil.

Internetin yaygınlaşmasıyla birlikte porno kumar endüstrisinin hızla gelişmesi hayal bile edilemeyecek miktarlarda paranın döndüğü bir sistem oluşturması bugünün bir gerçeğiyse, bu gelişmelere tepki duyan insanların sayısının da çok fazla olduğunu belirtmek gerek.

NanoTeknoloji ?

Nanoteknoloji: anoteknoloji’nin birçok mı vardır. Bence en en zarif m : “Atomsal düzeyde mühendislik”. Diğer mlarına ise Amerikan hükümeti raporlarından erişebilirsiniz. Burada önemli olan bir etki veya materyalin 100 nanometre civarında olmasıdır. Nanoteknoloji biraz da ilginç bir ortamı, mesela malzeme bilimciler nanoteknolojinin en çok kendileri ile ilgili olduğunu iddia ederler. Kimyacılar çiler de bu tartışmaya katılırlar. Sonunda nanoteknoloji kralın paylaşılamayan ı olur, çı.

Bilim tarihi uzun zamandır sürekli branşlaşmaya gitti, hatta de çokça kullanılan bir söz vardır: “Her şeyden biraz bileceğine, bir şeyi tam bil” diye. Nanoteknoloji bu görüşü savunanları sanırım bayağı bir üzecektir. Çünkü bilimsel gelişmenin atomik boyut sınırlarına dayanması ile bir anlamda bilimler de ortak bir noktaya yaklaşmışlardır.

Artık canlıların sırrını çözmek için molekülleri bağ yapılarını bilmek, kanunlarını uygulamak için kimyayı öğrenmek elektronik çipler imal etmek için hem kimya hem bilmek, atomları anlamak için kuantum fiziğini idrak edebilmek gerekiyor. Sanki Nanoteknoloji, etrafında bilimlerin el ele tutuştuğu bu yardımlaşma ile büyüyen bir çocuk. Genelde insanların yeni bir “oloji” ye şı ilk soruları “bunun faydası ne?”, özellikle orta yaşlı memurların sorduğu “ kazandırıyor mu?”oluyor. Faraday’ın verdiği enfes bir cevap vardır, taşı gediğine koyar usta bilim adamı : “Peki yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya faydası ?”.Nanometre ölçeğindeki fiziksel, kimyasal biyolojik olayların anlaşılması kontrolü üretimi amacıyla, fonksiyonel materyallerin, cihazların sistemlerin geliştirilmesidir. ölçekteki olayların manipulasyonu ile bilim teknolojide yeni ufuklar açılmaya başlamıştır.Nanoteknolojini Amaçları..

*Nanometre ölçekli yapıların analizi,
*Nanometre boyutunda yapıların fiziksel özelliklerinin anlaşılması,
*Nanometre ölçekli yapıların imalatı,
* hassasiyetli cihazların geliştirilmesi,
* ölçekli cihazların geliştirilmesi,
* Uygun yöntemler bulunarak nanoskopik makroskopik dünya arasındaki bağın kurulması.

Nanoteknolojinin Kullanım alanları

Endüstriyel Alanda:Mikrosensörlerin, mikromakinaların, optoelektronik elemanların imalatı uygun şekilde bir araya getirilmesi. ii)

Medikal Alanda: Mikro cerrahide (göz, beyin vb.), Diagnostik kitlerde, Bilimsel Araştırmalarda, Yüzey karakterizasyonu modifikasyonu, Mikroorganizmaların taşınması, DNA modifikasyonu vb.

Nanomanipulator

Nanomanipulator: Bir insana molekülleri görme dokunma dğiştirme imkanı yan sanal gerçeklik arabirimidir. Virus, DNA iplikleri nanotüpleri modifiye etmek amacıyla kullanılabilmektedır. NM datayı almak için AFM kullanmaktadır. Sanal gerçeklik eldivenleri gözlükleriyle kullanıcın örneğin yüzeyini görmesini hissetmesini sağlamaktadır. Böylelikle kullanıcı eliyle mikroskopik objeleri tutabilir, itebilir, hareket ettirebilir sonuçta çıkan kuvveti, etkileşimi hissedebilir.Böyle bir teknolojiyle gen transferi, enzim değişimi , jeller yüzeyler üzerinde lokal değişiklikler yapabilmek mümkün olmaktadır.

NanoteknoLoji iLe yapılan,Halen devam eden çalışmalar

inşaatlar için Mini robotlar

MIT yayınlarından Techonology Review de Mini robotlarla ilgili merak edilen bir çok soruya cevap aranmış. Bugünden robotların hayalini kurmak bilim kurgudan çok, yavaş yavaş ama uzun dönemde gerçekleşmesi muhtemel bir olasılığa dönüşmüştür.
robotlardan önce, en olası olan mini robotlar. Mini robotlar ile boyutta manipulasyon yapma imkanı doğacaktır. Mesela bu mini robotlardan birinin 2 nanometre -bir DNA molekülünün genişliğinden daha küçük bir ölçek- kesinliği ile kendini bir yüzeyde hareket ettirmesi araştırmacılar tarafından gerçekleştirildi.
Yeni hedeflerden biri ise mini-robotlar ı ile bir hücrenin sabitlenerek, robot’un üzerindeki şırınga çip’inden bir nın hücreye aktarılması.Avrupa tabanlı projelerden biri olan Micron’un amacı da üç aşağı beş yukarı bu işlemleri yapabilecek nitelikte kabiliyetleri olan robotların geliştirilmesi.
Araştırmacıların mikro manipulator, bir atomik güç mikkroskobu ucu şırınga çiplerini başarı ile çalıştırdıkları biliniyor. Fakat zaman sorunu sebebiyle, tüm bunları bir arada çalıştıramamışlar. Gene de büyük bir ya imza attıkları kesin.
Bir deneyde: sıvı ile şırıngasını dolduran robotun, bir insan kontroller ı ile yeri sabitlenmiş hücreye giderek yı şırınga etmesi sağlanmış. Bu o kadar zor bir olay ki, bir yandan da hücreyi patlatmanız gerekiyor. Sıvı ise hücreye girdiği anda parlayarak varlığını belli etmiş.
Bu tip mini robotlardaki en önemli sorun enerji problemi. Gerçektende mikro belki gelecekte boyuttaki robotlar için sorun enerji makale bu konu ile ilgili tartışmalara da yer verilmiş

IBM’den Nanoteknoloji tabanlı tümleşik devre

Science dergisinin 24 Mart 2006 sayısında yer alan “An Integrated Logic Circuit Assembled on a Single Carbon Nanotube” makalesine göre, IBM deki Araştırma Grubu transistorlu (FET) 5 kademeli bir oscilator yaparak, günümüz silikon teknolojilerinde çok daha lı sonuçlar elde etmişler.
Kısaca özetlemek gerekirse, önce tek katmanlı bir Karbon nanotube’un üzerinde Silikon teknolojisindeki devre elemanlarını yerleştirerek, FET transistorlerdeki (trans-resistor, değişken dirençli) çalışma prensibi olan alan etkisini kaliteli silikon oksit yerine nanotüplerle sağlıyorlar.
Nanotüp konusunda da Bilim Teknikde daha önceden çıkmış bir yazı vardı, de de bu konuda ODTÜ ünde Prof. Şakir Erkoç bu konularla ilgili teorik çalışmalarda bulunuyordu sanırım. Kendisi hidrojen depolanması konusunda Nanotüplerin kullanımı konusunda bir çalışma yapıyordu.

Peki resimdeki nanotüp nerde derseniz, ikinci resime bakınca göreceksiniz. Resimde görülen incecik çizgi nanotüp. Nanotüpler konusunda önümüzdeki günlerde bu sitede daha ayrıntılı bilgilere rastlayabilirsiniz.

IBM’in nanotüp kullanarak kademeli osilatör yapmasının sebeplerinden biri de kademeler arasındaki gecikme transistörün aktif çalışma durumlarındaki(rise-fall time) zamanlamaları ölçmektir herhalde.
Bu deney sonuçları önemli? Bu deney silikon transistörlerden gene silikon tabakalar üzerine fakat karbon nanotüplerle seri, bütünleşik devreler yapıp çalıştırılabildiğinin bir ispatı. Bunun sonucu olarak ilerde, şöyle bir çip üretim sistemi devreye girebilir.
1) Silikon tabaka alınır üzerine karbon nanotüplerin dizilmesi gereken çizgiler oluşturulur
2) Burada belirtilen yerlerde tek duvarlı istenilen elektronik özellikli karbon nanotüpler büyütülür
3) Bu karbon nanotüplerin üzerine devre bağlantıları yerleştirilir.

Bu sayede hem devre boyutunun küçülmesinden dolayı yaşanan sorunlar bir nebze aşılmış olurken, biraz değerini kaybetmişte olsa Moore yasasına sadık kalınabilmiş olunacak gibi.

Anket 1

Eşimle cinsel ilişkiye giremiyorum, çünkü;

Acıyacak, çok kanayacak, parçalanacak, penis çok büyük gibi korkularım var.

Geçmişde cinsel tacize uğradım.

Eşim bana yeteri kadar ilgi sevgi göstermiyor.

Cinselliği sevmiyorum clitoral haz almıyorum

Cinsel yasaklarla korunma ile büyüdüm.

Anket 1 Sonuçları / 192 kişi katıldı

Acıyacak, çok kanayacak, parçalanacak, penis çok büyük gibi korkularım var.

139

72%

Geçmişde cinsel tacize uğradım.

4

2%

Eşim bana yeteri kadar ilgi sevgi göstermiyor.

5

3%

Cinselliği sevmiyorum clitoral haz almıyorum

13

7%

Cinsel yasaklarla korunma ile büyüdüm.

31

16%

Dr. Ulusoy�un Anket 1 hakkındaki yorumu;

vakalarının %72 si ki bu büyük bir çoğunluktur, bilişsel çarpıtmalardan

dolayı sorunu yaşamaktadır. Zihin bilinçaltı çocukluk ergenlik döneminde adına yanlış bilgilenmekte ilişkiden adına yanlış kararlar alarak istemdışı sorununu ortaya çıkarmaktadır. ( Bilinçatına ait sorun )

Vajinismusun oluşumunda geçmişde cinsel taciz % 2 gibi daha az oranda görülürken, eşinin yeterli ilgi sevgisini arayan ı oranı ise % 3 dür. ( Taciz bilinçaltına ait )

Cinselliği sevmeyen clitoral haz dahi almayanların oranı düşündürücü derecede % 13 oranı ile oldukça yüksekdir.

% 16 ile cinsel yasaklar korunma ile büyüme, bilinçın mantık sistemi olmadığı için evlendikten ilişki için yasal zemin sağlandıktan sonra bile ı eşinden � olduğu için- korumaya devam etmektedir. ( Bilinçaltına ait )

Görüldüğü gibi farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Vajinismusu yaşayan bu nedenlerin birinden etkilenebileceği gibi birden fazlası ile de etkilenebilir. Bu nedenle tedavinin de ona göre yönlendirilmesi gerekir. İşte bu yüzden tedavisinde seçeceğiniz teknik Dr. Ulusoy yönteminde olduğu gibi bütüncül vajinismusa özgü geliştirilmiş özel hipnoterapi tekniklerini içeren yapıda olmalıdır.

ANKET 2 Soruları

görmedim

Bir yere gittim, iyileşmedim.

En az 3 yere gittim iyileşemedim

En az beş yere gittim iyileşemedim

Beş Beşden daha fazla yere gittim iyileşemedim

Bir yere gittim iyileştim

Birden fazla yere gittim iyileştim

ANKET 2 Hakkında Dr. Ulusoy�un Yorumu / Katılan Kişi Sayısı 137

Ankete katılanların % 45 i herhangi bir görmemiş. Henüz hastalarının hemen hemen yarısının çeşitli nedenlerle beklemede olduğu görmediğinin ifadesidir.

görmedim

62

45%

En az bir, üç, beş beşden fazla yere gidilip başaramayanların toplam oranı; % 45; Bu rakam düşündürücü� Öncelikle sız tedavileri yapan terapistlerin bu sonucu tekrar tekrar düşünmelerini eksikliklerini görmelerini istiyorum. Aynı zamanda Hastalarının da terapist seçiminde, hekimin bilgi, beceri deneyimine göre tedaviye gitmelerini öneriyorum. Toplamda hastalarının neredeyse yarısı, sızlıkla sonuçlanan tedavilere gitmiş�. Şimdi, sizleri grubumdan terapist seçimine özen göstermeniz gerektiği konusunda sıkça uyardığımı sanırım daha iyi kavramışsınızdır.

Bir yere gittim, iyileşemedim.

26

19%

En az 3 yere gittim iyileşemedim

17

%

En az beş yere gittim iyileşemedim

7

5%

Beş Beşden daha fazla yere gittim iyileşemedim

9%

Bir ya da birden fazla yere gidip iyileşenlerin toplam oranı % 9; Tedaviye gidenlerin sadece toplamda neredeyse onda biri iyileşmiş� Yine bu sonuç; gideceğiniz hekimin bilgi, beceri deneyimine özellikle dikkat etmeniz gerektiğini bize gösteriyor�

Bir yere gittim iyileştim

11

8%

Birden fazla yere gittim iyileştim

2

1%

Anket 3 Dr. Ulusoy’un Yorumu

İçin;

Doğum Uzmanına Giderim

10

7%

Anestezi Uzmanına Giderim

1

1%

Psikiyatriste Giderim

11

8%

Psikoloğa Giderim

11

8%

Tek Seansda Çözebilecek Olana Giderim

7

5%

Hekim Seçiminde Cinsiyet Faktörü Gözetir, Hekime Giderim

5

4%

Büyü Olduğu İçin Hocaya Giderim

7

5%

Konusunda Çalışan, Deneyimli, Güven Duyduğum Hekime Giderim

84

62%

Dr. Ulusoy�un 3. anket değerlendirmesi ( 136 kişi katıldı )

Anketimizde hastalarının sorunlarının çözümünde ilk olarak gidecekleri yer sorulmuştur.

Anketimizden çıkan sonuçlar yine çok çarpıcı önceki iki anketi destekler nitelikte. vakalarında tedaviye giden her iki kişiden biri iyileşmiyordu. ( anket 2 ) İyileşememe nedeni ise yetersiz eksik uygulanan tedavilerdi.

tedavisine giderken, seçeceğiniz hekim; konusunda çalışan, deneyimli, güven duyduğunuz, larını bildiğiniz hekim olmalıdır. Anket 3 deki bu oran % 62 de kalmış�

Toplamda % 38 lik dilim doğum ( zar operasyonu ), anestezi ( anestezi altında birliktelik ) , psikiyatrist ( klasik ) , psikolog ( klasik ), hekim cinsiyet seçimi ( cinsiyetten öte sı önemlidir ), Tek seansda çözebilecek olana ( tek seansda sorun çözülmez ) büyü olduğu için hocaya gitme gibi seçeneklere dağılmıştır.

Durum böyle olunca da hastalarımız en az birkaç yere gidip iyileşememektedir.

ZONGULDAK’IN DEVREK İLÇESİNDEKİ ALBAYRAK SOKAK’TA HER HAFTA BİR KAÇ KİŞİ SAYISAL LOTO’DA MUTLAKA BEŞ TUTTURUYOR, MİLYONERLİĞİN  SINIRLARINDA GEZİNİYOR. YENİ AKTÜEL, TALİHLİ SOKAĞIN SIRRINI YERİNDE ARAŞTIRDI!

Devrekli emekli nalbur Tuncay Albayrak, 13 yıl boyunca gerçekleştirilen 600 Sayısal Loto çekilişi üzerinde günler boyunca çalışıp Sayısal Loto’da şanslı numaraları bilme olasılığını hayli artıran modeller üller geliştirdiğini savunuyor. En büyük kanıtı ise dükkanının da bulunduğu Albayrak Sokak’taki diğer esnaf arkadaşları… Zira hemen her hafta, içlerinden bir kaçı en azından 5 tutturmayı yor! İşte istatistik profesörlerine taş çıkartan yeni hedefi Milli Piyango’nun şifresini çözmek olan nalbur Tuncay Bey’den, Sayısal Loto’da parayı vurmanın ülleri…

Zonguldak’ın baston imalatıyla ünlü kasabası Devrek’teyiz… Ama burada olmamızın sebebi, ustaların el emeği göz nuru ile ılcık ağacından heykel yapar gibi işledikleri Devrek bastonları değil; Sayısal Loto’nun “DNA” şifresini çözdüğünü iddia eden emekli nalbur Tuncay Albayrak’la görüşmek. Çok aramamız da gerekmiyor, Tuncay Bey’i kasabanın küçük çarşısında ailesinin soyadını taşıyan Albayrak Sokak’ta buluyoruz. Tuncay Bey’in eskiden nalbur olan dükkanı şimdi Sayısal Loto’nun şifrelerinin çözüldüğü bir hesap laboratuarına dönüşmüş. Dükkanının ı, “5 bilmek yüzde 100, 6 bilmek yüzde 92”, “Ben bu sevdaya baş koydum, ben bu ömrü feda ettim, aşımdan uykumdan oldum, başka şansın yok peşindeyim” yazılarıyla dolu. İçerideyse onlarca klasör, çalışmalarını sürdürdüğü bir , bir masa bu defa duvara yazılmış yazılar çarpıyor gözümüze.

Bizi buralara kadar çeken hikayeyi hemen özetleyelim: Tuncay Bey, 13 yıl önce başlayan bu hafta 600’üncü haftasına giren Sayısal Loto’da çıkan şanslı rakamların tesadüf olmadığını çözdüğünü iddia ediyor. 13 yıl boyunca her hafta kazanan rakamları not eden Tuncay Bey, bütün bu bilgileri üle ederek toplam 211 modelde sınıflandırmış. özellikle en çok tekrar eden 10-15 modeli saptamış. 600 haftanın sonuçlarını bize gösterdiğinde, gerçekten de bu modeller sayesinde Sayısal’da her hafta şanslı rakamları bulma ihtimalinin hayli yükselebileceğine biz de kısmen ikna oluyoruz.

‘3’, ‘8’i seviyooo!

Tuncay Bey, Sayısal Loto’da en çok çıkan rakamlar diye bir şeyin olmadığını, ancak en çok görülen modeller olduğunu savunuyor. O modelleri anlatmaya, 13 yılda 600 hafta boyunca tam 23 kez tekrarlayan modeli anlatarak başlayalım. Bu model, “bir tek basamaklı sayı, bir 10’lu sayı, bir 20’li sayı, iki 30’lu sayı, bir 40’lı sayı”dan oluşuyor. Örneğin 5, 15, 20, 32, 34, 47. Tuncay Bey’in Sayısal ülleri arasındaki bu en popüler dizilimi, 600 hafta boyunca tam 16 kere tekrarlayan “bir tek basamaklı sayı, iki 10’lu sayı, bir 20’li sayı, bir 30’lu sayı, bir 40’lı sayı” ülü izliyor. Yani örneklemek gerekirse 5, 11, 13, 24, 38, 47.
Yine belli sayılar da adeta birbirlerini çok seviyor ayrılamıyormuş gibi birlikte düşüyor Sayısal’ın dönen küresinden. Örneğin 13 yıl boyunca 3 ile 8 rakamı on kere birlikte düşmüşler! 11 ile 16 21 ile 27 de, birbirini çok sevenlerden… 32 ile 33 43 ile 49 da hep aynı hafta düşmüşler küreden içimizden birilerini trilyoner yapmak için. 4 ile 5 ise, aralarında bir dargınlık olsa gerek ki, yalnızca bir kez birlikte yakalanmışlar çekilişlerde. Öte yandan 11 ile 19, hiç aynı haftanın şanslı numaraları arasında birlikte yer almamış. Tuncay Bey, bu ikili olasılıkları bir araya topladığı listeye de mizahi bir dille “deprem haritası” adını vermiş.

13 YILDA EN ÇOK ÇIKAN RAKAMLAR… (RESMİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN)

Sabırla aynı kuponu oynayın!

1 ile 49 arasında altı rakamı yan yana getirmek için 13 milyon 983 bin 816 olasılık olduğunu söyleyen Tuncay Bey, bu kadar çok kolon oynamak mümkün olmayacağından işi modeller ıyla basitleştirmiş bir anlamda. Albayrak Sokak ise, bu modellerin her hafta sınandığı bir pilot bölge adeta! Tuncay Bey’in ülleri sayesinde, Albayrak Sokak’ta hemen her hafta Sayısal’da 5 bilen en az bir ya da iki kişi çıkıyor. Şimdiye kadar altı rakamı birden bilen çıkmamış olsa da, sokak sakinleri umudunu halen koruyor. 5 bilip, birkaç milyar kazanmayı da kısa günün kârı görüyorlar.

Sokak sakinleri genellikle grup halinde oynamayı tercih ettiğinden, 10-15 kişi bir araya gelip ortak kupon dolduruyor. Zaten Tuncay Bey de bu yöntemi öneriyor: “Örneğin deprem haritasından 3 8 gibi bir ikili olasılık seçtiniz. Çok görülen modellerden de, bu iki sayının (3 8) yanına yazabileceğiniz diğer rakamları belirleyin. Oynadığınız her kolonda seçtiğiniz ikili olasılık sabit kalsın, diğer dört rakamı ise değiştirerek işaretleyin. Bu yüzden çok kolon oynamanız gerekeceğinden, grup halinde ortaklaşa oynayın. Mesela esnaflar, doktorlar, avukatlar arkadaşlarıyla bir araya gelip oynasınlar.”
Tuncay Bey’e göre, işin sırrı biraz da sürekli aynı kuponu oynamakta. Yani, bu üller sayesinde ulaştığınız rakamları işaretlediğiniz kuponu, ısrarla her hafta tekrar oynamanızı öneriyor: “Geçenlerde bir talihli, dört yıl boyunca tekrar tekrar oynadığı aynı kupon sayesinde bir buçuk trilyon kazandı. Kendinize belli bir model seçip belli kombinasyonlar çıır her hafta o kombinasyonları oynama konusun ısrarcı da olursanız, birkaç yıl içinde büyük ikramiyeyi kesin kazanırsınız.”

Yeni hedefi Milli Piyango’nun şifresi!

Tuncay Bey, kısa süre öncesine kadar tüm verileri eliyle dosya kağıtlarına yazıyormuş. Ancak arkadaşı Yaşar Küçük’ün kendisine bilgisayarda Excel ını öğretmesinin ardından işi kolaylaşmış. Televizyonda Sayısal çekilişini izlerken ilk birkaç rakamdan sonra gelecek diğer rakamları rahatlıkla tahmin edebildiğini anlatan Tuncay Bey, ‘şans’ diye bir şeyin olmadığını düşünüyor. Bu yüzden de yeni hedefi, Milli Piyango’nun genetik şifresini çözmek nihayetinde de Guinnes Rekorlar Kitabı’na girmek.

Bu sokakta 5 bilmeyen yok!

Albayrak Sokak’ta kime sorsanız Sayısal’da en azından birkaç kez “5” bilmişliği var: Bakkal, Sayısal Loto Bayii, hamamcı, tuafiyeci, çaycı… Sokaktaki Sayısal Loto bayiinin duvarları Tuncay Bey’in ülleriyle, camları ise 5 bilenlerin kuponlarıyla dolu. Sokaktaki manifaturacı tuhafiyeci Nevzat Boz, şimdiye dek yedi kere 5 bilmiş. “6 bizim mahallede çok dolaştı ama bir türlü birimizde durmadı” diyor Nevzat Bey. Tekel Bayii Şeref  Kaypak da en çok 5 bilenlerden en son bildiğinde de 6 bin 500 YTL kazanmış. Kuyumcu Sabri Saraç, bakkal Fahri Çavuş, çaycı Güney Bükrü beyaz eşya satıcısı Feridun Bora da Sayısal’da defalarca 5 tutturmuş. Ama içlerinde en enteresan isim, anten tamircisi Recai Uzar. Şimdiye kadar tam on bir kez 5 tutturmuş! En son 2 bin 700 YTL kazanmış halinden hayli memnun.

Şanslı numaraları topların ağırlığı mı belirliyor?

Peki ama bazı sayıların birbirini sevmesinin küreden birlikte düşmesinin, belli modellerde belli rakamların gelmesinin nedeni ne? Sokak sakinleri bu duruma da kendi aralarında bilimsel yanıtlar aramıyor değiller. Onlara göre, topların üstüne 1 yazmak ile 49 yazmak arasında kullanılacak boya miktarı açısından bayağı bir fark olması bunun yarattığı ağırlık, muhtemel nedenlerden biri… Tartıştıkları diğer olasılık, topların her hafta sekiz tüpten küreye aynı sırayla düşüp aynı yöne doğru ıştırılmaları… İşletme uzmanı Adam Fawer’ın ‘Olasılıksız’ adlı kitabında, bir bilardo oyuncusunun ıstakanın, topların masanın esnekliği, havadaki nem oranı, rüzgâr, topa vuruş açısı hızı gibi faktörlerin bilgisine eksiksiz olarak haiz olması halinde masadaki topların konumunun ne olacağını da tam olarak bilebileceğini anlattığını hesaba katarsak, sokak sakinlerinin özellikle ikinci teorisi bağlamında kısmen de olsa bir anlam ifade ediyor!
Ama biz sokak sakinlerinin teorileriyle yetinmeyip konuyu bir de Yeditepe Üniversitesi’nden istatistik profesörü Fazıl Güler’e soruyoruz. Prof. Güler, şayet topların ağırlığı eşit ise Tuncay Bey’in modellerinin üllerinin zaman zaman “lıymış” gibi görünmesinin tamamen tesadüfi olduğu görüşünde. “Ama” diyor, “topların üzerindeki yazı kabartmalarından dolayı çok cüzi de olsa bir ağırlık farkı oluşuyorsa, sonuçlar etkilenebilir!”

Bu da Sayısal Loto’nun doktora tezi!

Uludağ Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkan Işığıçok, “Değişkenler Arasındaki İlişkilerin Araştırılmasında Nedensellik Testleri Bir Uygulama Denemesi” başlıklı doktora tezinde Sayısal Loto’yu incelemiş. Topların çıkma olasılığının eşit olduğunu, bu eşitliği ancak toplardaki aşınmaların bir kısmının zamanla yenilenip bir kısmının hiç yenilenmemesinin bozabileceğini kaydeden Prof. Işığıçok, son beş yıldaki çekiliş sonuçlarına dair yaptığı çalışmada da Sayısal’da en çok çıkan sayıları 6, 14, 16, 20, 27, 38; en az çıkanları ise 23, 31, 33, 42 48 olarak belirlemiş. Bu sayılardan 27, tam 44 çekilişte küreden düşmüş. Prof. Işığıçok’un araştırmasına göre 9 hafta 3; 3 hafta da 4 ardışık sayı çekilmiş.

5 bin YTL yatırımla ayda 3 bin YTL kazan

Küçük yatırımlarla kendi işinizin patronu olmak ister misiniz? Metin Can girişimciler için fırsatları araştırdı

Fiyatları 2 bin  ile 10 bin YTL arasında değişen otomat makineleri girişimciler için yeni fırsat kapısı oldu. Yiyecek, sıcak-soğuk içecek, kağıt mendil, çorap, pedi, kozmetik, aksesuarları yaratıcılığınıza kalmış daha bir çok sektörde otomatlar aracılığı ile kazanmak mümkün. Yapmanız gereken, uygun bir yer kazandıracağına inandığınız sektörü belirlemek. Otomatların bakımı için haftada birkaç saatinizi ayırmak yeterli.

1000 –3000 YTL ARASI GELİR
Otomat sektörü özellikle yeni girişimciler açısından çok avantajlı. Diğer yatırımlarda olduğu gibi, işin kurulumu için ciddi maliyetli alt yapı gerekmiyor. Ayrıca küçük bir yatırımla başlanabildiği gibi kısa vadede yatırım miktarını artırmak mümkün. Otomat başına aylık gelir bin YTL ile 3 bin YTL arasında değişiyor. Buradaki en belirleyici unsur, yer seçimi sattığınız ürün. Kalabalık bir caddede veya alışveriş merkezinde doğru ürünü satmayı başardığınızda aylık gelirinizin 3 bin YTL’nin üzerine çıkması hayal değil.

DOĞRU SEKTÖRÜ BULMAK ŞART
Bugün onlarca ürün otomat makinelerinde satılıyor. Ancak yeni yaratıcı ürünleri de bu makineler ile satabilirsiniz. Örneğin; dondurma, pedi, prezervatif, kuruyemiş, oyuncak, DVD, şeker, oje parfüm, temizleme mendili, aseton, bluetooth kulaklık setleri, araç şarj cihazları son dönemde girişimcisini üzmeyen sektörlerden bir kaçı.
Öte yandan ürün satmak yerine boy- ölçümü, hatta masaj yapan otomatların da kazancı oldukça yüksek.
BÜYÜK FİRMALAR DA GİRMEYE BAŞLADI
Kozmetikten gıdaya, cep telefonundan tekstil sektörüne kadar, dünyada birçok büyük şirket de pazarlama aracı olarak artık otomat makinelerini seçmeye başladı. Bunun başlıca nedeni otomatların getirdiği maliyet avantajı. Bir mağazanın kira, elektrik, çalışanlar gibi olmazsa olmaz harcamalarına şın otomatlar, çok düşük maliyetlerde 7 gün 24 saat hizmet verebiliyor.
ÖDEME SEÇENEKLERİ SİZE BAĞLI
Otomatlarda paranın yanı sıra farklı ödeme sistemleri de kullanılıyor. Özellikle şirketlere bulunan ağırlıklı çay kahve satışı yapan otomatlarda akıllı kart sistemi tercih ediliyor. Ayın belirli günleri şirket çalışanları kartlarına nakit yükleyerek, otomatlardan alış veriş yapıyor. Alışveriş merkezleri ya da caddelerde ise bozuk veya kredi kartı ile satış gerçekleşiyor.
SEKTÖR 10 KAT BÜYÜYECEK
Otomat makineleri kullanımı ’de yeni gelişmeye başlayan bir sektör. Dünyada ise 30 milyar dolarlık işlem hacmi bulunuyor. Kârlılık oranının yüksekliği, gelişime açık olması sunduğu yenilikler ile sektörün ’de hızla yükselmesi bekleniyor. Bugün Avrupa’da 15 milyon civarında otomat mevcut. Sadece Fransa’da bu rakam 400 bin.  ’deki otomat sayısı ise 40 bin civarında.
ULUSLARARASI ZİNCİRLERE KATILABİRSİNİZ

’de bu alanda en büyük firmalardan biri ABD kökenli International Vending Center (IVC) isimli şirket. 1997 yılında faaliyetine başlayan firmanın ’de bir çok ilde yatırımları bulunuyor. IVC, faaliyet gösterdiği ülkelerde pazar payları çok yüksek olan şeker, sakız, çikolata, oyuncak top, kapsül kuruyemiş otomatlarının ithalatını satışını yapıyor. Franchise modeli ile büyüyen şirket yeni girişimcilere açık. Şirketin bir halkası olunduğunda satılan makine içindeki ürünler tek bir merkezden geliyor.  IVC bugüne kadar  öğrenciden şirket yöneticisine kadar 2 bin 500 kişiyi girişimci yaptı. IVC’nin planı 25 bin otomata ulaşmak. Firma, geliştirdiği iş modeliyle girişimcilerin metrekare fiyatının 50 ı bulduğu alışveriş merkezlerinin yanı sıra oteller mağazalarda da kira ödemeden satış yapmasını sağlıyor
OTOMATTA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

* ’de otomat makineleri imal eden firmaların yanı sıra ithalatını yapan 50’ye yakın firma bulunuyor
* Alınacak makineler uzun ömürlü 2. el değerleri yüksek olmalı.
* Eğer bir partner ile iş yapılacak ise bu partner yedek parça teknik servis sağlayabilecek yeterlilikte olmalı.
* Yer seçimi çok önemli. Yanlış yere kurulan her makine girişimcinin aleyhine çalışır.
* Yatırım yapılacak bölge hakkında çok titiz bir analiz yapılmalı.
 YER SEÇİMİNDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ
* Metro, istasyonları, alışveriş merkezleri, havalimanları, şirketler, hastaneler, oteller, caddeler gibi insanların kalabalık olduğu bölgeler en fazla tercih edilmeli.
*Temiz, toz nemden uzak, direkt güneş ışığı almayacak, havadar bir yer seçilmeli.
* Mekânda haşarat varsa bina önceden mutlaka ilaçlanmalı. Bu işlem rutin olarak yapılmalı.
* Otomatlar yetkili servis elemanları tarafından yerleştirilmeli taşınmalı.
* Güvenlik kameralarının olduğu veya sürekli gözetim altındaki noktalar seçilmeli.
* Mekânda topraklama tertibatlı, düzenli akım ayrı sigortalı elektrik tesisatı olmalı.
* Kullanılan modele göre değişmekle beraber bir otomat ortalama olarak, standart bir ev tipi buzdolabından daha fazla elektrik tüketmez.

saç ekimi saç dökülmesiBu aralar saç dökülmesi, saç ekimi, saç nakli gibi sorular sıkça çıkıyor şımıza.

saç dökülme sorunu olanlar için elimizden geldiğ faydalı bilgiler toplamaya çalışıyoruz.özellikle saç ekimi konusunda birhayli meraklı ziyaretçilerimiz var.

İşte kelliğe saç ekimi ya da saç nakliyle kalıcı çözümler ….

Uzmanlar, erkeklerin korkulu rüyası kelliğe şı, saç naklinin kalıcı sonuç verdiğini belirtiyor

saç ekimi konusunda uzmanlar, kişide psikolojik sorunlara yol açabilen kelliğin saç nakli ile giderilebildiğini belirtiyor. Yöntemin ağrısız olduğunu söyleyen uzmanlar, şu bilgileri veriyor: “İki kulak arası, ense üstündeki verici alan üzerinden, yoğun dökülmemeye şifrelenmiş bir doku şeridi çıkartılıp, çok küçük transplantlara ayrılır. Read the rest of this entry »

genç kal genç görünYeni geliştirilen dermatokozmetik ürün grubu AFA’lar; kırışıklıkların giderilmesini sağlıyor, yeni kırışıklıkların oluşmasını engelliyor cilt lekelerini ediyor.

Yılların birer kanıtı olarak yüzümüzde beliren çizgilere meydan okuyan kadınlara müjde!

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Makbule Dündar; çok yeni geliştirilmiş dermakozmetik ürün grubu ‘AFA’larla uygulanan peeling yönteminin, ciltte çok güçlü antiaging etki yarattığını belirtti. Read the rest of this entry »

seksde zevk almakGünümüzde herşeyin bir uzmanı var seksin olmasın ki.işte seks uzmanı yani seksologlara göre zevkli bir seksin yolu vücudunuzla barışık olmaktan fantezilerinizi geliştirebilmekten geçiyormuş.

20 ila 40 yaşları arası seks için önemli dönemlerdir.bu dönemlerde seks oldukça verimlidir, erkeğin en aktif olduğu yaşlar işte bu yaşlardır.

Ancak bu yaş aralığının dışında da arzulanma arzusunu, vücuduyla barışık olma arzusunu, orgazm tecrübesini, fantezilerini iyi değerlendiren her birey hayatı boyunca ını devam ettirebilir. Read the rest of this entry »


estetik ameliyatlarsa sorular ve cevapları

Sonucun Mükemmel Olması İçin Ne Yapabilirim?
Mükemmel sonuç için, öncelikle estetik operasyondan ne beklediğiniz gerçekçi olmanız gerekir. Ameliyatınızı yapacak hekimi iyi seçmiş olmanız, ameliyat yöntemi risklerini bilmeniz ameliyatınızın yapılacağı kurumunun kalitesinden emin olmanız da bir sonraki aşamadır. Sonrasında ameliyat öncesi sonrası size yapılan önerilere uymanız da mükemmel sonuca ulaşmanızı sağlayacaktır. Read the rest of this entry »

her MetaTagın ne kadar önemli olduğunu 5 üzerinden sizlere niteleyeyim.

Sıralama Kriterleri

Tek (*) = Önemsiz

İki (**) = Fayda Sağlamayan

Üç (***) = Orta Derecede Etkili

Dört (****) = Görsel Açıdan Etkili

Beş (*****) = Sıralama Açısından Etkili

1) Abstract Meta Tagı (*)

Açıklama : Tek cümle ile sitenin açıklamasını içerir.

Önem : Hiçbir arama motoru ciddiye almaz.

Kod : <META NAME="Abstract" CONTENT="Sayfanın genel içeriği">

2) Author Meta Tagı (*)

Açıklama : tasarımcısının adını içerir.

Önem : Hiçbir arama motoru ciddiye almaz.

Kod :<META NAME="Author" CONTENT="Sayfayı Tasarlayan Kimsenin Adı ">

3) Copright Meta Tagı (*)

Açıklama : Sitenin telif hakkı ile ilgili bilgiler içerir.

Önem : Hiçbir arama motoru ciddiye almaz.

Kod : <META NAME="Copyright" CONTENT="Bu sitenin şusu busu buna aittir geyiği">

4) Description Meta Tagı (****)

Açıklama : Sitenin açıklamasıdır.Eğer DMOZ'da ekli değilse, arama sonuçlarında Adının hemen altında yazan yazıdır.Esasında buraya spam keyword doldurmak hiç ama hiç akıl kârı değildir.Kesinlikle saçmalıktır.3-4 cümle ile özetlenmiş,arama sonuçlarında okuduğu zaman kullanıcıyı çekecek,mümkünse içinde içeriği ile ilgili kelimeler sıkça geçecek -abartmadan- bir Açıklama yazılmalıdır.

Önem : görsellikte önplana çıkartır,çok nadir olarak sonuçları etkileyebilir.

Kod :<META NAME="Description" CONTENT="Dediğim şekilde Açıklama içeren cümleler">

5) Keywords Meta Tagı (***)

Açıklama : Tecrübelerime dayanarak,etkisin oldukça olduğu söylenebilir.Ancak yine de her sitenin uygulaması webmaster menfaatinedir.En ufak olumlu tepki bile kârdır.Bu sebeple keywordler eklenmelidir.Dikkat edilmesi gereken husus ise en fazla 20-25 kelime sınırıdır.Kelimelerin tamamı SİTE İÇERİÐİ İLE ALAKALI olmalıdır.Saçma sapan adult keywordler doldurmanın kimseye faydası yoktur.Araya muhakkak virgül konmalıdır - tercihen virgül sonrası bir boşluk sonra kelime sonra tekrar aynı döngü-.Virgül konulmaz ise tüm yazılanlar tek kelime gibi lanır

Önem : Ciddiye alındığı söylenir,ancak ben aşırı derecede olumlu hiçbir etkisini göremedim.Yine de deneyin

Kod :<META NAME="Keywords" CONTENT=" teknikleri, ücretli arama motoru optimizasyonu,">

6) Language Meta Tagı (**)

Açıklama : dilini bota mlar. Botun ihtiyacı çokça yoktur.Ancak yönlendirme amaçlıdır,üşengeç botu üzmez,kalbini kazanır

Önem : Mümkünse