özeti
Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşu sırasında, Kurucu Atalar tarafından üle edilmiş olan Amerikan askeri-politik kavramlarının, yönetici sınıfın genişlemeci kesimlerinin etkisi altında, sonunda, sınır maz dünya hegemonyası amaçlarına hizmet eden bir ulusal askeri doktrin halinde evrimleştiği anlatılmaktadır. Bu amaca ulaşma planları çoğunlukla, Birleşik Devletler tarafından hem psikolojik tarzda hem de dolaysız şekilde yani fiziksel silahlı kuvvet kullanımına yaslanmıştır.
Amerikan askeri-politik strateji esaslarının askerler tarafından değil de politikacılar tarafından oluşturulduğunu söylemek hiçbir şekilde yanlış olmaz. Ordu yalnız taktik konularla ilgilenmiş stratejik teorinin Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri içinde tılmasını sağlamıştır.


Amerika Birleşik Devletlerinde, devlet gemisinin dümeninde bulunan politikacılar, mülk sahibi bir sınıfın temsilcileri olarak yayılmacı bir dış politika stratejinin esaslarını çizdiler.
Kurucu Ataların dış politika kavramları incelendiğinde onların askeri-politik stratejilerinin üç yargıya dayandığı görülecektir:
- Silahlı Kuvvetler, dış politikada anlaşmazlıkları çözümlemenin ana nihai aracı, “son sözü söyleyendir.”
- “Kendi çıkarlarının bilincinde olmak” Birleşik Devletlerin uluslar arası ilişkilerdeki tutumunu şekillendiren unsur olmalıdır.
- Birleşik Devletler, daha önce benzeri görülmemiş, kendine özgü bir ulustur.
Birleşik Devletlerin tecrit politikasını ancak 2 nci Dünya Savaşı’ndan sonra terk ettiği bundan sonra pek çok sayıda uzun dönemli ittifaklara anlaşmalara girip kendi himayesi altında dizi dizi askeri politik bloklar kurarak uluslar arası ilişkilere aktif şekilde müdahale etmeye başladığı savunulmaktadır. 2 nci Dünya Savaşı sonrası dönemde nükleer silahların ortaya çıkması, stratejik amaçların elde edilebilmesi için savaşın ara aşamalarını devreden çııp doğrudan stratejik nükleer kuvvetlerin kullanılabilmesine olanak sağlanmıştır. Stratejik nükleer silah sistemlerinin karmaşıklığı muazzam maliyetleri ulusal askeri-sınai altyapının önemli boyutlarda genişlemesi, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri gelişiminin, ülkenin genel ekonomik faaliyetinden politik örgütlenmesinden ayırt edilemez bir duruma gelmesine katkıda bulunmuştur. Birleşik Devletlerin askeri çabalarının yönü kapsamı, yalnızca Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerinin yeteneklerinin değil aynı zamanda ulusun davranış şeklinin de temelini oluşturmaktadır. Çünkü silahların muazzam maliyetleri şısında, askeri çabalar, dış iç politikanın en önemli elemanı durumuna gelmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri liderliğinin askeri politik düşünce tarzı bir dizi unsurun etkisi altında kalmıştır. Bunların en önemlisi SSCB ile Birleşik Devletler arasındaki, sosyalizm ile kapitalizm arasındaki güçler dizilişidir. İki ülke arasındaki mevcut stratejik askeri eşitlik belirli bazı batı çevrelerin saldırgan niyetlerini gemlemektedir. Başka bir gemleyici etken de halk yığınlarının giderek artan bilinçliliği politik etkinliğidir. Sovyetler Birliği tüm sosyalist topluluğun askeri ekonomik gücü onların barışı korumayı silahsızlanmanın gerçekleştirilmesini amaçlayan tüm dünyada geniş bir kamuoyu desteği sağlayan, yapıcı amaca yönelik politikası da Amerika Birleşik Devletleri askeri politikasını etkilemiştir.
Sömürgecilik sisteminin çökmesi sanayileşmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki politik ekonomik ilişki sisteminin köklü şekilde değiştirilmesini talep eden çok sayıda bağımsız ulusun dünya sahnesine çıkmış olması da Amerika Birleşik Devletleri yönetici çevrelerinin stratejik hesaplarını önemli bir dereceye kadar etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkeleri zaman zaman silahlı kuvvete de başvurarak Amerika Birleşik Devletleri nüfuz bölgesi içinde tutma çabası Amerika Birleşik Devletleri politikasının stratejisinin ana hedeflerinden biri olmuştur.
Washington’un askeri politik stratejisinin doğasını etkileyen diğer etkenler arasında Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin dünya kapitalist ekonomisinin durumu, Batı Avrupa Japon askeri ekonomik yeteneklerinin büyümesinden kaynaklanıp gittikçe keskinleşen çelişkiler Hindistan, Güney Afrika Brezilya gibi ülkelerin, bölgesel askeri dengelerde önemli bileşenler durumuna gelmeleri sayılabilir. Kuşkusuz, dünya çapındaki güç dengesinin ana unsurlarından birisi olan, Çin Halk Cumhuriyeti, ülkenin nükleer roket cephaneliğini büyütmekte konvansiyonel kuvvetleri silahları modernleştirmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri yönetici çevreleri, kendi stratejilerini dünyanın değişen gerçeklerine uygun duruma getirmek için periyodik ayarlamalar yapmaktadır. Ama dünya çapındaki politik, ekonomik askeri güç dengesinde yer almakta olan kaymalar Birleşik Devletlerin kendi başlattığı silahlanma yarışının gittikçe büyüyen mali yükü, onun dünya çapında askeri kuvvet kullanma kapasitesini sınırlamaktadır. 2 nci Dünya Savaşından bu yana girişilen Amerika Birleşik Devletleri askeri maceralarının sızlığa uğraması (özellikle Kore Vietnam’daki müdahaleler), günümüz dünyasında gerçek stratejik değişiklikler sağlamanın ancak askeri olmayan lar kullanarak, en başta da teknolojik ekonomik nüfuz ları kullanarak mümkün olacağını savunan gerçekçi düşünceli Amerikalıların durumunu güçlendirmiştir. Ama yine de, Amerika Birleşik Devletleri liderleri, sübjektif olarak, Washington’da bazen “mutlak güvenlik” diye mlanan benzersiz bir askeri konuma ulaşmaya çabalamaktadır. Bu ise, Amerika Birleşik Devletleri stratejisinin dünya gerçeklerine uyarlanmasını son derece acılı, yavaş çelişkili bir süreç durumuna getirmektedir. Washington’un askeri-politik stratejisindeki gerçekçiliğe doğru kayışlar, dalgalanmalar halinde saptamalarla birbirini izlemektedir.
Birleşik Devletlerin kendini yeni uluslar arası duruma uyarlanmasında askeri-politik alandaki uyarlamalar dahil çok belirgin bazı özelliklere işaret edilebilir. Bu özelliklerin birincisi, askeri doktrin stratejiye getirilen ayarlamaların koşullar tarafından zorunlu kılındığı gerçeği; ikincisi, bu ayarlamaları en alt düzeyde tutma istekliliği; üçüncüsü, bu ayarlamaların, onları gerekli kılan teorik anlayışın oldukça gerisinde kalması dördüncüsü ise yeni daha iyi silah sistemleri geliştirme yoluyla, askeri politik sorunlara saf teknik “çözümler” bulmaya çalışmasıdır.
Güç dengesinin stratejik bakımdan anlamı, uluslar arası bir sisteme katılanlar arasındaki dengeyi, bir tarafın, diğerlerini bölen çelişkileri sömürerek kendi yararına çevirme yeteneğidir.
Soğuk Savaş 200 yıllık Amerika Birleşik Devletleri tarihiyle kıyaslanarak incelendiğinde, bir bakıma, geleneksel Amerikan politikalarından bir sapmaydı dünya çapındaki tüm sorunların, en başta da “uluslar arası Komünizm” sorunun Birleşik Devletler tarafından kendi keyfine göre güç konumlarından hareketle ele alınması girişimiydi.