nedir

Fransız filozof çisi (1596-1650).

, 1628′den itibaren, on beş yıl süren geziler, savaşlar serüvenlerden sonra yerleştiği Hollanda’da, batı düşüncesini altüst eden bir felsefe sistemi kurdu.

Öğrendiğinin, gördüğünün, duyduğunun, inandığının hepsini birden büsbütün silerek, her şeyden kuşkulanmağa başladı. Yalnız tek bir şeyden emindi: düşüncenin varlığı («düşünüyorum, o halde varım!»). Buradan hareketle, evrenin açıklamasını yaptı.

Metot Üzerine Konuşma’da (1637) hep karmaşıktan basite inerek, gerçeği kuşatmaya yarayacak kuralları bir bir saydı.

Felsefeyi, bütün inceleme kitaplarının Latince yazıldığı bir çağda, Fransızca yazarak «sağduyu dünyada en iyi bölüştürülmüş şeydir» diyerek, herkesin, uzman olmayanların bile anlayabileceği bir duruma indirgedi.

her tür araştırmanın pratik niteliği üzerinde ısrarla durur. Ona göre en önemli bilimlerden mekanik, insanlara edecek makineleri yapma sanatı; , vücudu ruhu sanatı; ahlâk, mutlu yaşama sanatıdır.

, zamanının bilginleriyle, hükümdarlarıyla soylularıyla ilişki kurmuştur. Ona hayran olan İsveç kraliçesi Kristina, ’ı sarayına davet etti. , elli dört yaşında Stockholm’de öldü.

ESERLERİ

, , , Ruhun Tutkuları.

İnsan zekası arasında ne fark var?


Zeki hayvanlarla ilgili birbirinden ilginç öyküleri zaman zaman büyük bir merakla izliyoruz. Matematikten anlayan attan tutun da felsefe yapan gorile kadar ne ararsanız var. daha sonra internetin ortaya çıkmasıyla birlikte birbirinden akıllı hayvanlarla ilgili tüm dünyada, sanatçı dedikoduları kadar hızlı yayılmaya başladı.


Bilim hayvanların zihinsel yetilerini gerçi çok araştırıyor, fakat bilim adamlarının elde ettikleri sonuçlar o kadar “çılgın” değil. Buna rağmen yine de yeterince sürpriz var. Kaliforniya Üniversitesi Deniz Memelileri Enstitüsü’nde yaşayan fok Rocky, 90 kadar sembolü aklında tutabiliyor. Hatta bunları belli gruplara göre sınıflandırmayı bile öğrenmiş. Üstelik bir fok için üçgen, otomobil veya muz gibi resimlerin hiçbir anlamı yok. Rocky buna rağmen özelliklerin değişebileceğini de kavramış. Yani aynı topun bazen küçük bazen de büyük olabileceğini biliyor.


Uzun yıllardan bu yana Rocky ile birlikte çalışan psikolog Ronald Schusterman’a göre bu yetenekler, dilin koşulu. İnsanlar sadece bu düşünce sürecini yerine getirebildikleri için gerçek topu, “top” sözcüğüyle mlayabiliyorlar.


Bununla birlikte hiçbir bilim adamı “gelişkin” hayvanlarda, bilinçli bir düşünme yetisinin varlığından söz etmez. Birçokları, “kurnazlığı” çağrıştırdığı için “zeka” yerine “kavrama” veya “idrak kabiliyeti” sözcüğünü tercih ediyor.

Çıkmaz yol mu?


Hayvanların zihinsel iç yaşamlarıyla ilgili adeta bir çıkmaz yola saplanmış gibi. Zihinsel durumları yetileri ya da duyguları anlatan terimlerin hiç biri bilimsel olarak mlanamamıştır.


Kelimelerin anlamı sürekli değişmekte. Zeka (intelligence) genelde sorunları çözme bağlantıları görme yetisi olarak açıklanmakta. Fakat her problem düşünülerek çözülmüyor, hayvanlarda zekayı yansıttığı sanılanların bir çoğu genlerinde programlanmıştır. Ayrıca zekanın farklı biçimleri söz konusu. Teknik görevlerde, sosyal görevlerden farklı yetenekler gerekli. İnsanlar arasında da mesela yabancı dil öğrenmekte zorlanan dahileri vardır.


Konu, işin içine “bilinç” de iyice bulanıklaşmakta. Sözlüklere göre bilinç, düşünce veya anı gibi zihinsel koşullar gerektirmekte. Fakat bilinç için de aslında bağlantılı bir açıklama var sayılmaz. Alman nörobiyolog Andreas Kreiter, bilinç kelimesinin arkasında hatalı bir konseptin bulunduğunu söylüyor bilinç belki de belli bir bilgi işlem tipinin bir yan ürünüdür diyor.

İmkansız olan

İnsanın kendisini bir ın yerine koyabilme imkansızlığına dikkat çeken bilim adamı Amerikalı filozof Thoman Nagel idi. Mesela bir yarasa gibi yaşamanın ne olduğunu asla tahmin edemeyiz.


Sadece rutubetli bir ortamda baş aşağı sarkarak yaşamanın bizim için hiç de dayanılır bir durum olmayacağını bilebiliriz. Dahası başka bir insanın bilincini bile öğrenemeyiz sadece hissedebiliriz. Fakat yine de tüm insanların bir iç dünyaya sahip oldukları kabul edilmekte.


Yarasalar, yönlerin, yansımalarına göre bulunduğu bir dünyada yaşıyorlar. O halde yarasanın bir ultrason bilinci mi var? Köpekler idrar koklayarak yaşadıkları bölgenin sosyal topografisini çıkarabiliyorlar. Buna göre köpeklerde idrar kokusu bilincinin bulunduğunu söyleyebilir miyiz?


olmanın bir şey olduğunu öğrenmek isteyenler, lamalarındaki farklılıkları kavramalı. Yarasalara, köpeklere sorulanları sormak imkansız. Bu, körlerin önüne kağıda basılı bir zeka testi koymak gibi olurdu.


Bochum’daki Ruhr Üniversitesi nöro davranış biyologu Guido Dehnhardt, fokların duyu dünyasını araştırıyor. Bizimkinden bir milyon kez duyarlı olan koku duyusu sayesinde havadaki en küçük orandaki dimetil sülfiti bile koklayabiliyorlar foklar.


Fokların yeteneği


Yosunlar, minik planktonların besinidir, bunlar ise balıkların besini oluşturur. Foklar da balıklara bakarak planktonlarla beslenmeyi öğrenmişler. Foklar ayrıca suyun toz içeriğine göre en nüansların tadını bile alabiliyorlar. Bu foklar açısından büyük bir avantajdır, çünkü fokların besinleri genelde okyanus sularının üst üste bindiği sınır bölgelerinde yaşıyor. Ayrıca foklar, tuzun mesajlarını gayet iyi okuyabiliyorlar.


Hayvanların diğer canlılarla iletişim kuramamaları, içteki yaşama bakışı engellemekte. Foklar, suyun içinde insanlar dünyasında var olmayan izleri kaydediyorlar.


Şöyle, son derece duyarlı bıyıklarıyla, bir balığın suda bıraktığı titreşimleri üç dakika sonra bile layabiliyorlar. Bir fok olmanın bir şey olduğunu insanlar, bedenen bile hayal edemezler. Bir fokun duyuları layış şekli bile bu kadar farklıyken, iç deneyimi bilincine yaklaşabiliriz diyor uzman.


Ama buna rağmen fokların da bilincin bir ön safhasına sahip olduğundan emin. Mesela bir hayvanat bahçesindeki bir havuzda yaşayan fokların olmasına rağmen, farklı kişiliklerden bile söz edilebilir, diyor Dernhardt. “Her görevlere farklı yaklaşıyor bireysel stratejiler geliştiriyor”.


Bir tür bilinç var


Hayvanların “bir tür bilince” ya da en azından “basit ön biçimine” sahip olduklarına İsviçreli zoolog Heini Hediger de inanıyor. Hatta primat araştırmacısı biraz daha ileriye giderek şöyle diyor:


“Eğer bilinç, kişinin kendi davranışları kararları üzerine düşünmek demekse, o halde hayvanlar buna muhakkak sahipler” diyor. Nörobiyolog Andreas Kreiter, ise hayvanlardaki bilincin insandan farklı olduğunu, insan ın ortak yönlerinin spesifik olmayan , acı, doyum ya da iyi hissetme gibi duygular olduğunu vurgulamakta.


Doğabilimciler, diğer canlıların beyninde tam olarak nelerin yaşandığını bulamadıkları için , filozoflar arasında da hararetli bir şekilde sürmekte.


, hayvanları belli bir mekanizmaya göre işleyen saat gibi tarif etmişti, ancak bu mlamayı kabul eden kalmadı artık. Günümüzde örneğin John Searle gibi filozoflar, insan bilinci arasında bir sınır koymanın doğru olacağını savunuyorlar.


Bilincin en basit formu olan kendi bedeninin farkında olma yetisinde bile farklı bulgular elde edilmiş. Avusturyalı psikologu Heini Hediger, her yıl düşüp, yeniden büyümesine rağmen, geyiklerin, boynuzlarının genişliğini bildiklerini ama buna şın kafalarında ömür boyu taşıdıkları boynuzlardan birinin kırılması halinde antilopların bunu fark etmediklerini saptamış.


Ulusal karakter?


Bize çok yakın olan türlerde bile hayvanlar hakkında kesin açıklamalarda bulunmak neredeyse imkansızdır. Bertrand Russel, Amerikalı Alman bilim adamlarının çalışmalarını okuduktan sonra alaylı bir şekilde hayvanların, gözlemleyenin ulusal karakterine uygun bir biçimde davranmadıklarını söylemişti. Amerikalıların deney hayvanları inanılmaz bir gayret sarf ederken, Alman araştırmacıların hayvanları, hareket etmeden oturuyor problemi çözeceklerini düşünüyorlardı.


Bir davranışın bireysel bilişsel süreçlerle mi işlediği yoksa ’in saati gibi olarak mı çalıştığını bulmak çok zordur. Karmaşık davranış biçimleri, genelde kalıtımda programlanmıştır. Bunlar rastlantısal olarak oluştuktan sonra evrimsel rekabet sürecinde kalıcı olarak kalıtıma işleniyorlar diyor bilim adamları.


bir zeka


Hormonlar veya çevresel bir uyarı istediğinde, bu davranışlar olarak yerine getirilmekte. Mesela ıncalar ölü hemcinslerini yuvalarından dışarı taşırlar. Hijyen açısından aslında gayet mantıklı bir davranış. Fakat bu işi yaparak tamamen robot gibi davranıyorlar.


Bilim adamları, normalde yalnızca ölü ıncalarda salgılanan bir asidi, canlı ıncanın üzerine döktüklerinde, ıncaların canlı olan ı da dışarı taşıdıklarını görmüşler. Bu gibi davranışlardan yola çıkan davranış biçimcisi Conwy Lloyd-Morgan, bugün bile geçerliliğini koruyan bir ilkeyi üle etmişti:
Refles yada içgüdü gibi daha kolay açıklamalar dururkenhayvansal davranışlar zeka olarak yorumlanmamalı. Akıllı bir davranışın mutlaka bilinçli olarak yerine getirilmesi gerekmiyor.


Münster Üniversitesi’nden Norbert Sachser de mesela sincapların kışa hazırlık olsun diye yiyecek depolamalarını, genetik bir programa bağlıyor. Kimi bilim adamları bunu “ekolojik zeka” olarak açıklayarak, Wolfgang Wickler gibi şu iddialı soruyu soruyorlar:


Zeki olmak için gerçekten beyne ihtiyaç var mı? buna yanıt olarak da arıların ından, böceklerdeki alet kullanımına kadar minik beyinlerle ne kadar zor davranışların yerine getirildiğini gösteriyorlar. Ancak “ekolojik zeka” tezini destekleyenler yine de bunların planlı ya da refleksle gerçekleştiğini iddia etmek yerine, evrimsel süreçlerin, bilinci gerektirmeyen çözümler getirdiğini kanıtlamaya çalışıyorlar.

Neresi içgüdüsel?


Tabii bireysel zihinsel yetiler zeka ı arasındaki farkı görmenin kolay olmadığı istisnalar da var. Mesela bilimsel adı İndicatoridae olan bal kuşu, arı larvalarıyla beslenir. Kuş, arılar tarafından korunan yuvaya ulaşamadığı için buraya girmenin yollarını arar.


Çözüm şudur: Kanatlarını çırparak tiz bir şekilde öterek balla beslenen bir porsuk türünü baştan çıkarak yuvaya gitmesini sağlar. Porsuk kovanları parçalayarak balı yer artanı da kuşa bırakır. Bunun içgüdüsel bir davranış olduğunu söylemek zor diyor uzmanlar. Kaldı ki kuş bu stratejisini insan da uygulayabiliyor. Örneğin bir arıcı, çalı bıçağıyla ağaca vurduğunda da kuş uçup geliyor.


benzer davranışları bilim adamları şebeklerde de gözlemlemişler. Yavru şebek, yetişkin bir şebeğin çıkardığı kökleri elde etmek için sanki canı yanıyormuş gibi avazı çıktığı gibi bağırır.


Yavrusunun sesini duyan anne şebek koşa koşa gelir sözde yavrusuna zarar veren şebeği kovalar. Böylece yavru şebek lezzetli köklere kavuşur. Bunun bir rastlantı olduğunu söylemek imkansız çünkü, uyanık bu davranışı sürekli tekrarlıyordu diyor bilim adamları. Burada ilginç bir şekilde maymunun yalana başvurduğu görülmekte. yalan söylemesini biliyorsa, düşünebilir de.


Peki fark ne?


Peki bu durumda insan arasında ne gibi fark kalıyor geriye? Mizah olabilir mi? Fakat Hediger bazı hayvanların mizah anlayışı ya da en azından başkalarına gelen zararlara gülmek gibi davranışlar sergilediklerini görmüş.


Bilim adamı Kenya’daki Milli Parkı’nda bir step şebeğinin vahşi köpeklerle dalga geçtiğini anlatıyor. sürüsü bir akasya ağacının gölgesinde uyumaya çalışırken, şebek ağacın tepesinden atlayarak köpekleri rahatsız ediyordu. Şebeğin her atlayışında köpekler, maymunu yakalamak için yerlerinden kalkıyor ama yeniden ağaca çıkıveriyordu.


aynı şeyi beş altı kez tekrarladıktan sonra yabani köpekler, ın peşinden gitmekten vazgeçmişler. Burada şebeğin amacının sadece köpekleri kızdırmak olduğunu anlamak için bilim adamı olmak gerekmiyor. Başkalarını kızdırabilmek için ın, kendisini başkasının yerine koyma yetisine sahip olması gerekiyor.


Bir ekonomi anlayışıyla ilgili gözlemler de bilinçli davranış için kanıt olabilir aslında. Jersey hayvanat bahçesindeki orangutanlar ilginç bir şekilde bakıcılarla bir tür alışveriş sistemi geliştirmişler.


Eşyaya değer biçme


Ziyaretçiler kafese, şemsiye, anahtar, kamera vb gibi eşyalar düşürdüklerinde, maymunlar bunları yakından incelemek için topluyorlar. Bakıcı bu eşyaları geri alabilmek için onları yiyeceklerle ödüllendirince, maymunlar kısa bir süre sonra eşyalar için belli bir değer biçmeye başlamışlar.


Mesela bir çocuk eldiveninin şılığı iki tane kuru üzüm, anahtar ise bir muz değerinde olmuş. Bu davranışı sergileyen maymunlar, kendilerini bit pazarında alışveriş yapan insanlar gibi mi hissettiklerini anlatabilseydiler ne iyi olurdu.


Bazı zoologlar filozoflar bu yetinin yokluğunu insan gelişkin hayvanlar arasındaki fark olarak açıklıyorlar. Konuşamayan canlılar belli bir zeka seviyesini asla ulaşamazlar.


Bu tezin en ateşli savunucularından biri de Noam Chomsky. Dilbilimci, evrensel gramerin tüm insanlarda doğuştan var olduğunu insanların bu sayede konuşmayı hızlı bir şekilde öğrendiklerini yaratıcı bir dil geliştirdiklerin söylüyor.


Chomsky aslında bu iddiasıyla haksız da sayılmaz. Bilim adamları maymunlara konuşmayı öğretmek için on yıllar boyu uğraşsalar da hiçbir zaman düşünce alışverişini yansıtan bir diyalog ortaya çıkmamıştır. Yani Chomsky’nin dediği gibi maymunlar yaratıcı bir dil geliştirememişti.


Yetenek tek yönlü değişmez mi


Sorun sadece dil de değil. Guido Dehnhardt, yunuslara üçgen, daire dörtgen arasındaki farkı öğretmek için üç ay boşu boşuna çabaladığını anlatırken, nörobiyolog Andreas Kreiter de Rhesus maymunlarına optik sinyalin yer değiştirmesinden sonra öğrendikleri bir görevi yeniden öğretmesi gerektiğini söylüyor. Oysa insanlar bildikleri bir şeyi yeni bir düzenlemede makta hiç zorlanmazlar.


Tüm doğanın postlu tüylü Einsteinlarla dolu olduğuna dayanan ünlü bir kurgu, büyüleyici olabilir belki ama neredeyse hiç gerçek bir yanı yoktur.


Tamam bazı kargalar yeme ulaşmak için alet yapabiliyorlar, bazı ahtapotlar fareler ise karmaşık labirentlerde hayatta kalabilmek için belli başlı görevleri yerine getirebiliyor, ama tüm hayvanların yetenekleri yine de tek yönlü değişmezdir. Hem zaten doğa gerçekten de dahilerle dolu ise niçin sadece insan bu kadar gelişebilmiştir?


Zeka öğrenme yetisi aynı şey değil, diye açıklıyor Andreas Kreiter. Hayvanları doğru yerde yakaladığınızda, arı bile inanılmaz konumlamaya yetisiyle şaşırtıcı davranışlar sergileyebilir. Ama bu tür tek yönlü beceriler için reflekslerin bağlantısı yeterlidir.


Zihinsel duvar mı var


Evrim dehasının iş başında olduğu yerde, zekaya bilince gerek duyulmaz bile. O halde insan arasında zihinsel bir duvar mı söz konusu? Gerçi memelilerin duygulara sahip oldukları kesin diyen Norbert Sachser da önemli farklılıkların bulunduğuna inanıyor. Mesela şempanzeler sadece o anda kendisine yarayacaklarla uğraşıyorlar.


Ancak Leipzig Max-Planck Evrimsel Antropoloji bilim adamlarının bir süre önce Science dergisinde yayımlanan araştırmaları ilginç bir şekilde orangutanların şempanzelerin bile plan yaptıklarını gösteriyor. Hayvanlar, saatler sonra işlerine yarayacak bir aleti 14 saat kadar önce yanlarına almayı öğrenmişler.


Sachser, insan arasındaki genel farkın alınan kararlardaki özgürlük derecesi olduğu kanısında. İnsan, evrimsel liyakatine verebiliyor. Mesela çocuk yapmama, sarhoş olma ya da uç sporlar yapma gibi seçimler yapabilmekte.


Oysa bir her zaman evrimin üreme kuralını yerine getirmek için çabalar hatta bu uğurda acı ölümü bile göze alır. Başka bir seçimi yoktur. Bilincin varlığıyla ilgili soru sadece gelişkin omurgalı hayvanlar için geçerli olabilir. Solucanlar ya da salyangozlar için günümüzde de ’in saat modeli pek hatalı sayılmaz.


Aslan konuşsaydı


Ama bilir belki kendi kavrama yeteneğimiz yetersiz olduğu için omurgasız hayvanlardaki kavrama yeteneğinin de yetersiz olduğunu düşünüyoruzdur.


Z.Wissen’de yer alan araştırma yazısına göre (04/2006) “ olmak bir şey” sorusu daha uzun bir süre sadece hipotezler teorilerle yanıtlanabilecek. Ayrıca Ludwig Wittgenstein’ın diğer canlıların sübjektif deneyimlerini anlamamanın imkansız olduğu kanısı da bir süre geçerliliğini koruyacaktır. “Bir aslan konuşabilseydi, bizler onu zaten anlayamazdık” demişti Wittgenstein.


Yoksa bilim adamları olaylara gereğinden çok daha karmaşık mı yaklaşıyorlar? Norbert Sachser, çocuklara tavuklar köpeklerle ilgili bir göstermiş: Bakıcılar çitin önüne yem koymuşlar. Tavuklar çitin arkasından yeme ulaşmak için boşu boşuna çabalarken, bir iki metre ilerdeki açıklıktan çıkarak yeme ulaşır. Çünkü köpekler, çocuklara göre düşünebiliyorlar. bilir belki de olay bu kadar basittir?


Hürriyet Bilim

kaynak: hayvanlar.us

1875 yılında Rusya”nın Rostov - Na_Don şehrinde doğdu. Babası Yârullah Efendi, annesi Habibullah Efendi”nin ı Fatıma Hanım”dır.

İlk öğrenimini annesi Fatıma Hanım”dan aldı. 11 yaşında Rostov Rus Teknik Devlet Lisesi”ne girdi. Yükseköğrenimini bu liseyi bitirdikten sonra Buhara”da yaptı. Buhara”da Farsça, Arapça İslâm ilimlerini öğrendi. İkram Efendi İvaz Efendi”den fıkıh felsefe; Şerif Efendi”den astronomi dersleri aldı. Öklid, Pisagor, Arşimed, Eflâtun, Aristo, , Bacon fikirlerini öğrendi. Hocaları için alanındaki bazı eserleri Rusçadan çeye çevirdi.

Buhara”da ilimleri yanında felsefe, astronomi alanlarında da derinleşen Bigiyev, tahsilini ilerletmek üzere İstanbul”a geldi. Burada önce Mühendislik Mektebi”ne kaydoldu. Ancak; yakınlarının hocalarının tavsiyesiyle tekrar İslâmî ilimlere yöneldi. İstanbul”dan aynı amaçla Mısır”a geçti. Kahire El-Ezher Üniversitesi”ne kaydoldu. Bir süre sonra bu okuldan da ayrılarak, özel araştırma çalışmalar yaptı. Muhammed Abduh”un derslerine devam etti. Mısır Milli Kütüphanesi”nde ”an tarihi üzerine araştırmalar yaptı.

Mısır”dan Hicaz”a geçti. Mekke Medine”de iki yıl î araştırmalar yaptıktan sonra Hindistan”a intikal etti. Hintli alimlerle görüş alışverişinde bulundu. Diyubent İslâm Üniversitesi”nde altı ay süreyle ilmî çalışmalar yaptı.

Hindistan”dan tekrar Kahire”ye dönen Bigiyev; üç yıl burada kaldıktan sonra önce Beyrut”a, oradan Şam”a gitti. Onbir yıl süren bu seyahatlerden sonra 1904 yılında doğduğu topraklar olan Kazan”a döndü. Bigiyev, bu seyahatları şu sözleriyle değerlendirir:

“-Büyük ümitlerle İslâm âlemini gezdim. Buhara, , Mısır, Hicaz, Hint Şam diyarlarında dolaştım. î medreselerin her birini gördüm. Fakat vatanıma maalesef akıbet-i tam kanaatle değil, temam-ı hayretle döndüm.”

1904 yılında Arapça, Farsça İslâmî ilimleri öğrenmiş olarak doğduğu topraklara dönen Carullah Bigiyev, burada -ü”l-”an ”l-Mesahif” adlı eserini yazdı.

1905 yılında Kahire”de tanıştığı İbrahim Şevket Kemal Efendi”nin kızkardeşi Esma Aliyye Hanım ile evlendi.

Bigiyev, ilim tahsiline doymayan bir kişi idi. Nitekim sekiz çocuk sahibi olduğu bu mutlu evlilikten sonra da eşini çocuklarını annesine bırakarak Petersburg Rus Hukuk Fakültesi”ne kaydoldu. Bir taraftan Hukuk tahsili yaparken, diğer yandan özel çalışmalarıyla Arapça İslâmî bilgilerini artırmaya devam etti.

Rusya”da Rus-Japon Harbi”nden sonra 1905 yılında patlak veren ihtilal, Carullah”ın nda bir dönüm noktası oldu. Zira bu ihtilal üzerine Rusya”nın otokratik devlet yapısı meşruti monarşiye dönüşmüş Rus halkıyla beraber Rusya dahilindeki Türklere de bazı siyasi-dini hürriyetler verileceği ümidi doğmuştur.

Kazan Türkleri, Carullah emsali fikir adamlarının öncülüğünde kapsamlı bir faaliyet başlatmışlardır.

Bigiyev, bu amaçla 1906 yılında Ülfet Gazetesi”ni çıır. Bu gazetede diğer yayın organlarında yazdığı fikri yazılarla Kazan Türklerinin fikri uyanış dönemini başlatır. Bu dönemde gerçekleştirilen beş büyük kurultayın öncülüğünü yapar.

1906 yılında yapılan Nijni Novogorot Müslüman Kurultayı”nda başkâtiplik yapar bu kurultayın zabıtlarını “Islahat Esasları” adıyla yayınlar. Aynı yıl içinde gerçekleştirilen 3. kurultayda, kurulmasına verilen siyasî partinin yönetiminde yer alır. Bu faaliyetler Rus Çarlığı”nı rahatsız eder. Ülfet Gazetesi kapatılır baskı dönemi tekrar başlar.

Artık, Carullah”ın “Sürgün dönemi” başlamıştır. Japonya”dan, Hindistan, Mısır Almanya”ya sayısız seyahatler yaparak araştırmalarına devam eder..

Bigiyev, bu çalışmaları sonunda 120 eser yazar. Bunların çoğu imkânsızlıklar içinde yayınlanır.Eserlerinde ”an Sünnet temelinden kopmayan “ictihad” derecesinde yenilikçi fikirler öne sürer. Bu yönü ile hem “selefçi”, hem “yenilikçi” bir görüntü sergileyen bu büyük fikir aksiyon adamı, 1949 yılında 75 yaşında iken Kahire”de vefat etti.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Pascal (1623-1662) küçük yaşta kendini gösteren bir deha örneğidir. Henüz yaşında iken, hiç geometri bilgisine sahip olmadığı halde daireler eşkenar üçgenler çizmeye başlayarak, bir üçgenin iç açılarının toplamının iki dik açıya eşit olduğunu kendi kendisine buldu. Çünkü avukat olan ile çok ilgilenen babası, onun Latince Yunanca”yı iyice öğrenmeden matematiğe yönelmesini istemediğinden, bütün kitaplarını saklayarak, Pascal”ın bu konu ile ilgilenmesini yasaklamıştı.

Pascal çocukluğunda “geometri neyi inceler?” sorusunu babasına sormuş, o da “doğru biçimde şekiller çizmeyi şekillerin kısımları arasındaki ilişkileri inceler” demişti. İşte bu cevaba dayanarak gizli gizli geometri teoremleri kurmaya kanıtlamaya başladı. Sonunda babası onun yeteneğini anladı ona Eukleides”in Elementler”ini Apollonius”un Konikler”ini verdi.

Dil derslerinden arta kalan boş zamanını bu kitapları okuyarak değerlendiren Pascal, 16 yaşında konikler üzerine bir eser yazdı. Bu eserin mükemmelliği şısında, bunun Pascal kadar genç bir kimsenin eseri olduğuna inanmakta çok güçlük çekmişti. 19 yaşında, aritmetik işlemlerini mekanik olarak yapan bir hesap makinesi icat etti.

Pascal yalnızca teorik bilimlerde değil, pratik deneysel bilimlerde de yetenekli orijinal idi. 23 yaşında, Torriçelli”nin (1608-1647) atmosfer basıncı ile ilgili çalışmasını incelemiş bir dağa çıkartılan barometredeki civa sütununun düştüğünü, yani yükseklerde hava basıncının azaldığını, civa sütununu hava basıncının tuttuğunu, yoksa Aristotelesçilerin söylediği gibi, tabiatın boşluktan nefret etmesinin rolü olmadığını göstermiştir. Diş ağrısından uyuyamadığı bir gece de rulet oyunu sikloid ile ilgili düşünceler üzerinde durmuş sikloid eğrisinin özelliklerini keşfetmiştir. Pascal, Fermat ile yazışarak olasılık teorisini kurmuş bir binom açılımında katsayıları vermiştir. “Pascal Üçgeni”nin keşfi de ona aittir. 25 yaşında iken kendisini felsefi dini düşüncelere adamıştır. Sağlığı çok bozuktu 39 yaşında iken Paris”de öldü.

kaynak: kimkimdir.gen.tr



İnsan zekası arasında ne fark var?