A
· ablütofobi: yıkanmaktan korkma
· agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
· agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
· ailurofobi: kedilerden korkma
· akluofobi: karanlıktan korkma
· akrofobi: yüksek yerlerden korkma
· akustikofobi: belirli seslerden kokrma
· algofobi: acı çekmekten korkma
· amaksofobi: araba (ya da taşıt)korkusu
· amatofobi: toz korkusu
· amnezifobi:Hafızasını kaybetmekten korkma
· amofobi:Sivri cisim korkusu
· androfobi: adamlardan korkma
· anemofobi: fırtına korkusu
· antlofobi: sel korkusu
· antropofobi: insanlardan korkma
· apifobi: arılardan korkma
· arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku
· araknofobi: örümceklerden korkma
· aritmofobi: sayılardan korkma
· asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
· astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
· astrafobi: şimşek korkusu
· ataksofobi: düzensizlikten korkma
· atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma
· aviofobi: uçuş korkusu
B
· ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
· batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
· batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
· belonefobi: iğnelerden korkma
· bibliyofobi: kitaplardan korkma
· bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
· brontofobi: gökgürültüsünden korkma
D
· datafobi: veriden korkma
· dentofobi: dişçiden korkma
· dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma
· dekatriaparaskevifobi: ayın 13′ünün Cuma gününe gelmesi korkusu
E
· eisoptrofobi: aynalardan korkma
· elektrofobi: elektrikten korkma
· emetofobi: kusmaktan korkma
· entomofobi: böceklerden korkma
· endofobi: Giyecek korkusu
· epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
· eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku
· erotofobi: cinsellik korkusu
F
· farmakofobi: ilaçlardan korkma
· fazmofobi: hayaletlerden korkma
· febrifobi: yüksek ateşten korkma
· filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma
· filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
· fobofobi: korkmaktan korkma
· fotofobi: ışıktan korkma
G
· gametofobi: evlenmekten korkma
· gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
· gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
· glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma
H
· haptofobi: dokunulmaktan korkma
· harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma
· helyofobi: güneş’ten korkma
· hematofobi: kan korkusu
· herpetofobi: sürüngenlerden korkma
· hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
· higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma
· hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
· hipnofobi: uyumaktan korkma
· hipofobi: atlardan korkma
· homiklofobi: sisten korkma
· homofobi: eşcinsellerden korkma
İ
· ihtiyofobi: balıklardan korkma
· islamofobi: İslamdan ve müslümandan korkma
J
· jinefobi: kadınlardan korkma
K
· kainatetofobi:Yenilik korkusu
· kakofobi: çirkinlikten, çirkin seylerden korkma
· kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu
· kanserofobi: kanser olmaktan korkma
· kardiyofobi: kalp hastalığından korkma
· karnofobi: etten korkma
· katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
· kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
· kenofobi:Karanlık korkusu
· keymafobi: kıştan ve soğuktan korkma
· kimofobi: dalgalardan korkma
· kinofobi: *****lerden korkma
· klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
· klostrofobi: kapalı yer korkusu Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır.
· koprofobi: dışkı korkusu
· koulrofobi: palyaçolardan korkma
· kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
· kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
· kronomentrofobi: saatlerden korkma
· ksantofobi: sarı renkten korkma
· ksenofobi: yabancılardan korkma
· ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma
L
· limnofobi: göllerden korkma
· litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma
· logofobi: belirli kelimelerden korkma
· lökofobi: beyaz renkten korkma
M
· manyofobi: delirmekten korkma
· mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
· mekanofobi: makinelerden korkma
· melanofobi: siyah renkten korkma
· mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
· mizofobi: kirlilikten korkma
· monofobi: yalnızlıktan korkma
· musofobi: farelerden korkma
N
· nekrofobi: cesetten korkma
· nelofobi: camdan korkma
· niktofobi: geceden korkma
· nozokomefobi: hastanelerden korkma
· nüdofobi: çıplaklıktan korkma
O
· obesofobi: şişmanlamaktan korkma
· ofidiyofobi: yılanlardan korkma
· okofobi: taşıt araçlarından korkma
· orofobi:Yamaçtan iniş korkusu
· osmofobi: belirli kokulardan korkma
P
· pantofobi: her şeyden korkma
· papirofobi: kağıttan korkma
· paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma
· patofobi: hasta olmaktan korkma
· pedofobi: çocuklardan korkma
· peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
· penyafobi: fakirlikten korkma
· pirofobi: ateşten korkma
· plakofobi: mezar taşlarından korkma
· pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
· politikofobi: politikacılardan korkma
· porfirofobi: mor renkten korkma
· potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma
· potofobi: alkollü içeceklerden korkma
· pteronofobi: kuş tüyünden korkma
· pupafobi: kuklalardan korkma
R
· radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma.
· ranidafobi: kurbağalardan korkma
S
· selenofobi: ay’dan korkma
· siderofobi: yıldızlardan korkma
· simetrofobi: simetriden korkma
· skiofobi: gölgelerden korkma
· sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
· soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma
T
· tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
· takofobi: yüksek hızdan korkma
· talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
· tanatofobi: ölümden korkma
· teknofobi: teknolojiden korkma
· teratofobi: gebe kadının, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması
· termofobi: ısıdan korkma
· testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
· tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
· otomofobi: ameliyat olmaktan korkma
· toksifobi: zehir korkusu
· topofobi: belirli yerlerden korkma
· travmatofobi: yaralanmaktan korkma
· trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
· triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
· tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma
· trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma
Ü
· ürofobi: sidikten korkma
X
· xenofobi: yabancılardan korkma
V
· venereofobi: zührevî hastalıklardan korkma
· venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma
· vermifobi: solucanlardan korkma
Z
· zelofobi: kıskançlıktan korkma
· zoofobi: hayvanlardan korkma
İlaç gibi ekmek
Kalp hastalarına iyi gelecek ekmek üretildi
15.07.2008 17:36
Sofraların vazgeçilmez tadı ekmek artık birçok hastalığa da iyi gelmeye başladı. Kalp ve damar hastalıkları ile mücadele etmede yardımcı olan ‘Çeşni Bahar’ adlı bir ekmek üretildi.
Ekmeğin içinde bulunan soya proteini ve zengin baharatlarda bir yandan besliyor diğer yandan da lezzetine lezzet katıyor. Ekmeğin içerisinde soya, yulaf unu, çavdar ve arpa unları, kekik, nane, kırmızı biber, çemen otu, çörek otu, karabiber, tarçın, havlıcan, kimyon, zencefil, biberiye. Zerdeçal, karanfil, fesleğen gibi birçok faydalı baharat bulunuyor. Görünüşü oldukça küçük ama bir o kadar da doyurucu. Halk Ekmek Genel Müdürü, Ali İlkbahar çeşni bahar adlı ekmeğin zengin bir vitamin deposu olduğunu ve kilo yapmadığını söyledi. İlkbahar çeşni bahar ekmeğinin kalp ve damar hastaları tarafından da oldukça fazla tercih edildiğini belirterek, ekmeğin poşette satıldığını ve fiyatının da 70 yenikuruş olduğunu söyledi.
Kalp ve damar hastalarının da tercih ettiği çeşni bahar ekmeğini fiyatı ise sadece 70 Yenikuruş olduğunu belirtti.
TIP FAKÜLTESİ ve UYGULAMA - ARAŞTIRMA HASTANESİ
ÇOMÜ Tıp Fakültesi hem Üniversitemiz, hem de Çanakkale için kurumsal anlamda dönüm noktası niteliğinde bir girişimdir. Çanakkale’ye özgü sağlık sorunlarının varlığı, Tıp Fakültesi’nin fiilen faaliyete geçmesi için fiziki ve akademik yapılanmayı tamamlaması ve Çanakkale’de eğitim-öğretime devam etmenin önemi dikkate alındığında; 2007 yılında Uygulama ve Araştırma Hastanesi ile Tıp Fakültesi Dekanlığı’nın Çanakkale’de faaliyete başlaması zorunluluktur.
Bu bağlamda; Rektörlüğümüzün çabaları sonucunda Kepez’deki Hastane Binası Sağlık Bakanlığı’ndan alınmış ve Terzioğlu Yerleşkesindeki Dekanlık Binası hızla tamamlanmıştır. Kepez’deki binanın %75′ i tamamlanmış olup, %25′lik kısım ise kamu kaynaklarıyla 2007 yılına kadar bitirilecektir.
Hastane ve Dekanlık binasının tefrişi ve hastane teknik donanımının finansmanı ile ilgili olarak kamu olanaklarından yararlanmak imkan dahilinde görülmemektedir. Bu çerçevede, söz konusu binaların tefrişi ile teknik donanımının işadamı, özel sektör işletmeleri, STK’ lar ve yanı sıra ekonomik durumu iyi olan Çanakkaleli vatandaşların katkılarıyla temini için “Bağış Kampanyası“ başlatılmıştır. Kampanya bilgileri için Lütfen Buraya Tıklayınız…
Rektörlüğümüz ve ilgili Komisyon üyeleri yaklaşık 3 milyon YTL’Iik fon ihtiyacının karşılanması amacıyla; katkı sağlama potansiyeli, eğilimi bulunan kişi ve kuruluşlarla görüşmeler yapmaya başlamışlardır.
Tıp Fakültesi ve Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nin Çanakkale için öneminin farkında olan Çanakkale’ lilerin gerekli duyarlılığı göstereceğine inanıyoruz.
ÇOMÜ Rektörlüğü
Acil Servis
-
Acil Poliklinik
-
Minör Cerrahi ve Acil Ameliyathane
-
Kısa Süreli İzleme Birimi
-
Ambulans Hizmetleri
Rutin Poliklinikler
-
İç Hastalıkları
-
Kardiyoloji
-
Çocuk Hastalıkları
-
Genel Cerrahi
-
Üroloji
-
Psikiyatri
-
Nöroloji
-
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji
-
Göz Hastalıkları
-
KBB
-
Göğüs Hastalıkları
-
Ortopedi ve Travmatoloji
-
Beyin Cerrahisi
-
Kalp Damar Cerrahisi
-
Göğüs Cerrahisi
-
Plastik ve Rekonstrüktif Cer. 2.20 Dermatoloji
-
Çocuk Cerrahisi
-
Çocuk Psikiyatrisi
Özel Poliklinikler
-
Gastroenteroloji
-
Endokrinoloji
-
Nefroloji
-
Romatoloji
-
Medikal Onkoloji
-
Hematoloji
-
Allerji ve Immunoloji
-
Geriyatri
-
Neonataloji
-
Pediyatrik Kardiyoloji
-
Pediyatrik Gastroenteroloji
-
Pediyatrik Endokrinoloji
-
Pediyatrik Nefroloji
-
Pediyatrik Hematoloji
-
Pediyatrik Onkoloji
-
Pediyatrik Immunoloji
-
Pediyatrik Nöroloji
-
Radyasyon Onkolojisi
-
Androloji
-
Üroonkoloji
-
Pediyatrik üroloji
-
Katarakt ve Refraktif Cerrahi
-
Şaşılık ve Oküler Motilite
-
Retina
Laboratuvarlar
-
Biyokimya L.
-
Mikrobiyoloji L.
-
Bakteriyoloji
-
Mikoloji
-
Tüberküloz
-
PCR
-
Parazitoloji
-
Viroloji
-
Patoloji
-
Immunoloji ve Doku Tıplendirme
-
Hematoloji ve Kan Bankası
-
Nöroloji L.
-
EEG
-
EMG
-
Uyku
-
Kardiyoloji L.
-
EKO
-
Koroner Anjiyografı
-
EKG
-
Tıbbi Biyoloji ve Genetik
-
Odyometri ve Vestibülometri
-
Solunum Fonksiyon L.
Üniteler
-
Koroner Yoğun Bakım Ünit.
-
Dahili Yoğun Bakım Ünit.
-
Cerrahi Yoğun Bakım Ünit.
-
Yeni Doğan ve Prematüre Yoğun Bakım Ünit.
-
Reanimasyon Ünit.
-
Radyodiyagnostik
-
Konvansiyonel Radyoloji
-
Bilgisayarlı Tomografi
-
USG ve Doppler
-
MRG
-
Mammografı
-
Nükleer Tıp Ünit.
-
Endoskopi Ünit.
-
Taş Kırma ve Ürodinami Ünit.
-
Diyaliz Ünit.
-
Transplantasyon Ünit. 5.13 Yanık Ünit.
-
Doğumhane
-
Tüp Bebek
-
Morg ve Otopsi Ünit.
Cerrah Paşa’ nın ve hastanenin tarihçesi [değiştir]
Türkiye’de modern anlamda tıp eğitimi 14 Mart 1827 tarihinde II. Mahmut tarafından kurulan İstanbul Darülfününu ile başlamış, 1933 yılında gerçekleştirilen Üniversite Reformu ile İstanbul Üniversitesi bünyesinde kurulan Tıp Fakültesi ile devam etmiş ve 1967 yılında Tıp Fakültesi ikiye bölünerek Cerrahpaşa Tıp Fakültesi doğmuştur.
Fakültenin kuruluş öncesi tarihçesine bakarsak; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi adını bulunduğu semtten almaktadır. Buraya Cerrahpaşa denmesinin nedeni Sultan III. Murat ve III. Mehmet döneminde saray cerrahı olan ve sadrazamlığa kadar yükselen Cerrah Mehmet Paşa’nın isminden kaynaklanmaktadır.
Cerrahpaşanın ilk yılı
Cerrahpaşanın ilk yılı
Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin temelini teşkil eden ilk hastane; şimdi fakültenin bulunduğu yerde bulunan “Takiyeddin Paşa Konağı”nın Belediye tarafından satın alınarak gerekli düzenlemelerin yapılması ile 10 Temmuz 1911 tarihinde açılan, sadece erkek hastalara hizmet veren 80 yataklı “İstanbul Belediyesi Cerrahpaşa Hastanesi”dir. 1912 yılında ahşap olan Takiyeddin Paşa Konağı yıkılarak yerine 150 yataklı, şimdi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Müzesi’nin bulunduğu kagir bina ve buna ek olarak şimdiki Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu bina inşa edilmiştir. 1930 yılında şimdiki Psikiyatri bölümünün bulunduğu bina Dahiliye kliniği olarak inşa ettirilmiş ve yatak sayısı 250′ye ulaşmıştır.
14 Aralık 1930 tarihinde Cerrahpaşa Hastanesini ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk şimdiki Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu’nun bulunduğu binanın balkonunda oturarak hastane ile ilgili görüşlerini “Bu hastane at nalı şeklinde sahile kadar uzanmalıdır” sözleriyle dile getirmiş, ayrıca konuk defterine “Gördüklerimden memnun oldum, temizlik ve intizam ciddi, mesai takdire şayandır” şeklinde yazmıştır.
1933 Üniversite Reformu ile Haydarpaşa’da bulunan tıp fakültesi İstanbul’un Avrupa yakasına nakledilmiş ve tıp fakültesi merkezi Beyazıt’a, klinikler ise İstanbul’un 5 hastanesine (Şişli Etfal, Haseki, Cerrahpaşa, Guraba, Bakırköy Akıl Hastaneleri) yerleştirilmiştir.
Üniversite tıp fakültesinin öğretim üyesi ve öğrenci sayısındaki artış, öğrencilerin Haseki, Cerrahpaşa ve Çapa arasındaki gidiş gelişlerinde yaşanan zorluklar nedeni ile 5 Ocak 1967 tarihinde toplanan Üniversite Tıp Fakültesi Profesörler Kurulu Cerrahpaşa Tıp Fakültesi adı ile ikinci bir tıp fakültesi kurulması kararını alarak Üniversite Senatosuna teklif etmiş ve bu teklif 27 Temmuz 1967 tarihinde toplanan Üniversite Senatosunda kabul edilerek Cerrahpaşa Tıp Fakültesi resmen kurulmuştur. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ilk Dekanı Prof. Dr. Celal Öker 5 Eylül 1967 tarihinde göreve başlamıştır.
İstanbul Üniversitesi içinde bulunan tek “Tıp Fakültesi” 1967 yılında İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakülteleri olarak ikiye ayrılırken 140 yıllık köklü bir tarihin mirasına da ortak oldular.
II. Mahmut dönemi eseri olan ve 14 Mart 1827’de kurulan Tıphane Osmanlı Devleti’nin batılı anlamda açtığı ilk kuruluşlardandır. 15 Haziran 1826’da yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılmış Batı usulü tümen, tabur ve bölüklere ayrılan, tüfenk ve kılıncı olan, ceket pantolon ve potin giyen yeni bir ordu kurulmuştur. Askerlik alanındaki yeni düzeni sağlam temellere dayandırmak için Yüksek Harp Okulu kurulurken, ordunun sağlık gereksinimi için de çağa uygun tıp eğitimi gerekiyordu.
Mustafa Behçet Efendi üçüncü defa görevlendirildiği Hekimbaşılığı sırasında Padişaha verdiği bir takrirle askerlerin savaşta ve barışta modern hekimlik kurallarına göre bakılması için yeni bir tıp okulu kurulmasının gereğini belirtiyordu.
Bu mektep 14 Mart 1827 tarihinde Vezneciler’de Tulumbacıbaşı Konağında Tıphane adıyla kuruldu. Tıphane’de okutulan dersler: 1. sınıf: Arapça, Din, Fransızca, Fizik, Kimya, 2. sınıf: Din, Arapça, Teşrih, Nebatat, Hayvanat, 3. sınıf: Hıfz-ı sıhhat, Tıp Müfredatı, Fizyoloji, Askeri Cerrahi, 4. sınıf: Dahili hastalıklar, Harici Hastalıklar, Doğum. Beş yıl sonra Topkapı Sarayı’nın sahil kısmında bulunan üç koğuşlu Hastalar Odasında ayrıca Cerrahhane kuruldu.
Tıphane ve Cerrahhane 1836 yılında Topkapı Sarayı yakınındaki Kırmızı Kışla olarak da adlandırılan Otlukçu Kışlasına taşındılar. Fakat bu bina tıp eğitimi için küçük ve yetersiz olduğundan Galatasarayın’daki Enderun Ağalarına ait binaya taşınılmasına karar verildi. Bina onarıldıktan sonra 1838 tarihinde Tıphane ve Cerrahhane, Galatasarayı tıbbiyesi olarak isimlendirdiğimiz binaya taşındı ve bir süre sonra eğitimleri birleştirildi. 1839’da II. Mahmut’un da bulunduğu bir törenle açılan ve adı “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şâhâne” olarak değişen okulda Avusturya’dan gelen Dr. Charles Ambroise Bernard’ın (1808-1844) eğitimde önemli rolü oldu. Kadavra üzerinde anatomi öğretimi başladı. Bitki koleksiyonu, tabiat müzesi, jeolojik oluşumlar koleksiyonu, tıp kütüphanesi, hidrolik basınç aletleri, deneyler için tüm araçlara sahip fizik laboratuvarı, botanik gravür ve resimleri ve kimya laboratuvarına sahip Galatasarayı Tıbbiyesi 1849’da yandı. Mektep önce Hasköy’de bulunan Humbarahane Kışlasına, daha sonra 1865’te kolera salgını sebebi ile hastane haline getirilen Humbarahane Kışlasından yine Hasköy’de bulunan Gergeroğlu Konağına nakledildi. Salgın sebebi ile öğretime bir süre ara verildi.
Tıp mektebi 1866’da Sirkeci’de bulunan Demirkapı Kışlasına taşındı 1874 yılına kadar burada eğitimine devam etti. 1874 yılında 1849’da yanan Galatasarayı binasının yerine yapılan yeni binaya taşındı. İdadi kısmı (lise) Galasarayında kalan Tıp Mektebi 1876 yılında tekrar Demirkapı’ya taşındı ve “Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane” adı verildi. İdadi kısmı da Kuleli’ye taşınınca binaya Galatasay Sultanisi (bugünkü Galatasaray Lisesi) yerleşti. Tıp Mektebi 1903 yılına kadar Demirkapı Kışlasında öğretim yaptı.
Tıp Mektebi 1892 yılında yapımına başlanan Haydarpaşa’daki binaya (Şu anda Marmara Üniversitesi’nin kullandığı bina) 1903 yılında taşındı. Tıphane ve Cerrahhanenin dört yıl olarak başlayan tıp eğitimi giderek gelişti, zaman içinde birçok mezunu çeşitli Avrupa şehirlerine ihtisas için gönderildi.
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, kurulduğundan beri askeri bir okuldu, 1867 yılında bu Askeri Tıbbiye binası içinde Sivil (Mülki) Tıbbiye kuruldu ve önce Ahırkapı’da daha sonra Kadırga’da çeşitli binalarda öğretime başlandı. Mülki Tıbbiye de daha sonra Haydarpaşa’ya taşındı. 1909 yılında Askeri ve Sivil Tıbbiyeler Haydarpaşa’da birleştirilerek İstanbul Darülfününü Tıp Fakültesi adı verildi. O yıllarda görev yapan öğretim kadrosunda Dr. Esat Şerafettin (Köprülü) (Tıp Botaniği), Dr. Mazhar Paşa (Anatomi), Dr. Tevfik Recep (Örensoy) (Histoloji Embriyoloji), Dr. Kemal Cenap (Berksoy) (Fizyoloji), Dr. Abdi Kurtaran (Cerrahi), Akil Muhtar (Özden) (Tedavi Fenni), Dr. Bahaettin Şakir (Tıp Kanunu), Dr. Hamdi Suat (Aknar) (Patolojik Anatomi) gibi önemli hocalar bulunuyordu.
Tıbbiyemizin tarihi sadece eğitim tarihi değildir. Savaşlar da Tıbbiyenin tarihi için önem taşır. 20. yüzyılın başında Trablusgarb ve Balkan Savaşları sırasında Tıp Fakültesi hoca ve hekimlerinin gayretle çalışmışlardır. Birinci Dünya Savaşı sırasında ise Haydarpaşa Fakülte binası Yedek Askeri Hastane haline getirildi. Öğretim üyeleri, yardımcıları, yeni mezunlar hatta tıp talebeleri cephelere gittiler. Bu zor günlerde öğretimin aksamaması için gayret gösterildi ve fakülte kapatılmadı. Savaş sonunda İstanbul’a giren İşgal Orduları Tıp Fakültesini kapatmak istediler. 1919 Şubat ayında Fakülte Merkez binasına giren İngilizler burasını yarı yarıya işgal etmişlerdi. Binanın tamamını işgalden korumak için dönemin Fakülte Reisi Akil Muhtar Özden denge siyasetine baş vurarak 1920 yılında dört Fransız doktorunu öğretim kadrosuna atadı. 14 Mart’ın Tıp Bayramı olarak kutlanmasına da İstanbul’un işgali sırasında başlandı. Tıbbiyeliler bir 14 Mart’ta İşgalci güçlerin haksız tutum ve baskılarına karşı gösteriler yaptılar. Aynı yıllarda Fakülte hocalarından Süleyman Numan Paşa (İç hastalıkları) ve Esat Işık Paşa (Göz hastalıkları) İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edildiler. Tıbbiye savaş sırasında büyük yaralar aldı. Fakat on yıl süren savaş sırasında bu fedakar hekimler cephedeki görevleri ile birlikte zor koşullar altında bulaşıcı hastalıklarla da başarı ile savaştılar. Zaferden sonra Türk tıbbi gelişimine hızla devam etti.
1924 ders yılından itibaren FKB (o dönemdeki ismiyle PCN) sınıfı açıldı. Dr. İhsan Hilmi Alantar (Çocuk), Dr. Behçet Sabit (Erduran) (Üroloji), Muzaffer Esat (Güçhan) (İç hastalıkları), Kazım İsmail (Gürkan) (Cerrahi), Şinasi Hakkı (Erel) (Cerrahi) gibi genç isimler Tıbbiye’nin eğitim kadrosuna girerek, savaş yıllarının boşluğunu kısa sürede giderdiler.Haydarpaşa’da öğretim devam ederken, hocalar tekrar İstanbul yakasına dönmek istediler. Bunun için ilk girişim 1925 yılında yapıldı. Fakat 1933 Üniversite Reformuna kadar eğitim Haydarpaşa’da devam etti.
1933 yılında İstanbul Darülfününu lağvedili ve yerine İstanbul Üniversitesi kuruldu. Bu kuruluşu gerçekleştiren karar gereğince İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Haydarpaşa’dan ayrıldı ve İstanbul yakasına taşındı. Fakülte idare merkezi ve temel bilimler Beyazıt’ta bulunan eski Harbiye Nezareti Binasına (üzerinde Arap harfleri ile Daire-i Umur-ı Askeriye yazan ihtişamlı kapıdan girilerek ulaşılan ve günümüzde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü olarak kullanılan büyük tarihi bina), klinikler Şişli Çocuk, Haseki, Cerrahpaşa, Gureba ve Bakırköy’de bulunan hastanelere taşındılar. Nazi idaresi sebebi ile Almanya’dan ayrılmak zorunda kalan Musevi bilim adamlarından bazıları 1933 Üniversite Reformundan sonra Türkiye’ye geldiler. Çeşitli fakültelerde görev alan bu bilim adamlarından bazıları Tıp Fakültesinde Türk öğretim üyeleri ile birlikte öğretim kadrosunda görev aldılar. Bunlardan Hans Winterstein (Fizyoloji), Werner Lipschitz (Biyokimya), Hugo Braun (Mikrobiyoloji), Rudolphe Nissen (Cerrahi), Wilhelm Liepmann (Kadın Doğum), Leopard İgerscheimer (Göz)’i sayabiliriz.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Cerrahpaşa Kampüsü
Tarihi bir yerleşim alanı içinde bulunan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin Cerrahpaşa kısmında bulunan ilk binası Belediye tarafından satın alınıp 80 yatakla 10 Temmuz 1911 tarihinde hizmete açılan Taküyiddin Paşa konağıdır. Ahşap olan bu bina ihtiyaca cevap vermediğinden yıktırılarak yerine şimdi Tıp Kültür Biriminin bulunduğu yerde idare binası ve 150 yataklı yeni bir klinik yaptırıldı ve 1912 yılında hizmete açıldı. Bu bina bir koridorla şu anda Sağlık Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu binaya bağlıydı. Sağlık Meslek Yüksek Okulunun bulunduğu bu yapı önce Cerrahi sonra Şişli Çocuk Hastanesinden nakledilen Üroloji Kliniğine aitti.kullandığı. Hastaneye girişi şu anda Tıp Kültür Biriminin bulunduğu binanın bodrum katındaki kemerli kapıydı.
Belediye yaptığı istimlâklerle hastaneyi genişletmeye devam etti. Şu anda Psikiyatri Anabilim Dalının bulunduğu bina 1930 yılında İç Hastalıkları Kliniği olarak hizmete girdi. Bir koridorla İç Hastalıklarına geçiş sağlanan Neşet Ömer Amfisi 1930 yılında Üniversite tarafından inşa edildi. Amfinin altında Patolojik Anatomi Enstitüsü kuruldu.
Tıp tarihimizde özel bir yeri olan Farmakoloji ve Tedavi Kliniği (Şu anda İstanbul Üniversitesine bağlı olan Kardiyoloji Enstitüsü) 1938 yılında Prof. Dr. Akil Muhtar Özden’in çabaları ile inşa edildi. Hastane girişinin sağında günümüzün Göğüs Hastalıkları binası modern bir Göz Kliniği olarak Tıp Fakültesi tarafından 60 yataklı olarak 1940 yılında hizmete girdi. Şu anda Nöroşiruji ve Ortopedi Anabilim Dallarının bulunduğu bina I. Cerrahi Kliniği olarak 1943’te hizmete açıldı. Cerrahi pavyonuna yeni eklenen ameliyathane bloğu ile 3. Cerrahi servisi meydana getirildi. Şu anda Nöroloji ile Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dallarının bulundu bina Belediye tarafından Verem Pavyonu olarak inşa edildi ve1947 yılında kullanıma girdi. Verem Pavyonunun 100 yatağı 1953 yılında Tıp Fakültesi’nin Fitizyoloji Kliniğine verildi.
Günümüzde Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına bağlı Jinekolojik Onkoloji Bilim Dalının kullandığı bina 1946 yılında tamamlandı ve aynı yıl Bakırköy Akıl Hastanesi içinde bulunan Nörolojiye tahsis edildi.
1953 yılında temeli atılan Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı ile Çocuk Kliniğinin bulunduğu binalar kompleksi 1967 yılında tamamlandı ve Hasekide çalışmalarını sürdüren bu kürsüler yeni binalarına taşındılar.
İstanbul Üniversitesine bağlı tek Tıp Fakültesi’nin Cerrahpaşa kampüsü grubu Belediye ile çalışmalarını sürdürürken, Çapa kampüsü grubu da Vakıf hastaneleri ile işbirliği içindeydi. Binaları satın alan İstanbul Üniversitesi 1967’de Vakıf Gureba, 1969’da Belediye ile ilgili bağlantılarını kestiler ve her iki kampüste de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine bağlı olarak tamamen tıp eğitimi yapılmaya başlandı.
İstanbul ve Cerrahpaşa Tıp Fakültelerinin Kurulmaları
Haydarpaşa’dan ayrılan Tıp Fakültesi İstanbul yakasında çok geniş bir coğrafyada çalışıyordu. Temel Bilimler Beyazıt’da, Klinikler Bakırköy, Şişli Çocuk Hastanesi, Haseki, Çapa ve Cerrahpaşa’daydı. Gerek idari yönden gerekse öğrencilerin bu geniş alanda öğrenim görmeleri zordu. Öğrenci sayısı artmıştı. 1967 yılında Tıp fakültesinin ikiye ayrılması ve Tıp Fakültesi’nin 7 Ocak 1967 günkü toplantısında kliniklerin çoğunun Cerrahpaşa kampüsü içinde olması göz önüne alınarak “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi” adıyla ayrılmasına karar verildi. Üniversite Senatosunun 27 Temmuz 1967 tarih ve 78 sayılı kararı ile iki tıp fakültesi kurulmuş oldu. Tıp Fakültelerinden biri İstanbul diğeri Cerrahpaşa adlarını aldılar. Her iki fakülte dünyaca ünlü öğretim üyelerine sahipti.
Cerrahpaşa, İstanbul Üniversitesinin tek tıp fakültesi döneminden itibaren ; Ord. Prof. Dr. Fahri Arel (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Burhanettin Toker (Almanya’da cerrahi ve radyoloji ihtisası yapan Dr. Burhanettin Toker Cerrahpaşa’nın bir Cerrahi hastanesi olması için büyük çaba göstermiştir), Nissen (Cerrahi), Ord. Prof. Dr. Neş’et Ömer İrdelp (İç hastalıkları, Prof. Dr. Muzaffer Esat Güçhan (İç hastalıkları), Igerscheimer (Göz), (Ord. Prof. Dr. Cevat Kerim İncedayı (Cildiye), Ord. Prof. Dr. Tevfik Remzi Kazancıgil (Kadın Doğum), Prof. Dr. Necdet Sezer (Göz), Prof. Dr. Sedat Tavat (Tedavi Kliniği), Prof. Dr. Necmettin Polvan (Nöroloji), Prof. Dr. Gıyas Korkut (Üroloji), Prof. Dr. Feyyaz Berkay (Nöroşirurji) gibi iz bırakmış hocalara sahip olmanın onurunu yaşar.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin ilk yönetim kadrosu şu öğretim üyelerinden oluşuyordu: Prof.Dr.Celal Öker (Dekan), Prof.Dr.Meliha Terzioğlu, Prof.Dr.Kemal Önen, Prof.Dr.[[Suat Vural, Doç.Dr.Erdoğan Özdamar, Doç.Dr.Mecdi Ramazanoğlu. Yönetim kadrosu akıp giden zaman içinde görevlerini başka öğretim üyelerine devrettiler. Prof. Dr. C. Öker’den sonra sırasıyla Prof. Dr.Osman Barlas, Prof.Dr.Hikmet Altuğ, Prof.Dr.Cem'i Demiroğlu, Prof.Dr.Bülent Berkarda, Prof.Dr.Nurettin Sözen, Prof.Dr.Şefik Kayahan, Prof.Dr.Faruk Yenel, Prof.Dr.Hürol İnsel, Prof.Dr.Nafi Oruç, Prof.Dr.Ahmet Nejat Özbal, Prof.Dr.Fikret Sipahioğlu ve Prof.Dr.Özgün Enver dekanlık görevini yürüttüler. Şu andaki dekan Prof.Dr.Halil Yanardağ’dır.
İki tıp fakültesi bünyelerinde bulunmayan birimleri kurmaya başladılar. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi çevresindeki mahalleleri istimlak ederek hızlı bir büyüme sürecine girdi.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi kurulduğu yıllarda yerleşim şöyleydi: Şu anda Tıp Kültür Birimi olan binanın bodrum katında poliklinikler, giriş katında Dekanlık, Fakülte sekreterliği, bürolar, Başhekimlik; birinci katında Eczane, ikinci katında diğer idari birimler bulunuyordu. Bir koridorla bağlantısı ikinci binanın (Bugünkü Sağlık Meslek Yüksek Okulu) giriş katında Radyoloji üst katında Üroloji Kürsüsü yer alıyordu. Yer darlığı sebebi ile İdare binası ile Üroloji ve Radyoloji Kürsülerinin bulunduğu binalar arasına bir bina inşa edilmişti (Tıp Kültür Birimi binasının restorasyonu sırasında bu bina yıktırılmıştır) ve burayı da Radyoloji Kürsüsü kullanıyordu.
Burhanettin Toker Anfisinin yanına inşa edilen binanın üst katı (Şu anda İş Bankasının yer aldığı bina) Profesörler Kurul Salonu, alt katı okuma salonuydu. Cerrahi binası kompleksi içinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Ortopedi, Acil poliklinik ve servisi, Merkez Laboratuvarı, kütüphane, öğrenci kantini yer alıyordu.
Temel Bilimler İstanbul Tıp Fakültesinde kalmıştı. Belediyeden alınan Verem Pavyonunda gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra 1969 yılında kliniksiz kürsülere tahsis edildi.
Cerrahi Kliniğine (Bugün Nöroşirurji ve Ortopedi) kat ilavesi ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon kürsüsü kuruldu.
Kadın Doğum ve Çocuk binaları kompleksi içinde Kulak Burun Boğaz, Psikiyatri, Cildiye kürsüleri bulunuyordu.
Cerrahi içinde kurulan Nöroşirurji Dr. Feyyaz Berkay döneminde kürsü oldu.
Bugünkü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Nöroloji şu anda 1979’da temel bilimlerin boşalttığı ve onarımdan geçen ve yenilenen eski Verem Pavyonunda faaliyetini sürdürmektedir. Celal Öker ve Reşat Garan amfilerinin de bulunduğu İç Hastalıklarının bulunduğu A Blok 1977 yılında hizmete girdi. Ekrem Kadri Unat, Meliha Terzioğlu ve Talia Bali Aykan amfilerinin yer aldığı Temel Bilimler binası 1978-1979 yıllarında hizmete girdi. Göz, KKB, Üroloji ve Dermatoloji 1980 yılında İç Hastalıkları binasına bitişik blok olarak inşa edilen binalarına taşındılar. Genel Cerrahi, Çocuk, Kalp Damar, Plastik Cerrahisi klinik ve ameliyathaneleri ile polikliniklerin de hizmete girmesi ile İç Hastalıklarından başlayıp Genel Cerrahide biten monoblok içinde yer aldılar.
Geçen yıllar içinde bu kısa tarihçeye sığdıramayacağımız anabilim dalları içinde bilim dalları kurulduğu gibi, bazı bilim dalları anabilim dalı oldular.
1987 yılında, Fakülte içinde İngilizce eğitim veren İngilizce Tıp Programı açıldı.
1842 yılında Tıp Mektebi içinde kurslarla öğretime başlayan, daha sonra okul olarak gelişen ebe okulu, Kadın Doğum Kliniği ile birlikte Haseki’den Cerrahpaşa’ya taşındı. 1973 yılında Hemşire ve Laborant Okullarının ilave edildi ve gündüzlü olan okula yatılı öğrenci kabulüne başlardı. Üç okul 1975 yılında bugün İngilizce Tıp Programının kullandığı yeni inşa edilen binasına taşındı. Şu anda iki kat ilave edilerek hemşire lojmanı yapılan bina yatakhaneydi.
Çeşitli okuma salonları bulunan büyük kütüphane binası 1981 yılında hizmete girdi. Kütüphanemize birçok yerli ve yabancı süreli yayın alınmaktadır. Fakültenin yayını olan “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dergisi” 1967 yılında yayın hayatına girdi. Kütüphanenin bilgisayar ortamı ile yabancı yayınlara ulaşılmaktadır.
İstanbul Üniversitesine bağlı Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sağlık Meslek Yüksek Okulu, Tıbbi sekreterlik, Radyoloji, Laboratuvar önlisans okulları Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Fakülte idari sistemi 1985 yılında reorganize edilerek Hastane, Hemşirelik Hizmetleri, Eczacılık,, Teknik Hizmetler vb. birimler kurularak görev ve yetkileri belirlendi.
Merkez Laboratuvarı Cerrahi ve İç hastalıkları monobloğu içinde 1981 yılında faaliyete geçti. Hastane çalışanlarını daha verimli kılan Kreş de 1981 yılında açıldı.
1000 kişi kapasiteli Oditoryum 1990 yılında faaliyete geçti. Dekanlık ve idari birimlerin yeni binası 1995 yılında hizmete girdi.
Tıpla ilgili tarihi malzemenin bulunduğu Tıp Kültür Birimi 2004 yılında hizmete girdi.
Eski mutfak, çamaşırhane, idare binaları ve hastane garajının bulunduğu binalar yıkıldı ve ilki 2000 yılında öğrenci kabul eden 200 yatak kapasiteli iki kız öğrenci yurdu açıldı.
1995 yılında bilgi işlem merkezi faaliyete geçti.
Edirne Tıp Fakültesi 1973 yılın Cerrahpaşa Tıp Fakültesi içinde kuruldu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrenci sayısı bakımından 1981 yılında Türkiye’de bir rekorun sahibi idi. Öğrenci sayısı Edirne Tıp Fakültesi öğrencileri ile birlikte 3000’di. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 1967-1968 ders yılında 903 öğrenci ile eğitime, 1000 yatak kapasitesi ile hizmete devam ederken 75 000 metrekare alan üzerindeydi. Bugün 140 000 metre kare açık alana, içinde spor salonları, derslikleri, klinik ve laboratuvarları, kan merkezi, santral iletişim merkezi, bilgi işlem otomasyon merkezi, kütüphane, yemekhane, lojman, yurt, restoran, bankalar, taksi durağı vb. bulunan 210 000 metrekare kapalı alana sahiptir. Kampüs ağacı, çiçeği ve çimi ile güzel bir yeşil alan içindedir.
14 Aralık 1930 tarihinde Cerrahpaşa Hastanesini ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk şimdiki Sağlık hizmetleri meslek Yüksek Okulunun balkonunda oturarak görüşünü “Bu Hastane at nalı şeklinde sahile kadar uzanmalıdır” sözleriyle dile getirmiştir. Atatürk’ün dediği gerçekleşmiş ve hastane sahile kadar inmiştir. Küçük bir konakla faaliyete geçen kampüs bugün 2500 civarında öğrencisi, 1100 akademik ve 657 sayılı yasaya bağlı 2343 personeli ile faaliyet gösteren büyük ve seçkin bir Tıp Fakültesi olarak gelişimini hızla sürdürmektedir.
Personel Bilgileri [değiştir]
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyesi ve öğretim yardımcısı sayıları yıllara göre belirgin bir artış göstermiştir. Kuruluşunda 62 olan öğretim üyesi sayısı bugün 528′e, öğretim yardımcısı sayısı ise 138′den bugün 612′e ulaşmıştır. Kuruluşta 39 Profesör, 12 Doçent, 11 Üniversite Doçenti, 36 Uzman ve 102 Asistan Doktor ile eğitim ve sağlık hizmetlerine başlayan fakültemizde bugün 400 ün üzerinde Profesör, 135 Doçent, 6 Yardımcı Doçent ve 469 Uzmanlık öğrencisi mevcut bulunmaktadır.
Teknik Bilgiler [değiştir]
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi kampüsü yaklaşık 140 Bin metre kare açık alana sahip bulunmakta olup içerisinde Dekanlık, Oditoryum, Yemekhane, Kapalı Spor Salonu, Merkez Kütüphane, Temel Bilimler, Monoblok, Yeni Poliklinik, Acil-Ortopedi-Nöroşirurji, Çocuk Hastalıkları-Kadın Doğum, Jinekolojik Onkoloji, Nöroloji-Fizik Tedavi, Hemşire Lojmanı, İngilizce Tıp, Radyasyon Onkolojisi, Psikiyatri, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Tıp Müzesi ve Göğüs Hastalıkları olmak üzere toplam 210 Bin metre kare kapalı alana sahip 20 ayrı bina bulunmaktadır.
İstanbul Üniversite’sindeki Konumu [değiştir]
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Üniversite Senato sırası 9, Akademik rengi ise Bordo’dur.
Sonsuza Dek
Bu gerçek ve yaşanmış bir aşk hikayesi..
Altı sene olmuştu tanışalı ve her geçen gün daha fazla sevdiler birbirlerini,çok büyük bir aşktı onlarınki …hatta aşktan daha büyüktü ,onlar sevmiyor tapıyorlardı birbirlerine..
Herkes kıskanıyordu,imreniyordu onlara …
Her saati her dakikayı birlikte geçiriyorlardı
genç gitarıyla şarkısına başlarken kız girerdi içeri ve program aniden değişir,susardı herkez ve genç başlardı kendilerine ait parçayı çalmayı sonsuza dek….
Kendisi için ayrılan masaya oturur birbirlerinin gözlerine bakarak devam ederdi program..
Herkez bilirdi onların aşkını,herkez tanırdı onları..
Ama o gün gelip çatmıştı artık genç askere gitmeliydi…vedalaştılar yine her zamanki gibi yarın görüşürüz aşkım diye….
Mesafeler bile değiştiremedi onların sevgisini daha çok daha çok sevdiler birbirlerini..her gün mektuplaştılar ,her seferinde aynı kağıda birkaç cümle yazar gönderirlerdi birbirlerine.onun dışında yüzlerce mektup..
Kız sevdiğinin kendi sesiyle doldurduğu kaseti dinler hasret giderirdi..
Günler zor olsa da geçiyordu .izne gelicekti sevdiği ama bir şeyler ters gidiyordu ..
Kızın gözleri karardı ,başı dönüyordu onu böyle karşılayamazdı ..ismini sayıkladı..
—–
Tüm bu bitmek ,tükenmek bilmeyen taaruzlar senin için,dönmen için..işte o zaman son defa ağlayacağım ellerine sarılıp,uzun uzun öpüp yalvaracağım beni bir daha yalnız bırakma diye..hatta diz çökeceğim bu bir insana boyun eğmek değil,bir aşkın önünde diz çökmek..
Uzaktım
Uzaktaydım
Ama yüreğimde çarptığını,içimde kıpırdandığını hissederdim
O denlide yakındık birbirimize
Sonra sana geldim
Koşa koşa,nefes nefese
Hiç aldırmadım zamana ,geçerdi
Geçtide yollarda ağır ağır da olsa
Bakmadım ayağımın o yorgun tozuna
Sesini aradım..
Hoş geldin deyişini.sımsıcak kollarını..
Gitmiştin…
Ve ben savrulmuştum ,sapsarı bir yaprak gibi
Titrediğini hissetmiştim ahizeyi tutan elimin
Ve beni sana getiren dizlerimin
Gücüm tükeniyordu ve titrediğini hissettim karşımdaki gitti diyen,ağlayan sesin..
ve sana ihtiyacı var dedi,ismindi aldığı her nefese anlam veren ve giderken ismini sayıkladı dedi..
koştum sana kankırmızı yollarda ,gözlerim görmez olmuştu
ve karşımda kolları açık senin hayalin
koştukça daha yakın ve koştukça daha uzaktın…
ağlama dedim kendime
az . kaldı kavuşmaya
ve bir daha bırakma onu,bir kez sarılınca
o koridor uzadıkça uzuyor
o ışıklar gözlerimde patlıyordu
ve seni gördüm
ışıl ışıl,rengarenk,gökküşağın dan daha güzel
hayattan daha anlamlı ve daha gerçektin..
ve sarıldık olanca sevgimizle ,aşkımızla..
geceler boyu yanındaydım
geceler boyu ağladım,görmedin
yaşadım seninle o acıları..
ellerim kollarım bağlıydı ve ben
eriyordum her çırpınışında..
her yeni güne birlikte başlıyorduk,güneşi birlikte karşılıyorduk
her güneş yeni bir umuttu bize …
ve son güne yaklaştıran bir makine
gitmeliydim….
Ve söz verdim yeniden
Yarın görüşürüz aşkım………
Bir hastane koridorunda karşıladı, sevdiğini..
Kimse neler olduğunu bilmiyordu,tahlillerle,emar lar la geçiyordu günleri..
Bedenim . dayanamadı daha fazla sensizliğe diye takılıyordu sevdiğine
Günlerce gecelerce yalnız bırakmadı,
Küçücük bir sedyede sabah ediyordu ,sevdiği için..yemeğini kendi yediriyor,terliklerini öpüp kendi giydiriyordu…
Kız her bayılışında uyandığında aşkını görüyordu karşısında..ve iyileşeceğim senin için söz veriyorum diyordu sevdiğine…
Tüm iznini kızın yanında geçirmişti ,bir an olsun ayrılmamıştı yanından ama zaman geçmiş izni bitmişti ..askeriyeye geri dönmeliydi ,gitmeliydi…
Ve gitti…
Ve sonrasında doktorlar ,Kızın eline bir rapor sıkıştırdılar,
Hiçbirşey anlamıyordu kız ,bu da neydi.
Ben iyileştim bitti diyordu,çıkmalıyım artık bu odadan..
Beyaz önlüklüler Sen hastasın ..dediler
Hayır dedi kız,değilim biraz yoruldum o kadar şimdi iyiyim ..
Geçti bitti..
Ben hasta değilim dedi ….
Ailesi o bilmesin dediler ,yalnız konuşalım dediler doktorlara..
Hayır dedi beyaz önlüklüler o sizden ve herkezden saklayabilir her şeyi ama siz ondan saklayamazsınız dedi..
Kız diz çöktü isyan etti benimi buldun diye..benim umutlarım var,hayallerim var daha yapacağım çok şeyler var..benimi buldun..neden ben neden..?
Ya ona ne söylerim,ne derim…
Söz vermiştim oysa iyileşeceğim iyi olucam diye……
Günler geçtikçe kız daha çok araştırıyor, daha çok şey öğreniyordu..ve hastalığı kötüleştikçe kötüleşiyordu..artık yürüyemiyordu..
arkadaşından
Merhaba dostum..gözlerimin gülen yüzü..
Sen yoksun,yalnız ve biraz sessiz.
Sende biraz tatsız bir tatil yapıyorsun diyelim,nede olsa biz yokuz yanında ,gerçi hafta sonları ve akşamları damlayacağız yanına ama birazcık ayrı olacağız.neyse canını sıkmak istemiyorum ,sen keyfine bakıcaksın biraz daha ..vallahi onu bunu anlamam o kadar razervasyon yaptırdık senin için.göbeğimiz çatladı,deniz manzaralı ,beş yıldızlı otelinde gününü gün ediceksin..hem hangi otelde var böyle bir hizmet?
Gitarımızı da alıp geleceğiz ,kimseye söyleme konser veririz odanda..
Canım şimdi sana gerçek dışı pespembe . hayallerden bahsetmeyeceğim,hem yemezsin biliyorum..ama yakında sözünüzü ,nişanınızı yaparız artık bizde pabucumuzu damda buluruz .ama buna pek izin vermeyeceğiz.hayat artık lay lay lom değil demiştin..haklısın ..
Ama güçlü olucağını bu hastalıktan her zaman bir adım önde olucağını biliyoruz..hiçbir zaman umudunu yitirme ve hep böyle cesur ol..biz hep yanındayız..
Ve unutma daha yapıcak bir çok işimiz var,bu güne dair,geleceğe dair,yarına dair.,her şey bizi bekliyor.şu an hepimiz sınavdayız ,seninki daha zor olucak ama hepimiz aynı sınıfın içindeyiz.hemen yanı başında………………..bizler ve ailen olucak.hiç bir zaman o sınıfta kendini yalnız hissetme .umudunu güneş yap ,koy pencerene ,güneştir her sabah doğacak mecburdur gözlerine…
Bu hastane günlerin bitsin ve çok iyi ol bir daha bu hastalığın adını bile duymak istemiyorum.bu hastalığın her zaman bizimle olmasına izin verme çok istiyorsa gelsin arkamızdan ama bizimle değil asla…
Daha çok daha larımız var unutma…!..seni çok seviyorum ,seni çok seviyoruz..
Dostun..
…….
Aylar geçer,kız yürümeye başlar yavaş yavaş adım adım..ama kaybettiği o kadar çok şey vardır ki..kimse bilmez..
Doktorunun sözü gelir hep aklına” siz ondan saklayamazsınız ama o sizden saklar…”
Ve sevdiği teskeresini alıp ona geliyordur…
Sonra düşünür bu benim kaderim der kimse bunu benimle paylaşmak ve yaşamak zorunda değil..kendi hayatım mahfolmuşken ,göz göre göre başkasının hayatını nasıl mahfederim der..
Ona . söylese kabul ederdi biliyordu..herşeyi…onu bırakmazdı emindi..
Ama ona bu kötülüğü yapamazdı..onun daha çok hayalleri umutları var onun da hayatına engel olamam der..
Kız zorlukla ayakta durmaya çalışır sevdiğine hiçbirşey belli etmeden..
Sevdiği gelir söz yüzükleriyle..
Kız alıp fırlatır yere..istemiyorum diye..sevmiyorum seni..hiç sevmedim ,hatta sen askerdeyken başkası girdi hayatıma der….
Sevdiği . diz çöker yalvarır..yapma.inanmıyorum. sana..
Git artık git.istemiyorum seni sevmiyorum…..çık hayatımdan artık..
Herkez şaşırır ne olduğuna..sevdiği inanmak istemez yalan söylüyorsun der..ve son bir tokatla biter her şey..
Aslında pes etmez genç ama kız o kadar nefret doludur ki hayata ve hastalığına ,gence kusar tüm öfkesini..
Ve nefret eder kızdan…kızda bunu elde etmek için elinden geleni yapar…genç ,kızın ona çok büyük bir kötülük yaptığını düşünür ve aslında ona hiç kimsenin yapamayacağı kadar çok büyük bir iyilik yaptığının farkına varmadan…
Kız hiçbir zaman mutlu olmaz,onsuz nasıl mutlu olsun ki..ama sevdiği için hep dua eder o hep mutlu ve sağlıklı olsun diye..
Ne . olursa olsun aşkınıza sahip çıkın!!!
Bir asır öncesine kadar annenin ve bebeğin yaşamını tehdit eden diabet, günümüzde beslenme ve diyet uzmanının hazırladığı kişiye özel beslenme planıyla kontrol altına alınabiliyor.
Hamilelikte diyabet, yani şeker hastalığı hem anne hem de bebek için tehlikeli bir hastalıktır. Bebeğin düşmesinden, annede körlük (diabetik retinopati) ve böbrek yetmezliği (diabetik nefropati) riskini yüzde 50 artıran diyabet, hamilelikte dikkatle takip edilmesi gereken bir hastalıktır.Bundan bir asır öncesine kadar anne ve bebek ölümlerine yol açan diyabet, günümüzde düzenli kontroller ve iyi bir beslenme planıyla kontrol altına alınabilir.
Hamilelikte diyabet nasıl oluşur?Daha fazla…
Anne karnında büyümekte olan bebek (fetus), besinlerini plasenta kanalıyla anneden alır. Dolayısıyla annenin kanında yükselen şeker miktarı, plasenta aracılığıyla bebeğe yansır. Bebek, annesinden aldığı fazla şekere, insülini artırarak cevap verir. İnsülin ise bebeğin hızla büyüyüp, iri bebek olmasına neden olur. Doğum ağırlığı 4 kilonun üzerindeki iri bebekler, ciddi sağlık riskleri taşır.
Hamilelikte diabet ikiye ayrılır.
· Gebelikte ortaya çıkan diyabet (gestasyonel diyabet)
· Gebelikten önce diyabetik olan kişilerin hamileliği
Gebelik sırasında çıkan diyabet
Gebelik sırasında ortaya çıkan diyabete, gestasyonel diyabet adı verilir. Hamilelerin aşırı yemek yemesi ve ani kilo alması sonunda, pankreasta salınan insülin hormonunun yetersiz kalmasıyla ortaya çıkar. Çoğunlukla bebeğin doğumuyla birlikte kaybolan gestasyonel diyabet, gebeliğin 24. ve 28. haftaları arasında yapılan şeker tarama veya şeker yükleme testleri ile anlaşılır.
Gestasyonel diyabetin belirtileri nelerdir?
· Sık sık idrara çıkmak,
· Ağız kuruluğu,
· Sinirlilik hali,
· Enerji boşalımı,
· Halsizlik, bitkinlik, yorgunluk,
· Doymama hissi.
Bu belirtilere sahipseniz, hemen doktorunuzu uyarıp, kan şekerinize baktırmalısınız. Kan şekerinizde yükselmeyle birlikte, bebeğinizde de ani kilo artışı varsa, siz gestasyonel diyabet hastasısınız demektir. Doğum yapana kadar, mutlaka uzman bir ekiple birlikte hareket etmelisiniz. Endokrinolog, kadın doğum uzmanının yanı sıra, diyabet konusunda uzman bir diyetisyenle, sağlıklı bir doğuma dikkatle hazırlanmalısınız.
Pek çok anne adayını tedirgin eden gestasyonel diyabet, aslında iyi bir beslenme planıyla kontrol altına alınabilir.
Kimler risk grubunda?
Daha önceki hamileliklerinde gestasyonel diyabet geçirenler,
Önceki gebeliklerinde iri bebek veya anomalili bebek doğuranlar,
Birden çok düşük yapanlar,
Aşırı kilolu olanlar,
Yakın akrabalarında diyabet olanlar,
Hamilelik boyunca aşırı kilo alanlar risk grubunda yer alır.
Diyabetlinin hamileliği
Eğer diyabetli iseniz ve anne olmaya karar verdiyseniz, gebelikten en az 6 ay öncesinden hazırlanmanız gerekir. Çünkü kan şekerinizin yüksekliği, hamile kaldığınız andan itibaren karnınızdaki bebeğinizin sağlığını etkiler. Özellikle bebeğinizin organlarının gelişiminin gerçekleştiği ilk 3 ayda, kontrollerinizi yaptırmalısınız!
Bu aylarda, diyabetli annenin kan şekeri, hızla fetusa geçtiği için, ilk üç ayda annenin kan şekeri yüzde 10-20 oranında düşme eğilimi gösterir. Bu dönemlerde, annenin gece hipoglisemisine karşı dikkatli olması gerekir. Hipoglisemi kendisini; ani soğuk terlemeleri, yemek yenilse bile geçmeyen baş ağrısı, titreme, sinirlilik hali, halsizlik, ani bitkinlik hali, bazen de baygınlık olarak gösterir.
12. haftadan sonra hamilelik, karbonhidrat metabolizmasına yük olur. Çünkü, plasentadan insülin etkisini zorlaştıran hormonlar, 12. haftadan sonra salınmaya başlar. Zaten güçsüz olan pankreas dengeyi sağlayamaz ve hamilelerin insülin ihtiyaçları artar. Diyabetik anneye, hamilelik öncesine göre daha çok insülin uygulandığı için iri bebek olma olasılığı diyabetik almayan anneye göre 5-9 kat artar.
Bu tür durumlarla karşılaşmamak için, diyabetik hamileler kan şekerini, düzenli olarak kontrol ettirmeli.
Kan şekeri kontrol edilmezse ne olur?
· Diyabetli bir gebede kan şekeri kontrol altına alınmazsa, ilk 12 hafta içinde bebeğini düşürebilir. Bu durum, bebeği kaybetmenin yanı sıra, annenin hayatını da riske atar.
· İnsülin salgısına bağlı olarak, bebek yeterince beslenmediği için düşük tartılı veya anne karnındaki aşırı insülin salgısı nedeniyle, iri olarak doğabilir. İster düşük tartılı, isterse iri bebek olsun, tedavi edilmeyen diyabetik annelerin bebekleri, doğumdan sonra hipoglisemi adı verilen kan şekeri düşüklüğü bekler.
· Ayrıca iri bebekleri bekleyen başka sorunlar da var. Örneğin, doğum sırasında gerçekleşebilecek omuz çıkıkları, sinir yaralanmaları, solunum sistemi sorunları, sarılık bunlardan sadece bir kısmı…
· En önemli risklerden birisi de, bebekteki anomalilerdir. Kontrol altına alınmayan diyabetik annelerin bebeklerinde, diğer bebeklere göre çok daha fazla anomalilere rastlanır. Başta kalp, böbrek ve sinir sistemi olmak üzere, bebeğin bütün organlarında anomali görülebilir.
Diyabetik hamileler nasıl beslenmeli?
Diyabetik hamilelerin beslenme planı, mutlaka beslenme ve diyet uzmanı tarafından hazırlanmalıdır.
Annenin alacağı her fazladan kilo, hem kendisini hem de bebeğini etkileyeceği için, özellikle diyabetik hamilenin doğum süresince alacağı kilo, 9-12 kilogramı aşmamalıdır.
Aslında diyabetik annenin beslenme planı, kullanılan insülin dozuna göre değişim gösterir. Bu nedenle diyabetik anneye önerilecek olan yemek listesi, kişiye özel olarak hazırlanır. Her ay bebeğin gelişimine, annenin kilosuna, kullanılan insülin düzeyine göre yiyecek değişim listeleri ve beslenme planı değiştirilir. Buna rağmen, yine de genelleştirilebilecek bazı beslenme kuralları vardır.
Bunlardan en önemlisi, öğün sayılarının artırılmasıdır. Örneğin normal bir hamilede önerilen 3 ana öğün ve 3 ara öğün, diyabetli hamilelerin özellikle ilk 12 haftasında, 3 ana öğün, 5 ara öğün olarak yeniden düzenlenir. Öğün sayılarının artırılması, diyabetik hamileleri gece hipoglisemiden de korur.
Diyabetik hamilelerin karbonhidrat alımı çok kısıtlanmaz. Ancak karbonhidrat arasında da, kepekli ekmek, kepekli pirinç, kuru baklagiller gibi, kompleks karbonhidratlar tercih edilir.
Diyabetik hamilelere örnek yemek listesi:
Kahvaltı : Yağsız süt, peynir, ekmek, söğüş mevsim sebzeleri
Ara öğün : Meyve, ayran, ölçülü kuruyemiş
Öğlen : Sebze yemeği, et grubu veya kurubaklagil, ekmek grubu, salata
İkindi : Peynir ekmek, meyve, ayran
İkindi öğünü, 2 ayrı öğüne bölünmeli.
Akşam : Sebze yemeği, kuru baklagil veya et, ekmek, salata
Gece : Meyve, peynir ekmek, ayran
Gece öğünü, 2 ayrı öğüne bölünmeli. (Gece hipoglisemisine dikkat! Hipoglisemiyi önlemek için yatmadan önce gece öğünü atlamayın!)
Porsiyon ölçüleri, hamilenin yaşı, kilosu, bebeğin ağırlığı ve haftasına göre değişir.
Türkiye’deki her 10 kadından biri için, evlendiği gece hayatının en kötü gecesi oluyor.Kadınlar eşleriyle seks yapmaktan korkuyor. İstese de, sevse de cinselliği yaşayamıyor. Vajinismus adı verilen bu durum aylarca hatta yıllarca sürebiliyor. Bazı evliliklerde seks hiç yaşanmıyor.
Cinsel Terapist ve Evlilik Terapisti Cinsel Tıp Enstitüsü Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, kadınların en büyük korkularından biri olan ilk gece korkusuyla ilgili soruları yanıtladı:
* Vajinismus nedir? Daha fazla…
Vajinismus tıpkı deprem gibidir. Kişi umutsuz olduğuna yürekten inanır, ‘Ya canım acırsa’ diye cinsellikten korkar ve vajina kasları öyle bir kasılır ki, asla ilişkiye giremez. Bu, en önemli cinsel fobilerden biridir. Vajinismusun en temel belirtisi o an geldiğinde kişinin panik atak benzeri bir durum yaşamasıdır. Yani kişi eşini iter, kasılır, endişe, korku ve kaygı duyar. O kadar açık