A
· ablütofobi: yıkanmaktan korkma
· agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
· agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
· ailurofobi: kedilerden korkma
· akluofobi: karanlıktan korkma
· akrofobi: yüksek yerlerden korkma
· akustikofobi: belirli seslerden kokrma
· algofobi: acı çekmekten korkma
· amaksofobi: araba (ya da taşıt)korkusu
· amatofobi: toz korkusu
· amnezifobi:Hafızasını kaybetmekten korkma
· amofobi:Sivri cisim korkusu
· androfobi: adamlardan korkma
· anemofobi: fırtına korkusu
· antlofobi: sel korkusu
· antropofobi: insanlardan korkma
· apifobi: arılardan korkma
· arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku
· araknofobi: örümceklerden korkma
· aritmofobi: sayılardan korkma
· asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
· astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
· astrafobi: şimşek korkusu
· ataksofobi: düzensizlikten korkma
· atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma
· aviofobi: uçuş korkusu
B
· ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
· batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
· batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
· belonefobi: iğnelerden korkma
· bibliyofobi: kitaplardan korkma
· bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
· brontofobi: gökgürültüsünden korkma
D
· datafobi: veriden korkma
· dentofobi: dişçiden korkma
· dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma
· dekatriaparaskevifobi: ayın 13′ünün Cuma gününe gelmesi korkusu
E
· eisoptrofobi: aynalardan korkma
· elektrofobi: elektrikten korkma
· emetofobi: kusmaktan korkma
· entomofobi: böceklerden korkma
· endofobi: Giyecek korkusu
· epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
· eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku
· erotofobi: cinsellik korkusu
F
· farmakofobi: ilaçlardan korkma
· fazmofobi: hayaletlerden korkma
· febrifobi: yüksek ateşten korkma
· filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma
· filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
· fobofobi: korkmaktan korkma
· fotofobi: ışıktan korkma
G
· gametofobi: evlenmekten korkma
· gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
· gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
· glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma
H
· haptofobi: dokunulmaktan korkma
· harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma
· helyofobi: güneş’ten korkma
· hematofobi: kan korkusu
· herpetofobi: sürüngenlerden korkma
· hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
· higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma
· hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
· hipnofobi: uyumaktan korkma
· hipofobi: atlardan korkma
· homiklofobi: sisten korkma
· homofobi: eşcinsellerden korkma
İ
· ihtiyofobi: balıklardan korkma
· islamofobi: İslamdan ve müslümandan korkma
J
· jinefobi: kadınlardan korkma
K
· kainatetofobi:Yenilik korkusu
· kakofobi: çirkinlikten, çirkin seylerden korkma
· kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu
· kanserofobi: kanser olmaktan korkma
· kardiyofobi: kalp hastalığından korkma
· karnofobi: etten korkma
· katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
· kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
· kenofobi:Karanlık korkusu
· keymafobi: kıştan ve soğuktan korkma
· kimofobi: dalgalardan korkma
· kinofobi: *****lerden korkma
· klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
· klostrofobi: kapalı yer korkusu Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır.
· koprofobi: dışkı korkusu
· koulrofobi: palyaçolardan korkma
· kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
· kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
· kronomentrofobi: saatlerden korkma
· ksantofobi: sarı renkten korkma
· ksenofobi: yabancılardan korkma
· ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma
L
· limnofobi: göllerden korkma
· litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma
· logofobi: belirli kelimelerden korkma
· lökofobi: beyaz renkten korkma
M
· manyofobi: delirmekten korkma
· mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
· mekanofobi: makinelerden korkma
· melanofobi: siyah renkten korkma
· mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
· mizofobi: kirlilikten korkma
· monofobi: yalnızlıktan korkma
· musofobi: farelerden korkma
N
· nekrofobi: cesetten korkma
· nelofobi: camdan korkma
· niktofobi: geceden korkma
· nozokomefobi: hastanelerden korkma
· nüdofobi: çıplaklıktan korkma
O
· obesofobi: şişmanlamaktan korkma
· ofidiyofobi: yılanlardan korkma
· okofobi: taşıt araçlarından korkma
· orofobi:Yamaçtan iniş korkusu
· osmofobi: belirli kokulardan korkma
P
· pantofobi: her şeyden korkma
· papirofobi: kağıttan korkma
· paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma
· patofobi: hasta olmaktan korkma
· pedofobi: çocuklardan korkma
· peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
· penyafobi: fakirlikten korkma
· pirofobi: ateşten korkma
· plakofobi: mezar taşlarından korkma
· pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
· politikofobi: politikacılardan korkma
· porfirofobi: mor renkten korkma
· potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma
· potofobi: alkollü içeceklerden korkma
· pteronofobi: kuş tüyünden korkma
· pupafobi: kuklalardan korkma
R
· radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma.
· ranidafobi: kurbağalardan korkma
S
· selenofobi: ay’dan korkma
· siderofobi: yıldızlardan korkma
· simetrofobi: simetriden korkma
· skiofobi: gölgelerden korkma
· sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
· soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma
T
· tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
· takofobi: yüksek hızdan korkma
· talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
· tanatofobi: ölümden korkma
· teknofobi: teknolojiden korkma
· teratofobi: gebe kadının, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması
· termofobi: ısıdan korkma
· testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
· tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
· otomofobi: ameliyat olmaktan korkma
· toksifobi: zehir korkusu
· topofobi: belirli yerlerden korkma
· travmatofobi: yaralanmaktan korkma
· trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
· triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
· tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma
· trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma
Ü
· ürofobi: sidikten korkma
X
· xenofobi: yabancılardan korkma
V
· venereofobi: zührevî hastalıklardan korkma
· venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma
· vermifobi: solucanlardan korkma
Z
· zelofobi: kıskançlıktan korkma
· zoofobi: hayvanlardan korkma
Diyet yapanların hem dost
Diyet süresince kaçamakların olduğu esnada ağırlık kaybı ile karşılaşıldığında; kişi moral kazanır. ‘‘Buna rağmen kilo verebilmişim’’ şeklinde düşünceye sevk eden sonuç kişiyi motive eder. Bazı durumlarda ise tam tersi ile karşılaşılabilir: Çok başarılı bir şekilde uygulanan beslenme ve egzersiz programının ardından kilo aldığını fark eden kişi demoralize olur. Halbuki hemen endişelenmemek gerekir. Vücut ağırlığını etkileyen pek çok parametre vardır. Öncelikle bunların gözden geçirilmesi gerekir.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Turgay Köse’ye göre ideal bir tartım;
1. Haftada 1 kere,
2. Aynı baskülde,
3. Aynı kıyafetlerle,
4. Kahvaltı öncesi,
5. Dışkılama sonrası yapılabilir.
İlaç kullanımı ve rahatsızlıklar tartıyı etkiler
Tüm bu ilkelere rağmen kabızlık, ishal, kusma, bazı ilaçların kullanımı ve adet dönemi gibi özel durumlar vücut ağırlığını etkiler. Her saat başı tartıya çıkılsa dahi, gün içerisinde aynı 2 rakamı görme şansı çok düşüktür. Mesela 2 bardak su içilmesi durumunda yaklaşık olarak yarım kilo ağırlık kazanılır. Öte yandan sauna veya ishal nedeni ile vücuttan bol miktarda sıvı kaybedilir. Böylesi durumlar kişinin kilo aldığını veya verdiğini göstermez elbet. O nedenle belirtilen ilkelere bağlı kalınarak yapılacak tartımlar en doğru sonucu verir.
Basküller yanlış mı?
İnsanların büyük bir çoğu evlerinde bulunan basküllerin yanlış sonuç verdiğinden şikayetçidir. Bu konuya açıklık getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Turgay Köse,”Halbuki “her ölçüm cihazı aynı sonucu verecektir” diye bir kaide yoktur. Ona bakılırsa ülkemizdeki hiçbir cetvelin boyu birbirini tutmamaktadır. Aynı şey tartılar için de geçerlidir. Varsayalım evdeki baskül yanlış sonuç veriyor. Hiç problem değil. Pili bitmiş bir saat de günde 2 kez doğru zamanı gösterir. O nedenle kişinin ağırlığında bir değişim olduğu taktirde yanlış sonuç verdiği düşünülen bir baskül de aradaki farkı doğru olarak gösterir. Önemli olan sürekli aynı baskülü baz almaktır. Öte yandan baskülün hangi zemin üzerinde bulunduğu da dikkate alınmalıdır. Halı ve parke üzerinde yapılan 2 farklı ölçümün de uyumsuzluk göstermesi olasıdır” diyor.
Kıyafetler ve öğünler kiloyu artırabilir
Kıyafet faktörü ile yemek öğünleri de çok önemli bir parametre. Turgay Köse, “İlk tartımda üzerinde pijamaları bulunan bir birey, ikinci ölçümde takım elbise giyerek tartılırsa arada bir farklılık görülmesi de çok doğaldır. Benzer şekilde bir şeyler atıştırmak da sonucu direkt olarak etkilemektedir. Rutin bir öğlen veya akşam yemeği kişinin ağırlığını 500 – 1000 gram etkilemektedir. Sabahtan akşama kadar tüketilen tüm besinler düşünüldüğünde, kahvaltı öncesi 72 kg gelen bir bireyin gece yatarken 74 kg çıkması çok da tuhaf karşılanmamalıdır. Kişi ertesi sabah kahvaltı öncesi, dışkılama sonrası baskülde yine 72 kiloyu görmüyorsa o zaman ağırlıkta bir değişim vardır. O nedenle sürekli tartılan bireylerin bu alışkanlığı bırakmalarında yarar vardır” diyerek bu konuya da açıklık getiriyor.
Sağlık Bakanlığı kene ısırığı ile bulaşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı risk haritasını çıkardı. Buna göre, vakalar çoğunlukla Orta Anadolu ve Orta Karadeniz bölgesinde yani Kelkit vadisi başta olmak üzere Gümüşhane, Tokat, Sivas, Amasya, Çorum Yozgat, Kastamonu ve Çankırı illerinde yoğunlaşıyor.
Sağlık Bakanlığı kene ısırmasıyla oluşan, öldürücü Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığının risk haritasını çıkardı.
Bakanlık, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının 2002 yılından itibaren Türkiye’de özellikle bahar ve yaz aylarında görüldüğünü belirterek, vakaların çoğunlukla Orta Anadolu ve Orta Karadeniz bölgesinde yoğunlaştığı, hastaların çok büyük bir bölümünün ise, kırsal alanda yaşadığı, tarım ve hayvancılıkla uğraştığı bildirildi.
Hastalık virüsünü taşıyan Hyalomma türü kenelerin uygun yaşam alanlarına paralel olarak riskin arttığı bölgelerden söz etmenin mümkün olduğunu kaydeden Sağlık Bakanlığı, hazırladığı risk haritası ile, 2002 yılından bu tarafa Türkiye’de tespit edilen KKKA insan vakalarının sürekli ikamet adreslerini koordinatlarına göre işaretledi. Buna göre, risk haritasında, hastalığın Kelkit vadisi başta olmak üzere Gümüşhane, Tokat, Sivas, Amasya, Çorum Yozgat, Kastamonu ve Çankırı illerinde yoğunlaştığı, diğer birkaç ilde ise tek vaka olarak çıktığı belirlendi.
ANİ BAŞLAYAN ATEŞ, BAŞ AĞRISI VE HALSİZLİĞE DİKKAT
Sağlık Bakanlığı, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığının, insanlarda ani başlayan ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, kırıklık, halsizlik ve belirgin iştahsızlık gibi belirtilerle ortaya çıktığını belirtti. Bakanlık ayrıca hastalarda bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi yakınmaların da görülebildiğini ifade ederek, daha sonradan bu belirtilere vücudun çeşitli yerlerinde görülen kanamaların da eşlik edebileceğini bildirdi. Kişisel korunmanın önemine işaret eden Sağlık Bakanlığı bu bağlamda yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
“-Kişisel korunma önlemleri kapsamında hayvan kanı, dokusu veya hayvana ait diğer vücut sıvıları ile temas sırasında gerekli korunma önlemleri alınmalıdır.
-Hayvan barınakları veya kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden muayene edilmeli; yapışan keneler bir cımbızla, kenenin deriye yapıştığı yerden tutulup çıkarılmalıdır.
-Korunma amaçlı olarak giysilere uygulanabilen, repellent olarak bilinen kene kovucular/öldürücüler ve cilde uygulanabilen kene kovucular dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır.”
anka
YENİ DOĞAN BEBEK
BEBEĞİN AĞIRLIĞI
Her bebekte farklılık göstermekle birlikte ortalama bebek ağırlığı 3.4 kg.‘ dır. Erkek bebeklerin ağırlığılığı kız bebeklere göre biraz daha fazladır.
Ağır bebekler: 4.5 kg. Üzerinde doğum ağırlığı olan bebekler normalden ağır olarak kabul edilirler. Ama bilinenin aksine bu bebekler ekstra sağlıklı olarak kabul edilmezler. Şeker hastası olan annelerin bebekleri normalden daha ağır olabilirler.
Hafif bebekler: Eğer bebeğin doğum ağırlığı 2.5 kg dan daha az ise bu bebekler düşük doğum ağırlıklı bebekler olarak adlandırılırlar. Bu bebeklerin normal bebeklerden tek farkı daha sık beslenmeye ihtiyaçları olmasıdır. Eğer bebeğin ağırlığı 2.3 ile 2.5 kg. Arasında sağlıklı görünse bile önlem olarak özel bakıma alınabilir. Bu bebeklerde en sık görülen sorunlar nefes alma, emme problemleri ve vücut sıcaklığı sorunlarıdır.
Eğer bebek 2.3 kg. Altında bir doğum ağırlığında ise özel bakım gereklidir.
Prematüre bebekler: Gebeliğin 40. Haftasından önce doğan birçok bebek düşük doğum ağırlığına sahiptir.
Ana rahminde birkaç hafta önce çıkmak bir takım gelişme basmaklarını atlamak anl….. gelir. 36-38 haftalardan sonra olan doğumlarda genellikle ekstra sıcaklık, ekstra oksijen ve sık beslenmekle hallolan sorunlar bulunabilir. Ama daha önce doğan çocuklarda daha çok yadıma ihtiyaç vardır. Bu bebekler burunlarından takılan bir tüple beslenmek zorunda alabilirler. Hatta nefes almasına yardımcı olacak bir takım cihazlar da gerekebilir.
Zamanına göre küçük bebekler : Miadına göre küçük bebeklerde rahim içi gelişme geriliği denen ve beklenenden daha az büyüme anl….. gelen bir ifade kullanılır. Bu bebekler ana rahminde 40 hafta kalmalarına karşın doğumda akranlarına göre küçük olabilirler. Bu bebeklere yapılan uygulamada prematüre bebeklere yapılana benzemektedir. Miadına göre küçük bebekler rahimde yeterince beslenememiş demektir. Genellikle bebeğin “küçük “ olması gelecekte sorunları olacağı anl….. gelmez. Rahim içi gelişme geriliğinin fetusun kalori ihtiyacını azaltan bir koruma mekanizması olduğu düşünülmektedir.
İLK MUAYENE
Doğumdan 24 saat sonra bebek tıbbi bir kontrolden geçirilir. Bu muayenenin ailenin yanında yapılmasının aileyi tatmin emektedir. Bu muayenede sırasıyla bebeğin kilosu, ve vücut ölçümleri (baş çevresi,boyu) yapılmaktadır. Sonra sırasıyla kalp ve akciğerleri dinlenmekte, iç organlarının elle muayenesi yapılmaktadır. Ayakları, bacak boyu, kalça çıkığı muayenesi ayrıca yapılmaktadır. Daha sonra erkek çocuklarda testislerin yerinde olup olmadığı kontrol edilmektedir. En sonda bebeğin omurgası ve makatı kontrol edilmektedir. Bu muayene sırasında merak edilen her soru sorulmalıdır.
YENİ DOĞAN BEBEKTEKİ ALIŞILMADIK ANCAK NORMAL OLAN DURUMLAR:
Deri:
Yeni doğanın derisini rengi pembe-kırmızıdır. Bu derinin inceliğinden kaynaklanmaktadır.
Renk değişimi:
Bebeğin kan dolaşımı henüz çok düzenli olmadığından elleri ve ayakları mavi-mor görünebilir.
Noktalar(spot):
Genellikle burun çevresinde görülen beyaz noktalar henüz tam olarak çalışmayan ter bezlerinden kaynaklanmaktadır. Bu birkaç hafta kalabilir. Yine yüzde kırmazı plakalar halinde olan döküntüye “toksik eritem” olarak adlandırılır ve tedavi gerekmeden kendiliğinden düzelir.
Mavi yamalar:
Bunlar mongol lekeleri olarak ta bilinir ve deri altında mavi pigmenti n geçici birikiminden kaynaklanır.
Soyulma:
İlk günlerde bebeğin derisi soyulabilir. Bu özellikle avuç içi ve ayaklarda görülür. Bu hafif nemlendiriciler ile çözümlenebilir.
Saç:
Bebeklerin saç miktarı çok farklı olabilir. Ama genellikle doğum sırasındaki saçlar dökülür. Vücuttaki siyah tüyler ise zamanla dökülür.
Konak (saçlı derideki kepek benzeri birikim) :
Bu da deri soyulmasının bir türüdür ve temizlikle bir ilgisi yoktur
BAŞ
Biçimi:
Bebeğin başı doğum sırasındaki travmalara uygun olarak değişik bir şekilde görülebilir. Bu kafanın hasarlandığı anl….. gelmez.
Bıngıldaklar:
Bunlar henüz kafa kemiklerinin birleşmedigi yerlerdir. Bingildaklar saglam bir zar ile kaplidirlar ve normal temas ile hasar görmezler. Bazen nabiz atişi şeklinde bingildakta hareketlenme olabilir. Bu tamamen normal bir durumdur. Eğer bıngıldak içeri basık görünüyorsa bebeğin nispeten susuz kaldığının bir bulgusu olabilir. Eğer bıngıldak dışarı doğru çıkık ve bebek ağlamıyorsa, bu bir hastalık göstergesi olabilir ve doktora görünmek gereklidir.
GÖZLER
Şaşılık:
İlk günlerde olan şaşılık normaldir. Bebek gözlerini hareket ettirirler. Ak onları kontrol edinceye kadar gözleri kayabilir. Bu durum 6. Ayda düzelir. Ancak sabit bir şaşılık varsa doktora görünmek gereklidir.
KULAKLAR
Akıntı:
Kulak yolu kendi ürettiği balmumu benzeri bir salgıyla kendi kendini temizler. Ancak bu salgı ile iltihap akıntısının karıştırılmaması önemlidir.
Ağız:
Bebeğin dili altındaki doku nedeniyle erişkinlere göre daha hareketsizdir. Bu dilin hareket etmediği kanaatini doğurabilir. Bu zamanla düzelir. Ve gerçekten bağlı dil olarak adlandırılan durum az görülen bir durumdur. İlk yaş günüde dil tamamen hareket etmelidir.
Üst dudaktaki kabarcıklar:
Bunlar emme sonucunda oluşan kabarciklardir ve bebek emdigi sürece görülebilirler.
Beyaz dil:
Yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerin dilinin beyaz olması normal bir durumdur.
Sıvı dolu keseler:
bunlar damakta görülebilen zararsız kistlerdir.
Memeler:
Yeni doğan kız ve erkek bebeklerde memelerin şişkin olması hormonlara bağlı bir durumdur ve doğumdan 3-5 gün içinde belli olurlar. Bazen az miktarda süt benzeri salgı da gelebilir. Bunun kesinlikle sıkılmaması gereklidir.
KARIN
Karın fıtığı:
Göbek deliğine yakın ve bebek ağladığında belli olan bir şişkinlik normal değildir. Ancak bu durum yaygındır. Bunların az bir kısmında cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulur ve çoğu 1 yıl içinde kendiliğinden geçer.
Cinsel organlar:
Erkek ve kız bebeklerin cinsel organları hormonlar etkisiyle büyük görünebilir. Cinsel organlarda kızarıklık, şekil değişiklikleri bulunabilir bunlar ilk muayene sırasında doktor tarafından kontrol edilecektir ancak bu sırada merak edilen her şey doktora sorulmalıdır.
İnmemiş testis:
Erkek çocukların testisleri karın içinde gelişir ve torbaya doğum öncesinde inerler. Eğer ilk muayene sırasında doktor torba içinde testisleri hissetmezse bu her zaman inmemiş testis anl….. gelmez testisler hareketli-retraktil- de olabilirler. Eğer testis gerçekten inmemişse gerekli tıbbi müdahale zaman içinde yapılacaktır.
Kapalı sünnet derisi-fimozis:
Yeni doğanların sünnet derisi genellikle sıkıdır. Sünnet derisi geri çekilemez çünkü bu yaşta elastik değildir.
Katran renkli dışkı:
Mekonyum: bu siyah-yeşil renkte yapişkan olan dişki bebegin ilk dişkisidir. Ilk gün bu dişkinin gelmemesi doktora söylenmelidir.
Dışkıda kan:
Nadiren bebeğin dışkısında kan görülebilir. Bu doğum sırasında olan kanamanın yutulmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bezin doktora gösterilmesi gerekebilir.
Kırmızı idrar:
Çok erken gelen idrar kırmızı renkli ürat kristalleri içerebilir. Benzer şekilde bezin doktora gerekebilir.
Sık idrar:
Bebeğiniz 24 saat içinde 30 kereye kadar idrar yapabilir. Anormal olan 4-6 saat boyunca idrarını yapmamasıdır.
Vajinal kanama:
Kız bebeklerde çok az miktarda vajinal kanama görülebilir, bu annenin hormonlarından kaynaklanmaktadır.
Vajinal akıntı:
Berrak veya beyaz renkli bir vajinal akıntı normaldir ve birkaç gün içinde kesilir.
Burun akıntısı:
Az miktarda burun akıntısı normaldir ve bebeğin soğuk aldığı anl….. gelmez.
Gözyaşi:
Bir çok bebek 4-6 haftalık oluncaya kadar gözyaşı dökmeden ağlarlar. Bu da normaldir.
Terleme:
Bebeklerin ısıyı alıp kaybettikleri yerleri başlarıdır. Bazı bebeklerin boyunlarında da terleme olabilir.
Kusma:
beslendikten sonra bir miktar kusma normaldir.
BEBEĞİ TUTMA VE TAŞIMA
Yeni doğan bebeklerin düşürülme korkusu içgüdüsel olarak bulunmaktadır. Henüz başını tutamayan bir bebeğin başı desteklenemediğinde başı arkaya düşecek ve bebek iç güdülerinden gelen korkuyu yaşayacaktır. Bebek her kucağa alındığında onun bütün vücudunu destekleyecek şekilde tutmak gereklidir. Onu kendinizi belli etmeden kucaklamanız onu yalnızca korkutacaktır.
GİYİM:
Bazı bebekler giyinmekten ve bezlenmekten hoşlanmaz. Bunların başlıca sebepleri şunlardır:
- Soğuk bir yüzeye vücutlarının temas etmesi çıplak derilerinin havayla temas etmesi
- Kıyafetlerin başlarının üzerinden çıkarılması
- Ayaklarının havada tutulması
Deneyler çevre sıcaklığı 29 derece civarına geldiğinde vücudun sıcaklık üretimini durdurduğunu göstermektedir. Buna göre normal doğum ağırlığındaki bir bebeğin giyimi bulunduğu ortamın sıcaklığına göre çabuk değişebilir olmalıdır.
Bebeğin asıl ısı kaybı başından olmaktadır. Buna göre başı korunmalıdır.
Derin uykuda bebek soğuğa daha duyarlı olmaktadır. Derin uykuda bebek arada sırada kontrol edilmelidir. Bebeğin üşüdüğünün belirtileri: nefes alma hızı artar. Huzursuzdur.
Bebek daha çok üşüdükçe daha sakinleşir. Ve bu halde onu sarmak içerideki soguk kiyafetlerin izolasyonuna ve bebegin daha çok üşümesine yol açar. Bu durumda bebek sicak bir ortamda soyulmali ve kiyafetleri degiştirilmelidir. Fazla sicakliginin farkinda olun.
Yazın bebeklerin kıyafetlerinin pamuklu olmasına özen gösterin. Sentetik kıyafetlerden kaçının. Eğer bebek çıplak iken mutluysa ortam müsaitse bırakın çıplak kalsın. Dışarıda ise güneşten koruyun.
BEBEĞİN TEMİZLİĞİ
Bebeklerin altları dışında sık temizlenmeye ihtiyacı yoktur. Genellikle kordon düşünceye kadar bebeğin yıkanmaması önerilir. Banyo yerine vücudunu ıslak bezle silebilirsiniz. Bu sırada burun ve kulaklara kulak temizleme çöpü sokmayınız.
İdrar ve kaka alışkanlıkları
Bebeğin ilk kakası siyah-yeşil renkli katran kıvamındadır ve mekonyum olarak adlandırılır. Eğer ilk gün kaka yapmamışsa doktor haberdar edilmelidir.
Kakanın değişmesi: Mekonyum sonrası kaka kahverengi-yeşil yarı sıvı ve içinde katı parçalar bulunan bir haldedir. Eğer kaka sizi endişelendiriyorsa bezi alın ve doktoruna sorun.
Kaka alışkanlığının oturması:
Anne sütü alan bebeklerin kakası sarı macun kıvamında olur. Fakat bazen yeşil renkli ve sıvı olabilir. Önemli olan bebeğin genel durumudur kakasının değişimi çok önemli değildir. Hazır mama alan bebeklerin kakası daha fazla ve daha yoğundur.
Kabızlık:
Biberon alan bebekler günde birkaç kez kaka yaparlar ancak meme alan bebekler birkaç gün kaka yapmadan geçirebilirler. Biberon alan bir bebek iki günde bir kaka yapıyorsa bunun sebebi genellikle suyu az içmesidir
İshal:
Biberon alan bebekte ishal başlarsa doktora görünmek gerekir eger eşlik eden kusma da varsa acil muayene gereklidir. Gastroenterit denilen sindirim yollarinin iltihabi küçük bebekler için tehlikeli olabilir. Ancak ishallerin çogu iltihaptan degil yiyeceklerdendir.
Renk değişiklikleri:
Katı gıdaya başlamadan önce verilen bazı gıdalar kakanın renk değişikliğine yol açar.
İdrar:
Önemli olan idrarı ne kadar sık yaptığı değil yapmadığı önemlidir. Birkaç saatlik kuru kalan bebeği dikkatle izlemek gerekir. Ağlama ve sakinleştirme bebekler ağladığında genellikle bunun bir sebebi vardır.
EN SIK AĞLAMA SEBEPLERİ
Açlık: en sık ağlama sebebi açlıktır. Bebek aç olduğunda onu yalnızca süt susturabilir.
Fazla uyarı, korku: Çevrelerindeki hızlı değişimlerde bebekleri korkutabilir.
Zamanlama hatası: Bebek karnı tok, uykusunu almışken hoşuna giden hareketler, uykudan hemen önce çok rahatsız edici olabilirler. Aynı şekilde biberon deliğinin değişimi bile bebeği huzursuz edebilir.
Üstünün çıkarılması: Bebek derisinin kumaş ile temasinin kaybettigi zaman bile huzursuz olabilir. Ayrica başindan çikarilan bir giyecek de bebegi huzursuz edebilir.
İrkilme: Bebek uykuya dalarken irkilebilir. Bu irkilme bile bebeği ağlatabilir.
Fiziksel temasın kalkması: Bebekler kucaktan bırakıldığında ağlayabilirler ve tekrar kucağa alındığında tekrar susarlar. Bu sakinleşme fiziksel temastan kaynaklanır.
Bazen bebeklerin neden ağladığı anlaşılamaz. Bu durumda bazı tedbirler almak faydalı olabilir. Bunlar:Ninni söyleme, emzik veya hafif ısıtmak ile olabilir.
Kolik nedir:
Bebek günün aynı saatlerinde (genellikle akşam) ağlamaya başlıyorsa, alınan her tedbir onu yalnızca birkaç dakika sakinleştiriyorsa bebek “kolikli” olabilir. Bebeğinizde infantil kolik varsa;
- akşam veya gece beslenme sonrasi şiddetli şekilde aglamaya başlar
- ağlamaya çığlık atma eşlik eder, sanki bir yeri acıyor gibidir.
- yapılan her şey onu yalnızca birkaç dakika sakinleştirir. Birkaç dakika sonra ağlama ve çığlık tekrar başlar.
- bebek bu ağlama nöbetleri arasında tamamen sakin değildir. Hala hıçkırmakta ve titremektedir.
- bütün bu olay birkaç saat sürer ve geçer. Gece genellikle bir problem yoktur
- aynı olay genellikle her gün tekrar eder ve ertesi gün aynı saate kadar bir problem yaşanmaz.
Bu bulgular varsa bebekte “infantil kolik “ vardır veya başka bir tanımla bebek koliklidir.İnfantil kolikin sebebi bilinmemektedir. Eğer sebep ararsanız kafanız daha fazla karışacaktır. Bebekte organik bir problem yoktur. Her ağlayan bebekte infantil kolik yoktur.
İnfantil kolikin tedavisi: maalesef yoktur. Bu durumdaki bebekleri olan ailelerle konuşmak, hangi davranışın bebeği rahat ettirdiğini bulmak, kolik sırasında nöbetleşe bebeğe bakmak, yürüyüşe çıkarmak,bazen kendi haline bırakmak, faydalı olabilir. Kolik genellikle 6. Aydan sonra kesilir ancak 12 aya kadar da sürebilir. Unutmayın kolik çocuğunuza zarar vermez.
Diş çikarma:
Bebekler genellikle 6. Ay civarında ilk dişlerini çıkarırılar. İlk çıkan diş önde ve alttadır bir çok bebekte diş çıkarma geç başlar. Bu çocuğun geç kaldığı anl….. gelmez. Ama bazı bebeklerde ilk diş 4. Ayda da çıkabilir. Diş çıkarma çocuğu halsiz düşürüp, ateşinin çıkmasına yol açar. 6. Ayında damağını kaşıyan, halsiz, ateşi bulunan bir bebek diş çıkarıyor demektir. Ama bebeğin diş çıkarması tıbbi muayeneden ihmal edileceği anl….. gelmemelidir. Diş çıkarma sırasında ateş 38 derecenin üstüne çıkmaz, havale geçirilmez, kusma ve ishal olmaz. Bunları göz önünde tutmak gereklidir. Bunlar başka hastaliklarin belirtileridir ve bir doktora görünmek gereklidir.
İsilik:
İsilik, hafif kırmızılıktan cerahatli iltihaba kadar değişen görüntülerde olabilir. Erken dönemde hafif kırmızılıkla başlar, ama ileri dönemlerinde iltihaplı hale dönüşebilir. İsilik, bebeğin altını silerken kullanılan bezlerin yapıldığı maddelere karşı alerjiden olduğu gibi idrarın asitliğinden de kaynaklanabilir. Veya her ikisi birden de olabilir. Çözüm basittir. Ilık su en iyi çözümdür. Bebek her altını kirlettiğinde altı hemen temizlenmedir. Mümkün olduğunda altını açık bırakın ve bu halde tutun.
EMZİK ALIŞKANLIĞI
Avantajlar:
- eğer bebeğiniz emzik emmeyi seviyorsa ve rahatsız olduğunda emziği verin bu bebeği sakinleştirecektir.
- eğer bebek uyuduğunda emzik ağzında kalıyorsa, bebek uyanınca tekrar emecek ve uykuya tekrar dalacaktır.
- bebek emzik emiyorsa büyük ihtimalle parmağını emmeyecektir.
Dezavantajlar:
- bebek bir kez alıştığında emziksiz yapamaz. Yıllar boyunca kullanabilir ve bırakmakta zorlanır.
- emzik genellikle derin uykuda düşer. Bebek uyaninca emzigi tekrar emmek ister. Bu da onu uyandirir.
- uyanıkken emziği emen bebek ses çıkarmayı azaltır. Ve oyuncakları ağzıyla keşfetmeyi erteler.
- her seferinde temizleyemiyorsanız emzikler hijyenik değildirler.
GÖKYÜZÜ
Profesör doktor ibrahim adnan saraçoğlu tıpta çığır açmaya devam ediyor.dr. ibrahim saraçoğlu bu kez de guatr hastaları için kolları sıvadı.işte o mucize tedavi yöntemi.dereotu kürü ve dereotunun insan sağlığı açısından faydaları…
Tiroid bozukluklarında dereotu bitkisi oldukça etkili bir tedavi aracıdır. dereotu kürü :
3 ay boyunca bir yemek kaşığı dereotu sabah, öğle ve akşam öğünlerinden 15 dakika önce tüketilmelidir. böylece 5 ay sonra ilaçlarını bırakan hastaların oranı % 90’dır. Read the rest of this entry »
İdrar Yolu İltihapları
Üriner sistem enfeksiyonları çocuklarda erişkinlere göre daha sıktır. Çocukluk çağında üst solunum yolu enfeksiyonlarından sonra ikinci en sık doktora başvuru nedenidir. Görülme sıklığını belirleyen pek çok faktör vardır: Hastanın yaşı ve cinsi, altta yatan hazırlayıcı faktörlerin varlığı, hastanın bulunduğu ortam önemli olanlarıdır. Hastalık yeni doğan döneminde % 0.5 oranında erkek ve kız çocuklarda eşittir. Okul öncesi dönemde kız çocuklarda daha sıktır % 3-5 oranında görülür, erkeklerde ise oran % 0.5′dır. Okul döneminde erkek çocuklarda oran % 0.05′e düşerken kızlarda % 5′dir. Kızlarda üriner sistem enfeksiyonlarının sık görülmesi üretranın daha kısa oluşu ve dışkı bulaşması ile enfeksiyonun kolaylıkla oluşmasıdır. Üriner sistem enfeksiyonuna hangi mikroorganizmaların ne sıklıkla neden olduğunu belirleyen esas faktörler, altta yatan anatomik ya da fonksiyonel bir bozukluk olup olmadığı ve enfeksiyonun hastane içi ya da dışında meydana gelmiş olmasıdır. Üriner sistem enfeksiyonlarında tespit edilen en sık etken E.coli’dir. Bunu Proteus, Klebsiella , Enterobacter türleri, Pseudomonas ve Staphylococcus aureus takip eder. Adenoviruslar özellikle hemorajik sistit olgularının önemli bir nedenidir.
İdrar yolu enfeksiyonları lokalizasyona göre piyelonefrit (üst üriner sistem enfeksiyonu) ve sistit ( alt üriner sistem enfeksiyonu) olmak üzere başlıca iki gruptan oluşur. Klinik bulgular enfeksiyonun lokalizasyonuna ve yaşa göre değişir. Büyük çocuklarda alt üriner sistem enfeksiyonlarında sık, ağrılı ve damla damla idrar yapma şikayetleri vardır, karnın alt bölümünde ağrı olabilir, ateş genellikle yoktur. Piyelonefritte bunlara ek olarak ateş, titreme ve yan ağrısı vardır, ağrı kasıklara doğru yayılım gösterir. Küçük çocuklar yan ağrısı tanımlayamaz. Süt çocuklarında bulgular spesifik değildir, ateşin dışında iştahsızlık, kusma, ishal veya kabızlık gibi sindirim sistemine ait belirtiler görülebilir. Yeni doğanda ise sepsis tablosu şeklinde seyredebilir. Küçük çocuklarda nedeni belli olmayan ateşli enfeksiyonlarda en yüksek olasılık üriner sistem enfeksiyonudur. Bu yüzden nedeni belli olmayan ateşli çocuklarda mutlaka üriner sistem enfeksiyonu araştırılmalıdır. Mesane kontrolü olan bir çocuğun geceleri idrar kaçırmaya başlaması bir üriner sistem enfeksiyonu belirtisi olabilir. İdrarın kanlı ve kötü kokulu olması da idrar yolu enfeksiyonlarında sık rastlanan bir bulgudur.
Böbreklerin görevleri nelerdir?
Normal zamanlarda doğan sağlıklı bebeklerin böbrekleri ve idrar yolları gelişimlerini tamamlamıştır ve görevlerini eksiksiz olarak yerine getirebilir. Ancak nadiren, bazı bebeklerin böbrekleri anne karnında hiç gelişmeyebilir veya küçük ya da yapısı bozuk olarak kalabilir. Böyle bir bebek, böbrekleri çalışmasa bile doğuma kadar yaşayabilir, çünkü vücudunda biriken artık maddeler anne kanı ile temizlenir. Ancak, iki böbreği de olmayan veya böbrekleri ileri derecede yapı bozukluğu nedeniyle hiç iş görmeyen bir bebeğin doğumdan sonra hayatını normal olarak sürdürmesi mümkün değildir; başka organları sağlamsa diyalize bağlı olarak yaşayabilir. Buna karşılık, bir böbreği tamamen sağlıklı, diğer böbreği ise iş görmeyen bir yenidoğan normal olarak yaşar. Bu durum, çoğu defa yaşamın daha sonraki dönemlerinde de hayati bir sorun yaratmaz.
İdrar yollarının gelişimi sırasında üreterin üst (böbrek havuzundan çıkış yerinde) veya alt (idrar kesesine giriş yerinde) ucunda darlık ortaya çıkabilir. Darlık, sadece sağ veya sol tarafta olabileceği gibi iki taraflı da olabilir. Bu darlıkların bir kısmını ameliyatla düzeltmek gerekir. Bazı darlıklar ise hafif derecelidir ve böbreğin çalışmasını bozmaz; dolayısıyla da ameliyat gerektirmez.
Bazen, erkek bebeklerin mesaneden sonraki idrar borularında (üretra) doğuştan bir perde bulunabilir. Böyle bir perde idrar akımını engeller. Bu bebekler idrarlarını fışkırtamazlar, damla damla yaparlar. Sonuçta, idrar kesesinde ve hatta üreterler ve böbrek havuzunda idrar birikir, basınç artar ve böbreklerin çalışması bozulabilir. Bu bebeklere en kısa zamanda müdahele edilerek peredenin ortadan kaldırılması gerekir.
Anne karnındaki bebeklerde böbrek ve idrar yolu hastalıklarını teşhis edebilir miyiz?
Evet! Günümüzde kullanılan modern ultrasonografi cihazları ile gebeliğin üçüncü ayından itibaren anne karnındaki bebeğin böbreklerinde ve idrar yollarındaki şekil bozuklukları görülebilmektedir. Ultrasonografi incelemesi ile, böbrek dokusunun normal gelişip gelişmediği izlenebilir ve idrar yollarındaki darlıklara veya ‘perde’ ye ait belirtiler saptanabilir. Böylece, bu bebekleri, doğumdan sonra henüz hastalık bulguları ortaya çıkmadan ve hatta bazı özel durumlarda daha anne karnındayken tedavi etmek mümkün olmaktadır. İdrar yollarının yapısal bozuklukları dışında, kalıtsal (ailevi) bazı böbrek hastalıkları da, henüz hiç belirti yokken, genetik incelemelerle anne karnında teşhis edilebilir.
İdrar yolu iltihabı nedir?
Böbreklerin ve idrar yollarının iltihaplanması çocuklarda sık olarak rastlanılan bir durumdur. Bu hastalıkta, mikroplar genellikle idrar yollarının alt ucundan vücuda girer ve idrar kesesi içinde çoğalır. İltihaplanma, idrar kesesinde sınırlı kalabilir veya bazı durumlarda böbreklere kadar da yayılabilir.
İdrar kesesi iltihaplarında sık sık idrar yapma, idrar yaparken yanma ve ağrı, idrar kaçırma, bazen kanamalı idrar ve hafif ateş gibi belirtiler ortaya çıkar. Böbrekler de iltihaplanırsa çoğu defa ateş daha yüksek olur, böğür ağrısı da gözlenebilir. Böbreklerin sık sık iltihaplanması, sonunda böbrek yetersizliğine yol açar. Bunu önlemek için idrar yolu iltihaplarının zamanında teşhis ve tedavi edilmesi gerekir. Zamanında teşhis, çocuklarda hafif de olsa idrar yapma şikayetlerinin ciddiye alınması ile mümkündür.
İdrar yolu iltihabı, idrar yolları tamamen normal yapıda olan çocuklarda da ortaya çıkabilir. Ancak, böbreklerde veya idrar borularında kist, taş, darlık gibi bozukluklar varsa ya da idrarın geri tepmesi söz konusu ise iltihaplanma riski artar. Bu nedenle, idrar yolu iltihabı geçiren çocukların altta yatabilecek hastalıklar yönünden mutlaka araştırılması gerekir. Bazı durumlarda, iltihaplanmaya yol açan bozukluk ameliyatla ortadan kaldırılabilir.
İdrarın geri tepmesi ne demektir?
İdrar böbreklerden aşağıya doğru akar ve idrar kesesinde birikir. Normal koşullarda, idrar kesesinden yukarıya, yani böbreklere doğru idrar geçişi olmaz. Bazı çocuklarda, idrar borusunun keseye girdiği yerde doğuştan bir gevşeklik veya idrar kesesinin boşalmasında güçlük (örneğin, üretrada perde nedeniyle) olabilir. Her iki durumda da, kesede biriken idrar geriye, böbreklere doğru kaçar. İşte buna idrarın geri tepmesi denir. İdrarın geri tepmesi mikropların böbreklere kolayca ulaşmasına ve iltihaplanmaya yol açar. Bunun önlenmesi için uzun süreli antibiyotik tedavisi, bazen de ameliyat gerekebilir.
Nefrit nasıl bir hastalıktır?
Nefrit, normalde vücudumuzun savunma sisteminde görev yapan bazı madde ve hücrelerin böbrek dokusunda birikmesi sonucunda ortaya çıkar.
Başlıca iki çeşit nefrit vardır:
I. Kısa süreli (akut) nefrit
II. Süregen (kronik veya müzmin) nefrit
Akut nefrit, çocuklarda sık rastlanılan bir hastalıktır. Bademcik ve cilt iltihaplarından sonra görülür. Kanlı idrar ve göz kapaklarında, yüzde ve bacaklarda şişlik ile kendini belli eder. Tansiyon yükselmesi ve geçici böbrek yetersizliği ortaya çıkabilir. Hastalık, genellikle 1-2 hafta içinde düzelir ve çoğu defa böbreklerde kalıcı hasar bırakmaz.
Kronik nefritler, bazen hiç belirti göstermeden sinsi bir şekilde başlar; bazı hastalarda ise kanlı idrar ve vücutta şişlik görülebilir. Hastalık yıllarca sürebilir.
Nefrotik sendrom nedir?
Nefrotik sendrom, idrarda protein kaybı ve vücutta şişmeyle seyreden bir hastalıktır. Çoğu defa kortizon ilacı ile tedavi edilebilir. Ancak tedavi kesildikten sonra tekrarlayabilir. Bu hastalık çocukluk çağında sık sık tekrarlarsa bile, hasta erişkin yaşa ulaştıktan sonra çoğu defa böbrekte hasar bırakmadan tamamen iyileşir. Kortizon ile iyileşmenin nefrotik sendrom çeşitleri de vardır. Bunlarda başka tedavi yöntemleri denenir.
Çocuklarda kronik böbrek yetmezliği ortaya çıkabilir mi?
Ne yazık ki, evet! Doğuştan olan böbrek idrar yolu hastalıklarında, kronik nefritler sonucunda veya böbrek iltihaplarının tekrarlanması ile çocukların böbrekleri de iş göremez hale gelebilir. Bu durum çok ilerlerse ’son dönem böbrek yetersizliği’ adını verdiğimiz tablo ortaya çıkar; zararlı maddeler, tuzlar ve su vücutta birikerek hayatı tehdit eder. Hastalığın bu safhasında diyaliz tedavisi veya böbrek nakli yapılması gerekir.
Çocuklara da diyaliz ve böbrek nakli yapılabilir mi?
Evet. Günümüzdeki teknik gelişmeler, diyaliz veya böbrek naklinin çocuklara da uygulanabilmesine olanak sağlamıştır.
Diyaliz tedavisi iki şekilde yapılabilir.
I. Makine ile diyaliz (hemodiyaliz)
II. Karın zarından diyaliz (periton diyalizi)
Hemodiyaliz için, hastanın haftada 2-3 defa 3-4 saat süreyle hastanede makineye bağlanması gerekir. Bu sırada büyük damarlara iğne ile girilerek vücut dışına çekilen kan filtrelerden geçirilerek temizlenir. Periton diyalizi ise evde anne-babanın yardımıyla ya da büyük çocukların kendileri tarafından uygulanan bir yöntemdir. Hastanın karın boşluğuna yerleştirilen bir borudan sıvı alıp verilerek yapılır. Periton diyalizi hastaneden uzakta bir yaşam imkanı sağladığı ve damar girişimi gerektirmediği için çocuklara daha uygun bir diyaliz yöntemidir.
Son dönem böbrek yetersizlikli çocuklar için en iyi tedavi şekli böbrek naklidir. Günümüzde küçük çocuklara, hatta süt çocuklarına da böbrek nakli yapmak mümkündür.
Çocukları böbrek hastalıklarından korumak mümkün müdür?
Hem evet, hem de hayır! Çocuklarda görülen böbrek hastalıklarının bir kısmını alacağımız tedbirlerle tamamen önlemek mümkün olabilir. Örneğin genel sağlık önlemleri ile toplumda bademcik iltihaplarını azaltarak akut nefritin ortaya çıkmasını engelleyebiliriz.
Doğuştan yapı bozukluklarını, kronik nefritleri veya nefrotik sendromu tamamen önlemek mümkün değildir. Ancak bu durumlarda erken tanı ile hastalık tedavi edilebilir veya hiç değilse ilerlemesi durdurulabilir. Örneğin, gebelik sırasında düzenli ultrasonografi kontrolü yapılırsa, idrar yollarının şekil bozuklukları bebek daha anne karnındayken tanınarak doğumdan hemen sonra gerekli önlemler alınabilir. İdrar yolu iltihaplarının ihmal edilmeden tedavi edilmesi ile de bunların tekrarlaması ve böbreklere zarar vermesi önlenebilir.
Çocuklarda böbrek hastalıklarının belirtileri nelerdir?
Bu belirtileri şöyle sıralayabiliriz:
- Kırmızı - kahverengi idrar
- Göz kapaklarında, yüzde ve bacaklarda şişlik
- Karın ağrısı, böğür ağrısı
- İdrar yanması
- Sık sık idrara çıkma
- Tuvalete yetişememe ve idrar kaçırma
- İdrarı fışkırtamama ve damla damla idrar yapma
- Ateş
- Çok su içip, çok idrar çıkma
- İdrar miktarının aniden azalması
- İştahsızlık
- Tekrarlayan kusmalar
- Kilo alımının ve büyümenin duraklaması
- Halsizlik
- Solukluk
Böbrek ve idrar yolu hastalıklarında, yukarıda sayılan belirtilerden biri veya birkaçı ortaya çıkabilir. Bazen belirtiler çok hafif olabilir ve çocuğu fazla rahatsız etmez.
KÜÇÜK BELİRTİLERİ DİKKATE ALMAK ERKEN TANI YÖNÜNDEN ÇOK ÖNEMLİDİR!
İdrar yolu iltihabı mesanenin, bazen de böbreklerin iltihabıdır. Mesanenin iltihabına sistit, böbreklerinkine pyelonefrit denir. İdrar yolu iltihabını tedavi etmek, böbrekleri korumak açısından önemlidir. Sık idrar yapma, gece ve gündüz idrar kaçırma, ateş, karın ağrıları (genellikle alt batında) ve kusma gibi değişik belirtiler verebilir.
Neden olur?
İdrar yolu iltihaplarının etkeni bakterilerdir. Bakteri mesaneye, üretra denilen idrar yollarının dış girişinden girer. Genelde üretra girişini tahriş eden etkenler, bakterilerin buradan içeri girmesini de kolaylaştırır. Bilinen tahriş edici maddeler banyo köpükleri ve şampuanlardır.
İdrar yolları iltihaplarının ender görülen bir nedeni de yollarda idrarın akışına bir engel olmasına bağlı olarak mesanenin tam boşalamamasıdır.
Nasıl seyreder?
Tedavi ile bebeğinizin ateşi ve şikayetleri antibiyotik başladıktan 48 saat sonra geçecektir. Bir kez daha üriner enfeksiyon geçirme riski %50′dir. Çocuğunuzun bu riskini önlemeye yönelik tedbirleri okuyun.
- Antibiyotikler : Çocuğunuzun iyileştiğini düşünürseniz bile idrar yolu iltihabının tekrarlamasını önlemek için antibiyotiği en az 10 gün (ya da doktorunuzun önerdiği süre kadar) kullanın.
- Fazla sıvı alımı : Çocuğunuzun iltihabını temizlemek üzere bol su içmeye teşvik edin.
- Ağrı ve ateş profili : Ağrılı işeme veya 38.5 C’ ateş için ağrı kesici kullanın.
- Tıbbi Takip : Çocuğunuz antibiotiğe başladıktan 2 gün sonra hekiminizi arayıp, idrar kültürü sonucunu öğrenmeniz ve çocuğunuzun şikayetlerinin antibiyotiğe cevap verdiğinden emin olmanız gerekmektedir. ilk ziyaretinizden 2 hafta sonra doktorunuz çocuğunuzdan yeni idrar kültürü isteyecektir.
İdrar testi yaptırmak için orta akım idrarı nasıl alınmalı?
- Eğer çocuğunuz için idrar örneği istenmişse sabah ilk idrarını toplamaya çalışın.
- 10 dk kaynamış kapaklı bir kap kullanın. Genital bögeyi bir çok kez sıcak su ile ıslanmış pamuk parçaları ile temizleyin.
- Çocuğunuz tuvalette bacaklarını geniş olarak açıp olabildiğince geri oturmalıdır.
- İdrarını yapmaya başlayınca temiz kapı direkt olarak akımın önüne koyun. İdrar akımı bİtmeden steril kabı doldurup kaldırın (mesaneden gelen ilk ve son damlalar bakteri ile mikroplanmış olabilir).
- İdrarı verinceye kadar buzdolabında tutun ve tahlile getirirken steril kabı taşıdığınız torbaya bir miktar buz koyun.
İdrar yolu iltihaplarından korunmak için ne yapmalı?
- Çocuğunuz yıkandığında genital bölgesini sabunla değil suyla yıkayın.
- Ergenlikten önce köpüklü sabun kullanmayın. Tahriş edici özelliği vardır.
- Şampuan ve diğer sabunları banyo suyuna katmayın. Küvetin etrafında sabun bırakmayın.
- Banyo süresini 15 dk.dan az tutun. Çocuğunuz banyodan sonra idrar yapmalıdır.
- Kız çocuğunuza genital bölgesini önden arkaya doğru, özellikle dışkısını yaptıktan sonra temizlemesini öğretin.
- Çocuğunuzun kabız olmasını önlemeye çalışın.
- Çocuğunuzun idrarını açık renk olmasını sağlayacak şekilde yeterli sıvı almasını teşvik edin.
- Çocuğunuzu idrarına günde 3-4 kere yapmak üzere teşvik edin.
- Kız çocuğunuz bol iç çamaşırları giymelidir.
Genel Bilgiler
Böbreğin temel fonksiyonlarından birisi idrar üretmektir. Her 2 böbrekte idrar üretimine yol açan yaklaşık 2 milyon küçük ünite (nefron) vardır. Bir nefron temel olarak 2 kısımdan oluşur.
1. Böbreğe gelen kanın süzüldüğü filtre (glomerül)
2. Süzülen kanın idrara dönüştüğü uzun, yer yer kıvrımlı borular
(tübül)
Böbreğin iltihabi hastalıkları nefrit olarak isimlendirilir. Nefrit nedenleri ikiye ayrılır:
1. Mikrobik olmayan nefritler: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları ikiye ayrılır.
Glomerülonefrit
Tübüler nefrit (Tübülointerstisiyel nefrit)
2. Mikrobik nefritler (piyelonefrit): Piyelonefritin diğer bir ismi de üst idrar yolu infeksiyonudur.
Glomerülonefrit: Nefronda ağırlıklı olarak glomerülde iltihap vardır. Türkiye’de kronik böbrek yetmezliğinin birinci nedeni glomerülonefrittir. Belirti ve bulgular glomerülonefritin tipine göre değişir. Hastanın muayene edilmesi, kanda üre ve kreatinin bakılması ve basit idrar incelemesi ile glomerülonefrit tanısını koymak genellikle çok kolaydır. Muayenede glomülonefrit bulguları
el, ayak ve göz kapaklarında şişme, idrar renginde koyulaşma ( idrar çay rengini alabilir ) ve yüksek tansiyondur. İdrar incelemesinde kanama ( hematüri ) ve protein kaybı (proteinüri) glomerülonefrit lehine bulgulardır. Glomerülonefrit tanısında asıl zorluk glomerülonefrite yol açan hastalığın saptanmasıdır. Glomerülonefrite yol açan neden genellikle saptanamaz. Glomerülonefritin tipini anlamak için böbrek biyopsisi yapılmalıdır, yani böbrekten mikroskopik inceleme için parça alınmalıdır. Birçok hastanın böbrek biyopsisi denince aklına kanser gelmektedir ancak böbrek biyopsisinin amacı kanser aramak değil glomerülonefritin tipini anlamaktır.
Glomerülonefritler ne tür sorunlara yol açar?
Pratikte glomerülonefritler 5 şekilde karşımıza çıkar. Hastanın hiçbir şikayeti olmayabileceği gibi ileri böbrek yetmezliği de olabilir.
1. İdrar incelemesinde anormallikler: Hastada hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Başka bir nedenle doktora giden hastaya yapılan idrar incelemesinde kanama veya protein kaybı saptanır.
2. Nefrotik sendrom: İdrarla günde 3 - 3.5 gramdan fazla protein kaybı vardır. Hastanın el, ayak, yüz ve diğer bölgelerinde üzerine basınca iz bırakan şişlikler vardır. Ayrıca kanda albümin seviyesi düşer, kolesterol düzeyi artar.
3. Ani başlayan glomerülonefrit: Bu hastalarda ön plandaki sorunlar idrarda kanama, yüksek tansiyon ve vücutta sıvı birikmesidir. Çocuklarda streptokok infeksiyonlarını takiben gelişen nefritlerin çoğu bu gruba girer.
4. Kronik (müzmin, uzun süreli) glomerülonefrit: Bu hastalarda idrarla kanama, protein kaybı, yüksek tansiyon ve şişlik vardır, hastalık uzun sürelidir.
5. Hızlı ilerleyen nefrit: Kısa sürede böbrek yetmezliği gelişir ve hasta diyaliz tedavisine ihtiyaç duyar.
Tedavi
Her hastada farklıdır. Böbrek biyopsisinin sonucu ve hastada mevcut olan sorunlara göre tedavi planlanır. Sadece çocuklarda, eğer nefrotik sendrom var ise önce tedavi verilip, daha sonra gerekirse böbrek biyopsisi yapılabilir. Glomerülonefrit tedavisi kesinlikle uzman hekim, tercihen nefroloji uzmanı denetiminde olmalıdır. Tedavide başarısızlık kalıcı böbrek yetmezliğine yol açabilir ve hasta sürekli diyaliz tedavisine ihtiyaç duyabilir.
Genel olarak böbreklerde şekillenen yangıya nefritis denilmektedir. Ancak yangının böbreklerde lokalize olduğu bölgeye bağlı olarak özel isimler alırlar.
H
astalığın nedeni nedir?
Glomerulusları etkileyen olgular glomerulonefritis, üreter, idrar kesesi ve üreterin birlikte yangılandığı olgular pyelonefritis, nefronların ve interstisiyel dokunun yangılandığı olgular intersitisiyel nefritis, emboli yani kan damarlarında şekillenen bir tıkanmaya bağlı olarak gelişen nefritisler ise embolik nefritis olarak adlandırılır.
Lokalizasyonu veya adlandırması farklı olsada genel olarak nefritislerin oluşum nedenleri bir kaç spesifik durum haricinde ortaktır.
Nefritislerin şekillenmesinde birincil olarak bakteriyel enfeksiyonlar sorumludur. Direkt olarak böbrekleri etkileyen bir enfeksiyona bağlı olarak gelişebileceği gibi çevre doku ve organlarda şekillenen enfeksiyonların kan yolu ile taşınarak böbrekleri etkilemesi sonucuda oluşabilir.
Hastalığın gelişimi nasıldır?
Böbreklerin etkilenme oranına bağlı olarak hastalığın gelişimi farklılık gösterebilir. Böbrekte şekillenen enfeksiyon yaygın ve iki taraflı şekillenmiş ise hastanın geleceğinden şüphe duyulur. Erken dönemlerde tanısı konulan ve tedaviye başlanılan durumlarda iyileşme şansı yüksektir.
Hastalığın belirtileri nelerdir?
Klinik olarak tespit edilen bulgular özellikle başlangıç devrelerinde oldukça sınırlıdır.
Bu belirtiler böbreğin etkilenen bölümüne bağlı olarak gelişen glomerulonefritis, pyelonefritis gibi spesifik durumlara göre farklılıklar gösterebilir.
Genel olarak tüm nefritis olgularında iştahsızlık, ateş, aşırı susama, kusma gibi belirtiler gözlenebilir.
Sonuç ;
Nefritis vakalarında erken teşhis oldukça önem taşımaktadır. Böbrekler fonksiyon olarak vücutta önemli bir işleve sahip organlardır ve çoğu zaman dejenerasyonları geri dönüşümsüzdür. Bu nedenle böbreklerde şekillenen hasarın erken teşhisi müdahale şansını ve başarı oranını artıracağından faydalı olacaktır. Böylece nefritise bağlı olarak şekillenen hasarın ilerlemesi önlenebileceğinden köpeğinizin ileri dönemlerde yaşam kalitesi de yükseltilmiş olacaktır.
|
Burun Estetiği Estetik burun ameliyatı (rinoplasti) ülkemizde kadınların da erkeklerin de en çok yaptırdığı estetik ameliyat. BURUN ESTETİĞİ AMELİYATI ESTETİK BURUN AMELİYATI NEDEN ZORDUR AMELİYAT: Kapalı teknikte bütün kesiler burun içerisinde yapılır. Cerrah içeriden çalışarak ameliyatı tamamlar. Açık teknikte ise burun ucunda 3-4mmlik bir kesi yapılarak burun ucu açılır. İki teknik arasındaki fark cerrahın ameliyata hâkimiyeti ile ilgili. Burun ucundan yapılan kapalı teknik daha çok bir şişenin içerisinde ameliyat yapmaya benziyor. Eğer sadece şişenin içerisinden bir şeyler çıkarmayı planlıyorsanız sorun çıkmayacaktır ama eğer içeride bir gemi maketi yapmak istiyorsanız işiniz zor. Açık teknikte ise cerrah burnun ön 2/3 kısmında kalan yapılarını önünde görebilir. Hangi tekniğin daha iyi olduğu bu ameliyatı yapan doktorlar arasında hep tartışma konusudur ve bu konuda bir karar verilmiş değil. Yukarıdaki tariflerimden anlayabileceğiniz gibi benim tercihim büyük oranda açık teknik yönünde. Bunun en önemli sebebi görmeden, körleme yapılan ve bu kadar da hata affetmeyen ince bir işin sonucunun iyi olabileceğine inancım olmaması. Zaten birçok cerrahi manevranın sadece açık teknik ile mümkün olabileceği, kapalı teknik ile hayal bile edilemeyecek düzeltmelerin açık teknik ile mümkün olduğu kapalı teknik savunucularının bile itiraz edemediği bir şey. Ben açık yapılan ameliyatlardan sonra revizyon ihtimalinin de düştüğüne inanıyorum. Açık tekniğin en büyük handikabı burun ucunda iz bırakması. Ama bu iz, iyi yapılan bir ameliyattan sonra neredeyse belirsiz oluyor ve burnun altında kalıyor. Birçok hasta bu izi ameliyat sonrasında unutuyor. Bu konuda yine de doktorunuza danışın ve ona güvenin. Her cerrah en iyi bildiği ve inandığı yöntemler ile en iyi sonucu alacaktır. Yukarıda anlattıklarım sadece benim kişisel görüşlerim. ÇOK KÖTÜ AMELİYATLAR GÖRÜYORUM, BEN DE Mİ ÖYLE OLACAĞIM ? Sadece burnu küçülterek kalkık bir burun şekli vermek doğal olmayan bir sonuç ortaya çıkarır. Modern tekniklerde artık neredeyse hiç bir şey çıkarılmadan sadece dokuların yerleri, konumları ve şekilleri değiştiriliyor. Eskiden burnu kalkık göstermek amacıyla burnu iyice küçültüp başlama noktası olabildiğince aşağı alınırdı. Böylece sanki burun kalkıkmış gibi bir illüzyon yaratılır ancak elde edilen sonuç doğal olmazdı. Olması gereken burnu başlaması gereken yerden, yani hemen hemen göz bebekleri seviyesinden başlatmak ve bütün şeklini ona göre vermek. AMELİYATTAN SONRA NASIL BİR BURNUM OLACAĞINI GÖREBİLİRMİYİM? Bu planlama aşamasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hem sizin aklınızda nasıl bir değişiklik olduğunu ben anlayabiliyorum hem de siz benim ne planladığımı, ameliyatta ne yapacağımı görebiliyorsunuz. Estetik öyle bir şeyki sadece anlatarak açıklamak çok zor ve basit bir resim üzerinde görebilmek ve gösterebilmek çok daha açıklayıcı oluyor. Bu aşamayla ilgili bilmeniz gereken bir kaç nokta var. Kullandığımız programlar hala bir seviyeyi geçemedi. Resimler iki boyutlu ve sadece tam yandan çekilen profil resimleri üzerinde değişiklik yapmak gerçekçi bir sonuç veriyor. Önden çekilen resimlerde ancak bir yere kadar size bir şeyler gösterebiliyorum. Bilgisayar örneğin burnunuzun ucu bir kaç mm. havaya kalkarsa alttan ne çıkacağını bilemediği için bunu gösteremiyor. Çok yakında üç boyutlu programlar ve resim çekme teknikleri kullanmaya başlayacağız ama şu an için bunlar deneme aşamasında ve muhtemelen bir kaç sene daha geçmesi gerekiyor. Bilmeniz gereken bir diğer noktada bu çizimlerin sonuçta bir planlama olduğu. Bazen hastalarım bana gördükleri çizimin tamamen gerçekleşme ihtimalinin ne kadar olduğunu soruyorlar. Ben de sıfıra yakın olduğunu s |