A
· ablütofobi: yıkanmaktan korkma
· agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
· agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
· ailurofobi: kedilerden korkma
· akluofobi: karanlıktan korkma
· akrofobi: yüksek yerlerden korkma
· akustikofobi: belirli seslerden kokrma
· algofobi: acı çekmekten korkma
· amaksofobi: araba (ya da taşıt)korkusu
· amatofobi: toz korkusu
· amnezifobi:Hafızasını kaybetmekten korkma
· amofobi:Sivri cisim korkusu
· androfobi: adamlardan korkma
· anemofobi: fırtına korkusu
· antlofobi: sel korkusu
· antropofobi: insanlardan korkma
· apifobi: arılardan korkma
· arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku
· araknofobi: örümceklerden korkma
· aritmofobi: sayılardan korkma
· asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
· astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
· astrafobi: şimşek korkusu
· ataksofobi: düzensizlikten korkma
· atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma
· aviofobi: uçuş korkusu
B
· ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
· batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
· batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
· belonefobi: iğnelerden korkma
· bibliyofobi: kitaplardan korkma
· bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
· brontofobi: gökgürültüsünden korkma
D
· datafobi: veriden korkma
· dentofobi: dişçiden korkma
· dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma
· dekatriaparaskevifobi: ayın 13′ünün Cuma gününe gelmesi korkusu
E
· eisoptrofobi: aynalardan korkma
· elektrofobi: elektrikten korkma
· emetofobi: kusmaktan korkma
· entomofobi: böceklerden korkma
· endofobi: Giyecek korkusu
· epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
· eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku
· erotofobi: cinsellik korkusu
F
· farmakofobi: ilaçlardan korkma
· fazmofobi: hayaletlerden korkma
· febrifobi: yüksek ateşten korkma
· filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma
· filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
· fobofobi: korkmaktan korkma
· fotofobi: ışıktan korkma
G
· gametofobi: evlenmekten korkma
· gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
· gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
· glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma
H
· haptofobi: dokunulmaktan korkma
· harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma
· helyofobi: güneş’ten korkma
· hematofobi: kan korkusu
· herpetofobi: sürüngenlerden korkma
· hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
· higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma
· hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
· hipnofobi: uyumaktan korkma
· hipofobi: atlardan korkma
· homiklofobi: sisten korkma
· homofobi: eşcinsellerden korkma
İ
· ihtiyofobi: balıklardan korkma
· islamofobi: İslamdan ve müslümandan korkma
J
· jinefobi: kadınlardan korkma
K
· kainatetofobi:Yenilik korkusu
· kakofobi: çirkinlikten, çirkin seylerden korkma
· kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu
· kanserofobi: kanser olmaktan korkma
· kardiyofobi: kalp hastalığından korkma
· karnofobi: etten korkma
· katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
· kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
· kenofobi:Karanlık korkusu
· keymafobi: kıştan ve soğuktan korkma
· kimofobi: dalgalardan korkma
· kinofobi: *****lerden korkma
· klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
· klostrofobi: kapalı yer korkusu Kapalı ve basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı ve kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler ve kilitli odalar onlar için korku verici yerlerdir. Hastanın temel korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak ve boğulmaktır.
· koprofobi: dışkı korkusu
· koulrofobi: palyaçolardan korkma
· kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
· kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
· kronomentrofobi: saatlerden korkma
· ksantofobi: sarı renkten korkma
· ksenofobi: yabancılardan korkma
· ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma
L
· limnofobi: göllerden korkma
· litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma
· logofobi: belirli kelimelerden korkma
· lökofobi: beyaz renkten korkma
M
· manyofobi: delirmekten korkma
· mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
· mekanofobi: makinelerden korkma
· melanofobi: siyah renkten korkma
· mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
· mizofobi: kirlilikten korkma
· monofobi: yalnızlıktan korkma
· musofobi: farelerden korkma
N
· nekrofobi: cesetten korkma
· nelofobi: camdan korkma
· niktofobi: geceden korkma
· nozokomefobi: hastanelerden korkma
· nüdofobi: çıplaklıktan korkma
O
· obesofobi: şişmanlamaktan korkma
· ofidiyofobi: yılanlardan korkma
· okofobi: taşıt araçlarından korkma
· orofobi:Yamaçtan iniş korkusu
· osmofobi: belirli kokulardan korkma
P
· pantofobi: her şeyden korkma
· papirofobi: kağıttan korkma
· paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma
· patofobi: hasta olmaktan korkma
· pedofobi: çocuklardan korkma
· peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
· penyafobi: fakirlikten korkma
· pirofobi: ateşten korkma
· plakofobi: mezar taşlarından korkma
· pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
· politikofobi: politikacılardan korkma
· porfirofobi: mor renkten korkma
· potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma
· potofobi: alkollü içeceklerden korkma
· pteronofobi: kuş tüyünden korkma
· pupafobi: kuklalardan korkma
R
· radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma.
· ranidafobi: kurbağalardan korkma
S
· selenofobi: ay’dan korkma
· siderofobi: yıldızlardan korkma
· simetrofobi: simetriden korkma
· skiofobi: gölgelerden korkma
· sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
· soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma
T
· tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
· takofobi: yüksek hızdan korkma
· talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
· tanatofobi: ölümden korkma
· teknofobi: teknolojiden korkma
· teratofobi: gebe kadının, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması
· termofobi: ısıdan korkma
· testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
· tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
· otomofobi: ameliyat olmaktan korkma
· toksifobi: zehir korkusu
· topofobi: belirli yerlerden korkma
· travmatofobi: yaralanmaktan korkma
· trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
· triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
· tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma
· trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma
Ü
· ürofobi: sidikten korkma
X
· xenofobi: yabancılardan korkma
V
· venereofobi: zührevî hastalıklardan korkma
· venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma
· vermifobi: solucanlardan korkma
Z
· zelofobi: kıskançlıktan korkma
· zoofobi: hayvanlardan korkma
Bermuda Şeytan Üçgeni, Atlantik Okyanusunda çok sayıda uçak ve geminin kaybolduğu, bazı paranormal olayların yaşandığı bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil koruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: “Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik’te, ABD’nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida’daki Miami, ve Puerto Rico’daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.[1]
Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından “doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı” olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis’in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta’nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb’un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddia ya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi .
Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve “hidrat” denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu “tebeşir gazlar” erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar.
Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da , hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.
daha fazla bilgi için : http://tr.wikipedia.org/wiki/Bermuda_%C5%9Eeytan_%C3%9C%C3%A7geni
Unutulmaz Bir Aşk Hikâyesi
Latif, bir çoban… Saf huylu, düşünceli, temiz kalpli bir çoban… Bir gün, koyunlarını otlatırken nehre su almaya inen güzeller güzeli Latife’yi gördü. Ve ona âşık oldu. Aşkıyla her gece yanıp tutuştu. Latife, o kadar güzel bir kızdı ki köyün tüm genç delikanlıları ona âşıktı. Fakat Latife’nin babasının korkusundan Latife’yle değil görüşmek, göz göze bile gelemiyorlardı. Ama bizim saf huylu çobanımız Latife’ye öyle bir âşık olmuştu ki, aşkı için dağları bile delip geçerdi. Öylesine seviyordu Latife’yi. Latife, Latif adlı çobanın kendisine âşık olduğunu daha sonra öğrendi. Ve o da bir gün Latifle göz göze geldi. Artık o da Latif’e vurulmuştu.
Latife’nin babası, adamlarına kızına âşık olan çoban Latif’i bulmalarını emretti. Maho Ağa (Latife’nin babası) kızının bir çobana âşık olmasına çok sinirlenmişti. Onun kızının ancak bir saraya gelin olabileceğinin düşüncesindeydi. Ama o sadece kendi düşüncesi… Latife babasından çok farklı düşünüyordu. O, gönlünün sevdiği kişiyle evlenmeyi istiyordu. Neyseki bizim çoban Latif, Maho . Ağa’nın adamlarına yakalanmamıştı. Çoban Latifle, güzeller güzeli Latife gizlice buluşuyorlardı. Maho Ağa bu durumdan oldukça rahatsızdı. Adamlarına:
—Eğer o çobanı bulamazsanız bir daha gözüme gözükmeyin! Diye sert bir ses tonuyla çıkıştı. Adamları hemen Maho Ağa’nın yanından dağıldılar. Dağılışlarında uğultu ön plandaydı. Nasıl yakalayacaklarını düşünüyorlardı, daha önce tüm çabalarına rağmen Çoban . Latif’i yakalayamamışlardı. Maho Ağa bu uğultunun arkasından adamlarına:
—Dediklerimi duydunuz, eğer yakalayamazsanız bu köyden gidin! Diye seslendi.
Latif ile Latife, güneşin etrafı tepeden gözlemlediği, yapraklarının sürçüşmesiyle oluşan uğultunun kulağa hoş bir verdiği, bir yaşlı çınar ağacının altında el ele tutuşmuş bir vaziyette konuşuyorlardı. Maho Ağa’nın adamları onları birkaç kilometreden fark . etmişlerdi. Ellerinde silahlarıyla onlara doğru yaklaşıyorlardı. Latife babasının adamlarının kendilerine doğru yaklaştıklarını fark etti ve hemen Latif’i uyardı. Onu:
—Latif’im! Hemen ayrılmalısın yanımdan. Babamın adamları geliyor! Ellerinde silahları var! Çabuk ol! Çabuk! Diye kaçması için uyardı.
Latif, önemsemedi pek… Ama Latife’nin yalvarışları karşısında tehlikeyi süzmüştü. Latife’ye:
—Sen de gel Latifem! Sen de gel, dedi. Latife:
—Olmaz, gelemem… O zaman peşimizi bırakmazlar. Hiç değilse git, merak etme peşinden gelmemeleri için onları oyalarım, dedi. Latif:
—Ben yakalanmaktan korkmuyorum Latif’em. Ben senden ayrı düşeceğim için korkuyorum. Buluşalım, sonra buluşalım, dedi. Latife telaşla:
—Tamam, ama şimdi gitmelisin, çabuk gitmelisin, diye yalvardı.
Latif, . Latife’nin alnından öpüp ellerini okşadı, sonra da oradan ayrıldı. Bir süre sonra Maho Ağa’nın adamları oraya geldi. Latife’yi alıp götürdüler. Geç kaldıkları için Latif’in peşinden gitmekten de vazgeçtiler…
Konaktayız…
Maho Ağa’nın adamları, konağa gelmişlerdi. Telaşla Maho Ağa’nın ayağına gittiler. Maho Ağa hınçla:
—Ne oldu buldunuz mu çobanı? Diye sordu adamlarına.
Adamlarından biri öne atılarak:
—Daha önemlisi kızınızı bulduk ağam, dedi.
Maho Ağa:
—Kızım zaten eninde sonunda buraya gelecekti. Ben size bir daha kızımın o çobana gitmemesi için çobanı bulun demedim mi?
Adamları birbirlerine bakışarak, kızıştılar. Maho Ağa gür bir sesle:
—Susun! Derhal pılınızı pırtınızı toplayın köyden defolun gidin! Diye söylendi adamlarına…
Adamlarından biri atılarak:
—Bize bir şans daha verin ağam son bir şans daha, diye yalvardı.
Bu söz adamları arasında birkaç defa tekrarlanarak bir uğultu haline geldi. Maho Ağa son bir şans daha tanımıştı adamlarına… Adamları yarından tezi yok yola düşme kararı almışlardı kendi aralarında…
Çoban Latif üzgün ve düşünceli adımlarla koyunlarını otlatıyordu. Bir kavak ağacının altına uzandı. Derin derin düşüncelere daldı. Latife’yi düşünüyordu. Onun gündüzleri güneşin ışıkları altında bir deniz gibi dalgalanan masmavi gözlerini düşünüyordu. Onun bir su gibi kaygan ve ışık vurunca parlayan yüzünü düşünüyordu. Düşünceler arasında dönüp duruyordu ki duyduğu bir . ses onu hayallerinden alı koydu. Uyandığında, koyunlarıyla oynaşan elinde, uzun, ince bir sopa olan, uzun kirli, yırtık pırtık pardösülü, başında parçalanmış bir takke olan ve yamalı pantolonlu bir adam gördü. Galiba o adam köyün delisiydi. Latif ayağa kalktı ve deliye seslendi. Deli, Latif’in yanına koşarak yaklaştı ve ona:
—Nabber nassın? . Nassı gidiyo? Diye sordu. Latif, şaşkın bakışlarla Deli’ye:
—İyiyim, iyiyim de senin adın ne? Diye sordu. Deli gülerek ve ellerini çırparak cevap verdi:
—Mennan! Mebus Mennan! Mebus! Mebus olacam Mebus! Ben Mebus’um Mebus! Diye söylendi Latif’e…
Latif güldü. Ve Mennan’a:
—İyi o zaman. Benimle dost olur musun? Diye sorduğunda . Mennan gülerek ve ellerini çırparak:
—Tamam ol! Ama sadece ol! Başka bir şey olma! Mebus olma haa… Ben olcam mebus ben! Ben! Ben! Diye söylendi…
Latif, elini Mennan’ın omzuna atarak beraber koyunların yanına doğru yürüdüler ve uzun uzun konuştular…
Sabah olmuştu. Maho Ağa’nın adamları sabah erkenden kalkmış ve çoban Latif’in kaldığı kulübeyi aramaya koyulmuşlardı. Sorup soruşturup, bilip biliştirip sonunda çoban Latif’in kulübesini bulmuşlardı. Aniden kapıyı kırarak kulübeyi bastılar. Ama kulübede kimse yoktu. Çünkü çoban Latif, dün tanıştığı Mennan’ın kulübesinde kalmıştı.
Mennan’ın Kulübesindeyiz…
Mennan sabah yemeği için tavşan yakalamıştı ve onu kızartıyordu. Tavşanın kızarmış etinin kokusu, kulübede uyuyan Latif’in burnunda tütüyordu. Latif bu kokuyla uyandı ve gözlerini ovuşturdu, etrafa şöyle bir bakındı. Yatağından kalkarak Mennan’ın yanına geldi ve ona:
—Ne güzel bir yemek, dedi.
Mennan gülerek ve ellerini çırparak:
—Güzel, güzel… (Suratını asarak) Güzel olan yemek değil, güzel olan tavşan. Ve ben tavşanın canına kıydım. (Kendine kızarak) Ama eğer ben kıymasam aç kalacaz, aç kalacaz. (Sesini alçaltarak) Ama ben kıymasam belki tavşan çok mutlu olacaktı, çok mutlu olacaktı! Diye söylendi kendi kendine…
Latif, Mennan’ı anlıyordu az da olsa. Ve ona şöyle dedi:
—Sen onu öldürmesen o kendine kendisini öldürecek birini arayacak, Mennan. Sen eğer onu öldürmeseydin o başka birine vurulacak. Eğer sen onu öldürmeseydin aç kalırdık ve ben de bu güzel kokuyu bir daha hissedemezdim. Hayatımdaki en güzel an, dedi ve biraz durdu, düşündü sonrasında:
—Tabi Latife’yi gördüğüm andan sonraki, diye söylendi kendi kendine.
Mennan, Latif’e dönerek:
—Latife kim? Diye sordu.
Latif:
—Latife, benim. . Latife de ben… Ben oyum o da ben… Ben neysem o da o… O neyse ben de o… Ben onu çok seviyorum Mennan. Anlıyor musun?
Mennan yutkunarak:
—Anlıyorum, dedi ve boynunu yere doğru eğdi.
Aradan günler geçti. Latif ile Latife zaman bulduklarında buluşuyorlardı. Latife, Mennan ile de tanışmıştı.
Maho Ağa’nın sabrı taşmıştı artık. Kızını, o çobandan kurtarmanın tek yolunun şehre taşınmanın olduğunu düşünmüştü. Zaten işi de vardı şehirde. Hemen toplandılar ve yola koyulmak için gün saydılar.
Latife, babasının bu kararını Latif’le paylaştı. Latif isyan etmişti. Küplere binmişti.
Latife:
—Artık kader bize sırtını çevirdi Latif’im. Artık babamın . bu kararı değişmez. Kaçır beni desem, köyün dışına bile çıkamayız. Her yer babamın emrinde. En iyisi şehre taşınalım biz, sonra sen beni şehirden alırsın, kaçarız…
Latif:
—Sen git, ben daha sonra düşünürüm. Ama şunu sakın unutma, eninde sonunda kader şahidimiz olsun ki birleşeceğiz. Ben seni çok seviyom, hem de çok! . Diye haykırır… Bu ses dağlardan dağlara yankılanır ta Maho Ağa’nın kulağına kadar gider. Maho Ağa gür bir sesle:
—Latife! Diye haykırır.
Yoldayız…
Maho Ağa özel bir arabayla köyün çıkışına varmıştı. Arabayı durdurdu ve çıkış görevlisinden birine:
—Bu civarlarda Çoban Latif diye biri var. Onun bu köyün dışına çıkmasına izin vermeyin. Sakın! Diyerek uyardı.
Görevli:
—Tamam, efendim, dedi.
Arabayla oradan ayrıldılar.
Çoban Latif derin düşünceler içinde Latife’yi köyün çıkışına yakın olan bir tepeden uğurladı. Yanında Mennan da vardı. Mennan, Latif’e:
—Düşünme, bir yolunu bulucaz, buluşacaksınız, birbirinizden haber alacaksınız…
Aradan aylar geçti. Latif aylarca Latife’den bir haber alamadığına yanıyordu. Yoksa Latife onu unutmuşmuydu. Zengin çocuğu onun aklını çelmişmiydi diye düşünüyordu. Eli kolu bağlıydı. Köy dışına da çıkamıyordu.
Mennan, Latif’in yanına geldi ve Latif’e:
—Neden üzülüyon? Diye sordu.
Latif:
—Neden sordun? Dedi.
Mennan:
—Yüzün üzgün, gözlerin ağlıyor.
Latif:
—Latifem’den uzak, yapayalnız, çaresiz olmaktan üzülüyorum. Ona üzülüyorum. Bir haber bile alamıyorum.
Mennan gülerek ve ellerini çırparak:
—Artık haber alacaksın. Aylardır proşe yapılıyodu… Araya Latif girdi:
—Ne projesi? Diye sorduğunda Mennan sözüne devam etti aynı tavırlarıyla:
—Telgraf proşesi…
Latif sevinç içinde:
—Ne yani bizim köye de mi telgraf döşeniyor? Diye sordu.
Mennan:
—Evvet, öyle diyolardılar, dedi…
Latif hemen köye indi. Sevinçle, Latife’ye çekeceği telgrafı düşünerek, telgrafın çekildiği yerin yakınına geldi. Sıra çok uzundu. Mennan ve Latif şaşkın gözlerle o kalabalığa bakıyordu. Sıra hiç bitmiyordu. Bir çeken bir daha çekiyordu. Telgraf bu köye okuma yazmayı geliştirme ve teknolojiyle daha yakınlaşma amacıyla yapılmıştı. Telefon da olabilirdi fakat telgraf yazışmayla olduğundan hem okuma yazmada katkı sağlayacak hem de haberleşmede kolaylık sağlayacaktı. Telgraf, Latife’nin gittiği şehir ile Latif’in olduğu köy arasında haberleşme yapılsın diye deneme amaçlı çekilmişti. Latif saatleri sayıyordu. Bir kere şansını denedi ve hemen kalabalığa atıldı ve hırslı köylülerin arasından bir ton azar işiterek ayrıldı. Bunun böyle olmayacağına kara verdi. Bekledi. Aradan aylar geçti. Bahar mevsimi gelmişti. Latif, telgrafın tellerine şöyle bir baktı dikkatlice. Mennan da bir Latif’e bir de tellere bakıyordu. Latif bir anda telgrafın tellerine kuşların konmasıyla baharın geldiğinin farkına varmıştı. Ve içten bir sesle:
—Telgrafın tellerine kuşlar mı konar, herkes sevdiğine yârim, Latif’em böyle mi yanar, . diye mırıldandı.
Mennan hemen eline aldığı mürekkepli kalemle, çıkardığı kâğıdın üzerine Latif’in dediklerini yazdı.
Latif daha sonra kalabalığa baktı ve:
—Telgrafın tellerini arşınlamalı, yar üstüne yar seveni de be gülüm kurşunlamalı, diye mırıldandı tekrar.
Mennan bu sözlerini de kaydetti.
Latif, Mennan’a:
—Hadi kalk, gidelim, dedi.
Mennan:
—Tamam, deyerek elindeki malzemeleri sakladı.
Telgraf direklerine kuş bakışı bakan bir tepeden Latif tekrar mırıldandı:
—Telgrafın direkleri semaya bakar, senin o ahu gözlerin çok canlar yakar. Benim ki gibi… Latif’em, Latif’em, diye…
Mennan bu sözlerini de kaydeder. Latif, Mennan’a:
—Ne yazıyorsun? Diye sorduğunda Mennan:
—Hiç, hiçbir şey… . Kaçmak için planlar yapıyom.
Latif:
—Ne planı?
Mennan:
—Ne planı olacak, senin Latife’ne kavuşma planını…
Latif güldü ve solgun bakışlarla, hevessiz tavırlarla:
—Nasıl, her yer Maho Ağa’nın adamlarıyla sarılı, dedi.
Mennan:
—Ne olacak, biz de dağlardan kaçarız.
Latif:
—Nasıl yani?
Mennan:
—Yanımıza alcaz bir şeyler sonra da dağların arkasından şehre . inecez. Hem daha kestirme.
Latif sevinçle ve umutla:
—Tamam, o zaman ben hemen hazırlıklara başlayayım, diyerek hazırlıklara başladı.
Mennan:
—Tamam, dedi.
Hazırlıklarını tamamlamışlardı. Her şey hazırdı. Hemen yola koyuldular. Yolda eğlenceli anlar yaşadılar. Ama gittiklerinin farkında olan Maho Ağa’nın köydeki diğer adamları hemen ellerindeki silahlarla deli Mennan ile çoban Latif’in peşine düştüler. Latif ile Mennan her şeyden habersiz dağları aşıp şehre inmeyi planlıyordu. Yollarına devam ederken silah sesi duyuldu. Arkalarına bakındılar ve Maho Ağa’nın adamlarının kendilerine doğru koştuklarını gördüler. Hemen kaçmaya başladılar. Maho Ağa’nın adamlarından birinin ayağı iki taş arasına takıldı. Adamın ayağı bileğinden kırılmıştı. Acılar içerisinde kıvranıyordu. Arkadaşı onu bıraktı ve ikisinin peşinden koşmaya devam etti. Ayağı kırılan adam ise daha fazla acıya dayanamadı ve kendisini silahıyla öldürdü. Mennan dağın ormanlık alanının kestirme olduğunu düşünerek Latif’le birlikte karanlık ormana daldılar. Maho Ağa’nın adamı ormanın yakınına geldi ve izlerini kaybettiğini anlayınca geri döndü. Karanlık iyice bastırmıştı ve Maho Ağa’nın adamı dağın yamaçlarında bir ayı tarafından parçalanarak öldürüldü. Latif ve Mennan ise ormanın derinliklerinde korku içinde yollarını bulmaya çalışıyorlardı. Bir anda karanlık orman içinden bembeyaz bir ışık göründü. Hemen o ışığa doğru koştular. Sonunda şehre varmışlardı. Latif sevinçle dağın yamacından aşağı inerken karşısına ayı çıktı. Latif hemen durakladı ve . heyecanlandı, korkmuştu. Daha önce ayıyla karşılaşmıştı ama bu ayı sanki Latif’in, Latife’yle buluşacağını biliyordu ve sanki bir şeytanmış gibi ikisinin bir araya gelmemesi için pençelerini savuruyordu Latif’in üzerine. Latif ölümle iç içeydi. Mennan arkasından bağırarak:
—Yat, yat aşağı yat! Öl! Ölme numarası yap! Yap, diye seslendi. Kendi de ölme numarasını yaptı. Latif de arkasından kendini bıraktı yere. Ayı ikisinin üzerini kokladıktan sonra oradan uzaklaştı. Mennan etrafına tek gözünü açıp bakındı ve Latif’e:
—Uyan! Uyan! Gitti, diyerek ayağı kalktı. Latif de sanki yeni uykudan uyanırmış gibi kalkarak yoluna sarhoş adımlarla devam etti. Mennan da Latif’in koltuk altına girerek beraber indiler dağın . yamacından…
Latif, şehre inmişti. Sorup soruşturup, bilip biliştirip sonunda Latife’nin ve babasının yaşadığı evi bulmuştu. Hemen evin önüne geldi ve müstakil evin camına ufak bir taş attı. Latife, perdeyi açtı, sonra taşı atanın Latif olduğunu görünce pencereyi de açtı.
Latife:
—Latif’im. Sen misin?
Latif:
—Evet, bir tanem senin için dağları yarıp gelmesem de dağları aşıp geldim…
Latife:
—Olsun yine geldin ya… Biliyordum…
Latif:
—Sana ne dedim kader şahidimiz olsun ki birleşeceğiz.
Mennan tam zamanı düşüncesiyle Latif’in efkârlıyken söylediği sözleri kaydettiği kâğıdı Latif’e verdi. Latif kâğıda şöyle bir baktı ve Mennan’a:
—Nedir bu? Diye sordu.
Mennan gülerek:
—Oku, dedi.
Latif okumaya başladı kâğıttaki yazıları güzel bir üslupla ve ses tonuyla:
— Telgrafın tellerine kuşlar mı konar
Herkes sevdiğine yârim böyle mi yanar
— Telgrafın tellerini arşınlamalı
Yar üstüne yar seveni kurşunlamalı
— Telgrafın direkleri semaya bakar
Senin o mahrur gözlerin çok canlar yakar
Okudu. Elindeki kâğıdı . bıraktı ve kendi ekleme yaptı:
—Yanıma gel yanıma da yanı yanı başıma
Şu gençlikte neler geldi cahil başıma…
Latife kendisi için yazılan bu mısraları çok beğendi. Babası hemen arkasından gözüktü ve Latif’e:
—Okuduğun mısraları dinledim evladım. Haklısın aslında. Kızımı böyle seven birini daha görmedim. Gerçekten sizin aşkınız Ferhat ile Şirin gibi… Tam bir aşk… Ben bu aşkın karşısına dikilirsem ömrüm ne çok olur ne de sonum hayırlı… En iyisi siz beni affedin de buradan sevinçle ve hayırlı bir iş sonunda köyümüze dönelim.
Latife, babasına dönerek:
—Hayırlı iş? Diye sordu.
Maho Ağa:
—Evet, sizi evlendireceğim. Ama beni affederseniz…
Latif sevinçle:
— Telgrafın direkleri semaya karşı
Gel güzelim barışalım düşmana karşı
— Telgrafın direkleri semaya karşı
Gel güzelim barışalım düşmana karşı
— Yanıma gel yanıma da yanı yanı başıma
Şu gençlikte neler geldi cahil başıma…
Latif ile Latife köye dönmüşlerdi. Düğünlerini yapıp mutlu ve huzurlu bir hayat yaşadılar…
Latif ile Latife evlendiler de Mennan ne yaptı derseniz, Mennan kendine göre birini bulmuştu. O da Latif gibi âşık olmuştu. Onun aşkı da dillere destandı. Ama o Latif gibi hiç zorluklarla karşılaşmamıştı. Eee nasıl olsa mebustu…
19 yüzyılın ve modern çağın en köklü bir aşk öyküsü olmuştu bu aşk…
SONSUZA KADAR LATİF VE LATİFE’NİN AŞKI DÜNYADA HER BAHAR KUTLANIYORDU…
“TELGRAFIN TELLERİNE KUŞLAR MI KONAR” ADLI PARÇADAN ESİNLENEREK YAZILMIŞTIR. ALINTI DEĞİLDİR. HAYAL ÜRÜNÜDÜR…
OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER…
Öncelikle şunu belirtmekle başlamak istiyorum, insan gözü analog bir yapıdır ve dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir. Beyindeki görme merkezi gözlerden gelen ışık bilgisini aynen bir film perdesi gibi algılayamaz. Beyin gelen ışık bilgisini yorumlayarak görüntü oluşturur. Bu görüntü gözden gelen ve beyindeki sinir hücreleri yani nöronların hızına bağlı olarak sürekli yenilenir. Örneğin bunu FPS(frame per second) değeri olarak göz önüne alırsak, bir video filmindeki 30FPS değeri gözümüzün görüntüyü tümüyle akıcı olarak görmesi için yeterlidir. Fakat bu olay, insan gözünün 30FPS olduğu anlamına gelmez. İnsan gözünün de belli bir eşik değeri vardır ve o değerden daha hızlı geçen bir cisme baktığında onun hareketini yakalayamaz ve hiçbirşey geçmemiş gibi görür. Günümüzde kullanılan yüksek çekim hızına sahip kameralar kullanılarak bir merminin hareketi bile milisalise mertebesinde rahatlıkla incelenebilmektedir.
İnsan gözünün hızı için basit bir test yapabiliriz. Öncelikle CRT(tüplü) bilgisayar monitörünüzün dikey tarama frekansını 60 Hz’e getirin. Bunun için, masaüstüne sağ tıklayıp özellikler > ayarlar > gelişmiş > monitör sekmelerini takip edip Hz ayarlarına ulaşabilirsiniz. 60 Hz’e getirdikten sonra ekrana 30cm mesafeden bakarken, monitörün yan tarafında bir nesneye odaklanın ama göz ucuyla da monitörü görün. Normalde düz bakarken hissetmediğiniz ekran yenilemesinin nasıl yukardan aşağıya taranarak sayfa sayfa geçtiğini göreceksiniz. Eğer normal bakarken de 60 Hz’i farkediyorsanız bunu bir de 75 Hz’de deneyin. Kendim 75 Hz’e kadar farkedebiliyorum fakat 85 Hz ve üstünde artık sayfa sayfa geçişleri göremiyorum. Gözün bu hızı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gözleriyle sürekli ince ve hareketli şeyleri takip eden ve işi gereği yüksek dikaktle çalışan kişilerde daha hızlı göz refleksleri görülür.
Gözümüzün ışık algılayıcılarının bulunduğu retina, sinirsel yapıdan oluşan bir zardır. Retinadaki ışık algılayıcıları, sayısal kameraların algılayıcılarında olduğu gibi sayılabilir büyüklüklerdir. Hatta, retinanın çukur kısmında(fovea) bu algılayıcıların sayıları diğer bölgelere oranla daha fazladır ve retinanın üzerine düşen ışık beyine sıkıştırılarak iletilir. İşte bu nedenle gözümüz bazen bize oyun oynar ve şekilleri olmadığı gibi görürüz. Gözümüzdeki ışık algılayıcı hücre sayısı (ya da piksel deyin) belli kritik değerin üstünde olduğunda olduğu sürece görme kalitesi etkilenmez. Çünkü görüntüyü beyin tamamlar. Hatta tek gözümüz olmasa bile görüntü çözünürlüğümüz azalmaz, yalnızca derinlik hissi kaybolur. Retina dekolmanı denilen ve göz içindeki ışık hücrelerinin büyük kısmının harap olduğu durumlarda bile görüntünün bir kısmını eksik görmeyiz. Bunu şöyle benzetebiliriz: Elinizdeki kameranın merceğinin yarısını kapatıyorsunuz ama ekranda görüntüyü hala tam görüyorsunuz; çünkü kameranın işlemcisi eksik kısmı tamamlıyor.
Gözün görme kapasitesinin megapiksel olarak ifade edilebilmesi için, gözdeki reseptörleri piksel olarak düşünüp bir sahneyi beynin hangi detay seviyesinde oluşturabildiğini test etmek gerekir. İnsan gözü küçük bir organdır ve üzerine gelen ışığın çok az bir miktarı ile bütün herşeyi yapar. Fakat yüksek megapiksel kameraların mercekleri oldukça büyüktür ve buna bağlı olarak karanlık bir sahnede insan gözüne kıyasla çok daha fazla aydınlanmış alan görürler. Şunu net olarak söylemek mümkündür ki, eğer göz büyüklüğünde bir mercekle en yüksek megapiksel oranını alıp fotoğrafı çekip daha sonra insanın aynı manzaraya bakarak gördüklerini karşılaştırırsak eminim ki insan gözü daha fazla detayı algılayıp tanımlayabilecektir. Dijital makinenin çektiği fotoğraf ise, zoom yapılmadan insanın gördüğüne denk biçimde görüntülenip incelenirse çok daha az detay yakalayabildiği anlaşılacaktır.
Bu nedenle insan gözü yapay merceklerin görüntüsüyle kıyaslanamayacak kadar mükemmel yaratılmış bir organdır. Ama dijital bir veri olan megapiksel olarak ifade edilebilir. Bunun hesaplaması yukarıda bahsettiğim şartlar sağlanırsa, yaklaşık olarak bir değer ortaya koyularak gerçekleştirilebilir. Ama megapiksel teriminin aslında bir sahneden alınan görüntünün kaç piksel ile görüntülendiğini ifade eden bir kavramdan başka birşey olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Tabiki ne kadar fazla piksel olursa o kadar detaylı görünecektir fakat bunun insan gözüne denk gelen oranıyla kıyaslamak için, konuyu başlıca bir araştırma konusu olarak ele alıp laboratuvar şartlarında incelenmesi ve deneyler yapılması gerekir.
bilgiustam.com
YAPAY ZEKA
Günlük yaşantıda zihinsel kapasite çok önemli olduğu için insanlar bilimsel olarak akıllı insan ( Homo sapien) olarak isimlendirilmiştir. Yapay zeka, YZ, (AI-Artificial Intelligence) alanı zeki varlıkları anlamaya çalışır. Bu nedenle YZ çalışmalarının bir amacı kendimiz hakkında daha fazla şey öğrenmektir. Felsefe ve psikolojiden farklı olarak YZ yalnız zekayı anlamaya değil aynı zamanda zeki varlıklar yapmaya çabalar. YZ çalışmalarının bir diğer nedeni de başlangıç aşamasında bile ilginç ve yararlı ürünler yapılmış olmasıdır. Şeklen 1956′da başlayan YZ en yeni disiplinlerden biridir. Fizik gibi disiplinler de çalışanlar bütün iyi fikirlerin Galileo, Newton, Einstein ve diğer bilim adamları tarafından üretildiğini ve yeni bir fikrin ortaya çıkması için yıllar boyu süren çalışmaların gerektiğini düşünebilir. Ama YZ çok yeni bir disiplin olduğu için üretilecek çok fikir vardır.
YZ; algılama, mantıksal muhakeme gibi genel amaçlı alanlar ve satranç oynama, şiir yazma, matematik teoremlerinin ispatlanması ve hastalıkların teşhisi gibi özel amaçlı alt alanları içerir.
YZ nedir ?
Değişik şekillerde yapılan YZ tanımları aşağıdaki 4 gruptan birine düşer
İnsan gibi düşünen sistemler.
İnsan gibi davranan sistemler.
Rasyonel düşünen sistemler.
Rasyonel davranan sistemler.
Yukarıda görüldüğü tanımlar insana veya rasyonelliğe göre yapılmıştır. Bu da insanların her zaman rasyonel davranmadıklarını belirtmektedir. İnsan merkezli yaklaşım hipotez ve deneysel doğrulamayı içerirken, rasyonalist yaklaşım matematik ve mühendisliği içermektedir. Aşağıda her tanım ayrıntılı olarak incelenmiştir.
İnsan gibi Davranmak: Turing Test yaklaşımı
Turing Test, zekanın işlemsel tanımını sağlamak için Alan Turing (1950) tarafından tasarlanmıştır. Turing zeki davranışı, soru soran kimseyi tüm anlamaya ait işlemlerde şaşırtacak şekilde insan seviyesinde davranma olarak tanımlamıştır. Sorular bir hat üzerinden uzaktan sorulmakta ve hattın ucunda insan mı yoksa bilgiayar mı olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu testi geçmek için bilgisayarın insan seviyesinde performans göstermesi gerekir. Şimdilik bu testi geçmek çok zor görünmektedir. Bu test için bilgisayarın aşağıdaki yeteneklere sahip olması gerekmektedir:
Doğal dil işleme: Türkçe veya İngilizce (insan dilleri) haberleşebilmeyi sağlamak için.
Bilgi Gösterimi : Soruşturma sırasında veya öncesinde bilgi depolamak için.
Otomatik Muhakeme : Depolonan bilgiyi kullanarak cevap verebilme veya yeni sonuçlar çıkarma.
Öğrenme : Yeni koşullara adapte olma ve kalıpları saptama.
Turing test’te soruşturmayı yapan ve bilgisayar birbirini kesinlikle görmez. Buna karşın Toplam Turing Test’te vidyo sinyali de kullanılır. Böylece soruşturmayı yapan kişi fiziksel nesneleri algılama yeteneğini de ölçebilir. Bu test için bilgisayarın aşağıdaki yeteneklere sahip olması gerekir:
Görme : Nesneleri algılamak için.
Robotik : Nesneleri hareket ettirmek için.
YZ’de Turing Testi geçmek için yapılan büyük bir çalışma yoktur. İnsan gibi davranma meselesi insanlarla etkileşen YZ programları için geçerlidir. Örneğin kullanıcı ile iletişimde bulunan bir dil işleme sistemi insan gibi konuşmalıdır.
İnsan Gibi Düşünmek
Verilen bir programın insan gibi düşündüğünü söyleyebilmek için insanların nasıl düşündüğünü saptamanın bir yolunu bulmamız gerekir. İnsanın nasıl düşündüğünü iki şekilde öğrenebiliriz. Birincisi kendi düşüncelerimizi gözleme, ikincisi ise psikolojik deneyler yapmaktır. Düşünme ile ilgili yeterince kesin teorilere erişilirse bu teoriler bilgisayar programı olarak ifade edilebilir.
Bazı araştırmacılar pogramları herhangi bir yöntemi kullanarak doğru sonucu bulacak şekilde yazarken bazı araştırmacılar da sonucun doğru ya da yanlış olmasına bakmaksızın insanların düşündüğü şekilde çözümü arayan programlar yazmaktadır.
Rasyonel Düşünme: Düşünme Kanunları
Doğru düşünmeyi kodlamaya ilk çalışanlardan biri Aristotle’dır. Aristottle mantığına göre doğru önermeler verildiğinde daima doğru sonuç elde edilir. Aşağıda buna ait bir örnek verilmiştir:
Socrates insandır. İnsanlar ölümlüdür. à Öyleyse Socrates ölümlüdür.
Bu düşünme kanunlarının düşünme işlemini yönettiği kabul edildi ve Mantık alanını başlattı. YZ’de mantık taraftarları problemleri mantıksal notasyonla tanımlayarak akıllı sistemler oluşturmaya çalışmışlar. Bu konuda karşılaşılan iki büyük engel:
Konuşma diline özgü bilgilerin %100 kesinlik ifade etmediği durumda mantık formunda belirtme güçlüğü
Problemleri prensipte çözmekle, pratikte çözmek arasındaki fark. Birkaç düzine önerme bile bilgisayarın sınırını aşabilir. Bu da prensip olarak çözülebilecek problemlerin pratikte çözümünü güçleştirmektedir.
Rasyonel Davranma: Rasyonel Ajan Yaklaşımı
Rasyonel davranma, inanışları baz alarak amaca erişecek şekilde davranmaktır. Farklı YZ çalışmalarına benzer şekilde yaklaşabilmek için ajan(agent) sözcüğü kullanılmaktadır. Buradaki kullanım normal anlamının dışındadır. Ajan algılayan ve davranan herhangi bir şeydir. Ajan yaklaşımında YZ çalışmaları; rasyonel ajan çalışmaları ve rasyonel ajan oluşturmadır.
Düşünme kanunlarında vurgulanan doğru çıkartımdır. Doğru çıkartımda bulunmak bazen rasyonel ajanın (RA) bir parçası olabilir. Çünkü rasyonel davranmanın bir yolu, mantıksal olarak bir davranışın istenen amacı sağlayacağı sonucu çıkartılırsa bu sonuç üzerine belirlenen şekilde davranılır. Diğer yandan doğru çıkartım tam rasyonellik değildir. Bazen yapılacak şeyin doğru olacağı ispat edilmeden yapılması gerekebilir. Örneğin kızgın bir sobadan elin çekilmesi reflekstir ve kızgınlığı hissettikten sonra hangi hareketin yapılacağını düşünerek yapılan yavaş haraketten daha etkilidir. Sobadan elin çekilmesi bir doğru çıkartım sonucu olmamakta ama rasyonel bir davranıştır. Mükemmel rasyonellik daima doğru şeyi yapmaktır ve karmaşık bir çevrede daima doğru şeyi yapmak mümkün değildir.
RA yaklaşımının iki üstünlüğü vardır:
Düşünme kanunları yaklaşımından daha geneldir. Çünkü rasyonel davranmak için doğru çıkartım faydalı bir mekanızma olmasına karşın gerekli değildir.
Rasyonelliğin tanımı açıkça yapıldığı için bilimsel gelişmeye insan davranışından veya insan düşüncesinden daha yatkındır.
ZEKİ AJANLAR
Ajan, sensorlarıyla çevresini algılayan ve efektörleriyle bu çevre üzerinde davranan herhangi bir şeydir. İnsan sensor olarak göz kulak ve diğer organlara, efektör olarak da el, kol, ağız ve diğer vücut kısımlarına sahiptir. Robotik ajan, kamera ve infrared bulucuları sensor olarak değişik motorları da efektör olarak kullanır.
Ajanlar Nasıl Davranmalı
Rasyonel ajan doğru şeyi yapan ajandır. Bu yanlış bir şey yapmaktan daha iyidir ama doğru şeyi yapmak ne demektir? İlk yaklaşım, doğru haraket ajanı en başarılı yapacak harakettir. Bu durumda ajanın başarısına ne zaman ve nasıl karar verileceği sorusunu ortaya çıkarır.
Performans Ölçüsü
Ajanın ne kadar başarılı olduğunu saptayan kritere performans ölçüsü denir. Performans ölçüsünün dikkatli bir şekilde saptanması gerekmektedir. Örneğin kirli zemini temizleyen bir ajanı gözönüne alalım. Burada performans ölçüsü olarak 8 saatlik çalışmada temizlenen kir miktarı alınabilir. Daha karmaşık performans ölçüsü yalnız temizlenen kir miktarını değil aynı zamanda tüketilen enerji ve çıkarılan gürültüyü de dikkate alabilir.
Değerlendirme Zamanı
Performansın ne zaman değerlendirildiği de önemlidir. Örneğin temizlik ajanının performansını ilk saat sonunda değerlendirirsek işe hızlı başlayan ama sonra yavaşlayan belki de hiç çalışmayan ajan ödüllendirilmiş, sürekli çalışan cezalandırılmış olur. Bu nedenle performansı günlük veya ömür boyu şeklinde daha uzun vadede değerlendirmek gerekir.
Mükemmellikle rasyonelliğin ayırt edilmesi gerekir. Mükemmel ajan davranışlarının vereceği sonucu bilir ve buna göre davranır. Fakat gerçekte mükemmellik imkansızdır. Aşağıdaki örneği göz önüne alalım:
Okula gelirken demiryolunun karşısında bir arkadaşınızın gitmekte olduğunu gördünüz. Demiryolu geçiti açıktı ve arabalar geçiyordu. Arkadaşınıza başka türlü erişemeyeceğiniz için demiryolundan geçmeye başladınız. Bu sırada bir yolcu uçağının kapısı üzerinize düştü.
Demiryolundan geçmek rasyonel olmayan bir davranışmıdır?
Rasyonellik algılananlara bağlı olarak beklenen başarı ile ilgilidir. Çoğu zaman demiryolundan geçmek başarılı sonuç verdiği ve üzerinize uçak kapısı düşeceğini tahmin edemeyceğiniz için demiryolundan geçmek rasyonel bir davranıştır. Eğer ajanın düşen kapıyı saptayabilecek bir radarı varsa o zaman haraket rasyonel değildir. Benzer şekilde demiryolu geçidi kapalı iken geçmek de rasyonel olmayan bir davranıştır. Diğer bir deyişle ajanı algılayabileceği bir durumu dikkate almayarak başarısız olduğu zaman suçlayabiliriz.
Sonuç olarak herhangi bir andaki rasyonellik dört şeye bağlıdır:
Başarı derecesini belirten performans ölçüsü,
Ajanın o ana kadar algıladığı her şey (algı serisi-percept sequence),
Ajanın çevre hakkında bildikleri,
Ajanın yapabileceği hareketler.
İdeal Rasyonel Ajan
Yukarıdaki sonuçlardan yola çıkarak ideal rasyonel ajan aşağıdaki şekilde tanımlayabiliriz:
Her olası algı serisi için, algı serisi ve sahip olduğu bilgileri kullanarak performans ölçüsünü maksimize edecek şekilde davranan ajan ideal ajandır.
Demriyolu geçidinin kapalı olup olmadığına bakmaz isek algı serisi bize hızla yaklaşan bir treni söyleyemez. Demiryolu geçidine bakmadan geçmek riski çok yüksek olduğu için rasyonel bir davranış değildir. İdeal rasyonel ajan adımını atmadan önce bakma eyleminde bulunmalıdır. Çünkü bakmak beklenen performansı artırır. Bu nedenle yararlı bilgileri elde etmek amacıyla yapılan eylemler rasyonelliğin bir parçasıdır.
Algı Serisinden Eyleme İdeal Eşleme
Ajanın davranışı yalnız algı serisine bağlı ise olası tüm algı serilerine karşı gelen eylemler tablo haline getirilerek bir ajan tanımlanabilir. Çoğu zaman bu tablo çok uzun olacaktır. Oluşturulan tabloya algı serisinden eyleme eşleme denir. Eğer eşleme ajanı tanımlıyorsa ideal eşleme de ideal ajanı tanımlar. Eşleme için tablonun herbir elemanının ayrı ayrı belirtilmesi gerekmez. Örneğin hesap makinesindeki karekök fonksiyonunu basit bir ajan olarak göz önüne alalım. Bu ajanın algı serisi basılan tuşlardır. İdeal eşleme; girilen pozitif sayı x ise z2»x olacak şekilde 4 basamak doğrulukta z’yi göstermektir. Bu amaçla tablo kullanmak yerine Newton yöntemi kullanılarak yazılan program ile ajan tanımlanabilir. Tablo çok uzun olmasına karşın ajan çok kısa bir programdır. Aşağıda tablo ve program görülmektedir:
Otonomi
Eğer bir ajanın eylemleri tamamen sahip olduğu bilgilere bağlıysa yani algı serisini dikkate almıyorsa otonom değildir. Eğer bir sistemin davranışları kendi deneyimleri ile saptanıyorsa otonomdur. Otonom kelimesi insanın doğrudan kontrolü altında olmayan anlamında da kullanılır. Örneğin otonom kara aracı (insansız). Otonom olan ajanlar çevre koşulları değiştiğinde yeni koşullara adapte olarak görevini başarı ile sürüdürebilir. Eğer sadece önceden verilen bilgileri kullanırsa başarısız olma olasılığı yüksektir.
Zeki Ajanların Yapısı
YZ ajan programı yazma işidir. Bu programlar algıdan eyleme eşleme yapan programlardır. Yazılan programlar bir yapı üzerinde çalıştırılacaktır. Bu yapı bilgisayar olabileceği gibi özel amaçlı donanım da olabilir. Yapı sensorlardan gelen algıları programa aktarır, programı çalıştırır ve efektörler ile programın davranışını gerçekleştirir. Ajan yapı ve programdan meydana gelmektedir:
Ajan = Yapı + Program
Ajan programı tasarlamadan önce ajanın çalışacağı çevrenin, algılamaların, eylemlerin ve amaçların tanımlanması gerekir. Aşağıdaki tabloda bazı ajan tipleri verilmiştir.
Ajan Tipi
Algılama
Eylem
Amaç
Çevre
Tıbbi teşhis sistemi
Bulgular, hastanın cevapları
Sorular, testler
Sağlıklı hasta, minimum maliyet
Hasta, hastahane
Uydu görüntü analiz sistemi
Değişik yoğunluk ve renkte pikseller
Görüntüyü sınıflandır, bas
Doğru sınıflandırma
Uydudan gelen görüntü
Rafineri Kontrolörü
Sıcaklık, basınç okumaları
Valfleri aç, kapa; sıcaklığı ayarla
Saflığı ve emniyeti maksimum yap
Rafineri
İnteraktif İngilizce öğreticisi
Yazılı kelimeler
Alıştırmalrı, önerileri, düzeltmeleri yaz
Öğrencinin notunu maksimize et
Öğrenci kümesi
Ajan Programları
Zeki ajanlar oluşturulurken aynı iskelet kullanılacaktır: çevreyi algılamak ve eylem üretmek. Ajan programının en basit hali aşağıda görülmektedir:
Eşleme algı serisinden eyleme yapılmaktadır ama ajana yalnız o anki algı gelir. Bu algıların seri halinde saklanıp saklanmaması ajana bağlıdır. Bazı çevrelerde algı serisi saklanmaksızın oldukça başarılı olunabilir. Karmaşık çevrelerde ise tüm algıların saklanması fizibil olmamaktadır.
Ajan programı yazmanın en basit yolu tablo kullanmaktır (look-up table). Bu durumda olası tüm algı serisinin bellekte tutulması ve indeks kullanarak erişilmesi gerekir. Tablo kullanımında aşağıdaki olumsuzluklar ortaya çıkar:
Yalnız satranç oynayabilen basit bir ajan için bile gerekli tablonun 35100 girişi olması gerekir.
Tasarımcnın tabloyu oluşturması çok uzun zaman alır.
Ajan otonom değildir. Çünkü en iyi eylem hesabı tamamen önceden girilmiştir.
Ajana bir derece otonomi tanınarak öğrenme mekanizması oluşturulsa bile tüm girişler için tablonun doğru değerlerini bulması sonsuza kadar sürer.
Basit Refleks Ajanlar
Bir kameradan gelen görüntü 50 Mbyte/sn. hızındadır (saniyede 25 çerçeve, her çerçeve 1000*1000 piksel ve her piksel 8 bit renk ve 8 bit yoğunluk bilgisi). Bir saat için gerekli look-up tablosu 260*60*50M girişli olacaktır. Genel giriş çıkış ilişkileri kullanılarak tablo kısaltılabilir. Örneğin öndeki araç fren yaparsa fren lambaları yanar ve sürücü buna dikkar ederek frene basar. Aynı işlem görsel giriş kullanılarak “öndeki araç fren yapıyor” koşulu ile ajan programındaki “fren yap” eylemi ilişkilendirilebilir. Bu ilişkiye koşul-eylem (condition-action) kuralı denir ve aşağıdaki şekilde yazılabilir:
EĞER Öndeki_Araç_Frenliyor İSE frenle ( if/then)
İnsanlarda benzeri davranışlar bir öğrenmenin sonucunda ( araba sürme gibi ) veya refleks olarak ( kızgın sobadan elin çekilmesi gibi) yapılır. Aşağıda koşul-eylem kuralının ajana algıdan eyleme bağlantıyı nasıl sağladığı görülmektedir.
Basit Refleks ajanın şematik diyagramı.
Basit Refleks ajan. Algılamayla tanımlanan mevcut duruma uyan kuralı bularak çalışır.
Giriş_Yorumla : Algılanan mevcut durumu soyut olarak tanımlar (abstraction).
Kural_Eşleme : Kural kümesinde mevcut duruma uyan ilk kuralı verir.
Kural_Eylem : Kurala bağlı olarak yapılacak eylemi verir.
Değişimleri İzleyen Ajan
O anki algılamaya bağlı olarak doğru karar verilebiliyor ise basit refleks ajanlar başarılı olabilir. Arabanın arkasında fren lambalaraırına ek olarak dönüş sinyal lambalarıda yer almaktadır. Frene basılıp basılmadığını saptamak için arabanın her iki kenarındaki lambanın komtrol edilmesi ferekmektedir. Bu amaçla bir önceki görüntünün saklanması gerekmektedir. Bir önceki görüntüde her iki lamba sönükse ve o anki görüntüde ikisi de yanıyor ise frene basıldığını söyleyebiliriz. Bu nedenle doğru eylemin seçilebilmesi için bazı bilgilerin saklanması gerekmektedir. Buna iç durum ( internal state) adı verilir.
Sensorlardan gelen bilgi daha önceki duruma bağlı olarak farklı sonuçlar verebiliyor ise önceki durumun da saklanması gerekir. Dünyanın durumu yalnız o anki girişe değil bir önceki duruma da bakılarak saptanır. Aşağıda iç durumlu bir refleks ajan görülmektedir.
İç durumlu refleks ajan
Yenile_Durum: Sensorlardan gelen bilgiye veya yapılan eyleme bağlı olarak yeni iç durumu oluşturur.
Amaç tabanlı Ajanlar
Çevrenin o anki durumunu bilmek ne yapılacağına karar vermeye yetmeyebilir. Örneğin bir kavşakta araba sağa, sola dönebilir veya doğru gidebilir. Doğru karar arabanın nereye gideceğine bağlıdır. Diğer deyişle ajan o anki durumla birlikte amaçla ilgili bilgilere de gereksinim duyar. Ajan programı, olası kararların sonuçları ile bu bilgiyi birleştirerek doğru eylemde bulunabilir. İstenen amaca bazı durmlarda kolayca erişilebileceği gibi bazen çok karmaşık işlemler yapılması gerekebilir. Ajanın amacına erişebilmesi için yapacağı eylem sırası YZ’nin alt alanları olan arama (search) ve planlama (planning) da incelenmektedir.
Bu şekilde karar verme daha önce anlatılan koşul-eylem kurallarından temel olarak farklıdır. Refleks ajan fren lambasını gördüğü zaman fren yapar. Amaç tabanlı ajan ise öndeki aracın fren lambaları yandığı zaman onun yavaşlayacağını çıkarır. Öndeki araca çarpmama amacını gerçekleştirecek eylem ise fren yapmaktır. Her nekadar amaç tabanlı azan etkin görünmese de esnektir. Örneğin yağış başladığı zaman frenlerin etkin bir şekilde kullanılabilmesi için bilgisini yenileyebilir. Diğer yandan refleks ajan için çok sayıda koşul-eylem kuralı yazmak gerekir. Amaç tabanlı ajanlarda amacı değiştirerek farklı noktalara erişmek mümkündür. Refleks ajanlar ise sadece bir noktaya giderler. Aşağıdaki şekilde amaç tabanlı ajanın yapısı görülmektedir.
Amaç tabanlı ajan.
Fayda Tabanlı Ajanlar
Amaçlar yalnız başına yüksek kalitede davranış üretmek için yeterli değildir. Örneğin arabanın istenen yere gidebilmesi (amaca erişmek) için izleyebileceği bir çok yol olabilir. Bu yolların bazıları diğerlerinden daha hızlı, daha güvenli veya daha ucuz olabilir. Amaçlar “mutlu” ve “mutsuz” durumları arasında kaba bir ayırım sağlar. Oysa daha genel performans ölçüleri amaca erişirken ne kadar mutlu olduğunu gösterebilir. Mutlu kelimesi bilimsel görülmediği için bunun yerine fayda (utility) kelimesi kullanılmaktadır. Fayda fonksiyonu; mevcut durumu, mutluluk derecesini gösteren bir gerçel sayıya dönüştürür. Fayda fonksiyonları tanımlanırken çelişkiye düşülebilir. Örneğin hız ve emniyetin ağırlıkları uygun şekilde seçilmelidir. Birden fazla amaç olduğu zaman bu amaçların da önem sırasına göre sıralanması gerekebilir.
Amaçlar her nekadar kaba olsada istenen amaca erişmek için gereken eylemi kolayca bulurlar. Bazı durumlarda fada fonksiyonu bir amaç kümesi şeklinde de ifade edilebilir. Aşağıdaki şekilde fayda tabanlı ajanın yapısı görülmektedir.
Fayda tabanlı ajan.
ÇEVRE
Bu bölümde ajan ve çevre ilişkileri incelenecektir. Önce ajanların çalışacağı farklı çevreler ve bu çavrelerin ajan tasarımındaki etkileri incelenecektir.
Çevre Özellikleri
Çevre aşağıdaki temel özelliklere bağlı olarak sınıflanlandırılabilir.
Erişimli / Erişimsiz (Accessible vs. inaccessible)
Eğer ajanın sensorları çevrenin durumunu tamamen saptayabiliyorsa çevre ajan için erişilebilirdir. Çevrenin erişilebilir ise değişimleri izlemek için durum saklaması gerekmez.
Deterministik/ Deterministik olmayan ( Deterministic vs. nondeterministic)
Eğer çevrenin gelecek durumu o anki durum ve ajanın eylemine bağlı olarak tespit edilebiliyor ise çevre deterministiktir. Eğer çevre erişimli değil ise deterministik olmadaığı kabul edilebilir.
Bölümlü/ Bölümsüz ( Episodic vs. nonepisodic)
Bölümlü çevrede ajanın deneyimleri bölümlere ayrılmıştır. Her bir bölüm ajanın algı ve eyleminden oluşur. Eylemin kalitesi sadece o bölüme aittir. Bir önceki bölümdeki eylemin o anki bölümde bir etkisi yoktur. Bölümlü çevre, ajanın ileriyi düşünmesi gerekmediği için daha basittir.
Statik / Dinamik ( Static vs. dynamic)
Ajan karar verirken çevre değişiyorsa dinamik değişmiyor ise statiktir. Ajan karar verirken dünyanın değişimini izlemesi gerekmediğinden ve zaman önemli olmadığından statik çevrede çalışmak daha kolaydır. Eğer çevre zamanla değişmiyorsa ama ajanın performansı zamana göre değişiyorsa çevre yarı dinamik (semidynamic) olarak adlandırılır.
Ayrık / Sürekli ( Discrete vs. continuous)
Eğer sınırlı sayıda farklı ve iyi tanımlanmış algı ve eylemler var ise çevre ayrıktır. Satranç ayrıktır çünkü her hamlede olası hareketler sabit sayıdadır. Araba sürme süreklidir, çünkü arabanın ve diğer araçların pozisyonu ve hızı sonsuz sayıda sürekli değerler alabilirler.
Aşağıdaki tabloda bazı çevreler ve karakteristikleri verilmiştir.
Çevre
Erişilebilir
Deterministik
Bölümlü
Statik
Ayrık
Santranç(saatle)
Evet
Evet
Hayır
Yarı
Evet
Satranç (saatsiz)
Evet
Evet
Hayır
Evet
Evet
Poker
Hayır
Hayır
Hayır
Evet
Evet
Tavla
Evet
Hayır
Hayır
Evet
Evet
Araba sürme
Hayır
Hayır
Hayır
Hayır
Hayır
Tıbbi teşhis
Hayır
Hayır
Hayır
Hayır
Hayır
Görüntü analiz
Evet
Evet
Evet
Yarı
Hayır
Parça toplama robotu
Hayır
Hayır
Evet
Hayır
Hayır
Rafineri kontrolörü
Hayır
Hayır
Hayır
Hayır
Hayır
İnteraktif İng.öğretici
Hayır
Hayır
Hayır
Hayır
Evet
Çevre Programları
Ajan proogramlarını test etmek içiin çevre simülatörü kullanılır. Simülatörler bir veya daha fazla ajanı giriş olarak alır, herbir ajana doğru algıları ileterek geriye eylemlerini alır. Simülatör ajanların eylemine bağlı olarak çevreyi yeniler. Yenileme işleminde ajan eylemine ek olarak bazı dinamik özellikler de eklenebilir. Bu nedenle çevre başlangıç durumu ve yenileme fonksiyonu ile tanımlanır. Aşağıda çevre simülatör programı görülmektedir.
Simülatör programına her bir ajanın performansını değerlendirecek performans fonksiyonu da eklenebilir
PROLOG ve LOJİK PROGRAMLAMA
Son yıllara kadar bilgisayar programlama bir problemin çözümü için yapılması gerekenlerin adım adım yazılması şeklindeydi. Yani bilgisayara işlemlerin NASIL YAPILACAĞI (procedural) söylenmekteydi. Fortan, C, Pascal gibi diller bu yaklaşımı kullanmaktadır.
Programlamada bir diğer yaklaşım ise doğru cevabın özelliklerinin verilerek yapılacak işlemlerin belirtilmesidir. Yani bilgisayara işlemlerin nasıl yapılacağı değil NE YAPACAĞI (declarative) söylenmektedir. Bu tip programlama LOJİK PROGRAMLAMA olarak isimlendirilir. Bu amaçla Lisp ve PROLOG gibi programlama dilleri geliştirilmiştir.
Deklaratif dillerin üç önemli üstünlüğü vardır.
Lojik programlama işlemlerin mekanizmaları yerine mantığına odaklandığından doğal olarak yüksek seviyelidir. İşlemlerin nasıl yapılacağı makinaya bırakıldığı için karmaşık fikirler kolay bir şekilde ifade edilebilir.
Lojik, verilerin gerçek (fact) ve kural (rule) olarak belirtilmesine olanak sağlar. Örneğin A noktası B noktasına bağlıdır, B noktası C noktasına bağlıdır şeklinde gerçekler belirtilebilir. X Y’ye ve Y Z’ye bağlı ise X Z’ye bağlıdır şeklinde genel kurallar belirtilebilir.
Lojik programlama dilleri kullanılarak bilgisayar programları daha hızlı ve kolay bir şekilde geliştirilebilir. Programcının karmaşık fikirleri ifade edebilmesi ve veri yapılarını hızlı bir şekilde oluşturmasına olanak tanır.
PROLOG’A GİRİŞ
Prolog dünyayı ifade etmek için nesneleri (object) ve aralarındaki ilişkiyi (relation) kullanır. Aşağıdaki bildirime bakalım:
Ali ders verir.
Bu cümle iki nesne (Ali ve ders) arasındaki ilişkiyi belirtmektedir. İlişki nesnelerden daha soyut bir kavramdır. Bu nedenle aynı ilişkiyi diğer nesneler için de kullanabiliriz:
Oya ders verir.
Ali seminer verir.
Hasan ders verir.
Yukarıda verilen gerçekler kullanılarak bu dünya için sorular sorabiliriz. Yalnız belirtilen gerçek ve kurallar doğru kabul edilmektedir. Bunların dışındakiler yanlış kabul edilir.
Örneğin; Ali’nin ders verdiği doğru mu ? şeklinde bir soru sorarsak cevap Evet olmalıdır. Oya’nın seminer verdiği doğru mu? Sorusunun cevabı Hayır olmalıdır. Kimler ders vermektedir? Şeklindeki bir sorunun cevabı : Ali, Oya, Hasan olmalıdır. Çünkü bu kişiler ders ilişkisini gerçeklemektedirler.
Gerçeklerin yanında nesneler arasında daha soyut ve daha genel ilişkileri belirten kurallar vardır. Örneğin ders veren herkesin hoca olduğunu kabul edersek aşağıdaki kuralı yazabiliriz:
eğer KİŞİ ders veriyor
ise KİŞİ hocadır. (if/then)
Burada KİŞİ bir değişkendir. Kuralın eğerli kısmı dünya hakkındaki koşulu vermektedir. Verme ilişkisini kullanarak ders nesnesi ile bilinmeyen KİŞİ nesneler kümesini belirtir. KİŞİ yerine kim uyarsa onun hoca nesnesi ile ilişkisi olduğunuu söyleyebiliriz.
Yukarıdaki kural ve gerçekleri kullanarak yeni ilişkileri çıkarabiliriz:
Ali hocadır.
Oya hocadır.
Hasan hocadır.
Çünkü Ali, Oya ve Hasan kuralın koşulun gerçeklemektedir : KİŞİ ders veriyor.
Benzer şekilde, gerçekler kümesi ve kuralı kullanarak sorgulama yapabiliriz. Örneğin; Oya hoca mı? Şeklinde bir sorunun cevabı Evet olmalıdır.
Kim hocadır şeklinde daha karmaşık bir sorunun cevabı: Ali, Oya ve Hasan olmalıdır.
Bu Prolog’un temel olarak çalışma şeklidir. Gerçekler kümesi bildirilir, nesneler kümesini belirten kurallar bildirilir ve soruları cevaplamak içiin kurallar kümesi ile gerçekler kümesi birleştirilir.
PROLOG SÖZDİZİMİ (syntax)
İlişkiler yüklem (predicate) olarak aşağıdaki formda belirtilir:
* verir(ali, ders). % Ali ders verir.
Burada “verir” yüklemi iki nesne arasındaki ilişkiyi belirtmektedir. Nesne sayısı 0 veya herhangi bir sayıda olabilir. Bu sayı “arity” olarak isimlendirilir.
Kuralların yazımında bazı sınırlamalar vardır:
Nesne ve yüklem isimleri küçük harf ile başlar.
Önce yüklem yazılır. Eğer nesneler var ise parantez içinde virgülle ayrılmış şekilde yazılır.
Her gerçek nokta karakteri ile sonlandırılır.
Bu sınırlamalara bağlı olarak yukarıda verilen gerçekleri aşağıdaki şekilde yazabiliriz:
verir(ali,ders).
verir(oya,ders).
verir(ali,seminer).
verir(hasan,ders).
Gerçekleri Sorgulama:
Gerçekler kümesi verildikten sonra onların hakkında sorular sorulabilir. Prolog’da sorgulama programı başlatma şeklidir. Yazım olarak sorgulama gerçeğe (fact) benzer ama yüklemde değişken kullanılabilir. Değişkenler büyük harf ile başlar.
Sorgulama sonucu Evet/Hayır veya nesneler kümesi şeklinde olabilir. En basit şekli Evet/Hayır şeklinde olanıdır:
verir(oya,ders). sorusunun cevabı Evet,
verir(oya,seminer) sorusunun cevabı Hayır olmalıdır.
Daha genel sorgulama nesneler kümesini içerir. Örenğin Kimler ders verir? Şeklinde bir soru prologda:
verir(X,ders).
Şeklinde yazılır. X ders ile arasındaki ilişkiyi gerçekleyen herhangi bir nesneyi temsil eden değişkendir. Yukarıdaki sorunun cevabı aşağıdaki şekilde olmalıdır:
X = ali
X = oya
X = hasan
Diğer yandan, Ali ne verir? Şeklindeki bir soru aşağıdaki şekilde yazılabilir:
verir(ali,X).
Bu sorunun cevabı
X = ders
X = seminer
olmalıdır.
Kim ne verir şeklinde bir soru aşağıdaki şekilde sorulabilir:
verir(X,Y).
Bu sorunun cevabı aşağıdaki şekildedir.
X = ali , Y = ders
X =oya, Y = ders
X =ali, Y = seminer
X =hasan, Y = ders
KURALLAR
Kurallar gerçekler ve soyutlanmış gerçekler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Yukarıda verilen gerçekler verir(X,Y) şeklinde soyutlanabilir. Burada X kişinin adı Y ise sunuş şeklidir. Kural türkçe aşağıdaki şekilde yazılabilir:
eğer KİŞİ ders veriyor ise KİŞİ hocadır. (if/then)
Kuralın “eğer” kısmı, “ise” kısmının işlem görebilmesi için gerçeklenmesi gereken koşullar kümesidir. Prologda, önce yalnız bir koşulun yer alabildiği İSE kısmı daha sonra EĞER kısmı yazılır:
hoca(X) :- verir(X,Y).
Yukarıda ifade ” X’in hoca olduğu doğrudur EĞER X’in Y’yi verdiği doğruysa” şeklinde okunabilir. Bu durum koşulu gerçekleştiren tüm X’ler için geçerlidir.
Ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişki hakkında aşğıdaki gerçekler kümesini gözönüne alalım:
ebeveyn(a,b).
ebeveyn(a,c).
ebeveyn(b,d).
ebeveyn(e,f).
Burada ebeveyn(X,Y)’nin anlamı X Y’nin ebeveynidir. Bu bilgilere ek olarak nesnelerin cinsiyetiyle ilgili bilgilerede gereksinim duyulabilir:
erkek(X).
bayan(X).
Bu bilgiler kullanılarak nesneler arasındaki ilişkiler için kurallar yazılabilir. Örneğin herhangibir kişinin erkek kardeşi kimdir? Erkek kardeşi: ” X ile ebeveyni aynı olan erkek” şeklinde tanımlayabiliriz. Basit olması için sadece anne veya babanın kardeşlik için yeterli olduğunu kabul edelim. Bu amaçla aşağıdaki ifade yazılabilir:
EĞER ebeveyn(E,X),
ebeveyn(E,Y),
erkek(Y)
İSE erkekkardeş(Y,X).
Bu ifade: ” Verilen X kişisi için, eğer X’in ebeveyni E ise ve Y kişisinin ebeveyni de E ise ve Y erkek ise Y X’in erkekkardeşidir”. Burada X’in cinsiyeti önemli değildir. Bu kural prologda aşağıdaki şekilde yazılabilir:
erkekkardes(Y,X) :- ebeveyn(E,X),
ebeveyn(E,Y),
erkek(Y).
X ve Y’nin farklı olduğunu belirtmediğimiz için bir kişi kendisinin erkek kardeşi olabilir. Bu sorunu gidermek için X ve Y’nin farklı olması gerektiğini belirtmeliyiz:
erkekkardes(Y,X) :- ebeveyn(E,X),
ebeveyn(E,Y),
erkek(Y),
not ( X==Y). % + X == Y
Burada not(X==Y) ifadesi X Y’ye eşit değil anlamındadır. Not ifadesi yerine “+ Y==X” yazılabilir.
Prologda bütün değişkenler yereldir. Yani sadece kural içinde geçerlidirler. Bu nedenle bir kuraldaki X değişkeni bir diğer kuraldaki X değişkeni ile aynıı değildir.
Yineleme (Recursion)
Prolog’un en ilgi çekici özelliklerinden birisi yineleme kapasitesidir. Yineleme bir şey kendisi ve sonlandırma koşulu kullanarak tanımlanırsa olur. Faktöriyel tanımı klasik bir örnektir:
N’in faktöriyeli N kere N-1′in faktöriyeline eşittir.
Sıfırın faktöriyeli 1′dir.
Faktöriyelin bu tanımı prologda kolayca ifade edilebilir:
faktoriyel(0,1). à gerçek
faktoriyel(N,X) :- M is N-1, à kural
faktoriyel(M,Y),
X is N * Y.
Bu örnekte gerçek kuraldan önce yazılmalıdır. Prolog’da gerçek ve kurallar programdaki yazılış sırasına göre işlem görmektedir. Prolog kuralın içinde faktoriyel(M,Y)’yi bulurken programda yüklemin ilk geçtiği yerden başlayarak çözümü arar. M sıfıra kadar azaltılmaktadır. M sıfır olduğunda “gerçeğe” erişildiği zaman geri dönüş işlemi başlar. Eğer gerçek kuraldan sonra yazılırsa sonsuz döngüye girilir.
Yineleme, programlarıın basit ve kısa olmasını sağladığı için çok kullanışlıdır ama program yazılırken çok dikkatli olmak gerekir. Yineleme yalnız rakam ile değil veri yapıları ile de yaplabilir. Prolog’da veri atom (tek değer) veya liste (çok değer) olabilir. Liste elemanlar kümesidir. Elemanlar; sayı, harf, karakter dizisi hatta liste olabilir.
Liste [ ] içinde ve elemanları virgül ile ayrılmış şekilde yazılır. Aşağııda basit listeler görülmektedir:
[printer, monitor, mouse, cpu ]
[123, 45, 667]
[a, b, c, d, e, f, g]
Liste, elemanlar kümesi olduğu için kesişim, bileşim, fark gibi temel işlemler prologda yapılabilir. Örneğin; X, L litesinin üyesi ise doğru olan üye(X,L) yüklemi prologda aşağıdaki gibi