nedir

ALEVİLER ’DA DÜZENLENEN TÖRENDE BİR ARAYA GELDİ

’da, Amasyalılar Sosyal Kültür Yardımlaşma Derneği (Asyad) ile Vakfı Organizesinde Düzenlenen ‘Gelin Canlar Olalım’ İsimli Programda Aleviler Bir Araya Geldi.

’da, Amasyalılar Sosyal Kültür Yardımlaşma Derneği (ASYAD) ile Vakfı organizesinde düzenlenen ‘Gelin canlar olalım’ isimli programda Aleviler bir araya geldi.

Hamit Kaplan Kapalı Salonu’nda ASYAD Vakfı’nın organizesinde Pir Hamdullah Derneği, Piri Baba Kültür Derneği, Gümüşhacıköy Anadolu Kültür Vakfı, Saz Köyü Yardımlaşma Dayanışma Derneği, ilçe köy derneklerinin katkılarıyla düzenlenen ‘Gelin canlar olalım’ isimli programda, salonu dolduran yaklaşık 3 bin Alevi bir araya geldi. Vali Celaleddin Lekesiz, Belediye Başkanı İsmet Özarslan, Cumhuriyet Başsavcısı Sadık Bölek, Emniyet Müdürü Mustafa Demirok, Vakfı Alevi İslam Hizmetleri Başkanı Ali Rıza Uğurlu çevre il, ilçe köylerden gelen Alevilerin katıldığı törende deyince akla başka şeylerin geldiğini söyleyen Vakfı Alevi İslam Hizmetleri Başkanı Ali Rıza Uğurlu, “ deyince insanların aklına mum söndü geldi. Ana bacı maz akla geldi.Kardeşi kardeşe düşmanı etmenin yanlışlığını düzeltmek, ülkemizin ulusal bütünlüğüne katkı sağlamak için bu cemleri yapıyoruz. Çünkü insanlar bilmediklerinin düşmanıdırlar” dedi.

Duaların edildiği, semahların dönüldüğü töreninde bazı Aleviler kendilerinden geçti.

KOBİ ?Genel

Bir ekonominin gerçek dinamosu diye sorulduğunda buna verilecek yanıt “KOBİ“ler olacaktır. Buna rağmen “KOBİ ?” diye sorulduğunda ise ortaya net bir yanıt çıkmamaktadır. “Küçük orta boy işletme” ana mı içinde, KOBİ´lere değişik ülkeler hatta aynı ülke içindeki farklı birimler farklı farklı özellikler yüklemektedirler. Bu nedenle çoğu zaman mlamada ışıklık yaşanmaktadır.

Bunda etken, mlamada kullanılan ölçütlerin değişik olmasında yatmakta elbette. mlamada genel olarak 3 ölçüt öne çıkmaktadır: Söz konusu firmanın çalıştırdığı personel ya da işçi sayısı, bilanço değerleri bağımsızlık ölçütleridir. Bağımsızlık ölçütünden kasıt, bir firmanın sermayesi hissesinin %25 ten fazlasının bir büyük sermaye grubuna ait olmamasıdır, yani hisse payı içinde büyük sermayenin payı %25´ten az olan bütün firmalar KOBİ kategorisine girmiş sayılmaktadır. Ölçütlerdeki farklılık, değişik sektörlerde faaliyet alanlarında bile görülmektedir. Örneğin bilişim sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin KOBİ olması için 50 ya da daha az sahibi olması gibi bir eğilim söz konusudur. Burada görüldüğü gibi ölçüt, üretim aracının yani sayısının mda kullanılmış olması. Yine aynı şekilde, imalat sanayinde ise çalışan sayısı devreye girmekte fakat ölçütler aynı olmasına rağmen sonuç değişmektedir. Dış Ticaret Müsteşarlığı imalat sektöründe KOBİ olabilmenin üst sınırını 200 işçi olarak verirken, Hazine Müsteşarlığı ise bu sınırı 250´ye çıkarmaktadır! Bu durum bir çok uzman ekonomi yazarı tarafından ortak KOBİ mı yaratmada büyük bir sorun olarak kabul edilmekte, hatta istihdamda üst sınırın 250 çalışan olmasını bile büyük bir yanlışlık olarak ifade etmekteler.

Ayrıca KOBİ denildiğinde tek parça bir bütün olarak ifade edilen bir üretim biriminin olmaması da mı daha da zorlaştırmaktadır. Çünkü KOBİ kapsamı içine 3 farklı birim girmektedir. Bunlar; Mikro ölçekli işletmeler, küçük ölçekli işletmeler, orta ölçekli işletmeler olarak sınıflandırılmakta. Kendiliğinden bölünen canlı hücreler gibi, KOBİ bünyesi içinde oluşan bu sınıflamalar, mlama yapmayı daha da zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte  yapılan ayrımlar arasındaki sınırların ne olduğu (Örneğin mikro işletme ile küçük işletme arasındaki istihdam, ciro, hisse payı vs ölçütleriyle oluşan sınırın ne olacağı gibi) konusunda oluşan ayrılık ihtilaflar daha da çeşitlenmektedir.

Örneğin bu durum AB- çerçevesinden bakıldığında daha net anlaşılabilir. Avrupa Birliği mikro işletmeler için yıllık ciro sınırını 2 milyon olarak kabul ederken, ´de Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarıyla bu sınır 1 milyon olarak belirtmekte. Benzer şekilde Avrupa Birliği, orta ölçekli işletme olma ölçütünü, yıllık cirosu 40 milyon ´nun altında kalan işletmeler olarak belirlerken, ´de DİE ölçütlerine göre bu rakam 25 milyon olarak gösterilmektedir. (Küçük işletmeler için de aynı durum mevcuttur, AB 10 milyon ´nun, ise 5 milyon ´nun altında yıllık ciro yapanları küçük işletme olarak kabul etmektedirler.)

Görüldüğü gibi net bir KOBİ mı yapmak oldukça güç karmaşık. Birbiriyle kimi yerde uyuşan kimi yerde çelişen rakamlar, değişik kuruluşların, odaların kullandıkları ölçütlerin farklılığı, mlamayı yapan kuruluşların benzer kurumlar olmasına rağmen bambaşka sonuçlara ulaşmasına mlamada bir standarda ya da net yanıta ulaşmalarına engel olmaktadır.

Durumu rakamlardan bağımsız düşünerek, hatta rakamları yadsıyarak, biraz sübjektif olarak, yani düşünsel bir iç bakışıyla değerlendirirsek çok daha net bir KOBİ mına kavuşabiliriz. Bizce şöyle ki;

  • Kısıtlı sermaye pazarlama olanaklarına rağmen, kendi çabasıyla ayakta duran, bu çabayla gerek kendi ülkesinin gerekse diğer ülkelerin piyasalarına mal hizmet üretip sunan,
  • O ülkede oluşabilecek herhangi bir ekonomik buhranda, ülkenin geniş kesimleri, yani işçi, memur, çalışanlarla birlikte yoğun olarak olumsuz etkilenen,
  • Büyük işletme firmalar, ekonomik sistemde oluşan bunalımlar sonucu yatırımlarını rahatlıkla transfer edip, siyasi sorunu ekonomik problemi olmayan ülkelere pazarlara kaydırabilirken, ekonomik olumsuzluğu finans darlığı, sermaye azlığı, kısıtlı kapasite pazar daralması nedeniyle olanca şiddetiyle hisseden,
  • Bunun sonucu ağır yaralar alabilen, iflas kelimesiyle yaşayan ama buna rağmen yine de üreten,
  • Ekonomik gelişme büyüme dönemlerinde ise sınırsız başarı hikayeleri yaratan,
  • Toplam oransal olarak o ülke için büyük işletmelerden çok daha fazla katma değer yaratabilen

tüm ticari, sınai hizmet işletmeleri birer KOBİ´dir diyebiliriz.

BÜRO YÖNETİMİ SEKRETERLİK MESLEK ELEMANI

TANIM

İşletmede belirlenen amaç hedefleri gerçekleştirmek için yönetici tarafından planlanmış, koordine edilmiş kaynakların (insan, bilgi, parasal maddi v.b) uygun olarak yönetilmesinde yöneticiye yardımcı olan kişidir.

GÖREVLER

Büronun en verimli şekilde çalışmasını sağlamak üzere,

- Ofis yönetimi işlemlerini yürütür, - Gelen giden evrak ile dosyalama işlemlerini yürütür, - görüşmelerinin yapılması, gelen yazı resimlerin yöneticiye ulaştırılması, randevuların ayarlanması, misafirlerin şılanması işlerini yapar, - Yönetici için gerekli dokümanları hazırlar, - Toplantı organizasyonu yapar, - Seyahat organizasyonu yapar, - Büroya ait araç-gereçlerin bakımı, onarımını yaptırır en verimli şekilde kullanılmasını sağlar.

KULLANILAN ALET MALZEMELER

- , fax, , fotokopi, hesap makinası, daktilo. - Örgüt amacını hedeflerini kapsayan kanun, tüzük, yönetmelik emirler. - Çeşitli demirbaşlar (masa, sandalye, dolap vb) - Kırtasiye malzemeleri (kağıt, kalem, büro malzemeleri)

MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER

Büro yönetimi sekreterlik meslek elemanı olmak isteyenlerin;

- Sözel yeteneği güçlü (düzgün akıcı bir dille konuşabilen), - Görsel işitsel belleği kuvvetli, - Kendine güvenen, güvenilir, - İnsanları yan etkileyebilen, sır saklayabilen, - Sorumluluk sahibi, - Güleryüzlü temsil yeteneğine sahip kimseler olmaları gerekir.

ÇALIŞMA ORTAMI KOŞULLARI

Büro yönetimi sekreteri meslek elemanı büroda görev yapar. Çalışma saatleri genellikle düzenlidir. Ancak çalıştığı işyerine bağlı olarak akşamları geç saatlere veya hafta sonları çalışma yapabilirler. Çalışma ortamı bilgi, belge insan ilişkileriyle ilgilidir. Çalışırken yöneticilerle, ziyaretçiler diğer çalışanlarla iletişimde bulunurlar.

ÇALIŞMA ALANLARI İŞ BULMA OLANAKLARI

- Büro yönetimi sekreterlik ü mezunu olanların iş alanı oldukça geniş olup, kamu-özel sektöre ait pekçok kurum kuruluşda, üniversitelerde, vakıflarda, derneklerde çalışabilmektedirler. İşletmelerin çağdaş işletmecilik anlayışı ile yönetilmesi ihtiyacının giderek daha fazla hissedilmesi, bu alanda eğitilmiş insan gücüne duyulan gereksinimi artırmaktadır.

MESLEK EĞİTİMİNİN VERİLDİĞİ YERLER Mesleğin çeşitli üniversitelere bağlı meslek yüksekokullarının “Büro Yönetimi Sekreterlik” ünde verilmektedir.

MESLEK EĞİTİMİNE GİRİŞ KOŞULLARI

- Ticaret Meslek Lisesi, Anadolu Ticaret Meslek Lisesi Sekreterlik ü ile Büro Yönetimi Sekreterlik Alanı, Anadolu Meslek Lisesi Büro Yönetimi Sekreterlik ü ile Meslek Liselerinin Tıbbi Sekreterlik bölümlerinden mezun olanlar “Büro Yönetimi Sekreterlik” önlisans ına sınavsız olarak girebilirler. - Meslek Liselerinin sınavsız geçiş için belirlenen bölümleri dışındaki bölümlerden yada liselerden mezun olanlar/olacaklar ise ÖSYM Başkanlığınca yapılan Öğrenci Seçme Sınavına (ÖSS) girmeleri, yeterli “Sözel (SÖZ)”puanı almaları koşulu ile sınavsız yerleştirme sonunda kontenjan kalırsa ek yerleştirme ile açık olan programlara istedikleri takdirde ÖSS puanlarına göre yerleştirilmektedirler.

EĞİTİMİN SÜRESİ İÇERİĞİ Eğitim süresi 2 yıldır. Öğrenciler eğitim öğretim süresince aşağıdaki dersleri alırlar.

a) Genel Kültür Dersleri: Dili, İlkeleri İnkılap Tarihi, Yabancı Dil.

b) Meslek Dersleri: , , Genel İşletme, Sekreterlik Bilgisi, Klavye Teknikleri, Hukukun Kavramları, Protokol Bilgisi, Ekonomi, Genel İletişim, Örgütsel Davranış, Dosyalama Arşivleme Teknikleri, Mesleki Yazışmalar, Büro Yönetimi, Kamu-Özel Kesim Yapısı İlişkiler, Sunum Teknikleri Çalışma Psikolojisi gibi dersler okutulmaktadır.

MESLEKTE İLERLEME

Büro yönetimi sekreterlik ü mezunları AÖF İşletme Fakültesi, Kamu Yönetimi üne yatay (sınavsız) geçiş yapabilirler.

Büro Yönetimi Öğretmenliği, Halkla İlişkiler, Halkla İlişkiler tım, İşletme Bilgi Yönetimi, Kurumları İşletmeciliği Yönetim Bilişim Sistemleri lisans programlarına dikey (sınavlı) geçiş yapabilirler.

Çalıştıkları işyerinde yönetimin üst kademelerine çıkabilirler.

BURS, KREDİ ÜCRET DURUMU

Eğitim süresince koşulları uygun olan öğrenciler Yüksek Öğrenim Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğünün sağladığı öğrenim harç kredisinden yararlanabilirler. Özel sektör kuruluşlarının vermiş olduğu burslardan yararlanabilirler. Staj dönemimde çalıştıkları işyerinden belli bir ücret alabilirler. Eğitim sonrası kamuya ait kurum kuruluşlarda görev alan büro yönetimi sekreteri meslek elemanı; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun Genel İdari Hizmetleri sınıfında öngörülen derece kademedeki katsayı tazminatlara göre ücret alırlar.

Özel sektörde işe başlayan meslek elemanı işyerinin kapasitesine göre genellikle asgari ücretle işe başlayarak, deneyimi arttıkça yabancı dil bilgisi, teknolojiyi kullanma bilgi becerisi gibi özellikleri de dikkate alınarak, ücret yükselebilmektedir. Yönetici konumunda ise bu ücretler daha da artabilmektedir.

DAHA AYRINTILI BİLGİ İÇİN BAŞVURULABİLECEK YERLER - İlgili Eğitim Kurumları, - İş Kurumu Genel Müdürlüğü Ankara Meslek Danışma Merkezi, - Bünyesinde Meslek Danışma Merkezi bulunan İş Kurumu İl Şube Müdürlükleri.

Lifli besinler hakkında bilinmesi gerekenlerin başında, iki grup lifli besin olduğunun bilinmesi gelir: suda eriyen erimeyen lifler.

Suda erimeyen lif içeren besinler (kuru erik gibi), dışkının miktarını artırarak, bağırsak faaliyetlerinin düzenlenmesinde son derece fayda sağlarlar. Bu tür suda erimeyen lifler, bitkilerin vücudumuz tarafından sindirilemeyen kısımlarıdır kompleks karbonhidratlardan meydana gelirler. Sindirim sisteminin iyi bir şekilde işlemesi için bu tür lifli besinlerin yeterince alınması gerekir. Read the rest of this entry »

Güvenç üzerine…

Coşkun KÖKEL

ÖZET
Bu çalışmada bir Türkmen dedesi olan Güvenç Güvenç ’ın adıyla anılan Güvenç Ocağı’na ait bilgiler sunulmaktadır. Ayrıca 2005 yılında Düzce, Ordu, , Trabzon illerinde yerleşik Güvenç Ocaklıları üzerine yapılan alan araştırmalarıyla derlenmiş bilgiler değerlendirilmektedir. Özellikle Karadeniz Bölgesinde yerleşik Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenleri ile Güvenç Ocağı arasındaki tarihsel inançsal bağlar belirtilmeye çalışılmaktadır.
ABSTRACT
In this work has included some information about Güvenç and his family who is a Turkoman old man. Also, in this work we evaluationed that collected information about people who are from Güvenç ’s home and lives in Düzce, Ordu, , Trabzon in 2005. Especially we tried to determined that historical and religious links between the Alaouite-Bektashian Çepni Turkomans and Güvenç family.
Anahtar Kelimeler: Güvenç , Güvenç Ocağı, Çepni, Türkmen, Karadeniz Bölgesi.
Words: Güvenç , Güvenç Family, Çepni, Turkoman, Blacksea Region.
13. yüzyıl, Anadolu’da Hacı Bektaş Veli merkezli düşüncenin etkinlik gösterdiği bu hümanist söylemin aktif nitelik kazandığı dönemdir. Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencisi Hacı Bektaş Veli’ye ilettiği şu sözlerinde de belirttiği gibi:
Döndü Hoca didi Ya Bektaş işit
Her ne dir isem sana sen anı it
Rum erenlerine baş kıldık seni
Var iriş talipleri eyle gani
Suluca karayöğe var mesken it
Yurt verdik durma var anda git (Noyan, 1996: 163).
Hacı Bektaş Veli önderliğinde Anadolu’ya taşınan bu hümanist söylem, Anadolu’da yurt, ocak tutmuş gönül elleriyle köklenir. Bu süreç Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde şöyle öykülenir:
Rum kurbuna gelince ol hümam
Rum erenlerine virdi hoş selam
Nakildir ol vakti Rum’un pirleri
Elli yedi bin temam Rum elleri (Noyan, 1996: 168).
13. yüzyılda tarihsel kimliğini Hacı Bektaş Veli ile ifade eden bu düşünce geleneği, Hacı Bektaş Veli ile beraber hareket eden onlarca tarihsel kişilikle temsil edilir. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde adı geçen Tapduk Emre, Yunus Emre, Karadonlu Can Baba, Sarı Saltık, Ahi Evren, Karacaahmet Sultan, Kolu Açık Hacım Sultan, Seyyid Cemal Sultan gibi birçok Türkmen dedesi Anadolu’nun hatta Balkanların dört bir yanında bu felsefenin temellenmesini sağlar. Hacı Bektaş Veli ile beraber adı anılan Türkmen dedelerinin en önemlilerinden biri de Güvenç ’dır. Güvenç , Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde, tasavvufi bir menkıbede adı geçen, nan bir Alevi-Bektaşi erenidir. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde Güvenç ’ın adı, Alevi-Bektaşi inanç terminolojisinde metin literatüründe sıklıkla işlenen şeyhlik, müritlik, muhiblik, âşıklık kavramlarının betimlendiği felsefî bir menkıbe ile anılır.
Şeyhlik, müritlik, muhiblik, âşıklık Alevi-Bektaşi inanç literatüründe felsefî kavramlar olarak yer alırlar. Bu kavramlar aynı zamanda Alevi-Bektaşi düşüncesinde dört kapı kırk makam süreci ile oluşan düşünsel yükselişi de ifade eder. İnsan-ı kâmil olgusu, Alevi-Bektaşi düşüncesinin amacıdır. Alevi-Bektaşi düşüncesi bu amacın ları olarak bireyin düşünsel, inançsal, psikolojik gelişimi için belli kategoriler belirlemiştir. Bu gelişim kategorilerinin başında aşıklık, yükselişinin son aşamasında ise şeyhlik (mürşid-i kâmil) yer alır. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde bu düşünsel evrimin aşamaları Güvenç ’ın isminin yer aldığı menkıbede şöyle anlatılır:
“Hünkâr’ın hizmetinde Güvenç adlı bir derviş vardı, er terbiyesi görmüş bir zattı. Birgün, erenler şahı dedi, gönlümde bir sorum var, izin verirseniz söyleyeyim. Hünkâr, şöyle buyurdu: Güvenç, acaba dedi, şeyh , muhib , âşık ? Bize lütfedip bildirseniz. Hünkâr, hemen, Güvenç dedi, yerinden kalk, tez git, bir sarrafta bin nezrimiz var, al gel, dedi. Güvenç , sarraf , hangi şehirdedir demeden hemen belini bağladı, Hünkâr’ın elini öptü, yola revan oldu. Gide-gide vardı, bir şehre yetişti. Gördü ki pek büyük bir şehir. Kendi kendisine, bizim ülkede böyle büyük bir şehir yoktu, acaba bu şehir, hangi şehir, dedi. Kal’anın içi adamlarla doluydu. Gezerken bir adama, kardeş dedi, bu il, hangi il, bu şehir hangi şehir? O adam dedi ki: Burası Hindistan ülkesi, bu şehre de Delli (Delhi?) derler. Güvenç, bu sözü duyunca şaşırdı, kendi kendine, Rum ülkesi nerede, Hindistan nerede, dedi. Şehrin içinde yürümeye başladı. Sokak sokak gezerken pazara ulaştı, o yana, bu yana  bakınıp giderken gördü ki, şıda bir sarraf oturmada. Sarraf da bunu görünce hemen kalktı. Beri gel derviş diye elini salladı. Derviş, dükkana girdi, selâm verdi. Sarraf, Güvenç’e, hangi ildensin dedi. Güvenç, Rum ülkesinden,  dedi. Kimin hizmetindesin deyince Güvenç, Sultan Hacı Bektaş Hünkâr’ın hizmetindeyim, bir gün bana, bir sarrafın bize bin nezri var, al gel buyurdu, üç gün oluyor, bu şehre geldim, dedi.
Sarraf, Hünkârın adını duyunca hemen dükkanını kapadı, Güvenç ’ı aldı, evine geldi. Ağırladı, oturttu. Üç gün çeşitli yemekler verdi. Sonra derviş dedi, nezri olan sarraf benim. Hindistan denizinde  bir vakitler ticarete giderken bir yavuz muhalif yel çıktı, az kaldı gemimiz batacaktı. Hemen vilayet erenlerini çağırdım, beni kurtarın, bin nezrim olsun dedim. O anda erenler yetişti, gemiyi mübarek eliyle tuttu, kıyıya çıkardı. Adını sordum. Adım Hünkâr Hacı Bektaş’tır, Rum ülkesindenim dedi. Rum ülkesine nezrimizi ulaştıracağız dedim, ben birisini yollarım, buyurdu. Ben, o göndereceğin adam ne şekilde dedim, senin şeklini tarif etti. İşte seni dükkanda gördüm, elimle çağırdım. Hamd olsun ki etmemişim. Şu bin ı al, erenlere götür. Sonra bin daha saydı, bu da dedi, erenlerin hizmetinde bulunanlara, onlara ver, yesinler, içsinler. Bin daha saydı, yanımızdan boş gitme dedi, bu bin ı da sen harca.
Güvenç , o üç bin ı bir kese içine koyup koynuna saldı. Sarrafla vedalaşıp yine yola revan oldu. Şehir içinde giderken bir çardak gördü. Bir de baktı ki çardağın penceresinde, gün yüzlü bir bakmada, ı görür görmez bin canla âşık oldu. Sabrı-ı kalmadı, aklı başından gitti. Pencereye gözünü dikti, tam üç gün üç gece öylece kaldı. ,dervişin hâlini görünce şaşırdı, halk görürse kötüye yorar dedi, halayığını çağırdı, hâli anlattı, git dedi, öğüt ver de çeksin gitsin buradan. , bir tacirin ıydı, babası ticarete gitmişti. Halayık, gidip derviş dedi, umduğun eline geçmez senin, vazgeç bu olmaz sevdadan. Bu , ulu bir tacirin ıdır. Kulları, adamları duyarsa başına iş açarlar. Öyle bir avı elde etmek isteyen kişinin bol ı olmalı. Güvenç , halayığın sözlerini işitince alınma, ne oldu ki, dedi, üç bin , kesesiyle koynundan çııp halayığa gösterdi. Halayık bunu görünce koştu, kıza geldi, bu derviş dedi, tekin adam değil, koynundan üç bin altınlık bir kese çııp gösterdi. Hasılı kelam, altına tamah ettiler, bir yolunu bulup dervişi içeriye aldılar. Güvenç , keseyi çııp sevgilisinin önüne koydu. Tam şeytan yoluna gideceklerdi ki, Güvenç, sevgilisinin ayak ucuna otururken bir de baktılar, duvar yarıldı, bir el çıktı, Güvenç’i, göğsünden bir kaktı, yere yıktı, aklını başından aldı. , bu hâli görünce kalktı, oturdu. Güvenç’in aklı başına gelince bu ne hâl diye sordu. Güvenç , Şeyhimiz Hacı Bektaş Hünkâr’ın vilayetinden oldu dedi, böylece beni bu kötü işten kurtardı. Bunun üzerine, Rum ülkesinden çıktığını, oraya geldiğini, hasılı o ana kadar başından geçenleri bir bir anlattı.
, bu kerameti gözüyle görünce erenlere âşık oldu, ziyaretine varmak istedi. Üç bin ı aldılar, beraberce akşam saatinde yola çıktılar. Gece yarısı, yürüdüler, ıssız bir yerde yattılar. Uyanınca baktılar ki sabah olmuş, ama bulundukları yer yattıkları yer değil, kekikli, yavşanlı bir yer, Arafat dağının yanındaki ılcaöz’den gelen yolun yanındalar. Kalkıp yola düştüler. Halifeler şı çıktılar. Görüşüp Hünkâr’a götürdüler. Güvenç , erenlerin ellerini öpüp ayaklarına yüz sürdü. Başından geçeni bir bir anlattı.
Hünkâr, Güvenç dedi, bu işlerdeki hikmeti bildin mi? Güvenç buyurun Erenler Şahı dedi. Hünkâr, sen, bizden şeyh , mürit ; muhib , âşık diye sormuştun, biz de sana cevap verdik. Mürid odur ki, senin yaptığını yapar. Biz seni hizmete gönderdik, nereye gideceğim, kimi göreceğim demeden yola düştün; muhibliği sarraf gösterdi. Bir kerecik denizde helak olayazdı, erenler diye çağırdı, bin nezretti, vardık, imdadına yetiştik, gemisini kurtardık, adımızı, yerimizi sordu, verdik, seni yolladık, şöyle böyle demeden nezrimizi sana teslim etti. Şeyhliği biz yaptık; seni kolayca götürüp getirdik, seni o yüz karasından da kurtardık. Âşıklığıysa o yaptı, bir vilayet görmekle âşık oldu bize; buraya gelmedikçe etmedi. Sonra emretti, o ı Güvenç ’a nikahladılar. Düğün oldu, murad alıp murat verdiler (Gölpınarlı, 1995: 76).”
Güvenç ’ın adı birçok Alevi-Bektaşi kaynağında Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’ne atıf yapılarak Dünya Güzeli Menkıbesi ile beraber anılır. Birçok î metinde Güvenç , Hacı Bektaş Veli’ye en yakın Türkmen dedelerinden biri olarak anlatılır:
“Hünkârın tatarı idi. Bir yere name iletmek dilerse, Güvenç giderdi. Hindistan, Delhi şehrinde gördüğü alem güzeline âşık oldı. Hünkâr’a dediler, iki âşığu izdivaç eyledi. Hünkâr’ın dergahında bir haymada yatarlar. Keramatları saymakla dile gelmez (Altınok, 2003: 188).”
Güvenç ’ın adı birçok Alevi-Bektaşi metninde on iki hizmet, on iki post sistematiği ile beraber anılır. On iki hizmet on iki post, Alevi-Bektaşi düşünce evreninde dört kapı, kırk makam anlayışına bağlı olarak bireyin insan-ı kâmil olgusu bağlamında düşünsel gelişimini mlar. Alevi-Bektaşi metinlerinde on iki hizmet on iki postun birer manevi önderi vardır. On iki hizmetin, on iki postun bu manevi temsilcileri metinlerde adları sıklıkla geçen Türkmen dedeleridir. Yaygın olarak on iki post on iki hizmetin kategorik düzenlenişi şu şekildedir:
On İki Post
1. Mürşid Postu: Hünkâr Hacı Bektaş Veli
2. Rehber Postu: Habib Emircem Sultan
3.  Türbedar Postu: Hızır Lale Cü
4.  Ahçı Postu: Karadonlu Can Baba
5.  Ekmekçi Postu: Seyyid Mahmut Hayrani
6.  Şerbetçi Postu: ıl Deli Sultan
7.  Nakib Postu: Sarı Saltuk Sultan
8. Meydancı Postu: Seyyid Cemal Sultan
9.  Atçı Postu: Boz Geyikli Dede Karkın
10. Kurbancı Postu: Şah İbrahim Hacı Sultan
11. Ayakçı Postu: Sultan
. Mihmandar Postu: Kolu Açık Hacım Sultan (Altınok, 2003: 189)
On İki Hizmet
1. Tarikatçı: Hz. Hasan Mücteba
2. Davetçi: Hz. Hüseyin Desti Kerbela
3. Saki: Hallac.ı Mansur
4. Zakir: Seyyid Nesimi
5. İbriktar: Sarı İsmail
6. Gözcü: Karaca Ahmet
7. Çerağcı: Kara Pirabat Sultan
8. Sofracı: Garip Sultan
9. Meydancı: Barak Baba
10. Ferraş: Resül Baba Sultan
11. Pervane: Taptuk Emre
. Kapıcı: Güvenç (Altınok, 2003: 189)
On iki hizmet, on iki post örgüsünde tarihsel kimlikleri bağlamında ön plana çıkan Türkmen dedelerinden birisi de Güvenç ’dır. Güvenç , Alevi-Bektaşi nüfus içerisinde saygı takdir görmüş bir Türkmen erenidir, aynı zamanda adıyla anılan Alevi inanç ocağının da kurucusudur. Güvenç Ocağı, onlarca Alevi inanç ocağından biridir. Güvenç Ocağı, Alevi-Bektaşi inancında bir dede ocağı olarak kabul edilir.
Güvenç Ocağı genel olarak Anadolu’nun kuzeyinde, Batı’da, İzmit’in, Kandıra ilçesine bağlı Ballar köyünden, Doğu Karadeniz’de, Trabzon’un, Akçaabat ilçesine bağlı Eskiköy’e kadar uzanan geniş coğrafyada örgütlenmiş bir ocaktır. Güvenç Ocağı, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yerleşik Alevi-Bektaşilerce adı sıklıkla anılan bir ocaktır. Karadeniz Bölgesi Alevi-Bektaşilerinin ocak aidiyeti açısından baskın oranda dahil oldukları ocak da Güvenç Ocağı’dır.
Karadeniz bölgesinde, Trabzon, , Giresun, , Ordu, Samsun, Düzce, Zonguldak, İzmit illerine bağlı köylerde Güvenç  Ocağı’na bağlı Alevi-Bektaşi nüfus yaşamaktadır. Bu köylerde yapılan saha çalışmaları sonucunda  özellikle ili, Kürtün ilçesi Taşlıca köyü; Trabzon ili Akçaabat ilçesi Eskiköy; Düzce ili Gölyaka ilçesi Yunusefendi köyü; İzmit ili Kandıra ilçesi Ballar köyünde yerleşik Güvenç ocaklılarının kendilerini Güvenç Ocağı’na bağlı Çepni Alevisi olarak mladıkları tespit edilmiştir.
Oğuzlar’da boy teşkilatı 24 boyun birliğiyle oluşmuştur. 24 boyun şematik yapılanışı şu şekildedir:
“Oğuz Destanı’na göre Oğuz Han’ın Günhan, Ayhan, Yıldızhan, Gökhan, Dağhan Denizhan adlı 6 çocuğu vardı. Bunlardan her birinin dörder çocuğu oldu. Oğuz boylarını oluşturan bu 24 çocuğun adları şudur: Günhan oğulları: Kayı,Bayat, Alkaevli, Karaevli; Ayhanoğulları: Yazır, Döger, Dodurga, Yaparlı; Yıldızhanoğulları: Avşar, ık, Begdili, Kargın; Gökhanoğulları: Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepni; Dağhanoğulları: Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüregir; Denizhanoğulları: İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık (Büyük Larousse, 1986: 8793).
Çepni boyu, Oğuz boy teşkilatlanışı içinde 24 boydan biridir. Anadolu’nun Türkleşmesi İslâmlaşması bu 24 Oğuz (Türkmen) boyu bu boyların siyasi manevi önderleri konumundaki Türkmen dedeleri aracılığı ile  olmuştur. Çepni boyu da Horasan coğrafyasından Anadolu’ya göç ederek özellikle Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşme İslâmlaşmasında birincil rol oynamıştır. 13. yüzyıldan başlayarak Karadeniz Bölgesi’nin sosyal, siyasi, askeri, kültürel nda Çepni Türkmenlerinin etkisi tartışılmaz yoğunluktadır. Çepnilerin Anadolu’daki tarihleri ile ilgili önemli çalışmaları olan Prof. Dr.  F. Sümer şunları aktarıyor:
“Çepniler, Giresun’dan Batum’a kadar uzanan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yurt tutarak bu bölgede Türklüğü hâ kılmışlardır…
1486 (Hicri 891) tarihli bize kadar gelmiş en eski defterdeki Çepniler’e ait ün yayımlanması ile bu büyük Oğuz  boyunun Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Türklüğünde ne kadar önemli bir mevki’ye sahip olduğu, çok daha iyi anlaşılmış bulunacaktır; ancak bazı önemli açıklamalar yapmak gerekiyor:
1.  Trabzon Sancağı’nda Türkler yoğun bir şekilde sancağın batı kesiminde yani Eynesil-Kürtün, Dereli, Giresun-Tirebolu arasındaki geniş yörede yaşamaktadır.
2. Bu Türkler, daha önce de söylendiği gibi, Osmanlılar gelmeden önce bu yurtlarında oturmakta idiler. Onlar 16. yüzyıldan itibaren bu yöreye gelip orayı yurt edinmişlerdi. Bu yurtları kuzeyde Karadeniz’e kadar ulaşmıştı. Çepniler, Kürtün’den hareket ederek Harşit Vadisi yolu ile Karadeniz’e erişmişler bu vadinin iki yanındaki toprakları yurt edinmişlerdir.
3. Sınırları çizilmiş olan bu yöredeki Türklerin ezici çokluğu Çepni boyuna mensuptur. Bazı yer adları yadigârları, bu yerleşmesinde Çepnilerin yanında Yüreğir (Üreğir), Alayuntlu, Döğer Eymür boylarına mensup obalarında rol oynamış olduklarını açıkça gösteriyor (Sümer, 1992: 45).
Prof. Dr. Osman Turan da Çepniler’in Anadolu’da özellikle Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesindeki önemini şu şekilde ifade eder:
“Şarki Karadeniz Bölgesi’ne yaylalardan, geçitlerden Harşit Vadisi’nden inen Türkmenler mevcut olmakla beraber bu havali daha ziyade Samsun’dan itibaren sahili eden Oğuz Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş; Canik Bölgesine adını veren yerli Hristiyan Çan kavmi tedricen kaybolmuştur. Türkmenler 1302’de Giresun’a kadar ilerlemiş birtakım küçük beylikler kurmuşlardır (Turan, 1969: 233).”
Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesinde Çepni boyu o kadar etkin görev alır önem taşır ki Osmanlı belgelerinde Karadeniz Bölgesi’nin bir ü Vilayet-i Çepni olarak mlanır.
“Çepni İli’ne (Vilayet-i Çepni) gelince, bu il Giresun’un merkez kazası ile Keşap Dereli kazalarının topraklarını içine almaktadır. Çepni İli’nde 59 köyün varlığı tespit edilmiştir (Sümer, 1992: 62).”
î veriler yapılan bilimsel çalışmalar, Karadeniz Bölgesi’nde, bugünkü ili, Kürtün ilçesi merkez olmak üzere Harşit Vadisi’nin Çepni iskânının yoğunlaştığı bölge olduğunu göstermektedir. Prof. Dr. F. Sümer, bu tarihsel gerçeği şu şekilde ifade eder:
“Çepniler’den kalabalık bir kol da Yukarı Kelkit Vadisi’nde yaşıyordu. Görmüş olduğumuz gibi bu Çepniler, Trabzon Rum İmparatorluğu’na güneyden yapılan seferlere katıldılar. Bununla ilgili olarak 1380 yıllarında onların (Çepnilerin) kışlıklarının Yukarı Harşit Vadisi’ne kadar gitmiş olduğunu kesin olarak biliyoruz. XV. yüzyılın birinci yarısında ise onların Eynesil-Kürtün-Dereli-Giresun arasındaki geniş bölgenin tamamen kendi tasarruflarında olduğu görülmüştür (Sümer, 1992: 130).”
Bu bağlamda Çepniler’in, Anadolu’nun Türkleşmesi açısından taşıdıkları askeri siyasi önemin paralelinde genel hatlarıyla düşünsel felsefi dünyalarının karakterini belirlemeye çalışırsak, 13.yüzyıl Anadolu aydınlanmasının karizmatik lideri Hacı Bektaş Veli ile Çepni boyu arasındaki düşünsel, sosyal iletişim ölçüt olarak kabul edilmelidir. Hacı Bektaş Veli, 13. yüzyılda Anadolu’ya gelip Sulucakarahöyük’ü düşüncesinin merkezi yapmaya verince, o yörede yerleşik bir Türkmen obası ile diyalog kurar. İlginçtir ki bu oba, bir Çepni obasıdır. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde bu Çepni obası hakkında şu bilgiler verilir:
“Çepni boyunun ulularından Yunus Mukri adlı birisi vardı. Bilgin, üstün, olgun hafızdı. Çepni boyundan ayrılıp Karaöyük’ün yakınında Mikail adlı bir yere gelip yerleşmişti. Bu zat, bir müddet sonra ordan da ayrılmış, yukarı tarafta Kayı denen yere gelmişti. Kayı ile Karaöyük’ün arası iki mil kadardı. Karaöyük’ü, Sultan Aliyyüddin’in Yunt bendesi mamur etmişti. Çepni boyunun ulularından  Gevherveş de üç komşusuyla bu Yunt-bende’yi  Sulucakaraöyük’e getirmişti. Yunt-bende, orda öldü, oranın mezarlığına gömüldü. O vakit, o civarda bilgin olarak yalnız Yunus Mukri vardı. Hatta Gevherveş’in yakınlarından biri ölmüştü. Yunus Mukri de tesadüf    bu ya, evinde yoktu, bir iş için bir yere gitmişti. Ölüyü üç gün gömmediler. Nihayet Yunus Mukri geldi de ölü gömüldü. Gevherveş, bunun üzerine Yunus Mukri’ye yalvardı, biz, siz olmadan bir iş yapamıyoruz,lutfet de burda bizimle otur dedi.Yunus Mukri, Gevherveş’in bu sözleri üzerine Konya’ya gitti, Sultan Aliyyüddin’e kendisini ttı, Sulucakaraöyük’ü yurt olarak vermesini istedi. Sultan Aliyyüddin, orasını Yunus Mukri’ye yurt olarak verdi.Yunus Mukri beratını alıp köye geldi,yerleşti, bir müddet sonra da öldü.
Yunus Mukri’nin, İbrahim, Süleyman, Saru İdris adında dört oğlu kaldı. İdris, babası gibi bilgin üstün bir kişiydi. Saru da okumuştu,fakat ikisi, okuma yazma bilmezdi. İdris’in ahiret Hatunlarından bir ısı vardı. Adına Kutlu Melek derlerdi, aynı zamanda kendisini sayıp ağırlarlar, Kadıncık diye hitap ederlerdi. Yunus Mukri’nin ölümünden sonra oğulları, evleriyle barklarıyla Kayı’dan göçüp Sulucakaraöyük’e geldiler (Gölpınarlı, 1995: 26-27).”
Çepni boyunun düşünce dünyasının çerçevesini belirlerken önem taşıyan bir diğer ölçüt, Alevi-Bektaşi kültürü içerisinde son derece önem taşıyan karizmatik bir Türkmen dedesi olan Sarı Saltık ile Çepniler arasındaki diyaloğu teması dile getiren değerlendirmelerdir. Sarı Saltık Çepni boyunun adı 1263 yılında Dobruca yöresinde yaşanan Türkmen iskanı ile beraber anılmaktadır. Prof. Dr. Z. V. Togan, bu süreç diyalog ile ilgili şu değerlendirmeleri yapmaktadır:
“Anadolu’dan dahi Sarı Saltık ismindeki şeyhi de, 1263 yılında .000 hane kadar Türkmen ailesi (belki de çoğu Çepniler) ile birlikte Kırım Dobruca’ya yani Şehzade Nogay’ın bulunduğu yerlere gidip yerleşti İslamiyet’in neşri uğrunda çalıştı (Togan, 1981: 268).”
Alevi-Bektaşi sözlü kültüründe Güvenç Sarı Saltık’ın musahip kardeş oldukları iki erenin adıyla anılan Alevi inanç ocaklarının birbirleriyle musahip ocak oldukları belirtilmektedir. Yapılan saha çalışmaları bağlamında sözlü yazılı bilgiler değerlendirildiğinde Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerinin inanç evrenlerini belirleyen   iki karizmatik Türkmen dedesi şımıza çıkmaktadır. Bu iki eren, Güvenç Sarı Saltık’tır. Bu bağlamda Hacı Bektaş Veli düşüncesinin Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerine  ulaştırılmasında Güvenç Sarı Saltık’ın aynı misyonu taşıdıkları, Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerinin sosyal düşünsel tarihlerinde aynı oranda kalıcı izler bıraktıkları görülmektedir.
Çepnilerin Hacı Bektaş Veli Sarı Saltık ile temaslarını, diyaloglarını dile getiren bu değerlendirmeler, Çepnilerin  düşünsel dünyasında Alevi-Bektaşi düşüncesinin önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Yapılan bu açıklamalar ışığında Güvenç , Karadeniz Bölgesinin Türkleşme İslâmlaşma sürecinde Çepni boyunun manevi önderlerinden biri olarak şımıza çıkmaktadır. 2005 yılında yapılan saha çalışmaları ışığında tarihsel yurtları Harşit Vadisi, Kürtün yöresi olup zaman içinde buradan göçle farklı coğrafyalara dağılan Düzce ili Gölyaka ilçesi Yunusefendi  köyü; İzmit ili Kandıra ilçesi Ballar köyü; Trabzon ili Akçaabat ilçesi Eskiköy ili Kürtün ilçesi Taşlıca köyü gibi yerleşim birimlerinde yerleşik topluluklarda Çepni kimliği ile Alevi-Bektaşi kimliğinin Güvenç Ocağı aidiyeti ile beraber devam ettiği tespit edilmiştir. Böylece çoğu araştırmacının Balıkesir tarafındaki Çepniler tamamen Alevi oldukları hâlde, Trabzon taraflarında Harşit Deresi boyundaki Çepni köylüleri külliyen Aleviliği unutmuşlardır (Eröz, 1990: 22) şeklindeki değerlendirmeleri geçerliliğini yitirmektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda ili, Kürtün ilçesi, Taşlıca köyünün Güvenç Ocağı’nın tarihsel merkezi olduğu tespit edilmiştir. Kürtün yöresinin Türkleşmesi sürecinde tarihsel kişilik olarak Güvenç ’ın adı yöre insanının toplumsal belleğinde günümüzde de önemini korumaktadır. Kürtün yöresinin en önemli yaylası Güvendi Yaylası olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca Güvendi Yaylası’nda asıl kabri Hacı Bektaş Veli Zaviyesi’nde bulunan Güvenç ’ın bir de makam mezarı yer almaktadır. Kürtün’de her yıl Güvenç , Güvendi Yaylası törenleri ile anılmaktadır. Kürtün yöresi Çepnileri içerisinde sadece Taşlıca köyü Çepnilerinde Alevi-Bektaşi kimlik Güvenç Ocağı aidiyeti ile beraber devam etmektedir. Taşlıca Köyü, Güvenç Ocağı’nın tarihsel merkezi, dede ocak köyü olarak yüzyıllarca bu misyonunu sürdürmüştür. Günümüzde de Taşlıca Köyü Alevileri arasında Güvenç Dede eşi Topal Emine Ana’nın adı sıklıkla anılmakta ikisi ile ilgili sözlü menkıbeler anlatıla gelmektedir. Güvenç Ocağı’na ait şecere daha birçok tarihi belge Taşlıca köyünde yerleşik Güvenç Ocağı’nın son dönem dedelerinden olup 1990’lı yıllarda vefat eden İlyas Güvendi(Küçük İlyas Halife)’nin ailesi tarafından korunmaktadır. Özellikle Ordu, Giresun, Samsun, Trabzon, Düzce, Zonguldak, İzmit illerinde yerleşik Güvenç Ocağı dedeleri de asıl yurtlarının ocak köylerinin Taşlıca Köyü olduğunu belirtmektedirler. Özellikle Eskiköy, Yunusefendi, Ballar Köylerinde yerleşik Güvenç Ocaklıları 19. yy. ın son çeyreği içerisinde bugünkü yerleşik oldukları yerleşim birimlerine Kürtün, Harşit Vadisi yöresinden göç ile gelerek yerleşmişlerdir.
Güvenç Ocağı’nı inanç ritüelleri açısından değerlendirecek olursak, Güvenç Ocağı, Erdebil Süreğini kabul eden, tarık (erkan) ile ayin-i cemlerini yapan musahipliği ocak talipliğinin temeli kabul eden bir ocaktır. Ordu, Samsun, Zonguldak illerinde yerleşik Güvenç Ocaklıların da ise tarık (erkan) uygulaması yerine pençe-i ali-i  aba uygulaması alınmakta müsahiplik kurumu ocak talipliğinin başlangıcı sayılmaktadır. Trabzon, , Düzce, İzmit illerinde yerleşik Güvenç ocaklılarında tarık (erkân) geleneği, müsahiplik ritüeliyle beraber devam etmektedir. Özellikle Yunusefendi, Eskiköy, Ballar köylerinde ayin-i pratikleri düzenli olarak devam etmektedir. Bu üç yerleşim biriminde âşıklık geleneği, nefes, deyiş kültürü canlılığını korumaktadır. Yunusefendi, Eskiköy Ballar köylerinde uzun dönemden beri cemevleri bulunmakta olup bu cemevleri köylülerin kültürel bağlarını devamında birincil önemde sosyal birimler olarak şımıza çıkmaktadır. Özellikle Yunusefendi köyünde ayin-i cemlerde müsahiplik kurumu, tarık (erkân) geleneği on iki hizmet ritüelleri tüm otantikliğini koruyarak devam ettirilmektedir. Yunusefendi köyünde ayin-i cemlerde gerçekleştirilen el hizmeti, katar çekme, semah ritüelleri, Alevi-Bektaşi inanç ritüellerinin temellendirilmesi mlanması açısından son derece önem taşımaktadır. Nevruz, Muharrem Orucu uygulamaları düzenli olarak devam ettirilmektedir. Yunusefendi, Eskiköy Ballar köylerinde gözlemlenen Dede-Halife-Çelebi Postnişin yapılanışı Güvenç Ocağı içerisindeki yetki piramidi açısından önemlidir. Yunusefendi, Eskiköy Ballar köylerinde talip grup içerisinden seçilerek görevlendirilmiş dedeler vardır. Bu dedeler köyün ayin-i hizmetlerini düzenli olarak yönetirler.Bu dedelerin bir üst makamında Halife olarak mlanan Güvenç Ocağı dedeleri yer alır. Güvenç Ocağı dedeleri her yıl bu köyleri düzenli olarak ziyaret ederler.Güvenç Ocağı dedelerinin bir üst makamında da Efendi  olarak mlanan Hacı Bektaş Çelebi Postnişini bulunur. Yunusefendi, Eskiköy Ballar köyleri Güvenç ocaklarına ait bu yetki piramidi genel anlamda Alevi ocak hiyerarşisini örneklemesi açısından önemlidir.
Sonuç
Oğuzların önemli bir boyu olan Çepniler’in düşünsel nda Türkmen dedesi Güvenç ’ın etkisi büyüktür. Alevi-Bektaşi düşüncesinin Çepni Türkmenleri içerisindeki yeri tespit edilirken daha çok Balıkesir, Manisa, İzmir illeri köylerinde yerleşik olan Köse Süleyman Ocağı’na bağlı onlarca Alevi-Bektaşi Çepni köyü örnek verilmektedir. Günümüze kadar yapılan çalışmalardaki genel tez; Karadeniz Çepni Türkmenlerinde Alevi-Bektaşi kimliğinin görülmediği şeklindedir. Fakat Düzce, İzmit, , Trabzon illerine bağlı Çepni kimlikli köylerde yapılan saha çalışmalarında bu köylerde Çepni kimliğinin, Alevi-Bektaşi kültürü Güvenç Ocağı mensubiyetiyle beraber devam ettiği tespit edilmiştir.
Yeni bilimsel çalışmalarla Balıkesir, Manisa, İzmir köylerinde yerleşik Köse Süleyman Ocağı mensubu Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenleri ile Karadeniz Bölgesi’nde yerleşik Güvenç Ocağı mensubu Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenleri hakkında şılaştırmalı olarak yapılacak sosyolojik, sosyal-antropolojik çalışmalar kültür tarihi ile ilgili yeni bilgiler açılımlar kazanılmasını sağlayacaktır.

KAYNAKLAR
ALTINOK, Baki Yaşa, 2003, “Hacı Bektaş Veli Hakkında Yazılmış Bir Menakıbname Bu Menakıbnamede Belirtilen Anadolu’daki Alevi Ocakları”, Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Ankara.
ERÖZ, Mehmet; 1990, ’de Bektaşilik, Ankara.
GÖLPINARLI, Abdülbaki; 1995,  Vilayet-name, İstanbul.
LAROUSSE BÜYÜK, 1986, Çepniler,  Cilt : 17, İstanbul.
NOYAN, Bedri; 1996, Hacı Bektaş-ı Veli Manzum Vilayetnamesi, İstanbul.
SÜMER, Faruk; 1992, Çepniler, İstanbul.
TOGAN, Zeki Velidi; 1981, Umumi Tarihine Giriş, İstanbul.
TURAN, Osman; 1969, Selçuklular Tarihi - İslam Medeniyeti, İstanbul.

Not: 35. SAYI - Guz 2005

T.C.
BAŞBAKANLIK
Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı
Konu: İnceleme
BAŞBAKANLIĞA
1. Sayın Başbakanımızın, devlet içinde yasadışı özel örgütlenmeye gidilmesi bunlar aracılığı ile yasadışı eylemler yaptırılması konusundaki ilgi (a) emirlerinin alınmasını müteakip gerekli araştırmalara başlanılmıştır.2. Takdir buyurulacağı gibi MİT Müsteşarlığı’nın, vuku bulmuş, kamuoyuna mal olmuş yargı organlarına intikal etmiş olay iddiaları, diğer yetkili, görevli sorumlu kuruluşları bir kenara iterek araştırma soruşturma yetkisi bulunmamaktadır. Esasen açığa çıkmış bu tür olay iddiaların kovuşturulması, güvenlik kuvvetlerimizin (emniyet jandarma) ilgili yargı organının görev alanında bulunmaktadır. Doğal olarak araştırmaya müstenit bilgi, belge ipuçlarının da anılan kuruluşlarda bulunması esasen yasal bir zorunluluktur.

3. Bu itibarla olay, olaya bağlı olarak ortaya atılan iddialar bunlara adları ışanların durumları; ilgi emir ekinde intikal ettirilen dosya münderecatı ile kayıtlarımızda yer alan bilgiler çerçevesinde incelenmiştir. İddialara konu olan şahıslar hakkında önceden kayıtlarımıza intikal etmiş bilgiler ise müsteşarlığımız görev alanına giren çalışmalar sırasında, bu çalışmalarımızla ilgili faaliyetler ölçüsündeki hususları kapsamaktadır.

Yukarıda arzedilen esaslar çerçevesinde yapılan inceleme sonuçları bir dosya halinde ekte sunulmuştur. Arzederim.

Sönmez Köksal

Müsteşar

Ekler:

Ek 1: Dosya (1 )

1. GİRİŞ

03 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında Balıkesir Bursa karayolu ilçesi =C7atalceviz mevkiinde meydana gelen kazası genelinde büyük bir ortamı yaratmıştır. Kaza sırasında otomobilde bulunanların kimlikleri, meslekleri konumları, medyanın konuyu sahiplenmesi, tartışmaları giderek tırmandırmış, basının isimlendirmesiyle tartışmalar “devlet mafya siyaset” üçgeni etrafında yoğunlaşmıştır.

Tepki tartışmalar, siyasi zeminde de etkili bir şekilde işlenmiş, devletin var olduğu öne sürülen bazı tasarruflarından hareketle devlet devletin bazı kurumlarını irdeleyen nitelik kazanmıştır.

Olay giderek kendi boyutlarını aşmış, siyasi, sosyal güvenlik psikolojik açıdan gündemindeki en ağırlıklı konu haline gelmiştir.

2. Olayın cereyanı

DYP Şanlı Milletvekili Sedat Edip Bucak, İstanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, “Mehmet Özbay” kimlikli Abdullah =C7atlı ile 1970 doğumlu Gonca Us 01 Kasım 1996 günü akşam saatlerinde Kuşadası Onura Otel’e gelmişlerdir. Bucak’a ait 06 AC 600 plakalı Mercedes marka otomobille Hüseyin Kocadağ yönetiminde İstanbul’a gitmek üzere yola çıkan grup, 3 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında ilçesi =C7atalceviz mevkiinde benzin istasyonundan yola çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona çarparak kazası yapmıştır.

Kaza sonucu 06 AC 600 plakalı otoyu kullanan Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay kimlikli Abdullah =C7atlı ile Gonca Us nı kaybetmişler, milletvekili Sedat Bucak ise yaralı olarak kurtulmuştur.

Kazada kamyon şoförü Hasan Gökçe asli kusurlu görülmüş sorgusunu takiben 04.11.1996 günü tutuklanmıştır.

2.2. Kaza sonrası Bucak’a ait otoda bulunan silah dokümanlar.

2.2.1 Çatlı’nın üzerinde bulunanlar:

Yapı Kredi Bankası kartı
Yapı Kredi Bankası Visa kartı
Fatura bilgi kardı
Barclays Visa kartı
İstanbul Ticaret Odası Üye Kimlik Kartı
44.500.000 TL., 29 100 ABD ı, 305 DM.
Mehmet Özbay adına düzenlenmiş sürücü belgesi.
Mehmet Özbay adına, Emniyet Genel Müdürlüğü’nce düzenlenmiş Mehmet Ağar imzalı Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanı belgesi.

2.2.2 06 AC 600 plakalı otoda bulunanlar:

930647 seri nolu 9 mm. çapında Saddam marka tabanca ile bu tabancaya ait şarjör, 9 mermi.
U544265 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka tabanca bu tabancaya ait 2 şarjör ile 10 mermi.
L534618 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka bu tabancaya ait bir şarjör ile 45 mermi.
B178902 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka bu tabancaya ait bir şarjör ile 10 mermi.
A925710 seri nolu 22 Calibre Baretta marka tabanca bu tabancaya ait 2 şarjör ile mermi.
22 Calibre tabancaya ait susturucu.
21995 seri nolu 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca 2 şarjör.
C42952 seri nolu 9 mm. çapında MP 5 makinalı tabanca, iki şarjör 82 mermi.
13 7.62 mm. çapında BKC (Biksi) mermi.
100 5.56 mm. çapında mermi.
8 22 Calibre mermi.
Çeşitli markalarda 3 .
Bir ışıldak.
2 şifreli kilitli çanta, içerisinden; 19 kalem temizlik eşyası, 2 İnternational Hospital üye kartı, cep ı değişik kredi kartları.
06 AC 600 plakalı araç adına düzenlenmiş, Sedat Edip Bucak adına onaylı 0514 seri nolu TBMM araç giriş kartı 46 kalem muhtelif eşya belge.
06 EMR 15 plakalı araç adına düzenlenmiş Uluç Gürkan adına onaylı 1070 seri nolu TBMM giriş kartı.
34 NUL 63 sayılı iki sac plaka
ele geçirilmiştir.

Öte yandan, Sedat Bucak kaza sonrası basına yaptığı açıklamalarda; her an ölüm tehdidi altında olduğunu, bu yüzden devamlı silah taşıdığını, arabadaki silahların kendisine ait olduğu, bunları PKK ile yaptığı mücadelede kullandığı, ancak arabada bulunan susturucularla bir ilgisinin olmadığı, bahse konu susturucuların kaza sonrası arabaya konulduğu, bunun kendisine şı hazırlanan bir komplo olduğu hususlarına değinmiştir.

Öte yandan, Sedat Bucak, DGM Savcısı’na, Meclis lojmanlarındaki evinde verdiği ifadede; kaza sonrası arabada bulunan silah susturucular hakkında hiçbir bilgisinin bulunmadığını ifade etmiştir.

3 OLAYA ADI KARIŞANLAR

Kazada yer alanlar:

Kaza yapan 06 AC 600 plakalı Mercedes marka oto içerisinde bulunanlardan milletvekili Sedat Edip Bucak, emniyet mensubu Hüseyin Kocadağ Abdullah Çatlı’ya ilişkin olarak kayıtlarımızda yer alan dosya bilgileri EK 1′de sunulmuştur.

Üner Gül ı 1969 İzmir doğumlu Gonca Us hakkında kayıtlarımızda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca olay sonrasında sürdürülen araştırmalar kapsamında, Abdullah Çatlı için 3 Ağustos 1994 tarihinde, Mehmet Özbay adına düzenlenmiş talep formu tanzim edilerek Maliye Bakanlığı’na bağlı, birinci derece kadrodan Maliye müfettişi gösterilmek suretiyle hususi damgalı pasaport talebilnde bulunduğu İçişleri Bakanlığı’nca adına TR A 245202 seri numaralı hususi pasaport düzenlendiği anlaşılmıştır.

Tartışmalarla Gündeme Gelen Şahıslar

İleri sürülen iddialarda ismi geçen “59” şahıstan “17′’si halen hayatta bulunmamaktadır.

9′u yalnızca isimleri ile nan 59 kişiden; 4′ü politikacı, 4′ü işadamı, 14′ü mafya ile bağlantılı oldukları ileri sürülen eski ülkücü, 5′i TSK mensubu, 13′ü emniyet mensubu, 1′i adamı, 1′i MİT mensubu, 1′i MİT’le bağlantılı olduğu iddia edilen şahıs, 2’si İran orijinli şahıs, 8′i mafya bağlantılı eroin kaçakçısı oldukları iddia edilen şahıs, 1′i şoför, 1′i PKK itirafçısı, 1′i Suriye orijinli bayan, 2’si Kürt orijinli avukat, 1′i genelev işletmecisi konusunda bulunmaktadır.

4. ŞAHISLAR ARASI İLİŞKİLER

Yapılan araştırma sonucunda kazaya ışan şahıslara ilişkin olarak, resmi görevli şahısların görevlerinden kaynaklanan doğal irtibatları dışında, bugüne kadar birbirleriyle, olay sonrasındaki iddialar doğrultusunda iltisakları bulunduğu yolunda herhangi bir bilginin kurumumuza intikal etmediği görülmüştür. Buna şın basında yer alan bilgilerle mütalaa edildiğinde, iddialarda isimleri geçen şahıslar arasında Tansu Çiller, Özer Çiller, Mehmet Ağar, Haluk Kırcı, Sedat Bucak, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Hüseyin Baybaşin ile halen ölü bulunan Abdullah Çatlı, Ahmet Ersever ile Tarık Ümit önem arzetmektedir.

Bahse konu şahıslar arasında var olduğu iddia edilen ilişkiler bu şahısların gerçekleştirdiği eylemler, genel olarak şematize edilerek EK 4′de sunulmuştur.

Ayrıca, olaya adı ışan şahıslara ilişkin basında çıkan iddialar bu şahısların ilişkileri ayrı ayrı şematize edilmek suretiyle EK 5′te sunulmuştur.

5. İDDİALAR

(İddialar basında veya id dianın yer aldığı kaynakta bulunduğu şekliyle aktarılmıştır.)

İddiaların ayrıntıları EK 6′da sunulmaktadır. Aşağıdaki maddelerde iddialar başlık olarak sıralanmaktadır.

Aydınlık Dergisi’nin 22 Eylül 1996 483 sayılı, 17 Kasım 1996 491 sayılı, 24 Kasım 1996 492 sayılı nüshalarında yer alan iddialar;

“Çiller Örgütü” iddiaları

“DYP Genel Başkanı Tan su Çiller, bazı MİT emniyet mensupları ile ülkücülerin içerisinde yer aldığı `Özel Suç Örgütü’ kurmuştur.

Anılan örgüt mensuplarınca, kendi aralarında, `özel büro’ olarak adlandırılan, Çiller Özel Örgütü, CIA MOSSAD ile bağlantılıdır.” Örgütün Yapısı Kadrolarına İlişkin İddialar:

“700 kişiden oluşan Özel Büro içerisinde; DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Özer Çiller, Mehmet Ağar, MİT Müsteşar Yardımcısı Kontr Terör Daire Başkanı Mehmet Eymür, Emniyet Genel Müdürlüğü Müşaviri, Emekli Albay Korkut Eken, Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, ülkücü mafya şeflerinden Alaattin Çakıcı, Abdullan Çatlı” bulunmaktadır. İddia edilen Özel Büro’nun yapısı kadrolarına ilişkin şema EK 7′de sunulmuştur.

Örgütün mafya ile bağlantısına tetikçi kadrolarına ilişkin iddialar:

Örgütün, A. Çatlı liderliğindeki ülkücü grup ile ilişkileri

Örgütün, 6. Filo isimli ülkücü grupla ilişkileri.

Örgütün, Söylemez çetesi ile olan ilişkileri.

Örgütün eylemlerine ilişkin iddialar:

Haydar Aliyev’i devirme operasyonu.

Çeçenistan’a müdahale Avrasya feribotunun kaçırılması.

M. Ağar’ın uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin ile bağlantısı.

Özer Çiller’in nükleer madde kaçakçılığı yapması.

Manukyan’a suikast girişimi.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in öldürülmesi.

Ersever arkadaşlarının öldürülmesi.

Askar Smitko Lazım Esmaeli’nin öldürülmesi.

Behçet Cantürk arkadaşlarının öldürülmesi.

Tarık Ümit’in öldürülmesi.

Avukat Yusuf Ekinci, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım Medet Serhat’ın öldürülmeleri.

Tevfik Ağansoy’un öldürülmesi.

Haluk Kırcı Fethullah Gülen ilişkisine dair iddialar

1994 yılından itibaren Ankara’daki gazinolardan, kumarhanelerden, barlardan haraç toplamaya başlamıştır.

Devletten adamları için milyarlarca liralık alan Bucak Aşireti’nin adam sayısını abarttığı ileri sürülüyor.

Askerlik yapmak istemeyen kaçakçıların, şılığı Bucak Aşireti’nden korucu kimlikleri aldıkları askerliklerini aşiretin belirlediği bir yerde, “geçici köy korucusu” olarak tamamladıkları söyleniyor.

Sedat Bucak hastaneden çıkartıldıktan sonra, getirildiği TBMM lojmanlarındaki evinden saatliğine ayrılıyor. Sedat Bucak’ın Mehmet Ağar bir emekli generalle basına yapacağı açıklamayı görüştüğü mezkur açıklamanın kendisine Ağar emekli general tarafından dikte ettirildiği söyleniyor.

Bucak’ın katıldığı HBB’deki TV ını, anılan kanalda yöneticilik yapan eski MİT mensuplarından Bülent Öztürkmen, dostu Korkut Eken’in ricasıyla ayarladı.

Diğer iddialar

kazası sonrası basında yer alan iddialara ilişkin ayrıtılı bilgiler Ek 8′de sunulmuştur. Bunlar içerisinde aşağıda yer alan bilgiler önem arzetmektedir:

Abdullah Çatlı ile ilgili kazası sonrası başlayan soruşturma sürerken, Çatlı’nın İngiltere’deki ilişkileri dikkati çekmektedir. İngiliz hükümetinin ülkelerine yönelik uyuşturucu trafiğinin önünü kesmek amacıyla, Çatlı gibi yabancıları kullandığı biliniyor.

Hüseyin Kocadağ, Abdullah Çatlı Sedat Bucak, ’taki kazadan önce Yalova’ya, kumarhane açmak amacıyla arsa aramaya gitmişlerdir.

Mehmet Ağar’ın istifasından sonra “Çiller Özel Örgütü” üyelerine dağıtılan kimlikler, ruhsatlar, pasaportlar geri toplanmış, üyelerin ortalıkta görülmemesi emri verilmiştir.

Öte yandan, Hüseyin Kocadağ’ın eski İstanbul Asayiş Şube Müdürü Sedat Demir ile Sedat Bucak’ı barıştırmak için arabada bulunduğu Bursa’ya gittikleri de iddialar arasındadır.

İddialardan doğrulananlar:

Aydınlık dergisinin 2 Eylül 1996 tarihinde (483 sayılı), 17 Kasım 1996 (491 sayılı) 24 Kasım 1996 (492 sayılı) tarihli nüshalarında Doğu Perinçek tarafından ortaya çeşitli iddialar atılmıştır. Söz konusu iddialardan 22 Eylül 1996 tarihinde Aydınlık gazetesinde yayımlanan “MİT Raporu” olduğu iddia edilen metin içerisinde yer alan bazı hususların, kaza sonrasında çeşitli basın yayın kuruluşlarının araştırmaları sonucundaki gelişmelerle doğrulandığı gözlenmiştir.

Çatlı’nın kimlik kullandığı iddiası:

Çatlı’nın, Mehmet Özbay kimliği taşıdığı, Mehmet Özbay Mehmet Özbey adına Londra Şikago başkonsolosluklarından, 1980 1996 yıllarında 3 pasaport aldığı, 1992 yılında Şahin Ekli adına düzenlenmiş pasaportla yurtdışına çıkmaya çalıştığı, konsolosluklar emniyette bulunan belgelerle kanıtlandığı basında yer almaktadır. (4 Aralık 1996 tarihli Sabah gazetesinde İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin hazırladığı rapora atfen yayımlanmıştır. Söz konusu gazete kupürü Ek 9′da sunulmuştur.)

Çatlı’nın eroin kaçakçılığı yaptığı iddiası:

Çatlı, Fransa İsviçre’de eroin kaçakçılığı suçundan mahkum olmuştur hapis cezasına çarptırılmıştır. Söz konusu bilgileri Abdullah Çatlı’nın Ek 3′te bulunan dosya bilgileri eşi Meral Çatlı’nın basında yer alan ifadeleri teyit etmektedir. (Ek 10)

Çatlı’nın Ali Bucak aşireti mensupları ili ilişkili olduğu iddiası:

Çatlı’nın Ali Bucak aşireti mensupları ile ilişkili olduğu, şahısların beyanları ile doğrulanmıştır.

Çatlı’nın emniyet mensupları ile ilişkisi olduğu iddiası:

Ağar’ın, kazadan sonra, “Hüseyin Kocadağ’ın Çatlı’yı güvenlik kuvvetlerine teslim etmeye gittiğini, bu nedenle aynı arabada buluduğunu” açıklamasına şın, Sedat Bucak’ın “Kocadağ’ın Çatlı’yı Mehmet Özbay adı ile dığını” belirtmesi, Ağar’ın konuyla ilgili beyanları ile çelişmiştir. Ancak mevcut birliktelik dahi Çatlı’nın Emniyet’le ilişkisi olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Mehmet Ağar’ın Haluk Kırcı ile iltisakının bulunduğu iddiası:

Ağar, Haluk Kıcı’yı madığını ifade etmiş, bilahare Hürriyet gazetesinde nikah şahidi olduğuna dair fotoğraflarının yayımlanması üzerine, olayı “vali vatandaş” ilişkisi çerçevesinde açıklamaya çalışmıştır.

Çatlı’nın Eylül 1980 öncesi Ağca ile ilişkisi olduğu iddiası:

Çatlı’nın Ağca ile ilişkisi 1978 yılından beri bilinmektedir. Söz konusu iddia, Ağca’nın 24 Kasım 1996 tarihinde gazete TV’lerde çıkan açıklamalarıyla da teyid görmüştür.

Çatlı’nın kokain kullandığı iddiası:

’ta meydana gelen kaza sonrasında, çeşiti yayın organlarında, Çatlı’nın üzerinde kokain bulunduğu şeklinde bir iddia yer almış, Ankara’da jandarma laboratuvarındaki tespitler sonucunda Çatlı’nın kokain kullandığı doğrulanmıştır.

Araştırılmasında fayda görülenler:

Bahse konu iddialardan önemli görülen araştırılması gerektiği değerlendirilenler aşağıda sunulmuştur:

Çiller Özel Örgütü adı da faaliyetlerini sürdürdüğü iddia edilen bir yapılanmanın mevcudiyetinin tespiti, bu suçlama ile bağlantılı tüm iddiaların doğru olup olmadıklarına vuzuh kazandırılması suretiyle mümkün olabilecektir.