100% Resale Rights! Your Auto-Website Builder Add Hot, Fresh, Search Engine Optimized, Keyword-Targeted Blog Content to Your Site Automatically! Build a Giant Website With Thousands of Pages Instantly - All Real Content! No Spam Pages! Blog Spider Pro utilizes the latest technologies to feed your website with hot, fresh, keyword-targeted, theme-related content and stories automatically, quickly and easily! Important Note: You do not really need to know any technical information about blogs, RSS or any of the latest technologies to use Blog Spider Pro. Blog Spider Pro considers several factors: 1. Unique content 2. Optimal internal link structure 3. Optimal file size 4. Scalability Here"s a list of Auto-News Builder features and benefits: Generate thousands of keyword-targeted, theme-related content pages. Content is always fresh and optimized. Blog Spider Pro is your automatic website site builder. Build a giant website with 10,000 pages instantly... all real content rather than spam pages. Blog Spider Pro GENERATES new pages every time and adds them to your site! It does not generate a fixed number of pages that keep getting ed. What does this do? It increases your listings in search engines which translates to increased traffic potential. Fetch niche blog content by entering targeted keywords related to your site theme/topic/niche. You can also add RSS xml links manually. Just make sure you remove links of sites that do not permit you to use their content, ok? Multilingual support! This hot feature alone is worth more than the cost Blog Spider Pro. Auto-build websites with multilingual content like: Spanish, German, Italian, French, etc. to take advantage of the growing foreign PPC markets! Blog Spider Pro is a standalone software. No add on script or code is required! No need to use Blogger.com, Word Press, Movable Type or ANY similar stuff in order to be able to use Auto-Blog Builder. Encourages More Search Engine Spider Visits and Higher Search Engine Rankings! Blog Spider Pro increases the frequency of search engine spider visits to your website and improves your search engine ranking. Fully Optimized Internal Link Structure for quick indexing by search engine spiders. The aim is to enhance search engine spiders to crawl more of your web pages within a shorter visiting period of time. Increase Your Affiliate Commissions and Google AdSense Earnings*! Easy ad management system - you can customize the space with AdSense, banner ads or text ads Complete reference and credit to content sources. Content sources are always quoted.
1969 İstanbul doğumlu olan Uslu, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu ve aynı üniversitede SBE Tanıtım ve Halkla İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans ve doktorasını tamamladı.
1991-94 yıllarında İ.Ü. İletişim Fakültesi’nde, 1994-2002 yıllarında İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yaptı.
3 Kasım 2002 seçimlerinde İstanbul 2. bölge milletvekili seçilerek 22. Dönem Parlamentosunda “en genç kadın üye” olarak görev yaptı.
Parlamentoda “Avrupa-Akdeniz Parlamenter Asamblesi(AAPA) Türk grubu Başkanlığı”, “Çevre Komisyonu Sözcülüğü”, “Pakistan Dostluk Grubu Başkan Vekilliği”, “Avrupa Parlamentolar Arası Nüfus ve Kalkınma Forumu Üyeliği” ve “Türkiye-İtalya Parlamentolar arası İşbirliği Protokolü Eş Başkanlığı” görevlerini üstlendi.
Uslu halen mensubu olduğu AK Parti’de Halkla İlişkiler Başkan Yardımcısı olarak siyasi hayatına devam etmekte ve “İstanbul Aydın Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi Başkanı” ve öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.
İngilizce bilen, sosyoloji, iletişim, siyasal iletişim ve kadın konularında uzmanlaşan Dr. Uslu’nun Televizyon ve Kadın(2000), İstanbul Rehberi (1996), Kırk Yıllık (1992) isimli kitapları ve çalışma konuları üzerine çeşitli akademik yayın, dergi ve gazetelerde yayınlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır.
Ulusal ve uluslararası ölçekte çeşitli ödüller alan Dr. Uslu International Comminication Association (ICA), Standing Committee Euro-Mediterranian Partnership of The Local and Reginol Authoroties(COPPEM) Kadın Hakları Komisyonu Sözcüsü, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu(TURİNG), The Nonviolent Radical Party, Accademia Italiana Della Cucina gibi çok sayıda sivil toplum kuruluşuna çeşitli kademlerde görev yaparak katkı sağlamaktadır.
Uslu evli ve bir çocuk annesidir.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
Fatih Mika 1956 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Daha sonra İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ndeki eğitimini yarıda bırakarak Yugoslavya’ya gitti, Sarayevo Güzel Sanatlar Akademisi Grafik (Gravür) Bölümü’nden mezun oldu. İhtisasını da aynı Akademi’de Dževad Hozo Atölyesi’nde tamamladı. Fatih Mika çalışmalarını 1989 yılından bu yana Roma’da sürdürmektedir.
KİŞİSEL SERGİLERİ
1989: Belgrad Üniversitesi Kültür Merkezi Sanat Galerisi, Belgrad, Yugoslavya
1989: Rizah Štetić Sanat Galerisi, Brćko, Yugoslavya
1989: Leonardo Sanat Galerisi, Sarayevo, Yugoslavya
1990: Dom Mladih Sanat Galerisi, Sarayevo, Yugoslavya
1991: Café Notegen, Roma, İtalya
1992: Trifalco Sanat Galerisi, Roma, İtalya
1993: Alkent Actuel Art , İstanbul
1994: Ekol Sanat Galerisi, İstanbul
1996: Vakko Sanat Galerisi, Ankara
1996: Vakko Sanat Galerisi, İstanbul
1997: Sait Faik’i Anma Günü, Kalpazankaya, İstanbul
1997: MEB Sanat Galerisi, İstanbul
1998: Upter House, Roma, İtalya
1999: Avezzano Belediyesi Sanat Galerisi, Avezzano, İtalya
2000: Galleria Dei Soldati, Roma, İtalya
2000: Galerija Mak, Sarayevo, Bosna Hersek
2001: Aksanat Cep Galerisi, İstanbul
2001: Ielasi Sanat Galerisi, Ischia, Napoli, İtalya
2002: Tolga Eti Sanat Evi, İstanbul
2002: 12. İstanbul Sanat Fuarı, İstanbul
2003: Nemi Belediyesi, Nemi, Roma, İtalya
2003: 13. İstanbul Sanat Fuarı, İstanbul
2003: İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Sanat Galerisi, İstanbul
2004: 17. Hotel & Restaurant Equipments Fair, İstanbul
2004: “Lale Adına, Osmanlı Dünyası”, Chiostro di San Giovanni, Orvieto, İtalya
2004: Palazzo Gamberini - T.C. Roma Büyükelçiliği - Roma, İtalya
2004: Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı Çeşme Altın Yunus Sanat Galerisi, İzmir
2004: Neo Art Gallery, Roma, İtalya
2005: “Carlo Goldoni” İtalyan Kültür Merkezi, İzmir
2005: Rose e Tulipani……..Santa Lucia, Fonte Nuova, Roma, İtalya
2006 Guttenberg Müzesi (Gravürleri müze koleksiyonunda)
ÖNEMLİ KARMA SERGİLERİ
1986: - 3. Öğrenci Gravürleri Bienali, Belgrad, Yugoslavya
1988: - 4. Öğrenci Gravürleri Bienali, Belgrad, Yugoslavya
-Sarayevo Güzel Sanatlar Akademisi İhtisas Öğrencileri sergisi, Sarayevo, Bosna Hersek
1989: - 5. Uluslararası Baskı Bienali, Varna, Bulgaristan
- 18. Uluslararası Grafik Sanatları Bienali, Ljubljiana, Slovenya
- 1. Yugoslavya Minyatür Sanatlar Bienali, Gornji Milonovac, Yugoslavya
- Petit Format de Papier ´89, Couvin, Belçika
1990: - Intergrafik ´90, Internationale Triennale Engagierter Grafik in der DDR, Berlin, Almanya
- “Il Segno nel Labirinto”, Iraklion, Girit, Yunanistan
- 2° Salon International De La Gravure, Nantes, Fransa
1991: - Uluslararası Grafik Sanatlar Trienali, Krakov, Polonya
- “Intergrafia ´91″, Uluslararasi Gravür Sergisi, Katovize, Polonya
- 6. Uluslararası Baskı Bienali, Varna, Bulgaristan
- “Il Segno nel Labirinto”, Selanik, Yunanistan
- 6. Uluslararası Küçük Boyutlu Baskı Sergisi, Frederikstad, Norveç
- “Presenze- Artisti Stranieri Oggi in Italia”, Perugia, İtalya
1992: - 10. Uluslararası Grafik Trienali, Frederikstad, Norveç
- Dotze Mini Print International De Cadaqués, İspanya
- 17. International Independante Exhibition of Prints , Kanagawa, Japonya
- “La Morte Di un Ipocondriaco”, Trifalco Sanat Galerisi, Roma, İtalya
1993: - 12. Premio Internazionale Biella Per La Incisione , Biella, İtalya
- 20. Uluslararası Grafik Sanatları Bienali, Ljubljiana, Slovenya
- “Dall Arte Il Domani Del Mondo”, Banca D´Italia Kültür Merkezi Sergi Salonu, Roma, İtalya
- Birinci Uluslararası Baskı Bienali, Maastricht, Hollanda
- The 1. Mini Print Slovenia, Maribor, Slovenya
- 1. Mısır Uluslararası Baskı Trienali , Giza, Mısır
- 7. Uluslararası Baskı Bienali, Varna, Bulgaristan
1994: - 4. İstanbul Sanat Fuarı, Galeri Ekol, İstanbul
- 13. Biennal D´Eivissa, Ibiza, İspanya
1995: - 11. Uluslararası Grafik Trienali, Fredrikstad, Norveç
- 21. Uluslararası Grafik Sanatları Bienali, Ljubljiana, Slovenya
- 1. Uluslararası Grafik Sanatları Bienali, Sofya, Bulgaristan
- 18. International Independante Exhibition of Prints , Kanagawa, Japonya
- “Eco e Narciso”, Galleria Trifalco, Roma, İtalya
- “Dall Arte Il Domani Del Mondo”, Banca D´Italia Kültür Merkezi Sergi Salonu, Roma, İtalya
- 5. İstanbul Sanat Fuarı, Galleria Carolina Monti, İstanbul
1996: - 13. Premio Internazionale Biella Per La Incisione , Biella, İtalya
- 14. Biennal D´Eivissa, Ibiza, İspanya
- 8. Uluslararası Küçük Boyutlu Baskı Sergisi, Frederikstad, Norveç
- 6. İstanbul Sanat Fuarı, Minyatür Sanat Galerisi, İstanbul
1997: - 2. Uluslararası Grafik Sanatları Bienali, Bitola, Makedonya
- 19. International Independante Exhibition of Prints , Kanagawa, Japonya
- International Exibition of Graphics and Posters “4th Block”, Harku, Ukrayna
1999: - 3. Mısır Uluslararası Baskı Trienali , Giza, Mısır
- “Cieli e Cupole”, Galleria Lazzari, Roma, İtalya
2000: - Lilla Europa 2000, 1. Küçük Boyutlu Resim ve Baskı Bienali, Hallsberg & Örebro,
İsveç
- 30 x 30 x 30: “l’anomalia dell’impossibile”, Il Quadrato di Omega, Roma, İtalya
- 10ème exposition internationale <Petit format de papier>, Viroinval, Belçika
- 27. Premio Sulmona, Rassegna Internazionale d’Arte Contemporanea,
Sulmona, İtalya
2001: - 2a Rassegna internazionale dell’incisione di piccolo formato, Cremona, İtalya
- III Festival De Gravura, Élvora, Élvora, Portekiz
- International Festival of Graphic Art 2001, Hallsberg & Örebro, İsveç
2002: - Lilla Europa 2002, 2° Biennale of smallscale painting and printmaking,
Hallsberg & Örebro, İsveç
- DYO 30. Resim Yarışması, İstanbul-İzmir-Bursa-Ankara-Antalya
- 11ème exposition internationale <Petit format de papier>, Viroinval, Belçika
2003: - 4. Mısır Uluslararası Baskı Trienali , Giza, Mısır
2004: - The International Print Triennial Dalarnas Museum, Falun, İsveç
- “Obiettivo Pax” Museo Storico della Fanteria, Roma, İtalya
- Kleopatra - Da Michelangelo all´Arte Contemporanea, Baku, Azerbeycan
- 12ème exposition internationale <Petit format de papier>, Nismes, Belçika
- IV. Festival De Gravura Évora, Évora, Portekiz
- 14. İstanbul Sanat Fuarı, ARGAM ile birlikte, İstanbul
- 3° Biennal Internacional D´Art Grafic 2004 “Aqua”, Francavilla Al Mare, İtalya
- 3° Biennal Internacional D´Art Grafic 2004 “Aqua”, Sant Carles De La Ràpita, İspanya
- Lilla Europa 2004, 3. Küçük Ölçek Resim ve Baskı Bienali, Hallsberg & Örebro, İsveç
2005: - Primaverile Romana 2005, Con Il Gianicolo Centro D´Arte Galleria D´Arte
Mika´nın İtalya´daki son sergisinden sonra Arianna di Genova tarafından yazılmış eleştiri:
Fatih Mika, Istanbul´da şekerli baliklar
Masal yaratıları, cennet kusları ya da Boğazicinden siçrayan baliklar, dekoratif bir oyun icinde Hokusai´in ahsap baskilarini animsatiyorlar.
Istanbul´lu gravur sanatçisi Fatih Mika´nin bu gravurleri ( Istanbul Menkul Kiymetler Borsasi Sanat Galerisi´ndeki sergisi) iki defa bakilmayi hakkediyorlar. Biri kullanilan malzeme araciligi ile içine aydinlik bir sekilde girerek.(Kumlamanin lekeci etkisi, seker-baski teknigi ile islenerek daha da hareketlendiren yuzeyler). Digeri ise fantastik oykuler arasinda gezen, hayal kuran, antik mitleri çagristiran buyuleyici kisileri ve gerçekustu renkleri.
Turkiye dogumlu Fatih Mika´nin çok yonlu biçimlenisi onu Sarajevo´ya unlu grafik ve gravur okuluna ogrenim gormeye goturdu, daha sonra da Italya´ya ailesi ile yasamaya, Mika sonucu kestirmeden once teknik ile mudahaleyi seciyor. Boylece asitler formlari degistiriyorlar, sivilar alani “kemiriyorlar”, kirmizilar, toprak renkleri, maviler yeni sinirlar yaratiyorlar.Anlatimci tablo kalibini kaziyarak yerine siirsel bir ormani çiòeklendirmeye birakiyorlar. Daha onceki donemlerin otçulari (Otlar I, 2003 fotgrafta), Hizli simsek gibi kelime (kemik)ayiklayan Eugenio Montale´nin anisina “Murekkep Baligi Kemikleri” (……………………) Boylece onun martilari Haliç´e dogru havalanabilirler yada sadece bir iz olmak için kus olan ile iliskilerini kaybederek konumlarini degistirerek, ic dinamizmleri olan gravur goruntuleri ve yasam.
(Arianna di Genova)
Yıldız Cıbıroğlu´nun Art Life dergisinde yayınlanan FATİH MİKA’DAN GRAVÜR SERGİSİ: AYRINTILAR isimli yazısından…
Fatih Mika’nın 2000 yılında asitoyma, kumlama ve darbeleme tekniğiyle yaptığı Arabesk adlı gravür cesur bir düzenleme ve dikkat çekici bir yapıt. İki öküz, iki tekerlek ve çerçeveli iki kadın imgesiyle önde silik bir erkek imgesi. Arabanın kendisi yok. Onun yerine tablonun karesi var. Picasso’nun bu tablosu (Avignon’lu genç kızlar) çerçevesiyle birlikte arabanın kasasının yerine geçmiş. Arabanın kasası nasıl yük taşıyorsa bu tablonun dörtgeni de iki kadının imgesini taşıyor. Picasso “Barcelona’nın Avignon sokağındaki bir genelevde satılan –belki Kuzey Afrikalı- kadınlarla” ilgili anılarından ortaya çıkardığı Avignonlu genç kızlar’ı 1907’de bitirmiş. Picasso’nun ölümsüz kıldığı o beş kızdan ikisi tam doksan üç yıl sonra bir geziye gider gibi, Fatih Mika’nın gravüründe iki öküzün çektiği tuhaf bir arabada yer alıyorlar. Picasso’nun resminde olduklarından daha farklı biçimde etkileyiciler. Kübizmden uzaklaşmışlar, ama o resme çağrışımları (sanatçı bunu bilinçle istemiş) sürüyor. Sanatın dönüştürücü gücü burada çok hoş bir biçimde karşımıza çıkarken, bir sanat yapıtından sonrakine akışkanlık sağlanmış.
Resmin gölgeli ve gizemli havası içinde belirgin ve gerçekçi olanlar bu iki fahişe. Işık kollarının ve göğüslerinin üstünde. Bedenleri kasap vitrininde asılı et gibi. Yabancılaşmış, büyümüş gözler etin içinden dışarıya dimdik ve sert bakıyor. Gövdeleri kurbanın gövdesi, ama bakışları celladın. Göğüslerini daha çok göstermek, ortaya çıkarmak için, kollarını satışa koşullanmış bir ruhla kaldırmışlar. Yine de cinsellik yok. Bu resim artık Picasso’nun Avignonlu Genç Kızlar’ından başka bir şey; Fatih Mika Picasso’yu da içine almış, özümsemiş ve yeniden yaratmış onu. Bu gravürü yaparken bir minyatürden de yararlanan Fatih Mika’nın etkileyici bir eseri.
Onu anlamaya çalışmayı sürdürelim: Bu kadınlar nereye götürülüyorlar? Fatih Mika onların köylerine dönmelerini istediği için mi onları Avignon sokağından alıp buraya taşıdı? Avignonlu iki fahişenin resmini öküzleri yeden adam hangi köy odasına asacak? Bu onun düşü mü? Kentte bir genelevde yattığı kadınların düşünü köyüne mi taşıyor? Yaşamı zenginleşecek mi o düşlerle? Yoksa birden köyüne dönüş yolunda gerçekle yüz yüze geldi de yüreği mi sızladı bu kadınlara? Eli neden soru sorar gibi, içi neden karışık, şaşkın, huzursuz?
Bir çift öküz ve araba ilkelliği mi imliyor, yoksa uygarlığın ilk adımında fahişeliğin olduğunu mu? Bu kadınların bir zamanlar saf köy kızları olduğunu hatırlayan var mı? Kadınlarla birlikte öküzler de yükü çeken ve aşağılanan sınıfları mı temsil ediyorlar?
Sanatın da, insanın da satılan bir nesne olduğunu mu ifade ediyor Fatih Mika? Onların satılmasından rahatsız mı, ihanet ettiğini mi düşünüyor? Bir çerçinin öküz arabasına yükleyip satış için köy köy gezdirdiği nesneler gibi mi fahişelerin ya da tabloların piyasaya, talebe bağlı kaderi? Sanat eserlerinin satılmaya yazgılı olması, onları bilinmeyen bir kadere teslim etmek ve saflıklarının –daha yaratmaya başlarken- bozulmasına sebep olmak mı?
Fatih Mika’nın gravürlerinde zeminin genellikle gölgeli, serpiştirilmiş lekelerle kaplı olması ve dış dünyaya ait hiçbir ögeyi barındırmaması, barındırsa bile artık değişime uğramış olması, sanatçının içsel bir durumu ifade ettiği, dış dünyayla arasına mesafe koyduğu düşüncesini güçlendirmektedir.
Sanatçılar onun yapıtlarında akmaya devam ederler. 2005’te eski gravür ustasını betimler F. Mika: Aliye Berger’in anısına. Bu betiminde ipiltilerin içinden yaratıcı bir ruhla dolu güçlü bakışlarını gravüre bakanın yüreğine saplamaktadır Aliye Berger.
Şair ve şiiri –İlhan Berk adlı gravürde (1996) ise şairin iki dizesi okunuyor: “Adlandırmak Ölümdür.” “Adlandırınca her şey sıkıcı olur.” Mika’nın gravürlerindeki yukarda kısaca değindiğim psikolojik etkili gölgeler, zemini tanımlamak yerine onu ipil ipil beneklerle, alacalarla bulandırıp parçalamalar; karalamalar, silik gölgeler, bazen silüetle yetinmeler İlhan Berk’in şiirindeki bu dizeyle açıklanabilir. “Adlandırma ölümdür.” Fatih Mika da tanımlamaz, yoruma bırakır imgelerini.
Ağın ortasına düşmüş balığın bakışlarında da aynı şaşkınlık ve korku var. Bir kadının göğüsleri arasındaki ‘erkek ilkeyi’ de temsil ediyor olabilir balık. Pedro Almodovar’ın yönettiği Konuş Onunla filmindeki erkek kahramanın kadın gövdesini korkuyla karışık duygular içinde keşfe çıktığı rüya sahnesini ve Joseph Campbell’in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı kitabını hatırlayalım. Ağ ortak imgelemde kadınlarla ilişkilendirildi. Çünkü ilk ağı onlar ördü ve ilk ağları büyü/ tuzak amacıyla kullandılar. En eski Anadolu tanrıçalarının betimlerinde ağ onların gövdelerinin bir parçasıdır. Fatih Mika’nın resminde balık ağa düşmüş ve ağın ortasını çukurlaştırarak ‘V’ biçimiyla birlikte balığın aşamayacağı iki tepe formunu da oluşturmuş. Çok çağrışımlı bir resim. Erkeğin karşı cinsten korkusunu da, dağ gibi sorunlar arasında sıkışmış bunalan insanı da getiriyor akla.
Çağımız bilgi çağı mı, yoksa korku çağı mı? Bilgiyi kimler kullanıyor? Kullanmayanlar yalnızca hayvanlar mı? Gereksiz bilgiler çöplüğünü bilgi sananlar da yok mu? Mika’nın gravürlerinde korku ve ürkü duygularını içerenler daha çok hayvanlar, cansız varlıklar. Onlar yeryüzündeki sessiz kalan, sesini duyuramayan, duyulmak istenmeyen yığınları mı ifade ediyorlar? Fatih Mika suyun içindeki sessiz dünyada yaşayan balıklar, kuşlar üzerinden onları mı yansıtıyor gravürüne? Sait Faik’e Saygı dizisinden İskorpit, Kırlangıç balığı, Sinarit Baba, Son Kuşlar adlı resimlerde –korku, kuşku, kaygı, ürkü başta olmak üzere- yoğun duygulanımları okuyabiliyoruz. Neden bu balıklar zırhları, kabukları andıran ve batıcı okları çağrıştıran sert parçalar taşıyorlar gövdeleri üzerinde? Tehdit ve tehlike mi var? Ürkmüş gözlerle bakıyor onlar da Avignonlu Genç Kızlar gibi. Son Kuşlar adlı gravürdeki kuş neden yerin üstünde olacağına yerin altında? Sanki bir savaşta yeraltı sığınağına gizlenmiş, yakınlarını yitirip yapyalnız kalmış insanlar gibi hüzünlü ve yaslı. Üstündeki toprak yığınından uzanan dikenler yardım isteyen, “Kurtarın kurtarın” diyen kurumuş eller mi? Doğa ve insan birbirine sızmış, acıyı birlikte duyuyorlar.
Kedi Minoo’nun, Kız Kulesi önündeki martının yoğun duygulu bakışları hayvanseverler için ayrı anlamlar da taşıyabilir. Martı I adlı gravürde (2003) sisler içindeki Kız Kulesi bile penceresiz duvardan korunakla çevrilmiş, (belki çevre kirlenmesine ilişkin) tehlikelere karşı dış dünyaya kapanmış, artık o bir deniz fenerinden öte, siren düdüğünün ne zaman çalacağını tetikte bekleyen canlı bir varlığın imgesine dönüşmüştür.
Castello Aragonese (1995) adlı gravür aynı adlı kaleyi gösteriyor. Ada ve kale kaçmak, korunmak için mi? Kasvetli görünüyor ve “hayaletlerin dolaştığı tekin olmayan” bir yere benziyorlar. Önde geçmişten insan eliyle yapılmış nakışlı işaretler taşıyan kayalıklar, artık hayatın bittiğini imliyor gibi. Adanın üstünde pamuk gibi beyaz, uçucu ve dağınık bulut yığını, granit sertliğinde dokunmuş adaya, kaleye, kayalara tezat oluşturuyor. Sanki eski günlere ağlayan, anne biçimli koruyucu ruhu adanın, rahatlatıcı bir etki yapıyor. Çekici ve gizemli bir yanı var gravürün. Bu ada için Fatih Mika’dan şu bilgiyi aldım: “Castello Aragonose, İschia Adası’nda bir kale. Osmanlılara karşı kendilerini savunmak için yapılmış. Karımın baba tarafından ataları üç yüz elli yıl öncesinde bu adada yaşamışlar.” Fatih Mika Roma’da çalıştığı için İtalya’dan görüntüler giriyor yapıtlarına. San Pietro’nun kara silüeti üzerinde Ay kuruntulu kıskanç bir âşık gibi mektuplar yazıyor parça parça bulutlara, San Pietro’ya gönderiyor. Dua I ve Manolya II adlı gravürlerde konular farklı ama hareket ve devinim birbiriyle tamamlanıyor. Manolya II (2003) adlı gravürde iki manolya bir iç ışığıyla aydınlanıyor ve ışıkla pervane gibi birbiriyle ilişkililer. Dervişlere benzeyen bir kendinden geçiş içinde dönüyorlar sanki. Dua I (2005) adlı gravürde dervişler ve Arap harfli yazılar da aynı raksı sürdürüyorlar.
Yengeç (2001): İlk kez korkmuş, ürkmüş değil de; korkutucu, ürkütücü bir hayvan imgesiyle karşı karşıyayız. iki yana açtığı peleriniyle dehşet saçan bir heyula gibi; silahlanmış, zırhlanmış, üstümüze geliyor. Savaş makinasının yengeç biçimine girmiş görüntüsü bu. Kendine güvenli ve tehdit eden ağır ağır yürüyüşüyle çerçevenin dışına çıkacağa ve ne pahasına olursa olsun üzerimize gelmeye devam edeceğe benziyor. Arkası dalgalı bir kan deniziyle mi kaplı, ateş ve duman mı? Bulanık, kirli ve kötü amaçlar için bütün yeryüzünü kaplayan tek gücün kâbuslarla dolu bir rüyadaki izdüşümü bu yengeç. Dünyayı mahveden güç. Tek güç “Benim” diyor dünya sahnesinde, kanla ateşle boyadığı kızıl renkli fonun önünde “Yalnız Ben” diyor. (Gerçekten böyle mi? Yengeç neyi temsil ediyor?)
Fakat bu ürkütücü, ciddi duruşunun altında gülünç yanını da çağrıştırıyor duruşuyla. Yengeç gösteriyi, komiklik yapmayı seven, oyuncu ve sıradışı bir hayvandır. Adı aslında ‘yangeç’tir Eski Türkçede. Seyircisi olsun ister, herkes dümdüz giderken o çapraz yürür. Fatih Mika onun bu özelliğini küçücük bir ayrıntıyla duruşuna yansıtmış: sağ yandaki bacakları soldakilerden daha yukarda. Gravürdeki yengeci bu nedenle dünyayı mahvetmeye soyunan “çılgın süperleri oynayan bir oyuncu” olarak da görebiliriz. Sahnede, menevişli kadife perdenin önünde kendisi gülmeyen ama güldüren tüm gerçek oyuncular adına (Charlie Chaplin’in Diktatör’deki oyunculuğunu çağrıştırıcasına) bulunuyor Yengeç. 1956’da İstanbul’da doğan Fatih Mika gravürlerinde içteki derin anlamı sezdirirken insan ve hayvanda korkunun estetiğini de gerçekleştiriyor. Eğretilemeyi, şiiri katıyor yapıtına. İlgi çekmek için yapılan içi boş garipliklerden uzak; sağlam ve sade bir biçimde, zorlamadan, dengeyi bozmadan yapıyor bunları. Onun gravür tekniğine getirdiği yenilikler ise bir başka yazı konusudur.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
İtalyan gazeteci yazar Oriana Fallaci, 29 Haziran 1929 tarihinde Floransa“da doğdu. İtalyan haber ajansı ANSA, muhalif görüşleriyle tanınan ve yaptığı röportajlarla ününü pekiştiren, ses getiren birçok kitaba imza atan eski savaş muhabiri Fallaci”nin, doğum yeri Floransa”daki bir hastanede öldüğünü duyurdu.
İtalyan gazetesi Corriere della Sera“da bir dönem direktörlük yaptı. Hayatının son dönemlerini New York“ta geçiren Fallaci”nin, ölümünden birkaç gün önce rahatsızlanarak Floransa”daki hastaneye kaldırıldığı belirtildi. 15 Eylül 2006 günü kansere yenik düşerek 76 yaşında öldü.
Henri Kissinger, Yaser Arafat, Kral Hüseyin, İndra Gandi ve Şah Rıza Pehlevi gibi birçok ünlü isimle röportaj yapan Fallaci, Humeyni ile yaptığı röportaj sırasında başörtüsünü çıkarmıştı.
Fallaci”nin önemli kitapları arasında, “Doğmamış Bir Çocuğa Mektup” ve “İnşallah” yer alıyor
Kitapları:
- A Man, a novel telling the biography of Alexandros Panagoulis, who fought against the Regime of the Colonels in Greece. It”s a story about a hero who fights alone for freedom and for truth, never giving up, and so he dies, killed by all. (1979) ISBN 84-279-3854-3
- The Seven Sins of Hollywood preface by Orson Welles, Longanesi (Milan), 1958.
- The Useless Sex: Voyage around the Woman Horizon Press (New York City), 1961.
- Penelope at War (1962).
- Limelighters (1963)
- The Egotists: Sixteen Surprising Interviews (1963)
- Quel giorno sulla Luna (1970)
- Inshallah, a fictional account of Italian troops stationed in Lebanon in 1983.
- If the Sun Dies, about the US space program.
- Interview With History (1976, a collection of interviews with various political figures Liveright)
- Letter to a child never born, a dialogue between a mother and her unborn child.
- Nothing, and so be it, report on the Vietnam war based on personal experiences.
- Oriana Fallaci intervista Oriana Fallaci, Fallaci interviews herself on the subject of “Eurabia” and “Islamofacism”. (Milan: Corriere della Sera, August 2004).
- The Rage and The Pride (La Rabbia e l”Orgoglio, 2001) ISBN 0-8478-2504-3.
- The Force of Reason (La Forza della Ragione, 2004) ISBN 0-8478-2753-4
- Oriana Fallaci intervista sé stessa - L”Apocalisse (in Italian). An update of the interview with herself. A new, long epilogue is added. Publisher: Rizzoli, November 2004.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
Sinemada sürrealizmin babası olarak bilinen yönetmen Luis Bunuel 22 Şubat 1900″de İspanya”nın Calanda şehrinde dünyaya geldi, 29 Haziran 1983″de Meksika”da hayata veda etti. Bunuel, İspanya”nın en seçkin film yönetmeni olarak anılsa da, hayatının büyük bir kısmını sürgünde geçirmiş ve neredeyse tüm filmlerini Meksika ya da Fransa”da çekmiştir. 1928 yılında ünlü ressam Salvador Dali ile Fransa”da çektiği Bir Endülüs Köpeği, Bunuel”i gerçeküstücü akıma kazandırdı.
Bunuel, ikinci filmi Altın Çağ (1930) ile çok farklı bir yönetmen olacağını gösterdi. Aşırı sağcılar, filmin gösterildiği sinemayı bastı ve iktidar buna filmi yasaklayarak destek verdi. Bunuel 1932 yılında, İspanya”ya döndükten sonra, Las Hurdes adlı belgeselini çekti ve bu film de İspanya makamları tarafından yasaklandı.
1930″ların ortasında, Paris ve Madrid”de Paramount ve Warner Bross için seslendirme yönetmeni olarak, sonrasında da İspanyol popüler-ticari filmlerinde yapımcı olarak çalıştı. Amerika”da geçici işler yaptıktan sonra Meksika”dan bir film yönetmek üzere davet aldı ve 1983″te ölene kadar orada yaşadı. Bunuel”in Meksika”da çektiği Los Olvidados, varoş çocuklarının suça eğilimlerini sert bir dille anlatıyordu. Meksikalılar tarafından ülkelerinin adını lekelemekle eleştirilse de, filmin uluslararası başarısı Bunuel”in ününü arttırdı.
Sonraki yıllar, Bunuel”in en verimli dönemiydi. On yıl içinde on altı film çekti. Bunuel”in sonraki dönemi, Viridiana”yı çekmek için Avrupa”ya döndüğü yılları takip eden olgunluk döneminin habercisi; yani, orta dönem olarak kabul edilir. Ancak, her iki dönem arasında güçlü bir süreklilik ilişkisi vardır ve Bunuel”in tüm çalışmalarında aynı kaygılar söz konusudur: Onun da söylediği gibi, cizvit eğitimi ve sürrealizm tüm yaşamını belirlemiştir.
Bunuel, Meksika”da çektiği son iki film olan Mahvedici Melek (1962) ve Çöllerin Simonu”unda gelişkin bir gerçeküstücü tarza geri döner. Bunuel sinemasının doruğu sayılan Burjuvazinin Gizli Çekiciliği (1972) ve Özgürlük Hayaleti”nde (1974) olay örgüsü akıldışı ve mantıksal olarak imkansızdır; ancak, sembol ve eğretilemelerin açıklanmaya çalışılmasının absürd olacağı gerçeği, filmlerin anlamsız olduğu anlamına gelmez. Oysa, öyküsel geleneğinin kolaylıkla gözden kaçabilecek çözümlemesi, Bunuel”in daima sadık kaldığı toplumsal ve ideolojik görüşler hakkında doğrudan bir yorum niteliğindedir. Bu yorumlarında da Bunuel, gerçeküstücülüğün devrimci görüşlerine her zaman sadık kalmıştır.
Luis Bunuel üstüne bir inceleme kitabı yazmış olan sinema tarihçisi Ado Kyrou :”Tüm sinema tarihinde , Luis Bunuel”in eserinden daha özgür , daha kişisel bir yaratış yoktur . Kalıplara onunki denli uymayan , sinemasal geleneklere onunki denli karşı çıkmış , her türden tabu ” ya onunki denli egemen olan bir sinema da yoktur . Alışılmamışta , akıldışıda , önceden bilinemezde son derece rahat olan , gülmecenin çeşitli alanlarıyla da içli - dışlı olan Bunuel “in sinemasında , gerçek - üstücü devrim , bir emri - vakidir , sanatının ayrılmaz bir olgusudur .” der.
ALDIÐI ÖDÜLLER:
1972: OSCAR, En İyi Yabancı Film : Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
1982: Venice Film Festival - Career Golden Lion
1978: NSFC Award - Best Director - Cet obscur objet du désir / Arzunun Şu Karanlık Nesnesi
1977: NBR Award - Best Director - Cet obscur objet du désir / Arzunun Şu Karanlık Nesnesi
1975: Italian National Syndicate of Film Journalists - Silver Ribbon - Best Director - Foreign Film - Le Fantôme de la liberté
1974: BAFTA Film Award Best Screenplay - Le Charme discret de la bourgeoisie / Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
1973: French Syndicate of Cinema Critics - Critics Award - Best Film - Le Charme discret de la bourgeoisie / Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
1973: NSFC Award - Best Director - Le Charme discret de la bourgeoisie / Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
1969: Berlin International Film Festival -FIPRESCI Award + Honorable Mention + Interfilm Award - La Voie lactée
1968: Bodil - Best Non-American Film - Belle de jour
1968: French Syndicate of Cinema Critics - Critics Award - Best Film - Belle de jour
1967: Venice Film Festival - Golden Lion - Belle de jour
1967: Venice Film Festival - Pasinetti Award - Best Film - Belle de jour
1965: Venice Film Festival - FIPRESCI Award + Special Jury Prize - Simón del desierto
1963: Bodil - Best Non-European Film / Best American Film - El Ángel exterminador
1961: Cannes Film Festival - Golden Palm - Viridiana
1961: Bodil - Best Non-European Film / Best American Film - Nazarín
1960: Cannes Film Festival - Special Mention - La Joven
1959: Cannes Film Festival - Jury Special Prize - Nazarin
1956: Academy Awards, Mexico - Golden Ariel+Silver Ariel (Best Direction+Best Screenplay) - Las Aventuras de Robinson Crusoe / The Adventures of Robinson Crusoe
1951: Academy Awards, Mexico - Golden Ariel+Silver Ariel (Best Direction+Best Original Story+Best Screenplay) - Los Olvidados / Unutulmuşlar
1951: Cannes Film Festival - Best Director - Los Olvidados / Unutulmuşlar
1950: Cannes Film Festival - Best Avantgarde Film - Susana
-FİLMLERİ-
YÖNETMEN
1977: Cet obscur objet du désir / That Obscure Object of Desire / Arzunun Şu Karanlık Nesnesi
1974: Le Fantôme de la liberté / The Phantom of Liberty / Özgürlük Hayaleti
1972: Le Charme discret de la bourgeoisie/ The Discreet Charm of the Bourgeoisie / Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
1970: Tristana
1969: La Voie lactée / The Milky Way
1967: Belle de jour
1965: Simón del desierto / Simon of the Desert / Çöl Azizi Simon
1964: Le Journal d”une femme de chambre / Diary of a Chambermaid
1962: El Ángel exterminador / The Exterminating Angel / Öldürücü Melek
1961: Viridiana
1960: La Joven / White Trash-The Young One
1959: La Fièvre monte à El Pao / Fever Rises in El Pao / Günah Cumhuriyeti
1958: Nazarín
1956: La Mort en ce jardin / Death in the Garden / Bu Bahçede Ölüm
1955: Cela s”appelle l”aurore
1955: Ensayo de un crimen / The Criminal Life of Archibaldo de la Cruz / Archibaldo de la Cruz un Suçlu Yaşamı
1954: El Río y la muerte / The River and Death / Nehir ve Ölüm
1954: Las Aventuras de Robinson Crusoe / The Adventures of Robinson Crusoe
1953: La Ilusión viaja en tranvía / Illusion Travels by Streetcar
1952: El Bruto / The Brute
1952: Él /This Strange Passion
1952: Subida al cielo / Mexican Bus Ride
1951: La aHija del engaño / Daughter of Deceit
1951: Una Mujer sin amor / A Woman Without Love
1950: Susana / The Devil and the Flesh
1950: Los Olvidados / The Young and the Damned / Unutulmuşlar
1949: El Gran Calavera / The Great Madcap
1947: En el viejo Tampico / Gran Casino
1940: El Vaticano de Pio XII
1932: Las Hurdes / Land Without Bread / Ekmeksiz Toprak
1930: L”Âge d”or / The Golden Age /Altın Çağ
1929: Un chien andalou / An Andalusian Dog /Bir Endülüs Köpeği
SENARİST
1977: Cet obscur objet du désir / That Obscure Object of Desire / Arzunun Şu Karanlık Nesnesi
1974: Le Fantôme de la liberté / The Phantom of Liberty / Özgürlük Hayaleti
1972: Le Charme discret de la bourgeoisie/ The Discreet Charm of the Bourgeoisie/ Burjuvazinin Gizli Çekiciliği
1972: Le Moine / The Monk
1972: Una Historia decente (book/kitap)
1970: Tristana
1969: La Voie lactée / The Milky Way
1967: Belle de jour
1965: Simón del desierto / Simon of the Desert / Çöl Azizi Simon
1964: Le Journal d”une femme de chambre / Diary of a Chambermaid
1962: El Ángel exterminador / The Exterminating Angel / Öldürücü Melek
1961: Viridiana
1960: La Joven / White Trash-The Young One
1959: La Fièvre monte à El Pao / Fever Rises in El Pao / Günah Cumhuriyeti
1958: Nazarín
1956: La Mort en ce jardin / Death in the Garden / Bu Bahçede Ölüm
1955: Cela s”appelle l”aurore
1955: Ensayo de un crimen / The Criminal Life of Archibaldo de la Cruz / Archibaldo de la Cruz un Suçlu Yaşamı
1954: Abismos de pasión / Wuthering Heights
1954: El Río y la muerte / The River and Death / Nehir ve Ölüm
1954: Las Aventuras de Robinson Crusoe / The Adventures of Robinson Crusoe
1953: La Ilusión viaja en tranvía / Illusion Travels by Streetcar
1952: El Bruto / The Brute
1952: Él /This Strange Passion
1952: Subida al cielo / Mexican Bus Ride
1951: Una Mujer sin amor / A Woman Without Love
1950: Susana / The Devil and the Flesh
1950: Los Olvidados / The Young and the Damned / Unutulmuşlar
1950: Si usted no puede, yo sí (story/hikaye)
1936: España 1936 / Madrid 1936,
1936: ¡Centinela, alerta!
1936: ¿Quién me quiere a mí? / Who Loves Me?
1932: Las Hurdes / Land Without Bread / Ekmeksiz Toprak
1930: L”Âge d”or / The Golden Age /Altın Çağ
1929: Un chien andalou / An Andalusian Dog /Bir Endülüs Köpeği
YAPIMCI
1970: Tristana
1936: España 1936 / Madrid 1936,
1936: ¡Centinela, alerta!
1936: ¿Quién me quiere a mí? / Who Loves Me?
1935: La Hija de Juan Simón, La / Juan Simon”s Daughter
1932: Las Hurdes / Land Without Bread / Ekmeksiz Toprak
1929: Un chien andalou / An Andalusian Dog /Bir Endülüs Köpeği
kaynak: kimkimdir.gen.tr
Hollywood’un genç ve güzel yıldızlarından Charlize Theron, 7 Ağustos 1975’de Güney Afrika’nın Benoni adlı şehrinde dünyaya geldi. Yol yapımında çalışan fakir bir anne babanın tek çocuğu olan sanatçı, çocukluğunun büyük bir bölümünü ailesinin çalıştığı çiftlikte geçirdi. Theron, bu sırada yarım yamalak da olsa pek çok dili konuşmayı öğrendi.
Aktris, 6 yaşına geldiğinde çiftlik sahiplerinin de desteğiyle bale öğrenmeye başladı. Kısa bir süre sonra da profesyonel bale eğitimi için Johannesburg’a davet edildi. Johannesburg’ta okumaya başlayan Theron, 13 yaşına geldiğinde babasını kaybetti. Eski hayatına geri dönmeyi göze alamayan aktris, annesini yalnız bıraktı ve İtalya’ya giderek modellik yapmaya başladı. Milano’da bir ajansla kontrat imzaladıktan sonra birçok ünlü magazin dergisine kapak oldu.
Bir sene sonra “bir tek kelime dahi konuşamayan güzel” olarak ün kazanan Theron, 1992 yılında New York’a gitti. Bir daha asla modellik yapmamaya karar veren aktris, oyuncu olmayı kafasına koydu. New York’ta Joffrey Okulu’nda dans eğitimi aldıktan sonra “The Nutcracker Suite” ve “Swan Lake” gibi klasiklerde oynadı. Ancak şanssız bir şekilde dizinden sakatlanınca, profesyonel dansçı olma hayallerini bırakmak zorunda kaldı.
Daha sonra Hollywood’a giden aktris, çeşitli işlerde çalışmaya başladı. Theron, keşfedilmek için 1994 yılına kadar beklemek zorunda kaldı. John Hurt ve Renee Russo gibi oyuncuların menajerliğini yapan John Crosby tarafından keşfedilince, kendini bir anda film setinde buldu. “2 Days in the Valley” adlı bir filmle ilk ciddi tecrübesini yaşayan aktris, şöhretin kapılarını başrollerini Keanu Reeves ve Al Pacino’nun paylaştığı, 1997 yapımlı “The Devil’s Advocate / Şeytanın Avukatı ” filmiyle araladı. Filmde Revees’in güzel karısını oynayan Theron, gerek vücudunu cömertçe sergilemesi gerekse başarılı oyunu ile filmin en çok konuşulan oyuncusu olmayı başardı.
Bu filmden sonra 1998 yılında, ülkemizde gösterime girmeyen Woody Allen komedisi “Celebrity” adlı filmde küçük bir rol aldı. Ardından Bill Paxton ile birlikte “Mighty Joe Young” adlı Disney yapımı bir filmin başrolünü paylaştı. Hollywood’un basamaklarında hızla yükselen aktris, 1999 yılında “The Astronaut’s Wife” adlı gerilim filminde Johnny Depp ile birlikte rol aldı.
Aynı yıl içerisinde gelecek vadeden genç aktörlerden Tobey Maguire ile “The Cider House Rules / Tanrının Eseri Şeytanın Parası” filminde oldukça iyi bir performans sergiledi. 2000 yılı ise Theron’un bir star olarak öne çıktığı yıl oldu. Güzel yıldız, 2000 yılında “Reindeer Games / Soygun”da Ben Affleck ile, bir cinayeti konu alan ”The Yards” adlı dram filminde Mark Wahlberg ve Joaquin Phoenix ile birlikte, “Men of Honor / Onurlu Bir Adam” filminde Robert De Niro ile, “Legend of Bagger Vance” filminde ise Will Smith ve Matt Damon ile birlikte rol aldı.
2001 yılında çalışmalarına biraz ara vererek dinlenmeyi seçen Theron, son yılların en büyük prodüksiyonlarından biri olan “Pearl Harbor”da oynamayı reddetti. 2001 yılında gösterime giren “Sweet November / Kasımda Aşk Başkadır” isimli filmde, Keanu Reeves ile birlikte rol alan güzel yıldız, Sara Deever karakterini canlandırdı.
Aktris, 2002 yılında “Waking Up In Reno / Çarpık İlişkiler” adlı filmde Chelcie Ross ile başrolü paylaştı. Charlize Theron bu filmden bir yıl sonra, başrolünü Edward Norton ve Mark Wahlberg ile paylaştığı “The Italian Job / İtalyan İşi” adlı soygun filminde kasa hırsızı Stella karakterini canlandırdı.
2003 yılında En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar aldı.
The Hollywood Reporter”ın 2006 yılının En Çok Kazanan Kadın Oyuncuları listesinde North Country ve Aeon Flux filmleri için film başına aldığı 10,000,000 $ ücretle Halle Berry, Cameron Diaz, Drew Barrymore, Renée Zellweger, Reese Witherspoon, ve Nicole Kidman”ın ardında 7. sırada yer aldı.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
Hollywood”un en ünlü kadın oyucularından biri olan Sophia Loren, 20 Eylül 1934de İtalyada dünyaya geldi. Gerçek adı Anna Sofia Scicolone”dir. Henüz küçük yaşlarda güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakan Loren, İtalyan yapımcı Carlo Ponti ile tanıştı. Carlo Ponti, Lorendeki yeteneği kısa sürede fark etti ve onunla bir sözleşme imzaladı. Rol aldığı ilk film “Quo Vadis adlı tarihi dramaydı ve bu film ancak 1951de gösterime çıkabildi. Böylece Loren henüz 16 yaşındayken oyunculuğa başlamış oldu. Loren, kariyerinin ilk döneminde ucuz filmlerdeki küçük rollerle yetinmek zorunda kaldı. Bu dönemde rol aldığı “Toto Tarzan”, “Io Sono Il Capataz”, “Extra” gibi filmlerde gerçek adı Sofia Scicoloneyi kullandı.
Lorenin kitlelerle tanışması ise 1953 yılında rol aldığı müzikal “Aida” ile oldu. Bu filmden sonra ününü iyice arttıran Loren “Attila”, “The Gold of Naples”, “Two Nights with Cleopatra” ve “Too Bad Shes Bad” gibi filmlerle zirveye çıktı. O artık dönemin seks sembolleri Marilyn Monroe, Brigitte Bardot ve Jane Fonda ile erkeklerin rüyalarını süsleyen bir kadındı. Tüm bunların yanında yetenekli bir oyuncu olduğu da su götürmez bir gerçekti. Lorenin ününün tüm dünyaya yayılması Hollywood yapımcılarının iştahını kabarttı ve 1957den itibaren ABDde çalışmaya başladı.
Burada dönemin en önemli aktörleri ile çalışan Loren, Amerikan izleyicisinin de kalbini fethetmekte zorlanmadı. ABDde rol aldığı “Desire Under the Elms”, “The Key”, “Houseboat”, “The Kind of Women”, “A Breath of Scandal” ile büyük başarılar kazanan Loren, 1961de Jean Paul Belmondo ile birlikte rol aldığı İtalyan-Fransız ortak yapımı savaş draması “Ciociara-Two Women” ile Oscar kazandı.
1964de rol aldığı “The Fall of The Roman Empire” gelmiş geçmiş en iyi Roma filmlerinden biri olarak gösterildi. Ünlü oyuncu Marcello Mastroianni ile “Ieri, oggi, domani” ve “Matrimonio all”italiana” gibi filmlerde birlikte çalışan Loren, her zaman en iyi anlaştığı aktörün Mastroianni olduğunu söylerdi. Güzel yıldız, özel hayatında skandallardan daima kaçındı ve tüm dünyada tanınan bir seks sembolü olmasına rağmen kendisini keşfeden yapımcı Carlo Ponti ile mutlu bir evlilik yaşadı. İlk olarak 1957 yılında evlenen çift, 1962de boşandı ancak ayrı kalmaya fazla dayanamayarak, 1966 yılında tekrar evlendi. Ünlü ikili şu an halen evliliklerini sürdürüyorlar. Sophia Loren ise artık kamera karşısına geçmiyor.
En son Robert Altmanın “Ready to Wear / Hazır Giyim” filminde Marcello Mastroianni ile kamera karşısına geçen Sophia Loren, vaktini hayvan hakları savunuculuğu yaparak geçiriyor. 2002 yılında gerçekleşen Uluslararası Venedik Film Festivali”nde, bu yılki “yaşam boyu başarı” ödülüne İtalyan aktris Sophia Loren layık görüldü.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
Esas adı Salvatore Cutugno olan Toto Cutugno, 7 Temmuz 1943 tarihinde İtalya”ın Mass şehrinin Fosdinovo kasabasında doğdu. Müziğe ilk önce beste yaparak başlayan Cutugno, daha sonra kendi eserlerini seslendirmeye başladı. San Remo müzik festivalinde bir çok başarıları bulunan sanatçı, şarkılarında Napoliten ezgiler kullandı.
1980 yılında “Solo Noi”; ile San Remo”da birincilik aldı. Fakat esas ününü 1983 yılında dünyaca ünlü “L”Italiano” ile kazandı. Aynı şarkıyla San Remo festivaline katılmasına rağmen altıncı olabildi.
1990 yılında İtalya adına katıldığı Eurovision şarkı yarışmasında “Insieme 1992″ adlı şarkıyla birincilik aldı. Adriano Celentano, Dalida, Joe Dassin, Micheal Sardeou, Ray Charles ve daha bircok ünlü sanatçı Cutugno”nun şarkılarını seslendirdiler.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
İtalyan multi-girişimci Berlusconi 80″li yıllarda milyarları bulan servetiyle medya imparatorluğuna yükseldi. Forza Italia adlı siyasal hareketin şefi Berlusconi, 1994″te ülkesinin başbakanlığına getirildi.
Milanolu bir banka memurunun oğlu olan Berlusconi, liseyi bitirdikten sonra doğduğu kentte hukuk okudu. Kısa bir süre Milano”da bir inşaat şirketinde çalıştıktan sonra, 24 yaşına geldiğinde Holding Cantieri Riunti Milanesi adı altında kendi inşaat firmasını kurdu.
Berlusconi 60″li yılların ortasında Milano”da büyük çapta uydu siteler için yapı plânları geliştirerek, Kuzey İtalya”nın bu metropolünde gerekli kentleşmeye katılabilmek için elinden geleni yaptı. Kurduğu mahalle ile umduğu parasal başarıyı elde etti. Bunun ardından 70″li yıllarda öncelikle prestijini artıran kongre ve alışveriş merkezleri inşa etti.
Berlusconi”nin gizli tutkusu medya sektörüne yönelikti. Kendisi tarafindan tasarlanan bir uydukent için, bizzat kendisi tarafindan yayını yapılan yerel bir kablolu televizyon pogramı tesis ettikten sonra, 70″li yılların ortasında bazı televizyon kanallarına ortak oldu. İlk özel girişimci olarak ülke çapında bir program sunmaya yönelik hedefini, İtalyan yasaları bu alanda kamusal/hukuksal bir tekel öngördükleri için, gerçekleştiremedi. Berlusconi kendi Kanal 5″i aracılığıyla, yerel kanal sahipleriyle birer sözleşme imzalayarak, hepsinin aynı anda kendisinin öngördüğü programı yayınlamalarını sağlamakla, bu kuralı çiğnemenin yolunu buldu. Medya yasasının bu şekilde çiğnenen fikrası kısa bir süre sonra kaldırıldı.
TV zincirini kârlı bir iş haline getirmesini bilen becerikli reklam stratejisi uzmanı Berlusconi, izleyen zamanda başka televizyon istasyonları satın aldı (1983: Italia Uno; 1984: Rete Quattro) ve bunları 1982″de kurduğu Fininvest SpA Holding altında birleştirdi. Bu şekilde İtalya piyasasına hakim özel televizyoncu olma pozisyonuna erişen Berlusconi, 80″li yılların ortasında uluslararası alana yayılarak önce İspanya, Fransa, Almanya (Tele 5) ve Kanada”da televizyon kanallarına ortak oldu.
Berlusconi bunların dışında kuruluşunu çeşitli branşlara yöneltti. Film şirketlerine yatırım yaparak kendi film dağıtım şirketini kurdu. İtalyan büyük mağazacılık ve emlak piyasasına el attı. İtalyan futbol kulübü AC Milano”yu devralarak onu izleyen yıllarda Avrupa”nın en etkili kulübü haline getirdi. 1989″dan sonra giderek basın medyası alanına yayıldı. Ülkesinin başta gelen yayınevlerinden biri olan Mondadon”den hisse alarak, ardından yaptığı sert tartışmalar sonucu yayınevinin bazı bölümlerinin denetimini garanti altına aldı.
Berlusconi”nin holdingi 90″lı yılların başında 12-13 milyar DM tutarında bir ciroya erişmekle birlikte yaklaşık 4 milyar DM”lık taahhütleri (borçları) (1993) da bulunmaktaydı. Bu medya devinin giderek büyümekte olan gücünden korkan hükümet, 1990″da yeni bir medya yasası çıkarttı. Bunun üzerine beş çocuk babası (iki evliliğinden) Berlusconi 11 Giornale adlı bölgelerarası gazetedeki hisselerini, üç televizyon kanalının da sahibi olduğu için, satmak zorunda kaldı.
İmparatorluğunda yeni bir yapılanmaya giden Berlusconi, 1993 sonunda Fininvest”in yayınevi sektörünü borsaya sokan Franco Tato”yu yönetici olarak görevlendirdi. 1993 ortalarında politikaya atılan Berlusconi, holdinginin yöneticiliğini çok güvendiği yakını Fedele Ctinfalönieri ye devretti. Forza Italia adlı hareketi kurarak ülkesinin siyasetini yenilemeyi ve diğer partilerin buhranları ve rüşvetçiliği yüzünden bezgin bir hale gelmiş olan yurttaşları parlamento seçimlerinde kendi partisi için kazanmayı umdu. Onu eleştirenler iş menfaatlerini politik mevkilerle karıştırmasından korktular.
Umberto Bossi idaresindeki ulusal sağcı Lega Nord ile birlikte çalışması da, şiddetli protestolara yol açtı. Forza Italia, Berlusconi”nin medyadaki gücü sayesinde, 1994″te parlamento seçimlerinden en kuvvetli politik güç olarak çıktı. Berlusconi dört neo-faşist bakanın da bulunduğu bir koalisyon hükümetinin başbakanlığına getirildi.
Rüşvetçilik sanıklarının tutuklanmamasını öngören bir kararname çıkarttıysa da yükselen protestolardan sonra kararname taslağını geri çekmek zorunda kaldı. Kaldı ki erkek kardeşi ve holding ortağı Paulo da rüşvetçilik şüphesi üzerine tutuklanmıştı. 1994 yılının Aralık ayında hükümetin başı olan Berlusconi hakkında da bir hazırlık soruşturması açıldı. Koalisyon aynı ay içinde bozulunca Berlusconi istifa etti.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
Avrupanın ilk faşist lideri olan Benito Mussolini Forli”de doğdu. Gençliğinde öğretmenlik yaptı. 1902″de askerlik yapmamak için İsviçre”ye gitti. 1904″te geri dönen Mussolini 10 sene boyunca gazetecilik yaptı. Birinci Dünya Savaşı”nın başlaması üzerine orduya yazıldı ve savaşta aktif olarak görev yaptı. Savaşta yaralanan Mussolini Milano”ya döndü ve burada sağ görüşlü Faşizm taraftarı “Il Popolo d”Italia” gazetesinin editörü oldu.
Benito Mussolini, Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtalyada çıkan kaosu iyi değerlendirdi. Çökmüş ekonomi, siyasi kargaşa içindeki İtalyada Mussolini çeşitli sağcı grupları kurduğu Faşist partisinin bünyesinde topladı ve onları organize etti. Mussolini (halk arasındaki lakabıyla Il Duce “Duçe” ) ülkenin problemlerini çözeceğini vaat ediyor ve eski Roma İmparatorluğu”nu tekrar kuracağını söylüyordu. Bunun yanında kurduğu Kara Gömlekliler adlı örgütle şiddeti artırıyor özellikle de aynı kendisi gibi ekonomik durumun kargaşasında faydalanarak büyük bir sıçrama yapan komünist gruplarla çatışıyordu. Mussolininin izlediği politikalar meyvesini vermeye başladı. Ve en nihayet Ekim 1922″de Mussolini Kral Viktor Emmanuel III”ü yönetimi kendisine devretmekle tehdit etti aksi takdirde 26.000 taraftarı ile Roma”ya yürüyecek ve bunu kendi yapacaktı. Komünist hareketinde önüne geçmek isteyen Kral bu teklifi kabul etti ve İtalya”da Duçe dönemi başladı.
Mussolini”nin başa geçmesiyle baskı ortamı başladı. Duçe Faşist Parti dışındaki diğer partileri kapattı, sendika hareketleri kanun dışı ilan etti, kitapve gazetelere sansür getirdi, eğitimi sıkı kontrol altına aldı ve bunun gibi bir çok düzenleme yaptı. Mussolini tüm ülkeyi tren rayları ve otobanlarla adeta ördü. Çiftçileri sürekli teşvik etti , tarım ve endüstrinin canlanmasını sağladı buna bağlı olarak da İtalyada işsizlik azaldı. Tüm bunlar Mussolini”nin popülaritesini arttırdı.
Fakat popülaritesini daha da arttırmak isteyen Mussolini 1935″te Habeşis-tan”ın işgaline başladı. 1936″da Habeşistan”ın işgalini tamamladı ve aynı yıl Adolf Hitler“le Roma-Berlin mihverini kurdu. Bu tarihten sonra devamlı Hitler”in etkisinde kalan Mussolini 10 Temmuz 1940″da Müttefiklere savaş ilan etti. Ama İtalyan Ordusu Kuzey Afrika ve Balkanlar seferlerinde mağlup oldu. Fakat her seferinde imdada Hitler yetişti.
1943″te Müttefikler İtalya”ya çıkarma yaptılar. Kral Viktor Emmanuel III Mussolini”yi görevden aldı. Fakat Duçe Hitlerin komandoları tarafından 12 Eylül 1943″de Gran Sasso”da tutuklu bulunduğu otelden kurtarıldı ve uçakla Viyana”ya kaçırıldı. İtalya”da kendine bağlı birliklerle mücadeleyi sürdüren Mussolini Nisan 1945″de yani savaşın son günlerinde kaçmaya çalışırken İtalyan Mukavemet”ine mensup savaşçılar tarafından öldürüldü. Ertesi gün Mussolini”nin,sevgilisinin ve birkaç yandaşının cesedi Milano”da Loreto Meydanı”nda sallanıyordu.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
|
Sizin için küçük, TV’niz için büyük bir adım: D-Smart
KANAL SIRALAMASI |
||||||
| SATIN ALMA - Sipariş
|






