nedir

Chappe ı

Bu şekli en eski zamandan beri uygulanmaktaydı. Agamemnon, Truva’nın alındığını Klitemnesr’e böyle duyurmuştu. Bu yöntem daha sonra Doğabilimci Enee, Polybe, Çinliler Kartacalılar tarafından geliştirildi. Sonunculardan da Romalılara geçmiş çok kullanılmıştı. Hatta işi Clyde’den Tyne’e uzanan surların içine tunçtan akustik borular yerleştirmeye, yani gerçek bir hattı kurmaya kadar vardırmışlar haberleri ya da emirleri böylece 1.000 metreden 1.000 metreye hızla duyurabilmişlerdi.

Barbar istilâlarıyla birlikte bütün bu hünerli tekniklerin sonu geldi. yeni kıpırdamalar ancak XVII. yüzyılda başladı. Bunlardan iHc kayda değer girişim Richer Gaspard Schott’unki oldu. (XVI. yüzyılın sonu.) Bunu 1684′de daha önce sözünü ettiğimiz ekşi huylu büyük bilgin Hook’un yöntemi izledi. Yüksek bir yerden alfabenin her bir harfine şılığı olan işaretlerin verilmesinden ibaretti bu. Dört yıl sonra da Amonson tarafından geliştirildi. Ancak, genel bir gösteriye kalkışıldığında müthiş bir fiyasko oldu. Gösteri Veliahttın saray mensuplarının huzurunda yapılacaktı. Şımarık saray züppeleri, üstelik sağır olan zavallı bilim adamını öyle bir alaya aldılar ki adamcağız kurduğu tesisatı işletemedi.

Deneyler üç çeyrek yüzyıl sonra yeniden başladı. Cenevreli çi Lesage (1774), Latin Belâgati Profesörü Fransız Dupuis (1778), Bastille’e atılan Polemist Linguet (1780). Deniz Subayı Courrejolles (1783), Parisli çi Lomonde (1787), Alman Profesör Bergstrasse (aynı yıl), İspanyol Bettancourt (1788), Fransız Abbe Chappe (1790), Alman Reiser (1794). İspanyol Salva (1797) harıl harıl deneylere giriştiler. Sonunda çok sayıda çeşitli yollar gösterdiler.

Ne var ki, bunlardan çoğu fanteziden öteye gidebilecek türden değildi. Sözgelişi Bergstrasse, işaretlerin top atılarak verilmesini önermekteydi. Bazıları ise, Lesage’ınki gibi zamansızdı, çünkü gerçek bir elektrikli niteliğinde ayrıntılarda bazı gelişmeler gerçekleştirilince, enikonu yararlanılabilecek olgunluktaydı.

Claude Chappe (1763 . 1805), kardeşlerinden uzak kaldığı tatillerini onlarla haberleşebilmek için bir araç bulma çalışmalarıyla geçirirdi. Bu bir merkezin çevresinde dönen bir cetveldi, iki ucunda birer cetvel daha vardı. Bu la işaretler vermekte bu işaretler de önceden tespit edilmiş bir kod nca yorumlanmaktaydı. Uğraşı Chappe’ı iyiden iyiye sarmış olacak ki, yaşını aldıktan sonra kendini bütünüyle bu konudaki çalışmalara verdi, işe akustik, sonra da elektrik telgrafla başladıysa da, bunlar tatmin edici sonuçlar vermedi. Buna şılık kardeşleriyle giriştiği deneylerden hoşnut kaldı. Haklıydı ki, icadını sunduğu Convention Meclisi, deneyin resmen tekrarlanmasını istedi.

Bu deney için bir vakitlerin oyuncağı büyütüldü. Ufak cetvel, bir direğin ucunda dönen 4 metrelik bir çubuk olmuştu. İki ucundan sarkan bir metre uzunluğundaki dal çeşitli şekiller alabilecek gibi konmuştu. bu araç bütünüyle bir kulenin tepesine yerleştirildi. Alt katta duran bir memur, sicimleri çekerek araca önceden düzenlenmiş kolun tespit ettiği şekilleri verebilmekteydi. Araç, Temmuz 1793′te Convention’un komiserlerinin huzurunda işletildi. 35 km. uzağa yerleştirilmiş öteki istasyona gidecek mesajı cevabı 11 dakika içinde gönderip aldı. Öylesine beğenildi ki, Chappe “çı-” olarak atandı ilk hamlede hemen iki istasyon kuruldu.

Bu ilk hattın açılışı (Lille-Paris) Fransa’nın teknikler tarihinin onurlu sayfalarından biridir. 1 Eylül 1794′te Convention’un oturumu açılır açılmaz Carnot kürsüye fırlamış “Vatandaşlar!” diye haykırmıştı. “Paris-Lille arasında kurmuş olduğumuz telgrafla az önce aldığımız habere göre Conde, Cumhuriyete bu sabah saat 6′da teslim olmuştur.” Bunun üzerine Meclis, Kuzey Ordularına bir kutlama teşekkür ı gönderilmesine verdi. bu ikinci mesajın şılığı geldiğinde meclis hâlâ toplantı halindeydi.

1800 yılında Fransa’da üç hattı vardı: Paris-Lille, Paris-Strasbourg, Paris-Brest. Bunların toplam uzunluğu 1.253 km. etmekteydi. Bu sayı 1844′te 5.000′e çıktı. Ulaşımdaki bu hız insanı şaşırtmayacak gibi değil: Paris-Lille arası (aradan 22 istasyon geçerek) 2 dakika, Strasbourg-Paris 6.30 dakika, Lyon ya da Brest’ten Paris 8 dakika, Toulon-Paris 20 dakika.

Bu sistem yabancı ülkelerde de uygulanmış, ancak görüş uzaklığı havanın saydamlığı gibi şartlar göz önünde tutularak az çok değişiklikler yapılmıştı. İtalya, Mısır İspanya olduğu gibi uygulamaktaydı. bunları. Almanya Rusya da değişiklik yapmadan izledi. İngiltere kolların yerine tahta kanatlar taktı. Öteki ülkeler ise ı anlayıncaya “Chappe” uygulayayım deyinceye kadar bu sistemin modası geçmeye başladı. Fransa 1844′te Cezayir’de ilk hattı inşa ederken ülkesinde elektrikli kurulmaya başlanmıştı. Bu sistem çarçabuk yayılıp ötekini silecekti.

Morse ı

1793′te Convention Meclisi, Claude Chappe’inkini resmen dı diye öteki mucitlerin kabuklarına çekildiklerini kendilerini yenilmiş saydıklarını sanmamalıyız. Mucit her şeyden önce inançlı kişidir. Dehasına çılgın bir güven vardır hatta bir rakibin sı bile kendisinin yanlış yolda olduğuna inanması için yeterli değildir. Öyle ki, Chappe şebekesi kurulup işletilmeye başlandığı halde, optik ın en iyi yol olmadığına, elektriğe dayanılarak daha verimli sonuçlar alınabileceğine inananlar, kanılarına uygun araştırmalarını sürdürmeye devam ettiler.

Özellikle elektrikli birçok muciti meşgul etmekteydi. Çünkü gece sisten etkilenmeyişi, düzenli kullanılmasını güvenilir bir araç olmasını sağlayacak bulunmaz bir nitelikti. Böyle düşünenlerin başında Georges Lesage (1724-1803) gelmekteydi. Meydana getirdiği her biri alfabenin bir harfini yollayan 24 tellik makineyi 1774′te denemeye koydu. Ucuna bağlanan bir elektrostatik makineyle elektriklenmiş olup öbür uçta bulunan ufak bir topu itmekteydi. Bu sistem değişik şekiller altında Fransa’da Lomond, Almanya’da Reiser, İspanya’da Bettancourt, sonra da Salva tarafından denendi.

Bunların iki ortak kusuru vardı: Önce, elektriklenmiş maddelerin itilmesi makinenin alıcı kısmında ışıklıklar çıkarmaktaydı, sonra daha da önemlisi, elektrostatik deşarj, pratik olmayan bir tı. Bu, 1800′de Volta pillerinin icadından sonra daha belirli olarak meydana çıktı. Bu pil, araştırmacıların emrine sürekli bir akım vermekteydi.

Bundan ilk yararlanmasını bilen Bavyeralı bilgin Soemmering oldu. Onun da makinesinde Lesage’inki gibi 24 hat vardı bunların her birinin şı ucu bir voltametreye bağlı duruyordu. Gönderilen harfler, o harflere şılık olan voltametrenin içinde meydana getirdiği baloncuklardan anlaşılıyordu. Makine henüz işe yarayamayacak ilkellikteydi kullanılır hale gelmesi için daha birçok icatların yapılmasını beklemek gerekti.

Bu buluşlar 1819 -1833 yılları arasında yapılan elektrodinamik konusundaki icatlardır. Bu alanda Oersted. Ampere Faraday gibi büyüklerin adları duyuldu. Bu kişilerin araştırma icatları sayesinde çılar elektro-mıknatıs gibi kımıldayan toplarla ya da pilde oynaşan baloncuklarla kıyaslanmayacak duyarlıkta bir araç elde ettiler. Mıknatıs konusunda araştırmalar da yapmakta olan büyük çi Gauss, çi Weber’le birlikte 1833′te Goetingen’de bu ilkeyle işleyen bir elektrikli istasyonu kurdu. Bu alıcı aynalı bir galvanometre olup mesajları yansıyan ışıklar şeklinde alıyordu. Bu ilkeyi Gauss Weber’le aynı zamanda başkaları da kullanmaktaydılar: Rusya’da Schilling, (1786-1837), İskoçya�da Ritchie Alexander…

Aynı ilkeye dayanan bu çalışmaların ayrı yerlerde aynı zamanda sürdürülmesi elektrikli ın verilerinin birleştirilmiş kafalarda imgelenmiş olduğunu ispatlamaktadır. Bilim adamları gerekli öğeleri getirmişlerdi, iş teknisyenlerin hüner yaratıcılığına kalmıştı. Güçlü hayal hüner sahibi mucitler hemen hemen bütün büyük ülkelerde bulunduğundan telgrafla ilgili bir yığın projeler meydana getirilmekteydi.

İngiltere’de, Schilling’in deneylerini izlemiş olan Cooke adlı bir öğrenci Charles Wheatstone (1802-1875) adlı bir bilginin ıyla 1837′de kadranlı bir imal etti. Bunda harfler galvanometrenin beş iğnesiyle gösterilmekte bu iğneler vericinin maniplesine aynı sayıda telle bağlı bulunmaktaydı.

Almanya’da, Münih Üniversitesi çisi Cari Steinheil (1801 -1870) pilin yerine iki yönde akım veren bir endüktör kullandı. bu iki akımı bir elektromıknatısın üzerine uyguladı. Makine gerektiği gibi işletildiğinde, alıcıda elektromıknatısların şıtlı sapmaları görülüyordu. Bunlara birer kalem bağlanıp önünde bir kâğıt şerit çevrildiğinde, kâğıda şekiller çizilmekte bunlar önceden tespit edilen kotlarla yorumlanabilmekteydi. 1837-1838 yıllarında Steinheil bunu bir millik uzaklıkta denedi. Cooke’unkine olan üstünlüğü tek telle işlemesiydi akımın dönüş teli de kaldırılmıştı. Mucit-bilgin toprağın dönüş iletkenliği görevini yapabileceğini bulmuştu.

Amerika’da çılık alanına atılan kişi bir öğrenci ya da bir bilim adamı değil, ünlü bir ressam oldu: Samuel Morse. 27 Nisan 1791′de dünyaya gelmişti. O da Fulton gibi sanata İngiltere’de Benjamin West’in desteğiyle atılmıştı. Yoksulluk türlü mutsuzluklarla geçen yıllardan sonra A.B.D.’nin resmi ressamı olmuştu. Tumturaklı usta fırçasıyla ülkesinin önemli tarihi olaylarını tuvale aktarmaktaydı. Bundan başka Washington, La Payette, Monroe gibi ünlü general siyaset adamlarının portrelerini yapmıştı. Öyle ki, 1829′da Fransa’ya geldiğinde bir ünlü kişi sıfatıyla akademi artistleri siyaset adamları tarafından şılandı.

Bununla birlikte adını ölümsüzleştirecek olan hikâyesi, 3 yıl sonra Amerika’ya dönmek üzere bindiği Fransız gemisi Sully’de başladı. Orada, öğrenimini Fransa’da yapmış olup belki de hatıra diye ülkesine bir elektromıknatıs götürmekte olan vatandaşı genç kimyacı Charles Jackson ile tanıştı. Bu araç hakkında gemide yapılan tartışmalar Morse’un ilgisini çekti. Ancak, bir ressamdan beklenmeyecek kadar bu konulara yakınlığı olsa gerekti ki, geminin kaptanına gerçek bir kehanet diye niteleyebileceğimiz şu sözleri söylemişti:

“Kaptan, günün birinde telgraftan dünyanın harikalarından biri diye söz ettiklerini duyarsanız, onun 13 Kasım 1832′de Sully’de icat edildiğini hatırlayın.”

Havadan bir söz mü? Sanatçı düşleri mi? Bunları söyleyemeyiz. Çünkü 1837′de, İngiltere’de Cooke Wheatstone, Almanya’da Steinheil, kendi icatları olan telgrafların beratlarını alırlarken, ’ta sanatı profesörü olan Morse da aynı formalitelerle meşguldü. Makinesi kısa bir süreden beri birçok ülkede kullanılanlara benzer bir mekanizmaya sahipti: Dokunulduğunda elektriklenip devreyi kapatan eksenli bir maniple, alıcıdaysa elektromıknatıs tarafından çekilen oynak bir armatür bunun bir kâğıt şeridi üzerinde bıraktığı izler… Çalışmalarına Alfred Vail da katılmış mucite bazı çok yararlı bilgiler vermişti. Bunlardan en önemlisi bugün Morse dediğimiz alfabe konusuyla ilgili olanıdır.

Morse ını dünyanın çok kısa bir sürede benimsediği fabrikatörlerin imal etmek için birbirleriyle yarışa başladıkları sanılmasın. Gerçekten, Cooke-Wheatstone ya da Steinheil’inkinden belli üstünlükleri yoktu. Kaldı ki bir ressamın, bilginlerin alanına burnunu sokmasını kimse hoş şılamıyordu, İngiltere işi teknisyenliğe döküp zavallı Cooke’u uzaklaştırmış olan Wheatstone’dan başka kimseye güvenmeye niyetli görünmüyordu. Almanya da yalnız Steinheil’i tutmaktaydı, Fransa ise hâlâ Chappe’dan vazgeçmiyordu. Morse’a da başkent başkent dolaşıp hükümetlere, icadıyla ilgilenmeleri için dil dökmek kalıyordu.

1848′de İngiltere’deki birçok demiryolu şirketi Wheatstone’un sistemini uygulamaya başlamıştı bile. yalnız ulaşımda kullanmakla yetinmeyip halkın hizmetine de sunmuşlardı. Öte yandan Bavyera’da Steinheil, Prusya’da karmaşık güç bir sistem olan Siemens-Halske kullanılmaktaydı. Avusturya, Wheatstone’un bir değişik şekli olan Bain sistemini kabul etmiş. A.B.D.’deyse Morse, Senato’yu sonunda ikna edebilmiş Meclis, Washington-Baltimore arasında (64 km.) bir hat kurulması için 30.000 dolarlık kredi verilmesini kabul etmişti.

Bu ın tarihi, deneyin de yapıldığı 24 Mayıs 1844′ tür. Morse, jüri davetlilerle birlikte Washington’da bulunuyordu. Vali ise Baltimore’daydı. Genç bir İncil’i açtı şu başlığı okudu: “Tanrı neyi yarattı?” Morse, Baltimore’a bu cümleyi iletti Vail derhal aynı şeyleri geri gönderdi. şılığın çabukluğu inançsızların duraksamalarını bir anda sildi Baltimore’dan bir ailenin, telgrafla akrabalarına haberini göndermesi üzerine taşkın heyecan gösterilerine dönüştü. Morse’un kaderi yeni bir şekil almıştı. Elbette, her büyük icattan sonra olduğu gibi aleyhine üst üste davalar açılacaktı, ama mucit başardığına zamanın kendi lehine çalışacağına emindi.

Morse’un şılaşacağı en büyük güçlük, kendisinin de tahmin ettiği gibi, kurulmuş olan tesisleri yıkmaktı. Gerçekten uygar ülkelerin çoğunda bir süreden beridir işlemekteydi, öyle ki, büyük masraflarla meydana getirdikleri tesisleri, yeni bir makine için bozmaya hiç biri niyetli görünmüyordu.

Steinheil değerli bir bilgin olduğu kadar mert karakterli bir insandı. Rakibinin sistemine ilk katılan o oldu. Böylece Alman şebekesi Morse’la donatıldı 1850′de 2.400 km.’yi aştı. Hollanda şebekesi 1845′te Morse’un, Wheatstone’u güçlükle yendiği Belçika şebekesi de 1847′de açıldı. Aynı tarihte çi siyaset adamı Carlo Matteuci (1811-1868) İtalya’yı önce kadranlı bir makineyle, sonra Morse’la bu devreye kattı. Onu 1850′de Rusya, 1852′de İsviçre, 1845′te İspanya izlediler.

Ya Fransa? Geleneksel Chappe’a sıkı sıkı sarılmış olan hükümet yöneticiler elektrikli ın ateşli taraftarlarının şiddetli yermelerine inatla şı koymaktaydılar, İngiltere’de Wheatstone’un, Bavyera’da Steinheil’in sistemleri işliyor, Amerika’da Morse’un -Baltimore hattının sının yarattığı heyecanın yankıları ta oradan duyuluyor Fransa durmuş, Chappe kulelerini geliştirmeye bakıyordu. Bu utanç verici gecikmeye şiddetle dikkati çeken Arago oldu. Bu konuda olduysa, demiryolundakinden daha sağduyulu bir davranışı benimsemişti. Böylece, 1844 yılında, Paris-Rouen arasına bir deneme hattı çekilmesi için 240.000 franklık bir kredi verilmesi kabul edildi işlerin yönetimine Louis Breguet (1804-1883) atandı.

Bu ad, yüzyılın en ünlü saat Chappe ları yapımcısı Abraham-Louis Breguet’den (1747-1823) ötürü saygıyla anılmaktaydı: Torunu Louis Breguet bu ünü hem pekiştirmiş, hem bilgin soyunun devamını sağlamıştı. Oğlu Antoine Breguet (1851 -1882) sanayi elektrikçilikte ün yapmış torunu Louis Breguet, havacılığının öncülerinden kahramanlarından biri olmuştur.

Paris-Rouen hattını kurmakla görevlendirilen Breguet’nin her şeyden önce çetin bir sorunu çözümlemesi gerekiyordu. idaresi müdürü Alphonse Foy, servislerinin bu faaliyete yardımcı olmalarını ilke olarak kabul etmekle birlikte, kurulacak istasyonun, Chappe’ın işaretlerini vermesini şart koşuyordu. Breguet bu kalın kafalıyla mücadeleden yılmadı onu, iğneleri Chappe’ın hareketlerini tekrarlayan bir kadranlı makine göstererek kandırdı.

Paris-Rouen hattı yenilik taraftarlarını haklı çıkarttı. 1846′da yeni bir hattın (Paris-Lille) kurulmasına verilmesi, Fransa’nın da elektrikli çevresine katıldığına işaretti. Zaten Foy-Breguet sistemi sekiz yıl sonra değiştirildi Morse kabul edildi, öte yandan kadranlı Breguet ı demiryolu şirketlerince yüzyılın sonlarına kadar kullanıldı.

A.B.D. telleriyle örülüyordu. Bunların uzunluğu 1855′te 45.000 km.’yi bulmuştu. İngiltere dışında Avrupa dünyanın çoğu ülkeleri Morse makineleriyle donanmıştı. Yaşlı mucit nın son yıllarında üne, huzura servete kavuşmuştu. Kendisine bir ata gibi saygı gösteriliyor, madalya onurlar veriliyor, akademiye seçiliyor, kendi heykel -anıtının açılış töreninde bulunuyordu. 2 Nisan 1872′de öldüğünde adı, bir özel ad olmaktan çıkmış, cins ‘isim’ olarak sözlüklere girmişti.

A •– N –•

B –••• O –––

C –•–• P •––•

D –•• Q ––•–

E • R •–•

F ••–• S •••

G ––• T –

H •••• U ••–

I •• V •••–

J •––– W •––

K –•– X –••–

L •–•• Y –•––

M –– Z ––••

diğer ilgili başlık: http://www.okubi.com/-telgrafin-icadi-ilk--icat-etti-nasil-icad-edildi.

Erdoğan’dan Kürtçe Tv sözü

Başbakan Erdoğan, Times ile yaptığı söyleşide Güneydoğu”ya milyar dolarlık yatırım yapılacağını, bu çerçevede iki büyük baraj…

 

Kürtçe TV kanalının açılacağını, kanalın Farsça Arapça yayınlarını da içereceğini anlatan Erdoğan, “Bölge için kültürel hakların sağlanması konusunda en önemli adım olacak” dedi.

Erdoğan, NYT”nın muhabiri Sabrina Tavernise ile yaptığı söyleşide TSK”nın sınır ötesi harekatı Günedoğu bölgesi için planlanan yatırım hamlesine ilişkin bilgi verdi.

KARA HAREKATI KONUSUNDA TAM BİR ANLAYIŞ OLDU

TSK tarafından Kuzey Irak”ta gerçekleştirilen kara harekatı ile ilgili olarak Erdoğan, “Açık rahatça söyleyebilirim ki bu kısa süreç, , ABD Irak merkezi hükümeti arasındaki tam bir anlayış ile yürütüldü” dedi.

“Ancak terörle mücadele sadece bundan ibaret değil” diyen Erdoğan, “Bunun da sosyo-ekonomik kısmı var, psikolojik kısmı var, kültürel kısmı var” ifadesini kullandı. Bu çerçevede Güneydoğu”ya yönelik yatırım hamlesine ilişkin bilgi veren Erdoğan, çabaların iş olanaklarının yaratılmasını gençleri PKK”den uzak tutmayı amaçladığını ifade etti.

Erdoğan, devletin bölgeye 5 yıl içinde 11- milyar dolarlık yatırım yapacağını belirterek, iki büyük baraj, sulama kanalları sistemi yolların yapılacağını, Suriye sınırındaki mayınların temizleneceğini açıkladı.

Proje planlarının iki ay içerisinde tamamlanmasından sonra baraj yapımına başlanacağını belirten Erdoğan, başbakan yardımcılarından birinin bölgedeki kentlerini ziyaret ederek bu konuda çalışmalar yapacağını da söyledi.

Recep Tayyip Erdoğan, “Ülkenin batısında ne görebilirsek Doğu”da da var” ifadesini de kullandı.

KÜRTÇE TV KANALI

Açılacak Kürçe TV kanalına ilişkin de bilgi veren Erdoğan, kanalın Farsça Arapça yayınlarını da içereceğini söyledi. Erdoğan, kanalın birkaç ay içinde yayına geçeceğini belirtirken, “Bölge için kültürel hakların sağlanması konusunda en önemli adım olacak” şeklinde konuştu.

Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani”nin temsilcileri ile gayri resmi temaslarının yapıldığını kaydeden Erdoğan, “Bizim Kuzey Irak”ta akrabalarımız var. Orada yaşayan insanların Güneydoğu bölgemizde akrabaları var. Eğer onlar ile değilse kimle iyi ilişkilerimiz olacak?” şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, Irak ile ilişkileri iyileştirme çabalarının Basra”da bir konsolosluk açılmasını içerdiğini de anlattı.

”nin bu bölgede misafir olmadığını da vurgulayan Erdoğan, “Şimdiye kadar Irak’a girenlerin , bir süre kaldıktan sonra gidecek ancak biz kalıcıyız” dedi.

T.C.
BAŞBAKANLIK
Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı
Konu: İnceleme
BAŞBAKANLIĞA
1. Sayın Başbakanımızın, devlet içinde yasadışı özel örgütlenmeye gidilmesi bunlar aracılığı ile yasadışı eylemler yaptırılması konusundaki ilgi (a) emirlerinin alınmasını müteakip gerekli araştırmalara başlanılmıştır.2. Takdir buyurulacağı gibi MİT Müsteşarlığı’nın, vuku bulmuş, kamuoyuna mal olmuş yargı organlarına intikal etmiş olay iddiaları, diğer yetkili, görevli sorumlu kuruluşları bir kenara iterek araştırma soruşturma yetkisi bulunmamaktadır. Esasen açığa çıkmış bu tür olay iddiaların kovuşturulması, güvenlik kuvvetlerimizin (emniyet jandarma) ilgili yargı organının görev alanında bulunmaktadır. Doğal olarak araştırmaya müstenit bilgi, belge ipuçlarının da anılan kuruluşlarda bulunması esasen yasal bir zorunluluktur.

3. Bu itibarla olay, olaya bağlı olarak ortaya atılan iddialar bunlara adları ışanların durumları; ilgi emir ekinde intikal ettirilen dosya münderecatı ile kayıtlarımızda yer alan bilgiler çerçevesinde incelenmiştir. İddialara konu olan şahıslar hakkında önceden kayıtlarımıza intikal etmiş bilgiler ise müsteşarlığımız görev alanına giren çalışmalar sırasında, bu çalışmalarımızla ilgili faaliyetler ölçüsündeki hususları kapsamaktadır.

Yukarıda arzedilen esaslar çerçevesinde yapılan inceleme sonuçları bir dosya halinde ekte sunulmuştur. Arzederim.

Sönmez Köksal

Müsteşar

Ekler:

Ek 1: Dosya (1 )

1. GİRİŞ

03 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında Balıkesir Bursa karayolu ilçesi =C7atalceviz mevkiinde meydana gelen kazası genelinde büyük bir ortamı yaratmıştır. Kaza sırasında otomobilde bulunanların kimlikleri, meslekleri konumları, medyanın konuyu sahiplenmesi, tartışmaları giderek tırmandırmış, basının isimlendirmesiyle tartışmalar “devlet mafya siyaset” üçgeni etrafında yoğunlaşmıştır.

Tepki tartışmalar, siyasi zeminde de etkili bir şekilde işlenmiş, devletin var olduğu öne sürülen bazı tasarruflarından hareketle devlet devletin bazı kurumlarını irdeleyen nitelik kazanmıştır.

Olay giderek kendi boyutlarını aşmış, siyasi, sosyal güvenlik psikolojik açıdan gündemindeki en ağırlıklı konu haline gelmiştir.

2. Olayın cereyanı

DYP Şanlı Milletvekili Sedat Edip Bucak, İstanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, “Mehmet Özbay” kimlikli Abdullah =C7atlı ile 1970 doğumlu Gonca Us 01 Kasım 1996 günü akşam saatlerinde Kuşadası Onura Otel’e gelmişlerdir. Bucak’a ait 06 AC 600 plakalı Mercedes marka otomobille Hüseyin Kocadağ yönetiminde İstanbul’a gitmek üzere yola çıkan grup, 3 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında ilçesi =C7atalceviz mevkiinde benzin istasyonundan yola çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona çarparak kazası yapmıştır.

Kaza sonucu 06 AC 600 plakalı otoyu kullanan Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay kimlikli Abdullah =C7atlı ile Gonca Us nı kaybetmişler, milletvekili Sedat Bucak ise yaralı olarak kurtulmuştur.

Kazada kamyon şoförü Hasan Gökçe asli kusurlu görülmüş sorgusunu takiben 04.11.1996 günü tutuklanmıştır.

2.2. Kaza sonrası Bucak’a ait otoda bulunan silah dokümanlar.

2.2.1 Çatlı’nın üzerinde bulunanlar:

Yapı Kredi Bankası kartı
Yapı Kredi Bankası Visa kartı
Fatura bilgi kardı
Barclays Visa kartı
İstanbul Ticaret Odası Üye Kimlik Kartı
44.500.000 TL., 29 100 ABD ı, 305 DM.
Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sürücü belgesi.
Mehmet Özbay adına, Emniyet Genel Müdürlüğü’nce düzenlenmiş Mehmet Ağar imzalı Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanı belgesi.

2.2.2 06 AC 600 plakalı otoda bulunanlar:

930647 seri nolu 9 mm. çapında Saddam marka tabanca ile bu tabancaya ait şarjör, 9 mermi.
U544265 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka tabanca bu tabancaya ait 2 şarjör ile 10 mermi.
L534618 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka bu tabancaya ait bir şarjör ile 45 mermi.
B178902 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka bu tabancaya ait bir şarjör ile 10 mermi.
A925710 seri nolu 22 Calibre Baretta marka tabanca bu tabancaya ait 2 şarjör ile mermi.
22 Calibre tabancaya ait susturucu.
21995 seri nolu 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca 2 şarjör.
C42952 seri nolu 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca, iki şarjör 82 mermi.
13 7.62 mm. çapında BKC (Biksi) mermi.
100 5.56 mm. çapında mermi.
8 22 Calibre mermi.
Çeşitli markalarda 3 .
Bir ışıldak.
2 şifreli kilitli çanta, içerisinden; 19 kalem temizlik eşyası, 2 İnternational Hospital üye kartı, cep ı değişik kredi kartları.
06 AC 600 plakalı araç adına düzenlenmiş, Sedat Edip Bucak adına onaylı 0514 seri nolu TBMM araç giriş kartı 46 kalem muhtelif eşya belge.
06 EMR 15 plakalı araç adına düzenlenmiş Uluç Gürkan adına onaylı 1070 seri nolu TBMM giriş kartı.
34 NUL 63 sayılı iki sac plaka
ele geçirilmiştir.

Öte yandan, Sedat Bucak kaza sonrası basına yaptığı açıklamalarda; her an ölüm tehdidi altında olduğunu, bu yüzden devamlı silah taşıdığını, arabadaki silahların kendisine ait olduğu, bunları PKK ile yaptığı mücadelede kullandığı, ancak arabada bulunan susturucularla bir ilgisinin olmadığı, bahse konu susturucuların kaza sonrası arabaya konulduğu, bunun kendisine şı hazırlanan bir komplo olduğu hususlarına değinmiştir.

Öte yandan, Sedat Bucak, DGM Savcısı’na, Meclis lojmanlarındaki evinde verdiği ifadede; kaza sonrası arabada bulunan silah susturucular hakkında hiçbir bilgisinin bulunmadığını ifade etmiştir.

3 OLAYA ADI KARIŞANLAR

Kazada yer alanlar:

Kaza yapan 06 AC 600 plakalı Mercedes marka oto içerisinde bulunanlardan milletvekili Sedat Edip Bucak, emniyet mensubu Hüseyin Kocadağ Abdullah Çatlı’ya ilişkin olarak kayıtlarımızda yer alan dosya bilgileri EK 1′de sunulmuştur.

Üner Gül ı 1969 İzmir doğumlu Gonca Us hakkında kayıtlarımızda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca olay sonrasında sürdürülen araştırmalar kapsamında, Abdullah Çatlı için 3 Ağustos 1994 tarihinde, Mehmet Özbay adına düzenlenmiş talep formu tanzim edilerek Maliye Bakanlığı’na bağlı, birinci derece kadrodan Maliye müfettişi gösterilmek suretiyle hususi damgalı pasaport talebilnde bulunduğu İçişleri Bakanlığı’nca adına TR A 245202 seri numaralı hususi pasaport düzenlendiği anlaşılmıştır.

Tartışmalarla Gündeme Gelen Şahıslar

İleri sürülen iddialarda ismi geçen “59” şahıstan “17′’si halen hayatta bulunmamaktadır.

9′u yalnızca isimleri ile nan 59 kişiden; 4′ü politikacı, 4′ü işadamı, 14′ü mafya ile bağlantılı oldukları ileri sürülen eski ülkücü, 5′i TSK mensubu, 13′ü emniyet mensubu, 1′i adamı, 1′i MİT mensubu, 1′i MİT’le bağlantılı olduğu iddia edilen şahıs, 2’si İran orijinli şahıs, 8′i mafya bağlantılı eroin kaçakçısı oldukları iddia edilen şahıs, 1′i şoför, 1′i PKK itirafçısı, 1′i Suriye orijinli bayan, 2’si Kürt orijinli avukat, 1′i genelev işletmecisi konusunda bulunmaktadır.

4. ŞAHISLAR ARASI İLİŞKİLER

Yapılan araştırma sonucunda kazaya ışan şahıslara ilişkin olarak, resmi görevli şahısların görevlerinden kaynaklanan doğal irtibatları dışında, bugüne kadar birbirleriyle, olay sonrasındaki iddialar doğrultusunda iltisakları bulunduğu yolunda herhangi bir bilginin kurumumuza intikal etmediği görülmüştür. Buna şın basında yer alan bilgilerle mütalaa edildiğinde, iddialarda isimleri geçen şahıslar arasında Tansu Çiller, Özer Çiller, Mehmet Ağar, Haluk Kırcı, Sedat Bucak, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Hüseyin Baybaşin ile halen ölü bulunan Abdullah Çatlı, Ahmet Ersever ile Tarık Ümit önem arzetmektedir.

Bahse konu şahıslar arasında var olduğu iddia edilen ilişkiler bu şahısların gerçekleştirdiği eylemler, genel olarak şematize edilerek EK 4′de sunulmuştur.

Ayrıca, olaya adı ışan şahıslara ilişkin basında çıkan iddialar bu şahısların ilişkileri ayrı ayrı şematize edilmek suretiyle EK 5′te sunulmuştur.

5. İDDİALAR

(İddialar basında veya id dianın yer aldığı kaynakta bulunduğu şekliyle aktarılmıştır.)

İddiaların ayrıntıları EK 6′da sunulmaktadır. Aşağıdaki maddelerde iddialar başlık olarak sıralanmaktadır.

Aydınlık Dergisi’nin 22 Eylül 1996 483 sayılı, 17 Kasım 1996 491 sayılı, 24 Kasım 1996 492 sayılı nüshalarında yer alan iddialar;

“Çiller Örgütü” iddiaları

“DYP Genel Başkanı Tan su Çiller, bazı MİT emniyet mensupları ile ülkücülerin içerisinde yer aldığı `Özel Suç Örgütü’ kurmuştur.

Anılan örgüt mensuplarınca, kendi aralarında, `özel büro’ olarak adlandırılan, Çiller Özel Örgütü, CIA MOSSAD ile bağlantılıdır.” Örgütün Yapısı Kadrolarına İlişkin İddialar:

“700 kişiden oluşan Özel Büro içerisinde; DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Özer Çiller, Mehmet Ağar, MİT Müsteşar Yardımcısı Kontr Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür, Emniyet Genel Müdürlüğü Müşaviri, Emekli Albay Korkut Eken, Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, ülkücü mafya şeflerinden Alaattin Çakıcı, Abdullan Çatlı” bulunmaktadır. İddia edilen Özel Büro’nun yapısı kadrolarına ilişkin şema EK 7′de sunulmuştur.

Örgütün mafya ile bağlantısına tetikçi kadrolarına ilişkin iddialar:

Örgütün, A. Çatlı liderliğindeki ülkücü grup ile ilişkileri

Örgütün, 6. Filo isimli ülkücü grupla ilişkileri.

Örgütün, Söylemez çetesi ile olan ilişkileri.

Örgütün eylemlerine ilişkin iddialar:

Haydar Aliyev’i devirme operasyonu.

Çeçenistan’a müdahale Avrasya feribotunun kaçırılması.

M. Ağar’ın uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin ile bağlantısı.

Özer Çiller’in nükleer madde kaçakçılığı yapması.

Manukyan’a suikast girişimi.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in öldürülmesi.

Ersever arkadaşlarının öldürülmesi.

Askar Smitko Lazım Esmaeli’nin öldürülmesi.

Behçet Cantürk arkadaşlarının öldürülmesi.

Tarık Ümit’in öldürülmesi.

Avukat Yusuf Ekinci, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım Medet Serhat’ın öldürülmeleri.

Tevfik Ağansoy’un öldürülmesi.

Haluk Kırcı Fethullah Gülen ilişkisine dair iddialar

1994 yılından itibaren Ankara’daki gazinolardan, kumarhanelerden, barlardan haraç toplamaya başlamıştır.

Devletten adamları için milyarlarca liralık alan Bucak Aşireti’nin adam sayısını abarttığı ileri sürülüyor.

Askerlik yapmak istemeyen kaçakçıların, şılığı Bucak Aşireti’nden korucu kimlikleri aldıkları askerliklerini aşiretin belirlediği bir yerde, “geçici köy korucusu” olarak tamamladıkları söyleniyor.

Sedat Bucak hastaneden çıkartıldıktan sonra, getirildiği TBMM lojmanlarındaki evinden saatliğine ayrılıyor. Sedat Bucak’ın Mehmet Ağar bir emekli generalle basına yapacağı açıklamayı görüştüğü mezkur açıklamanın kendisine Ağar emekli general tarafından dikte ettirildiği söyleniyor.

Bucak’ın katıldığı HBB’deki TV ını, anılan kanalda yöneticilik yapan eski MİT mensuplarından Bülent Öztürkmen, dostu Korkut Eken’in ricasıyla ayarladı.

Diğer iddialar

kazası sonrası basında yer alan iddialara ilişkin ayrıtılı bilgiler Ek 8′de sunulmuştur. Bunlar içerisinde aşağıda yer alan bilgiler önem arzetmektedir:

Abdullah Çatlı ile ilgili kazası sonrası başlayan soruşturma sürerken, Çatlı’nın İngiltere’deki ilişkileri dikkati çekmektedir. İngiliz hükümetinin ülkelerine yönelik uyuşturucu trafiğinin önünü kesmek amacıyla, Çatlı gibi yabancıları kullandığı biliniyor.

Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı Sedat Bucak, ’taki kazadan önce Yalova’ya, kumarhane açmak amacıyla arsa aramaya gitmişlerdir.

Mehmet Ağar’ın istifasından sonra “Çiller Özel Örgütü” üyelerine dağıtılan kimlikler, ruhsatlar, pasaportlar geri toplanmış, üyelerin ortalıkta görülmemesi emri verilmiştir.

Öte yandan, Hüseyin Kocadağ’ın eski İstanbul Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir ile Sedat Bucak’ı barıştırmak için arabada bulunduğu Bursa’ya gittikleri de iddialar arasındadır.

İddialardan doğrulananlar:

Aydınlık dergisinin 2 Eylül 1996 tarihinde (483 sayılı), 17 Kasım 1996 (491 sayılı) 24 Kasım 1996 (492 sayılı) tarihli nüshalarında Doğu Perinçek tarafından ortaya çeşitli iddialar atılmıştır. Söz konusu iddialardan 22 Eylül 1996 tarihinde Aydınlık gazetesinde yayımlanan “MİT Raporu” olduğu iddia edilen metin içerisinde yer alan bazı hususların, kaza sonrasında çeşitli basın yayın kuruluşlarının araştırmaları sonucundaki gelişmelerle doğrulandığı gözlenmiştir.

Çatlı’nın kimlik kullandığı iddiası:

Çatlı’nın, Mehmet Özbay kimliği taşıdığı, Mehmet Özbay Mehmet Özbey adına Londra Şikago başkonsolosluklarından, 1980 1996 yıllarında 3 pasaport aldığı, 1992 yılında Şahin Ekli adına düzenlenmiş pasaportla yurtdışına çıkmaya çalıştığı, konsolosluklar emniyette bulunan belgelerle kanıtlandığı basında yer almaktadır. (4 Aralık 1996 tarihli Sabah gazetesinde İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı rapora atfen yayımlanmıştır. Söz konusu gazete kupürü Ek 9′da sunulmuştur.)

Çatlı’nın eroin kaçakçılığı yaptığı iddiası:

Çatlı, Fransa İsviçre’de eroin kaçakçılığı suçundan mahkum olmuştur hapis cezasına çarptırılmıştır. Söz konusu bilgileri Abdullah Çatlı’nın Ek 3′te bulunan dosya bilgileri eşi Meral Çatlı’nın basında yer alan ifadeleri teyit etmektedir. (Ek 10)

Çatlı’nın Ali Bucak aşireti mensupları ili ilişkili olduğu iddiası:

Çatlı’nın Ali Bucak aşireti mensupları ile ilişkili olduğu, şahısların beyanları ile doğrulanmıştır.

Çatlı’nın emniyet mensupları ile ilişkisi olduğu iddiası:

Ağar’ın, kazadan sonra, “Hüseyin Kocadağ’ın Çatlı’yı güvenlik kuvvetlerine teslim etmeye gittiğini, bu nedenle aynı arabada buluduğunu” açıklamasına şın, Sedat Bucak’ın “Kocadağ’ın Çatlı’yı Mehmet Özbay adı ile dığını” belirtmesi, Ağar’ın konuyla ilgili beyanları ile çelişmiştir. Ancak mevcut birliktelik dahi Çatlı’nın Emniyet’le ilişkisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Mehmet Ağar’ın Haluk Kırcı ile iltisakının bulunduğu iddiası:

Ağar, Haluk Kıcı’yı madığını ifade etmiş, bilahare Hürriyet gazetesinde nikah şahidi olduğuna dair fotoğraflarının yayımlanması üzerine, olayı “vali vatandaş” ilişkisi çerçevesinde açıklamaya çalışmıştır.

Çatlı’nın Eylül 1980 öncesi Ağca ile ilişkisi olduğu iddiası:

Çatlı’nın Ağca ile ilişkisi 1978 yılından beri bilinmektedir. Söz konusu iddia, Ağca’nın 24 Kasım 1996 tarihinde gazete TV’lerde çıkan açıklamalarıyla da teyid görmüştür.

Çatlı’nın kokain kullandığı iddiası:

’ta meydana gelen kaza sonrasında, çeşiti yayın organlarında, Çatlı’nın üzerinde kokain bulunduğu şeklinde bir iddia yer almış, Ankara’da jandarma laboratuvarındaki tespitler sonucunda Çatlı’nın kokain kullandığı doğrulanmıştır.

Araştırılmasında fayda görülenler:

Bahse konu iddialardan önemli görülen araştırılması gerektiği değerlendirilenler aşağıda sunulmuştur:

Çiller Özel Örgütü adı da faaliyetlerini sürdürdüğü iddia edilen bir yapılanmanın mevcudiyetinin tespiti, bu suçlama ile bağlantılı tüm iddiaların doğru olup olmadıklarına vuzuh kazandırılması suretiyle mümkün olabilecektir.

1980′li yılların başlarında, devletle bağlantılı gösterilmeye çalışılarak gündeme getirilen ASALA’ya yönelik eylemin inceleme konusu olan iddialarla ilgisi konu hakkında teşkilatımızın herhangi bir bilgisi bulunmamaktadır.

Çatlı’nın İsviçre’de tutuklu bulunduğu cezaevinden, CIA İstasyon Şefi tarafından kaçırılması iddiasının, İçişleri Dışişleri bakanlıklarının İsviçre’deki ilgili kuruluşlarla yapacakları koordine sonucunda açıklığa kavuşturulabileceğine inanılmaktadır.

Mart 1995 tarihinde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’e yönelik darbeyi, Tansu Çiller’in onayı ile dönemin cumhuriyetlerinden sorumlu Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir, Emniyet Genel Müdürü Ağar, İbrahim Şahin Korkut Eken planlamış, ancak MİT’in olayı Süleyman Demirel’e bildirmesi Cumhurbaşkanı’nın da Aliyev’i haberdar etmesi ile darbe girişimi sızlığa uğramıştır.

MİT Müsteşarlığı, yürütmekte olduğu istihbarat çalışmaları sırasında, Haydar Aliyev’e suikast girişimi hazırlığı yapıldığını belirlemiş durum yetkili makamlar aracılığı ile Haydar Aliyev’e intikal ettirilerek suikast önlenmiştir. MİT Müsteşarlığı, kendisine düşen yasal görevi yerine getirmiş olup, bunun dışında öne sürülen iddiaların MİT Müsteşarlığı ile ilgisi bulunmamaktadır.

Fethullah Hoca’nın, Çiller’in kara aklama işinde gizli ortağı olduğu, Fethullah Hocacıların CIA’nın bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu olduğu iddiaları, Maliye Bakanlığı müfettişlerinin Fethullah Gülen’in mali kayıtlarını incelemesi ile İçişleri Dışişleri bakanlıklarının ilgili kuruluşlarla yapacakları koordine sonucunda çözülebileceği değerlendirilmektedir.

Avusturya’da tutuklu bulunan H. Baybaşin ile M. Ağar arasında uyuşturucu ticareti bağlantısının olup olmadığının açıklığa kavuşturulabilmesi için, Baybaşin’in daha önce tutuklu bulunduğu İngiltere, Hollanda halen cezaevinde yatmakta olduğu Avusturya’daki faaliyetleri; İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilgili ülkelerin güvenlik kuruluşları ile koordine kurulması gerekmektedir. Ayrıca H. Baybaşin’in, M. Ağar ile olan ilişkisini bildiğini iddia ettiği avukatı İlhan Ongan’ın ifadesine başvurulmasının yararlı olacağı mütalaa edilmektedir.

Emniyetteki Ağar ekibine bağlı olarak çalışan ülkücü mafya liderlerinden Abdullah Çatlı ekibinin suç örgütü içerisinde çalışıp çalışmadığı, söz konusu ekibin iddialarda yer aldığı gibi, M. Ağar’ın talimatıyla, birçok kişiyi öldürüp öldürmediği iddiası, Emniyet Genel Müdürlüğü içinde teşekkül ettirilecek muhakkik yetkisine sahip bir grup tarafından, söz konusu iddialarda adı geçen şahısların ifadelerine başvurulması suretiyle çözüme kavuşturulabilecektir. Nitekim Ö. Lütfü Topal’ın öldürülmesi olayında kullanılan silahlarda A. Çatlı’nın parmak izinin bulunduğu yolundaki emniyet tespiti de bu iddianın kısmen de olsa doğruluğunu teyit eder mahiyettedir.

Ömer Lütfü Topal’ın kumarhanelerinden gelen gelirden daha fazla pay alabilmek için M. Ağar, S. Bucak H. Kocadağ tarafından öldürülüp öldürülmediği iddiaları: Topal Topal’a ait şirketlerin, adı geçen öldürülmeden önceki üç aylık dönemi kapsayan transferleri ile yakınlarının malvarlıklarının mali yetkililerce araştırılması, şahsın ölmeden önce yaptığı görüşmelerinin Telekom tarafından ortaya konulmasının, Topal cinayetinin faillerinin tümüyle açığa çıılmasına büyük ölçüde katkıda bulunacağı değerlendirilmektedir.

Tarık Ümit’in, “Çiller Özel Örgütü”’ne ilişkin olarak bildiği konular nedeniyle öldürülüp öldürülmediği iddialarının, Ümit’in en son beraber gördükleri söylenilen polislerin ilgili savcılık tarafından yeniden sorguya alınması ile konunun vuzuha kavuşturulabileceği değerlendirilmektedir.

Ayrıca Tarık Ümit’in ı Hande Bilici: “Babasının 17 yıllık MİT personeli olduğunu, elinde MİT görevlisi sıfatıyla imzaladığı belgelerin bulunduğunu, dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar imzalı özel plaka tahsis tutanaklarının olduğunu, babasının kayboluşunun ertesinde Mehmet Eymür’ün gönderdiği iki MİT görevlisinin kendisine, babasının Mehmet Ağar’ın bilgisi dahilinde, müşaviri Korkut Eken’in isteği üzerine Özel Harekatçı polislerce kaçırıldığını, M. Eymür’ün, M. Ağar’ı arayarak babasına bir şey yapılmayacağı sözünü aldığını, daha sonra M. Eymür’le yüz yüze görüştüğünü, Eymür’ün babasının öldürüldüğünü söylediğini, ancak Korkut Eken’le yaptığı bir görüşmede, Eken’in, babasının özel bir görevle yurtdışına gönderildiğini, döndüğü zaman öldüğünü söyleyenlerin ne yapacaklarını merak ettiğini söylediğini, babasının akıbeti hakkında herhangi bir bilgi verilemez ise elindeki belgeleri açıklayacağını” ifade etmiştir.

Tarık Ümit, çeşitli kuruluşlara bilgi veren bir kişi olarak nmaktadır. Nitekim, MİT Müsteşarlığı’na da müsteşarlığın görev alanına giren konularda zaman zaman bilgi intikal etmiştir. Bu nedenle T. Ümit’in ının ifadesinde adı geçen şahısların soruşturma kapsamına alınmalarında fayda görülmektedir. Tarık Ümit’e ilişkin bilgi notu Ek Sami Hoştan’ın Dev Sol örgütü ile ilişkilerinin yanı sıra İspanya, Hollanda, Kolombiya bağlantılı uyuşturucu kaçakçılığı yapıp yapmadığının ortaya çıkartılabilmesi için, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün bahse konu ülkelerin ilgili birimleriyle bağlantı kurmak sureti ile konuya ilişkin bilgi derlenmesi adı geçenin kayıtlarının incelenmesinin gerektiği mütalaa edilmektedir.

Yzb. Hüseyin Pepekal’ın halen Silahlı Kuvvetler bünyesinde bulunup bulunmadığı, Silahlı Kuvvetler’de ise hangi birimde çalıştığı hususları Genelkurmay Başkanlığı’nca belirlenebilecektir.

Hakkari/Yüksekova’da, uyuşturucu kaçakçılığı amacıyla oluşturulduğu iddia edilen “Üniformalı Çete” benzerlerinin kurulması, sevk idaresine M. Ağar’ın yeri konumunun Jandarma Genel Komutanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü bünyelerinde oluşturulacak muhakkik yetkisinde bir komisyon tarafından araştırılması gerekmektedir.

’de kaçakçılık faaliyeti yürütürken öldürülen İranlı Kürt orijinli Lazım Esmaeili Askar Simitko’nun, Özer Çiller M. Ağar ile bağlantısı, öldürülmeleri eyleminde anılan şahısların rollerinin olup olmadığı, Askar Simitko’nun MİT’e bilgi verip vermediği iddiaları, şahısların öldürülmeden önce yaptıkları görüşmelerinin Telekom tarafından tespiti Emniyet Genel Müdürlüğü’nün araştırmaları sonucu çözümlenebilecektir.

İran uyruklu Askar Simitko, 1985 yılında İstanbul’a gelmiş olup, bu şehirdeki çeşitli kanuni unsurlarla ilişkisi bulunan bir şahıstır. Bu faaliyetleri nedeniyle zaman zaman güvenlik kuvvetleri tarafından yakalanıp serbest bırıkıldığı söylenmektedir. Teşkilatımız ile bir ilişkisi bulunmamaktadır. Adı geçen hakkında kayıtlarımıza intikal etmiş bilgiler Ek de sunulmaktadır.

S. Edip Bucak’ın, devletten aldığı parayı, kendi aşiretine mensup koruculara dağı dağıtmadığı hususuna, Maliye Bakanlığı’ndan ödeme şeklinin öğrenilmesi ödemede görev alan personelin bilgilerine başvurulması suretiyle açıklık kazandırabilecektir.

Tansu Çiller’in eski danışmanı Başbakanlık Müşaviri T. Şakir Atik’in, Özer Çiller tarafından bilgi sızdırmak gayesi ile MİT içerisinde görevlendirildiği iddia edilmektedir. Anılan şahsın MİT Müsteşarlığı ile ilişkisine dair bilgi notu Ek 13′de sunulmaktadır.

Özgür Gündem Gazetesi’nin (Özgür Ülke) 1994 yılında bombalanması olayının dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in emri ile Mehmet Ağar’ın emrindeki “Özel Büro” tarafından gerçekleştirildiği iddia edilmektedir.

Üzerinde Durmaya Gerek Olmayan İddialar:

17 Eylül 1996 tarihli Aydınlık Dergisi’nde II. MİT Raporu olduğu iddia edilen basında birçok tartışmalara olan rapor yayımlanmıştır. Söz konusu iddiaya cevaben müsteşarlığımızca 5.11.1996 tarihinde, Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü’ne gönderilen açıklamada: “Son günlerde medyada Milli İstihbarat Teşkilatı’na atfedildiği şekilde herhangi bir kuruluşa veya şahsa verilmiş bir rapor mevcut değildir” hususlarına yer verilmiştir.

Hiram Abas’ın Çiller Örgütü tarafından öldürüldüğü iddiası: Bu eylemin 26.09.tarihinde Dev Sol militanları Hayri Koç, Ferit Eliuygun, Bahattin Anık Ahmet Fazıl Ercüment Özdemir tarafından gerçekleştirildiğinin bilinmesi nedeni ile önem taşımamaktadır.

H. Kocadağ’ın Gonca Us ile hissi ilişkisi bulunduğu iddiası ise Çatlı’nın eşi Meral Çatlı’nın bu konudaki açıklamaları dolayısıyla üzerinde durulacak nitelikte bulunmamaktadır.

6. SONUÇ DEĞERLENDİRME

Başbakanlık’tan gönderilen dosya içeriği, kayıtlarımızda mevcut olan ulaşılabilen diğer bilgilerle birlikte incelenmiş, inceleme sonuçları ana hatları ile yukarıdaki maddelerde ayrıntılı olarak da bu yazının ekinde sunulan bölümlerde belirtilmiştir.

Bizatihi kazası olayı, izahı zor veya savunulamayacak bir beraberliği net olarak ortaya koymaktadır. Kaza yapan ta bulunan silahlar, belgeler diğer bulgular ise ta bulunanların suç amaçlı bir faaliyet içinde bulunduklarına kuvvetli emare niteliğindedir. Bazı belge bulgular ise esasen bizzat teşkil etmektedir.

Ancak bunların gerçek niteliğinin araştırılması, doğal olarak bu belge, bilgi bulguların yedinde bulundurma yasal hakkına sahip olan devlet kuruluşlarının (yargı organı yargı organı ile birlikte tahkikatı yürütecek güvenlik kuvvetlerinin) yetki alanına girmektedir. Geçmiş tarihlere ait olayla birlikte yeniden gündeme gelmiş olan diğer olaylar ise vuku buldukları tarihte, yetkili görevli kuruluşlarca araştırılmış olup, bunlara ilişkin bilgi, belge ifade tutanakları diğer hususlar anılan kuruluşlarda bulunmaktadır. İdari tahkikat yasal yönden kovuşturma yetkisine sahip kuruluşların bunların gerçek durumunu daha sağlıklı bir şekilde ortaya koyacakları (şayet daha önceden bu hususlar zaten belirlenmiş ise) muhakkaktır.

Bun nedenle müsteşarlıkça: Devletin diğer yetkili kuruluşlarının görev alanına girilmeksizin anılan kuruluşların da kendileri açısından gerekli araştırmayı zaten yaptıkları düşünülerek, mevcut bilgilerden hareketle bir inceleme yapılması cihetine gidilmiştir.

’ta meydana gelen kaza: Devletin bazı kuruluşlarını, bu kuruluşların tasarruflarını, bir kısım siyasetçi bürokratı tartışılır hale getirmiştir. Tartışmalar, bilinçli olarak veya bilinçsizce, olayın çapını aşan boyutlara ulaştırılmış, zaman olarak da son yirmi yılı kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmıştır. Bu durum, bir yandan olayın gerçek niteliğinden saptırılmasına, diğer yandan da ilgili ilgisiz birçok konunun birbirine ıştırılarak alanına çekilmesine yol açmıştır.

İncelemenin “İddialar” kısmında da görüleceği üzere, bir kısım “iddiaların” olay veya var olduğu öne sürülen örgütlenme ile maddeten zaman olarak ilgisinin bulunması mümkün değildir. Buna rağmen devleti devletin tasarruflarını tartışmaya açabilmek için özellikle gündemde tutulmasına çalışılmaktadır.

Olayla bağlantılı çevreler, geçmişte kalan çeşitli dönemlerde tartışılmış olan bazı konuları (ASALA ile mücadele gibi) gündeme getirerek, son zamanlarda vuku bulan olaylarla ilişkilerini kamufle , yayma eğilimindedir.

Ortada, birçok ciddi iddia itham mevcuttur. Bunların bütünü geçmişte kalmıştır. Maddi delillerle de kanıtlanması çok zor iddialardır. Bu durum olayların cesametiyle bağlantılı cezai sorumlulukların belirlenmesi açısından zorluklar yaratmaktadır. Bununla birlikte, idari açıdan ilgili kurum kuruluşlar içinden kolaylıkla tahkik edilecek hususlar da bulunmaktadır. hüviyet, pasaport diğer belgelerin verilmesi, ticari bağlantılar gibi hususlar araştırılabilir nitelik taşımaktadır.

Konunun medyada ele alınış biçimi, ilgili ilgilsiz herkesin konuşturulması, olayları saptırmak isteyenlere büyük imkanlar sağlamış, büyük ölçüde gerçeklerden uzaklaşmış, somut olaylar olaylarla ilişkili kişilerden çok devlet devletin tasarrufları tartışılır hale getirilmiştir. Bu durumun, olayların gerçek suçlularıyla, her vesileyle mevcut düzene saldırmayı haline getirmiş bir kısım maksatlı çevrelerin işine yaradığı da ayrı bir gerçektir.

Tartışmaların ulaştığı siyasi boyut ise malumlarıdır. Bu durum, olaylara ilişkin gerçek bilgi belgelere ulaşılmasını zorlaştırmış, daha çok spekülatif hususların gündeme gelmesine yol açmıştır.

olayı ayrıca:

Devletin içinde kontrolsüz güçlerin varlığını,

Bu güçlerin devletin ihtiyaçları dışında da bazı istenmeyen faaliyetlere yönelebildiğini,

Güvenlik kuvvetlerinin resmi güçler dışında bazı unsurları da devlet görevi adı altında kullandıklarını,

Devletin bazı belgelerinin (Pasaport vs.) gayri kanuni unsurlara verilebildiğini,

Devletin aynı kuruluşu içinde, farklı anlayışta olanların birbirleri ile devletin olanaklarını kullanarak mücadele edebildiklerini,

İstihbaratta örtülü operasyonlarda çokbaşlılığın bulunduğunu, merkezi kontrolün yeterli olmadığını,

Gizlilik taşıması gereken devlet belgelerinin veya faaliyetlerinin dahi kolayca açıklanabildiğini, tartışılabildiğini,

Kontrolsüz güçlerin, bazı siyasi güçlerce veya kişilerce desteklendiğini,

Devlet adına yapıldığı öne sürülen işlerde dahi büyük miktarlarda maddi çıkarların söz konusu olduğunu (A. Çatlı’nın şirketleri mal varlığı gibi)

gösterecek nitelikte emarelerin çıkmasına olmuştur.

Yukarıda kısaca değinilen her biri ayrı ayrı öneme sahip tespitlerden hareketle, öncelikle şu hususlarda gerekli tedbirlerin alınmasında fayda görülmektedir.

Güvenlik kuvvetlerinin, görevlerini ifa ederken, yararlanmak durumunda bulunduğu her türlü unsurdan, istifade edebilme esaslarını çok iyi belirlenmesinde merkezi bir kontrole bağlanmasından fayda görülmektedir.

İstihbaratta, ilgili kuruluşların yetki alanlarını genişletmeleri nedeniyle, çok başlılık bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak bünyesinde istihbarat birimi bulunan bütün kuruluşlar istihari metodlar uygulayarak, görev alanlarını ilgilendirmeyen bilgi imkana sahip olmaktadır. Bunlar il düzeyinde uygulandığından merkezi kontrolün dışında kalmakta il düzeyinde kontrolleri dahi yeterince sistemleştirilmediğinden kontrol dışı güçler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle mevcut mevzuat çerçevesinde istihbarat yetkisine sahip kuruluşların durumlarının net olarak belirlenmesinde bu alanda her türlü merkezi kontrolü sağlayacak yasal kuruluş olan MİT Müsteşarlığı’nın koordinatörlüğünün işler hale getirilmesinde zaruret bulunmaktadır.

Örtülü operasyonlar, bütün demokratik ülkeler tarafından olağanüstü durumlarda, ulusal çıkarların korunması amacıyla başvurulan mücadele metodlarından birisidir. Ancak bu tür çalışmalar, bütün ülkelerde merkezi karara dayanmakta, etkili bir merkezi denetime tabi olmakta devletin meşru güçlerince icra edilmektedir. Hangi gerekçe ile olursa olsun yukarıda değinilen prensiplerin dışına çıkılması, devlet yönetimi açısından çeşitli sıkıntıları ortaya çıkarmaktadır.

Devlet organlarının, siyasi otoritenin ıyla hareket etmesi demokrasinin gereğidir. Ancak, bu zaruretin, kuruluşların siyasetin içine çekilmesi şeklinde lanmaması, dolayısıyla siyasi partilerimizin devlet kuruluşlarına siyasi zihniyetleri, çıkarları doğrultusunda yaklaşmamaları da aynı ölçüde gereklidir. Mevcut politize olmuş kadroların idari tedbirlerle ayıklanması, objektif kamu görevi güvenliği için vazgeçilmez bir koşul olarak düşünülmektedir.

Geçici köy koruculuğu uygulamalarından kaynaklanan olumsuzlukların giderilmesi, sakıncalı faaliyetler içerisinde bulunanların tespit takibini müteakip kadro dışı bırakılmaları sistemin güvenilir bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir. Aynı şekilde itirafçılardan istifade edilmesinin de kontrol edilebilir şekilde sisteme bağlanmasında fayda görülmektedir.

Diğer taraftan, devam eden tartışmalar, yukarıda sıralanan faktörlerin de etkisi ile güvenlik kuvvetlerimizi olumsuz şekilde etkilediği gibi kamuoyu nezdinde de itibar kaybına olmaktadır. Bütün bunların, toplumsal güvenliğimiz demokratik anayasal düzenimiz açısından arzu edilmeyen gelişmeler olduğu söylenebilecektir. Ayrıca, olaylar dış dünyada da ’nin itibarı, demokrasinin geleceği yönünde ciddi eleştirileri ortaya çıkarmıştır.

Bu itibarla, öncelikle tartışmaları sona erdirecek veya en azından sınırlandıracak hukuki idari kovuşturmaların süratle sonuçlandırılmasında, bunun akabinde de 6.8. maddede sıralanan tespitlerin izalesini mümkün kılacak, hukuki idari tedbirlere yönelinmesinde fayda görülmektedir.

Tolga Şakir Atik:

Başbakanlık Müşaviri olarak görevli iken, Başbakanlık Personel Prensipler Genel Müdürlüğü’nün 30. B.O2.O.G.O.11 315 15515 sayılı yazısı ile teşkilatımıza naklen atanmasına muvafakat edilmiş, 03.11.1995 21266 sayılı Müsteşarlık Onayı ile teşkilatımız emrine atanmıştır.

Başbakanlık Personel Prensipler Genel Müdürlüğü’nün 06.11.1995 B.O2. O.PPG.O.11 315 sayılı yazısı ile 3056 Sayılı Kanun’un 311 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 36. maddesine göre Başbakanlık’ta istihdamının uygun görüldüğü bildirilmiştir.

Başbakanlık Personel Prensipler Genel Müdürlüğü’nün 18.01.1996 B.O2.O.PPG.O.11 315 1 sayılı yazısı ile “kendi isteği üzerine 18.01.1996 tarihi itibariyle asli görevine iadesinin uygun görüldüğü” bildirilmiştir adı geçen aynı tarihten itibaren teşkilatımızdaki görevine başlamıştır.

İlgili, 22.01.1996 14.061996 tarihleri arasında, teşkilatımızın ilk defa göreve başlayan Meslek Memuru adaylarına uygulanan Hazırlık görmüştür.

Söz konusu müteakip atandığı Malatya Bölge Başkanlığı’ndaki görevine 15.07.1996 tarihinde başlamış daha sonra 02.10. 19426 24231 sayılı Müsteşarlık Onayı ile Ankara Bölge Başkanlığı emrine atanmıştır.

21.10.1996 tarihinde Malatya ünitemizden ilişiği kesilen mehil müddetinin sona erdiği 05.11.1996 tarihinden itibaren (10) gün, 18.11.tarihinden itibaren (30) gün süre ile rapor alan ilgili, henüz yeni görev yerine başlamamıştır.

Ömer Lütfü Topal:

Mahmut oğlu, 1942 Malatya/Doğanşehir doğumludur.

1962 69 71 senelerinde tehdit yoluyla bono imzalatmak, bıçaklama, yaralama, darp, adam öldürme suçlarından İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde kaydı bulunmaktadır.

20.06.1978 tarihinde Belçika gazetelerinde Belçika’nın Anvers şehrinde 6 kilogram eroinle yakalanmış olup, üzerinde Gaziantep Valiliği’nce verilen, Sadık Sami Onar adına düzenlenmiş bir pasaport ele geçirilmiştir. Ayrıca Belçika üzerinden ABD’ye uyuşturucu madde göndermekle de suçlanmıştır.

14.06.1978 23.07.1981 tarihleri arasında Belçika’da hapis yatmış, bilahare ABD’deki eroin olayıyla ilgili cezasını çekmesi amacıyla anılan ülkeye iade edilmiştir. ’ta yargılanarak 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

13.01 20.02.1989 tarihleri arasında Hollanda’nın çeşitli şehirlerinde büyük miktarda eroinle yakalanan şahısların ifadelerinde adı geçmiştir.

05.05.1989 tarihinde söz konusu olayla ilgili olarak İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü’nce yakalanmış, 05.05.1989 tarihinde İstanbul DGM Cumhuriyet Savcılığı’nca serbest bırakılmıştır.

1995 yılı içerisinde Türkmenistan/Aşkabat’ta otel kumarhanelerin işletilmesini almak için girişimlerde bulunmuştur.

İstanbul’da kendisine ait Emperyal Gazinosu’nda uyuşturucu sattığı, bu arada bazı emniyet mensuplarına şılığı rüşvet verdiği duyumları alınmıştır.

28.07.1996 tarihinde İstanbul’da öldürülmüştür.

Sedat Demir:

Hasan oğlu, 1958, Artvin doğumludur.

Muhtelif tarihlerde çeşitli suçlardan Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nca gözetim altına alınıp bilahare, 1402 sayılı kanunun 15. maddesi gereği tahliye edilen şahıslar arasında adı geçmektedir.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Narkotik Şube Müdürlüğü Komiser Muavini olarak görev yaptığı 1979 yılı içerisinde POL DER’e üye olduğundan DEV YOL örgütünün görüşü doğrultusunda polis teşkilatı içerisinde birim oluşturduğu iddiası ile 1982 yılında ifadesi alınmıştır.

İstanbul Asayiş Şube Müdürü görevindeyken, Tevfik Ağansoy ile kokain işine girdiği, bu işte Tevfik Ağansoy tarafından aldatıldığı Alaattin Çakıcı’yla birlikte Ağansoy’a şı cephe aldığı yolunda iddialar bulunmaktadır.

Halen hakkındaki soruşturma nedeniyle güvenlik kuvvetlerince aranmaktadır.

Nurullah Tevfik Ağansoy:

Yaşar Ayşe oğlu, 1960 Bitlis doğumludur.

Ülkücü görüşü benimsemektedir.

Eylül 1980 öncesi, İstanbul/Şişli Gültepe’de adam öldürme, yaralama, bomba atma türünde muhtelif eylemlerle ilgili olduğu gerekçesiyle, 20.5.1979 tarihinde Sıkıyönetim Komutanlığı 1 No’lu Askeri Mahkemesi’nce tutuklanmıştır.

Ancak anılan mahkemece tutuksuz olarak yargılanmasına verilmiş, bilahare beraat etmiştir.

10.07.1981 tarihinde, Zafer Ereske’nin 1980 yılında öldürülmesine iştirak edenler arasında bulunması nedeniyle tutuklanmıştır.

29.01.1981′de bomba atmak, ruhsatsız silah taşımak suçlarından mahkum edilmiştir.

24.04.1988 tarihinde Metris Cezaevi’nde bulunduğu sırada pişmanlık yasasından istifade etmek amacıyla dilekçe vermiştir.

27 Ağustos 1996 tarihinde İstanbul’da Tansu Çiller’in koruma polisleri Celal Babür Ferda ile birlikte iken, Alaattin Çakıcı’nın adamları tarafından yapılan saldırı sonucunda Babür’le birlikte nı kaybetmiştir.

Medet Serhat:

İsa Bahar oğlu, 1943 Kars Iğdır doğumludur

İstanbul Hukuk Fakültesi mezunudur.

1959 yılında ıştığı bir Kürtçülük olayından ötürü 13 ay tutuklu kalmış, bilahare serbest bırakılmıştır. Yargıtay’ın davayı bozması üzerine, 10 ay 20 gün hapse mahkum olmuştur.

1963 yılında İstanbul’da çıkarttığı “Denge” adlı dergide Kürtçülük propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuksuz olarak yargılanmıştır.

1965 tarihi itibariyle Kürtçü cemiyet kurmak suçundan 1 yıl 4 ay hapis cezası almıştır.

1977 yılında Yugoslavya/Zagreb’de yapılan Uluslarası Avukatlar Toplantısı’ndan sonra Moskova’ya giderek Sovyet Komünist Partisi Gençlik Teşkilatı yetkilileriyle Kürtlere DDKD’ye yapılacak konusunu görüşmüştür.

1978 tarihinde Calal Talabani paralelinde yurtdışında faaliyet gösteren İttihad i Vatani Kürdistan isimli örgütün İstanbul Temsilciliği’ne seçilmiştir.

1979 tarihinde yapılan mahalli seçimlerde Kars’tan CHP adayı olmuştur.

1980 tarihinde geçici üye sıfatıyla TKP’ye katılmıştır.

27.01.1981 tarihinde komünizm kürtçülük propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış 29.01.de serbest bırakılmıştır.

1982 tarihi itibariyle Erzurum’da sürdürülen PKK davasının avukatlığını yapmıştır.

Aynı yıl itibariyle Barış Derneği Yönetim Kurulu üyesi olması nedeniyle tutuklanmış, 1983 Kasım ayında serbest bırakılmıştır. 1984 yılı itibarıyla, uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan Behçet Cantürk’ün avukatıdır.

1990 yılında İstanbul’da Kürt Ulusal Birliği’nin tesis edilmesi, bu meyanda ulusal meclis ile legal siyasi Kürt partisi kurulması amacıyla oluşturulan “Kürt Hak Özgürlükler Vakfı”nın kurucuları arasında yer almıştır.

1991 yılı itibarıyle “Barış Komitesi Derneği” sanık vekillerindendir.

18 19 Aralık 1993 tarihleri arasında Ankara’da yapılan Demokrasi Partisi (DEP) Kurultayı ile ilgili olarak hazırlanan “Demokrasi Kurultayı İçin Çağrı” başlıklı bildirileri imzalayan şahıslar arasında yer almıştır.

Ekim 1994 tarihinde Ankara DGM’de yargılanan münfesih DEP milletvekillerinin avukatları arasındadır.

.11.1994 tarihinde İstanbul/Erenköy’deki evinin önünde şoförüyle öldürülmüştür.

Adnan Yıldırım:

Selim oğlu, 1957 Diyarbakır doğumludur.

Şubat 1984 tarihi itibariyle İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli’nde Savaş Buldan Hacı Karay ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmıştır.

04.06.1984 tarihinde Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.

Hacı Karay:

Fehim oğlu, 1950 Hakkari Yüksekova doğumludur.

13.02.1993 tarihi itibariyle Diyarbakır Cezaevi’nde başlatılan açlık grevi eylemini desteklemek amacıyla Yüksekova’da kepenk kapama eyleminde bulunmuştur.

Ağustos 1993 tarihi itibariyle Hakkari Yüksekova’da uyuşturucu ticareti yapan şahıslar arasında yer almıştır.

Savaş Buldan ile irtibatlıdır.

Mart 1995 tarihi itibariyle iki kardeşi Gülcan Gülsen Karay, PKK örgütüne katılmak amacıyla kırsal alana çıkmıştır.

02 Haziran 1994 tarihi itibariyle İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli’nden Savaş Buldan Adnan Yıldırım ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmıştır.

04.06.1994 tarihinde Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.

Savaş Buldan:

Şükrü oğlu, 1964 Hakkari Yüksekova doğumludur.

1979 tarihi itibariyle Yüksekova’da PKK paralelinde faaliyet göstermiştir.

Mart 1979 tarihi itibariyle Hakkari Yüksekova’da meydana gelen olaylarla ilgili olarak C.Savcılğı’nca hakkında dava açılmıştır.

1980 tarihi itibariyle ıltepe Diyarbakır’da Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK) ile PKK örgütü arasında meydana gelen çatışmalar sonucunda bazı PKK mensuplarını evinde barındırmıştır.

Aynı yıl itibariyle civar köylerde diğer bazı sempatizanlarla birlikte “Aşiretlik” konusunu içeren propaganda faaliyetinde bulunmuştur.

Mart 1992 tarihi itibariyle Nevroz Olayları sonucunda gözaltına alınan şahıslara avukat tutanlardandır.

Haziran 1992 tarihi itibariyle İstanbul’da ikamet ettiği dönemde uyuşturucu ticaretinde bulunmuş elde edilen gelirin büyük bir ünü PKK’ye aktarmıştır

28.07.1992 tarihinde, İstanbul Haznedar’da ele geçirilen silah ile ilgili olarak gözaltına alınmış bilahare sevk edildiği DGM’ce tutuklanmıştır.

02.06.1994 tarihinde İstanbul Yeşilyurt Çınar Oteli’nde yanında bulunan Adnan Yıldırım Hacı Karay ile birlikte silahlı şahıslarca kaçırılmışlardır.

04.06.1994 tarihinde ise Bolu Yığılca ilçesi Yukarıkaraş grup köy yolunda ölü olarak bulunmuştur.

Yusuf Ekinci:

Kamil oğlu, 1942 Lice Diyarbakır doğumludur.

Haziran 1963 tarihi itibariyle Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi olup, çevresinde sosyalist Kürtçü olarak nmaktadır.

Aralık 1963 tarihinde Ankara’da faaliyete geçirilen TİP’nin gençlik kolları üyeleri arasında yer almakta olup, partinin yayın organı Emekçi gazetesinin genel yayın müdürü olarak görev yapmıştır.

Nisan 1969 tarihi itibariyle mizuniyetini müteakip staj amacıyla Diyarbakır’a gitmiş olup, burada Anayasayı Koruma Kanun tasarısını protesto etmek amacıyla mitinge katılmıştır.

1970 1971 tevkifatı çerçevesinde Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) bünyesinde Kürtçülük faaliyeti gösterdiği gerekçesiyle dava açılmıştır.

1972 tarihi itibariyle Diyarbakır’da avukatlık yapmış olup, Kürtçülük hareketini drije etmeye çalışmıştır.

Nisan 1971 tarihinde TİP’nin 4. Genel Kurulu’nda kardeşi Tarık Ziya Ekinci’nin fikirlerine muhalif olduğunu belirterek asıl amacının; “Kürdistan’ın tahakkuku olduğunu, kendisinin ise Kürt milliyetçisi olduğunu ” ifade etmiştir.

Aralık 1984 tarihi itibariyle Ankara’da avukatlık yapmıştır.

Şubat 1990 tarihi itibariyle SHP’den ihraç edilmiş olması nedeniyle, M. Ali Eren ile birlikte Marksist bir parti kurma çalışmalarına başlamıştır.

25.02.1994 tarihinde Ankara Gölbaşı ilçesi Doktorlar Sitesi mevkiinde ölü olarak bulunmuştur.

Behçet Cantürk:

Reşit oğlu, 1950 Lice doğumludur.

Ermeni asıllıdır.

1975 tarihinden itibaren bazı kaçakçıların faaliyetlerine vermek suretiyle ortak olmuştur.

1975 yılında İlerici Gençlik Derneği’nin (İGD) tertiplediği Diyarbakır Lice protesto yürüyüşünün organize edilmesine katılmış ında bulunmuştur.

Aynı yıl askere gitmemek amacıyla rüşvet vererek Konya Askeri Hastanesi’nden çürük raporu almıştır.

1977 yılında silah kaçakçılığına başlamıştır.

1978 sonlarında ’nin Doğu Bölgesi ile Irak İran’ın bir parçasında müstakil bir Kürt devleti kurmayı amaçlayan, Celal Talabani’ye bağlı İttihad ı Vatani Kürdistan Partisi ile işbirliği içerisinde bulunan Devrimci Doğu Kültür Dernekleri’ne (DDKD) üye olmuş bu örgüte maddi yardımda bulunmuştur.

Aynı tarihte, DDKD’yi maddi yönden kuvvetlendirmek amacıyla silah, mühimmat, uyuşturucu madde gümrük kaçakçılığına başlamıştır.

1979 yılında Bulgaristan’dan kaçak olarak PKK’ye silah getirmiştir.

1981 yılında, illegal olarak Suriye’ye gitmiş ASALA üyeleriyle, ASALA DDKD işbirliği ile uyuşturucu madde kaçakçılığı faaliyetlerini birlikte organize ı almıştır.

1981 1983 yılları arasında Kapalıçarşı’da kuyumcu Ermeni Süryanilerle pırlanta kaçakçılığı yapmıştır.

1983 tarihinde Dündar Kılıç İsmail Hacısüleymanoğlu’nun, Kapalıçarşı’daki gayrimüslim Diyarbakırlılara, pırlanta kaçakçılığını ele geçirebilmek amacıyla