nedir

A
· ablütofobi: yıkanmaktan korkma
· agirofobi: caddelerden ya da caddelerde şıdan şıya geçmekten korkma
· agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
· ailurofobi: kedilerden korkma
· akluofobi: karanlıktan korkma
· akrofobi: yüksek yerlerden korkma
· akustikofobi: belirli seslerden kokrma
· algofobi: acı çekmekten korkma
· amaksofobi: (ya da taşıt)korkusu
· amatofobi: toz korkusu
· amnezifobi:Hafızasını kaybetmekten korkma
· amofobi:Sivri cisim korkusu
· androfobi: adamlardan korkma
· anemofobi: fırtına korkusu
· antlofobi: sel korkusu
· antropofobi: insanlardan korkma
· apifobi: arılardan korkma
· arakibutirofobi: yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan
· araknofobi: örümceklerden korkma
· aritmofobi: sayılardan korkma
· asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
· astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
· astrafobi: şimşek korkusu
· ataksofobi: düzensizlikten korkma
· atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma
· aviofobi: uçuş korkusu
B
· ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
· batofobi: korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
· batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
· belonefobi: iğnelerden korkma
· bibliyofobi: kitaplardan korkma
· bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
· brontofobi: gökgürültüsünden korkma
D
· datafobi: veriden korkma
· dentofobi: dişçiden korkma
· dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma
· dekatriaparaskevifobi: ayın 13′ünün Cuma gününe gelmesi korkusu
E
· eisoptrofobi: aynalardan korkma
· elektrofobi: elektrikten korkma
· emetofobi: kusmaktan korkma
· entomofobi: böceklerden korkma
· endofobi: Giyecek korkusu
· epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
· eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan
· erotofobi: korkusu
F
· farmakofobi: ilaçlardan korkma
· fazmofobi: hayaletlerden korkma
· febrifobi: yüksek ateşten korkma
· filemafobi: öpmekten ya da öpüşmekten korkma
· filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
· fobofobi: korkmaktan korkma
· fotofobi: ışıktan korkma
G
· gametofobi: evlenmekten korkma
· gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
· gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
· glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma
H
· haptofobi: dokunulmaktan korkma
· harpaksofobi: hırsızlardan ya da bir suçun kurbanı olmaktan korkma
· helyofobi: güneş’ten korkma
· hematofobi: kan korkusu
· herpetofobi: sürüngenlerden korkma
· hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
· higrofobi: nemden ya da yağmurdan korkma
· hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
· hipnofobi: uyumaktan korkma
· hipofobi: atlardan korkma
· homiklofobi: sisten korkma
· homofobi: eşcinsellerden korkma
İ
· ihtiyofobi: balıklardan korkma
· islamofobi: İslamdan müslümandan korkma
J
· jinefobi: kadınlardan korkma
K
· kainatetofobi:Yenilik korkusu
· kakofobi: çirkinlikten, çirkin seylerden korkma
· kakorafiyafobi: sız olma korkusu
· kanserofobi: olmaktan korkma
· kardiyofobi: hastalığından korkma
· karnofobi: etten korkma
· katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
· kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
· kenofobi:Karanlık korkusu
· keymafobi: kıştan soğuktan korkma
· kimofobi: dalgalardan korkma
· kinofobi: *****lerden korkma
· klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
· klostrofobi: kapalı yer korkusu Kapalı basık yerlerde duyulan korkudur. Asansör, basık tavanlı odalar, koridorlar, kapıları kapalı kalabalık otobüs, yeraltı çarşıları, metro, alt geçitler kilitli odalar onlar için verici yerlerdir. Hastanın korkusu bu sayılan yerlerde sıkışıp kalmak, nefes alamamak boğulmaktır.
· koprofobi: dışkı korkusu
· koulrofobi: palyaçolardan korkma
· kremnofobi: yüksek çlardan ya da uçurumlardan korkma
· kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
· kronomentrofobi: saatlerden korkma
· ksantofobi: sarı renkten korkma
· ksenofobi: yabancılardan korkma
· ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma
L
· limnofobi: göllerden korkma
· litikafobi: davalardan mahkemelerden korkma
· logofobi: belirli kelimelerden korkma
· lökofobi: beyaz renkten korkma
M
· manyofobi: delirmekten korkma
· mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
· mekanofobi: makinelerden korkma
· melanofobi: siyah renkten korkma
· mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
· mizofobi: kirlilikten korkma
· monofobi: yalnızlıktan korkma
· musofobi: farelerden korkma
N
· nekrofobi: cesetten korkma
· nelofobi: camdan korkma
· niktofobi: geceden korkma
· nozokomefobi: hastanelerden korkma
· nüdofobi: çıplaklıktan korkma
O
· obesofobi: şişmanlamaktan korkma
· ofidiyofobi: yılanlardan korkma
· okofobi: taşıt larından korkma
· orofobi:çtan iniş korkusu
· osmofobi: belirli kokulardan korkma
P
· pantofobi: her şeyden korkma
· papirofobi: kağıttan korkma
· paraskavedekatriafobi: ayın onüçü cuma olan günden korkma
· patofobi: olmaktan korkma
· pedofobi: çocuklardan korkma
· peladofobi: kel insanlardan ya da kelleşmekten korkma
· penyafobi: fakirlikten korkma
· pirofobi: ateşten korkma
· plakofobi: mezar taşlarından korkma
· pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
· politikofobi: politikacılardan korkma
· porfirofobi: mor renkten korkma
· potamofobi: ırmaklardan ya da su akıntılarından korkma
· potofobi: alkollü içeceklerden korkma
· pteronofobi: kuş tüyünden korkma
· pupafobi: kuklalardan korkma
R
· radyofobi: radyasyondan, x ışınlarından korkma.
· ranidafobi: kurbağalardan korkma
S
· selenofobi: ay’dan korkma
· siderofobi: yıldızlardan korkma
· simetrofobi: simetriden korkma
· skiofobi: gölgelerden korkma
· sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
· soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma
T
· tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
· takofobi: yüksek hızdan korkma
· talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
· tanatofobi: ölümden korkma
· teknofobi: teknolojiden korkma
· teratofobi: gebe ın, şekilsiz, çirkin bir çocuk doğurmaktan korkması
· termofobi: ısıdan korkma
· testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
· tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk doğurmaktan korkma
· otomofobi: ameliyat olmaktan korkma
· toksifobi: zehir korkusu
· topofobi: belirli yerlerden korkma
· travmatofobi: yaralanmaktan korkma
· trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
· triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
· tripanofobi: aşı ya da iğne olmaktan korkma
· trikopatofobi: saç hastalıklarından korkma
Ü
· ürofobi: sidikten korkma
X
· xenofobi: yabancılardan korkma
V
· venereofobi: zührevî hastalıklardan korkma
· venüstrafobi: kadınlardan korkma
· vermifobi: solucanlardan korkma
Z
· zelofobi: kıskançlıktan korkma
· zoofobi: hayvanlardan korkma

Bermuda Şeytan Üçgeni, Atlantik Okyanusunda çok sayıda uçak geminin kaybolduğu, bazı paranormal olayların yaşandığı bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil koruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: “Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik’te, ABD’nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, ’daki Miami, Puerto Rico’daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.[1]

Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından “doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı” olarak landı öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis’in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta’nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb’un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan mlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddia ya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi .

Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler “hidrat” denilen beyaz tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu “tebeşir gazlar” erir sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar.

Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder motorları durur. Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da , hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.

daha fazla bilgi için : http://tr.wikipedia.org/wiki/Bermuda_%C5%9Eeytan_%C3%9C%C3%A7geni

Unutulmaz Bir Hikâyesi
Latif, bir çoban… Saf huylu, düşünceli, temiz kalpli bir çoban… Bir gün, koyunlarını otlatırken nehre su almaya inen güzeller güzeli Latife’yi gördü. ona âşık oldu. ıyla her gece yanıp tutuştu. Latife, o kadar bir kızdı ki köyün tüm genç delikanlıları ona âşıktı. Fakat Latife’nin babasının korkusundan Latife’yle değil görüşmek, göz göze bile gelemiyorlardı. Ama bizim saf huylu çobanımız Latife’ye öyle bir âşık olmuştu ki, ı için dağları bile delip geçerdi. Öylesine seviyordu Latife’yi. Latife, Latif adlı çobanın kendisine âşık olduğunu daha sonra öğrendi. o da bir gün Latifle göz göze geldi. Artık o da Latif’e vurulmuştu.
Latife’nin babası, adamlarına ına âşık olan çoban Latif’i bulmalarını emretti. Maho Ağa (Latife’nin babası) ının bir çobana âşık olmasına çok sinirlenmişti. Onun ının ancak bir saraya gelin olabileceğinin düşüncesindeydi. Ama o sadece kendi düşüncesi… Latife babasından çok farklı düşünüyordu. O, gönlünün sevdiği kişiyle evlenmeyi istiyordu. Neyseki bizim çoban Latif, Maho . Ağa’nın adamlarına yakalanmamıştı. Çoban Latifle, güzeller güzeli Latife gizlice buluşuyorlardı. Maho Ağa bu durumdan oldukça rahatsızdı. Adamlarına:
—Eğer o çobanı bulamazsanız bir daha gözüme gözükmeyin! Diye sert bir tonuyla çıkıştı. Adamları hemen Maho Ağa’nın yanından dağıldılar. Dağılışlarında uğultu ön plandaydı. yakalayacaklarını düşünüyorlardı, daha önce tüm çabalarına rağmen Çoban . Latif’i yakalayamamışlardı. Maho Ağa bu uğultunun arkasından adamlarına:
—Dediklerimi duydunuz, eğer yakalayamazsanız bu köyden gidin! Diye seslendi.
Latif ile Latife, güneşin etrafı tepeden gözlemlediği, yapraklarının sürçüşmesiyle oluşan uğultunun kulağa hoş bir verdiği, bir yaşlı çınar ağacının altında el ele tutuşmuş bir vaziyette konuşuyorlardı. Maho Ağa’nın adamları onları birkaç kilometreden fark . etmişlerdi. Ellerinde silahlarıyla onlara doğru yaklaşıyorlardı. Latife babasının adamlarının kendilerine doğru yaklaştıklarını fark etti hemen Latif’i uyardı. Onu:
—Latif’im! Hemen ayrılmalısın yanımdan. Babamın adamları geliyor! Ellerinde silahları var! Çabuk ol! Çabuk! Diye kaçması için uyardı.
Latif, önemsemedi pek… Ama Latife’nin yalvarışları şısında tehlikeyi süzmüştü. Latife’ye:
—Sen de gel Latifem! Sen de gel, dedi. Latife:
—Olmaz, gelemem… O zaman peşimizi bırakmazlar. Hiç değilse git, merak peşinden gelmemeleri için onları oyalarım, dedi. Latif:
—Ben yakalanmaktan korkmuyorum Latif’em. Ben senden ayrı düşeceğim için korkuyorum. Buluşalım, sonra buluşalım, dedi. Latife telaşla:
—Tamam, ama şimdi gitmelisin, çabuk gitmelisin, diye yalvardı.
Latif, . Latife’nin alnından öpüp ellerini okşadı, sonra da oradan ayrıldı. Bir süre sonra Maho Ağa’nın adamları oraya geldi. Latife’yi alıp götürdüler. Geç kaldıkları için Latif’in peşinden gitmekten de vazgeçtiler…
Konaktayız…
Maho Ağa’nın adamları, konağa gelmişlerdi. Telaşla Maho Ağa’nın ayağına gittiler. Maho Ağa hınçla:
—Ne oldu buldunuz mu çobanı? Diye sordu adamlarına.
Adamlarından biri öne atılarak:
—Daha önemlisi ınızı bulduk ağam, dedi.
Maho Ağa:
ım zaten eninde sonunda buraya gelecekti. Ben size bir daha ımın o çobana gitmemesi için çobanı bulun demedim mi?
Adamları birbirlerine bakışarak, ıştılar. Maho Ağa gür bir sesle:
—Susun! Derhal pılınızı pırtınızı toplayın köyden defolun gidin! Diye söylendi adamlarına…
Adamlarından biri atılarak:
—Bize bir şans daha verin ağam son bir şans daha, diye yalvardı.
Bu söz adamları arasında birkaç defa tekrarlanarak bir uğultu haline geldi. Maho Ağa son bir şans daha mıştı adamlarına… Adamları yarından tezi yok yola düşme ı almışlardı kendi aralarında…

Çoban Latif üzgün düşünceli adımlarla koyunlarını otlatıyordu. Bir kavak ağacının altına uzandı. Derin derin düşüncelere daldı. Latife’yi düşünüyordu. Onun gündüzleri güneşin ışıkları altında bir deniz gibi dalgalanan masmavi gözlerini düşünüyordu. Onun bir su gibi kaygan ışık vurunca parlayan yüzünü düşünüyordu. Düşünceler arasında dönüp duruyordu ki duyduğu bir . onu hayallerinden alı koydu. Uyandığında, koyunlarıyla oynaşan elinde, uzun, bir sopa olan, uzun kirli, yırtık pırtık pardösülü, başında parçalanmış bir takke olan yamalı pantolonlu bir adam gördü. Galiba o adam köyün delisiydi. Latif ayağa kalktı deliye seslendi. Deli, Latif’in yanına koşarak yaklaştı ona:
—Nabber nassın? . Nassı gidiyo? Diye sordu. Latif, şın bakışlarla Deli’ye:
—İyiyim, iyiyim de senin adın ne? Diye sordu. Deli gülerek ellerini çırparak cevap verdi:
—Mennan! Mebus Mennan! Mebus! Mebus olacam Mebus! Ben Mebus’um Mebus! Diye söylendi Latif’e…
Latif güldü. Mennan’a:
—İyi o zaman. Benimle dost olur musun? Diye sorduğunda . Mennan gülerek ellerini çırparak:
—Tamam ol! Ama sadece ol! Başka bir şey olma! Mebus olma haa… Ben olcam mebus ben! Ben! Ben! Diye söylendi…
Latif, elini Mennan’ın omzuna atarak beraber koyunların yanına doğru yürüdüler uzun uzun konuştular…
Sabah olmuştu. Maho Ağa’nın adamları sabah erkenden kalkmış çoban Latif’in kaldığı kulübeyi aramaya koyulmuşlardı. Sorup soruşturup, bilip biliştirip sonunda çoban Latif’in kulübesini bulmuşlardı. Aniden kapıyı kırarak kulübeyi bastılar. Ama kulübede kimse yoktu. Çünkü çoban Latif, dün tanıştığı Mennan’ın kulübesinde kalmıştı.
Mennan’ın Kulübesindeyiz…
Mennan sabah yemeği için tavşan yakalamıştı onu kızartıyordu. Tavşanın kızarmış etinin kokusu, kulübede uyuyan Latif’in burnunda tütüyordu. Latif bu kokuyla uyandı gözlerini ovuşturdu, etrafa şöyle bir bakındı. Yatağından kalkarak Mennan’ın yanına geldi ona:
—Ne bir , dedi.
Mennan gülerek ellerini çırparak:
, … (Suratını asarak) olan değil, olan tavşan. ben tavşanın canına kıydım. (Kendine kızarak) Ama eğer ben kıymasam aç kalacaz, aç kalacaz. (Sesini alçaltarak) Ama ben kıymasam belki tavşan çok mutlu olacaktı, çok mutlu olacaktı! Diye söylendi kendi kendine…
Latif, Mennan’ı anlıyordu az da olsa. ona şöyle dedi:
—Sen onu öldürmesen o kendine kendisini öldürecek birini arayacak, Mennan. Sen eğer onu öldürmeseydin o başka birine vurulacak. Eğer sen onu öldürmeseydin aç kalırdık ben de bu kokuyu bir daha hissedemezdim. mdaki en an, dedi biraz durdu, düşündü sonrasında:
—Tabi Latife’yi gördüğüm andan sonraki, diye söylendi kendi kendine.
Mennan, Latif’e dönerek:
—Latife ? Diye sordu.

Latif:
—Latife, benim. . Latife de ben… Ben oyum o da ben… Ben neysem o da o… O neyse ben de o… Ben onu çok seviyorum Mennan. Anlıyor musun?
Mennan yutkunarak:
—Anlıyorum, dedi boynunu yere doğru eğdi.
Aradan günler geçti. Latif ile Latife zaman bulduklarında buluşuyorlardı. Latife, Mennan ile de tanışmıştı.
Maho Ağa’nın sabrı taşmıştı artık. ını, o çobandan kurtarmanın tek yolunun şehre taşınmanın olduğunu düşünmüştü. Zaten işi de vardı şehirde. Hemen toplandılar yola koyulmak için gün saydılar.
Latife, babasının bu ını Latif’le paylaştı. Latif isyan etmişti. Küplere binmişti.
Latife:
—Artık kader bize sırtını çevirdi Latif’im. Artık babamın . bu ı değişmez. Kaçır beni desem, köyün dışına bile çıkamayız. Her yer babamın emrinde. En iyisi şehre taşınalım biz, sonra sen beni şehirden alırsın, kaçarız…
Latif:
—Sen git, ben daha sonra düşünürüm. Ama şunu sakın unutma, eninde sonunda kader şahidimiz olsun ki birleşeceğiz. Ben seni çok seviyom, hem de çok! . Diye haykırır… Bu dağlardan dağlara yankılanır ta Maho Ağa’nın kulağına kadar gider. Maho Ağa gür bir sesle:
—Latife! Diye haykırır.
Yoldayız…
Maho Ağa özel bir arabayla köyün çıkışına varmıştı. Arabayı durdurdu çıkış görevlisinden birine:
—Bu civarlarda Çoban Latif diye biri var. Onun bu köyün dışına çıkmasına izin vermeyin. Sakın! Diyerek uyardı.
Görevli:
—Tamam, efendim, dedi.
Arabayla oradan ayrıldılar.

Çoban Latif derin düşünceler içinde Latife’yi köyün çıkışına yakın olan bir tepeden uğurladı. Yanında Mennan da vardı. Mennan, Latif’e:
—Düşünme, bir yolunu bulucaz, buluşacaksınız, birbirinizden alacaksınız…

Aradan aylar geçti. Latif aylarca Latife’den bir alamadığına yanıyordu. Yoksa Latife onu unutmuşmuydu. Zengin çocuğu onun aklını çelmişmiydi diye düşünüyordu. Eli kolu bağlıydı. Köy dışına da çıkamıyordu.
Mennan, Latif’in yanına geldi Latif’e:
üzülüyon? Diye sordu.
Latif:
sordun? Dedi.
Mennan:
—Yüzün üzgün, gözlerin ağlıyor.
Latif:
—Latifem’den uzak, yapayalnız, çaresiz olmaktan üzülüyorum. Ona üzülüyorum. Bir bile alamıyorum.
Mennan gülerek ellerini çırparak:
—Artık alacaksın. Aylardır proşe yapılıyodu… Araya Latif girdi:
—Ne projesi? Diye sorduğunda Mennan sözüne devam etti aynı tavırlarıyla:
proşesi…

Latif sevinç içinde:
—Ne yani bizim köye de mi döşeniyor? Diye sordu.
Mennan:
—Evvet, öyle diyolardılar, dedi…
Latif hemen köye indi. Sevinçle, Latife’ye çekeceği ı düşünerek, ın çekildiği yerin yakınına geldi. Sıra çok uzundu. Mennan Latif şın gözlerle o kalabalığa bakıyordu. Sıra hiç bitmiyordu. Bir çeken bir daha çekiyordu. bu köye okuma yazmayı geliştirme teknolojiyle daha yakınlaşma amacıyla yapılmıştı. da olabilirdi fakat yazışmayla olduğundan hem okuma yazmada katkı sağlayacak hem de haberleşmede kolaylık sağlayacaktı. , Latife’nin gittiği şehir ile Latif’in olduğu köy arasında haberleşme yapılsın diye deneme amaçlı çekilmişti. Latif saatleri sayıyordu. Bir kere şansını denedi hemen kalabalığa atıldı hırslı köylülerin arasından bir ton azar işiterek ayrıldı. Bunun böyle olmayacağına kara verdi. Bekledi. Aradan aylar geçti. Bahar mevsimi gelmişti. Latif, ın tellerine şöyle bir baktı dikkatlice. Mennan da bir Latif’e bir de tellere bakıyordu. Latif bir anda ın tellerine ın konmasıyla baharın geldiğinin farkına varmıştı. içten bir sesle:
ın tellerine mı konar, herkes sevdiğine yârim, Latif’em böyle mi yanar, . diye mırıldandı.
Mennan hemen eline aldığı mürekkepli kalemle, çıkardığı kâğıdın üzerine Latif’in dediklerini yazdı.
Latif daha sonra kalabalığa baktı :
ın tellerini arşınlamalı, yar üstüne yar seveni de be gülüm şunlamalı, diye mırıldandı tekrar.
Mennan bu sözlerini de kaydetti.
Latif, Mennan’a:
—Hadi kalk, gidelim, dedi.
Mennan:
—Tamam, deyerek elindeki malzemeleri sakladı.
direklerine kuş bakışı bakan bir tepeden Latif tekrar mırıldandı:
ın direkleri semaya bakar, senin o ahu gözlerin çok canlar yakar. Benim ki gibi… Latif’em, Latif’em, diye…
Mennan bu sözlerini de kaydeder. Latif, Mennan’a:
—Ne yazıyorsun? Diye sorduğunda Mennan:
—Hiç, hiçbir şey… . Kaçmak için planlar yapıyom.
Latif:
—Ne planı?
Mennan:
—Ne planı olacak, senin Latife’ne kavuşma planını…
Latif güldü solgun bakışlarla, hevessiz tavırlarla:
, her yer Maho Ağa’nın adamlarıyla sarılı, dedi.
Mennan:
—Ne olacak, biz de dağlardan kaçarız.
Latif:
yani?
Mennan:
—Yanımıza alcaz bir şeyler sonra da dağların arkasından şehre . inecez. Hem daha kestirme.
Latif sevinçle umutla:
—Tamam, o zaman ben hemen hazırlıklara başlayayım, diyerek hazırlıklara başladı.

Mennan:
—Tamam, dedi.
Hazırlıklarını tamamlamışlardı. Her şey hazırdı. Hemen yola koyuldular. Yolda eğlenceli anlar yaşadılar. Ama gittiklerinin farkında olan Maho Ağa’nın köydeki diğer adamları hemen ellerindeki silahlarla deli Mennan ile çoban Latif’in peşine düştüler. Latif ile Mennan her şeyden habersiz dağları aşıp şehre inmeyi planlıyordu. Yollarına devam ederken silah sesi duyuldu. Arkalarına bakındılar Maho Ağa’nın adamlarının kendilerine doğru koştuklarını gördüler. Hemen kaçmaya başladılar. Maho Ağa’nın adamlarından birinin ayağı iki taş arasına takıldı. Adamın ayağı bileğinden kırılmıştı. Acılar içerisinde kıvranıyordu. Arkadaşı onu bıraktı ikisinin peşinden koşmaya devam etti. Ayağı kırılan adam ise daha fazla acıya dayanamadı kendisini silahıyla öldürdü. Mennan dağın ormanlık alanının kestirme olduğunu düşünerek Latif’le birlikte karanlık ormana daldılar. Maho Ağa’nın adamı ormanın yakınına geldi izlerini kaybettiğini anlayınca geri döndü. Karanlık iyice bastırmıştı Maho Ağa’nın adamı dağın çlarında bir ayı tarafından parçalanarak öldürüldü. Latif Mennan ise ormanın derinliklerinde içinde yollarını bulmaya çalışıyorlardı. Bir anda karanlık orman içinden bembeyaz bir ışık göründü. Hemen o ışığa doğru koştular. Sonunda şehre varmışlardı. Latif sevinçle dağın yamacından aşağı inerken şısına ayı çıktı. Latif hemen durakladı . heyecanlandı, korkmuştu. Daha önce ayıyla şılaşmıştı ama bu ayı sanki Latif’in, Latife’yle buluşacağını biliyordu sanki bir şeytanmış gibi ikisinin bir araya gelmemesi için pençelerini savuruyordu Latif’in üzerine. Latif ölümle iç içeydi. Mennan arkasından bağırarak:
—Yat, yat aşağı yat! Öl! Ölme numarası yap! Yap, diye seslendi. Kendi de ölme numarasını yaptı. Latif de arkasından kendini bıraktı yere. Ayı ikisinin üzerini kokladıktan sonra oradan uzaklaştı. Mennan etrafına tek gözünü açıp bakındı Latif’e:
—Uyan! Uyan! Gitti, diyerek ayağı kalktı. Latif de sanki yeni uykudan uyanırmış gibi kalkarak yoluna sarhoş adımlarla devam etti. Mennan da Latif’in koltuk altına girerek beraber indiler dağın . yamacından…

Latif, şehre inmişti. Sorup soruşturup, bilip biliştirip sonunda Latife’nin babasının yaşadığı evi bulmuştu. Hemen evin önüne geldi müstakil evin ına ufak bir taş attı. Latife, perdeyi açtı, sonra taşı atanın Latif olduğunu görünce pencereyi de açtı.
Latife:
—Latif’im. Sen misin?
Latif:
—Evet, bir tanem senin için dağları yarıp gelmesem de dağları aşıp geldim…
Latife:
—Olsun yine geldin ya… Biliyordum…
Latif:
—Sana ne dedim kader şahidimiz olsun ki birleşeceğiz.

Mennan tam zamanı düşüncesiyle Latif’in efkârlıyken söylediği sözleri kaydettiği kâğıdı Latif’e verdi. Latif kâğıda şöyle bir baktı Mennan’a:
bu? Diye sordu.
Mennan gülerek:
—Oku, dedi.
Latif okumaya başladı kâğıttaki yazıları bir üslupla tonuyla:
ın tellerine mı konar
Herkes sevdiğine yârim böyle mi yanar
ın tellerini arşınlamalı
Yar üstüne yar seveni şunlamalı
ın direkleri semaya bakar
Senin o mahrur gözlerin çok canlar yakar

Okudu. Elindeki kâğıdı . bıraktı kendi yaptı:
—Yanıma gel yanıma da yanı yanı başıma
Şu gençlikte neler geldi cahil başıma…

Latife kendisi için yazılan bu mısraları çok beğendi. Babası hemen arkasından gözüktü Latif’e:
—Okuduğun mısraları dinledim evladım. Haklısın aslında. ımı böyle seven birini daha görmedim. Gerçekten sizin ınız Ferhat ile Şirin gibi… Tam bir … Ben bu ın şısına dikilirsem ömrüm ne çok olur ne de sonum hayırlı… En iyisi siz beni affedin de buradan sevinçle hayırlı bir iş sonunda köyümüze dönelim.
Latife, babasına dönerek:
—Hayırlı iş? Diye sordu.
Maho Ağa:
—Evet, sizi evlendireceğim. Ama beni affederseniz…
Latif sevinçle:
ın direkleri semaya şı
Gel güzelim barışalım düşmana şı
ın direkleri semaya şı
Gel güzelim barışalım düşmana şı
— Yanıma gel yanıma da yanı yanı başıma
Şu gençlikte neler geldi cahil başıma…

Latif ile Latife köye dönmüşlerdi. Düğünlerini yapıp mutlu huzurlu bir hayat yaşadılar…
Latif ile Latife evlendiler de Mennan ne yaptı derseniz, Mennan kendine göre birini bulmuştu. O da Latif gibi âşık olmuştu. Onun ı da dillere destandı. Ama o Latif gibi hiç zorluklarla şılaşmamıştı. Eee olsa mebustu…

19 yüzyılın modern çağın en köklü bir öyküsü olmuştu bu

SONSUZA KADAR LATİF LATİFE’NİN AŞKI DÜNYADA HER BAHAR KUTLANIYORDU…

“TELGRAFIN TELLERİNE KUŞLAR MI KONAR” ADLI PARÇADAN ESİNLENEREK YAZILMIŞTIR. ALINTI DEĞİLDİR. HAYAL ÜRÜNÜDÜR…

OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER…

Öncelikle şunu belirtmekle başlamak istiyorum, insan gözü analog bir yapıdır dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir. Beyindeki görme merkezi gözlerden gelen ışık bilgisini aynen bir perdesi gibi layamaz. Beyin gelen ışık bilgisini yorumlayarak görüntü oluşturur. Bu görüntü gözden gelen beyindeki sinir hücreleri yani nöronların hızına bağlı olarak sürekli yenilenir. Örneğin bunu FPS(frame per second) değeri olarak göz önüne alırsak, bir filmindeki 30FPS değeri gözümüzün görüntüyü tümüyle akıcı olarak görmesi için yeterlidir. Fakat bu olay, insan gözünün 30FPS olduğu anlamına gelmez. İnsan gözünün de belli bir eşik değeri vardır o değerden daha hızlı geçen bir cisme baktığında onun hareketini yakalayamaz hiçbirşey geçmemiş gibi görür. Günümüzde kullanılan yüksek çekim hızına sahip kameralar kullanılarak bir merminin hareketi bile milisalise mertebesinde rahatlıkla incelenebilmektedir.

İnsan gözünün hızı için basit bir test yapabiliriz. Öncelikle CRT(tüplü) monitörünüzün dikey tarama frekansını 60 Hz’e getirin. Bunun için, masaüstüne sağ tıklayıp özellikler > ayarlar > gelişmiş > monitör sekmelerini edip Hz ayarlarına ulaşabilirsiniz. 60 Hz’e getirdikten sonra ekrana 30cm mesafeden bakarken, monitörün yan tarafında bir nesneye odaklanın ama göz ucuyla da monitörü görün. Normalde düz bakarken hissetmediğiniz yenilemesinin yukardan aşağıya taranarak sayfa sayfa geçtiğini göreceksiniz. Eğer normal bakarken de 60 Hz’i farkediyorsanız bunu bir de 75 Hz’de deneyin. Kendim 75 Hz’e kadar farkedebiliyorum fakat 85 Hz üstünde artık sayfa sayfa geçişleri göremiyorum. Gözün bu hızı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gözleriyle sürekli hareketli şeyleri eden işi gereği yüksek dikaktle çalışan kişilerde daha hızlı göz refleksleri görülür.

Gözümüzün ışık layıcılarının bulunduğu retina, sinirsel yapıdan oluşan bir zardır. Retinadaki ışık layıcıları, sayısal kameraların layıcılarında olduğu gibi sayılabilir büyüklüklerdir. Hatta, retinanın çukur kısmında(fovea) bu layıcıların sayıları diğer bölgelere oranla daha fazladır retinanın üzerine düşen ışık beyine sıkıştırılarak iletilir. İşte bu nedenle gözümüz bazen bize oyun oynar şekilleri olmadığı gibi görürüz. Gözümüzdeki ışık layıcı hücre sayısı (ya da piksel deyin) belli kritik değerin üstünde olduğunda olduğu sürece görme kalitesi etkilenmez. Çünkü görüntüyü beyin tamamlar. Hatta tek gözümüz olmasa bile görüntü çözünürlüğümüz azalmaz, yalnızca hissi kaybolur. Retina dekolmanı denilen göz içindeki ışık hücrelerinin büyük kısmının harap olduğu durumlarda bile görüntünün bir kısmını eksik görmeyiz. Bunu şöyle benzetebiliriz: Elinizdeki kameranın merceğinin yarısını kapatıyorsunuz ama ekranda görüntüyü hala tam görüyorsunuz; çünkü kameranın işlemcisi eksik kısmı tamamlıyor.

Gözün görme kapasitesinin megapiksel olarak ifade edilebilmesi için, gözdeki reseptörleri piksel olarak düşünüp bir sahneyi beynin hangi detay seviyesinde oluşturabildiğini test etmek gerekir. İnsan gözü küçük bir organdır üzerine gelen ışığın çok az bir miktarı ile bütün herşeyi yapar. Fakat yüksek megapiksel kameraların mercekleri oldukça büyüktür buna bağlı olarak karanlık bir sahnede insan gözüne kıyasla çok daha fazla aydınlanmış alan görürler. Şunu net olarak söylemek mümkündür ki, eğer göz büyüklüğünde bir mercekle en yüksek megapiksel oranını alıp ı çekip daha sonra insanın aynı manzaraya bakarak gördüklerini şılaştırırsak eminim ki insan gözü daha fazla detayı layıp mlayabilecektir. Dijital makinenin çektiği ise, zoom yapılmadan insanın gördüğüne denk biçimde görüntülenip incelenirse çok daha az detay yakalayabildiği anlaşılacaktır.

Bu nedenle insan gözü yapay merceklerin görüntüsüyle kıyaslanamayacak kadar mükemmel yaratılmış bir organdır. Ama dijital bir veri olan megapiksel olarak ifade edilebilir. Bunun hesaplaması yukarıda bahsettiğim şartlar sağlanırsa, yaklaşık olarak bir değer ortaya koyularak gerçekleştirilebilir. Ama megapiksel teriminin aslında bir sahneden alınan görüntünün kaç piksel ile görüntülendiğini ifade eden bir kavramdan başka birşey olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Tabiki ne kadar fazla piksel olursa o kadar detaylı görünecektir fakat bunun insan gözüne denk gelen oranıyla kıyaslamak için, konuyu başlıca bir araştırma konusu olarak ele alıp laboratuvar şartlarında incelenmesi deneyler yapılması gerekir.

bilgiustam.com

YAPAY ZEKA

Günlük yaşantıda zihinsel kapasite çok önemli olduğu için insanlar bilimsel olarak akıllı insan ( Homo sapien) olarak isimlendirilmiştir. Yapay zeka, YZ, (AI-Artificial Intelligence) alanı zeki varlıkları anlamaya çalışır. Bu nedenle YZ çalışmalarının bir amacı kendimiz hakkında daha fazla şey öğrenmektir. Felsefe psikolojiden farklı olarak YZ yalnız zekayı anlamaya değil aynı zamanda zeki varlıklar yapmaya çabalar. YZ çalışmalarının bir diğer nedeni de başlangıç aşamasında bile ilginç yararlı ürünler yapılmış olmasıdır. Şeklen 1956′da başlayan YZ en yeni disiplinlerden biridir. gibi disiplinler de çalışanlar bütün iyi fikirlerin Galileo, Newton, Einstein diğer bilim adamları tarafından üretildiğini yeni bir fikrin ortaya çıkması için yıllar boyu süren çalışmaların gerektiğini düşünebilir. Ama YZ çok yeni bir disiplin olduğu için üretilecek çok fikir vardır.

YZ; lama, mantıksal muhakeme gibi genel amaçlı alanlar satranç oynama, şiir yazma, teoremlerinin ispatlanması hastalıkların teşhisi gibi özel amaçlı alt alanları içerir.

YZ ?

Değişik şekillerde yapılan YZ mları aşağıdaki 4 gruptan birine düşer

İnsan gibi düşünen sistemler.

İnsan gibi davranan sistemler.

Rasyonel düşünen sistemler.

Rasyonel davranan sistemler.

Yukarıda görüldüğü mlar insana veya rasyonelliğe göre yapılmıştır. Bu da insanların her zaman rasyonel davranmadıklarını belirtmektedir. İnsan merkezli yaklaşım hipotez deneysel doğrulamayı içerirken, rasyonalist yaklaşım mühendisliği içermektedir. Aşağıda her m ayrıntılı olarak incelenmiştir.

İnsan gibi Davranmak: Turing Test yaklaşımı

Turing Test, zekanın işlemsel mını sağlamak için Alan Turing (1950) tarafından tasarlanmıştır. Turing zeki davranışı, soru soran kimseyi tüm anlamaya ait işlemlerde şaşırtacak şekilde insan seviyesinde davranma olarak mlamıştır. Sorular bir hat üzerinden uzaktan sorulmakta hattın ucunda insan mı yoksa bilgiayar mı olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu testi geçmek için ın insan seviyesinde performans göstermesi gerekir. Şimdilik bu testi geçmek çok zor görünmektedir. Bu test için ın aşağıdaki yeteneklere sahip olması gerekmektedir:

Doğal dil işleme: çe veya İngilizce (insan dilleri) haberleşebilmeyi sağlamak için.

Bilgi Gösterimi : Soruşturma sırasında veya öncesinde bilgi depolamak için.

Muhakeme : Depolonan bilgiyi kullanarak cevap verebilme veya yeni sonuçlar çıkarma.

Öğrenme : Yeni koşullara adapte olma kalıpları saptama.

Turing test’te soruşturmayı yapan birbirini kesinlikle görmez. Buna şın Toplam Turing Test’te vidyo sinyali de kullanılır. Böylece soruşturmayı yapan kişi fiziksel nesneleri lama yeteneğini de ölçebilir. Bu test için ın aşağıdaki yeteneklere sahip olması gerekir:

Görme : Nesneleri lamak için.

Robotik : Nesneleri hareket ettirmek için.

YZ’de Turing Testi geçmek için yapılan büyük bir çalışma yoktur. İnsan gibi davranma meselesi insanlarla etkileşen YZ programları için geçerlidir. Örneğin kullanıcı ile iletişimde bulunan bir dil işleme sistemi insan gibi konuşmalıdır.

İnsan Gibi Düşünmek

Verilen bir ın insan gibi düşündüğünü söyleyebilmek için insanların düşündüğünü saptamanın bir yolunu bulmamız gerekir. İnsanın düşündüğünü iki şekilde öğrenebiliriz. Birincisi kendi düşüncelerimizi gözleme, ikincisi ise psikolojik deneyler yapmaktır. Düşünme ile ilgili yeterince kesin teorilere erişilirse bu teoriler ı olarak ifade edilebilir.

Bazı araştırmacılar pogramları herhangi bir yöntemi kullanarak doğru sonucu bulacak şekilde yazarken bazı araştırmacılar da sonucun doğru ya da yanlış olmasına bakmaksızın insanların düşündüğü şekilde çözümü arayan programlar yazmaktadır.

Rasyonel Düşünme: Düşünme Kanunları

Doğru düşünmeyi kodlamaya ilk çalışanlardan biri Aristotle’dır. Aristottle mantığına göre doğru önermeler verildiğinde daima doğru sonuç elde edilir. Aşağıda buna ait bir örnek verilmiştir:

Socrates insandır. İnsanlar ölümlüdür. à Öyleyse Socrates ölümlüdür.

Bu düşünme kanunlarının düşünme işlemini yönettiği kabul edildi Mantık alanını başlattı. YZ’de mantık taraftarları problemleri mantıksal notasyonla mlayarak akıllı sistemler oluşturmaya çalışmışlar. Bu konuda şılaşılan iki büyük engel:

Konuşma diline özgü bilgilerin %100 kesinlik ifade etmediği durumda mantık formunda belirtme güçlüğü

Problemleri prensipte çözmekle, pratikte çözmek arasındaki fark. Birkaç düzine önerme bile ın sınırını aşabilir. Bu da prensip olarak çözülebilecek problemlerin pratikte çözümünü güçleştirmektedir.

Rasyonel Davranma: Rasyonel Ajan Yaklaşımı

Rasyonel davranma, inanışları baz alarak amaca erişecek şekilde davranmaktır. Farklı YZ çalışmalarına benzer şekilde yaklaşabilmek için ajan(agent) sözcüğü kullanılmaktadır. Buradaki kullanım normal anlamının dışındadır. Ajan layan davranan herhangi bir şeydir. Ajan yaklaşımında YZ çalışmaları; rasyonel ajan çalışmaları rasyonel ajan oluşturmadır.

Düşünme kanunlarında vurgulanan doğru çıkartımdır. Doğru çıkartımda bulunmak bazen rasyonel ajanın (RA) bir parçası olabilir. Çünkü rasyonel davranmanın bir yolu, mantıksal olarak bir davranışın istenen amacı sağlayacağı sonucu çıkartılırsa bu sonuç üzerine belirlenen şekilde davranılır. Diğer yandan doğru çıkartım tam rasyonellik değildir. Bazen yapılacak şeyin doğru olacağı ispat edilmeden yapılması gerekebilir. Örneğin kızgın bir sobadan elin çekilmesi reflekstir kızgınlığı hissettikten sonra hangi hareketin yapılacağını düşünerek yapılan yavaş haraketten daha etkilidir. Sobadan elin çekilmesi bir doğru çıkartım sonucu olmamakta ama rasyonel bir davranıştır. Mükemmel rasyonellik daima doğru şeyi yapmaktır karmaşık bir çevrede daima doğru şeyi yapmak mümkün değildir.

RA yaklaşımının iki üstünlüğü vardır:

Düşünme kanunları yaklaşımından daha geneldir. Çünkü rasyonel davranmak için doğru çıkartım faydalı bir mekanızma olmasına şın gerekli değildir.

Rasyonelliğin mı açıkça yapıldığı için bilimsel gelişmeye insan davranışından veya insan düşüncesinden daha yatkındır.

ZEKİ AJANLAR

Ajan, sensorlarıyla çevresini layan efektörleriyle bu çevre üzerinde davranan herhangi bir şeydir. İnsan sensor olarak göz kulak diğer organlara, efektör olarak da el, kol, ağız diğer vücut kısımlarına sahiptir. Robotik ajan, kamera infrared bulucuları sensor olarak değişik motorları da efektör olarak kullanır.

Ajanlar Davranmalı

Rasyonel ajan doğru şeyi yapan ajandır. Bu yanlış bir şey yapmaktan daha iyidir ama doğru şeyi yapmak ne demektir? İlk yaklaşım, doğru haraket ajanı en lı yapacak harakettir. Bu durumda ajanın sına ne zaman verileceği sorusunu ortaya çıır.

Performans Ölçüsü

Ajanın ne kadar lı olduğunu saptayan kritere performans ölçüsü denir. Performans ölçüsünün dikkatli bir şekilde saptanması gerekmektedir. Örneğin kirli zemini temizleyen bir ajanı gözönüne alalım. Burada performans ölçüsü olarak 8 saatlik çalışmada temizlenen kir miktarı alınabilir. Daha karmaşık performans ölçüsü yalnız temizlenen kir miktarını değil aynı zamanda tüketilen enerji çıılan gürültüyü de dikkate alabilir.

Değerlendirme Zamanı

Performansın ne zaman değerlendirildiği de önemlidir. Örneğin temizlik ajanının performansını ilk saat sonunda değerlendirirsek işe hızlı başlayan ama sonra yavaşlayan belki de hiç çalışmayan ajan ödüllendirilmiş, sürekli çalışan cezalandırılmış olur. Bu nedenle performansı günlük veya ömür boyu şeklinde daha uzun vadede değerlendirmek gerekir.

Mükemmellikle rasyonelliğin ayırt edilmesi gerekir. Mükemmel ajan davranışlarının vereceği sonucu bilir buna göre davranır. Fakat gerçekte mükemmellik imkansızdır. Aşağıdaki örneği göz önüne alalım:

Okula gelirken demiryolunun şısında bir arkadaşınızın gitmekte olduğunu gördünüz. Demiryolu geçiti açıktı arabalar geçiyordu. Arkadaşınıza başka türlü erişemeyeceğiniz için demiryolundan geçmeye başladınız. Bu sırada bir yolcu uçağının kapısı üzerinize düştü.

Demiryolundan geçmek rasyonel olmayan bir davranışmıdır?

Rasyonellik lananlara bağlı olarak beklenen başarı ile ilgilidir. Çoğu zaman demiryolundan geçmek lı sonuç verdiği üzerinize uçak kapısı düşeceğini tahmin edemeyceğiniz için demiryolundan geçmek rasyonel bir davranıştır. Eğer ajanın düşen kapıyı saptayabilecek bir radarı varsa o zaman haraket rasyonel değildir. Benzer şekilde demiryolu geçidi kapalı iken geçmek de rasyonel olmayan bir davranıştır. Diğer bir deyişle ajanı layabileceği bir durumu dikkate almayarak sız olduğu zaman suçlayabiliriz.

Sonuç olarak herhangi bir andaki rasyonellik dört şeye bağlıdır:

Başarı derecesini belirten performans ölçüsü,

Ajanın o ana kadar ladığı her şey (algı serisi-percept sequence),

Ajanın çevre hakkında bildikleri,

Ajanın yapabileceği hareketler.

İdeal Rasyonel Ajan

Yukarıdaki sonuçlardan yola çıkarak ideal rasyonel ajan aşağıdaki şekilde mlayabiliriz:

Her olası algı serisi için, algı serisi sahip olduğu bilgileri kullanarak performans ölçüsünü maksimize edecek şekilde davranan ajan ideal ajandır.

Demriyolu geçidinin kapalı olup olmadığına bakmaz isek algı serisi bize hızla yaklaşan bir treni söyleyemez. Demiryolu geçidine bakmadan geçmek riski çok yüksek olduğu için rasyonel bir davranış değildir. İdeal rasyonel ajan adımını atmadan önce bakma eyleminde bulunmalıdır. Çünkü bakmak beklenen performansı artırır. Bu nedenle yararlı bilgileri elde etmek amacıyla yapılan eylemler rasyonelliğin bir parçasıdır.

Algı Serisinden Eyleme İdeal Eşleme

Ajanın davranışı yalnız algı serisine bağlı ise olası tüm algı serilerine şı gelen eylemler tablo haline getirilerek bir ajan mlanabilir. Çoğu zaman bu tablo çok uzun olacaktır. Oluşturulan tabloya algı serisinden eyleme eşleme denir. Eğer eşleme ajanı mlıyorsa ideal eşleme de ideal ajanı mlar. Eşleme için tablonun herbir elemanının ayrı ayrı belirtilmesi gerekmez. Örneğin hesap makinesindeki karekök fonksiyonunu basit bir ajan olarak göz önüne alalım. Bu ajanın algı serisi basılan tuşlardır. İdeal eşleme; girilen pozitif sayı x ise z2»x olacak şekilde 4 basamak doğrulukta z’yi göstermektir. Bu amaçla tablo kullanmak yerine Newton yöntemi kullanılarak yazılan ile ajan mlanabilir. Tablo çok uzun olmasına şın ajan çok kısa bir programdır. Aşağıda tablo görülmektedir:

Otonomi

Eğer bir ajanın eylemleri tamamen sahip olduğu bilgilere bağlıysa yani algı serisini dikkate almıyorsa otonom değildir. Eğer bir sistemin davranışları kendi deneyimleri ile saptanıyorsa otonomdur. Otonom kelimesi insanın doğrudan kontrolü altında olmayan anlamında da kullanılır. Örneğin otonom kara aracı (insansız). Otonom olan ajanlar çevre koşulları değiştiğinde yeni koşullara adapte olarak görevini başarı ile sürüdürebilir. Eğer sadece önceden verilen bilgileri kullanırsa sız olma olasılığı yüksektir.

Zeki Ajanların Yapısı

YZ ajan ı yazma işidir. Bu programlar dan eyleme eşleme yapan programlardır. Yazılan programlar bir yapı üzerinde çalıştırılacaktır. Bu yapı olabileceği gibi özel amaçlı donanım da olabilir. Yapı sensorlardan gelen ları programa aktarır, ı çalıştırır efektörler ile ın davranışını gerçekleştirir. Ajan yapı programdan meydana gelmektedir:

Ajan = Yapı +

Ajan ı tasarlamadan önce ajanın çalışacağı çevrenin, lamaların, eylemlerin amaçların mlanması gerekir. Aşağıdaki tabloda bazı ajan tipleri verilmiştir.

Ajan Tipi

lama

Eylem

Amaç

Çevre

Tıbbi teşhis sistemi

Bulgular, hastanın cevapları

Sorular, testler

Sağlıklı , minimum maliyet

, hastahane

Uydu görüntü analiz sistemi

Değişik yoğunluk renkte pikseller

Görüntüyü sınıflandır, bas

Doğru sınıflandırma

Uydudan gelen görüntü

Rafineri Kontrolörü

Sıcaklık, basınç okumaları

Valfleri aç, kapa; sıcaklığı ayarla

Saflığı emniyeti maksimum yap

Rafineri

İnteraktif İngilizce öğreticisi

Yazılı kelimeler

Alıştırmalrı, önerileri, düzeltmeleri yaz

Öğrencinin notunu maksimize et

Öğrenci kümesi

Ajan Programları

Zeki ajanlar oluşturulurken aynı iskelet kullanılacaktır: çevreyi lamak eylem üretmek. Ajan ının en basit aşağıda görülmektedir:

Eşleme algı serisinden eyleme yapılmaktadır ama ajana yalnız o anki algı gelir. Bu ların seri halinde saklanıp saklanmaması ajana bağlıdır. Bazı çevrelerde algı serisi saklanmaksızın oldukça lı olunabilir. Karmaşık çevrelerde ise tüm ların saklanması fizibil olmamaktadır.

Ajan ı yazmanın en basit yolu tablo kullanmaktır (look-up table). Bu durumda olası tüm algı serisinin bellekte tutulması indeks kullanarak erişilmesi gerekir. Tablo kullanımında aşağıdaki olumsuzluklar ortaya çı:

Yalnız satranç oynayabilen basit bir ajan için bile gerekli tablonun 35100 girişi olması gerekir.

Tasarımcnın tabloyu oluşturması çok uzun zaman alır.

Ajan otonom değildir. Çünkü en iyi eylem hesabı tamamen önceden girilmiştir.

Ajana bir derece otonomi narak öğrenme mekanizması oluşturulsa bile tüm girişler için tablonun doğru değerlerini bulması sonsuza kadar sürer.

Basit Refleks Ajanlar

Bir kameradan gelen görüntü 50 Mbyte/sn. hızındadır (saniyede 25 çerçeve, her çerçeve 1000*1000 piksel her piksel 8 bit 8 bit yoğunluk bilgisi). Bir saat için gerekli look-up tablosu 260*60*50M girişli olacaktır. Genel giriş çıkış ilişkileri kullanılarak tablo kısaltılabilir. Örneğin öndeki araç fren yaparsa fren lambaları yanar sürücü buna dikkar ederek frene basar. Aynı işlem görsel giriş kullanılarak “öndeki araç fren yapıyor” koşulu ile ajan ındaki “fren yap” eylemi ilişkilendirilebilir. Bu ilişkiye koşul-eylem (condition-action) kuralı denir aşağıdaki şekilde yazılabilir:

EĞER Öndeki_Araç_Frenliyor İSE frenle ( if/then)

İnsanlarda benzeri davranışlar bir öğrenmenin sonucunda ( sürme gibi ) veya refleks olarak ( kızgın sobadan elin çekilmesi gibi) . Aşağıda koşul-eylem kuralının ajana dan eyleme bağlantıyı sağladığı görülmektedir.

Basit Refleks ajanın şematik diyagramı.

Basit Refleks ajan. lamayla mlanan mevcut duruma uyan kuralı bularak çalışır.

Giriş_Yorumla : lanan mevcut durumu soyut olarak mlar (abstraction).

Kural_Eşleme : Kural kümesinde mevcut duruma uyan ilk kuralı verir.

Kural_Eylem : Kurala bağlı olarak yapılacak eylemi verir.

Değişimleri İzleyen Ajan

O anki lamaya bağlı olarak doğru verilebiliyor ise basit refleks ajanlar lı olabilir. Arabanın arkasında fren lambalaraırına ek olarak dönüş sinyal lambalarıda yer almaktadır. Frene basılıp basılmadığını saptamak için arabanın her iki kenarındaki lambanın komtrol edilmesi ferekmektedir. Bu amaçla bir önceki görüntünün saklanması gerekmektedir. Bir önceki görüntüde her iki lamba sönükse o anki görüntüde ikisi de yanıyor ise frene basıldığını söyleyebiliriz. Bu nedenle doğru eylemin seçilebilmesi için bazı bilgilerin saklanması gerekmektedir. Buna iç durum ( internal state) adı verilir.

Sensorlardan gelen bilgi daha önceki duruma bağlı olarak farklı sonuçlar verebiliyor ise önceki durumun da saklanması gerekir. Dünyanın durumu yalnız o anki girişe değil bir önceki duruma da bakılarak saptanır. Aşağıda iç durumlu bir refleks ajan görülmektedir.

İç durumlu refleks ajan

Yenile_Durum: Sensorlardan gelen bilgiye veya yapılan eyleme bağlı olarak yeni iç durumu oluşturur.

Amaç tabanlı Ajanlar

Çevrenin o anki durumunu bilmek ne yapılacağına vermeye yetmeyebilir. Örneğin bir kavşakta sağa, sola dönebilir veya doğru gidebilir. Doğru arabanın nereye gideceğine bağlıdır. Diğer deyişle ajan o anki durumla birlikte amaçla ilgili bilgilere de gereksinim duyar. Ajan ı, olası kararların sonuçları ile bu bilgiyi birleştirerek doğru eylemde bulunabilir. İstenen amaca bazı durmlarda kolayca erişilebileceği gibi bazen çok karmaşık işlemler yapılması gerekebilir. Ajanın amacına erişebilmesi için yapacağı eylem sırası YZ’nin alt alanları olan arama (search) planlama (planning) da incelenmektedir.

Bu şekilde verme daha önce anlatılan koşul-eylem kurallarından olarak farklıdır. Refleks ajan fren lambasını gördüğü zaman fren yapar. Amaç tabanlı ajan ise öndeki aracın fren lambaları yandığı zaman onun yavaşlayacağını çıır. Öndeki araca çarpmama amacını gerçekleştirecek eylem ise fren yapmaktır. Her nekadar amaç tabanlı azan etkin görünmese de esnektir. Örneğin yağış başladığı zaman frenlerin etkin bir şekilde kullanılabilmesi için bilgisini yenileyebilir. Diğer yandan refleks ajan için çok sayıda koşul-eylem kuralı yazmak gerekir. Amaç tabanlı ajanlarda amacı değiştirerek farklı noktalara erişmek mümkündür. Refleks ajanlar ise sadece bir noktaya giderler. Aşağıdaki şekilde amaç tabanlı ajanın yapısı görülmektedir.

Amaç tabanlı ajan.

Fayda Tabanlı Ajanlar

Amaçlar yalnız başına yüksek kalitede davranış üretmek için yeterli değildir. Örneğin arabanın istenen yere gidebilmesi (amaca erişmek) için izleyebileceği bir çok yol olabilir. Bu yolların bazıları diğerlerinden daha hızlı, daha güvenli veya daha ucuz olabilir. Amaçlar “mutlu” “mutsuz” durumları arasında kaba bir ayırım sağlar. Oysa daha genel performans ölçüleri amaca erişirken ne kadar mutlu olduğunu gösterebilir. Mutlu kelimesi bilimsel görülmediği için bunun yerine fayda (utility) kelimesi kullanılmaktadır. Fayda fonksiyonu; mevcut durumu, derecesini gösteren bir gerçel sayıya dönüştürür. Fayda fonksiyonları mlanırken çelişkiye düşülebilir. Örneğin hız emniyetin ağırlıkları uygun şekilde seçilmelidir. Birden fazla amaç olduğu zaman bu amaçların da önem sırasına göre sıralanması gerekebilir.

Amaçlar her nekadar kaba olsada istenen amaca erişmek için gereken eylemi kolayca bulurlar. Bazı durumlarda fada fonksiyonu bir amaç kümesi şeklinde de ifade edilebilir. Aşağıdaki şekilde fayda tabanlı ajanın yapısı görülmektedir.

Fayda tabanlı ajan.

ÇEVRE

Bu bölümde ajan çevre ilişkileri incelenecektir. Önce ajanların çalışacağı farklı çevreler bu çavrelerin ajan tasarımındaki etkileri incelenecektir.

Çevre Özellikleri

Çevre aşağıdaki özelliklere bağlı olarak sınıflanlandırılabilir.

Erişimli / Erişimsiz (Accessible vs. inaccessible)

Eğer ajanın sensorları çevrenin durumunu tamamen saptayabiliyorsa çevre ajan için erişilebilirdir. Çevrenin erişilebilir ise değişimleri izlemek için durum saklaması gerekmez.

Deterministik/ Deterministik olmayan ( Deterministic vs. nondeterministic)

Eğer çevrenin gelecek durumu o anki durum ajanın eylemine bağlı olarak tespit edilebiliyor ise çevre deterministiktir. Eğer çevre erişimli değil ise deterministik olmadaığı kabul edilebilir.

Bölümlü/ Bölümsüz ( Episodic vs. nonepisodic)

Bölümlü çevrede ajanın deneyimleri bölümlere ayrılmıştır. Her bir ajanın algı eyleminden oluşur. Eylemin kalitesi sadece o bölüme aittir. Bir önceki bölümdeki eylemin o anki bölümde bir etkisi yoktur. Bölümlü çevre, ajanın ileriyi düşünmesi gerekmediği için daha basittir.

Statik / Dinamik ( Static vs. dynamic)

Ajan verirken çevre değişiyorsa dinamik değişmiyor ise statiktir. Ajan verirken dünyanın değişimini izlemesi gerekmediğinden zaman önemli olmadığından statik çevrede çalışmak daha kolaydır. Eğer çevre zamanla değişmiyorsa ama ajanın performansı zamana göre değişiyorsa çevre yarı dinamik (semidynamic) olarak adlandırılır.

Ayrık / Sürekli ( Discrete vs. continuous)

Eğer sınırlı sayıda farklı iyi mlanmış algı eylemler var ise çevre ayrıktır. Satranç ayrıktır çünkü her hamlede olası hareketler sabit sayıdadır. sürme süreklidir, çünkü arabanın diğer ların pozisyonu hızı sonsuz sayıda sürekli değerler alabilirler.

Aşağıdaki tabloda bazı çevreler karakteristikleri verilmiştir.

Çevre

Erişilebilir

Deterministik

Bölümlü

Statik

Ayrık

Santranç(saatle)

Evet

Evet

Hayır

Yarı

Evet

Satranç (saatsiz)

Evet

Evet

Hayır

Evet

Evet

Poker

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

Evet

Tavla

Evet

Hayır

Hayır

Evet

Evet

sürme

Hayır

Hayır

Hayır

Hayır

Hayır

Tıbbi teşhis

Hayır

Hayır

Hayır

Hayır

Hayır

Görüntü analiz

Evet

Evet

Evet

Yarı

Hayır

Parça toplama robotu

Hayır

Hayır

Evet

Hayır

Hayır

Rafineri kontrolörü

Hayır

Hayır

Hayır

Hayır

Hayır

İnteraktif İng.öğretici

Hayır

Hayır

Hayır

Hayır

Evet

Çevre Programları

Ajan proogramlarını test etmek içiin çevre simülatörü kullanılır. Simülatörler bir veya daha fazla ajanı giriş olarak alır, herbir ajana doğru ları ileterek geriye eylemlerini alır. Simülatör ajanların eylemine bağlı olarak çevreyi yeniler. Yenileme işleminde ajan eylemine ek olarak bazı dinamik özellikler de eklenebilir. Bu nedenle çevre başlangıç durumu yenileme fonksiyonu ile mlanır. Aşağıda çevre simülatör ı görülmektedir.

Simülatör ına her bir ajanın performansını değerlendirecek performans fonksiyonu da eklenebilir

PROLOG LOJİK PROGRAMLAMA

Son yıllara kadar programlama bir problemin çözümü için yapılması gerekenlerin adım adım yazılması şeklindeydi. Yani bilgisayara işlemlerin NASIL YAPILACAĞI (procedural) söylenmekteydi. Fortan, C, Pascal gibi diller bu yaklaşımı kullanmaktadır.

Programlamada bir diğer yaklaşım ise doğru cevabın özelliklerinin verilerek yapılacak işlemlerin belirtilmesidir. Yani bilgisayara işlemlerin yapılacağı değil NE YAPACAĞI (declarative) söylenmektedir. Bu tip programlama LOJİK PROGRAMLAMA olarak isimlendirilir. Bu amaçla Lisp PROLOG gibi programlama dilleri geliştirilmiştir.

Deklaratif dillerin üç önemli üstünlüğü vardır.

Lojik programlama işlemlerin mekanizmaları yerine mantığına odaklandığından doğal olarak yüksek seviyelidir. İşlemlerin yapılacağı makinaya bırakıldığı için karmaşık fikirler kolay bir şekilde ifade edilebilir.

Lojik, verilerin gerçek (fact) kural (rule) olarak belirtilmesine olanak sağlar. Örneğin A noktası B noktasına bağlıdır, B noktası C noktasına bağlıdır şeklinde gerçekler belirtilebilir. X Y’ye Y Z’ye bağlı ise X Z’ye bağlıdır şeklinde genel kurallar belirtilebilir.

Lojik programlama dilleri kullanılarak programları daha hızlı kolay bir şekilde geliştirilebilir. Programcının karmaşık fikirleri ifade edebilmesi veri yapılarını hızlı bir şekilde oluşturmasına olanak r.

PROLOG’A GİRİŞ

Prolog dünyayı ifade etmek için nesneleri (object) aralarındaki ilişkiyi (relation) kullanır. Aşağıdaki bildirime bakalım:

Ali ders verir.

Bu cümle iki nesne (Ali ders) arasındaki ilişkiyi belirtmektedir. İlişki nesnelerden daha soyut bir kavramdır. Bu nedenle aynı ilişkiyi diğer nesneler için de kullanabiliriz:

Oya ders verir.

Ali seminer verir.

Hasan ders verir.

Yukarıda verilen gerçekler kullanılarak bu dünya için sorular sorabiliriz. Yalnız belirtilen gerçek kurallar doğru kabul edilmektedir. Bunların dışındakiler yanlış kabul edilir.

Örneğin; Ali’nin ders verdiği doğru mu ? şeklinde bir soru sorarsak cevap Evet olmalıdır. Oya’nın seminer verdiği doğru mu? Sorusunun cevabı Hayır olmalıdır. Kimler ders vermektedir? Şeklindeki bir sorunun cevabı : Ali, Oya, Hasan olmalıdır. Çünkü bu kişiler ders ilişkisini gerçeklemektedirler.

Gerçeklerin yanında nesneler arasında daha soyut daha genel ilişkileri belirten kurallar vardır. Örneğin ders veren herkesin hoca olduğunu kabul edersek aşağıdaki kuralı yazabiliriz:

eğer KİŞİ ders veriyor

ise KİŞİ hocadır. (if/then)

Burada KİŞİ bir değişkendir. Kuralın eğerli kısmı dünya hakkındaki koşulu vermektedir. Verme ilişkisini kullanarak ders nesnesi ile bilinmeyen KİŞİ nesneler kümesini belirtir. KİŞİ yerine uyarsa onun hoca nesnesi ile ilişkisi olduğunuu söyleyebiliriz.

Yukarıdaki kural gerçekleri kullanarak yeni ilişkileri çıkarabiliriz:

Ali hocadır.

Oya hocadır.

Hasan hocadır.

Çünkü Ali, Oya Hasan kuralın koşulun gerçeklemektedir : KİŞİ ders veriyor.

Benzer şekilde, gerçekler kümesi kuralı kullanarak sorgulama yapabiliriz. Örneğin; Oya hoca mı? Şeklinde bir sorunun cevabı Evet olmalıdır.

hocadır şeklinde daha karmaşık bir sorunun cevabı: Ali, Oya Hasan olmalıdır.

Bu Prolog’un olarak çalışma şeklidir. Gerçekler kümesi bildirilir, nesneler kümesini belirten kurallar bildirilir soruları cevaplamak içiin kurallar kümesi ile gerçekler kümesi birleştirilir.

PROLOG SÖZDİZİMİ (syntax)

İlişkiler yüklem (predicate) olarak aşağıdaki formda belirtilir:

* verir(ali, ders). % Ali ders verir.

Burada “verir” yüklemi iki nesne arasındaki ilişkiyi belirtmektedir. Nesne sayısı 0 veya herhangi bir sayıda olabilir. Bu sayı “arity” olarak isimlendirilir.

Kuralların yazımında bazı sınırlamalar vardır:

Nesne yüklem isimleri küçük harf ile başlar.

Önce yüklem yazılır. Eğer nesneler var ise parantez içinde virgülle ayrılmış şekilde yazılır.

Her gerçek nokta karakteri ile sonlandırılır.

Bu sınırlamalara bağlı olarak yukarıda verilen gerçekleri aşağıdaki şekilde yazabiliriz:

verir(ali,ders).

verir(oya,ders).

verir(ali,seminer).

verir(hasan,ders).

Gerçekleri Sorgulama:

Gerçekler kümesi verildikten sonra onların hakkında sorular sorulabilir. Prolog’da sorgulama ı başlatma şeklidir. Yazım olarak sorgulama gerçeğe (fact) benzer ama yüklemde değişken kullanılabilir. Değişkenler büyük harf ile başlar.

Sorgulama sonucu Evet/Hayır veya nesneler kümesi şeklinde olabilir. En basit şekli Evet/Hayır şeklinde olanıdır:

verir(oya,ders). sorusunun cevabı Evet,

verir(oya,seminer) sorusunun cevabı Hayır olmalıdır.

Daha genel sorgulama nesneler kümesini içerir. Örenğin Kimler ders verir? Şeklinde bir soru prologda:

verir(X,ders).

Şeklinde yazılır. X ders ile arasındaki ilişkiyi gerçekleyen herhangi bir nesneyi temsil eden değişkendir. Yukarıdaki sorunun cevabı aşağıdaki şekilde olmalıdır:

X = ali

X = oya

X = hasan

Diğer yandan, Ali ne verir? Şeklindeki bir soru aşağıdaki şekilde yazılabilir:

verir(ali,X).

Bu sorunun cevabı

X = ders

X = seminer

olmalıdır.

ne verir şeklinde bir soru aşağıdaki şekilde sorulabilir:

verir(X,Y).

Bu sorunun cevabı aşağıdaki şekildedir.

X = ali , Y = ders

X =oya, Y = ders

X =ali, Y = seminer

X =hasan, Y = ders

KURALLAR

Kurallar gerçekler soyutlanmış gerçekler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Yukarıda verilen gerçekler verir(X,Y) şeklinde soyutlanabilir. Burada X kişinin adı Y ise sunuş şeklidir. Kural çe aşağıdaki şekilde yazılabilir:

eğer KİŞİ ders veriyor ise KİŞİ hocadır. (if/then)

Kuralın “eğer” kısmı, “ise” kısmının işlem görebilmesi için gerçeklenmesi gereken koşullar kümesidir. Prologda, önce yalnız bir koşulun yer alabildiği İSE kısmı daha sonra EĞER kısmı yazılır:

hoca(X) :- verir(X,Y).

Yukarıda ifade ” X’in hoca olduğu doğrudur EĞER X’in Y’yi verdiği doğruysa” şeklinde okunabilir. Bu durum koşulu gerçekleştiren tüm X’ler için geçerlidir.

Ebeveyn çocuklar arasındaki ilişki hakkında aşğıdaki gerçekler kümesini gözönüne alalım:

ebeveyn(a,b).

ebeveyn(a,c).

ebeveyn(b,d).

ebeveyn(e,f).

Burada ebeveyn(X,Y)’nin anlamı X Y’nin ebeveynidir. Bu bilgilere ek olarak nesnelerin cinsiyetiyle ilgili bilgilerede gereksinim duyulabilir:

(X).

bayan(X).

Bu bilgiler kullanılarak nesneler arasındaki ilişkiler için kurallar yazılabilir. Örneğin herhangibir kişinin kardeşi ? kardeşi: ” X ile ebeveyni aynı olan ” şeklinde mlayabiliriz. Basit olması için sadece anne veya babanın kardeşlik için yeterli olduğunu kabul edelim. Bu amaçla aşağıdaki ifade yazılabilir:

EĞER ebeveyn(E,X),

ebeveyn(E,Y),

(Y)

İSE erkekkardeş(Y,X).

Bu ifade: ” Verilen X kişisi için, eğer X’in ebeveyni E ise Y kişisinin ebeveyni de E ise Y ise Y X’in erkekkardeşidir”. Burada X’in cinsiyeti önemli değildir. Bu kural prologda aşağıdaki şekilde yazılabilir:

erkekkardes(Y,X) :- ebeveyn(E,X),

ebeveyn(E,Y),

(Y).

X Y’nin farklı olduğunu belirtmediğimiz için bir kişi kendisinin kardeşi olabilir. Bu sorunu gidermek için X Y’nin farklı olması gerektiğini belirtmeliyiz:

erkekkardes(Y,X) :- ebeveyn(E,X),

ebeveyn(E,Y),

(Y),

not ( X==Y). % + X == Y

Burada not(X==Y) ifadesi X Y’ye eşit değil anlamındadır. Not ifadesi yerine “+ Y==X” yazılabilir.

Prologda bütün değişkenler yereldir. Yani sadece kural içinde geçerlidirler. Bu nedenle bir kuraldaki X değişkeni bir diğer kuraldaki X değişkeni ile aynıı değildir.

Yineleme (Recursion)

Prolog’un en ilgi çekici özelliklerinden birisi yineleme kapasitesidir. Yineleme bir şey kendisi sonlandırma koşulu kullanarak mlanırsa olur. Faktöriyel mı klasik bir örnektir:

N’in faktöriyeli N kere N-1′in faktöriyeline eşittir.

Sıfırın faktöriyeli 1′dir.

Faktöriyelin bu mı prologda kolayca ifade edilebilir:

faktoriyel(0,1). à gerçek

faktoriyel(N,X) :- M is N-1, à kural

faktoriyel(M,Y),

X is N * Y.

Bu örnekte gerçek kuraldan önce yazılmalıdır. Prolog’da gerçek kurallar programdaki yazılış sırasına göre işlem görmektedir. Prolog kuralın içinde faktoriyel(M,Y)’yi bulurken programda yüklemin ilk geçtiği yerden başlayarak çözümü arar. M sıfıra kadar azaltılmaktadır. M sıfır olduğunda “gerçeğe” erişildiği zaman geri dönüş işlemi başlar. Eğer gerçek kuraldan sonra yazılırsa sonsuz döngüye girilir.

Yineleme, programlarıın basit kısa olmasını sağladığı için çok kullanışlıdır ama yazılırken çok dikkatli olmak gerekir. Yineleme yalnız rakam ile değil veri yapıları ile de yaplabilir. Prolog’da veri atom (tek değer) veya liste (çok değer) olabilir. Liste elemanlar kümesidir. Elemanlar; sayı, harf, karakter dizisi hatta liste olabilir.

Liste [ ] içinde elemanları virgül ile ayrılmış şekilde yazılır. Aşağııda basit listeler görülmektedir:

[printer, monitor, mouse, cpu ]

[123, 45, 667]

[a, b, c, d, e, f, g]

Liste, elemanlar kümesi olduğu için kesişim, bileşim, fark gibi işlemler prologda yapılabilir. Örneğin; X, L litesinin üyesi ise doğru olan üye(X,L) yüklemi prologda aşağıdaki gibi