
: ) çok süper yaa

: ) çok süper yaa
İnsanlığın pornografik tarihi!
Bir film ya da fotoğraf ‘erotik’ olursa makbuldür. Ama pornografik olursa kabul edilemez. Peki nedir ‘erotik’? Hangi eser ‘pornografi’ kategorisine girer?

Kajuharo tapınağının duvarlarında seks yapan insan figürleri. 
Kadın ve erkek arasındaki cinsellik İslam sanatında da kendisine yer buldu 
Rodin’in bu heykeli şimdi paha biçilmez bir sanat eseri. Acaba o zamanlar bu eser de pornografik olarak mı nitelendirilmişti?
Pornografi; cinsel nesnelerin (ki buna insan vücudunun her kısmı ve bir takım yapay aletler giriyor) cinsel anlamda tahrik etmek amacıyla, herhangi bir yazılı veya resimli şekilde gösterilmesi ve sergilenmesidir.
(Bu tanım Webster sözlüğünden alınmıştır)
Yani, cinselliğin akla gelebilecek her türlüsünün, imalar ve gölgelerin arkasına saklama gereği duymaksızın açıkça işlenmesidir.
Porn kelimesi Yunanca kökenlidir. Genelev duvarlarına resimler yapan Yunanlılar bu kelimeyi ‘uygunsuz resim’ veya ‘fahişe resmi’ anlamında kullanmaya başladılar.
İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ
İlk insanların mağara duvarlarına çizdiği resimler arasında hayvanların avlanmasını gösteren resimler kadar insan cinselliğini tasvir eden resimler de bulunuyordu. Antik Yunan ve Roma heykellerinde olduğu kadar toprak kap kacak üstlerinde de cinsellik son derece belirgin şekilde yer almıştı.
Her ne kadar Orta Çağ süresince Kilisenin mutlak hakimiyeti altındaki Batı uygarlığında pornografik materyellerin sergilenmesi uzun süre yasaklanmışsa da, Doğu’da Hint, İran ve Çin gibi zengin uygarlıkların minyatürlerinde ve yazılı eserlerinde cinsellik hiç eksik olmadı.
Pornografinin sinemadaki serüveni!
Bugün için porno sayılabilecek ilk resimler Kama Sutra adındaki seks kitabında yer aldı. Hintliler bu kitaptaki değerli bilgilerin ileriki nesillere aktarılamadan kaybolabileceğinden kadar korktular ki Kajuharo tapınağının duvarlarına seks yapan insanların sayısız figürlerini kazıdılar.
Rönesansla birlikte Avrupa’nın şiirlerinde, romanlarında ve resimlerinde cinsellik ve doğallık tekrar işlenmeye başlandığında Roma ve Yunan uygarlıklarından aktarılmış estetik değerler gözetildi.
Bu eserlerin yaratılış sürecinde zeka ve yaratıcılık gibi değerler hemen fark edildiği için olsa gerek, bunların ‘pornografik’ karakterler taşıdığı asla düşünülmezdi. Estetik değerleri gözeten bir sanatçının elinden çıkma eserle, sokaktaki adamın duvarlara çizdiği ‘vulgar’ şekiller arasındaki ‘estetik fark’ zamanla ‘pornografik’ olanla ‘erotik’ olanı ayırt etmekte kullanılacak bir kavram olarak alındı.
18.Yüzyıl’ın sonundan itibaren başta Fransa ve İtalya olmak üzere porno resimler Avrupa’da yayılmaya başladı. Oyun kartlarında, posterlerde, kartpostallarda vs. bu resimlere rastlamak mümkündü.
Bu tarz pornografik ürünlere ilk muhalefet de 19.Yüzyıl’da başladı. Porno materyel dağıtan insanlar mahkemeye çıkarıldı, para cezaları verildi. Bugün klasik saydığımız Flaubert, Zola ve Baudelaire gibi Fransız edebiyatçıların ‘eserlerinde uygunsuz unsurlara yer verdikleri’ gerekçesiyle kendi zamanlarında mahkemelere düştüğünü belirtmek yerinde olacaktır.
PORNO ENDÜSTRİSİ ORTAYA ÇIKIYOR
Fotoğraf ve sinema sanatının iyice geliştiği 20.Yüzyılda ise ‘görsellik’ artık ressamların ve heykeltıraşların tekelinden çıkmıştı. Fotoğrafın çekmekle yağlıboya bir tablo yapmak arasında fark vardı. Deklanşöre basmak için ressam yeteneğine sahip olmanız gerekmiyordu.
“Fotoğrafçılık bir sanattır” görüşünün yaygınlaşması ‘görselliği ifade etmek’ için estetik yetenek gerekmediği konusunu gündeme getirdi ki, porno ile erotika arasındaki sınırların iyice karmaşıklaşmaya başladığı dönem budur.
20.Yüzyıl’da fotoğraf ve sinema sanatının ortaya çıkmasıyla birlikte pornografinin patlama yaptığını söylemek yanlış olmaz. Çin’de çevrilmeye başlayan ilk filmlerle birlikte kaba bir cinselliğin daha 1910’lu yıllarda Uzak Doğu’da kendine yer bulması, porno kavramının Batı’ya özgü olmadığını kanıtlıyor.
Bkz. Çin’de Kung Fu sinemasını doğuşu
Görsel materyellerin çeşitlenmesi ve baskı tekniklerinin gelişmesiyle porno endüstrisi de doğmuş oluyordu. İlk başlarda sadece kısıtlı ve seçkin bir zümre arasında izlenebilen cinsel içerikli görsel malzemeler, teknolojinin gelişmesiyle birlikte kitleselleşti.
Bu açıdan bakıldığında video cihazının ortaya çıkmasıyla birlikte bilhassa 1970’lerden itibaren ‘amatör’ pornografinin de gelişmiş ülkelerde boy gösterdiğini görüyoruz. İnternet’in yaygınlaşması, VCD ve DVD teknolojilerinin ucuzlayı gelişmesiyle birlikte günümüzde porno endüstrisi çok yoğun ve yaygın bir konuma ulaşmıştır.
Danimarka 1968’de pornoyu yasallaştıran ilk ülke olurken, Amerika’da porno dalgasını ilk başlatan filmin 1972 tarihli The Deep Throat olduğu kabul edilir.
1980’lerin ortaları ‘pornonun altın çağı’ olarak kabul edilirken yüzlerce porno filmde rol alan oyuncular daha sonra yönetmen ve yapımcı oldular.
MODERN TEKNOLOJİ GÜNAH MAKİNELERİ YARATIYOR
Her ne kadar insanlığın yüzlerce yıl içinde geliştirdiği toplumsal kurallar ve ahlak, teknolojik gelişmelerin hızına yetişemiyorsa da insanların eskiye nazaran büsbütün ahlaksızlaştığını söylemek de doğru değil.
Internetin yaygınlaşmasıyla birlikte porno ve kumar endüstrisinin hızla gelişmesi ve hayal bile edilemeyecek miktarlarda paranın döndüğü bir sistem oluşturması bugünün bir gerçeğiyse, bu gelişmelere tepki duyan insanların sayısının da çok fazla olduğunu belirtmek gerek.
AMASYA-ÇORUM DAYANIŞMASI
Haber: Amasya-Çorum Dayanışması
Amasya Valisi Celaleddin Lekesiz ve Belediye Başkanı İsmet Özarslan, Merzifon Havaalanı’nda İncelemelerde Bulunmak Üzere Amasya’ya Gelen Çorum Valisi Mustafa Toprak ve Belediye Başkanı Turan Atlamaz’ı Merzifon’da Misafir Etti.
Amasya Valisi Celaleddin Lekesiz ve Belediye Başkanı İsmet Özarslan, Merzifon Havaalanı’nda incelemelerde bulunmak üzere Amasya’ya gelen Çorum Valisi Mustafa Toprak ve Belediye Başkanı Turan Atlamaz’ı Merzifon’da misafir etti. Merzifon 5. Ana Jet Üs Komutanlığı’na bağlı askeri havaalanında yapılan çalışmaları yerinde görmek üzere Amasya’ya gelen Çorum Valisi Mustafa Toprak ve Belediye Başkanı Turan Atlamaz, beraberlerindeki heyet ile birlikte Vali Lekesiz, Başkan Özarslan ve Merzifon Belediye Başkanı Kadri Aydın ile beraber yaptıkları incelemelerden sonra Merzifon’un tarihi Çelebi Mehmed Medresesi’nde Merzifon’un yöresel yemeği olan keşkek yedi. Tarihi medrese içinde gezen valiler ve belediye başkanları, medrese önünde hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmedi.
Öncelikle şunu belirtmekle başlamak istiyorum, insan gözü analog bir yapıdır ve dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir. Beyindeki görme merkezi gözlerden gelen ışık bilgisini aynen bir film perdesi gibi algılayamaz. Beyin gelen ışık bilgisini yorumlayarak görüntü oluşturur. Bu görüntü gözden gelen ve beyindeki sinir hücreleri yani nöronların hızına bağlı olarak sürekli yenilenir. Örneğin bunu FPS(frame per second) değeri olarak göz önüne alırsak, bir video filmindeki 30FPS değeri gözümüzün görüntüyü tümüyle akıcı olarak görmesi için yeterlidir. Fakat bu olay, insan gözünün 30FPS olduğu anlamına gelmez. İnsan gözünün de belli bir eşik değeri vardır ve o değerden daha hızlı geçen bir cisme baktığında onun hareketini yakalayamaz ve hiçbirşey geçmemiş gibi görür. Günümüzde kullanılan yüksek çekim hızına sahip kameralar kullanılarak bir merminin hareketi bile milisalise mertebesinde rahatlıkla incelenebilmektedir.
İnsan gözünün hızı için basit bir test yapabiliriz. Öncelikle CRT(tüplü) bilgisayar monitörünüzün dikey tarama frekansını 60 Hz’e getirin. Bunun için, masaüstüne sağ tıklayıp özellikler > ayarlar > gelişmiş > monitör sekmelerini takip edip Hz ayarlarına ulaşabilirsiniz. 60 Hz’e getirdikten sonra ekrana 30cm mesafeden bakarken, monitörün yan tarafında bir nesneye odaklanın ama göz ucuyla da monitörü görün. Normalde düz bakarken hissetmediğiniz ekran yenilemesinin nasıl yukardan aşağıya taranarak sayfa sayfa geçtiğini göreceksiniz. Eğer normal bakarken de 60 Hz’i farkediyorsanız bunu bir de 75 Hz’de deneyin. Kendim 75 Hz’e kadar farkedebiliyorum fakat 85 Hz ve üstünde artık sayfa sayfa geçişleri göremiyorum. Gözün bu hızı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gözleriyle sürekli ince ve hareketli şeyleri takip eden ve işi gereği yüksek dikaktle çalışan kişilerde daha hızlı göz refleksleri görülür.
Gözümüzün ışık algılayıcılarının bulunduğu retina, sinirsel yapıdan oluşan bir zardır. Retinadaki ışık algılayıcıları, sayısal kameraların algılayıcılarında olduğu gibi sayılabilir büyüklüklerdir. Hatta, retinanın çukur kısmında(fovea) bu algılayıcıların sayıları diğer bölgelere oranla daha fazladır ve retinanın üzerine düşen ışık beyine sıkıştırılarak iletilir. İşte bu nedenle gözümüz bazen bize oyun oynar ve şekilleri olmadığı gibi görürüz. Gözümüzdeki ışık algılayıcı hücre sayısı (ya da piksel deyin) belli kritik değerin üstünde olduğunda olduğu sürece görme kalitesi etkilenmez. Çünkü görüntüyü beyin tamamlar. Hatta tek gözümüz olmasa bile görüntü çözünürlüğümüz azalmaz, yalnızca derinlik hissi kaybolur. Retina dekolmanı denilen ve göz içindeki ışık hücrelerinin büyük kısmının harap olduğu durumlarda bile görüntünün bir kısmını eksik görmeyiz. Bunu şöyle benzetebiliriz: Elinizdeki kameranın merceğinin yarısını kapatıyorsunuz ama ekranda görüntüyü hala tam görüyorsunuz; çünkü kameranın işlemcisi eksik kısmı tamamlıyor.
Gözün görme kapasitesinin megapiksel olarak ifade edilebilmesi için, gözdeki reseptörleri piksel olarak düşünüp bir sahneyi beynin hangi detay seviyesinde oluşturabildiğini test etmek gerekir. İnsan gözü küçük bir organdır ve üzerine gelen ışığın çok az bir miktarı ile bütün herşeyi yapar. Fakat yüksek megapiksel kameraların mercekleri oldukça büyüktür ve buna bağlı olarak karanlık bir sahnede insan gözüne kıyasla çok daha fazla aydınlanmış alan görürler. Şunu net olarak söylemek mümkündür ki, eğer göz büyüklüğünde bir mercekle en yüksek megapiksel oranını alıp fotoğrafı çekip daha sonra insanın aynı manzaraya bakarak gördüklerini karşılaştırırsak eminim ki insan gözü daha fazla detayı algılayıp tanımlayabilecektir. Dijital makinenin çektiği fotoğraf ise, zoom yapılmadan insanın gördüğüne denk biçimde görüntülenip incelenirse çok daha az detay yakalayabildiği anlaşılacaktır.
Bu nedenle insan gözü yapay merceklerin görüntüsüyle kıyaslanamayacak kadar mükemmel yaratılmış bir organdır. Ama dijital bir veri olan megapiksel olarak ifade edilebilir. Bunun hesaplaması yukarıda bahsettiğim şartlar sağlanırsa, yaklaşık olarak bir değer ortaya koyularak gerçekleştirilebilir. Ama megapiksel teriminin aslında bir sahneden alınan görüntünün kaç piksel ile görüntülendiğini ifade eden bir kavramdan başka birşey olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Tabiki ne kadar fazla piksel olursa o kadar detaylı görünecektir fakat bunun insan gözüne denk gelen oranıyla kıyaslamak için, konuyu başlıca bir araştırma konusu olarak ele alıp laboratuvar şartlarında incelenmesi ve deneyler yapılması gerekir.
bilgiustam.com
Böbreğinden 25 taş çıktı
Doktorlar şaşkın: “Bu kadar taş böbrekte rahatsızlık vermeden nasıl barınmış, hayret..”
Kırıkkale’de karın ağrısı
ve şişlik şikayetiyle hastaneye başvuran kişinin, çürüdüğü için alınan
böbreğinden 25 taş çıktı.
Alınan bilgiye göre 5 çocuk babası Mehmet Mutlu (51), karın ağrısı ve
şişlik şikayetiyle Kırıkkale Devlet Hastanesine başvurdu.
Ultrasonda sağ böbreğinde kitle tespit edilen Mutlu, Opr. Dr. Yusuf
Atlan tarafından muayene edildi. Kitlenin böbrek taşı olduğunun
belirlenmesi üzerine Mutlu’nun çürüyen ve görev yapamaz hale gelen sağ
böbreği, 2.5 saat süren ameliyatla alındı.
Opr. Dr. Yusuf Atlan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mutlu’nun
böbreğinde 25 adet taş çıkmasına şaşırdığını belirterek, şöyle konuştu:
”Bu kadar taş bir o kadar da kum ve iltihap böbrekte rahatsızlık
vermeden nasıl barınmış hayret doğrusu. Tıpta ender görülen vakalardan
birisidir. Çıkan taşları filme kayıt yapıp fotoğrafını çekerek görüntüyü
ilgili yerlere göndereceğiz. Bunlar, eğitim amaçlı ve örnek göstermek
için kullanılacak.”
Hastanın durumunun çok iyi olduğunu anlatan Opr. Dr. Atlan, ”Servise
alacağız. Öbür böbreğinde de ufak bir taş var, onu da uygun zamanda
büyümeden aldırmasını istedik. Bundan sonra kendine dikkat etmesi
gerekir” dedi.
Hasta Mehmet Mutlu ise durumumdan çok memnun olduğunu ifade ederek şöyle
konuştu:
”Hiç rahatsızlığım yoktu. Son günlerde biraz sağ tarafımda sertlik
hissedip doktora geldim. Böbreğimin bu kadar kötü olmasına şaşırdım.”
Bizler diyetisyen ya da beslenme uzmanı değiliz.eğer kilo vermek istiyorsanız önce sağlık kontrollerinizi yaptırarak diyetisyene başvurmanızı öneririz.burada yazılanlar sadece tavsiye niteliğindedir.aslında amacımız sizleri biraz olsun bilinçlendirmek.kilo almanıza neden olan bazı zararlı alışkanlıklarınızın farkında olmalısınız.bu yazımızda bunlara örnekler vereceğiz…
nedir bu zararlı alışkanlık ya da kendini kaybedip yemeğe saldırma durumu ? sizler için faydalı olabilecek 50 madde.uygulaması basit bir o kadar da yararlı. Read the rest of this entry »

gördüğünüz gibi biraz ürkütücü, yorum sizin arkadaşlar : )
Hepsi Grubu Resimleri Avatarları, Hepsi Grubu Resimleri Avatarları msn ifadeleri, Hepsi Grubu Resimleri Avatarları msn avatarları, Hepsi Grubu Resimleri Avatarları msn nickleri, Hepsi Grubu Resimleri Avatarları msn, msn yazılı avatarları, msn ifadeleri, msn nickleri, Hepsi Grubu Resimleri Avatarları, display picture, msn messenger, web messenger, background

sağ tıkla - hedefi farklı kaydet
Şimdi 1 script dediğimiz şey nedir? bunu düşünelim. Belirli bir amaca yönelik önceden yapılmış Sunucu taraflı kodlama dilleri ile kodlanmış ,son kullanıcı ya içeriklerini daha kolay yayınlaması için yapılmış web siteleri diyebiliriz.
Bir script istediğinde bulunurken bana göre KÖY ,İlçe vs tarzında istekler yerine. Şöyle bir şekilde istenebilir.
Örnek:
Arkadaşlar 1 tane köy web sitesi yapmak istiyorum.
Menülerde bu köyün özelliklerini tanıtabileceğim sayfaların linkleri olabilir. köyün resimlerini gösterebileceğim bir resim galerisi içerebilir. Bize ulaşın formu tarzında bir sayfası olabilir.
elinizde buna uygun herhangi bir script var mı ?
diğer bir örneğide kamyon galerisi için verelim.
Örnek: arkadaşlar ben internet üzerinden araba satış sitesi yapmak istiyorum. Ziyaretçilerin kayıt olup kendi ilanlarını yayınlayabileceği. arabanın özelliklerini göstebilecek fotoğrafıyla beraber. kullanıcılar arasında özel msj atılabilecek. böyle özellikleri olan bir script i olan varsa verebilir mi tarzında olabilir.
Düşünüyorum da bazı arkadaşlar zannediyor da sadece köy kasaba için script yazılıyor. halbuki bu arkadaşlar bilmelidirler ki onların gördükleri köy kasaba web siteleri herhangi bir tür içerik yayınlamak için hazırlanmış scriptlerin ,modifiye edilmiş halleridir.
Rusların nulled.ws forumunda okuyorum ingilizce bölümlerde bu tarz istekler oluyor. Ama Rusça bölümlerinde ise (not:rusça biliyorum dalga geçmeye kalkmayın ezerim rusçada) herkes amacını ortaya koyuyor ve diğer kişilerde buna yönelik olarak yardımda bulunuyor.Bence bu nedenle ruslar gerçekten çok iyiler bu konuda.
siz ne düşünüyorsunuz yorum yapın lütfen. teşekkürler.
Yüzyıllardır kadın ve saçı ayrılmaz bir bütün oluşturmuştur ve genel olarak kadınlar, saçlarından hep bir beklenti içerisine girmişlerdir. Peki bunun sebebi nedir? Nedir bu memnuniyetsizliğin sebebi?
Siyah saçlı olan kahverengi ister, sarı saçlı olan kızıl… Saçı düz olan, “saçım kıvırcık olsa ne güzel olurdu…” diye düşünürken, saçı kıvırcık olan da, “saçım dümdüz olsa ne kadar rahat ederdim…” der.
Tabii ki insanoğlu, gelişen bu kozmo-kimya döneminden önce, saçlarının ya dipten kopmasına neden olmuş, ya da tiftik tiftik durmasını izlemiş. Sonuç çoğu zaman hüsran olmuş. Şekil verelim ve bu şekil uzun süre bozulmasın derken de ozon tabakasını bile delmişiz…
Şimdilerde ise durum çok farklı. Artık saçlarda ani renk değişiklikler, ya da önemli kimyasal işlemler yapılırken saçların yıpranma olasılığı eskisinden çok çok az.
Doğru ürünleri bulmak kadar, onları uygulama becerisi de önemli.
Evet, doğru işlemler ile saçların renginin açılması veya kuzu kıvırcık saçların pırasa gibi dümdüz olması mümkün. Şimdi sizlere özetle bu mucize işlemleri anlatmaya çalışacağım. Siz de burada okuduklarınızı aynen kuaförünüze anlatın ve kaynakları da belirtin ki, bilmeyen kuaför salonları da araştırıp öğrensin ve çalıştıkları firmalardan bu ürünleri temin etsinler. Bu kararı neden aldığıma gelince… Geçen gün bir kuaför salonumuzu aramış ve halka ilişkiler müdiremizle aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
- Siz yıllık fön çekiyormuşsunuz, doğru mu?
- Salonumuzda 6-8 ay kalıcı saç düzleştirme (strait terapy) yapılıyor. Ondan mı bahsediyorsunuz?
- Ben anlamam kardeşim. Sizin yüzünüzden burada biz uğraşmak zorunda kalıyoruz. Kuaförler odasından eksper getirteceğim ve bu durumu düzelteceğim.
Ve aniden telefonu kapamış…
Yani anlayacağınız, yazılarımızı okuyanlar bilirler biz Eczacıbaşı”nın çıkardığı Strait Therapy işlemini ülke genelinde en çok uygulayan salonuz. 200″den fazla kişiyi bu uygulama sayesinde dümdüz saçlara kavuşturduk. Bazı kişiler bir yıldan uzun zamandır düz saçlarıyla salına salına geziyor. Bunu duyan kuaförler, bu işlemden bir haber olduklarından, böyle bir şeyin olamayacağını ve bunun bir kandırmaca olduğunu müşterilerine söylüyorlar.
Durum budur, hanımlar. İnternetten Eczacıbaşı Schwarzkopf telefonlarına ulaşan tüm kuaförler, bu işlem hakkında özel bir eğitim alarak sonuca gidebilirler, ama bu iş onlara biraz tuzluya mal olabilir. Neyse araştırıp soruşturan herkes, detayları öğrenebilir. Yukarıda bahsettiğimiz düzleştirme işlemi de, kozmetik dünyasının son harikalarındandır ve kesinlikle saçı yıpratmadan dümdüz yapabilir. Web sayfamızda uygulamanın resimlerini bulabilirsiniz.
Bir başka teknoloji harikası da boyalı saçların renk açıcı kullanmadan açılabilmesi işlemidir. Evet yanlış okumadınız: Diyelim ki saçlarınız, koyu kahveye boyalı ve siz daha açık bir ton ve üzerine balyaj istiyorsunuz.. O zaman “Color Remover” isimli Goldwell marka bir ürünle bu işlemi yaptırabilir ve oksidasyon olmadan saçlarınızın rengini yumuşak bir şekilde açtırabilir, hemen ardından da saçınıza parafinli açıcı ya da bildiğiniz açıcılarla istediğiniz gibi balyaj attırabilirsiniz.
Veeee… Geçici perma…
Saçlarım dümdüz, şöyle 8-9 hafta, yaz boyunca hafif dalgalı olsun derseniz, Goldwell geçici dalga ile saçlarınızı hareketlendirebilirsiniz ve saçlarınız eski perma işlemlerinde olduğu gibi yıpranmaz. Gerek hoş kokusu, gerekse saçlarınızdaki yumuşak dokusu sayesinde asla saçları yıpratmayan bu ürün, Almanya ve dünyada büyük sükse yapmayı başardı… Röfleli ve boyalı saçlara sahip müşterilerimde dahi çok iyi sonuçlar aldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.
Kozmotolojide keratin kaynak kısa saçlıların derdine deva olmaya devam ediyor. Rapunzel marka keratin kaynaklar, Avrupa”dan ithal edilerek 6 ay garanti ile uzun saçlı olmanızı sağlıyor. Bu marka, bayilerine eğitim ve ürün vererek ülke çapında saç uzatma sorununu çözmeyi başardı. Salonumuzda diğer ürünler gibi saç uzatma sistemleri içinde en iyisi olan Greath Lenghts marka keratinler uygulanmaktadır. İşlem ücreti 400 ile 900 arasında fiyatlanabilmektedir. Saçlara zarar vermeyen bu ürünün kullanımı kolay ve ürün, çıkartılırken kolayca saçtan ayrılabilen bir malzeme ile yapılmış.
Rapunzel şimdilerde kendi markasını kendi üretmeye de başladı. 4 ay garantili ham saçtan kaynak sistemi, yarı yarıya daha ucuz uygulanabiliyor. Eğer merak ederseniz saçınızın fotoğrafını ve istemiş olduğunuz uzunluğu bize yazın ve size tam fiyat verelim. Ayrıca Card Finans”a taksit imkanı ile işinizi kolaylaştıralım.
Neyse şimdilik bu kadar bilgi saç sorunlarınızın büyük bölümünü halledebilir. Siz de merak ettiklerinizi telefonla arayarak bizzat benden öğrenebilirsiniz.
İyi yazlar dilerim,
İlker Yavrutürk
Bağdat Cad. No:244 Göztepe-İstanbul
0216 302 04 37-0216 302 0779
www.ilkeryavruturk.com
kaynak: bayanca.net
Her şeyden önce etik açıdan doğru bulmuyor olabilir, en azından size göre olmadığını düşünebilirsiniz çünkü size göre ilişkide asıl önemli olan karşılıklı sevgi, saygı, hoşgörü olabilir ama tek gecelik ilişkilerin peşinden koşanların sayısı da az değil!
Her an bir çift yeşil göze kanabilir, yanık tenli bir vücudun esiri olabilir ve onunla, normal şartlar altında asla çıkmayı düşünmeyeceğiniz bir seks yolculuğuna çıkabilirsiniz. Madem ara sıra da olsa tek gecelik ilişkiler yaşıyor ya da en azından yaşama olasılığımızı hesaba katıyoruz, en azından bu tip ilişkilerde neleri yapmamız ve neleri yapmamamız gerektiğini, böyle bir gecenin sonunda pişmanlık ve utançtan kıvranmamak ve kendimize saygımızı kaybetmemek için dikkate almanız gereken önemli detayları şöyle bir gözden geçirelim ki, o geceyi bir kabus gibi değil, hoş bir anı olarak hatırlayalım.
Tek gecelik ilişkinin 5 altın kuralı
Oyunu kuralına göre oynayın
Öncelikle şunu unutmayın ki, tek gecelik ilişki yalnızca seks anlamına gelir, gerçek bir ilişki anlamına değil. Sorumluluk yok, hesap sorma yok, aşkın beraberinde getirdiği sorular, korkular, endişeler his yok.
Genellikle birbirini tanımayan, o geceden sonra da muhtemelen bir daha görmeyecek olan kadınlarla erkeklerin paylaştıkları zevk ve tutku dolu bir zaman dilimi, erotizm dağının doruğuna bir tırmanış yaşanan. Bu tip bir macerayı dolu dolu yaşamak istiyorsanız sizi cinsel açıdan etkileyen erkeğin aşk, evlilik, aile gibi o an için “tehlikeli” konulardaki görüşlerini öğrenmeye kalkmasanız iyi olur. Yüzde 100 saf zevkle sevgi dolu dokunuşları birbirinden ayıramıyorsanız, tek gecelik ilişki konusunu biraz daha düşünmelisiniz. Yoksa o gecenin sonrasında başımız çok daha fazla ağrıyabilir.
Tanıdıklara dikkat edin
Eğer aynı arkadaş grubunu paylaştığınız birinin, yakın bir dostunuzun ya da en kötüsü bir arkadaşımızın sevgilisinin cinsel çekim alanına girdiyseniz tek gecelik zevk uğruna çok ciddi sorunlara yol açabilecek tehlikeler sizi bekliyor demektir. Bir kere, arkadaş gruplarında bu tarz vakalar o kadar hızlı yayılır ki, inanamazsınız. Dedikodudan ve meraklı arkadaşlarınızın gereksiz sorularını çekmenin yanı sıra seviştiğiniz erkekle sonra tekrar bir araya geleceğinizi de unutmayın. Yakın bir dostunuzla yatarsanız o sıcak, saf ve masum dostluğu bir daha yakalayamayabilirsiniz. Böylece hem bir iyi dost kaybetmiş, hem de iyi bir sevgili kazanamamış olursunuz ki, bu da sizin için oldukça karsız bir alışveriş olur. Arkadaşınızın sevgilisine gelince; böyle bir ilişkiye girmeyin! Kesinlikle ve asla girmeyin. İnanın yaşadığınız o bir gecenin sonrasında çekeceğiniz vicdan azabı alacağınız zevki katlayacak kadar büyük olacaktır. Durumu öğrenirse arkadaşınızla aranızda çıkacak tatsızlıklar da çabası…
Yapmak istediğiniz her şeyi yapın
İşte, size serbest atış alanı… Utanç yok, kendini kısıtlama yok, “Sonra benim hakkımda ne düşünür?” yok çünkü sonrası yok! Bu fırsatı değerlendirin, fantezilerinizin sınırlarını zorlayın ve uzun süreli bir ilişkide ilerisini düşünerek gerçekleştiremediğiniz tüm muzır hayallerinizi devreye sokun. Zihninizi ve bedeninizi serbest bırakarak ateşli bir gecenin tadını çıkarmaya bakın.
Bana mı gidelim, sana mı?
İlk bakışta “Ne fark eder?” deseniz de aslında çok şey fark eder çünkü isteseniz de istemeseniz de her gecenin bir sabahı vardır. Sabah birlikte uyanmak, kahvaltı etmek, güne birlikte başlamak duygusal bir ilişkide muhteşemdir ama tek gecelik bir ilişkinin sonunda da bir o kadar sıkıcı ve zorlama olabilir. Karşımızdaki erkeği tanımadığımıza ve sabah kalkınca ne yapacağını bilmediğinize göre onu evinize ya da kaldığınız otele davet etmek yerine onun mekanına gitmeyi tercih edin. Böylece istediğiniz zaman oradan çıkıp gitme şansına sahip olan siz olursunuz.
Bu anıyı kendinize saklayın
Yaşadığınız macerayı kız kıza partilerde arkadaşlarınızla paylaşmak isteseniz bile kendinizi tutun ve ağzınızın sıkı olduğuna kesin olarak güvendiğiniz en yakın dostunuz dışında bu konudan kimseye bahsetmeyin. Hem tatsız tesadüflerle karşılaşabilir, hem de ummadığınız bir biçimde yargılanmanın üzüntüsünü yaşayabilirsiniz. Çünkü kadınlar tek gecelik ilişkilere meyilli olsalar da bunu asla kabul etmek istemezler. Hatta belki kendileri bir türlü cesaret edemedikleri için sizi kıskanarak kırmaya çalışan arkadaşlarınız da olabilir. Böylece karşınızda, bir anda vicdanınızın sesi olmayı üstlenmiş bir kızlar korosu bulabilir ve onlara yaşadıklarınız anlattığınıza bin pişman olabilirsiniz. 0 yüzden o erotik gecenin fotoğrafını kışın soğuk, yalnız ve gri gecelerinde çıkarıp çıkarıp bakmak üzere zihninizdeki albüme yerleştirin.
kaynak: bayanca.net
Baştan çıkarmak çok güçlü bir silahtır. Peki bu silahı nasıl kullanmalı? Her kadında olan bu potansiyeli nasıl uyandırmalı? Aşk tanrısı Eros”u nasıl harekete geçirmeli?
“Erkeği Yatakta Çılgına Çevirmenin 203 Yolu” ve “Her Kadındaki Aşk Tanrıçasını Serbest Bırakmanın 227 Yolu” adlı kitaplarıyla üne kavuşan Olivia St. Claire bakın ne öneriyor:
“Sevdiğiniz erkekle tutkulu bir ilişki yaşamak için vücudunuzun her santimetre karesini erotikleştirin.” diyor.
1- Kendinizi sevin
Belki çok sıradan ama çoğu kez dikkate alınmayan bir öneri. Eğer kendinizi sevmezseniz, kimse sizi sevmez ve önemsemez. Kendinize küçük hediyeler alın, vücudunuzu mis kokulu losyonlar, kremlerle ağır ağır ovun, damak tadınızı lezzetli tatlılarla ödüllendirin, afrodizyak yemekler yiyin… (istiridye, avokado, mango, incir, vb.) Bunlar, bedeni ve zihni ödüllendirerek erotik duyguları harekete geçiren şeylerdir.
2- Seksi giyinin
Bazen yüksek ve sivri topuklu bir ayakkabı, şeffaf bir giysi, göğüsleri dikleştiren bir sutyen, kırmızı renk bir ruj, dar bir gömlek, çekici noktaları belirginleştirmek, kusurları örtmek için yeterlidir. Tayyörle bile erkeği baştan çıkarabileceğinizi unutmayın. Ayrıca yürüyüş ve duruşun da çok seksi olabileceğinizi unutmayın.
3- Müzikli erotizm
BİR müzik parçası özel bir geceye ayrı bir erotizm katabilir. Klasik ortamlar için: Carmina Burana (Carl Orff), Ronmeo ve Juliet (Prokofief), Şehrazat (Nikolay Rimskij-Korsakov); modern ortamlar için Black Magic Woman (Santana), Enigme (Enigma), Fly Me To The Moon (Frank Sinatra), Sweetest Taboo (Sade), Unforgettable (Nathalie ve Nat King Cole) çok uygundur.
4- Kokuların gücü
Burun aşkın en güçlü silahlarındandır. İç gıcıklayıcı bir parfüm, kokulu mumlar, tütsüler; ortama, bir aşk gecesi için çok uygun gizemli ve sıcak bir hava kazandırırlar.
5- Fantezisiz olmaz
Hayalgücü yaratıcılık için esastır. Bir ilişkinin monotonluğunu, rutini kırmak için en iyi araç hayal gücüdür. Erotik düşlerinizi bastırmadığınız sürece, cinsel yaşamınız daha hareketli ve tutkulu olacaktır.
6- Arzulandığını bilsin
Telesekreterine erotik mesajlar bırakın, okuduğu kitapların arasına ya da yastığın altına aşkınızı dile getiren küçük notlar koyun, en olmadık yerlere “özel” fotoğrafınızı yerleştirin.
kaynak: bayanca.net
2000 yılında Hatice Hikmet Oğultürk Kız Meslek Lisesi”nden mezun oldu. 2002 yılında Ankara Olgunlaşma Enstitüsü Grafik Tasarım Bölümü”ne başladı.
Aldığı iki yıllık eğitimin ikinci yılında proje tasarımı olarak kendine ait bir firma oluşturdu ve tasarımlar yaptı. Sinema afişlerinde fotoğrafın etkisi üzerine tezini hazırladı.
2004 yılında dwt | mandalina Reklam Ajansı”nda staj yaptı. Stajyer olarak başladığı dwt I mandalina Reklam Ajansı”nda grafik tasarım grubu üyeleri arasına katıldı.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
Gürkan Hacır 1970 yılında doğdu. Ekonomi eğitimi alan Hacır, gazetecilik yapmaktadır. TV ve radyoların yanı sıra, basın-yayın kuruluşlarında görev aldı. Halen çeşitli dergilerde yayın yönetmenliği ile bir radyo istasyonunun Ankara temsilciliğini yapmaktadır. Sürekli yayınlarda ropörtajlarını ve yakın tarih üzerine çalışmalarını sürdüren Hacır, evli ve bir çocuk babasıdır.
Eserleri
Refleks
Efe Başvekil Şükrü Saracoğlu”nun Romanı
Ekonomimizin Çınarları
Yeni Harman Dergisi’ndeki başarılı çalışmaları, Şükrü Saracoğlu’nu anlattığı Efe Başvekil adlı biyografik romanı ve her hafta SkyTürk’te Yalçın Küçük’le birlikte hazırladığı Kalemler ve Kılıçlar programı nedeniyle yakından tanıdığınız gazeteci yazar Gürkan Hacır, yaptığı söyleşilerle Türk medyasının bugününü aydınlatıyor:
. Serdar Turgut hangi gazeteciye, ev kiralarımızı o beğenmediğin iddaacıların kazandığı parayla ödüyoruz, dedi?
. Tuğrul Eryılmaz’a “Demirel bu ülkenin başına Tansu Çiller’i bela etti, sen de bu ülkenin başına Oray’ı bela ettin” diyen gazeteci kim?
. Emin Çölaşan’ın “hakkında bir dosya gelirse yazamam” dediği kişi kim?
. Gürkan Hacır’a “hiçbir şekilde Genel Yayın Yönetmeni olmam” dedikten kısa bir süre sonra Akşam Gazetesi’nin başına geçen gazeteci kim?
. Hangi genel yayın yönetmeni, gazetesini, köşe yazılarını okumadan ve gazeteye uğramadan yönetiyor?
. Yavuz Donat’a hangi medya patronları, nerelerde evler aldılar?
. Van’daki Emniyet skandalı nasıl bir tesadüfle ortaya çıktı?
. Tuncay Özkan, hangi gazeteciye, “şimdi Ankara’ya geliyorum, ananı belleyeceğim” dedi?
. Amerika, Türk medyasına Irak savaşı öncesinde para dağıttı mı?
. Gürkan Hacır’a “haber programı işi bitti, yapmayı düşünmüyorum” dedikten kısa bir süre sonra NTV’de haber tartışma programına başlayan gazeteci kim?
. Cumhurbaşkanı Sezer, kanunları veto etmeden önce hangi gazeteciyi arayıp haber veriyordu?
. Cumhuriyet hangi gazeteciyi Aydın Doğan kızar diye işe almadı?
. Hıncal Uluç köşesinde anlattığı otellerin parasını cebinden mi ödüyor?
. Tayyip Erdoğan’ın hacda ihramlı fotoğrafı nasıl çekildi?
Her haftasonu pazar günleri SkyTürk’te Yalçın Küçük’le birlikte hazırladığı Kalemler ve Kılıçlar programının sunuculuğunu yapmaktadır.


kaynak: kimkimdir.gen.tr
Mehmet Emin Birinci, 1933″te Rize-Pazar Hisarlı köyünde dünyaya geldi. Bediüzzaman Said Nursi”yi ilk defa 1953″te İstanbul”da ziyaret etti. Öğretmenliği bırakan Birinci, Risale-i Nur”un neşir hizmetinde bulundu. Birinci, Nur Risalelerini matbaada ilk bastıranlar arasında yer alıyor. Ömrünün sonuna kadar Nur Risalelerinin yayılması ve okunması için gayret gösterdi.
Bir süredir kanser tedavisi gören Birinci, 03 Nisan 2007 günü Üsküdar Hospital Türk Hastanesinde Hakk”ın rahmetine kavuştu. Birinci”nin cenazesi 04 Nisan 2007 günü Fatih Camii”nde kılınan ikindi namazını müteakip Eyüp Sultan Kabristanı”nda toprağa verildi.
Zaman Gazetesi”nden
Komada namaz vaktini sordu
M. Emin Birinci tam anlamıyla bir “namaz kahramanı”ydı. Namazı vaktinde kılmasıyla tanınan M. Emin Birinci, ziyaretine gelenleri de bu konuda teşvik ederdi: “Namazlarınızı vaktinde kılın. İkindi ezanı okununca, “akşama iki saat var” demeyin.” Birinci”nin son zamanlarında sık sık komaya girdiği aktarıldı. M. Emin Birinci”nin komadan çıkıp kendine geldiğinde yakınında bulunan doktor veya hemşirelere ilk sorduğu sorunun “namaz vakti çıktı mı?” olduğu aktarıldı.
Hastanede yaşanan bir olay, onun namaza ne kadar ehemmiyet verdiğini de gösteriyor; Birinci, yine bilincini kaybediyor, koma haline giriyor. Yükselen ve şiddetlenen ağrı ve sızılar biraz azalınca namaz kılmak istiyor. Zor da olsa abdest alıyor. Bu esnada biraz sendeliyor ama kimseden yardım almadan abdestini tamamlıyor. Doktor “hiç olmazsa oturduğu yerde kılmasını” söylüyor. Birinci, bu kez doktorun tavsiyesine kısmen riayet ediyor; “Sünnetleri oturarak kılarım ama farzı ayakta kılmak lazım.” diyor. M. Emin Birinci”nin ziyaretine gelenlere ise “Elhamdülillah iyiyim. Bizim hastalık ne ki? Yan odada bir hasta var; gece sabahlara kadar inliyor.” diyerek teselli verdiği aktarıldı.
Birinci, Necmeddin Şahiner”in “Son Şahitler” kitabında Bediüzzaman ile tanışmasını şöyle aktarıyor: “Fatih”e gittim, Reşadiye Oteli”ni buldum. Üstad”ın elini öptüm. Hz. Üstad da alnımdan öperek nereli olduğumu ve ne yaptığımı sordu. Dilim tutulmuştu. Üstad bana dönerek, “Seni, hem Zübeyir, hem Bayram, hem Ceylân, hem Hüsnü, hem Tahirî, hem de Abdülmuhsin gibi kabul ettim. Risale-i Nur”a hizmet eyle.” dedi.”

“Üstadı ilk ziyaretim”
“Artık sabrım tükenmişti. Ne yapıp yapıp Üstadı görecektim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Fatih”e gittim. Reşadiye Otelini buldum. “Falan odada kalıyor” dediler. Çıktım. Beni Abdullah Yeğin Ağabey karşıladı. Ve Üstadın hizmetinde bulunanların kaldıkları odaya götürdü. Üstad kendi odasından bir ara abdest almak için çıkınca tekrar odasına giderken beni gördü. “Bu kimdir?” diye sormuş olacak ki, biraz sonra beni çağırdılar, gittim. Titreyerek, çekinerek, ürkerek Üstadın odasına gittim. Elini öpmek için yaklaşırken bana işaret ederek “otur” dedi, oturdum. O esnada Hz.Üstad, Türk Milliyetçiler Derneği tarafından Süleymaniye Camiinde okutulmakta olan Mevlid-i Şerifi küçük el radyosundan dinliyorlardı.
“Mevlid yayını bitince kalktım ve büyük Üstadın elini öptüm. Hz. Üstad da alnımdan öperek nereli olduğumu ve ne yaptığımı sorunca dilim tutulmuştu. Orada beni tanıyanlar cevap verdiler. Risale-i Nuru okuduğumu, elimden geldiği kadar hizmet ettiğimi söylediler. Hz. Üstad bana dönerek:
“Seni, hem Zübeyir, hem Bayram, hem Ceylân, hem Hüsnü, hem Tahirî, hem de Abdülmuhsin gibi kabul ettim. Risale-i Nur”a hizmet eyle” dedi.
Fatih”te Cuma namazı
“Üstad Hazretlerini ziyaretimden kaç gün geçtiğini bilemiyorum. Bir gün dediler ki: “Yarınki Cuma namazını Üstad Fatih Camiinde kılacak.” Namaz vakti camiye gittim. Daha evvel tanıdığım birkaç arkadaş da orada idiler. Osman Köroğlu ismindeki bir arkadaş hemen orda bulduğu seyyar bir fotoğrafçıya tembihleyerek Üstad Hazretleri camiden çıkarken fotoğrafını çekmesini söylemişti. Hz. Üstad ezan okunurken camiye geldi. Namazı müezzin mahfelinde kıldıktan sonar, Nur Talebeleriyle birlikte dışarı çıktık. Üstad bizim beş metre kadar önümüzde gidiyordu. Tam Fatih türbesine girilen kapının önüne gelince durdu. Kabristana yarım dönük vaziyette ellerini açıp Fatiha veya dua okumaya başladığa zaman fotoğrafçı hemen birkaç resim çekti Hz. Üstad ses çıkarmadı. Hep beraber Reşadiye Oteline kadar yürüdük. Onlar yukarı çıktılar. Biz de yerlerimize gittik.
“İkinci defa Üstadımızı görmüş olmak bana dünyalar verilse değişmeyeceğim bir sevinç verdi. Artık sık sık Süleymaniye”deki 50 numaralı eve gidiyor ve oradaki Nur Taleberinden hizmetin usûl ve metodlarını öğreniyordum. Baktım olacak gibi değil. Otelde çalışırken biriktirdiğim bir miktar param vardı. “Tevekkeltü Allah, bu bitinceye kadar Allah Kerim”dir” dedim ve otelden ayrılarak ben de onların yanında kalmaya başladım. Her hallerini dikkatle takip ediyordum.
Üstad beni İstanbul”a istiyor
“1953 senesi içinde Üstad Bediüzzaman tekrar İstanbul”a gelmiş bulunuyordu. Bir gün bir telgraf aldım. Telgrafta “Üstad seni İstanbul”a istiyor, acele gel” deniyordu. Bu telgraftan birkaç gün önce Millî Eğitim Müdürlüğünce ortaokul mezunlarına öğretmenlik için ihtiyaç olduğu ilân edilmiş, ben de müracaat etmiştim. Talebelere îman hakikatlarını anlatmak hissi galebe çaldığı için Aziz Üstadın davetine icabet etmeme hamakatını gösterdim. Hata ettim. Fakat kısa bir zaman sonra tokadını da yedim.
“Gerçi kısa sayılacak zamanda çocuklara çok şey öğrettim, örnek hareketler gösterdim. Hem dünyevî, hem uhrevî meseleleri birleştirerek akıl, kalb ve vicdanın nurlanmasını temine çalıştım. Fakat bütün bunlar Hz. Üstadın hizmeti yanında bir zerre bile olamayacağını sonradan öğrendim. Ama iş işten çoktan geçmişti.
kaynak: kimkimdir.gen.tr
Türk Ermeni İş Geliştirme Konseyi Eş Başkanı
1961 yılında doğdu. Alyans-Tempo Denizcilik ve Taşımacılık Şirketi’nin Kurucu Başkanı ve ortağı. Aynı zamanda çeşitli Amerikan güvenlik şirketlerinin Ortadoğu’da danışmanı. Latin Amerika ve Karayipler Güvenlik Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ilk defa ABD hükümetinin Orta Asya ve Kafkaslar”a gönderdiği insani yardım yüklerinin kontrat olarak bu ülkelere teslim edilmesini organize etti. İlk Türk-Rus ortak firmasını kurup Türkiye’ye ilk Rus sermayesini getirdi. Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi (TABDC) Türk tarafı Eşbaşkanı ve 1996″dan beri Türk-Ermeni ilişkileri üzerine çalışıyor. Ermenistan’ın bağımsızlığından sonra, iki ülke arasındaki ve Ermeni diyasporası ile Türk hükümeti arasındaki ilk temasları başlattı. Hem Türkiye hem de Ermenistan hükümetleri tarafından akredite olarak iki ülke ve iki toplumun yakınlaşması üzerine çalışıyor. Avrupa Ermeni diyasporası (TABDC-EU) ve Amerika Ermeni Diyasporası (TABDC-US) ile ilişki kurdu. ODTÜ Uluslararası İlişkiler mezunu.
ABD’ye yerleşen ve ABD vatandaşı olan Soyak aynı zamanda New York Rotary Kulüp Üyesi. New York Kulübü 1909 yılında kurulan dünyanın en eski rotary kulüplerinden birisi… Bu kulüp aynı zamanda rotary kulüpleri adına Birleşmiş Milletler’e danışmanlık yapan bir kulüp. Kaan Soyak kulübün bu konudaki yetkilisi dış ilişkiler sorumlusu.
Evli ve 2 çocuk babasıdır.
Kaan Soyak ve kardeşi Noyan Soyak“ın şirketi 1990’dan beri Rusya’da, 1994’ten bu yana ise ABD’de faaliyet gösteriyor. ABD yönetiminin insani yardım yüklerini taşımak için açılan Asya’ya yönelik ihalelere katılan ve Ermenistan ve Azerbaycan gibi destinasyonların ihalesini kazandıkça Ermenistan’a da taşıma yapmaya başladılar. Bu yükleri ülkenin içine kadar taşımak zorunda olduklarından Ermeni partnerlerle tanıştılar.
Soyak lojistik Amerikan firması olarak bu işi yapıyordu. Ermeniler bu işin arkasında Türklerin olduğunu öğrendiince Levon Ter Petrosyan’ın cumhurbaşkanlığı döneminde hükümet yetkilileri görüşmeye davet etti. Petrosyan’ın ağabeyi Telman Ter Petrosyan Soyak”lara Türk ve Ermeni işadamları arasında bir iş konseyi kurmalarını önerdi. Bunun çok faydalı olacağını düşünen Kaan ve Noyan Soyak öneriyi kabul etti. 1997’de Türk Ermeni İş Geliştirme Konseyi kuruldu. Konseyin Ermenistan’daki eşbaşkanlığını Arsen Ghazarian yapıyor. Kuruluşundan iki ay sonra Telman Ter Petrosyan vefat etti ve ardından Levon Ter Petrosyan cumhurbaşkanlığından ayrıldı.
TURKISH TiME Dergisinin 2002 Temmuz sayısında Noyan Soyak ile yapılan söyledi kendisine yöneltilen sorusuya “Konseyinizin adı Türk – Ermeni İş Geliştirme Konseyi. Amacınız sadece Ermenistan’la değil tüm dünya Ermenileriyle ilişkileri geliştirmek mi?”
“Ermeni diasporası dünyada çok geniş bir etki alanına sahip. Sadece ABD’de ya da Avrupa’da değil. Örneğin Rusya’da Moskova ticaret yaşamında büyük etkileri var. İran, Suriye, Lübnan hatta Arjantin’de bile etkin Ermeni diasporası var. Üstelik ticaret alanında son derece yetkin ve deneyimliler. Ermenistan’da bugün nüfus iki milyon ama dünya genelinde sekiz milyon daha Ermeni yaşıyor. Üstelik tahminime göre bunların yüzde 70’i Türkçe konuşuyor.” cevabını verdi.
5 Ocak, 2005 15:32:00 (TSİ) Manşet programında Mehmet Ali Birand”ın “Ermeni Lobisi” ile ilgili sorularını yanıtlayan Kaan Soyak:
“Ermeni Diasporası Amerika’da çok aktif bir kampanya içerisinde. Bu kampanyanın daha etkin olabilmesi için Amerika ve Amerika üzerinden de Avrupa’nın bütün kurumlarıyla, bütün siyasi yapılarıyla, bütün devlet yapılarıyla, valilikleriyle ve bütün bildiğiniz kurumlarıyla şu anda çok detaylı görüşmeler sürdürüyorlar. İki tane grup var diasporada. Yüzde 20’lik bölüm aşırı milliyetçi Taşnak Partisi ve bağlantılı kişiler. Diğer yüzde 80 ise diğer siyasi partilerle bağlantıları olmayan, genelde kilise üyesi bağımsız ve demokratik bir Ermenistan olmasını destekleyen kişiler.
Soykırımı konusu Taşnaklar’ın ekmek kapısı. Eğer bu konu ortadan kalkarsa Taşnakların da en büyük gelir kaynağı da ortadan kalkmış olacak. Dolayısıyla da tüm Ermenileri de birleştiren yegane unsur. Amerika ve Avrupa”daki kampanyaların başını Taşnaklar çekiyor. Aslında Diaspora Ermenilerinin arasında Türkiye’nin Avrupa’ya katılımına karşı açık bir düşünce ve açık bir tutum yok. Ancak, Avrupa Birliği içerisinde Türkiye’nin üyeliğini istemeyen ülkeler soykırım konusunu bir kılıf yaparak Türkiye’ye karşı olduklarını bu şekilde gösteriyorlar.” cevabını verdi.
02.03.2007 tarihinde Refarans Gazetesi”nden Nuray Başaran”ın Kaan Soyak ile yaptığı Söyleşi:
Poster gibi fotoğraf ABD Kongresi”nde dağıtıldı
Kaan Soyak, Türkiye ile Ermenistan arasında olumlu adımların atıldığı bir dönemde Hrant Dink”in öldürülmesinin çok kötü bir tesadüf olduğunu söyledi. Soyak, “Öyle bir insanın kaybolması tabii bizim yüzümüzü çok kötü bir hale getirdi, yani yüzümüzü kaybettik” dedi. Soyak, Ermeni tasarısının ABD Kongresi”nden geçecek gibi göründüğünü de söyledi.
Yıllardır Türkiye’nin karşısına konulan Ermeni soykırımı iddiaları bu kez Türkiye açısından umutsuz ve ciddi bir vaka olarak karşımızda duruyor.
Günlerdir ABD nezdinde hem Türk hükümeti hem de parlamenterlerimiz birebir görüşmeler yapıyor ama gelen haberler hiç de iç açıcı değil. Son gelişmeleri iki ülke arasında hem siyasi hem de ticari ilişkileri sürdüren Türk Ermeni İş Geliştirme Konseyi Başkanı Kaan Soyak’a sorduk. Soyak, gelişmelerin ciddi olmakla birlikte hâlâ sorunun önüne geçilebilmesinin mümkün olduğunu söyledi. Soyak, şu anda ABD’den Türkiye resminin flu göründüğünü ve siyasi bir boşlukla karşı karşıya olunduğunu vurguladı.
Hrant Dink cinayeti, Türk-Ermeni ilişkilerini nasıl etkiledi? Dünyada nasıl algılandı?
Bu cinayet tabii ki hepimizi çok üzdü. Hiç beklemediğimiz bir anda, beklemediğimiz bir şekilde oluştu. Tam da ben Ermenistan’dan dönmüştüm cinayet olmadan 2 gün önce. Orada çok da iyi görüşmeler yapmıştık. Sınırların açılmasıyla ilgili bir konferansa katılmıştım ve her şey çok iyiydi. Hatta Dışişleri Bakanı Oskanyan’la da görüştüm. Tabii bunların içerisinde en son geldiğimiz nokta, Ermenistan tarafının istediği diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırın açılması talebi. Türk tarafının da istediği ortak bir tarih komisyonunun oluşturulması. Bu ikisinden birinin önce, birinin sonra olması yerine; her ikisinin de aynı anda ele alınması konusunda Oskanyan’dan olumlu görüş aldım. Bu, bizim Türk tarafının da istediği bir şeydi. Bu güzel haberle döndüm.
Kimler vard