nedir

ının resimleri, En şirin, en , resimleri, fotoğrafları, çok büyük ı, en büyük ı, iri köpeği ıNetgunlugu.net

"Bimde eski sevgiliyi görmek" "Bim”e doğru yola çıktım. zaten iki adım ötesi bim.Annemin terliklerini giyip çıkayım lan dedim, iki saat şimdi bağcık>bağlayacak.Ama olgun bir insanda eğreti duran şeylerin başındaanne terliği geliyormuş canlar, ben bunu anladım.Bim her zamanki gibi sakindi.Klima çalışıyor ama soğutmuyordu. bir klima lan bu diyerek incelemeye başladım. ama görevli beni balici sandı,çünkü ayaklarımda da terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp rengi atmış bir pijamayla pek de bir gaspçı havası veriyordum."abi bu klima üflemiyor galiba" dedim. ama cevap vermedi, işine döndü.Tam arkamı dönüp gidecekken dık bir duydum. pek bir dık.Sanki bir zamanlar kulağıma "ım" diyen bir .Yavaşça arkamı döndüm.Evet, eski sevgilimdi bu.Bir zamanlar sevdiğim kadındı.Bir zamanlar elele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz .Şimdi nişanlısıyla bim”e gelmiş alışveriş yapıyordu.Bir zamanlaraşık olduğum kadındı bu.Evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğimkadındı bu.Ben şınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birdenirkildi hemen arkasını döndü. ben, beni görmesinler diye hızlıcaaşağıya eğildim ama lanet olası bim”de raf diye bir şey yok ki.Tansaşolsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyenbim sayesinde saklanamadım.Peki size sorarım. siz arkanızı döndüğünüzde,devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anneterlikleriyle sıçar gibi çömelmiş kıç çatalı gözüken bir adam görsenizne yaparsanız? işte onlar da öyle yaptılar.Bastılar kahkahayı.Yavaş vegurur yıkılmışça ayağa kalktım.Gözlerine baktım.Bana baktı, mahzun birbakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen.Ayaklarıma bakıyordu. Anneterliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak.Buydum işte.Sen buadamla bir zamanlar çıkmıştın.Şimdiki sevgilin çok iyi giyinmiş ama bir bak bakayımona.Bim”de bu şıklık? sence de biraz samimiyetsiz değil mi? ben enazından yakışıyorum buraya.İçimden geldiği gibiyim.Böyle düşündüm amasonra hassiktir dedim. adam kapmış ı, ben de lavuk gibi pijamaylaterlikle geziyorum. naapsın lan beni. "nasılsın görüşmeyeli?" dedim."iyiyim" dedi. "ne " dedim. "hıhı" dedi.Gittikçe gerginleşiyorduortam.Yeni sevgilisi kıllandı mı acaba >diye baktım ama " olsa bulavuktan bir zarar gelmez" düşüncesi hasıl olduğundan zerre s..kindedeğildim herifin.Adam en ucuz sucuğu seçmekle meşguldu."niye böyleolduk biz?" der gibi baktım. "ne diyorsun?" der gibi baktı bana. "niyeböyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktım. "ne diyorsun anlamıyorum"der gibi tekrar baktı bana. "neyse s..ktir et" der gibi baktım.S..tiretti alışverişe devam etti. bir güle güle demeden.Gözyaşlarımı saklayarakelimden düşürdüklerimi aldım kasaya gittim.Bir de peçete aldım,gözyaşlarımı silmek için. kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktıbana, "paran var mı" der gibi baktı bana,bana bakmasın artık kimse.Al lanparanı der gibi uzattım, üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geridönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü.Tam çıkacakken fiş almayıunuttuğum aklıma geldi. dönüp onu da aldım.Mina koyim, bir romantizm deyaşayamadık be. Eve giderken serkan geldi yavaşça yanıma. tek dostum,yoldaşım,üzgün olduğumu anlayabilen tek insan."abi bir şey diycem.pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor,baya bir büyük"dedi.O gündenberi evdeyim. bim”e de kapıcıyı yolluyorum. (Alıntıdır)
ben kandemir.uni.cc den aldım oda bask yerden almış =)

microsoft-com:vml" />microsoft-com:office:office" />microsoft-com:office:word" /> çoban köpeği, Anadolu insanının yüzyıllar boyu çobanın yanında onun sürüsünün kötü niyetli kimselerden vahşi hayvanlardan korumuş bir ırkıdır. Babiller zamanından beri varlığı bilinmektedir. Bu köpekler savaş köpeği olarak kullanıldığı gibi at aslan avında da kendisinden yararlanılmıştır.


Çeşitli arkeolojik kayıtlarda Osmanlı İmparatorluğu dönemi Arşivlerinde Evliya Çelebinin Seyahatnamesinde Çoban Köpeğinin varlığı kanıtlanmıştır.


Kökeninin İli İlçesinden geldiği tahmin edilmektedir. Buna rağmen Yozgat, Kayseri, Çorum, , Erzurum Erzincanda da saf kanlılarına rastlamak mümkündür. Keza ülkemiz ırklarından Karakaya ılkaya gibi isimlerle anılan ancak kanlarında çoban köpeği gibi bir başka yabancı isim taşımayan ırklarımızla melezlerine ülkemizin her yöresinde rastlamak mümkündür. Ancak birinci derecede saf Çoban Köpeğini veya özellikle İlçesinde bulmamız mümkündür.


Köpeğinin yapısı aslanı andırır. Kafa iri, dudaklar sarkık, göz, kulak, ağız etrafı burun üstüne kadar siyahtır. Gözleri kafasına göre oldukça küçük, yuvarlakça olup, kahverengi arasında bir renktedir. Göz etrafı siyahtır. Kulaklar orta boy üçgen şeklinde uçları yuvarlak kafasına yapışık sarkıktır. Boyun hafifçe eğik güçlü adaleli, orta boyda oldukça ayrık, düz kalın kemikli, ayak bilekleri kuvvetli uzundur. Ön göğüs arkasına göre daha geniş omuzlar adalelidir. Gövde baştan sonra bir kare şeklindedir. Vücut güçlü, adaleli, hiçbir zaman şişman değildir. Dirsek hizasına kadar göğüs derin ın hafifçe içine çekiktir. Arka bacaklar güçlü fakat önler kadar değil, arka bilekler oldukça düzdür. Bazılarında ayak pençesinin üstünde bir bulunur. Ayaklar iri yapılı, kuvvetli parmaklar bombeli siyahtır. Kuyruk oldukça yüksek olup rahat durumda iken düşük kıvrık, ldığı zaman sırt üzerinde yüksek yine kıvrıktır. Post; sık bir alt post üzerinde kısa yoğun bir tüy yapısına sahiptir. Vücut rengi bozdan çelik rengine kadar değişiklik gösterir. Göğsünde beyaz bir madalyon bulunabilir. Vücut ağırlığı erkeklerde 50-60 kg., dişilerde 41-59 kg. arasındadır. Yükseklik erkeklerde 74-81 cm., dişilerde 71-79 cm. arasındadır. Bu ölçüler bakım beslenme durumuna göre daha da artabilir.



Köpeklerinin küçümsenemeyecek derecede zekaları, çok alıngan hassas bir ruh yapıları vardır. Çok cesur kuvvetli, çevik hızlı koşan bir hayvandır. Verilen görevi can pahasına da olsa yaparlar. Sevinçlerini üzüntülerini kolayca belli ederler. Hatta hislerini yalnız hal, hareket, mimik jestlerle değil, çıkardıkları çeşitli tonlardaki havlamalarla da açığa vururlar. Sertlik yumuşaklık ifade eden sözleri iyi anlarlar övüldükleri yerildiklerini bilirler. İyi niyetli kötü niyetli kişileri hemen anlarlar. Üzüntüsünü genel durumundaki durgunluk, gözlerde donukluk, yüz hatlarında kederli bir görünüm, hal hareketlerinde gevşeklik yemeklere şı isteksizliklerle ifade eder. Sevincini ise canı gönülden hal davranışlarla gösterir. Sevdiği kişileri çok kıskanırlar. Sahibinin başka bir köpeği gözü önünde sevip onunla ilgilenmesini hiç hazmedemezler. Kan asaletine çok sadıktırlar. Doğada serbest iken başka bir ırkı ile çiftleşmezler. Genellikle anne-babadan doğan kardeşlerin de birbirleriyle çiftleşmedikleri tespit edilmiştir. Köpeğinin bu üstün özelliklerinden dolayı en kötü şartlarda bile ırk vasıflarından ruh yapısından fedakârlık yapmayarak saf kalmayı başarmıştır.



Bakımlı Köpeklerine imkanlar elverdiğ tımar yapılması gerekir. Gözlerde akıntı olmamalıdır. Ağız içi pembe görünüşte, dili açık kırmızı, dişler sağlam koku olmamalıdır. Vücutta kaşıntı, dış parazitler herhangi bir yaralanma olmamalıdır. Bu gözlemin sonunda hayvanda herhangi bir görüldüğünde hemen veteriner hekime başvurulmalıdır. Köpekler sağlıklı olduğu müddetçe sık sık yıkamaya ihtiyaç yoktur. Hatta sağlığı yönünden zararlıdır. Fazla yıkama deriyi kurutur, çatlatır, tüyleri donuklaştırır bunun sonucunda çeşitli deri hastalıklarına sebep olur. Köpekler kaplı bölümlerde ise günlük yem su kapları temizlenmelidir. Ayrıca bölmeleri günde iki kez temizlenmelidir.



Köpeğinin yetiştirilme amacına şekline göre barınağın yapısı yeri farklı olmalıdır. Genelde ev dışında görev verildiğinden evin dışında barındırılmalıdır. Tek köpekler için kulübe şeklinde ağaç betonarme tipinde barınak yapılmalıdır. Barınaklar yeme yatma ünden oluşur. Bir kulübesi l m. uzunluğunda 80 cm. yüksekliğinde yapılabilir. Toplu olarak barındırılacak köpekler için vücuduna göre değişiklikler yapılabilir. Bu barınaklarda genelde ın soğuk havalarda girebileceği bir avlusu olmalıdır. Ayrıca doğum bölümleri çiftleşme bölümleri olması gerekir. Barınakların mümkün olduğunca sık sık yıkanması, yataklıkların 10-15 günde bir değiştirilmesi gerekir.



Köpekler et yiyiciler ailesine giren canlılardır. Ancak, bu bağlantı köpeğin yalnız etle besleneceği anlamını taşımaz. Diğer canlılar gibi köpeklerin beslenmesinde proteinler, karbonhidratlar, yağlar, mineral maddeler vitaminler önemli rol oynar. Ancak bilimsel metotlarla beslenmesi açısından zeka gücünün gelişmesi yönüyle önemlidir.

kaynak: hayvanlar.us


Köpeği

1- YAVRU KÖPEKLERİN EÐİTİLMESİ
0-6 ay arasında terbiye edilmelidir. 6 aydan sonra köpeğin kullanılacak amaca göre eğitilmesi gerekir. Yavru köpeklere sırasıyla şu aşamalarda eğitim yaptırılmalıdır.
a) Bu aşamada 0-6 aylık yavrulara terbiye eksersizler uygulanacaktır.
b) 6- aylık yavrulara uygulanacak bir eğitim yöntemi olup, bu dönemde birinci aşamadaki eksersizler tamamen pekiştirilir, ayrıca emir sözcükleri, fiziki güç artırma çalışmaları, ayrıca tasmalı sevk kayışlı uygulamalar .
c) -15 aylık köpeklere uygulanacak itaat ileri itaat eğitimlerindeki tüm programlar bu dönemde eksiksiz olarak tatbik edilmelidir.
d) Bu dönemler ise 15-18 aylık köpeklerin ileride alacakları özel eğilimler uygulanır. Bu uygulamada köpekler adeta hizmete şartlandırılır.Yavrularda uygulanan terbiye yöntemleri şunlardır.

1- Yavru ile dostluk kurmak.

Önce köpeğimize onun dostu olduğumuza inandırmalıyız. Köpeğimize bir kimlik kartı çıkartmalıyız. Dünyadaki canlılar arasında kadar tonundan sevgi, övgü, azarlama ifade eden , hareketler, hatta mimik jestlerden etkilenen başka bir canlı gösterilemez. Yumuşak tatlı bir , bir üç ayını dolduran bütün köpekler aşılanmalı her yıl aşı tekrarlanmalıdır.

2- Yavruya isim vermek.

Yavru ile gönül bağı kurulduktan sonra yapılacak ilk iş ona bir isim vermektir. Bu isim tek heceli cazip olmalıdır. Ona şı her an bu isim kullanılmalıdır. Köpekler her sözcüğün anlamını o anda yapılan hareketin amacını bir kaç tekrardan sonra mutlaka kavrarlar.

3- Yavrunun eve uyumunu sağlamak.

4- Yavrunun tabi ihtiyaçlarını disipline etmek:

Burada ın pisliğini istenen yere yapması terbiye edilmelidir.

5- Yavrunun ödüllendirilmesi:

Köpeğiniz istediğimiz bir hareketi yaptığında onu mutlaka ödüllendirmeliyiz. Bu ödüllendirme ı sevip okşama veya sevdiği bir yiyeceği veya oyuncağı vermek şeklinde olur.

6- Yavrunun cezalandırılması:

Cezalandırma ya tepki yada canını yakmakla uygulanır. Tepki genel olarak sert bir tonu, ciddi bir ifade hareketle onu uyarmaktır. Ceza en son başvurulacak bir yöntemdir. Yanlış ağır cezalar köpeğin eğitilmesini zorlaştırır hatta sahibine düşman eder.

7- Yavrunun duyu organlarını geliştirecek eksersizler:

Köpeklerdeki 4 duyu organını geliştirecek eksersizler şunlardır:
a) Koku alma duyusunun geliştirilmesi,
b) İşitme duyusunun geliştirilmesi,
c) Görme duyusunun geliştirilmesi,
d) Tat alma duyusunun geliştirilmesi.

8- Yavrunun tasma sevk kayışına alıştırılması:

Yavru 2 aylık olduktan sonra ayarlı deri tasmaya alıştırılabilir. Bir kaç gün içinde bu işe alışır. 3 ay içinde tasmaya sevk kayışı da bağlayarak yavruyu gezintiye çıkarmalıyız.

9- Yavrunun sosyal çevreye uyumu:

yavruları aynen çocuklara benzerler. İlk gördükleri canlı cansız her şeye şı merak duyarlar. Hatta mimik jestleriyle onun ne olduğunu öğrenmek istediklerini belirtmeye çalışırlar. ilk fırsatta o şeyi kesinlikle koklar kokusunu aldığı nesneyi hayat boyu unutmazlar. Bu merakları nedeniyle köpekleri 6 ay içinde sosyal çevreye alıştırmak gerekir.

10- Yavrunun kulübeye veya barınağa alıştırılması:

köpekleri özellikle hürriyetlerine çok düşkün bir hayvandır. Bu nedenle henüz 8 haftalıkken yavrular mutlaka kafes veya barınağa konulmalı alıştırılmalıdır.

11- Yavrunun başkası tarafından verilen yemeği reddetmesi:

yetiştiriciliğinde bu önemli bir konudur. küçükken kendi sahibinin elinden kendi kabından yemeğe alıştırılmalı dışardan verilen yemekleri kabul etmemelidir. Ayrıca beslenmesi ihmal edilmemelidir.

-Yavruların kötü huylarından vazgeçirilmesi:

Yavrunun kötü huyları şunlardır:
a) Çevredeki eşyaları hırpalayıp dağıtmak,
b) Kavgacı olması
c) Çekingen korkak olması
d) Şımarık sırnaşık olması
e) Çevredeki canlılara saldırması
f) Hiç havlamaması.
4 aya kadar yavrunun bu kötü huylan mutlaka önlenmeli, 4 6 ay arasında noksan veya olan konularda gerekli pekiştirmeler yapılmalıdır.

13- Yavrulara eğitim ile ilgili sözcüklerin Öğretilmesi:

Yavru köpeğe 3-4 aydan sonra gel, git,bak, hayır, kal, yat, ara, bul, getir, götür vb. sözcükler öğretilebilir.

14- Yavrulara bekçilikle ilgili egzersizler:

Bekçilik köpeğin yaradılışında mevcut içgüdüsel bir özelliğidir. Ayrıca köpeklerde büyük ölçüde bir kıskanma hissi de mevcuttur. Kendisine ait eşyayı, yemeğini, kaldığı evi, ev halkını özetle her şeyi büyük bir ciddiyetle cesurca korur. Bu nedenle onu daha da eğiterek canımızı malımızı teslim edebiliriz. köpeğinde bu şekilde gelişerek bağlı olduğu kişileri canı pahasına mutlaka korur. Bu huyunu ilerletme egzersizlerini de annesinden alır. Bekçilik yapacak bir 2 aylıktan itibaren bakıcısıyla tanıştırılmalı nöbet tutacağı yere yavaş yavaş alıştırılarak bağlanmalıdır. 6 ay olduktan sonra gündüzleri bağlanmalı, geceleri serbest bırakılmalıdır. Yemeği suyu bakıcısı tarafından verilmelidir Bekçi köpeklerine genellikle dur, hayır, tut gibi kelimeler mutlaka öğretilmelidir.

15- Yavrularda çoban köpeği ile ilgili egzersizler:

Çoban köpeği olacak yavrular 4 aylık olduktan sonra imkanlar elverdiğ anneleri ile birlikte sürüye götürülmelidir. Sürüye götürülecek köpeklerin çok cesaretli, çevik kuvvetli olması için iyi beslenmeleri gerekir. Sürüye gidecek yavru köpeklerin kesinlikle ezdirilmemesi gereklidir. Bilakis bu yavruların cesaretini artırması için işe yaramayan imha edilecek yavru üzerinde cesaretlerini arttıracak çeşitli egzersizlerle köpeklerin cesaretleri, kendine güveni artırılmalıdır. Böylece vahşi hayvanlara şı mücadele yeteneği kazandırılmalıdır.

2- ERİŞKİN KÖPEKLERİN EÐİTİMİ:

Erişkinlik çağı köpeklerinde aylıktan sonra başlar. Bu dönemde uygulanacak daha zor ağır olur. Bunun için yavru köpeklere uygulanan aksatılmadan, eksiksiz sabırlı bir şekilde yapılmalıdır ki, erişkin dönemdeki eğitim kolay iyi sonuçlar verir.Erişkin köpeklere uygulanacak eğitim iki aşamalı yapılmalıdır.
a) eğitimler,
b)Özet eğitimler
Bu eğitimleri sırasıyla ele alalım.
a) eğitimler:
eğitimde amaç genel olarak verilecekler emri köpeğin eksiksiz olarak yapması hedeflenir, Eğitim erken (6-7 ayında) başlarsa daha iyi olur. eğitim eğitiminin temelini teşkil eder.
Bu eğitim de aşamalı olarak uygulanır.
a) itaat :
itaat ı sıkmadan günde 2 saat süreyle uygulanması gereklidir. Bu eğitimde kontrol altına alınabilmesi için topuk, yat, kalk, otur, hayır, kal, sürün,yapma vb. gibi kelimeler öğretilir uygulamalı olarak yaptırılır.
b) İleri itaat
Bu eğitimin amacı itaat eğitimlerini uzaktan serbest egzersizlerle yaptırmak bunun sonucunda bakıcının üzerindeki etkisini artırmak köpeğin uzaktan kontrolünü yapmaktır.
c) Destek :
Destek eğitimleri adı altında köpeklerin fiziki güçlerinin geliştirilmesi genel bilgi eğitimlerinin yaptırılmasından oluşur.

1- Fiziki gücü geliştirme eğitimleri:

-Yüksek atlama gücünü artıracak engel ,
-Uzun atlama gücünü artıracak engel ,
-Denge yeteneğini artıracak engel ,
-Tırmanma eğitimini artıracak engel ,
-Güven duygusunu artıracak engel .

2- Genel Bilgi :

Bu eğitimde de ın genel bilgisini artıracak egzersizler yaptırılır.
-Saldırganlık ,
-Yabancıların aranma
-Bina, banka, mağaza gibi yerlerde arama
-Kısa iz takibi ,
-Köpeklerin silah sesine alıştırılması .

B- Özel Eğitimler:

Bu eğilimler 15-18 aylık iken uygulanır.Bu bölümde köpeklere:
1- Bekçi köpeği ,
2- Devriye köpeği eğitim,
3- Av köpeği ,
4- Çoban köpeği ,
5- Narkotik madde arama eğitim,
6- Keşif köpeği gibi eğitimler yaptırılır.Bu eğitimlerden geçen köpekler bu işleri rahatlıkla yaparlar. köpeklerinin diğer köpeklere orada bu eğitimleri daha iyi uygulayan verilen görevi daha iyi yapan, aranan bir ırkı olduğu tespit edilmiştir.


kangalefsanesi.com

kaynak: hayvanlar.us

Kocaeli”nin Kandıra ilçe Kaymakamı Mehmet Sarıcan, 1967 yılında Yeşilyurt”ta doğdu. İlk, orta lise öğrenimini aynı yerde tamamladıktan sonra 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi ü“nden mezun oldu. Sarıcan, mezuniyet sonrası kısa süre idari yargı hakim adayı olarak çalıştı. 1990 yılında Balıkesir“de Kaymakam adayı olarak mesleğe başladı. Sarıcan, Bozcaada, Hisarcık, Kozluk, Kumru kaymakamlıklarında bulunduktan sonra 13 Ekim 2003“de Kandıra Kaymakamlığına atandı.

Kocaeli”nin Kandıra ilçesinde meydana gelen kazasında ağır yaralanan Kandıra Kaymakamı Mehmet Sarıcan (40) 4 Mart 2007 günü vefat etti.


Kandıra Devlet Hastanesindeki müdahalenin ardından Kocaeli Üniversitesi Fakültesi Araştırma Uygulama Hastanesine kaldırılan Kaymakam Mehmet Sarıcan”ın, müdahaleye rağmen nı kaybettiği öğrenildi.

Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Demirci, Kaymakam Sarıcan”ın hastaneye getirildiğinde kalbinin solunumunun durmuş olduğunu belirterek, “Tüm müdahalelere rağmen kendisini hayata döndüremedik. 14.40″da nı kaybetti” dedi.

Öte yandan, kazada yaralanan Kaymakam Sarıcan”ın ı Şule Sarıcan ile arkadaşı Aslı Koç kamyonette bulunan Mehmet Albaş, Hakkı, Enes Aladağ”ın tedavilerinin Kocaeli”ndeki çeşitli hastanelerde devam ettiği öğrenildi.

Kandıra Kaymakamı Mehmet Sarıcan”ın kullandığı 41 N 1883 plakalı otomobil ile şı yönden gelen Mecit Kurtoğlu yönetimindeki 34 AUM 15 plakalı kamyonet, Kandıra ilçesinin Akdurak Mahallesi İmam Hatip Lisesi kavşağında çarpışmıştı. Kazada, Kandıra Kaymakamı Mehmet Sarıcan ile birlikte 6 kişi yaralanmıştı.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

15 Eylül 1954’te Malatya’da doğdu.

Babası ”ın Gürün ilçesinde, annesi Gülvart ise ”ın ilçesinde doğup büyüdü. Anne babası 1961 yılında İstanbul”a taşınmalarının ardından boşandı. Anne babasının boşanması nedeniyle iki kardeşiyle birlikte ortada kaldılar Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi’nin yetimhanesine yerleştirildi.

Üç kardeş ilkokulu bu Kiliseye bağlı İncirdibi İlkokulu’nda okuyup, yazları da okulun Tuzla’daki kampında barındılar. Hrant Dink Ortaokulu Becziyan, liseyi ise Üsküdar’daki Surp Haç Tıbrevank yatılı okulunda tamamladı. Lisenin ardından İstanbul Fen Fakültesi’nde Zooloji lisans okumaya başlayan Dink bu esnada ilkokuldaki yuvada tanıştığı Silopu doğumlu Ermeni Varto aşiretinden Rakel Yağbasan ile evlendi aynı zamanda Ermenileri Patriği Şınorhk Kalustyan’ın yanında çalışmaya başladı.

Zooloji lisansı bitiren Dink bu kez İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okudu bu esnada da üç çocuk sahibi oldu. Dink eşi bu tarihlerde Tuzla’daki Çocuk Kampını yönetmeyi üstlendiler.
1980-1990 yılları arasında iş yla yetinen kardeşleriyle birlikte bir kitabevi işleten Dink 1990 yıllarından itibaren tekrar Ermeni Toplumu içindeki faal yaşantısına döndü.
Bu yıllarda Marmara gazetesinde “Çutak’ rumuzuyla Ermeni tarihiyle ilgili Türkiyede çıkan kitaplara ilişkin kritikler yazdı.
1996’da birkaç arkadaşıyla birlikte dönemin Patriğinin de teşviğiyle AGOS Gazetesi”ni kurdu.
Dink bu tarihten itibaren de yazdığı yazılarla yabancı basında dile getirdiği görüşlerle dikkat çekti.
Amerika, Avustralya, Avrupa Ermenistan’da çok sayıda konferansa katılan Dink Ermeni Kimliği Ermeni Tarihi üzerine geliştirdiği yeni söylemlerle ndı.

Ödüller
2005 yılında ’de İnsan Hakları Derneği tarafından Dink’e “Ayşe Nur Zarakolu Düşünce İfade Özgürlüğü Ödülü” verildi.
Dink’e verilen bir diğer ödül ise 2006’da Alman Stern Dergisi Kurucusu Henri Nannen adına dünya çapında nan “Düşünce Özgürlüğü Cesur Gazetecilik Ödülü” oldu.
Dink’e dünya çapında iki ayrı ödül ise bu yılın 18 Kasım’ında Hollanda 24 Kasım’ında ise Norveç’te verildi.
Hollanda’da verilen ödül Pen Award fikir düşünce özgürlüğü,
Norveçte verilen ise Bjornson İnsan Hakları Ödülüydü.
Dink öldürüldüğünde AGOS Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini yazarlığını yapıyordu.
Bu gazeteyi ’nin demokrat muhalif seslerinden biri haline getirmeye, özellikle Ermeni toplumunun uğradığı haksızlıkları kamuoyu ile paylaşmaya çabalıyordu.
Gazetenin en hedeflerinden biri de Ermeni halkları, ile Ermenistan arasında yeniden diyalog kurabilecekleri bir ortamın gerçekleşmesine katkıda bulunmak.
Dink değişik demokratik platformlarda sivil toplum örgütlerinde elden geldiğ görev alıyordu.

Hrant Dink cinayeti
Hrant Dink, 19 Ocak 2007″de Halaskargazi Caddesi üzerinde bulunan Agos Gazetesi çıkışında kimliği henüz belirsiz kişi ya da kişilerin silahlı saldırısı sonucunda olay yerinde nı kaybetti. Başına boynuna isabet eden üç şunla nı kaybeden Dink”in cesedinin yakınında 4 boş kovan bulundu. Suikast gerek , gerekse Dünya basınında geniş yankı uyandırdı Cumhurbaşkanı sayın Ahmet Necdet Sezer Başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan da başta olmak üzere tüm siyasiler Genelkurmay başkanı sayın Yaşar Büyükanıt bu suikasti lanetlediklerini açıkladılar. Olayın ardından Ermeni Patriği sayın Mesrob Mutafyan da cinayeti kınayarak Ermeni cemaat için 15 günlük yas ilan etti. Hrant Dink”in avukatı Erdal Doğan Dink”in tehdit edildiğini iletti.


Gazeteci- yazar Hrant Dink”in ilgi çekici yaşam öyküsü 2 Ekim 2005 tarihli Hürriyet Pazar”ın Albüm köşesinde Emel Armutçu imzasıyla yayınlanmıştı.

15 Eylül 1954″te Malatya”nın, Ermenilerin de yaşadığı Alevi mahallesi Çavuşoğlu”nda doğar. Terzi Haşim adıyla nan babası Serkis Dink, Malatya Gürünlü”dür. Ondan ikişer yıl arayla iki kardeşi daha doğacaktır ama hayat hikayesinin ana fikri aslında kökenli annesinin adında gizlidir: Gülvart. Gül çe”de bildiğiniz anlamdadır, gül. Vart ise gülün Ermenice şılığı! Daha o doğmadan çok önce annesine verilen isim, “birlikte yaşama”nın ne anlama geldiğini anlatır aslında.

Babası kumara düşkün bir adamdır. Bu yüzden, o yedi yaşında, kardeşleri de daha küçükken, İstanbul”a kaçar-göçerler. Ancak daha geleli birkaç ay olmuştur ki annesi babasını kahvede oyun oynarken her yakaladığında kavgalar başlar. Ayrılık da ardından gelir. üç kardeş, “ortada kalma”nın ne olduğunu hiç unutamayacakları şu görüntüyle öğrenirler: Dayının evinin önünde, anne, anneanne, yengeler pencereden “babanıza gidin” diye seslenirken, baba sokağın köşesinde, “oraya gidin” işareti yapmaktadır. Bir süre ne yapacaklarını bilemeyen üç kardeş, birden aynı anda, ters yöne doğru koşmaya başlar. Ancak üç gün sonra Kumkapı”da bir çı sepetinin içinde, aç sefil, uyurken bulunurlar. Sonraki durak, Gedikpaşa”daki Ermeni yetimhanesidir.

On yılı yetimhanelerde geçer. Yüz kadar çocukla birlikte, daha küçücük yaşta kendi işlerini kendi gördükleri, sürekli bedenen çalıştıkları bu yılların, karakterini şekillendirdiğini düşünür, sevgiyle anar. Ama her şey o kadar pembe değildir elbette: Sonuçta yetimhanedir yaşadığı yer. tüm yetimhane hikayelerinde olduğu gibi, onunkinde de gündüz ayakta kalmak için mücadele olduğu kadar, gece gözyaşlarıyla yastığı ıslatmak da vardır… Gözyaşlarında babaya kızgınlık, anneye kutsama vardır… Haylazlık yaptıklarında ya da Ermenice konuşmadıklarında sürekli dayak vardır…

YETİMHANEDEKİ ÇOCUKLUK AŞKIYLA EVLENDİ
Bir gün Rakel”i getirirler yetimhaneye. 1915 karmaşasından kaçıp, uzun yıllar Cudi dağında çadırlarda yaşamış “aşağı” yeni inmiş bir aileden, Kürtleşmiş bir Ermeni ıdır. Ne çe, ne Ermenice bilir. Ona “abi” olur, çe, Ermenice öğretir, hiç yanından ayrılmaz. İstanbul”daki Ermeni çocuk yuvalarında, harçlık parasına çalıştığı lise yıllarında bir ara izini kaybeder, tekrar şılaştıklarında Rakel büyümüş, 14″üne gelmiştir! 20″sindeki Hrant bir daha yanından ayrılamaz. Bir yıl kadar sonra evlenirler.

O sıralar çoktan sol siyasete bulaşan, hatta “en köylü” örgüte sempati duyan, ancak silah külah şiddetle arası hiç iyi olmayan Hrant, bu sayesinde çatışma meraklısı soldan uzaklaşır. Ama Eylül sonrası gözaltına alınıp işkence görmekten kurtulamaz. Örgütle birlikte eylem yaptığından değil, sadece ortanca kardeşi Hosrop”un “afacan”lığından.

Kardeşleri onun gibi okumaya meraklı değildir, o liseyi bitirip İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi”nde Zooloji okurken, yetimhaneden daha erken ayrılan kardeşleri çıraklık, yamaklık filan yapıp hayata atılırlar. Ama Hosrop”un yurtdışı hayalleri vardır. Eylül döneminde yurtdışına çıkmak zor olduğundan Beyrut”a gidip oradan Avrupa”ya gidip gelmeye başlar. Beyrut”ta ölmüş birinin kimliğiyle! Bir maceradır onunki, siyasetle ilgisi yoktur ancak o kimlikle bir gün ”de yakalanınca asıl kimliği ortaya çıkmasın diye ağabeyi Hrant”ın “arkadaşı” olduğunu söyleyince, işler arap saçına döner. Ne yazık ki Asala”nın Avrupa”da diplomatlara şı korkunç eylemler gerçekleştirdiği yıllarda Beyrut Ermeni kelimeleri bir araya gelince, işin doğrusunu anlatmak oldukça zordur. Her ikisi de polisin elinden sağ olarak zor kurtulur.

İlk olaydan sonra kardeşine diskurlar çekip askere yollayan Dink, kardeşini bulmak için polisin yaptığı ikinci sorguda doğruyu açıklar, “o benim arkadaşım değil, kardeşim, öyle söyleyince korumak zorunda kaldım” der. Ancak mimlenmiştir bir kere. Sonrasında gelişen tüm olaylar, her yolun Roma”ya çıkması misali ona çı: Mesela, yönettiği çocuk kampında yetişen bir gencin adının Avrupa”ya gider gitmez bir Asala eyleminde geçmesi, sonra doğru olmadığı ortaya çıksa da onun sorgulanmasına olur. Ya da kendi yetiştiği yetimhanenin sert müdürü Eylül sonrası Türklük aleyhtarı eylemlerde bulunduğu gerekçesiyle gözaltına aldığında o sıralarda Fransız konsolosluğunu basan Asala militanları, şartları arasında onun da serbest bırakılmasını istediklerinde, emniyete davet edilen yine Dink olacaktır. Şöyle açıklar bu durumu: “Ya ben tehlikeyi çok sevdim, ya tehlike beni. Ama inanılmaz derecede de masumdum.”

Aslında Zooloji”den mezun olduktan sonra canlılar dünyası bilimi çok sevdiği için “biyoloji felsefesi”nde akademik kariyer yapmak istemiştir. O dönem bu ün kürsüsü kurulmayınca, yeniden üniversite sınavlarına girerek felsefe üne kaydolmuştur. Onu da son sınıfta bir hocanın gereksiz disiplini kendi inadı yüzünden bırakır. İki kardeşiyle yayınevi, kırtasiye işini sürdürürken eşi Rakel”le birlikte, kendileri gibi Anadolu”dan gelen kimsesiz yoksul çocukların yetiştiği Tuzla Ermeni Çocuk Kampı”nı yönetmeye başlar. Yoktan varedilen bu kampa ne zaman (21 yıl sonra) devlet tarafından el konur, o “bir dakika” der.

AZINLIK OLDUÐUNU HİSSETTİÐİ ANLAR
O güne kadar, hiç “azınlık” olduğunu hissetmemiştir. Yüzlerce çocuğa barınak olan okul ellerinden bir anda alınınca, farklı bir muamele gördüklerine verir. ndaki bir diğer dönüm noktası da askerliğinde gizlidir: Denizli”de piyade alayında sekiz ay yaptığı askerliğinde, bütün arkadaşları çavuş olup, sınavdan yüz üzerinden yüz almasına rağmen o olamayınca çok üzülür. Çavuş olmayı o kadar önemsediğinden değil ama negatif ayrımcılığı hissettiği için. Buna, hem de iki saat kadar ağlayacağını hiç aklına getirmemiştir. Artık kimliğime daha fazla sahip çıkmalıyım, diye düşünür.

Uzun bir yolculuktur bu: 1915 Varlık vergisi yılları bir yana, Kıbrıs meselesinin başlamasıyla ortaya çıkan bir gerginlik sözkonusudur. Ardından Asala eylemlerinin yoğunlaştığı onun deyimiyle ”deki Ermeniler”in başı önde dolaşmaya başladığı yıllar gelir. Sonra Kürt sorunu, Ermeni sorunuyla birlikte konuşulmaya başlanır. Devletin bakanlarının ağzından “Apo Ermeni dölü” gibi lafların edildiği karanlık yıllardır bunlar. Bitmez, bir de Ermenistan Karabağ savaşının yansımaları gelir. Yine onun deyimiyle Ermeniler”in her gün evlerinde kendini solucan gibi hissettiği günler… Bu ruh halinden sıyrılmak gerekir.

Bazı cemaat gazetelerinde kritikleriyle başlar yazmaya… Sonra medyadaki yalan yanlış haberleri düzeltmekte ortaya çı adı. Patrikhane”ye, “Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır” diyen de odur. Bunun için bir çe gazete çıkarmayı öneren, 1800 başlayan tirajı şimdi altı bine ulaşan, Ermeniler kadar okuyucusu da olan, Ermeni toplumuyla iletişim kurmak isteyen her siyasetçinin, akademisyenin aradığı Agos gazetesinin yayın yönetmenliğini üstlenen de.

Sonuçtan memnundur. Ona göre Agos, sadece Ermeni sorunlarıyla ilgilenen bir gazete olmakla kalmamış, ”nin demokratikleşmesinin bir parçası olmuştur. Onun istediği de budur: “Biz Ermenilerin sorunları çözülmüş, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, eşcinsellerin sorunları çözülmemiş, bu neye yarar ki?”

Ama o, bir gazetenin bunu yapmaması, Ermeni cemaatinin sivil bir merkezi olması gerektiğini söyler. “Laik bir ülke olan ”de bir cami mütevelli heyetinin yanıbaşındaki okulu da idare etmesini düşünebilir misiniz? Buna dünyadaki hangi laik ülke tahammül edebilir? Ama bizde oluyor, kilise, okulu da idare ediyor!” der.


Yayın yönetmeni Hrant Dink”in Agos gazetesinde yayınlanan 19 Ocak tarihli son yazısı.

“Ruh halimin güvercin tedirginliği”

Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten ’dan aşinaydım. 2002 yılında ’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “ olmadığımı… Türkiyeli Ermeni olduğumu” söylediğim için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.

Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. ’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri.

Şişli Savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “Türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı bu komedi de bitecekti.
Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum.Kendimden emindim
Ama hayret işte! Dava açılmıştı.
Yine de iyimserliğimi kaybetmedim.

O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir ında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz’e “Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı.

Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu.

Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.
“Ya sabır” çeke çeke…
Ama dönülmedi.
Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime verdi.
Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şındım… Kırgınlığım isyanım had safhadaydı.

“Bak şu bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca.

Davanın her celsesinde “ün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, programlarında. Her seferinde “ düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı küfürlerle.

Pankartlarla hakaretler yağdırıyorlardı. Yüzlerceyi bulan aylardır yağan , email, mektup tehditleri her seferinde biraz daha artıyordu.

Tüm bunlara “Ya sabır” çekip, beraat ını bekleyerek dayanıyordum. açıklandığında olsa gerçek ortaya çıkacak bu insanlar yaptıklarından utanacaklardı.

Tek silahım samimiyetim Ama işte çıkmıştı tüm ümitlerim yıkılmıştı. Gayrı, bir insanın olabileceği en sıkıntılı konumdaydım.

Hakim “ Milleti” adına vermişti benim “Türklüğü aşağıladığımı” hukuken tescillemişti. Her şeye dayanabilirdim ama buna dayanmam mümkün değildi.

Benim anlayışımla, bir insanın birlikte yaşadığı insanları etnik ya da dinsel herhangi bir farklılığı nedeniyle aşağılaması ırkçılıktı bunun bağışlanır bir yanı olamazdı.

İşte bu ruh haliyle, kapımda hazır bekleyen “Daha önce dile getirdiğim gibi ülkeyi terk edip etmeyeceğim”i teyit etmek isteyen basın medyadan arkadaşlara şu açıklamada bulundum:

“Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay’da temyize başvuracağım gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gideceğim. Bu süreçlerden herhangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edeceğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla birlikte yaşama hakkı yoktur.”

Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi.

Kara mizah

Ama gelin görün ki beni insanının gözünde yalnızlaştırmaya açık hedef haline getirmeye çalışan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkımda dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın medya vermişti ama onların gözüne batan ille de AGOS’takiydi. AGOS sorumluları ben, bu kez de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk. “Kara mizah” dedikleri bu olsa gerek.
Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargıyı etkileme hakkı olabilir ki?
Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.

Devleti adına”

İtiraf etmeliyim ki ’deki “Adalet sistemi”ne “Hukuk” kavramına olan güvenimi fazlasıyla yitirmiş durumdaydım.

yitirmeyeyim? Bu savcılar, bu hakimler üniversite okumuş, hukuk fakültelerini bitirmiş insanlar değiller mi? Okuduklarını anlayacak kapasitede olmaları gerekmiyor mu?

Ama gelin görün ki, bu ülkenin Yargı’sı bir çok devlet adamının siyasetçinin de dile getirmekten çekinmediği gibi bağımsız değil.

Yargı yurttaşın haklarını değil, Devlet’i koruyor.
Yargı yurttaşın yanında değil, Devlet’in güdümünde.
Nitekim şundan bütünüyle emindim ki, hakkımda verilen kararda da her ne kadar “ Milleti adına” deniyor olsa da, şu çok açık ki “ Milleti adına” değil, “ Devleti adına” verilmiş bir karardı bu. Dolayısıyla, avukatlarım Yargıtay’a başvuracaklardı, ama bana haddimi bildirmeye vermiş derin güçlerin orada da etkili olmayacaklarının garantisi neydi?

Hem sonra zaten, Yargıtay’dan hep doğru kararlar mı çıkıyordu?
Azınlık Vakıfları’nın mülklerini elllerinden alan haksız kararlara aynı Yargıtay imza atmamış mıydı?
Başsavcının çabasına rağmen
Nitekim işte başvuruda bulunduk da ne oldu?
Yargıtay Başsavcısı tıpkı bilirkişi raporunda olduğu gibi suç unsuru bulunmadığını belirtti beraatimi istedi ama Yargıtay yine de beni suçlu buldu.
Ben yazdığımdan ne kadar eminsem Yargıtay Başsavcısı da o kadar okuyup anladığından emindi ki, karara da itiraz etti davayı Genel Kurul’a taşıdı.
Ama, ne diyeyim ki, bana haddimi bildirmeye soyunmuş olan muhtemelen de davamın her kademesinde bilemeyeceğim yöntemlerle varlığını hissettiren o büyük güç, işte yine perde arkasındaydı. Nitekim Genel Kurul’da da oy çokluğuyla benim Türklüğü aşağıladığım ilan edildi.

Güvercin gibi

Şu çok açık ki, beni yalnızlaştırmak, savunmasız kılmak için çaba gösterenler, kendilerince muradlarına erdiler. Daha şimdiden, topluma akıttıkları kirli yanlış bilginin tesiriyle Hrant Dink’i artık “Türklüğü aşağılayan” biri olarak gören sayısı hiç de az olmayan önemli bir kesim oluşturdular.

ımın güncesi hafızası bu kesimdeki yurttaşlar tarafından gönderilen öfke tehdit dolu satırlarla yüklü.
(Bu mektuplardan birinin Bursa’dan postalandığını yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli kaygı verici bulduğumu tehdit mektubunu Şişli Savcılığı’na teslim etmeme rağmen bugüne değin herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not düşeyim.)

Bu tehditler ne kadar gerçek, ne kadar gerçek dışı? Doğrusu bunu bilmem elbette mümkün değil.
Benim için asıl tehdit asıl dayanılmaz olan, kendi kendime yaşadığım psikolojik işkence.
“Bu insanlar şimdi benim hakkımda ne düşünüyor?” sorusu asıl beynimi kemiren.
Ne yazık ki artık eskisinden daha fazla nıyorum insanların “A bak, bu o Ermeni değil mi?” diye bakış fırlattığını daha fazla hissediyorum.
refleks olarak da başlıyorum kendi kendime işkenceye.
Bu işkencenin bir yanı merak, bir yanı tedirginlik.
Bir yanı dikkat, bir yanı ürkeklik.
Tıpkı bir güvercin gibiyim…
Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım.
Başım onunki kadar hareketli… anında dönecek denli de süratli.

İşte size bedel

Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek?
“Canım, 301’in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?”
Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi…
İşte size bedel… İşte size bedel…
İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..?
Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?
“Ölüm-Kalım” dedikleri
Kolay bir süreç değil yaşadıklarım… ailece yaşadıklarımız.
Ciddi ciddi, ülkeyi terk edip uzaklaşmayı düşündüğüm anlar dahi oldu.
Özellikle de tehditler yakınlarıma bulaştığında…
O noktada hep çaresiz kaldım.
“Ölüm-Kalım” dedikleri bu olsa gerek. Kendi irademin direnişçisi olabilirdim ama herhangi bir yakınımın yaşamını tehlike altına atmaya hakkım yoktu. Kendi kahramanım olabilirdim, ama bırakın yakınımı, herhangi bir başkasını tehlikeye atarak, yiğitlik yapmak hakkına sahip olamazdım.
İşte böylesi çaresiz zamanlarımda, ailemi, çocuklarımı toplayıp, onlara sığındım en büyük desteği de onlardan aldım. Bana güveniyorlardı.
Ben nerede olursam onlar da orada olacaktı.
“Gidelim” dersem geleceklerdi, “Kalalım” dersem kalacaklardı.
Kalmak direnmek
İyi de, gidersek nereye gidecektik?
Ermenistan’a mı?
Peki, benim gibi haksızlıklara dayanamayan biri oradaki haksızlıklara ne kadar katlanacaktı? Orada başım daha büyük belalara girmeyecek miydi?
Avrupa ülkelerine gidip yaşamak ise hiç harcım değildi.
Şunun şurasında üç gün Batı’ya gitsem, dördüncü gün “Artık bitse de dönsem” diye sıkıntıdan kıvranan ülkesini özleyen biriyim, oralarda ne yapardım?
Rahat bana batardı!
“Kaynayan cehennemler”i bırakıp, “Hazır cennetler”e kaçmak herşeyden önce benim yapıma uygun değildi.
Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardandık.
’de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de ’de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, binlerce dık madık dostumuza olan saygımızın gereğiydi.
Kalacaktık direnecektik.
Bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama… Tıpkı 1915‘teki gibi çıkacaktık yola… Atalarımız gibi… Nereye gideceğimizi bilmeden… Yürüyerek yürüdükleri yollardan… Duyarak çileyi, yaşayarak ızdırabı…
Öylesi bir serzenişle işte, terk edecektik yurdumuzu. gidecektik yüreğimizin değil, ama ayaklarımızın götürdüğü yere… Her neresiyse.

Ürkek özgür

Dilerim böylesi bir terk edişi hiç ama hiç yaşamak mecburiyetinde kalmayız. Yaşamamak için fazlasıyla umudumuz, fazlasıyla da nedenimiz var zaten.
Şimdi artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruyorum.
Bu dava kaç yıl sürer, bilemem.
Bildiğim beni bir miktar rahatlatan gerçek şu ki, hiç olmazsa dava bitene kadar ’de yaşamaya devam edeceğim.
Mahkemeden lehime bir çıkarsa kuşkusuz çok daha sevineceğim bu da demektir ki artık ülkemi hiç terk etmek zorunda kalmayacağım.
Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak.
Yargılanmalar sürecek, yeniler başlayacak. Kimbilir daha ne gibi haksızlıklarla şı şıya kalacağım?
Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım.
Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.
Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler.
Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.


Kaynaklar: Emel Armutçu (Hürriyet), AGOS Gazetesi

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1964 doğumlu olan Ahmet Raif Ünüvar, Galatasaray Lisesi”nden mezun olup Ortadoğu Teknik Üniversitesi”nde Elektrik Mühendisliği okumuş Yöneylem araştırması, yüksek simulasyon konularında ihtisas yapmıştır.

1994 yılında kurduğu Bender Menkul Değerler A.Ş.”de halen Yönetim Kurulu Üyesi Genel Müdür olarak görev yapmaktadır. Kendi şirketini kurmadan önce yatırım bankacılığı alanında faaliyette bulunmuş başta özelleştirme projeleri olmak üzere, çok sayıda şirket değerlemesi fizibilite çalışmalarında yer almış, yabancı yatırımcıların ”de yaptıkları şirket evlilikleri şirket alım satımlarında, aracılık danışmanlık hizmetleri vermiştir.

Marmara Üniversitesi”nde Bankacılık Finans üstüne master çalışması olan Ünüvar, İngilizce Fransızca bilmektedir.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1935 yılında ’ın ilçesinde doğdu.26 yaşında basketbola başladı.Teknik Üniversite Altınordu’da basketbol oynadı.’nin Avrupa’nın en uzun sporcularından biriydi.(2.15 m) 73 kez Milli Takım’da oynadı.1983 yılında öldü.

kaynak: kimkimdir.gen.tr


Oy Gülüm Yağmur Yağar Yerlere

Nevşehir/Hacıbektaş-Veli -TRT İstanbul

Oy Gülüm Yağmur Yağar Yerlere
Oy Gülüm Su Birikir Göllere
Oy Gülüm Yağmur Yağar Yerlere
Oy Gülüm Su Birikir Göllere

Oy Gülüm Vay Gülüm Gurban Olayım
Oy Gülüm Vay Gülüm Ağzındaki Dillere
Oy Gülüm Vay Gülüm Gülüm Gülüm Sümbülüm
Oy Gülüm Vay Gülüm Gülüm Gülüm Sümbülüm

Oy Gülüm Giderken Bize Uğra
Oy Gülüm Kebabı Köze Doğra
Oy Gülüm Benden Başka Seversen
Oy Gülüm Dermansız Derde Uğra

Oy Gülüm Vay Gülüm Gurban Olayım
Oy Gülüm Vay Gülüm Ağzındaki Dillere
Oy Gülüm Vay Gülüm Gülüm Gülüm Sümbülüm
Oy Gülüm Vay Gülüm Gülüm Gülüm Sümbülüm


Odluhlu Yay Gabahlı Gözelim

Azerbaycan-Yöre Ekibi-Nida Tüfekçi

Odluhlu Vay Gabahlı Gözelim
Dolanım Başına Dolanmah Gerek
İreldeki Senden Gözel Olmuyor
Od Düştü Bağa Talanmah Gerek

Gadanı Men Alım
Sevdanı Men Alım
Ak Elvan Dur Sallan
Bahta Var Men Ölüm

Tara Hanım Tara Zülfün İnşallah
Vaz Gel Mene Neva Yürekte
Gaşan Sürme Gözen Yesme Yakanda
Ağzı Burnu Gaşın Göynümden Gerek

Gadanı Men Alım
Sevdanı Men Alım
Ak Elvan Dur Sallan
Bahta Var Men Ölüm

Bağlamışam Dili Bağım Zülfüne
Menim Kimin Heyran Halın Zülfüne
Tapşırıp Giderem Cana Zülfüne
Yahşi Sakla Sende Emanetimdir

Gadanı Men Alım
Sevdanı Men Alım
Ak Elvan Dur Sallan
Bahta Var Men Ölüm


Yüce Dağ Başına Yağmış Gibi

/-TRT-Haydar Yiğitler


Nazar Gıl Gönlüm Şehrine

//Mesci Köyü-Yusuf Şahin-Ahmet Yamacı


Aşağıdan Gelen Yare Bak

//Karasuver Köyü-Bağdat Şahinkaya-Sedef Yılmaz-Orhan Gazi Yılmaz


Akçayım Boydan Boya

//Karasuver Köyü-Fatma Yılmaz-Şenay Erden-Orhan Gazi Yılmaz


Gidersen Göndereyim

//Karasuver Köyü-Veli Yılmaz-Orhan Gazi Yılmaz


Çay Aşağı İz Gider

/-Muhlis Akarsu-Yücel Paşmakçı


Bülbül Bir Guzlar

/-Âşık Ahmet Başer-Muzaffer Sarısözen


Kavakta Kuru Dal Var

//Karasuver Köyü-Fatma Çipil-Sedef Yılmaz-Orhan Gazi Yılmaz


Saba Mülkün Verir Bade

/


Köpeklerinin