| Kene çıkarmada süper çözüm! | |
| Vücuda yapışması sonucu ölümlere neden olan kene, kesik enjektörle vakumlanarak çıkarılabilir
08.07.2008 19:32 |
|
Enjektörün uç kısmını bıçakla kesiliyor, düzgün olması için zımpara yapılıyor ve enjektörün içine 3 damla sabunlu su koyuluyor. Daha sonra ucu kesilmiş enjektör kenenin bulunduğu bölgeye koyularak üzerinde vakum etkisi yaptırılıyor. Deri keneyle birlikte vakumun etkisiyle şişiyor ve yapışan kene bir süre sonra basıncın etkisiyle yapıştığı yerden çıkıyor.
Bolu’da, İl Genel Meclisi Üyesi 56 yaşındaki Fahrettin Tanyar, vücuda yapışan keneyi çıkartmak için kolay ve pratik bir çözüm yolu buldu. Tanyar, enjektörün ucunu keserek hava basıncı ile keneyi çıkartıyor. Köroğlu Avcılar Kulübü’nün başkanlığını da yapan Fahrettin Tanyar, vücuda yapışan keneyi çıkartmak için yeni bir yöntem buldu. Kenenin deriyi kesmeden ve operasyon gerektirmeden nasıl çıkartılacağını günlerce düşünen Fahrettin Tanyar, çözümü hava basıncında buldu. Enjektörün uç kısmını bıçakla kesen ve düzgün olması içinde zımpara yapan Tanyar, enjektörün içine 3 damla sabunlu su koyuyor. Daha sonra ucu kesilmiş enjektör kenenin bulunduğu bölgeye koyularak üzerinde vakum etkisi yaptırılıyor. Deri keneyle birlikte vakumun etkisiyle şişiyor ve yapışan kene bir süre sonra basıncın etkisiyle yapıştığı yerden çıkıyor.
Tanyar, enjektörle kene çıkartma yöntemini aşama aşama fotoğraflayarak İl Sağlık Müdürlüğü’ne gönderdi. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri de enjektör yöntemini deneyerek sonucun olumlu olduğu kararına vararak, yeni kene çıkartma tekniğini olumlu buldu. Enjektörle kene çıkartma tekniğini ilk olarak kendi üzerinde denediğini ve olumlu sonuç aldığını belirten Tanyar, “Arazide sürekli bulunan askerlerimiz, avcılarımız, köylülerimiz, hayvancılık yapan insanlarımız hiç olmazsa sağlık kuruluşuna gitmeden önce keneyi çıkartabilecekler. Enjektörün hava basıncıyla keneyi yapıştığı yerden çok basit bir şekilde alabilirler. Halkımıza faydalı olacağını düşünüyorum. Bunu hazırladığım fotoğraflarla İl Sağlık Müdürlüğünü’de sundum. Sağlık Müdürlüğü yetkilileri de denemişler ve olumlu olduğunu söylediler. Kendi deneylerimizle de olumlu sonuç aldık. Kullanılmasının yararlı olacağı düşüncesiydeyim” dedi. dunyabulteni.net |
<?php
// Resmin üzerine yazılmasını istediğiniz yazı
$yazi = ’MyDesign”
// Resim formatı
header(’Content-type: image/png’);
// Artalan resmi
$im = imagecreatefrompng(”resim.png”);
// Yazı rengi
$color = imagecolorallocate($im, 255, 200, 115);
// the text to be printed
$text = $yazi;
// Yazı fontu (örnekte palatino linotype kullanılmıştır)
$font = ’palab.ttf’;
// Yazı büyüklüğü
$size = 10;
// Resim oluşturuluyor
imagettftext($im, $size, 0, (imagesx($im) - 8 * strlen($text)), 14, $color, $font, $text);
imagepng($im);
imagedestroy($im);
?>
$font değişkenine ftp den attığınız yazı tipini yazıyoruz. yoksa yazı görünmez
resim.png yerine üstüne yazacağınız resmi yazınız.
banias
Onlar Ege ve Akdeniz bölgelerinin, özellikle yaşlı kadın turistlere hizmet eden jigoloları. Hemen hepsi, 22 ila 35 yaşlarındaki Doğu ya da Güneydoğu Anadolulu gençler.
Asıl işleri ya aşçılık ya hamallık ya da garsonluk olan bu gençlerle Hürriyet’ten Şermin Terzi konuştu..
Jigololuk yaptıklarını aileleri bile bilmiyor. Bu işten kazandıkları parayı da ailelerine göndermiyor, “Haydan gelen huya gider” diyerek kendilerine harcıyorlar. Ama bu işe başlık parası biriktirmek için girişenler de var. Hamal Y.D. (25) onlardan biri. “Hamallıktan omuzlarım yara olmuştu. Sevdiğim kız için 20 bin YTL başlık parası istediler. Hamallıkla bu para birikmez. Bir arkadaşım internetten jigololuğu öğrenmiş. Şimdi ben de jigololuk yapıyorum. Hem gözüm gönlüm açıldı hem de üç beş para biriktiriyorum.”
Ne güvenli seksten haberleri var ne de seks literatüründen. Prezervatife prezektif, Kama Sutra’ya kasatura, diyecek kadar cahiller. İzmir’de 20, Antalya’da 30 kişilik jigolo organizasyonunun başındaki N.S., fotoğraf çektirmek bir yana, ne kimliklerinin açıklanmasını ne de memleketlerinin bilinmesini istiyor. En korktukları şey polis tarafından yakalanıp deşifre edilmek. Benim polis olduğum paranoyasına kapıldıkları için röportaj yaptığımız yerden kaçanlar bile oldu. Yine de konuşabildiklerime şu soruları sordum: Sistem nasıl işliyor? Müşteriler kimler? Jigolo olmak isteyenler kime, nereye başvuruyor? Birbirlerini nasıl buluyorlar? Tarifeleri ne? Jigololuktan başka işleri var mı? Aralarında evli ya da sevgilisi olan var mı? Günde kaç kadınla beraber olabiliyorlar? Yabancı müşterileriyle dil bilmedikleri halde nasıl anlaşıyorlar? İşte zorlukla öğrendiklerim.
Önce görüşmekten çekinip sonra ikna olanlar arasında, jigololuğa henüz iki ay önce adım atan Y.D ve beş yıldır jigololuk yapan S.O. var. Y.D’nin jigololuk “mazereti” başlık parası biriktirmek.
Memleketi Muş’tan İzmir’e jigololuk için gelmeden önce, inşaatlarda çalışıyor ve hamallık yapıyormuş. “Bacım sen bizim oraları bilmezsin” diyerek lafa başladı. “Bizim oralarda iş yok. İnşaatlarda iş bulacaksın, hamallık yapacaksın da üç kuruş biriktireceksin. Ama iş başlık parasına gelince kimse işsizlik dinlemiyor. 10 bin, 20 bin, 30 bin YTL başlık parası istiyorlar. Hamallık yapmaktan omzumda yaralar çıktı. İnşaatlarda çalışmaktan sıkıldım. Arkadaşlarım internette böyle bir iş yapıldığını, bir de üstüne para verildiğini duymuş. Ben de duyunca bu işi yapayım dedim. İnternetten tanıştığım N.S ile buluştum. Yaptığım şey kötü bir şey değil ki! Sonuçta başlık parası biriktirmek için çalışıyorum. Hem gözüm gönlüm açılıyor, hem de üç beş para biriktiyorum. Henüz yeni olduğum için bana çok fazla iş vermiyorlar ama ben bu işi uzun süreli yapmak istiyorum.”
S.O. ise 33 yaşında ve Diyarbakırlı. Onun da asıl işi tekstil işçiliği. Jigololuğu onaylamadığını anlatıp “Beş yıldır telefon geldikçe, çağrıldıkça bu işi yapıyorum. Y.D. gibi para biriktirmiyorum, bu paradan hayır gelmez” diyor.
“Beni bir kere çağıran müşteri, yine sürekli beni ister” diyerek böbürleniyor. Ama bir sitemi var: “Bizi kimse sevgili diye koluna takmıyor, bize kıro diyorlar. Ama bu işe gelince herkes bizi çağırıyor, anlamadım bu işi.”
Kendimi tutamayıp gülmeye başlayınca, “Bak siz de hak veriyorsunuz ki, gülüyorsunuz” diye bana çıkışıyor. Ben de onların sektöründe ne olup bittiğini bilmediğimi, sadece tespitine güldüğümü söyleyince, “Sektör mektör anlamam” diyerek anlatmaya devam ediyor: “Benim hem ihtiyaçlarım karşılanıyor hem de para kazanıyorum. Bazen insanın iştahını kapatan yaşlı çirkin kadınlar oluyor ama gözümü kapatıp işime bakıyorum.”
JİGOLOLARLA BULUŞMADA NELER YAŞANDI?
Jigololarla buluşmak üzere İzmir’e hareket etmeden önce onlarla telefonda defalarca konuştuk. Onları deşifre etmeyeceğime, fotoğraflarını çekmeyeceğime, gizli çekim yapmayacağıma ikna olmak istiyorlardı. Röportaj için “evet” dediklerinde bile tedirginlerdi. Randevu gününü de, yerini de, saatini de onlar belirledi.
Buluşma yerimiz İzmir’in pek de tekin olmayan bir bölgesiydi. Tenha bir yerde, hiç tanımdağım beş jigolayla görüşmek pek akıl kárı sayılmayacağı için, bir erkek gazeteci arkadaşımla gittim randevuya. Randevu yerine geldiğimi telefonla bildirdiğimde, hem jigololuk yapan hem de diğer jigoloları organize eden N.S. (29) etrafı tedirgin tedirgin kontrol ederek yanıma geldi.
Bizi aldı ve kendi seçtiği bir çay bahçesine götürdü. Diğer arkadaşlarının nerede olduğunu sorduğumda, birazdan yanımıza geleceklerini, yolda olduklarını söyledi. Fakat telefonu sürekli çalıyor, yanımdan uzaklaşarak konuşuyor, sıkıntılı bir yüz ifadesiyle geri geliyordu.
“Ters giden bir şeyler mi var?” diye sorduğumda, “Evet, diğer arkadaşlarım sizi yalnız bekliyordu, yanınızdaki erkeğin polis olduğunu düşünüyorlar. Bu yüzden de size söz verdikleri halde gelmeyeceklerini söylüyorlar” dedi.
Dağ başında, hiç tanımadığım beş jigoloylagörüşmeye yalnız gelmemi bekleyemeyeceklerini söylediğimde, “Haklısınız ama huylandılar bir kere ikna olmuyorlar” dedi.
“Tamam o zaman arkadaşım gitsin, onlar gelsin” dedim ama ikna olmadılar. Dakikalarca polis olmadığımıza ikna etmek için dil döktükten, defalarca telefonla konuştuktan ve gazeteci arkadaşım da yanımızdan uzaklaştıktan sonra diğerleri de gelmeyi kabul etti.
Biri iri yarı 30’lu yaşlarında, diğerleri 20’li yaşlarda zayıf, kavruk gençlerdi. Ancak elimi sıkıp bana kerhen merhaba dedikten sadece 30 saniye sonra “Arabamızı kötü bir yere park ettik, gidip hemen geliriz” diyerek ortadan kayboldular. Diğerleri de “Bizim de bir telefon açmamız lazım” diyerek hemen peşlerinden kalktı. Masada yine N.S. ile baş başa kaldık.
JİGOLO ORGANİZATÖRÜ N.S. ANLATIYOR
İşi bilmeyenlere porno izlettirip eğitim veriyoruz
N.S. 29 yaşında asıl işi aşçılık. Beş yıldır jigololuk işinde. Beş parasız bir arkadaşı birkaç yılda ciplerle gezip pahalı elbiseler giymeye başlayınca böyle bir işin varlığından haberdar olmuş. İşin “mahiyetini” öğrenince de “Benim ondan neyim eksik” diyerek bu işe başlamış. Şimdi hem jigololuk yapıyor, hem de jigolo organizasyonu.
Zayıf, kısa boylu, giyimi sıradan, yakışıklı değil. Ama buna rağmen, “Bir bara gideriz, bizim gibi yakışıklı, bakımlı erkekleri görünce bakışlar üzerimize çevrilir” diye iddialı laflar edecek kadar kendine güveni tam. Kendisine jigolo değil, playboy diyor. Soru işaretli gözlerle ona bakarken açıklıyor: “Playboy, jigolonun kibarcası.”
“Yaptığınız işi ailenizden bilen var mı” diye sorduğumda, “Allah korusun! Anası yaşında kadınla yatıyor diye beni vururlar” diyor gülerek.
Müşterilerini internet, anlaşmalı barlar ve diğer müşterilerinin referanslarıyla buluyorlar. Anlaşmalı barlar onlara müşteri bulursa yüzde 10 komisyon alıyor. Müşterilerle güvenli olsun diye, kendi belirledikleri otellerde buluşuyorlar. N.S., bazı işkadınlarının fantezi olsun diye işyerine çağırdığını ama bunu güvenli bulmadıkları için gitmediklerini söylüyor. Müşterilerin fantezi isteklerini sorduğumda, Hintlilerin aşk sanatı Kama Sutra’yı kast ederek, “Kasatura mıdır nedir, onu bilip bilmediğimizi soruyorlar” cevabıyla beni dumura uğratıyor.
BU PARADAN HAYIR GELMEZ DİYE AİLELERİNE GÖNDERMİYORLAR
Söylediğine göre müşterilerden saatine 300 Euro alıyorlar. Kimi zaman gecelik, kimi zaman da tatil partneri olarak hizmet veriyorlar! “Bu paranın kaynağı nereden” sorusuna muhatap olmamak için ailelerine çok az para gönderiyorlar. Gönderdikleri para genellikle asıl yaptıkları meslekten kazandıkları para oluyor. Çünkü, jigololuktan gelen paranın, ne kendilerine ne de ailelerine hayrının dokunacağına inanıyorlar. “Bu parayla gelecek kurulmaz, o yüzden de kazandığımızı harcıyoruz, güzel yaşıyoruz” diyor N.S.
N.S., İzmir’de 20, Antalya’da ise 30 kişilik jigolo kadrosunda devlet memurlarının da bulunduğunu, onların randevularını da vakitleri uysun diye hafta sonuna ayarladığını iddia ediyor. Jigoloların kazandıklarının yüzde 50’si N.S’nin cebine giriyor.
ALDATILAN KADINLAR İNTİKAM İÇİN JİGOLO TUTUYOR
Müşterileri arasında zenciler ve Uzakdoğulular olmadığını söylüyor N.S. En iyi müşterileri İzmir’de Hollandalılar ve Almanlar, Antalya’da ise Ruslar ve Almanlar. Hangi dilde anlaşıyorsunuz diye sorduğumda gülerek, “Tarzanca” cevabını veriyor. Türk müşterileri arasında en fazla iş kadınlarının bulunduğunu, kocası tarafından aldatılan kadınların intikam için jigololarla beraber olduğunu anlatıyor. Ama madalyonun bir başka yüzünde de, eşleri tarafından aldatılan erkeklerin intikam için jigololuk yapması var.
YAZIN JİGOLOLUK YAPIYORKIŞIN KÖYLERİNE DÖNÜYORLAR
Jigololuk yapmak isteyenler genellikle internet siteleri üzerinden, ya da bu işi daha önce yapan tanıdıklarının referansıyla onlara ulaşıyor. Kendisi de Doğulu olan N.S, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki gençlerin yazın jigololuk için başvurduğunu, kışın da köylerine döndüklerini söylüyor.
İşi bilmeyen jigolo adaylarını eğitimden geçirdiklerini de anlatıyor N.S. “Hayatında toplasan iki kadın görmüş adam gelip jigolo olacağım, diyor. Ona kalsa hurra kadının üstüne çullanacak. Ama önce porno filmler izletip ’Bak müşteri en çok bunu ister’ diyoruz. Ben karıma bile bunları yapmadım deyip itiraz edenler çıkıyor. Yapmazsan güle güle, diyoruz.”
Jigolo olmak için kolunda ya da vücudunun herhangi bir yerinde faça bulunmaması şartı da var. Aksi halde müşteriler, “Bu adam psikopat beni de kesebilir” diye düşünüyormuş. Ayrıca, seks shoplarla anlaşmaları var. Satın aldıkları malzemelere para vermiyor, karşılığında internet sitelerinde reklam yapıyorlar.
PREZEKTİF KULLANIYORUZ!
“Prezervatif kullanıyorsunuz değil mi?” dediğimde “Tabii, prezektif kullanıyoruz” diyor. N.S her ne kadar “Prezektif kullanıyoruz” dese de, ne Y.D ne de S.O. kullanmadıklarını söyledi. Hatta S.O. “Neydi o dediğin? Ondan kullanmayı sevmiyorum, gerek yok” diyor. Kılığı kıyafeti temiz olanın hastalık da taşımadığını düşünüyor: “Bizim gittiğimiz tip kişiler hastalık taşımaz” diyecek kadar güvenli seksten bihaberler.
Lisans adaylarına yönelik Kamu Personeli Seçme Sınavı saat 9.30′da başladı.
28.06.2008 10:02
KPSS, ÖSYM tarafından 81 il merkezi ve Lefkoşa’da yapılıyor. Sınav, bugün ve yarın sabah ve öğleden sonra olmak üzere dört oturumda gerçekleştiriliyor.
Sınavın bu sabahki oturumuna 551 bin, öğleden sonra oturumuna ise 253 bin, yarın sabah oturumuna 118 bin, öğleden sonra oturumuna da 70 bin aday katılacak.
Sınavın sabah oturumları saat 9.30′da, öğleden sonra oturumları ise 14.30′da başlıyor.
Adayların sınava gelirken yanlarında, ÖSS’deki gibi sınava giriş ve kimlik belgeleri, nüfus cüzdanları, bir fotoğrafları ile yumuşak uçlu kalem ve silgi bulundurmaları gerekiyor. Cep telefonu yanında olan adaylar sınav binalarına kesinlikle alınmıyor.
Sınavın bu sabahki oturumunda genel yetenek, genel kültür ve yabancı dil, öğleden sonraki oturumunda eğitim bilimleri; yarın sabah oturumunda hukuk, iktisat, işletme, maliye, muhasebe; öğleden sonraki oturumunda çalışma ekonomisi ve endüstrisi ilişkileri, ekonometri, istatistik, kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler testleri uygulanacak.
Bu sabah yapılacak oturumda genel yetenek ve genel kültür testlerinin yanıtlanacağı birinci bölüm 2 saat, yabancı dil testinin yanıtlanacağı ikinci bölümün süresi 1 saat; öğleden sonra oturum ise 2,5 saat sürecek. Yarın sabah ve öğleden sonraki oturumların süresi ise 3,5 saat olacak.
Sınavda, genel yetenek ve genel kültür testlerinin uygulanacağı bugünkü sabah oturumuna tüm adaylar katılıyor. Sınavın diğer oturumlarına, adaylar girmek istedikleri kadroların gerektirdiği koşullara göre katılıyorlar.
Öğretmen adaylarının, sınavın bu sabah ve öğleden sonraki oturumuna girmeleri gerekiyor.
AA
Genel networkGSM 900 / GSM 1800duyurulma2000 çıkış
tarihiSatılıyorÖlçülerboyutları 105 x 42 x 17.5 mm ağrılık83 g (Slim Batarya)EkranTipMonokrom görüntüÖlçüler124 x 64 piksel, 4 satır - Aqua Yeşil back-lighting
- Sabit ikonlar
- Dinamik font Ölçüler
- SoftkeyZil TipiTipMonofonikUyarlamaBesteleyiciTitreşim EvetHafızaTelefon defteri100Arama kaydı10 aranan, 10 alınan çağrı, 10 başarısız aramaKart slotuHayır - 5 Mesaj şablonları
- 20 Sesli arama numara
- 140 sec Sesli notlarData(Veri)GPRSHayırHSCSDHayırEDGEHayır3GHayı rWLANHayırBluetoothHayırKızılötesi portuHayırUSB ÖzelliklerMesajlaşmaSMSTarayıcıWAP 1.1saatEvetAlarmEvetOyunlar11Renk3KameraHayır - Sesli arama
- Sesli notlar
- Planlayıcı (Program çizelgesi (Schedule)r)
- Takvim
- Hızlı arama
- Built-in Tip ear microphone
- Menu kısayolları
- Dünya saatBatarya Standart BataryaBekleme süresi3.5 saatKonuşma süresi90 saat Slim BataryaBekleme süresi2.5 saatKonuşma süresi55 saat



: ) çok süper yaa
İnsanlığın pornografik tarihi!
Bir film ya da fotoğraf ‘erotik’ olursa makbuldür. Ama pornografik olursa kabul edilemez. Peki nedir ‘erotik’? Hangi eser ‘pornografi’ kategorisine girer?

Kajuharo tapınağının duvarlarında seks yapan insan figürleri. 
Kadın ve erkek arasındaki cinsellik İslam sanatında da kendisine yer buldu 
Rodin’in bu heykeli şimdi paha biçilmez bir sanat eseri. Acaba o zamanlar bu eser de pornografik olarak mı nitelendirilmişti?
Pornografi; cinsel nesnelerin (ki buna insan vücudunun her kısmı ve bir takım yapay aletler giriyor) cinsel anlamda tahrik etmek amacıyla, herhangi bir yazılı veya resimli şekilde gösterilmesi ve sergilenmesidir.
(Bu tanım Webster sözlüğünden alınmıştır)
Yani, cinselliğin akla gelebilecek her türlüsünün, imalar ve gölgelerin arkasına saklama gereği duymaksızın açıkça işlenmesidir.
Porn kelimesi Yunanca kökenlidir. Genelev duvarlarına resimler yapan Yunanlılar bu kelimeyi ‘uygunsuz resim’ veya ‘fahişe resmi’ anlamında kullanmaya başladılar.
İNSANLIK TARİHİ KADAR ESKİ
İlk insanların mağara duvarlarına çizdiği resimler arasında hayvanların avlanmasını gösteren resimler kadar insan cinselliğini tasvir eden resimler de bulunuyordu. Antik Yunan ve Roma heykellerinde olduğu kadar toprak kap kacak üstlerinde de cinsellik son derece belirgin şekilde yer almıştı.
Her ne kadar Orta Çağ süresince Kilisenin mutlak hakimiyeti altındaki Batı uygarlığında pornografik materyellerin sergilenmesi uzun süre yasaklanmışsa da, Doğu’da Hint, İran ve Çin gibi zengin uygarlıkların minyatürlerinde ve yazılı eserlerinde cinsellik hiç eksik olmadı.
Pornografinin sinemadaki serüveni!
Bugün için porno sayılabilecek ilk resimler Kama Sutra adındaki seks kitabında yer aldı. Hintliler bu kitaptaki değerli bilgilerin ileriki nesillere aktarılamadan kaybolabileceğinden kadar korktular ki Kajuharo tapınağının duvarlarına seks yapan insanların sayısız figürlerini kazıdılar.
Rönesansla birlikte Avrupa’nın şiirlerinde, romanlarında ve resimlerinde cinsellik ve doğallık tekrar işlenmeye başlandığında Roma ve Yunan uygarlıklarından aktarılmış estetik değerler gözetildi.
Bu eserlerin yaratılış sürecinde zeka ve yaratıcılık gibi değerler hemen fark edildiği için olsa gerek, bunların ‘pornografik’ karakterler taşıdığı asla düşünülmezdi. Estetik değerleri gözeten bir sanatçının elinden çıkma eserle, sokaktaki adamın duvarlara çizdiği ‘vulgar’ şekiller arasındaki ‘estetik fark’ zamanla ‘pornografik’ olanla ‘erotik’ olanı ayırt etmekte kullanılacak bir kavram olarak alındı.
18.Yüzyıl’ın sonundan itibaren başta Fransa ve İtalya olmak üzere porno resimler Avrupa’da yayılmaya başladı. Oyun kartlarında, posterlerde, kartpostallarda vs. bu resimlere rastlamak mümkündü.
Bu tarz pornografik ürünlere ilk muhalefet de 19.Yüzyıl’da başladı. Porno materyel dağıtan insanlar mahkemeye çıkarıldı, para cezaları verildi. Bugün klasik saydığımız Flaubert, Zola ve Baudelaire gibi Fransız edebiyatçıların ‘eserlerinde uygunsuz unsurlara yer verdikleri’ gerekçesiyle kendi zamanlarında mahkemelere düştüğünü belirtmek yerinde olacaktır.
PORNO ENDÜSTRİSİ ORTAYA ÇIKIYOR
Fotoğraf ve sinema sanatının iyice geliştiği 20.Yüzyılda ise ‘görsellik’ artık ressamların ve heykeltıraşların tekelinden çıkmıştı. Fotoğrafın çekmekle yağlıboya bir tablo yapmak arasında fark vardı. Deklanşöre basmak için ressam yeteneğine sahip olmanız gerekmiyordu.
“Fotoğrafçılık bir sanattır” görüşünün yaygınlaşması ‘görselliği ifade etmek’ için estetik yetenek gerekmediği konusunu gündeme getirdi ki, porno ile erotika arasındaki sınırların iyice karmaşıklaşmaya başladığı dönem budur.
20.Yüzyıl’da fotoğraf ve sinema sanatının ortaya çıkmasıyla birlikte pornografinin patlama yaptığını söylemek yanlış olmaz. Çin’de çevrilmeye başlayan ilk filmlerle birlikte kaba bir cinselliğin daha 1910’lu yıllarda Uzak Doğu’da kendine yer bulması, porno kavramının Batı’ya özgü olmadığını kanıtlıyor.
Bkz. Çin’de Kung Fu sinemasını doğuşu
Görsel materyellerin çeşitlenmesi ve baskı tekniklerinin gelişmesiyle porno endüstrisi de doğmuş oluyordu. İlk başlarda sadece kısıtlı ve seçkin bir zümre arasında izlenebilen cinsel içerikli görsel malzemeler, teknolojinin gelişmesiyle birlikte kitleselleşti.
Bu açıdan bakıldığında video cihazının ortaya çıkmasıyla birlikte bilhassa 1970’lerden itibaren ‘amatör’ pornografinin de gelişmiş ülkelerde boy gösterdiğini görüyoruz. İnternet’in yaygınlaşması, VCD ve DVD teknolojilerinin ucuzlayı gelişmesiyle birlikte günümüzde porno endüstrisi çok yoğun ve yaygın bir konuma ulaşmıştır.
Danimarka 1968’de pornoyu yasallaştıran ilk ülke olurken, Amerika’da porno dalgasını ilk başlatan filmin 1972 tarihli The Deep Throat olduğu kabul edilir.
1980’lerin ortaları ‘pornonun altın çağı’ olarak kabul edilirken yüzlerce porno filmde rol alan oyuncular daha sonra yönetmen ve yapımcı oldular.
MODERN TEKNOLOJİ GÜNAH MAKİNELERİ YARATIYOR
Her ne kadar insanlığın yüzlerce yıl içinde geliştirdiği toplumsal kurallar ve ahlak, teknolojik gelişmelerin hızına yetişemiyorsa da insanların eskiye nazaran büsbütün ahlaksızlaştığını söylemek de doğru değil.
Internetin yaygınlaşmasıyla birlikte porno ve kumar endüstrisinin hızla gelişmesi ve hayal bile edilemeyecek miktarlarda paranın döndüğü bir sistem oluşturması bugünün bir gerçeğiyse, bu gelişmelere tepki duyan insanların sayısının da çok fazla olduğunu belirtmek gerek.
Nokia N95

| Genel | Network | HSDPA / GSM 850 / 900 / 1800 / 1900 |
|---|---|---|
| Duyurulma | 2006, Eylül | |
| Çikis Tarihi | Yakında çıkıyor |
| Ölçüler | Boyutlari | 99 x 53 x 21 mm, 90 cc |
|---|---|---|
| Agirlik | 120 g |
| Ekran | Tip | TFT, 16M Renk |
|---|---|---|
| Ölçüler | 240 x 320 piksel, 2.6 inches | |
| Zil Tipi | Tip | |
|---|---|---|
| Adet | ||
| Uyarlama | Yüklenebilir | |
| Titreşim | Evet | |
| Hafıza | Telefon defterı | Evet |
|---|---|---|
| Arama kaydı | Evet | |
| Kart slotu | microSD (en fazla 2GB), hot swap, 128 MB kart dahil |
| Data(Veri) | GPRS | Sınıf 10 (4+1/3+2 yuva), 32 - 48 kbps |
|---|---|---|
| HSCSD | Hayır | |
| EDGE | Sınıf 32, 296 kbps; DTM Sınıf 11, 236.8 kbps | |
| 3G | HSDPA | |
| WLAN | Wi-Fi 802.11 b/g, UPnP techHayırlogy | |
| Bluetooth | Evet, v2.0, A2DP | |
| Kızılötesi portu | Evet | |
| USB | Evet, v2.0, Pop-Port |
| Özellikler | Mesajlasma | SMS, MMS, Email, Anında Mesajlaşma |
|---|---|---|
| Tarayıcı | WAP 2.0/xHTML, HTML | |
| Saat | ||
| Alarm | ||
| Oyunlar | yüklenebilir | |
| Renk | Gümüş | |
| Diller | ||
| Kamera | 5 MP, 2592 x 1944 piksel, Carl Zeiss lens, otomatik fokus, video(VGA 30fps), flash; İkinci CIF gorüntülü çağrı kamerası | |
| Batarya | Standart Batarya, Li-Ion 950 mAh (BL-5F) | |
| Bekleme süresi | en fazla 220 saat | |
| Konuşma süresi | en fazla 6 h 30 dakika |
AMASYA-ÇORUM DAYANIŞMASI
Haber: Amasya-Çorum Dayanışması
Amasya Valisi Celaleddin Lekesiz ve Belediye Başkanı İsmet Özarslan, Merzifon Havaalanı’nda İncelemelerde Bulunmak Üzere Amasya’ya Gelen Çorum Valisi Mustafa Toprak ve Belediye Başkanı Turan Atlamaz’ı Merzifon’da Misafir Etti.
Amasya Valisi Celaleddin Lekesiz ve Belediye Başkanı İsmet Özarslan, Merzifon Havaalanı’nda incelemelerde bulunmak üzere Amasya’ya gelen Çorum Valisi Mustafa Toprak ve Belediye Başkanı Turan Atlamaz’ı Merzifon’da misafir etti. Merzifon 5. Ana Jet Üs Komutanlığı’na bağlı askeri havaalanında yapılan çalışmaları yerinde görmek üzere Amasya’ya gelen Çorum Valisi Mustafa Toprak ve Belediye Başkanı Turan Atlamaz, beraberlerindeki heyet ile birlikte Vali Lekesiz, Başkan Özarslan ve Merzifon Belediye Başkanı Kadri Aydın ile beraber yaptıkları incelemelerden sonra Merzifon’un tarihi Çelebi Mehmed Medresesi’nde Merzifon’un yöresel yemeği olan keşkek yedi. Tarihi medrese içinde gezen valiler ve belediye başkanları, medrese önünde hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmedi.
Öncelikle şunu belirtmekle başlamak istiyorum, insan gözü analog bir yapıdır ve dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir. Beyindeki görme merkezi gözlerden gelen ışık bilgisini aynen bir film perdesi gibi algılayamaz. Beyin gelen ışık bilgisini yorumlayarak görüntü oluşturur. Bu görüntü gözden gelen ve beyindeki sinir hücreleri yani nöronların hızına bağlı olarak sürekli yenilenir. Örneğin bunu FPS(frame per second) değeri olarak göz önüne alırsak, bir video filmindeki 30FPS değeri gözümüzün görüntüyü tümüyle akıcı olarak görmesi için yeterlidir. Fakat bu olay, insan gözünün 30FPS olduğu anlamına gelmez. İnsan gözünün de belli bir eşik değeri vardır ve o değerden daha hızlı geçen bir cisme baktığında onun hareketini yakalayamaz ve hiçbirşey geçmemiş gibi görür. Günümüzde kullanılan yüksek çekim hızına sahip kameralar kullanılarak bir merminin hareketi bile milisalise mertebesinde rahatlıkla incelenebilmektedir.
İnsan gözünün hızı için basit bir test yapabiliriz. Öncelikle CRT(tüplü) bilgisayar monitörünüzün dikey tarama frekansını 60 Hz’e getirin. Bunun için, masaüstüne sağ tıklayıp özellikler > ayarlar > gelişmiş > monitör sekmelerini takip edip Hz ayarlarına ulaşabilirsiniz. 60 Hz’e getirdikten sonra ekrana 30cm mesafeden bakarken, monitörün yan tarafında bir nesneye odaklanın ama göz ucuyla da monitörü görün. Normalde düz bakarken hissetmediğiniz ekran yenilemesinin nasıl yukardan aşağıya taranarak sayfa sayfa geçtiğini göreceksiniz. Eğer normal bakarken de 60 Hz’i farkediyorsanız bunu bir de 75 Hz’de deneyin. Kendim 75 Hz’e kadar farkedebiliyorum fakat 85 Hz ve üstünde artık sayfa sayfa geçişleri göremiyorum. Gözün bu hızı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gözleriyle sürekli ince ve hareketli şeyleri takip eden ve işi gereği yüksek dikaktle çalışan kişilerde daha hızlı göz refleksleri görülür.
Gözümüzün ışık algılayıcılarının bulunduğu retina, sinirsel yapıdan oluşan bir zardır. Retinadaki ışık algılayıcıları, sayısal kameraların algılayıcılarında olduğu gibi sayılabilir büyüklüklerdir. Hatta, retinanın çukur kısmında(fovea) bu algılayıcıların sayıları diğer bölgelere oranla daha fazladır ve retinanın üzerine düşen ışık beyine sıkıştırılarak iletilir. İşte bu nedenle gözümüz bazen bize oyun oynar ve şekilleri olmadığı gibi görürüz. Gözümüzdeki ışık algılayıcı hücre sayısı (ya da piksel deyin) belli kritik değerin üstünde olduğunda olduğu sürece görme kalitesi etkilenmez. Çünkü görüntüyü beyin tamamlar. Hatta tek gözümüz olmasa bile görüntü çözünürlüğümüz azalmaz, yalnızca derinlik hissi kaybolur. Retina dekolmanı denilen ve göz içindeki ışık hücrelerinin büyük kısmının harap olduğu durumlarda bile görüntünün bir kısmını eksik görmeyiz. Bunu şöyle benzetebiliriz: Elinizdeki kameranın merceğinin yarısını kapatıyorsunuz ama ekranda görüntüyü hala tam görüyorsunuz; çünkü kameranın işlemcisi eksik kısmı tamamlıyor.
Gözün görme kapasitesinin megapiksel olarak ifade edilebilmesi için, gözdeki reseptörleri piksel olarak düşünüp bir sahneyi beynin hangi detay seviyesinde oluşturabildiğini test etmek gerekir. İnsan gözü küçük bir organdır ve üzerine gelen ışığın çok az bir miktarı ile bütün herşeyi yapar. Fakat yüksek megapiksel kameraların mercekleri oldukça büyüktür ve buna bağlı olarak karanlık bir sahnede insan gözüne kıyasla çok daha fazla aydınlanmış alan görürler. Şunu net olarak söylemek mümkündür ki, eğer göz büyüklüğünde bir mercekle en yüksek megapiksel oranını alıp fotoğrafı çekip daha sonra insanın aynı manzaraya bakarak gördüklerini karşılaştırırsak eminim ki insan gözü daha fazla detayı algılayıp tanımlayabilecektir. Dijital makinenin çektiği fotoğraf ise, zoom yapılmadan insanın gördüğüne denk biçimde görüntülenip incelenirse çok daha az detay yakalayabildiği anlaşılacaktır.
Bu nedenle insan gözü yapay merceklerin görüntüsüyle kıyaslanamayacak kadar mükemmel yaratılmış bir organdır. Ama dijital bir veri olan megapiksel olarak ifade edilebilir. Bunun hesaplaması yukarıda bahsettiğim şartlar sağlanırsa, yaklaşık olarak bir değer ortaya koyularak gerçekleştirilebilir. Ama megapiksel teriminin aslında bir sahneden alınan görüntünün kaç piksel ile görüntülendiğini ifade eden bir kavramdan başka birşey olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Tabiki ne kadar fazla piksel olursa o kadar detaylı görünecektir fakat bunun insan gözüne denk gelen oranıyla kıyaslamak için, konuyu başlıca bir araştırma konusu olarak ele alıp laboratuvar şartlarında incelenmesi ve deneyler yapılması gerekir.
bilgiustam.com

Cep telefonu piyasasının sonu yok gibi görünüyor. Benim aklımı karıştıran asıl soru ise bir süre sonra telefonlara koyacak numara bulamayacaklar. O zaman ne olacak? Nokia N99 modeli Nokia N800’ün konsepti gibi görünüyor. Tabi bir kaç farkla. Öncelikle N99’un Q klavyesi var ve ekranı dokunmatik. Ayrıca 8 megapixel’lik kamerası 16 GB’lık dahili hafızası ve 9 yönlü kontrol çubuğu ile göz kamaştırmakta. 3.2”’lik ekranı ise görülmeye değer. Bunun yanında GPS, MP3, DIVX, MPEG, AVI gibi formatları sorunsuz çalıştırmakta, WLAN ve WIFI çıkışlarına da sahip. Aslına bakarsanız Nokia telefondan çok bir cep bilgisayarı yönünde ilerlemiş. Piyasaya çıktığında çok ciddi alıcıları olacağı kesin olan ürünün şimdiden bütün dünyada merakla beklendiğini de hatırlatalım.
devamı için => http://www.okubi.com/nokia-n99i-nokia-n-99-nokia-n99-ozellikleri-fotograflari-resimleri-n99i-ekran-ozellikleri-genel-ozellikler-kamera-n99i-nasil.nedir

BOR madeni ilk bakışta beyaz bir kayayı andırıyor. Çok sert ve ısıya dayanıklı. Doğada serbest bir element olarak değil, tuz şeklinde bulunuyor. Ülkemizde bulunan ‘bor’un kalitesi de diğerlerine oranla daha yüksek. Toprağın 40 metre altında bulunan borun işlenmesi de, diğer elementlerle az karıştığı için kolay. Bor, periyodik sistemin üçüncü grubunun başında yer alan bir elementtir. Bu gurubun diğer üyeleri metal olmasına karşın Bor ametal sayılmaktadır.
Ancak, diğer elementlere olan yüksek kimyasal ilgisi nedeniyle doğada serbest halde bulunmayan bor’un meydana getirdiği minerallerin, çok eski tarihlerden beri tanındığı ve kullanıldığı bilinmektedir. En yaygın bor bileşikleri; borik asit ve bor’un sodyum, kalsiyum ve magnezyum ile meydana getirdiği bileşiklerdir.
En yaygın bilinen türevi olan “tinkal” olarak da adlandırılırdı, 16. yüzyılda ergitme işlemlerinde kullanılırdı. Yaygın uygulama alanı bulunan borik asit ilk kez 1702’de Homberg tarafından hazırlanmıştır. Ayrıca 1808’de Davy borik asit elektrolizinden amorf bor elde etmiş ve 1856’da Wöhler ve Sainte-Claire Deville tarafından kristalin modifikasyonu tarif edilmiştir.
Bor mineralleri, sanayide sayısız denicek kadar çok çeşitli işlerde kullanılmaktadır. Bor minerallerinden elde edilen boraks ve asit borik; özellikle nükleer alanda, jet ve roket yakıtı, sabun, deterjan, lehim, fotoğrafçılık, tekstil boyaları, cam elyafı ve kağıt sanayinde kullanılmaktadır. Bor mineralleri, dünyanın sayılı bir kaç ülkesinde bulunur. Bunlar içinde yedekleriyle en zengin ülke, Türkiye’dir. Ancak üretimin ve ihracatın sınırlı olması nedeniyle bu maden, yurt ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır.
Başlıca bor yatakları; Kütahya, Eskişehir ve Balıkesir’dedir. Bor minerallerini işletmek için Bandırma ve Kırkama tesisler kurulmuştur.
Bor mineralleri ve bileşikleri çeşitli endüstri dallarında çok farklı malzeme ve ürünlerin üretiminde kullanılmaktadır.
Bor ve ürünlerinin kullanım alanlarını aşağıdaki gruplarda toplamak mümkündür:
Cam Sanayi: Borosilikat Camları, İzolazyon Cam Elyafı, Tekstil Cam Elyafı, Optik Lifler, Cam Seramikleri, Şişe ve Diğer Düz Camlar
Seramik Sanayi: Emaye, Sır,Sırça, Porselen Boyaları
Nükleer Sanayi: Reaktör Kontrol Çubukları, Nükleer Kazalarda Güvenlik Amaçlı ve Nükleer Atık Depolayıcı olarak, Uzay ve Havacılık Sanayi: Sürtünmeye-Aşınmaya ve Isıya Dayanıklı Malzemeler, Roket Yakıtı katkı malzemeleri
Askeri & Zırhlı Araçlar: Zırh Plakalar , kompozit malzemeler.
Elektronik-Elektrik ve Bilgisayar Sanayinde: Bilgisayarların Mikro chiplerinde, CD-Sürücülerinde, Bilgisayar Ağlarında; Isıya-Aşınmaya Dayanıklı Fiber Optik Kablolar, Yarı İletkenler, Vakum Tüpler, Dialetrik Malzemeler, Elektrik Kondansatörleri, Gecikmeli Sigortalar.
İletişim Araçlarında: Cep Telefonları, Modemler, Televizyonlar .
İnşaat-Çimento Sektöründe: Mukavemet Artırıcı ve İzolasyon Amaçlı olarak
Metalurji: Paslanmaz ve Alaşımlı Çelik, Sürtünmeye-Aşınmaya Karşı Dayanıklı Malzemeler, Metalurjik Flaks, Refrakterler, Briket Malzemeleri, Lehimleme, Döküm Malzemelerinde Katkı Maddesi olarak, Kesiciler, Aşındırıcılar
Enerji Sektörü: Hidrojen taşıyıcı,Güneş Enerjisinin Depolanması, Güneş Pillerinde Koruyucu olarak,
Otomobil Sanayi: Hava Yastıklarında, Hidroliklerde, Plastik Aksamda, Yağlarda ve Metal Aksamlarda, Isı ve Ses Yalıtımı Sağlamak Amacıyla, Antifrizler
Tekstil Sektörü: Isıya Dayanıklı Kumaşlar, Yanmayı Geciktirici ve Önleyici Selülozik Malzemeler, İzolasyon Malzemeleri, Tekstil Boyaları Deri Renklendiricileri, Suni İpek Parlatma Malzemeleri,
İlaç ve Kozmetik Sanayi: Dezenfekte Ediciler, Antiseptikler, Diş Macunları,
Tıp: Osteoporoz Tedavilerinde, Alerjik Hastalıklarda, Psikiyatride, Kemik Gelişiminde ve Artiritte, Menopoz Tedavisinde, Beyin Kanserlerinin Tedavisinde
Kimya Sanayi: Bazı Kimyasalların İndirgenmesi, Elektrolitik İşlemler, Flotasyon İlaçları, Banyo Çözeltileri, Katalistler, Atık Temizleme Amaçlı olarak, Petrol Boyaları, Yanmayan ve Erimeyen Boyalar, Tekstil Boyaları
Temizleme ve Beyazlatma Sanayi: Toz Deterjanlar, Toz Beyazlatıcılar, Parlatıcılar
Tarım Sektörü: Gübreler, Böcek-Bitki Öldürücüler,
Kağıt Sanayi: Beyazlatıcı Olarak
Koruyucu: Ahşap Malzemeler ve Ağaçlarda Koruyucu olarak, Boya ve Vernik Kurutucularında
Mıknatıslar,
Fotoğrafçılık,
Kompozit Malzemeler,
Spor Malzemeleri,
Manyetik Cihazlar,
Mumyalama.
“Güneş…” demişti bir baba oğluna, “Nedenlerin nedenidir. Neyi ele alırsan al. Güneş olmasaydı olmazdı yeryüzünde.”
Gerçekten de yıldızların en dostudur güneş. Her an alev alev yanmaktadır güneş. Eskilerin ateş elementidir temelde. Güneş’teki bu ateşin kaynağı her an patlayan nükleer reaksiyonlardır. Öyle kıvılcımlar çıkar ki bunlardan her biri bir gezegeni rahatça yutar.
Güneş dünyadan katlarca büyüktür. Kütlesi akıl almaz ölçülerdedir. Ama galaktik ölçekte bakıldığında henüz genç bir yıldızdır (4.5 milyar yıl nedir ki? Pastada birkaç mum :). Yaşlı yıldızlar kendi kütleleri üstüne çökerek karadelik halini alır veya bir deve dönüşerek yeni bir hale geçerler. Büyük ihtimalle Güneş’te büyüyüp yüzlerce kat devleşecektir. Ama daha 5-6 milyar yıl var. Panik yok.
Orta büyüklüktedir. Balık eti diyelim Güneş 2 x 1030 kilogram gazdan oluşur. (İyi bir bel ölçüsüdür yıldızlar için.) %75 Hidrojen ve %25 Helyum. Bu oran yavaş yavaş değişir. Küçük atomlar daha ağır elementlere dönüşür.
Güneş sadece ışık değil pek çok dalga boyunda ışınlarla dünyamızı bombardıman eder. Kimilerine göre bunlar zararlıdır kimileriyse zeki yaşamın gelişimi için şart olarak görürler. Ancak dünyayı saran koza, atmosferimiz Ozon tabakası gibi İyonosfer gibi katmanlarla zararlı ışınımları ve elektrik yüklerini süzmek üzere programlanmış devasa bir robottur !!!!
Dünya Güneş’e 2 Ocak’ta en yakın(147.1 milyon km.), 2 Temmuz’da en uzak(152.6 milyon km) konumunda olur. Ama ne ilginçtir, en uzaktayken yazı yaşarız Kuzey yarıkürede. Çünkü önemli olan dünyanın açısıdır. Biz yaz derken Güney yarımküre kışı yaşar. Biz kış derken de onlar yaz.
Güneş ne kadar sıcaktır? Kara lekeler(sunspots) nedir?
Ateşin ortasında karanlık olur muymuş? Evet olurmuş. Güneşin yüzeyi yaklaşık 5500 C’dir. Çekirdekte 4 milyon dereceye, dış atmosferde yine milyonlarca dereceye yükselir sıcaklık. Ancak yüzeyde nispeten soğuk olan yerler karanlık görünür. Manyetik alan nedeniyle sıcaklık farkları oluşur. Güneş döndüğünde bu lekeler de döner. Binlerce yıl önce Çinliler, sonraları da Galileo tarafından gözlemlenmişlerdir. Çekilen fotoğraflarda çok ilginç görüntüler oluşturur. Çoğunlukla direkt güneşin resmini çekmek fotoğraf makinelerine de gözlerimize de ciddi zarar verir. Filtre kullanmak gereklidir.
Güneş Rüzgarı nedir? / Güneş Patlamaları Nedir?
Güneş gibi coşkulu kanı sıcak bir gencin ara ara patlaması kaçınılmaz değil mi? Bu manyetik dengesizlikler sonucu oluşan patlamalarda kendisinden kopan gaz toz parçaları sıcak ve elektrik dolu bir yükle uzaya fırlarlar. Yol üstündeysek yörüngemiz tutuyorsa atmosferimize rağmen bu yağmurdan yüklü parçacık yağmurundan nasibimizi alırız. Atmosferin dışında seyreden uydular bu yüklü parçalardan zarar görür. Tarımda verimli bir zaman yaşanır. Haberleşme şebekeleri olumsuz etkilenir. Ama bilimadamları bir yelkenli gibi bu rüzgarlardan yararlanarak uçacak uzay gemileri tasarlarlar. Güzel fikir değil mi?
Güneş Resimleri, Güneşin resmi :
http://umbra.nascom.nasa.gov/eit/images/eit_20050729_1824_304.gif
http://umbra.nascom.nasa.gov/eit/images/eit_20050728_2200_304.gif
Güneş Videosu
http://umbra.nascom.nasa.gov/eit/images/eit_19990306_erupt_304.mpg
(170 KB)
Kaynakça:
VİKİPEDİ
http://www.abc.net.au/science/space/planets/sun.htm
http://umbra.nascom.nasa.gov/sdac.html
(video)
Yukarıdaki makale Google dan gelen meraklıları avlamak için yazılmamıştır. Sitenin adıyla ve verdiği teknik bilgiyle ilgildir.
Muhtemel Google reklam soruları ise biliyorsunuz
Dünya’ya en yakın yıldızın adı nedir?
Güneş ne kadar sıcaktır?
Gökyüzü neden mavidir?
HYMEN - Kızlık Zarı - ve Çeşitleri
|
|
|
|
Daire şeklinde, Yarım Ay şeklinde, Çift Halkalı, Elekvari, Dantel Benzeri ve İlişki sonrası Zar artıklarını içeren Hymen Tiplerini görmektesiniz… Yarım Ay şeklinde olan model ilişki sırasında yırtılmayabilir… ( Vaginismus adlı kitaptan izin ile alınmıştır.)
Dış genital organlar -bakirede-
Böbreğinden 25 taş çıktı
Doktorlar şaşkın: “Bu kadar taş böbrekte rahatsızlık vermeden nasıl barınmış, hayret..”
Kırıkkale’de karın ağrısı
ve şişlik şikayetiyle hastaneye başvuran kişinin, çürüdüğü için alınan
böbreğinden 25 taş çıktı.
Alınan bilgiye göre 5 çocuk babası Mehmet Mutlu (51), karın ağrısı ve
şişlik şikayetiyle Kırıkkale Devlet Hastanesine başvurdu.
Ultrasonda sağ böbreğinde kitle tespit edilen Mutlu, Opr. Dr. Yusuf
Atlan tarafından muayene edildi. Kitlenin böbrek taşı olduğunun
belirlenmesi üzerine Mutlu’nun çürüyen ve görev yapamaz hale gelen sağ
böbreği, 2.5 saat süren ameliyatla alındı.
Opr. Dr. Yusuf Atlan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mutlu’nun
böbreğinde 25 adet taş çıkmasına şaşırdığını belirterek, şöyle konuştu:
”Bu kadar taş bir o kadar da kum ve iltihap böbrekte rahatsızlık
vermeden nasıl barınmış hayret doğrusu. Tıpta ender görülen vakalardan
birisidir. Çıkan taşları filme kayıt yapıp fotoğrafını çekerek görüntüyü
ilgili yerlere göndereceğiz. Bunlar, eğitim amaçlı ve örnek göstermek
için kullanılacak.”
Hastanın durumunun çok iyi olduğunu anlatan Opr. Dr. Atlan, ”Servise
alacağız. Öbür böbreğinde de ufak bir taş var, onu da uygun zamanda
büyümeden aldırmasını istedik. Bundan sonra kendine dikkat etmesi
gerekir” dedi.
Hasta Mehmet Mutlu ise durumumdan çok memnun olduğunu ifade ederek şöyle
konuştu:
”Hiç rahatsızlığım yoktu. Son günlerde biraz sağ tarafımda sertlik
hissedip doktora geldim. Böbreğimin bu kadar kötü olmasına şaşırdım.”

14 yıldır gerçekleşen Kral TV ödül töreni en skandal gecesini yaşadı. Geceye katılan konuklar arasında Hande Kaya adlı bayan Dj’ reklam uğruna gazetecilerin objektifleri karşısında poz verişin dozunu kaçırdı. Genç Dj şöhret olma uğruna biranda soyunup göğüslerini açması tam bir skandala sahne oldu.
HABERTURK.COM MAGAZİN MUHABİRİ İBRAHİM ŞAHİN’İN HABERİ
Eski eşiyle arkadaş
Şarkıcı Tuğba Ekinci, Kral TV ödül töreni gecesine eski eşi basketbolcu Fatih Özbilen ile birlikte geldi. Tuğba Ekinci,”Eski eşimle biz hiç bir zaman küs kalmadık. Ama şuanda birlikte değiliz, sadece bu geceye birlikte katılmak istedik” dedi.
İlk önce Limuzin sonra fayton
Sanat dünyasına yeni adım atan Hülya Evrensel, geçtiğimiz gece katıldığı bir devette limuzinle gelmişti. Evrensel, önceki gece de Kral TV gecesine faytonla gelerek herkesi şaşırtırken, çevresindeki karabalık koruma ordusu dikkat çekti.
“14. Kral TV Video Müzik Ödülleri”, İstanbul’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. İstanbul Gösteri Merkezi’nde düzenlenen törende; halkın gönderdiği SMS’lerle yapılan oylama sonucunda 14 kategoride seçilen sanatçı ve gruplara ödülleri dağıtıldı. Kral Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Seyfi Güner’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen ödül törenine TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, MESAM Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Binboğa, MÜYORBİR Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kocatepe’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda davetli katıldı. Dolunay Soysert’in sunuculuğunu üstlendiği ödül gecesinde Müjdat Gezen de esprileriyle renk kattı. Ayrıca Ferhat Göçer, Cahit Berkay ve Moğollar, Deniz Hürel ve Kubat söyledikleri şarkılarla izleyenlere muhteşem dakikalar yaşattı. Eser sahiplerinin haklarının korunması ve eserlerin yasal yollardan tüketilmesi için yapılacak tüm çalışmaları desteklemek ve kamuoyunu bu konuda bilinçlendirmek için bu yıl 14.sü düzenlenen Kral TV Video Müzik Ödülleri tüm eser sahiplerine ithaf edildi.
İşte 14. Kral TV Video Müzik Ödülleri:
Türk Sanat Müziği En İyi Sanatçı: Ferdi Tayfur
Türk Halk Müziği En İyi
Enjektörün uç kısmını bıçakla kesiliyor, düzgün olması için zımpara yapılıyor 























İdrar torbası, idrar yolu 

