1. Ay:
- Yeni doğanın hareket yetenekleri fazla etkileyici değildir. Çocuğun ilk kazandığı yeteneğin başını kaldırmak olduğu, bunun ardından el ve kollarını kullanabildiği, nihayet ayak ve bacaklarını kullanmaya başladığı görülmüştür.
- Çenesini kaldırabilir
- 19-20 cm. Uzaklıktaki nesneleri net görebilirler. - Kokuları ayırt edebilirler,
- Bebeklerin daha çok gözlere baktığı belirlenmiştir. Bu nedenle, bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakıcısı arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.
- Annelerin çocuğuna karşı duyduğu bağın oluşumunda kritik bir dönemin varlığı ileri sürülmektedir ki bu da doğumdan hemen sonraki dönemdir. Bu dönemde bebeklerini kucaklarına alarak seven annelerin, çocuklarına daha kuvvetli bağlarla bağlandıkları belirlenmiştir.
- Bu ayda konuşmaya yönelik bir faaliyet genellikle görülmez.
- Bebeğin başı her zaman desteklenmelidir.
- Elleri yumuktur veya hafifçe açıktır.
- Hıçkırıklar sık görülür ama önemsizdir.
- Hapşırıklardan korkmayın, bu burnu temizler.
- Bu ay objelere bakmaya başlayabilir.
- İşitmeye başlamıştır ama sesin geldiği yeri anlayamaz.
- Yüzüne 0.5 metreden yakın objeleri daha iyi görür.
- Bu ayda bebek siyah beyaz geometrik objeleri çok iyi seçer.
- Yatağının çevresindeki bu tür objelere dikkatini çeker.
- Bebekler insan yüzünü diğer objelerden ayırırlar.
- Bebeğiniz insan sesini diğer seslere tercih eder.
- Bebeğinizi beslerken onunla konuşun.
- Günlük banyoya ihtiyacı yoktur. Fazla yıkamak bebeğinizin cildini kurutur.
- Bu ayda Hepatit B (sarılık)aşısının yapılmış olması gereklidir.Kişilik gelişimi:
Bebeğin diğer önemli özelliği tümüyle kendi gereksinimlerini gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine egosantrik de diyebiliriz. Ancak burada söz konusu olan bencillik bilinçli olarak kendi gereksinimlerini en ön planda tutmak değildir. Bebek ilk ilişkisini bu çerçeve içinde annesi ya da annelik görevini yapan kişi ile kurar. Çocuğun bu ilişki içinde iki temel gereksinimi vardır: fiziksel bakım ( doyurma ve korunma ) ve sosyal bakım ( sevgi ve duygusal yakınlık ). Bu iki temel gereksinimin nasıl ve ne ölçüde yerine getirildiğini bilirsek çocuğun ilerdeki kişiliğinin temeli hakkında çok şey öğrenmiş oluruz. Önce fiziksel bakımı ele alalım. Olumlu bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ve ona doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi bir ödül kaynağı olarak beller, ona değer verir. Anne yokken arar, görünce sevinir, ona bağlılık duyar ve bağlanır. Bebeğin kısa süre de olsa annenin gözden uzaklaşmasına dayanabilmesi bebeğin özbenliğine de varlığı artık kesinlik kazanmış bir anne tasarımının bulunduğunu gösterir. Anne bir süre gözden uzaklaşmış olabilir, fakat az sonra gelecektir, çünkü gözden şu anda silinmesi tümden yok olması değildir. Demek ki düzenli alma verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin sürekliliğini sağlar. Anne çocuğa karşı tutarlı ve olumlu ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin bir temel güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız, olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu temel güveni oluşturmakta zorluk çeker.
Fiziksel bakım eksiksiz de olsa temel güveni oluşturmada tek başına yeterli değil. Sevgi ve duygusal yakınlık görmeyen çocuğun kişiliği bu durumdan olumsuz etkilenir. Hatta bakım evlerinde yaşayan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar yeterli fiziksel bakım gören ama sevilip okşanmayan, konuşulmayan çocukların önce çevreden ilgi aradıkları, fakat zamanla adeta yaşama küsüp çevreyle ilişkilerini kestiklerini ortaya koymuşturlar. Oysa sevgi ve duygusal yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin temel güven oluşturur. İşte, anne çocuk ilişkisindeki bu süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta “temel güven duygusunun” özünü oluşturur.
2. Ay:
- Emmeye başlama refleksi, arama refleksi, yutma refleksi, moro refleksi, babinksi refleksi, yakalama refleksi, adım atma refleksi bu ayda görülen reflekslerdir.
- Bu reflekslerden çoğu doğumdan sonraki 2-5 ay içinde azalarak geçmektedir.
- Bu ayda bebek göğsünü kaldırabilir
- Başarısız uzanmalarda bulunur.
- Ellerini açmaya başlar.
- Anneyi babayı tanır.
- Seslere tepki vermeye başlar.
- Bu ayda karma aşı(difteri, boğmaca, tetaanoz) ile menenjit(Hib) ve çocuk felci(polio) aşısının yapılmış olması gereklidir.
Algısal gelişim :
- Doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime duyarlıdırlar.
- Bu duyarlılık ilk iki ay içersinde hızla gelişir.
- Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür
- İki aylık bebeklerin şeklin değişmezliğinin algısına ulaşmış oldukları gösterilmiştir.
İlk hafta ve aylarda anne-baba ile bebek arasında karşılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir. Gerçek bir bağın oluşması için zamana ve denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir şekilde yürüdükçe ve anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık görevi daha doyumlu olmaya başlar ve bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.
3. Ay:
- Bebek bu aylarda kişileri ayırabilir.
- Çevredeki ilginç değişiklikleri fark edebilirler.
- Bebekler konuşma seslerini algılayabilir .
- Konuşucuları çok erkenden ayırt edebilirler.
- Anne babalarının yüzlerini daha henüz tanımadan önce, onları seslerinden ayırt edebilir gibidirler.
- Yüksek sesle güler.
- Seslerin kaynağına bakar.
- Ellerini birleştirir.
- Bu aylarda evde sessiz zamanlar yaratın.
- Bebeğinizle konuşurken aynı sesleri tekrar edin.
- Bebeğiniz hasta olmasa bile normal kontrollerine götürün.
- Genizden konuşanlar incelendiğinde, genellikle sütleri çok yavaş emdikleri, bu nedenlerle annelerin biberon deliğini fazla genişlettiği öğrenilmiştir, ancak bu konuşmaya yardımcı olacak olan normal emmeyi engellediği için önerilmemektedir. Biberon deliği gereğinden fazla küçük olanlarda ise ileri de peltek konuşma olabileceği için bu da önerilmemektedir.
- Bebekler hem tatlı, ekşi ve biberli gibi tatlara duyarlıdırlar hem de aralarında ayırım yapabilirler.
Babaların çocuklarına olan bağlarının annelere benzediği, fakat doğumdan birkaç ay sonra(genellikle 3. Ay), babaların annelerden farklı bir rol üstlendikleri araştırmalarda saptanmıştır. Annelerin çocukların bakımını üstlendikleri gibi, onlarla daha fazla konuştukları, daha fazla kucaklarına aldıkları, daha fazla şefkat gösterdikleri ve daha sakin bir etkileşime girdikleri görülmüş; babaların ise daha çok çocuklarıyla fiziksel boğuşma davranışına girdikleri ve daha çok oyun oynadıkları gözlenmiş, bunun da bebekle etkileşim örüntüsünde pek etkili olmadığı bulunmuştur.
4. Ay:
- Dört aylıkken normal bir yetişkin gibi görebilirler.
- Renkleri farkedebilirler.
- Bebekler hareketleri üzerinde daha istemli bir denetim sağlayabilir.
- Yaptıkları davranışı yinelemekten hoşlanırlar.
- Bu ayda destekle oturabilir.
- Objeleri elden ele geçirebilir.
- İki heceli sesleri çıkarabilir.
- Yabancılardan korkmaya başlar.
- Bebeğin ayakları düz olarak görülebilir veya başparmakları içe dönük görünebilir. Doktorunuz bu konuda en doğru bilgiyi verecektir ancak bu durum genellikle geçicidir.
- Bu ayda hepatit B(sarılık) ve karma aşının ikinci dozunun yapılmış olması gereklidir.
- Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. Bu ayda çocuk iletişimini mimiklerle, ve anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde yapar.
- Sesli uyarıcıları bol çevrede yetişen bebek, daha fazla seslendirme etkinliğinde bulunmakta ve daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir.
Beslenme:
İlk dört ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu süreden önce yutma refleksi zayıftır vesüt çocuğu kaşıkla verilenleri yeterince yutamaz, ağzından geri çıkarmaya eğilimlidir. Bu dönemde böbrekler de immatürdür.protein ve elektrolitlerin yükünü atamaz. Sindirim sisteminde yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizma tam gelişmemiştir. Mideden yeterli asit salgılanamaz. Nişasta ve yağların emilimi için gerekli enzimleri de yetersiz salgılanırlar. Bu nedenle bu dönem için en ideal gıda,içinde bu enzimleri içeren,protein ve elektrolit içeriği düşük olan anne sütüdür. Anne sütünün verilemediği nadir durumlarda içeriği anne sütüne yaklaştırılmış sütlerin verilmesi gerekir.
5. Ay :
- Kucağa oturup nesneleri yakalar.
- Bebek yüzler arasında ayırım yapar .
- Desteksiz oturmaya başlayabilir.
- Objeleri ağzına götürerek keşfetmeye başlar (ayağı dahil)
- Yabancı olmayanları tanır.
- Aşina olduğu kişi bebeği daha kolay sakinleştirir.
- Önce çocuk dili anlamlı şekilde kullanamaz, ancak seslendirme (vocalisation) işlevi vardır kişilik gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise duygusal gelişimdir. Duygusal gelişim sağlıklı bir insan gelişimini inceleyebilme açısında önemli olduğu kadar, duygusal temelde sorunları olan çocukların bu sorunlarının anlaşılması ve tedavisi açısından da araştırılması gereken bir konudur. Duygusal gelişimin parçası olan korkuya şöyle bir bakalım. Bu dönemde ses korku yaratan uyarıcılar arasında birinci sırada gelir. 5.aysonrasında bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak bebeklerde uçurum görüntüsüne karşı korku tepkileri artmıştır. Diğer bir korku türü ise bebeklerin yabancılara karşı gösterdikleri korku tepkileridir.
- Bu aydan sonra ek gıdalarabaşlanmıs olması gereklidir. Kaşıkla beslenmeye geç başlanan çocukların bazılarında çiğneme ve katı gıdayı yutabilmek için dilin dönme reflekslerinde gecikme olmaktadır. Bu nedenle büyümesi yeterli olsa bile 5. Ayda kaşıkla ek gıda verilmeye başlanması önerilmektedir.
6. Ay :
- Mama sandalyesinde oturup sallanan nesneleri yakalar
- Arama davranışı buaylarda görülür.
- Neden ve sonuçları ayırma yeteneği görülmeye başlar.
- Sabit duran nesneleri tüm duyularıyla inceler, dikkatlice bakıp seslerini dinler. Nesneleri birçok kez elleri içinde döndürürler.
- Sadece zevk almak için birçok karmaşık ve ilginç yolu denerler ve böylece de oyun davranışlarına ilk kez girişirler. Yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
- Bebekler annelerinden ayrıldıklarını anlayabilir. Uykularından uyandıklarında korkup ağlayabilirler. Bu duruma alıştırmak için kendinizi saklayıp tekrar ortaya çıkartan “cee “oyunu oynayabilirsiniz. Bebeğiniz günde 11 saat uyur. Ama unutmayın bu süre yalnızca gece uyuyacak anlamında değildir.
- Bu ayda karma aşının üçüncü dozunun yapılmış olması gereklidir.
Hayatın dört-altı aylarında süt çocuğunda yutma refleksi gelişir.
Ancak henüz dişleri olmayan çocuk katı gıdaları çiğneyemez ve ağzından geri çıkarır. Sindirim sisteminin yağ ve karbonhidratları emme işlevi ve yabancı proteinlere karşı koruyucu mekanizması da bu dönemde gelişir. Bu geçiş döneminde başlanan ek gıda lar yumuşak ve düşük allerjenik özellikte olmalıdır. Unlu, sütlü mamalar, yoğurt anne sütünün yanı sıra bu dönem için uygun besleyicidirler. Allerjen olmadığı için pirirç unu tercih edilmelidir. Dördüncü aydan sonra meyve ve sebze pürelerine de azar azar başlanabilir. Sebze püreleri patates,havuç, kabak ve pirinç ile hazırlanabilir. Mevsime göre elma, şeftali bu dönem için tercih edilen meyvelerdir. Vitaminlerin kaybolmaması için pürelerin yapımında cam rende kullanılması önerilmelidir. Gaz, karınağrısı ve allerji yapmadığından zengin c vitamin kaynakları olan portakal, mandalinaya da bu ayda başlanabilir.
7. Ay :
- Bu aydan itibaren bebeğe bir ses verildiğinde o da bir sesle tepkide bulunur. Kendi çıkardığı sesleri dinlediği gibi başkalarının çıkardığı sesleri de dinlemeye başlar. Bu toplumsallaşmış seslendirmedir.
- Yetişkinlerin kol ve bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
- Bebeğiniz sürünmeye başlamıştır.
- Kendi kendine yiyecek alabilir.
- Düşen objeler dikkatini çeker.
- İlk dişi çıkar.
Yedinci aydan itibaren çocuğa uygun olarak hazırlanmış sofra yemekleri verilebilir. Bunlar etli dolmalar, etli sebze yemekleri, tarhana,şehriye ve benzeri çorbalar, azilmiş makarna(haşlama suyu dökülmeden)ve pilav olabilir. Baharatsız ızgara köfte ve tavuğun beyaz eti didiklenerek küçük parçalar halinde sebze pürelerine eklenebilir.
8. Ay:
- Sesli ifadeleri duygularını açığa vurur.
- Daha önce yapmadıkları yetişkin davranışlarını taklit edebilirler.
- Oyuncakları tanımaya başlar.
- Kendi kendine oturma pozisyonuna geçebilir.
- Yatarken okuduğunuz kitabı dinler
- Bu ayda bebeğin enbüyük özelliği daha mükemmel şekilde neden ve sonuçların birbirinden ayrılmasıdır.
Bu aydan başlayarak, haşlanmış beyaz etli balıklar, haftada bir-iki defa bir-iki çorba kaşığı karaciğer ezmesi verilebilir. Beyin ezmesi vermenin herhangi bir faydası yoktur. Sekiz-dokuzuncu aylarda tam yumurta verilebilir. Yumurtanın kolesterol içeriği yüksek olduğundan haftada iki-üç defa verilmesi önerilmelidir.
9. Ay:
- Köfteyi ve diğer birçok yiyeceği ısırarak yiyebilir,
- Aile sofrasına oturabilir
- Evde hazırlanan erişkin besinlerin tamamı
- Oyuncaklarını vurarak ses çıkarabilir.
- Hayır kelimesini anlar.
- Ortaklaşa oyun oynayabilir.
- Etrafa tutunarak yürüyebilir.
- Kendini çekerek ayağa kalkabilir.
- İşaret parmağı ve baş parmağı ile objeleri tutabilir.
- Buayda çocuğunuza okuduğunuz kitabıdinler.
- Bu ayda kızamık aşısı yapılmalıdır.
10. Ay:
- İşittiği sesleri taklit eder gibi görünür, ancak başarılı olamaz.
- Ellerinizi tutarak yürüyebilir.
- Bir elini tutularak yürüyebilir
- Kaşıkla bir şeyler yiyebilir.
- Bu durumda evdeki emniyet kontrolünü bir kez daha yapın.
- Balkonlara dikkat edin.
- Mobilyaların sivri köşelerini plastik koruyucularla kaplayın.
- Ocaktaki tavaların saplarını çocuğun ulaşamayacağı bir şekilde tutun.
- Bebeğinizi mutfakta,balkonda, tuvalet ve banyoda yalnız bırakmayın.
- Sıcak içecekleri çocuğun ulaşabileceği yerden uzak tutun.
- Ne anlama geldiğini bilerek anne ve baba diyebilir.
- Bebeğinizle şarkı söyleyebilirsiniz.
11. Ay:
- Bardaktan su içebilir.
- Bir elinizi tuttarak yürüyebilir
- Anne ve baba dışındabir kaç kelime daha söyleyebilir.
- Bu ayda karşılıklı oyun oynayabilirsiniz. En favori oyunu karşılıklı top yuvarlamak olabilir.
- Bebeğiniz artık kendi başına dolaşan bir bireydir ve evinizde tedbir almanın zamanı gelmiştir.
- Emirleri anlar.
- Bebeğiniz artık size cevap verebilir.
- Sevdiği oyuncakları gösterebilir.
- Bir ya da iki kelime söyleyebilir.
- Yetişkinin çıkardığı sesleri papağan gibi yineler ancak, konuşmasında anlaşılır bir akıcılık yoktur.
12. Ay:
- Tek başına ilk adımını atar.
- Sizin haraketlerinizi taklit eder.
- Yemeklerde artık masanıza oturmak ister.
- İkiden fazla kelime söyleyebilir.
- Bu ayda biberondan bardağa geçiş yapabilir.
- Bir yaşın sonunda kendi ayağa kalkıp yürür.
- Kimi çocuklar bir süre sonra da yürüyebilir
- İlk yaş gününü kutlama hazırlıkları!!!!
Sevgili anne babalar, unutmayın ki her bebeğin farklı ve kendine özgü bir fiziksel, algısal ve sosyal gelişim tablosu vardır. Bu sebeple eğer bebeğiniz yukarıda bahsedilen gelişim aşamalarından bir kısmına henüz ulaşmadıysa gereksiz endişe ve korkuya kapılmayın. Eğer bebeğinizin gelişiminde dikkat çekici ölçüde bir problem olduğunu düşünüyorsanız mutlaka doktorunuza danışın. Bebeğinizin gelişim süreciyle ilgili en doğru bilgiyi doktorunuzdan alabilirsiniz.
NanoTeknoloji Nedir ?
Nanoteknoloji: anoteknoloji’nin birçok tanımı vardır. Bence en güzel ve en zarif tanım : “Atomsal düzeyde mühendislik”. Diğer tanımlarına ise Amerikan hükümeti raporlarından erişebilirsiniz. Burada önemli olan bir etki veya materyalin 100 nanometre civarında olmasıdır. Nanoteknoloji biraz da ilginç bir tartışma ortamı, mesela malzeme bilimciler nanoteknolojinin en çok kendileri ile ilgili olduğunu iddia ederler. Kimyacılar ve fizikçiler de bu tartışmaya katılırlar. Sonunda nanoteknoloji kralın paylaşılamayan kızı olur, çıkar.
Bilim tarihi uzun zamandır sürekli branşlaşmaya gitti, hatta Türkiye de çokça kullanılan bir söz vardır: “Her şeyden biraz bileceğine, bir şeyi tam bil” diye. Nanoteknoloji bu görüşü savunanları sanırım bayağı bir üzecektir. Çünkü bilimsel gelişmenin atomik boyut sınırlarına dayanması ile bir anlamda bilimler de ortak bir noktaya yaklaşmışlardır.
Artık canlıların sırrını çözmek için molekülleri ve bağ yapılarını bilmek, fizik kanunlarını uygulamak için kimyayı öğrenmek ve elektronik çipler imal etmek için hem kimya hem fizik bilmek, atomları anlamak için kuantum fiziğini idrak edebilmek gerekiyor. Sanki Nanoteknoloji, etrafında bilimlerin el ele tutuştuğu ve bu yardımlaşma ile büyüyen bir çocuk. Genelde insanların yeni bir “oloji” ye karşı ilk soruları “bunun faydası ne?”, özellikle orta yaşlı memurların sorduğu “para kazandırıyor mu?”oluyor. Faraday’ın verdiği enfes bir cevap vardır, taşı gediğine koyar usta bilim adamı : “Peki yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya faydası nedir?”.Nanometre ölçeğindeki fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayların anlaşılması kontrolü ve üretimi amacıyla, fonksiyonel materyallerin, cihazların ve sistemlerin geliştirilmesidir. Nano ölçekteki olayların manipulasyonu ile bilim ve teknolojide yeni ufuklar açılmaya başlamıştır.Nanoteknolojini Amaçları..
*Nanometre ölçekli yapıların analizi,
*Nanometre boyutunda yapıların fiziksel özelliklerinin anlaşılması,
*Nanometre ölçekli yapıların imalatı,
* Nano hassasiyetli cihazların geliştirilmesi,
* Nano ölçekli cihazların geliştirilmesi,
* Uygun yöntemler bulunarak nanoskopik ve makroskopik dünya arasındaki bağın kurulması.
Nanoteknolojinin Kullanım alanları
Endüstriyel Alanda:Mikrosensörlerin, mikromakinaların, optoelektronik elemanların imalatı ve uygun şekilde bir araya getirilmesi. ii)
Medikal Alanda: Mikro cerrahide (göz, beyin vb.), Diagnostik kitlerde, Bilimsel Araştırmalarda, Yüzey karakterizasyonu ve modifikasyonu, Mikroorganizmaların taşınması, DNA modifikasyonu vb.
Nanomanipulator
Nanomanipulator: Bir insana molekülleri görme dokunma ve dğiştirme imkanı tanıyan sanal gerçeklik arabirimidir. Virus, DNA iplikleri ve nanotüpleri modifiye etmek amacıyla kullanılabilmektedır. NM datayı almak için AFM kullanmaktadır. Sanal gerçeklik eldivenleri ve gözlükleriyle kullanıcın örneğin yüzeyini görmesini ve hissetmesini sağlamaktadır. Böylelikle kullanıcı eliyle mikroskopik objeleri tutabilir, itebilir, hareket ettirebilir ve ve sonuçta çıkan kuvveti, etkileşimi hissedebilir.Böyle bir teknolojiyle gen transferi, enzim değişimi , jeller ve yüzeyler üzerinde lokal değişiklikler yapabilmek mümkün olmaktadır.
NanoteknoLoji iLe yapılan,Halen devam eden çalışmalar
Nano inşaatlar için Mini robotlar
MIT yayınlarından Techonology Review de Mini robotlarla ilgili merak edilen bir çok soruya cevap aranmış. Bugünden nano robotların hayalini kurmak bilim kurgudan çok, yavaş yavaş ama uzun dönemde gerçekleşmesi muhtemel bir olasılığa dönüşmüştür.
Nano robotlardan önce, en olası olan mini robotlar. Mini robotlar ile nano boyutta manipulasyon yapma imkanı doğacaktır. Mesela bu mini robotlardan birinin 2 nanometre -bir DNA molekülünün genişliğinden daha küçük bir ölçek- kesinliği ile kendini bir yüzeyde hareket ettirmesi araştırmacılar tarafından gerçekleştirildi.
Yeni hedeflerden biri ise mini-robotlar yardımı ile bir hücrenin sabitlenerek, robot’un üzerindeki şırınga çip’inden bir sıvının hücreye aktarılması.Avrupa tabanlı projelerden biri olan Micron’un amacı da üç aşağı beş yukarı bu işlemleri yapabilecek nitelikte kabiliyetleri olan robotların geliştirilmesi.
Araştırmacıların mikro manipulator, bir atomik güç mikkroskobu ucu ve şırınga çiplerini başarı ile çalıştırdıkları biliniyor. Fakat para ve zaman sorunu sebebiyle, tüm bunları bir arada çalıştıramamışlar. Gene de büyük bir başarıya imza attıkları kesin.
Bir deneyde: sıvı ile şırıngasını dolduran robotun, bir insan kontroller yardımı ile yeri sabitlenmiş hücreye giderek sıvıyı şırınga etmesi sağlanmış. Bu o kadar zor bir olay ki, bir yandan da hücreyi patlatmanız gerekiyor. Sıvı ise hücreye girdiği anda parlayarak varlığını belli etmiş.
Bu tip mini robotlardaki en önemli sorun enerji problemi. Gerçektende mikro ve belki gelecekte nano boyuttaki robotlar için temel sorun enerji ve makale bu konu ile ilgili tartışmalara da yer verilmiş
IBM’den Nanoteknoloji tabanlı tümleşik devre
Science dergisinin 24 Mart 2006 sayısında yer alan “An Integrated Logic Circuit Assembled on a Single Carbon Nanotube” makalesine göre, IBM deki Araştırma Grubu 12 transistorlu (FET) 5 kademeli bir oscilator yaparak, günümüz silikon teknolojilerinde çok daha başarılı sonuçlar elde etmişler.
Kısaca özetlemek gerekirse, önce tek katmanlı bir Karbon nanotube’un üzerinde Silikon teknolojisindeki devre elemanlarını yerleştirerek, FET transistorlerdeki (trans-resistor, değişken dirençli) temel çalışma prensibi olan alan etkisini kaliteli silikon oksit yerine nanotüplerle sağlıyorlar.
Nanotüp nedir konusunda da Bilim Teknikde daha önceden çıkmış bir yazı vardı, Türkiye de de bu konuda ODTÜ Fizik Bölümünde Prof. Şakir Erkoç bu konularla ilgili teorik çalışmalarda bulunuyordu sanırım. Kendisi hidrojen depolanması konusunda Nanotüplerin kullanımı konusunda bir çalışma yapıyordu.
Peki resimdeki nanotüp nerde derseniz, ikinci resime bakınca göreceksiniz. Resimde görülen incecik çizgi nanotüp. Nanotüpler konusunda önümüzdeki günlerde bu sitede daha ayrıntılı bilgilere rastlayabilirsiniz.
IBM’in nanotüp kullanarak kademeli osilatör yapmasının sebeplerinden biri de kademeler arasındaki gecikme ve transistörün aktif çalışma durumlarındaki(rise-fall time) zamanlamaları ölçmektir herhalde.
Bu deney ve sonuçları neden önemli? Bu deney silikon transistörlerden gene silikon tabakalar üzerine fakat karbon nanotüplerle seri, bütünleşik devreler yapıp çalıştırılabildiğinin bir ispatı. Bunun sonucu olarak ilerde, şöyle bir çip üretim sistemi devreye girebilir.
1) Silikon tabaka alınır ve üzerine karbon nanotüplerin dizilmesi gereken çizgiler oluşturulur
2) Burada belirtilen yerlerde tek duvarlı ve istenilen elektronik özellikli karbon nanotüpler büyütülür
3) Bu karbon nanotüplerin üzerine devre bağlantıları yerleştirilir.
Bu sayede hem devre boyutunun küçülmesinden dolayı yaşanan sorunlar bir nebze aşılmış olurken, biraz değerini kaybetmişte olsa Moore yasasına sadık kalınabilmiş olunacak gibi.
“Polat da bunu kullanıyor” diye Nokia’nın piyasaya sürmediği telefonu sattılar. Nokia’nın piyasaya sürmediği bir telefonu ‘İşte Nokia 8700 bu, pusulası ve 3 kamerası var’ diye satan dolandırıcılar yakalandı.Bugün’ün haberine göre,Nokia’nın Türkiye temsilcisi avukat Murat Turan, polise firmasının piyasaya sürmediği bir telefonun Doğubank’ta ‘Nokia’nın 8700 modeli çıktı’ diye satıldığını ihbar etti. Harekete geçen ekipler, Eminönü Doğubank İşhanı’na düzenledikleri operasyonda 350 adet taklit ve faturasız cep telefonu ele geçirdi. 6 kişinin gözaltına alındığı operasyonda zanlıların sorgusunda olayla ilgili traji komik detaylar ortaya çıktı. POLAT BUNU KULLANIYOR Dolandırıcıların Nokia’nın üretmediği bir cep telefonunun üzerine 3 ayrı kamera ve bir adet pusula koyarak “İşte teknolojide son nokta bu, 8700 numaralı Nokia telefonu” diye sattıkları öğrenildi. Doğubank’ta bir grup esnafın pazarlama stratejileri de dikkat çekti. Zanlılar müşteri çekmek için vatandaşa “Bu telefon Kurtlar Vadisi Dizisi’nde rol alan Polat Alemdar’ın kullandığı telefon. Her türlü teknolojiye sahip” dedikleri öğrenildi. 2 BİN YTL’YE CEP Ekipler Doğubank’taki esnafın vitrine koyduğu 2 bin YTL değerinde bir başka cep telefonunun, Telekomünikasyon Başkanlığı’ndan sorgusunu yaptırınca da telefonun çalıntı olduğunu ortaya çıkardı. Nokia marka cep telefonun Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı tarafından arandığı belirlendi. Telefonu satan işyeri hakkında çalıntı malı satın almak ve satmak suçundan işlem yapıldı. İşlemlerinin ardından savcılık talimatı üzerine telefonun sahibine teslim edileceği öğrenildi. TURiSTLERDEN SATIN ALDIK Emniyetteki ifadelere veren zanlıların kendilerini savunma yöntemleri de bir hayli ilginçti. Dolandırıcılar henüz piyasaya sürülmemiş telefonları yurt dışından İstanbul’a gezmeye gelen turistlerden 80 dolara satın aldıklarını söyledi. Doğubank esnafı Cuma A, Necati Ç, Aykut B, Hakan K, Yaşar F ve Abdullah D. nitelikli dolandırıcılıktan adliyeye sevk edildi.
“Güneş…” demişti bir baba oğluna, “Nedenlerin nedenidir. Neyi ele alırsan al. Güneş olmasaydı olmazdı yeryüzünde.”
Gerçekten de yıldızların en dostudur güneş. Her an alev alev yanmaktadır güneş. Eskilerin ateş elementidir temelde. Güneş’teki bu ateşin kaynağı her an patlayan nükleer reaksiyonlardır. Öyle kıvılcımlar çıkar ki bunlardan her biri bir gezegeni rahatça yutar.
Güneş dünyadan katlarca büyüktür. Kütlesi akıl almaz ölçülerdedir. Ama galaktik ölçekte bakıldığında henüz genç bir yıldızdır (4.5 milyar yıl nedir ki? Pastada birkaç mum :). Yaşlı yıldızlar kendi kütleleri üstüne çökerek karadelik halini alır veya bir deve dönüşerek yeni bir hale geçerler. Büyük ihtimalle Güneş’te büyüyüp yüzlerce kat devleşecektir. Ama daha 5-6 milyar yıl var. Panik yok.
Orta büyüklüktedir. Balık eti diyelim Güneş 2 x 1030 kilogram gazdan oluşur. (İyi bir bel ölçüsüdür yıldızlar için.) %75 Hidrojen ve %25 Helyum. Bu oran yavaş yavaş değişir. Küçük atomlar daha ağır elementlere dönüşür.
Güneş sadece ışık değil pek çok dalga boyunda ışınlarla dünyamızı bombardıman eder. Kimilerine göre bunlar zararlıdır kimileriyse zeki yaşamın gelişimi için şart olarak görürler. Ancak dünyayı saran koza, atmosferimiz Ozon tabakası gibi İyonosfer gibi katmanlarla zararlı ışınımları ve elektrik yüklerini süzmek üzere programlanmış devasa bir robottur !!!!
Dünya Güneş’e 2 Ocak’ta en yakın(147.1 milyon km.), 2 Temmuz’da en uzak(152.6 milyon km) konumunda olur. Ama ne ilginçtir, en uzaktayken yazı yaşarız Kuzey yarıkürede. Çünkü önemli olan dünyanın açısıdır. Biz yaz derken Güney yarımküre kışı yaşar. Biz kış derken de onlar yaz.
Güneş ne kadar sıcaktır? Kara lekeler(sunspots) nedir?
Ateşin ortasında karanlık olur muymuş? Evet olurmuş. Güneşin yüzeyi yaklaşık 5500 C’dir. Çekirdekte 4 milyon dereceye, dış atmosferde yine milyonlarca dereceye yükselir sıcaklık. Ancak yüzeyde nispeten soğuk olan yerler karanlık görünür. Manyetik alan nedeniyle sıcaklık farkları oluşur. Güneş döndüğünde bu lekeler de döner. Binlerce yıl önce Çinliler, sonraları da Galileo tarafından gözlemlenmişlerdir. Çekilen fotoğraflarda çok ilginç görüntüler oluşturur. Çoğunlukla direkt güneşin resmini çekmek fotoğraf makinelerine de gözlerimize de ciddi zarar verir. Filtre kullanmak gereklidir.
Güneş Rüzgarı nedir? / Güneş Patlamaları Nedir?
Güneş gibi coşkulu kanı sıcak bir gencin ara ara patlaması kaçınılmaz değil mi? Bu manyetik dengesizlikler sonucu oluşan patlamalarda kendisinden kopan gaz toz parçaları sıcak ve elektrik dolu bir yükle uzaya fırlarlar. Yol üstündeysek yörüngemiz tutuyorsa atmosferimize rağmen bu yağmurdan yüklü parçacık yağmurundan nasibimizi alırız. Atmosferin dışında seyreden uydular bu yüklü parçalardan zarar görür. Tarımda verimli bir zaman yaşanır. Haberleşme şebekeleri olumsuz etkilenir. Ama bilimadamları bir yelkenli gibi bu rüzgarlardan yararlanarak uçacak uzay gemileri tasarlarlar. Güzel fikir değil mi?
Güneş Resimleri, Güneşin resmi :
http://umbra.nascom.nasa.gov/eit/images/eit_20050729_1824_304.gif
http://umbra.nascom.nasa.gov/eit/images/eit_20050728_2200_304.gif
Güneş Videosu
http://umbra.nascom.nasa.gov/eit/images/eit_19990306_erupt_304.mpg
(170 KB)
Kaynakça:
VİKİPEDİ
http://www.abc.net.au/science/space/planets/sun.htm
http://umbra.nascom.nasa.gov/sdac.html
(video)
Yukarıdaki makale Google dan gelen meraklıları avlamak için yazılmamıştır. Sitenin adıyla ve verdiği teknik bilgiyle ilgildir.
Muhtemel Google reklam soruları ise biliyorsunuz
Dünya’ya en yakın yıldızın adı nedir?
Güneş ne kadar sıcaktır?
Gökyüzü neden mavidir?
19 Mayıs ‘ta ay ve yıldız bayrağımızın şeklini alacak
19 Mayıs Cumartesi günü ay ve Venüs ‘ün batı ufkunda birbirlerine yaklaşarak Türk Bayrağı ‘ndaki görünümü alacağı, bunun 19 Mayısa denk gelmesinin ise çok ender rastlanan bir olay olduğu bildirildi.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Gözlemevi ve Astronomu Kulübü Danışmanı Doç. Dr. Hüseyin Kalkan ve Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Tanyeri, yaptıkları açıklamada, 19 Mayıs Cumartesi günü gökyüzünde ender rastlanabilecek bir gökyüzü olayının yaşanacağını söylediler.

Bu yılın astronomide olağanüstü rastlantıların bir araya geldiği bir yıl olacağını belirten Doç. Dr. Kalkan, en ilginç rastlantının da 19 Mayıs günü yaşanacağını açıkladı.
Doç. Dr. Kalkan, 19 Mayıs günü ay ve Venüs’ün batı ufkunda birbirlerine yaklaşacağını, bu görüntünün Türk Bayrağı’ndaki ay ve yıldızı andıracağını söyledi.
Prof. Dr. Tanyeri de Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Samsun’a çıkışının 88. yıl dönümüne denk gelen bu olayın, 500 milyonda bir ihtimal olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Tanyeri, şunları kaydetti:
“Ay ve yıldız birçok kez bayrağımızın şeklini almıştır. Bir daha 18 Mayıs 2026 yılında görülecektir. Ancak bu rastlantının 19 Mayıs gününe denk gelmesi, 500 milyonda bir ihtimaldir. Venüs ve ay birlikte batı yönüne doğru ilerleyecek. Güneş saat 19.20 sıralarında battıktan sonra ise ’ay-yıldız’ görünümü doğal olarak çok daha belirgin bir hale gelecektir. Bu görüntü, saat 22.30’a kadar sürecektir.” Prof. Dr. Tanyeri, 28 Temmuz 1389 yılında Kosova Meydan Muharebesi sonunda Jüpiter’in ayın hilali önüne gelmesiyle ve bu görüntünün şehit bir askerin göllenen kanına yansıyarak Türk Bayrağı’nın yaratılmasına ilham kaynağı olduğunu belirtti.
Kaynak : http://www.milliyet.com.tr/2007/05/14/son/sontur24.asp
| Geleceğin mesleklerini şimdiden keşfedin | |
| Gelecekte çok para kazandırcak meslekleri şimdiden öğrenin
14.05.2008 10:25 |
|
HABERTURK.COM EKONOMİ SERVİSİ
Kişisel gelecek planlaması alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti veren Türkiye’nin ilk fütürist şirketi M-Gen Gelecek Planlama Merkezi Kurucusu öğrencilerin ve velilerin 10-20 yıl sonrasını planlamalarını öneriyor. Şuan popüler olan mesleklerin gelecekte önemini kaybedeceğini de anlatan Tarhan bu noktada geleceği iyi okumayı öneriyor. Peki 2020’li yıllarda nasıl bir hayatımız olacak ve hangi mesleklerin yıldızı parlayacak? Tarhan’a göre gelecek; Enerji, ekoloji, ses-görüntü-veri transferi yapan teknolojiler, biyoteknoloji, genetik, nanoteknoloji, mobil teknolojiler, robot teknolojiler ve gıda teknolojilerinde olacak, Gelecekte başarılı olabilmenin aynı zamanda stresi yönetebilme sanatı ile yakın ilişki içinde olduğunu anlatan Tarhan şuan üniversiteye giriş aşamasındaki gençlere ise şu tavsiyelerde bulunuyor: “Stres çoğu zaman başarısızlığa neden oluyor. Yüzde 60’ı otuz yaşın altında, yüzde 11’den fazlası diplomasız ve işsiz insanların bulunduğu ülkemizde öğrenciler, OKS ve OSS sınavlarını stres ederek hayatlarını karartıyor. Bunun yerine öğrenciler kendi kişilikleri ve gelecekten beklentileri konusunu netleştirmeli ve hedef belirlemek için de ‘10-20 yıl sonra nerede olmalıyım?’ sorusuna yanıt vermeliler. Bu öğrenciler sınavlarda diğerlerine göre daha şanslı olur ve hedeflerine ulaşır.” Öğrencilerin ezbere yapılan tavsiyelere çok kulak asmaması gerektiğini ifade eden Ufuk Tarhan, düşledikleri yaşama onları götürecek mesleği keşfedebilmelerinin onları hedeflerine ulaştıracağını söyledi. Ufuk Tarhan, “Bunu yaparken, dünyanın 10-20 yıl sonra nasıl bir değişim göstereceğini tahmin etmek gerekiyor. Örneğin, hukuk okumak isteyen veya okuyan bir genç, avukat olmak istemenin yanı sıra, genetik alanında uzmanlık geliştirmeye karar verirse, gelecek için daha başarılı ve daha çok kazanç getiren bir alana yönelmiş olabilir. Diğer taraftan enerji sektöründe söz sahibi bir avukat olmayı hedeflemek, şu anda hiç de popüler olmayan, ancak 10 yıl sonra revaçta olabilecek bir alan olarak öngörülebilir” dedi. Ebeveynlerin gençleri yönlendirmelerini hele de baskı yapmalarını çok yanlış bulduğunu belirten Tarhan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Gelecek algısını ve tahminlerini geliştirmeden ‘ezbere’ yapılan yönlendirmeler çok sakıncalı. Çünkü 5-10 yıl sonra, yani bugün bu sınavlarda çırpınan gençler kazanıp da bir yerleri bitirdiklerinde; ne iş bugünkü işe benzeyecek ne meslekler, ne eğitim, ne de rekabet koşulları bugüne benzer halde olacak. Ebeveynler, gençleri, hedeflerini belirleyip, özgüvenli, rahat, farklı, yaratıcı, eğlenceli olmaları için desteklemeli, onlara baskı değil, rehberlik yapıp, moral kaynağı olmalılar. Gençler ise, hangi alana ilgileri ve eğilimleri olduğunu bulmalı, bu alanda eğitim alıp uzmanlaşmak için plan yapmalı. Tutkulu ve çok disiplinli çalışmalılar. Zaten seçtikleri alanı seviyorlarsa bunu zaten yaparlar, yapamıyorlarsa sorun vardır, yani yanlış yoldadırlar.” Üniversite eğitiminin bir “ön lisans” eğitimi olduğuna da dikkat çeken Ufuk Tarhan, gerçek mesleğin bundan sonraki ‘yüksek lisans-uzmanlaşma’ süreci ile gelişebileceğini söyledi. Tarhan, öğrencilerin ön lisans ile uzmanlaşacakları dalları fütürist beklentileri de göz önüne alarak ilginç kombinasyonlar kurması gerektiğini belirtiyor. Klasik ve teknolojiden uzak yapıdaki tüm meslek alanlarının gelecekte tercih edilmeyeceğini belirten Ufuk Tarhan, özellikle imalat ve tarım sektörlerinde geleneksel yapıyı sürdürmeye çalışan dallara ilginin giderek azalacağına dikkat çekiyor. Sabit ücretli, sabit ofisli istihdam olanaklarının giderek daralacağını, bu tür dağıtım modellerinin yerini, merkezi operasyon merkezleri ile çalışan bağımsız distribütörlerden oluşan dev, global organizasyonların alacağını anlatan Tarhan, “Gelecekte enerji, ekoloji, ses-görüntü-veri transferi yapan teknolojiler, biyoteknoloji, genetik, nanoteknoloji, mobil teknolojiler, robot teknolojiler ve gıda teknolojileri alanlarının çok popüler olacak” diyor İŞTE GELECEĞİN MESLEKLERİ • Taşeron yöneticiliği |
YAPAY ZEKA
Günlük yaşantıda zihinsel kapasite çok önemli olduğu için insanlar bilimsel olarak akıllı insan ( Homo sapien) olarak isimlendirilmiştir. Yapay zeka, YZ, (AI-Artificial Intelligence) alanı zeki varlıkları anlamaya çalışır. Bu nedenle YZ çalışmalarının bir amacı kendimiz hakkında daha fazla şey öğrenmektir. Felsefe ve psikolojiden farklı olarak YZ yalnız zekayı anlamaya değil aynı zamanda zeki varlıklar yapmaya çabalar. YZ çalışmalarının bir diğer nedeni de başlangıç aşamasında bile ilginç ve yararlı ürünler yapılmış olmasıdır. Şeklen 1956′da başlayan YZ en yeni disiplinlerden biridir. Fizik gibi disiplinler de çalışanlar bütün iyi fikirlerin Galileo, Newton, Einstein ve diğer bilim adamları tarafından üretildiğini ve yeni bir fikrin ortaya çıkması için yıllar boyu süren çalışmaların gerektiğini düşünebilir. Ama YZ çok yeni bir disiplin olduğu için üretilecek çok fikir vardır.
YZ; algılama, mantıksal muhakeme gibi genel amaçlı alanlar ve satranç oynama, şiir yazma, matematik teoremlerinin ispatlanması ve hastalıkların teşhisi gibi özel amaçlı alt alanları içerir.
YZ nedir ?
Değişik şekillerde yapılan YZ tanımları aşağıdaki 4 gruptan birine düşer
İnsan gibi düşünen sistemler.
İnsan gibi davranan sistemler.
Rasyonel düşünen sistemler.
Rasyonel davranan sistemler.
Yukarıda görüldüğü tanımlar insana veya rasyonelliğe göre yapılmıştır. Bu da insanların her zaman rasyonel davranmadıklarını belirtmektedir. İnsan merkezli yaklaşım hipotez ve deneysel doğrulamayı içerirken, rasyonalist yaklaşım matematik ve mühendisliği içermektedir. Aşağıda her tanım ayrıntılı olarak incelenmiştir.
İnsan gibi Davranmak: Turing Test yaklaşımı
Turing Test, zekanın işlemsel tanımını sağlamak için Alan Turing (1950) tarafından tasarlanmıştır. Turing zeki davranışı, soru soran kimseyi tüm anlamaya ait işlemlerde şaşırtacak şekilde insan seviyesinde davranma olarak tanımlamıştır. Sorular bir hat üzerinden uzaktan sorulmakta ve hattın ucunda insan mı yoksa bilgiayar mı olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu testi geçmek için bilgisayarın insan seviyesinde performans göstermesi gerekir. Şimdilik bu testi geçmek çok zor görünmektedir. Bu test için bilgisayarın aşağıdaki yeteneklere sahip olması gerekmektedir:
Doğal dil işleme: Türkçe veya İngilizce (insan dilleri) haberleşebilmeyi sağlamak için.
Bilgi Gösterimi : Soruşturma sırasında veya öncesinde bilgi depolamak için.
Otomatik Muhakeme : Depolonan bilgiyi kullanarak cevap verebilme veya yeni sonuçlar çıkarma.
Öğrenme : Yeni koşullara adapte olma ve kalıpları saptama.
Turing test’te soruşturmayı yapan ve bilgisayar birbirini kesinlikle görmez. Buna karşın Toplam Turing Test’te vidyo sinyali de kullanılır. Böylece soruşturmayı yapan kişi fiziksel nesneleri algılama yeteneğini de ölçebilir. Bu test için bilgisayarın aşağıdaki yeteneklere sahip olması gerekir:
Görme : Nesneleri algılamak için.
Robotik : Nesneleri hareket ettirmek için.
YZ’de Turing Testi geçmek için yapılan büyük bir çalışma yoktur. İnsan gibi davranma meselesi insanlarla etkileşen YZ programları için geçerlidir. Örneğin kullanıcı ile iletişimde bulunan bir dil işleme sistemi insan gibi konuşmalıdır.
İnsan Gibi Düşünmek
Verilen bir programın insan gibi düşündüğünü söyleyebilmek için insanların nasıl düşündüğünü saptamanın bir yolunu bulmamız gerekir. İnsanın nasıl düşündüğünü iki şekilde öğrenebiliriz. Birincisi kendi düşüncelerimizi gözleme, ikincisi ise psikolojik deneyler yapmaktır. Düşünme ile ilgili yeterince kesin teorilere erişilirse bu teoriler bilgisayar programı olarak ifade edilebilir.
Bazı araştırmacılar pogramları herhangi bir yöntemi kullanarak doğru sonucu bulacak şekilde yazarken bazı araştırmacılar da sonucun doğru ya da yanlış olmasına bakmaksızın insanların düşündüğü şekilde çözümü arayan programlar yazmaktadır.
Rasyonel Düşünme: Düşünme Kanunları
Doğru düşünmeyi kodlamaya ilk çalışanlardan biri Aristotle’dır. Aristottle mantığına göre doğru önermeler verildiğinde daima doğru sonuç elde edilir. Aşağıda buna ait bir örnek verilmiştir:
Socrates insandır. İnsanlar ölümlüdür. à Öyleyse Socrates ölümlüdür.
Bu düşünme kanunlarının düşünme işlemini yönettiği kabul edildi ve Mantık alanını başlattı. YZ’de mantık taraftarları problemleri mantıksal notasyonla tanımlayarak akıllı sistemler oluşturmaya çalışmışlar. Bu konuda karşılaşılan iki büyük engel:
Konuşma diline özgü bilgilerin %100 kesinlik ifade etmediği durumda mantık formunda belirtme güçlüğü
Problemleri prensipte çözmekle, pratikte çözmek arasındaki fark. Birkaç düzine önerme bile bilgisayarın sınırını aşabilir. Bu da prensip olarak çözülebilecek problemlerin pratikte çözümünü güçleştirmektedir.
Rasyonel Davranma: Rasyonel Ajan Yaklaşımı
Rasyonel davranma, inanışları baz alarak amaca erişecek şekilde davranmaktır. Farklı YZ çalışmalarına benzer şekilde yaklaşabilmek için ajan(agent) sözcüğü kullanılmaktadır. Buradaki kullanım normal anlamının dışındadır. Ajan algılayan ve davranan herhangi bir şeydir. Ajan yaklaşımında YZ çalışmaları; rasyonel ajan çalışmaları ve rasyonel ajan oluşturmadır.
Düşünme kanunlarında vurgulanan doğru çıkartımdır. Doğru çıkartımda bulunmak bazen rasyonel ajanın (RA) bir parçası olabilir. Çünkü rasyonel davranmanın bir yolu, mantıksal olarak bir davranışın istenen amacı sağlayacağı sonucu çıkartılırsa bu sonuç üzerine belirlenen şekilde davranılır. Diğer yandan doğru çıkartım tam rasyonellik değildir. Bazen yapılacak şeyin doğru olacağı ispat edilmeden yapılması gerekebilir. Örneğin kızgın bir sobadan elin çekilmesi reflekstir ve kızgınlığı hissettikten sonra hangi hareketin yapılacağını düşünerek yapılan yavaş haraketten daha etkilidir. Sobadan elin çekilmesi bir doğru çıkartım sonucu olmamakta ama rasyonel bir davranıştır. Mükemmel rasyonellik daima doğru şeyi yapmaktır ve karmaşık bir çevrede daima doğru şeyi yapmak mümkün değildir.
RA yaklaşımının iki üstünlüğü vardır:
Düşünme kanunları yaklaşımından daha geneldir. Çünkü rasyonel davranmak için doğru çıkartım faydalı bir mekanızma olmasına karşın gerekli değildir.
Rasyonelliğin tanımı açıkça yapıldığı için bilimsel gelişmeye insan davranışından veya insan düşüncesinden daha yatkındır.
ZEKİ AJANLAR
Ajan, sensorlarıyla çevresini algılayan ve efektörleriyle bu çevre üzerinde davranan herhangi bir şeydir. İnsan sensor olarak göz kulak ve diğer organlara, efektör olarak da el, kol, ağız ve diğer vücut kısımlarına sahiptir. Robotik ajan, kamera ve infrared bulucuları sensor olarak değişik motorları da efektör olarak kullanır.
Ajanlar Nasıl Davranmalı
Rasyonel ajan doğru şeyi yapan ajandır. Bu yanlış bir şey yapmaktan daha iyidir ama doğru şeyi yapmak ne demektir? İlk yaklaşım, doğru haraket ajanı en başarılı yapacak harakettir. Bu durumda ajanın başarısına ne zaman ve nasıl karar verileceği sorusunu ortaya çıkarır.
Performans Ölçüsü
Ajanın ne kadar başarılı olduğunu saptayan kritere performans ölçüsü denir. Performans ölçüsünün dikkatli bir şekilde saptanması gerekmektedir. Örneğin kirli zemini temizleyen bir ajanı gözönüne alalım. Burada performans ölçüsü olarak 8 saatlik çalışmada temizlenen kir miktarı alınabilir. Daha karmaşık performans ölçüsü yalnız temizlenen kir miktarını değil aynı zamanda tüketilen enerji ve çıkarılan gürültüyü de dikkate alabilir.
Değerlendirme Zamanı
Performansın ne zaman değerlendirildiği de önemlidir. Örneğin temizlik ajanının performansını ilk saat sonunda değerlendirirsek işe hızlı başlayan ama sonra yavaşlayan belki de hiç çalışmayan ajan ödüllendirilmiş, sürekli çalışan cezalandırılmış olur. Bu nedenle performansı günlük veya ömür boyu şeklinde daha uzun vadede değerlendirmek gerekir.
Mükemmellikle rasyonelliğin ayırt edilmesi gerekir. Mükemmel ajan davranışlarının vereceği sonucu bilir ve buna göre davranır. Fakat gerçekte mükemmellik imkansızdır. Aşağıdaki örneği göz önüne alalım:
Okula gelirken demiryolunun karşısında bir arkadaşınızın gitmekte olduğunu gördünüz. Demiryolu geçiti açıktı ve arabalar geçiyordu. Arkadaşınıza başka türlü erişemeyeceğiniz için demiryolundan geçmeye başladınız. Bu sırada bir yolcu uçağının kapısı üzerinize düştü.
Demiryolundan geçmek rasyonel olmayan bir davranışmıdır?
Rasyonellik algılananlara bağlı olarak beklenen başarı ile ilgilidir. Çoğu zaman demiryolundan geçmek başarılı sonuç verdiği ve üzerinize uçak kapısı düşeceğini tahmin edemeyceğiniz için demiryolundan geçmek rasyonel bir davranıştır. Eğer ajanın düşen kapıyı saptayabilecek bir radarı varsa o zaman haraket rasyonel değildir. Benzer şekilde demiryolu geçidi kapalı iken geçmek de rasyonel olmayan bir davranıştır. Diğer bir deyişle ajanı algılayabileceği bir durumu dikkate almayarak başarısız olduğu zaman suçlayabiliriz.
Sonuç olarak herhangi bir andaki rasyonellik dört şeye bağlıdır:
Başarı derecesini belirten performans ölçüsü,
Ajanın o ana kadar algıladığı her şey (algı serisi-percept sequence),
Ajanın çevre hakkında bildikleri,
Ajanın yapabileceği hareketler.
İdeal Rasyonel Ajan
Yukarıdaki sonuçlardan yola çıkarak ideal rasyonel ajan aşağıdaki şekilde tanımlayabiliriz:
Her olası algı serisi için, algı serisi ve sahip olduğu bilgileri kullanarak performans ölçüsünü maksimize edecek şekilde davranan ajan ideal ajandır.
Demriyolu geçidinin kapalı olup olmadığına bakmaz isek algı serisi bize hızla yaklaşan bir treni söyleyemez. Demiryolu geçidine bakmadan geçmek riski çok yüksek olduğu için rasyonel bir davranış değildir. İdeal rasyonel ajan adımını atmadan önce bakma eyleminde bulunmalıdır. Çünkü bakmak beklenen performansı artırır. Bu nedenle yararlı bilgileri elde etmek amacıyla yapılan eylemler rasyonelliğin bir parçasıdır.
Algı Serisinden Eyleme İdeal Eşleme
Ajanın davranışı yalnız algı serisine bağlı ise olası tüm algı serilerine karşı gelen eylemler tablo haline getirilerek bir ajan tanımlanabilir. Çoğu zaman bu tablo çok uzun olacaktır. Oluşturulan tabloya algı serisinden eyleme eşleme denir. Eğer eşleme ajanı tanımlıyorsa ideal eşleme de ideal ajanı tanımlar. Eşleme için tablonun herbir elemanının ayrı ayrı belirtilmesi gerekmez. Örneğin hesap makinesindeki karekök fonksiyonunu basit bir ajan olarak göz önüne alalım. Bu ajanın algı serisi basılan tuşlardır. İdeal eşleme; girilen pozitif sayı x ise z2»x olacak şekilde 4 basamak doğrulukta z’yi göstermektir. Bu amaçla tablo kullanmak yerine Newton yöntemi kullanılarak yazılan program ile ajan tanımlanabilir. Tablo çok uzun olmasına karşın ajan çok kısa bir programdır. Aşağıda tablo ve program görülmektedir:
Otonomi
Eğer bir ajanın eylemleri tamamen sahip olduğu bilgilere bağlıysa yani algı serisini dikkate almıyorsa otonom değildir. Eğer bir sistemin davranışları kendi deneyimleri ile saptanıyorsa otonomdur. Otonom kelimesi insanın doğrudan kontrolü altında olmayan anlamında da kullanılır. Örneğin otonom kara aracı (insansız). Otonom olan ajanlar çevre koşulları değiştiğinde yeni koşullara adapte olarak görevini başarı ile sürüdürebilir. Eğer sadece önceden verilen bilgileri kullanırsa başarısız olma olasılığı yüksektir.
Zeki Ajanların Yapısı
YZ ajan programı yazma işidir. Bu programlar algıdan eyleme eşleme yapan programlardır. Yazılan programlar bir yapı üzerinde çalıştırılacaktır. Bu yapı bilgisayar olabileceği gibi özel amaçlı donanım da olabilir. Yapı sensorlardan gelen algıları programa aktarır, programı çalıştırır ve efektörler ile programın davranışını gerçekleştirir. Ajan yapı ve programdan meydana gelmektedir:
Ajan = Yapı + Program
Ajan programı tasarlamadan önce ajanın çalışacağı çevrenin, algılamaların, eylemlerin ve amaçların tanımlanması gerekir. Aşağıdaki tabloda bazı ajan tipleri verilmiştir.
Ajan Tipi
Algılama
Eylem
Amaç
Çevre
Tıbbi teşhis sistemi
Bulgular, hastanın cevapları
Sorular, testler
Sağlıklı hasta, minimum maliyet
Hasta, hastahane
Uydu görüntü analiz sistemi
Değişik yoğunluk ve renkte pikseller
Görüntüyü sınıflandır, bas
Doğru sınıflandırma
Uydudan gelen görüntü
Rafineri Kontrolörü
Sıcaklık, basınç okumaları
Valfleri aç, kapa; sıcaklığı ayarla
Saflığı ve emniyeti maksimum yap
Rafineri
İnteraktif İngilizce öğreticisi
Yazılı kelimeler
Alıştırmalrı, önerileri, düzeltmeleri yaz
Öğrencinin notunu maksimize et
Öğrenci kümesi
Ajan Programları
Zeki ajanlar oluşturulurken aynı iskelet kullanılacaktır: çevreyi algılamak ve eylem üretmek. Ajan programının en basit hali aşağıda görülmektedir:
Eşleme algı serisinden eyleme yapılmaktadır ama ajana yalnız o anki algı gelir. Bu algıların seri halinde saklanıp saklanmaması ajana bağlıdır. Bazı çevrelerde algı serisi saklanmaksızın oldukça başarılı olunabilir. Karmaşık çevrelerde ise tüm algıların saklanması fizibil olmamaktadır.
Ajan programı yazmanın en basit yolu tablo kullanmaktır (look-up table). Bu durumda olası tüm algı serisinin bellekte tutulması ve indeks kullanarak erişilmesi gerekir. Tablo kullanımında aşağıdaki olumsuzluklar ortaya çıkar:
Yalnız satranç oynayabilen basit bir ajan için bile gerekli tablonun 35100 girişi olması gerekir.
Tasarımcnın tabloyu oluşturması çok uzun zaman alır.
Ajan otonom değildir. Çünkü en iyi eylem hesabı tamamen önceden girilmiştir.
Ajana bir derece otonomi tanınarak öğrenme mekanizması oluşturulsa bile tüm girişler için tablonun doğru değerlerini bulması sonsuza kadar sürer.
Basit Refleks Ajanlar
Bir kameradan gelen görüntü 50 Mbyte/sn. hızındadır (saniyede 25 çerçeve, her çerçeve 1000*1000 piksel ve her piksel 8 bit renk ve 8 bit yoğunluk bilgisi). Bir saat için gerekli look-up tablosu 260*60*50M girişli olacaktır. Genel giriş çıkış ilişkileri kullanılarak tablo kısaltılabilir. Örneğin öndeki araç fren yaparsa fren lambaları yanar ve sürücü buna dikkar ederek frene basar. Aynı işlem görsel giriş kullanılarak “öndeki araç fren yapıyor” koşulu ile ajan programındaki “fren yap” eylemi ilişkilendirilebilir. Bu ilişkiye koşul-eylem (condition-action) kuralı denir ve aşağıdaki şekilde yazılabilir:
EĞER Öndeki_Araç_Frenliyor İSE frenle ( if/then)
İnsanlarda benzeri davranışlar bir öğrenmenin sonucunda ( araba sürme gibi ) veya refleks olarak ( kızgın sobadan elin çekilmesi gibi) yapılır. Aşağıda koşul-eylem kuralının ajana algıdan eyleme bağlantıyı nasıl sağladığı görülmektedir.
Basit Refleks ajanın şematik diyagramı.
Basit Refleks ajan. Algılamayla tanımlanan mevcut duruma uyan kuralı bularak çalışır.
Giriş_Yorumla : Algılanan mevcut durumu soyut olarak tanımlar (abstraction).
Kural_Eşleme : Kural kümesinde mevcut duruma uyan ilk kuralı verir.
Kural_Eylem : Kurala bağlı olarak yapılacak eylemi verir.
Değişimleri İzleyen Ajan
O anki algılamaya bağlı olarak doğru karar verilebiliyor ise basit refleks ajanlar başarılı olabilir. Arabanın arkasında fren lambalaraırına ek olarak dönüş sinyal lambalarıda yer almaktadır. Frene basılıp basılmadığını saptamak için arabanın her iki kenarındaki lambanın komtrol edilmesi ferekmektedir. Bu amaçla bir önceki görüntünün saklanması gerekmektedir. Bir önceki görüntüde her iki lamba sönükse ve o anki görüntüde ikisi de yanıyor ise frene basıldığını söyleyebiliriz. Bu nedenle doğru eylemin seçilebilmesi için bazı bilgilerin saklanması gerekmektedir. Buna iç durum ( internal state) adı verilir.
Sensorlardan gelen bilgi daha önceki duruma bağlı olarak farklı sonuçlar verebiliyor ise önceki durumun da saklanması gerekir. Dünyanın durumu yalnız o anki girişe değil bir önceki duruma da bakılarak saptanır. Aşağıda iç durumlu bir refleks ajan görülmektedir.
İç durumlu refleks ajan
Yenile_Durum: Sensorlardan gelen bilgiye veya yapılan eyleme bağlı olarak yeni iç durumu oluşturur.
Amaç tabanlı Ajanlar
Çevrenin o anki durumunu bilmek ne yapılacağına karar vermeye yetmeyebilir. Örneğin bir kavşakta araba sağa, sola dönebilir veya doğru gidebilir. Doğru karar arabanın nereye gideceğine bağlıdır. Diğer deyişle ajan o anki durumla birlikte amaçla ilgili bilgilere de gereksinim duyar. Ajan programı, olası kararların sonuçları ile bu bilgiyi birleştirerek doğru eylemde bulunabilir. İstenen amaca bazı durmlarda kolayca erişilebileceği gibi bazen çok karmaşık işlemler yapılması gerekebilir. Ajanın amacına erişebilmesi için yapacağı eylem sırası YZ’nin alt alanları olan arama (search) ve planlama (planning) da incelenmektedir.
Bu şekilde karar verme daha önce anlatılan koşul-eylem kurallarından temel olarak farklıdır. Refleks ajan fren lambasını gördüğü zaman fren yapar. Amaç tabanlı ajan ise öndeki aracın fren lambaları yandığı zaman onun yavaşlayacağını çıkarır. Öndeki araca çarpmama amacını gerçekleştirecek eylem ise fren yapmaktır. Her nekadar amaç tabanlı azan etkin görünmese de esnektir. Örneğin yağış başladığı zaman frenlerin etkin bir şekilde kullanılabilmesi için bilgisini yenileyebilir. Diğer yandan refleks ajan için çok sayıda koşul-eylem kuralı yazmak gerekir. Amaç tabanlı ajanlarda amacı değiştirerek farklı noktalara erişmek mümkündür. Refleks ajanlar ise sadece bir noktaya giderler. Aşağıdaki şekilde amaç tabanlı ajanın yapısı görülmektedir.
Amaç tabanlı ajan.
Fayda Tabanlı Ajanlar
Amaçlar yalnız başına yüksek kalitede davranış üretmek için yeterli değildir. Örneğin arabanın istenen yere gidebilmesi (amaca erişmek) için izleyebileceği bir çok yol olabilir. Bu yolların bazıları diğerlerinden daha hızlı, daha güvenli veya daha ucuz olabilir. Amaçlar “mutlu” ve “mutsuz” durumları arasında kaba bir ayırım sağlar. Oysa daha genel performans ölçüleri amaca erişirken ne kadar mutlu olduğunu gösterebilir. Mutlu kelimesi bilimsel görülmediği için bunun yerine fayda (utility) kelimesi kullanılmaktadır. Fayda fonksiyonu; mevcut durumu, mutluluk derecesini gösteren bir gerçel sayıya dönüştürür. Fayda fonksiyonları tanımlanırken çelişkiye düşülebilir. Örneğin hız ve emniyetin ağırlıkları uygun şekilde seçilmelidir. Birden fazla amaç olduğu zaman bu amaçların da önem sırasına göre sıralanması gerekebilir.
Amaçlar her nekadar kaba olsada istenen amaca erişmek için gereken eylemi kolayca bulurlar. Bazı durumlarda fada fonksiyonu bir amaç kümesi şeklinde de ifade edilebilir. Aşağıdaki şekilde fayda tabanlı ajanın yapısı görülmektedir.
Fayda tabanlı ajan.
ÇEVRE
Bu bölümde ajan ve çevre ilişkileri incelenecektir. Önce ajanların çalışacağı farklı çevreler ve bu çavrelerin ajan tasarımındaki etkileri incelenecektir.
Çevre Özellikleri
Çevre aşağıdaki temel özelliklere bağlı olarak sınıflanlandırılabilir.
Erişimli / Erişimsiz (Accessible vs. inaccessible)
Eğer ajanın sensorları çevrenin durumunu tamamen saptayabiliyorsa çevre ajan için erişilebilirdir. Çevrenin erişilebilir ise değişimleri izlemek için durum saklaması gerekmez.
Deterministik/ Deterministik olmayan ( Deterministic vs. nondeterministic)
Eğer çevrenin gelecek durumu o anki durum ve ajanın eylemine bağlı olarak tespit edilebiliyor ise çevre deterministiktir. Eğer çevre erişimli değil ise deterministik olmadaığı kabul edilebilir.
Bölümlü/ Bölümsüz ( Episodic vs. nonepisodic)
Bölümlü çevrede ajanın deneyimleri bölümlere ayrılmıştır. Her bir bölüm ajanın algı ve eyleminden oluşur. Eylemin kalitesi sadece o bölüme aittir. Bir önceki bölümdeki eylemin o anki bölümde bir etkisi yoktur. Bölümlü çevre, ajanın ileriyi düşünmesi gerekmediği için daha basittir.
Statik / Dinamik ( Static vs. dynamic)
Ajan karar verirken çevre değişiyorsa dinamik değişmiyor ise statiktir. Ajan karar verirken dünyanın değişimini izlemesi gerekmediğinden ve zaman önemli olmadığından statik çevrede çalışmak daha kolaydır. Eğer çevre zamanla değişmiyorsa ama ajanın performansı zamana göre değişiyorsa çevre yarı dinamik (semidynamic) olarak adlandırılır.
Ayrık / Sürekli ( Discrete vs. continuous)
Eğer sınırlı sayıda farklı ve iyi tanımlanmış algı ve eylemler var ise çevre ayrıktır. Satranç ayrıktır çünkü her hamlede olası hareketler sabit sayıdadır. Araba sürme süreklidir, çünkü arabanın ve diğer araçların pozisyonu ve hızı sonsuz sayıda sürekli değerler alabilirler.
Aşağıdaki tabloda bazı çevreler ve karakteristikleri verilmiştir.
Çevre
Erişilebilir
Deterministik
Bölümlü
Statik
Ayrık
Santranç(saatle)
Evet
Evet
Hayır
Yarı
Evet
Satranç (saatsiz)
Evet
Evet
Hayır
Evet
Evet
Poker
Hayır
Hayır
Hayır
Evet
Evet
Tavla
Evet
Hayır
Hayır
Evet
Evet
HABERTURK.COM EKONOMİ SERVİSİ