nedir

İlaç gibi ekmek
hastalarına iyi gelecek ekmek üretildi

15.07. 17:36
Sofraların vazgeçilmez tadı ekmek artık birçok hastalığa da iyi gelmeye başladı. damar hastalıkları ile mücadele etmede yardımcı olan ‘Çeşni Bahar’ adlı bir ekmek üretildi.

Ekmeğin içinde bulunan soya proteini zengin baharatlarda bir yandan besliyor diğer yandan da lezzetine lezzet katıyor. Ekmeğin içerisinde soya, yulaf unu, çavdar arpa unları, kekik, nane, kırmızı , çemen otu, çörek otu, karabiber, tarçın, havlıcan, kimyon, zencefil, biberiye. Zerdeçal, karanfil, fesleğen gibi birçok faydalı baharat bulunuyor. Görünüşü oldukça küçük ama bir o kadar da doyurucu. Halk Ekmek Genel Müdürü, Ali İlkbahar çeşni bahar adlı ekmeğin zengin bir vitamin deposu olduğunu yapmadığını söyledi. İlkbahar çeşni bahar ekmeğinin damar hastaları tarafından da oldukça fazla tercih edildiğini belirterek, ekmeğin poşette satıldığını fiyatının da 70 yenikuruş olduğunu söyledi.
damar hastalarının da tercih ettiği çeşni bahar ekmeğini fiyatı ise sadece 70 Yenikuruş olduğunu belirtti.

Haftada ortalama 1 vererek düzenli yürüyerek hem mutlu olup verin, hem de sağlığınızı koruyun. 20-35 yaş arası 1.65 cm boy 70 kg ağırlığın üzerindeki bayanlar, bu diyeti düzenli yürüyüş ile birlikte yaparsa, ilk hafta 1.5 ile 2 kg, daha sonraki haftalarda da birer verir.

Kahvaltı:

2 karper kadar tercih edilen peynir, 1 dilim çavdar, mısır veya buğday ekmeği, sınırsız , salatalık veya 1 bir karper büyüklüğünde peynirle hazırlanmış omlet, 1 dilim çavdar, mısır veya buğday ekmeği, yarım su bardağı süt, sınırsız , salatalık.

Öğle:

5-6 kaşığı sebze yemeği etli veya zeytin yağlı), 3 kaşığı bulgur pilavı veya peynirli makarna, 1 dilim çavdar, mısır veya buğday ekmeği, az yağlı salata (mevsime uygun salata malzemesi ile) veya, 1 orta boy dolması, yarım kase yoğurt, 1 dilim çavdar, mısır veya buğday ekmeği, az yağlı salata (mevsime uygun salata malzemesi ile)

İkindi:

1 meyve

Akşam:

1 küçük tavuk but (derisiz) veya 3 ızgara köfte, 1 kase cacık veya yoğurt, 1 dilim çavdar, mısır veya buğday ekmeği, az yağlı salata. (mevsime uygun salata malzemeleri ile)

Ara: 2 top çikolatalı veya meyve parçalı veya vanilyalı normal dondurma.

1. Ay:

- Yeni doğanın hareket yetenekleri fazla etkileyici değildir. Çocuğun ilk kazandığı yeteneğin başını kaldırmak olduğu, bunun ardından el kollarını kullanabildiği, nihayet ayak bacaklarını kullanmaya başladığı görülmüştür.
- Çenesini kaldırabilir
- 19-20 cm. Uzaklıktaki nesneleri net görebilirler. - Kokuları ayırt edebilirler,
- Bebeklerin daha çok gözlere baktığı belirlenmiştir. Bu nedenle, bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakıcısı arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.
- Annelerin çocuğuna şı duyduğu bağın oluşumunda kritik bir dönemin varlığı ileri sürülmektedir ki bu da doğumdan hemen sonraki dönemdir. Bu dönemde bebeklerini kucaklarına alarak seven annelerin, çocuklarına daha kuvvetli bağlarla bağlandıkları belirlenmiştir.
- Bu ayda konuşmaya yönelik bir faaliyet genellikle görülmez.
- Bebeğin başı her zaman desteklenmelidir.
- Elleri yumuktur veya hafifçe açıktır.
- Hıçkırıklar sık görülür ama önemsizdir.
- Hapşırıklardan korkmayın, bu burnu temizler.
- Bu ay objelere bakmaya başlayabilir.
- İşitmeye başlamıştır ama sesin geldiği yeri anlayamaz.
- Yüzüne 0.5 metreden yakın objeleri daha iyi görür.
- Bu ayda siyah beyaz geometrik objeleri çok iyi seçer.
- Yatağının çevresindeki bu tür objelere dikkatini çeker.
- insan yüzünü diğer objelerden ayırırlar.
- Bebeğiniz insan sesini diğer seslere tercih eder.
- Bebeğinizi beslerken onunla konuşun.
- Günlük banyoya ihtiyacı yoktur. Fazla yıkamak bebeğinizin cildini kurutur.
- Bu ayda Hepatit B (sarılık)aşısının yapılmış olması gereklidir.Kişilik gelişimi:
Bebeğin diğer önemli özelliği tümüyle kendi gereksinimlerini gidermeye yönelik olmasıdır. Bu özelliğine egosantrik de diyebiliriz. Ancak burada söz konusu olan bencillik bilinçli olarak kendi gereksinimlerini en ön planda tutmak değildir. ilk ilişkisini bu çerçeve içinde annesi ya da annelik görevini yapan kişi ile kurar. Çocuğun bu ilişki içinde iki gereksinimi vardır: fiziksel bakım ( doyurma korunma ) sosyal bakım ( sevgi duygusal yakınlık ). Bu iki gereksinimin ne ölçüde yerine getirildiğini bilirsek çocuğun ilerdeki kişiliğinin temeli hakkında çok şey öğrenmiş oluruz. Önce fiziksel bakımı ele alalım. Olumlu bir anne çocuk ilişkisinde çocuk zamanla annesini ona doyum veren, onu koruyan, rahat ettiren bir kişiyi bir ödül kaynağı olarak beller, ona değer verir. Anne yokken arar, görünce sevinir, ona bağlılık duyar bağlanır. Bebeğin kısa süre de olsa annenin gözden uzaklaşmasına dayanabilmesi bebeğin özbenliğine de varlığı artık kesinlik kazanmış bir anne tasarımının bulunduğunu gösterir. Anne bir süre gözden uzaklaşmış olabilir, fakat az sonra gelecektir, çünkü gözden şu anda silinmesi tümden yok olması değildir. Demek ki düzenli alma verme ilişkisi bebeğin zihninde annenin sürekliliğini sağlar. Anne çocuğa şı tutarlı olumlu ise çocukta genel olarak yaşamda doyum bulacağına ilişkin bir güven duygusu oluşmaya başlar. Ama anne tutarsız, olumsuz ya da kaygılı ise çocuk bu güveni oluşturmakta zorluk çeker.

Fiziksel bakım eksiksiz de olsa güveni oluşturmada tek başına yeterli değil. Sevgi duygusal yakınlık görmeyen çocuğun kişiliği bu durumdan olumsuz etkilenir. Hatta bakım evlerinde yaşayan çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar yeterli fiziksel bakım gören ama sevilip okşanmayan, konuşulmayan çocukların önce çevreden ilgi aradıkları, fakat zamanla adeta yaşama küsüp çevreyle ilişkilerini kestiklerini ortaya koymuşturlar. Oysa sevgi duygusal yakınlık gören çocuk insanlarla ilişki kurmayı tatmin edici bir olay olarak görür. Annesinin ona değer vermesi onda değerli olduğu kanısını uyandırır. Genellikle insanlarca sevileceğine, sevilmeye değer bir insan olduğuna ilişkin güven oluşturur. İşte, anne çocuk ilişkisindeki bu süreklilik, tutarlılık aynılık çocukta “ güven duygusunun” özünü oluşturur.

2. Ay:

- Emmeye başlama refleksi, arama refleksi, yutma refleksi, moro refleksi, babinksi refleksi, yakalama refleksi, adım atma refleksi bu ayda görülen reflekslerdir.
- Bu reflekslerden çoğu doğumdan sonraki 2-5 ay içinde azalarak geçmektedir.
- Bu ayda göğsünü kaldırabilir
- sız uzanmalarda bulunur.
- Ellerini açmaya başlar.
- Anneyi babayı r.
- Seslere tepki vermeye başlar.
- Bu ayda karma aşı(difteri, boğmaca, tetaanoz) ile menenjit(Hib) çocuk felci(polio) aşısının yapılmış olması gereklidir.

sal gelişim :

- Doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime duyarlıdırlar.
- Bu duyarlılık ilk iki ay içersinde hızla gelişir.
- Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür
- İki aylık bebeklerin şeklin değişmezliğinin sına ulaşmış oldukları gösterilmiştir.

İlk hafta aylarda anne-baba ile arasında şılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir. Gerçek bir bağın oluşması için zamana denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir şekilde yürüdükçe anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık görevi daha doyumlu olmaya başlar bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.

3. Ay:

- bu aylarda kişileri ayırabilir.
- Çevredeki ilginç değişiklikleri fark edebilirler.
- konuşma seslerini layabilir .
- Konuşucuları çok erkenden ayırt edebilirler.
- Anne babalarının yüzlerini daha henüz madan önce, onları seslerinden ayırt edebilir gibidirler.
- Yüksek sesle güler.
- Seslerin kaynağına bakar.
- Ellerini birleştirir.
- Bu aylarda evde sessiz zamanlar yaratın.
- Bebeğinizle konuşurken aynı sesleri tekrar edin.
- Bebeğiniz olmasa bile normal kontrollerine götürün.
- Genizden konuşanlar incelendiğinde, genellikle sütleri çok yavaş emdikleri, bu nedenlerle annelerin biberon deliğini fazla genişlettiği öğrenilmiştir, ancak bu konuşmaya yardımcı olacak olan normal emmeyi engellediği için önerilmemektedir. Biberon deliği gereğinden fazla küçük olanlarda ise ileri de peltek konuşma olabileceği için bu da önerilmemektedir.
- hem tatlı, ekşi biberli gibi tatlara duyarlıdırlar hem de aralarında ayırım yapabilirler.

Babaların çocuklarına olan bağlarının annelere benzediği, fakat doğumdan birkaç ay sonra(genellikle 3. Ay), babaların annelerden farklı bir rol üstlendikleri araştırmalarda saptanmıştır. Annelerin çocukların bakımını üstlendikleri gibi, onlarla daha fazla konuştukları, daha fazla kucaklarına aldıkları, daha fazla şefkat gösterdikleri daha sakin bir etkileşime girdikleri görülmüş; babaların ise daha çok çocuklarıyla fiziksel boğuşma davranışına girdikleri daha çok oyun oynadıkları gözlenmiş, bunun da bebekle etkileşim örüntüsünde pek etkili olmadığı bulunmuştur.

4. Ay:

- Dört aylıkken normal bir yetişkin gibi görebilirler.
- Renkleri farkedebilirler.
- hareketleri üzerinde daha istemli bir denetim sağlayabilir.
- Yaptıkları davranışı yinelemekten hoşlanırlar.
- Bu ayda destekle oturabilir.
- Objeleri elden ele geçirebilir.
- İki heceli sesleri çıkarabilir.
- Yabancılardan korkmaya başlar.
- Bebeğin ayakları düz olarak görülebilir veya başparmakları içe dönük görünebilir. Doktorunuz bu konuda en doğru bilgiyi verecektir ancak bu durum genellikle geçicidir.
- Bu ayda hepatit B(sarılık) karma aşının ikinci dozunun yapılmış olması gereklidir.
- Konuşmayı öğrenmek uzun karmaşık bir olgudur. Bu ayda çocuk iletişimini mimiklerle, anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde yapar.
- Sesli cıları bol çevrede yetişen , daha fazla seslendirme etkinliğinde bulunmakta daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir.

Beslenme:
İlk dört ay bebeğin emerek beslenme evresidir. Bu süreden önce yutma refleksi zayıftır vesüt çocuğu kaşıkla verilenleri yeterince yutamaz, ağzından geri çıkarmaya eğilimlidir. Bu dönemde böbrekler de immatürdür.protein elektrolitlerin yükünü atamaz. Sindirim sisteminde yabancı proteinlere şı koruyucu mekanizma tam gelişmemiştir. Mideden yeterli asit salgılanamaz. Nişasta yağların emilimi için gerekli enzimleri de yetersiz salgılanırlar. Bu nedenle bu dönem için en ideal gıda,içinde bu enzimleri içeren,protein elektrolit içeriği düşük olan anne sütüdür. Anne sütünün verilemediği nadir durumlarda içeriği anne sütüne yaklaştırılmış sütlerin verilmesi gerekir.

5. Ay :

- Kucağa oturup nesneleri yakalar.
- yüzler arasında ayırım yapar .
- Desteksiz oturmaya başlayabilir.
- Objeleri ağzına götürerek keşfetmeye başlar (ayağı dahil)
- Yabancı olmayanları r.
- Aşina olduğu kişi bebeği daha kolay sakinleştirir.
- Önce çocuk dili anlamlı şekilde kullanamaz, ancak seslendirme (vocalisation) işlevi vardır kişilik gelişimini etkileyen diğer bir faktör ise duygusal gelişimdir. Duygusal gelişim sağlıklı bir insan gelişimini inceleyebilme açısında önemli olduğu kadar, duygusal temelde sorunları olan çocukların bu sorunlarının anlaşılması açısından da araştırılması gereken bir konudur. Duygusal gelişimin parçası olan korkuya şöyle bir bakalım. Bu dönemde yaratan cılar arasında birinci sırada gelir. 5.aysonrasında bebeklerin yaşındaki ilerlemeye bağlı olarak bebeklerde uçurum görüntüsüne şı tepkileri artmıştır. Diğer bir türü ise bebeklerin yabancılara şı gösterdikleri tepkileridir.
- Bu aydan sonra ek gıdalarabaşlanmıs olması gereklidir. Kaşıkla beslenmeye geç başlanan çocukların bazılarında çiğneme katı gıdayı yutabilmek için dilin dönme reflekslerinde gecikme olmaktadır. Bu nedenle büyümesi yeterli olsa bile 5. Ayda kaşıkla ek gıda verilmeye başlanması önerilmektedir.

6. Ay :

- Mama sandalyesinde oturup sallanan nesneleri yakalar
- Arama davranışı buaylarda görülür.
- sonuçları ayırma yeteneği görülmeye başlar.
- Sabit duran nesneleri tüm duyularıyla inceler, dikkatlice bakıp seslerini dinler. Nesneleri birçok kez elleri içinde döndürürler.
- Sadece zevk almak için birçok karmaşık ilginç yolu denerler böylece de oyun davranışlarına ilk kez girişirler. Yetişkinlerin kol bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
- annelerinden ayrıldıklarını anlayabilir. Uykularından uyandıklarında korkup ağlayabilirler. Bu duruma alıştırmak için kendinizi saklayıp tekrar ortaya çıkartan “cee “oyunu oynayabilirsiniz. Bebeğiniz günde 11 saat uyur. Ama unutmayın bu süre yalnızca gece uyuyacak anlamında değildir.
- Bu ayda karma aşının üçüncü dozunun yapılmış olması gereklidir.

n dört-altı aylarında süt çocuğunda yutma refleksi gelişir.

Ancak henüz dişleri olmayan çocuk katı gıdaları çiğneyemez ağzından geri çıır. Sindirim sisteminin yağ karbonhidratları emme işlevi yabancı proteinlere şı koruyucu mekanizması da bu dönemde gelişir. Bu geçiş döneminde başlanan ek gıda lar yumuşak düşük allerjenik özellikte olmalıdır. Unlu, sütlü mamalar, yoğurt anne sütünün yanı sıra bu dönem için uygun besleyicidirler. Allerjen olmadığı için pirirç unu tercih edilmelidir. Dördüncü aydan sonra meyve sebze pürelerine de azar azar başlanabilir. Sebze püreleri patates,havuç, kabak pirinç ile hazırlanabilir. Mevsime göre elma, şeftali bu dönem için tercih edilen meyvelerdir. Vitaminlerin kaybolmaması için pürelerin yapımında rende kullanılması önerilmelidir. Gaz, ınağrısı allerji yapmadığından zengin c vitamin kaynakları olan portakal, mandalinaya da bu ayda başlanabilir.

7. Ay :

- Bu aydan itibaren bebeğe bir verildiğinde o da bir sesle tepkide bulunur. Kendi çıkardığı sesleri dinlediği gibi başkalarının çıkardığı sesleri de dinlemeye başlar. Bu toplumsallaşmış seslendirmedir.
- Yetişkinlerin kol bacaklarıyla yaptıkları hareketleri taklit edebilirler.
- Bebeğiniz sürünmeye başlamıştır.
- Kendi kendine yiyecek alabilir.
- Düşen objeler dikkatini çeker.
- İlk dişi çı.

Yedinci aydan itibaren çocuğa uygun olarak hazırlanmış sofra yemekleri verilebilir. Bunlar etli dolmalar, etli sebze yemekleri, tarhana,şehriye benzeri çorbalar, azilmiş makarna(haşlama suyu dökülmeden) pilav olabilir. Baharatsız ızgara köfte tavuğun beyaz eti didiklenerek küçük parçalar halinde sebze pürelerine eklenebilir.

8. Ay:

- Sesli ifadeleri duygularını açığa vurur.
- Daha önce yapmadıkları yetişkin davranışlarını taklit edebilirler.
- Oyuncakları maya başlar.
- Kendi kendine oturma pozisyonuna geçebilir.
- Yatarken okuduğunuz kitabı dinler
- Bu ayda bebeğin enbüyük özelliği daha mükemmel şekilde sonuçların birbirinden ayrılmasıdır.

Bu aydan başlayarak, haşlanmış beyaz etli balıklar, haftada bir-iki defa bir-iki çorba kaşığı karaciğer ezmesi verilebilir. Beyin ezmesi vermenin herhangi bir faydası yoktur. Sekiz-dokuzuncu aylarda tam verilebilir. Yumurtanın kolesterol içeriği yüksek olduğundan haftada iki-üç defa verilmesi önerilmelidir.

9. Ay:

- Köfteyi diğer birçok yiyeceği ısırarak yiyebilir,
- Aile sofrasına oturabilir
- Evde hazırlanan erişkin besinlerin tamamı
- Oyuncaklarını vurarak çıkarabilir.
- Hayır kelimesini anlar.
- Ortaklaşa oyun oynayabilir.
- Etrafa tutunarak yürüyebilir.
- Kendini çekerek ayağa kalkabilir.
- İşaret parmağı baş parmağı ile objeleri tutabilir.
- Buayda çocuğunuza okuduğunuz kitabıdinler.
- Bu ayda kızamık aşısı yapılmalıdır.

10. Ay:

- İşittiği sesleri taklit eder gibi görünür, ancak lı olamaz.
- Ellerinizi tutarak yürüyebilir.
- Bir elini tutularak yürüyebilir
- Kaşıkla bir şeyler yiyebilir.
- Bu durumda evdeki emniyet kontrolünü bir kez daha yapın.
- Balkonlara dikkat edin.
- Mobilyaların sivri köşelerini plastik koruyucularla kaplayın.
- Ocaktaki tavaların saplarını çocuğun ulaşamayacağı bir şekilde tutun.
- Bebeğinizi mutfakta,balkonda, tuvalet banyoda yalnız bırakmayın.
- Sıcak içecekleri çocuğun ulaşabileceği yerden uzak tutun.
- Ne anlama geldiğini bilerek anne baba diyebilir.
- Bebeğinizle şarkı söyleyebilirsiniz.

11. Ay:

- Bardaktan su içebilir.
- Bir elinizi tuttarak yürüyebilir
- Anne baba dışındabir kaç kelime daha söyleyebilir.
- Bu ayda şılıklı oyun oynayabilirsiniz. En favori oyunu şılıklı top yuvarlamak olabilir.
- Bebeğiniz artık kendi başına dolaşan bir bireydir evinizde tedbir almanın zamanı gelmiştir.
- Emirleri anlar.
- Bebeğiniz artık size cevap verebilir.
- Sevdiği oyuncakları gösterebilir.
- Bir ya da iki kelime söyleyebilir.
- Yetişkinin çıkardığı sesleri papağan gibi yineler ancak, konuşmasında anlaşılır bir akıcılık yoktur.

. Ay:

- Tek başına ilk adımını atar.
- Sizin haraketlerinizi taklit eder.
- Yemeklerde artık masanıza oturmak ister.
- İkiden fazla kelime söyleyebilir.
- Bu ayda biberondan bardağa geçiş yapabilir.
- Bir yaşın sonunda kendi ayağa kalkıp yürür.
- Kimi çocuklar bir süre sonra da yürüyebilir
- İlk yaş gününü kutlama hazırlıkları!!!!

anne babalar, unutmayın ki her bebeğin farklı kendine özgü bir fiziksel, sal sosyal gelişim tablosu vardır. Bu sebeple eğer bebeğiniz yukarıda bahsedilen gelişim aşamalarından bir kısmına henüz ulaşmadıysa gereksiz endişe korkuya kapılmayın. Eğer bebeğinizin gelişiminde dikkat çekici ölçüde bir problem olduğunu düşünüyorsanız mutlaka doktorunuza danışın. Bebeğinizin gelişim süreciyle ilgili en doğru bilgiyi doktorunuzdan alabilirsiniz.

YENİ DOĞAN

BEBEĞİN AĞIRLIĞI
Her bebekte farklılık göstermekle birlikte ortalama ağırlığı 3.4 kg.‘ dır. bebeklerin ağırlığılığı bebeklere göre biraz daha fazladır.
Ağır : 4.5 kg. Üzerinde doğum ağırlığı olan normalden ağır olarak kabul edilirler. Ama bilinenin aksine bu ekstra sağlıklı olarak kabul edilmezler. Şeker hastası olan annelerin bebekleri normalden daha ağır olabilirler.

Hafif : Eğer bebeğin doğum ağırlığı 2.5 kg dan daha az ise bu düşük doğum ağırlıklı olarak adlandırılırlar. Bu bebeklerin normal bebeklerden tek farkı daha sık beslenmeye ihtiyaçları olmasıdır. Eğer bebeğin ağırlığı 2.3 ile 2.5 kg. Arasında sağlıklı görünse bile önlem olarak özel bakıma alınabilir. Bu bebeklerde en sık görülen sorunlar nefes alma, emme problemleri vücut sıcaklığı sorunlarıdır.
Eğer 2.3 kg. Altında bir doğum ağırlığında ise özel bakım gereklidir.

Prematüre : Gebeliğin 40. Haftasından önce doğan birçok düşük doğum ağırlığına sahiptir.

Ana rahminde birkaç hafta önce çıkmak bir takım gelişme basmaklarını atlamak anl….. gelir. 36-38 haftalardan sonra olan doğumlarda genellikle ekstra sıcaklık, ekstra oksijen sık beslenmekle hallolan sorunlar bulunabilir. Ama daha önce doğan çocuklarda daha çok yadıma ihtiyaç vardır. Bu burunlarından takılan bir tüple beslenmek zorunda alabilirler. Hatta nefes almasına yardımcı olacak bir takım cihazlar da gerekebilir.

Zamanına göre küçük : Miadına göre küçük bebeklerde rahim içi gelişme geriliği denen beklenenden daha az büyüme anl….. gelen bir ifade kullanılır. Bu ana rahminde 40 hafta kalmalarına şın doğumda akranlarına göre küçük olabilirler. Bu bebeklere yapılan uygulamada prematüre bebeklere yapılana benzemektedir. Miadına göre küçük rahimde yeterince beslenememiş demektir. Genellikle bebeğin “küçük “ olması gelecekte sorunları olacağı anl….. gelmez. Rahim içi gelişme geriliğinin fetusun kalori ihtiyacını azaltan bir koruma mekanizması olduğu düşünülmektedir.

İLK MUAYENE
Doğumdan 24 saat sonra tıbbi bir kontrolden geçirilir. Bu muayenenin ailenin yanında yapılmasının aileyi tatmin emektedir. Bu muayenede sırasıyla bebeğin kilosu, vücut ölçümleri (baş çevresi,boyu) yapılmaktadır. Sonra sırasıyla akciğerleri dinlenmekte, iç organlarının elle muayenesi yapılmaktadır. Ayakları, bacak boyu, kalça çıkığı muayenesi ayrıca yapılmaktadır. Daha sonra çocuklarda testislerin yerinde olup olmadığı kontrol edilmektedir. En sonda bebeğin omurgası makatı kontrol edilmektedir. Bu muayene sırasında merak edilen her soru sorulmalıdır.

YENİ DOĞAN BEBEKTEKİ ALIŞILMADIK ANCAK NORMAL OLAN DURUMLAR:
Deri:
Yeni doğanın derisini rengi pembe-kırmızıdır. Bu derinin inceliğinden kaynaklanmaktadır.
değişimi:
Bebeğin kan dolaşımı henüz çok düzenli olmadığından elleri ayakları mavi-mor görünebilir.
Noktalar(spot):
Genellikle burun çevresinde görülen beyaz noktalar henüz tam olarak çalışmayan ter bezlerinden kaynaklanmaktadır. Bu birkaç hafta kalabilir. Yine yüzde kırmazı plakalar halinde olan döküntüye “toksik eritem” olarak adlandırılır gerekmeden kendiliğinden düzelir.
Mavi yamalar:
Bunlar mongol lekeleri olarak ta bilinir deri altında mavi pigmenti n geçici birikiminden kaynaklanır.
Soyulma:
İlk günlerde bebeğin derisi soyulabilir. Bu özellikle avuç içi ayaklarda görülür. Bu hafif nemlendiriciler ile çözümlenebilir.
Saç:
Bebeklerin saç miktarı çok farklı olabilir. Ama genellikle doğum sırasındaki saçlar dökülür. Vücuttaki siyah tüyler ise zamanla dökülür.
Konak (saçlı derideki kepek benzeri birikim) :
Bu da deri soyulmasının bir türüdür temizlikle bir ilgisi yoktur

BAŞ
Biçimi:
Bebeğin başı doğum sırasındaki travmalara uygun olarak değişik bir şekilde görülebilir. Bu kafanın hasarlandığı anl….. gelmez.
Bıngıldaklar:
Bunlar henüz kafa kemiklerinin birleşmedigi yerlerdir. Bingildaklar saglam bir zar ile kaplidirlar normal temas ile hasar görmezler. Bazen nabiz atişi şeklinde bingildakta hareketlenme olabilir. Bu tamamen normal bir durumdur. Eğer bıngıldak içeri basık görünüyorsa bebeğin nispeten susuz kaldığının bir bulgusu olabilir. Eğer bıngıldak dışarı doğru çıkık ağlamıyorsa, bu bir göstergesi olabilir doktora görünmek gereklidir.

GÖZLER
Şaşılık:
İlk günlerde olan şaşılık normaldir. gözlerini hareket ettirirler. Ak onları kontrol edinceye kadar gözleri kayabilir. Bu durum 6. Ayda düzelir. Ancak sabit bir şaşılık varsa doktora görünmek gereklidir.

KULAKLAR
Akıntı:
Kulak yolu kendi ürettiği balmumu benzeri bir salgıyla kendi kendini temizler. Ancak bu salgı ile iltihap akıntısının ıştırılmaması önemlidir.
Ağız:
Bebeğin dili altındaki doku nedeniyle erişkinlere göre daha hareketsizdir. Bu dilin hareket etmediği kanaatini doğurabilir. Bu zamanla düzelir. gerçekten bağlı dil olarak adlandırılan durum az görülen bir durumdur. İlk yaş günüde dil tamamen hareket etmelidir.
Üst dudaktaki kabarcıklar:
Bunlar emme sonucunda oluşan kabarciklardir emdigi sürece görülebilirler.
Beyaz dil:
Yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerin dilinin beyaz olması normal bir durumdur.
Sıvı dolu keseler:
bunlar damakta görülebilen zararsız kistlerdir.
Memeler:
Yeni doğan bebeklerde memelerin şişkin olması hormonlara bağlı bir durumdur doğumdan 3-5 gün içinde belli olurlar. Bazen az miktarda süt benzeri salgı da gelebilir. Bunun kesinlikle sıkılmaması gereklidir.

KARIN
ın fıtığı:
Göbek deliğine yakın ağladığında belli olan bir şişkinlik normal değildir. Ancak bu durum yaygındır. Bunların az bir kısmında cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulur çoğu 1 yıl içinde kendiliğinden geçer.
Cinsel organlar:
bebeklerin cinsel organları hormonlar etkisiyle büyük görünebilir. Cinsel organlarda kızarıklık, şekil değişiklikleri bulunabilir bunlar ilk muayene sırasında doktor tarafından kontrol edilecektir ancak bu sırada merak edilen her şey doktora sorulmalıdır.
İnmemiş testis:
çocukların testisleri ın içinde gelişir torbaya doğum öncesinde inerler. Eğer ilk muayene sırasında doktor torba içinde testisleri hissetmezse bu her zaman inmemiş testis anl….. gelmez testisler hareketli-retraktil- de olabilirler. Eğer testis gerçekten inmemişse gerekli tıbbi müdahale zaman içinde yapılacaktır.
Kapalı sünnet derisi-fimozis:
Yeni doğanların sünnet derisi genellikle sıkıdır. Sünnet derisi geri çekilemez çünkü bu yaşta elastik değildir.
Katran renkli dışkı:
Mekonyum: bu siyah-yeşil renkte yapişkan olan dişki bebegin ilk dişkisidir. Ilk gün bu dişkinin gelmemesi doktora söylenmelidir.
Dışkıda kan:
Nadiren bebeğin dışkısında kan görülebilir. Bu doğum sırasında olan kanamanın yutulmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bezin doktora gösterilmesi gerekebilir.
Kırmızı idrar:
Çok erken gelen idrar kırmızı renkli ürat kristalleri içerebilir. Benzer şekilde bezin doktora gerekebilir.
Sık idrar:
Bebeğiniz 24 saat içinde 30 kereye kadar idrar yapabilir. Anormal olan 4-6 saat boyunca idrarını yapmamasıdır.
Vajinal kanama:
bebeklerde çok az miktarda vajinal kanama görülebilir, bu annenin hormonlarından kaynaklanmaktadır.
Vajinal akıntı:
Berrak veya beyaz renkli bir vajinal akıntı normaldir birkaç gün içinde kesilir.
Burun akıntısı:
Az miktarda burun akıntısı normaldir bebeğin soğuk aldığı anl….. gelmez.
Gözyaşi:
Bir çok 4-6 haftalık oluncaya kadar gözyaşı dökmeden ağlarlar. Bu da normaldir.
Terleme:
Bebeklerin ısıyı alıp kaybettikleri yerleri başlarıdır. Bazı bebeklerin boyunlarında da terleme olabilir.
:
beslendikten sonra bir miktar normaldir.

BEBEĞİ TUTMA TAŞIMA
Yeni doğan bebeklerin düşürülme korkusu içgüdüsel olarak bulunmaktadır. Henüz başını tutamayan bir bebeğin başı desteklenemediğinde başı arkaya düşecek iç güdülerinden gelen korkuyu yaşayacaktır. her kucağa alındığında onun bütün vücudunu destekleyecek şekilde tutmak gereklidir. Onu kendinizi belli etmeden kucaklamanız onu yalnızca korkutacaktır.

GİYİM:
Bazı giyinmekten bezlenmekten hoşlanmaz. Bunların başlıca sebepleri şunlardır:

- Soğuk bir yüzeye vücutlarının temas etmesi çıplak derilerinin havayla temas etmesi
- Kıyafetlerin başlarının üzerinden çıılması
- Ayaklarının havada tutulması

Deneyler çevre sıcaklığı 29 derece civarına geldiğinde vücudun sıcaklık üretimini durdurduğunu göstermektedir. Buna göre normal doğum ağırlığındaki bir bebeğin giyimi bulunduğu ortamın sıcaklığına göre çabuk değişebilir olmalıdır.
Bebeğin asıl ısı kaybı başından olmaktadır. Buna göre başı korunmalıdır.
Derin uykuda soğuğa daha duyarlı olmaktadır. Derin uykuda arada sırada kontrol edilmelidir. Bebeğin üşüdüğünün : nefes alma hızı artar. Huzursuzdur.
daha çok üşüdükçe daha sakinleşir. bu halde onu sarmak içerideki soguk kiyafetlerin izolasyonuna bebegin daha çok üşümesine yol açar. Bu durumda sicak bir ortamda soyulmali kiyafetleri degiştirilmelidir. Fazla sicakliginin farkinda olun.
Yazın bebeklerin kıyafetlerinin pamuklu olmasına özen gösterin. Sentetik kıyafetlerden kaçının. Eğer çıplak iken mutluysa ortam müsaitse bırakın çıplak kalsın. Dışarıda ise güneşten koruyun.

BEBEĞİN TEMİZLİĞİ
Bebeklerin altları dışında sık temizlenmeye ihtiyacı yoktur. Genellikle kordon düşünceye kadar bebeğin yıkanmaması önerilir. Banyo yerine vücudunu ıslak bezle silebilirsiniz. Bu sırada burun kulaklara kulak temizleme çöpü sokmayınız.

İdrar kaka alışkanlıkları
Bebeğin ilk kakası siyah-yeşil renkli katran kıvamındadır mekonyum olarak adlandırılır. Eğer ilk gün kaka sa doktor haberdar edilmelidir.
Kakanın değişmesi: Mekonyum sonrası kaka kahverengi-yeşil yarı sıvı içinde katı parçalar bulunan bir haldedir. Eğer kaka sizi endişelendiriyorsa bezi alın doktoruna sorun.

Kaka alışkanlığının oturması:
Anne sütü alan bebeklerin kakası sarı macun kıvamında olur. Fakat bazen yeşil renkli sıvı olabilir. Önemli olan bebeğin genel durumudur kakasının değişimi çok önemli değildir. Hazır mama alan bebeklerin kakası daha fazla daha yoğundur.

Kabızlık:
Biberon alan günde birkaç kez kaka yaparlar ancak meme alan birkaç gün kaka yapmadan geçirebilirler. Biberon alan bir iki günde bir kaka yapıyorsa bunun sebebi genellikle suyu az içmesidir

İshal:
Biberon alan bebekte ishal başlarsa doktora görünmek gerekir eger eşlik eden da varsa acil muayene gereklidir. Gastroenterit denilen sindirim yollarinin iltihabi küçük için tehlikeli olabilir. Ancak ishallerin çogu iltihaptan degil yiyeceklerdendir.

değişiklikleri:
Katı gıdaya başlamadan önce verilen bazı gıdalar kakanın değişikliğine yol açar.

İdrar:
Önemli olan idrarı ne kadar sık yaptığı değil yapmadığı önemlidir. Birkaç saatlik kuru kalan bebeği dikkatle izlemek gerekir. Ağlama sakinleştirme ağladığında genellikle bunun bir sebebi vardır.

EN SIK AĞLAMA SEBEPLERİ

Açlık: en sık ağlama sebebi açlıktır. aç olduğunda onu yalnızca süt susturabilir.

Fazla uyarı, : Çevrelerindeki hızlı değişimlerde bebekleri korkutabilir.

Zamanlama hatası: karnı tok, uykusunu almışken hoşuna giden hareketler, uykudan hemen önce çok rahatsız edici olabilirler. Aynı şekilde biberon deliğinin değişimi bile bebeği huzursuz edebilir.

Üstünün çıılması: derisinin kumaş ile temasinin kaybettigi zaman bile huzursuz olabilir. Ayrica başindan çikarilan bir giyecek de bebegi huzursuz edebilir.

İrkilme: uykuya dalarken irkilebilir. Bu irkilme bile bebeği ağlatabilir.

Fiziksel temasın kalkması: kucaktan bırakıldığında ağlayabilirler tekrar kucağa alındığında tekrar susarlar. Bu sakinleşme fiziksel temastan kaynaklanır.

Bazen bebeklerin ağladığı anlaşılamaz. Bu durumda bazı tedbirler almak faydalı olabilir. Bunlar:Ninni söyleme, emzik veya hafif ısıtmak ile olabilir.

Kolik :
günün aynı saatlerinde (genellikle akşam) ağlamaya başlıyorsa, alınan her tedbir onu yalnızca birkaç dakika sakinleştiriyorsa “kolikli” olabilir. Bebeğinizde infantil kolik varsa;

- akşam veya gece beslenme sonrasi şiddetli şekilde aglamaya başlar
- ağlamaya çığlık atma eşlik eder, sanki bir yeri acıyor gibidir.
- yapılan her şey onu yalnızca birkaç dakika sakinleştirir. Birkaç dakika sonra ağlama çığlık tekrar başlar.
- bu ağlama nöbetleri arasında tamamen sakin değildir. Hala hıçkırmakta titremektedir.
- bütün bu olay birkaç saat sürer geçer. Gece genellikle bir problem yoktur
- aynı olay genellikle her gün tekrar eder ertesi gün aynı saate kadar bir problem yaşanmaz.

Bu bulgular varsa bebekte “infantil kolik “ vardır veya başka bir mla koliklidir.İnfantil kolikin sebebi bilinmemektedir. Eğer sebep ararsanız kafanız daha fazla ışacaktır. Bebekte organik bir problem yoktur. Her ağlayan bebekte infantil kolik yoktur.

İnfantil kolikin : maalesef yoktur. Bu durumdaki bebekleri olan ailelerle konuşmak, hangi davranışın bebeği rahat ettirdiğini bulmak, kolik sırasında nöbetleşe bebeğe bakmak, yürüyüşe çıkarmak,bazen kendi haline bırakmak, faydalı olabilir. Kolik genellikle 6. Aydan sonra kesilir ancak aya kadar da sürebilir. Unutmayın kolik çocuğunuza zarar vermez.

Diş çikarma:
genellikle 6. Ay civarında ilk dişlerini çıırılar. İlk çıkan diş önde alttadır bir çok bebekte diş çıkarma geç başlar. Bu çocuğun geç kaldığı anl….. gelmez. Ama bazı bebeklerde ilk diş 4. Ayda da çıkabilir. Diş çıkarma çocuğu halsiz düşürüp, ateşinin çıkmasına yol açar. 6. Ayında damağını kaşıyan, halsiz, ateşi bulunan bir diş çııyor demektir. Ama bebeğin diş çıkarması tıbbi muayeneden ihmal edileceği anl….. gelmemelidir. Diş çıkarma sırasında ateş 38 derecenin üstüne çıkmaz, havale geçirilmez, ishal olmaz. Bunları göz önünde tutmak gereklidir. Bunlar başka hastaliklarin belirtileridir bir doktora görünmek gereklidir.

İsilik:
İsilik, hafif kırmızılıktan cerahatli iltihaba kadar değişen görüntülerde olabilir. Erken dönemde hafif kırmızılıkla başlar, ama ileri dönemlerinde iltihaplı hale dönüşebilir. İsilik, bebeğin ı silerken kullanılan bezlerin yapıldığı maddelere şı alerjiden olduğu gibi idrarın asitliğinden de kaynaklanabilir. Veya her ikisi birden de olabilir. Çözüm basittir. Ilık su en iyi çözümdür. her ı kirlettiğinde altı hemen temizlenmedir. Mümkün olduğunda ı açık bırakın bu halde tutun.

EMZİK ALIŞKANLIĞI

Avantajlar:

- eğer bebeğiniz emzik emmeyi seviyorsa rahatsız olduğunda emziği verin bu bebeği sakinleştirecektir.
- eğer uyuduğunda emzik ağzında kalıyorsa, uyanınca tekrar emecek uykuya tekrar dalacaktır.
- emzik emiyorsa büyük ihtimalle parmağını emmeyecektir.

Dezavantajlar:

- bir kez alıştığında emziksiz yapamaz. Yıllar boyunca kullanabilir bırakmakta zorlanır.
- emzik genellikle derin uykuda düşer. uyaninca emzigi tekrar emmek ister. Bu da onu uyandirir.
- uyanıkken emziği emen çıkarmayı azaltır. oyuncakları ağzıyla keşfetmeyi erteler.
- her seferinde temizleyemiyorsanız emzikler hijyenik değildirler.


GÖKYÜZÜ

Ağız kokusu tarihe ışıyor
Bu dertten kurtulmak hiç de zor değil..

14.05. 22:29

Düşünün ki önemli bir iş görüşmesinin ortasındasınız; her adımı doğru attığınızı işi aldığınızı düşünmeye başladınız.Görüşmenin sonunda kendinizden emin bir şekilde ayağa kalktınız el sıkıştınız “sizinle konuşmak bir zevkti sizden bekliyorum” dediniz.

Bir anda görüştüğünüz kişinin ifadesinin değiştiğini dudaklarını buruşturduğunu fark ettiniz, gülümsemesinde bir gerginlik oluştu sizde bir şeylerin yanlış gittiğini anladınız. En kötüsü de bunun sizin kötü nefesiniz yüzünden olduğunu fark ettiniz. Bu bırakmak istediğiniz en son izlenimdi.

Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Onur Öztürk kötü ağız kokusu sorunundan dolayı birçok hastanın onları ziyaret ettiğini belirtti. Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi olan Onur Öztürk bizlere bu  durumdan kurtulmamız için ipuçları veriyor. İşte Diş Hekimi Onur Öztürk’ ten öneriler;

Eğer önemli bir görüşme ya da toplantının arifesindeyseniz baharatlı yiyeceklerden uzak durun. Yediğiniz şeyin miktarına bağlı olarak ne kadar sık dişinizi fırçalarsanız fırçalayın koku ağzınızda 24 saat kalabilir. Soğan, sarımsak, acı , sarımsak, salam, sucuk, pastırmadan kaçının. Aynı zamanda bazı peynirlerden (rokfor gibi) , bazı balıklardan hatta pizzanın üstündeki ançuezden bile uzak durun.

Kahve, bira yerine su veya meyva suyu için..

Bir şeyler yedikten sonra hemen dişlerinizi fırçalayın. Bu yediğiniz yemeklerle ilişkilendirilen kokuları uzaklaştırır. Ağız kokusunun en önemli nedeni diş plağıdır. Ağzımızda 50 trilyon kadar mikroskobik organizmanın dolaştığı tahmin ediliyor. Bunlar yemekten her bir parça alışımızla beraber dudaklarımız arasından ağzımıza girerler köşelerde kalırlar kötü koku üretirler. Sonuç olarak bu kötü kokudan kurtulmak için günde 2 defa dişlerimizi fırçalamalı bu plağı dışarı atmalıyız.

Eğer 20 dakika ferah bir nefese ihtiyacınız varsa ağız gargarasıyla ağzınızı çalkalamak bir fikir olabilir fakat bu Cinderella’nın balkabağı gibidir zaman geçip de yirmi dakika sona erdiğinde sihir de sona ermiş olacaktır.

Maydanoz yemeyi ihmal etmeyin. Maydanoz sadece salatada kullandığımız yeşillik değildir aynı zamanda da bir nefes temizleyicidir. Maydanoz nefesinizi doğal olarak tazeler sadece tam olarak çiğnediğinizden emin olun. Aynı zamanda mutfağınızda bulunan bazı doğal otlar baharatlarda doğal nefes tazeleyicilerdir. Kötü nefesinizi hissettiğiniz anda karanfil, zencefil anason çiğneyebilirsiniz.

Dişlerinizle beraber dilinizi de fırçalamayı ihmal etmeyin.

Burnunuzdan nefes almaya çalışın. Ağızdan nefes almak kuru bir ağza olur ki bu kötü kokuya olan bakterilere zemin hazırlar.

Çürümekte olan bir diş  problem yaratabilir

Ağız kokusu diğer ağız problemlerinin işareti olabilir. Çürümekte olan bir diş ya da diş fırçalamayla temizlenemeyen bir plak da ağız kokusuna olabilir. Plusdent Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Onur Öztürk ağız kokusuna şı alabileceğimiz pratik önerilerin de bulunduğunu ancak ısrar eden ağız kokularında kişilerin mutlaka bir diş kliniğini ziyaret etmeleri gerektiğini belirtti.  Öztürk bu durumlarda diş hekiminin ıyla kalıcı ferah bir nefese sahip olabileceğimizi belirtti.

Milliyet

122370.jpgSelahattin Dönmez adı artık diyetle bir anılır oldu.onu mayan hanım yok sanıyorum.hele de yaz gelirken onu daha bir dikkatle dinler olduk.

Selahattin Dönmez’in öneri yardımlarıyla 1 ay içinde 5 vermeye ne dersiniz hanımlar ?

Artık evinizde ya da İstanbul’un en şık restoranlarında, lezzetten ödün vermeden yapabileceksiniz. Selahattin Dönmez’in hazırladığı, aylık programlarını sayfalarımızda etmeniz yeterli. Bu ayki ımızı Nişantaşı Zazie restoranda bulabileceksiniz. Read the rest of this entry »

haluk saçaklı diyetleriÜnlüleri zayıflatmasıyla nan Haluk Saçaklı, hazırladığı programları beslenme düzenleme teknikleriyle son günlerde adından en sık bahsedilen uzmanı.

Haluk Saçaklı ının yanı sıra beslenme davranışlarının da büyük önem taşıdığını vurguluyor.

Biz de yaza yaklaştığımız şu günlerde değerindeki bu beslenme bilgilerini sizler için derledik.işte sağlıklı kolay zayıflamanın pratik yolları !

Haluk Saçaklı’dan örnek bir listesi : Read the rest of this entry »

ender saraç çaylarıDoğal artık konusunda hiç olmadığı kadar mızın içinde.Bu konuda işin uzmanları da doğal tedaviyi testekliyor.

örneğin Ender SARAÇ özellikle gençlik konusunda çaylardan faydalanacağımızı anlatıyor.

Dr. beslenme uzmanı ayrıca ayuveda konusunda da uzman Ender Saraç, lık ona bağlı etkileri azaltmak için ginseng çayının önemli etkisi olduğunu belirterek ‘Zihinsel fiziksel kapasitenin artırılmasına yardımcı oluyor. Cinsel gücü artırıcı etkisi var. Yorgunluğu azaltıyor’ dedi. Read the rest of this entry »

oktay aymeleğin börekleriŞeflerin şefi yetenekli sempatik şef Oktay ustanın tarifiyle iki börek anlatacağız size.

bu börekler yeşil elma ında da anlatılmıştı.tarifi veren oktay usta olur da tarifler olmaz mı ?

tavuklu kıymalı börek tarifi bolu böreği.bu iki lezzeti ailenize misafirlerinize sunmanız dileğiyle veriyoruz.afiyet olsun hanımlar. Read the rest of this entry »

oktay ustanın tarifleriOktay ustayı mayan hanımı yoktur.özellikle ev hanımları oktay eymelek’in yemeklerine tariflerine bayılır.

hem leziz hem de pratik arayanlara birebir tarifler oktay ustadadır.biz de onun o tariflerinden bazılarını sizlerle paylaşmak istedik.

kestaneli çorba keşkek bu yazımızda paylaşacağımız tarifleri.keşkeği bilmeyen yoktur.bu yemeğimizi bir de oktay usanın tarifle deneme ne dersiniz hanımlar Read the rest of this entry »

Günümüzde aşçılık

İlk mutfak ocağını İngiliz bilgini Sir Benjamin Thompson 1795′te geliştirdi. Böylece sıcaklığı ayarlayabilmek mümkün oldu bu pişirmede önemli bir yenilikti. 19. yüzyıl boyunca geliştirilen gaz yakan ocaklar da, kızartma sacları, fırınlar su ısıtıcılarıyla donatıldı. Elektrikli fırınlar ise ancak 20. yüzyılın ortalarında yaygın duruma geldi.

Günümüzde pişirmede çoğu elektrikle çalışan çeşitli aygıtlar kullanılır. Bu tür aygıtlar, eskiden birkaç kişinin yaptığı işleri artık yalnızca bir kişinin yapabilmesini sağlar. Örneğin kurabiye ya da tatlılar için gerekli olan çırpma işlemi elektrikli ıştırıcılarla (mikser) birkaç dakika içinde tamamlanır, oysa bu eskiden elle çırpıldığında çok zaman alırdı. Günümüzde bir elektrikli ıştırıcı biraz kabartma tozuyla aldığımız sonucu almak için, İngiltere’de ilk ev ekonomisi kitabını yazan Mary Beeton’un kek tariflerinde, çok sayıda akı en az 15 dakikalık bir çırpma süresi öneriliyordu.

20. yüzyılda geliştirilen soğutma dondurma sistemleri de aşçılıkta büyük değişikliklere yol açmıştır. Yiyecekler, pişirmeden önce ya da sonra belli bir süre buzdolabında saklanabilir. Birçok besin dondurularak uzun süre bozulmadan korunabilir. Pişirilmiş bir öğün bile dondurucuda saklanıp, istendiğinde çözülmesi sağlanarak yenebilir. Bazı mevsimlik yiyecekler, örneğin çilek, çok az pişirilerek ya da hiç pişirilmeden dondurulabilir sonra kış aylarında yenebilir.

Dondurulmuş bazı yiyeceklerin çözülmesi uzun zaman alır. Ama bu tür yiyeceklerin çözülme süreleri, mikrodalga ya da elektronik fırınlarda hızlandırılmıştır. Mikrodalga fırında pişirme, geleneksel pişirmeden tümüyle farklıdır. Bu fırınlar bir setinde olduğu gibi elektromagnetik dalgalarla çalışır. Yemeği ısıtırken ya da pişirirken, yiyeceğin içine koyulduğu kap ısınmaz. Elektrikli ya da gazlı fırınlarla şılaştırıldığında mikrodalga fırında çok kısa bir sürede pişer. Mikrodalga fırınlar, lokantalarda hızlı servisi yapan yerlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Önceden pişirilen , müşteri istediği zaman hemen ısıtılabilir.

[değiştir]

Değişik yemeklerin pişirilmesi

Aşçılığın uzun evrimine şın günümüzde pişirme yöntemleri, temelde ilk insanların keşfettikleri yöntemlere dayanır. Bunlar kuru pişirme sulu pişirmedir. Yemeklerin çoğu da bu iki yönteme uygun biçimde hazırlanır.

Meyve sebzeler. Sebze meyveler, çok uzun süre pişirilmemesi gereken yiyeceklerdir. Patates gibi bazıları kabukları soyulmadan bütün olarak fırında pişirilebilir. Ama sebzelerin pişirilmesinde en yaygın yöntem, haşlamaktır. Bu pişirme yönteminde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, çok az su kullanılması çiğ sebzelerin kaynayan suya atılmasıdır. Birçok sebze buharda pişirildiğinde lezzet açısından çok daha iyi sonuç verir. Meyvelerin çoğu çiğ yenir, ama istenirse komposto türü yiyecekler elde etmek üzere kısa süre çok az şekerle pişirilebilir. Hemen her tür sebze meyve salata yapmakta kullanılabilir. Salata yapılırken sebzelerin çoğu çiğ olarak genellikle ufak parçalara bölünür, dilimlenir ya da doğranır. Patates bazı fasulye türleri gibi sebzeler ise önce pişirilir henüz sıcakken sos katılarak soğumaya bırakılır. Salatalarda sosun özel bir yeri vardır. Fransız sosu adı verilen bir salata sosu genellikle yağ ile sirkenin yanı sıra sarmısak, maydanoz ya da fesleğen gibi kokulu bitkiler, tuz, bazen de hardal ıştırılarak . Mayonez, yavaş yavaş iyice ıştırılan sıvı yağ sarısına, biraz sirke ya da limon suyu ile tuz, ya da istenen baharat katılarak hazırlanır.

Süt, peynir . Bu yiyeceklerin her zaman orta ya da düşük ateşte pişirilmesi gerekir. Krema, muhallebi dondurulmuş tatlıların malzemesi süttür. Peynir sosu, maydanoz sosu birçok tatlı sosunun temelini oluşturan beşamel olarak bilinen beyaz sos ise, tereyağı ile un süt ışımıdır. Bu, aynı zamanda, kremalı çorbalar suflelerin de ana malzemesidir.

, aşçılıkta pek çok değişik biçimde kullanılabilen bir yiyecektir. Ayrıca çeşitli biçimlerde pişirilerek ayrı bir olarak yenebilir. Kabuğuyla ya da kabukları kırılarak kaynar suya atılıp pişirilebilir. Az yağda kızartılabilir ya da bir kapta fırınlanabilir. Sütle ıştırılarak katılaşıncaya kadar yağda pişirilince de bir yemeği elde edilebilir. çırpılıp kabarıncaya kadar tereyağında pişirilince de omlet hazırlanmış olur. Çırpılmış yumurtanın içine tat verecek birçok değişik malzeme koyulabilir ya da bu malzeme piştikten sonra omletin içine koyulup katlanır. , köftelerin üzerine sürülebildiği gibi, içine de katılabilir. Kâse kremaları pastacı kremalarının kıvamı yumurtayla koyulaştırılır. akı çırpıldığı zaman, köpüklü katı bir madde olur; suflede, omlette, pandispanyada, kekte bezede bu biçimiyle kullanılır.

Et kümes hayvanları. Bu besin maddelerinin pişirilmesinde farklı yöntemler kullanılır. Susuz pişirme yöntemleri olan közleme, ızgara, fırınlama kızartmada etler küçük parçalar halinde kesilir. Kebaplar derin olmayan, kapaksız bir tepsiye koyulur fırında pişirilir. Büyük bir et parçası, şişe geçirilmiş olarak fırında çevrilerek pişirilirse rosto elde edilebilir. Çok lifli etleri sulu pişirmek en iyi yöntemdir. Et önce yağda kızartılır, sonra biraz su ya da şarap katılarak lifleri kolaylıkla bıçakla kesilebilecek hale gelene kadar pişirilir. Daha büyük, daha sert et parçaları etin belirli yerleri gene suyla pişirilerek yahni yapılabilir.

deniz ürünleri. Balığın deniz ürünlerinin uzun süre pişirilmemesi gerekir. Öte yandan bu besin maddeleri taze olmalıdır. fırında pişirilebilir, ızgara yapılabilir ya da yağda kızartılabilir. Bazen gevrek olması için, kızartılmadan önce , galeta tozu ya da una bulanır.

Tahıllar. Darı, yulaf, arpa, buğday, çavdar, pirinç mısır gibi tahılların bazıları öğütülerek un haline getirilir. Ekmek bisküvi yapımında kullanılır. Börek, kek kurabiye gibi hamurdan yapılan yiyeceklerin ana maddesi de undur. Una tuz, süt ya da başka lar katı yağ katılır. Bazen şeker maya (ya da kabartma tozu) da eklenir.

[değiştir]

Tat vericiler

Aşçılıkta tuz, besinin kendi tadını belirginleştirmek ya da bazı tatları güçlendirmek için kullanılır. pişirmede ilk tat verici de, büyük bir olasılıkla deniz suyunda bulunan tuz olmalıdır.

Küçük bitkilerin, çalıların ağaçların kuru bölümlerinden çok çeşitli tat vericiler elde edilir bunlara baharat denir. Karanfil, karanfil ağacının goncasıdır. Meyvesi baharat olarak kullanılan bitkiler arasında yenibahar, anason, karaman kimyonu, kırmızı vanilya vardır. Küçük hindistancevizi (tohumları), besbase (kabuğu), hardal birçok yemekte tat verici olarak kullanılır. Tat verici otlar arasında nane, fesleğen, sater, mercanköşk, adaçayı, maydanoz, biberiye, tarhun kekik sayılabilir. Tarçın, bir ağacın kabuğundan elde edilir. Zencefil bayırturpu ise aynı bitkilerin köküdür. Taze, yeşil bitkiler ya da bitkilerin bazı bölümleri de tat verici olarak kullanılır. İyi aşçılar hazırlarken soğan, sarmısak, pırasa, kereviz birçok taze yaprak kullanırlar. Yemeklerde doğal tat vericilerin yanında yapay tat vericiler de kullanılır. Yapay tat vericiler kimyasal maddelerden doğal tat vericilerden neredeyse ayırt edilemez. Ama bazı kimyasal maddeler sağlığa zararlı olduğundan, bugün birçok ülkede yiyeceklerde hangi kimyasal maddelerin kullanılabileceği belirlenmiştir. Ayrıca besinlerin içinde nelerin bulunduğunu gösterecek biçimde etiketlenmesi yasal zorunluluktur.

[değiştir]

Evde aşçılık

Aşçılığı öğrenmenin en iyi yolu, iyi aşçıları yaparken izlemektir. Ama yeni öğrenenler için çoğunlukla işin basit pratik yönlerini açıklayan kitapları ile televizyonlardaki programlarından da pişirme öğrenilebilir. , kullanılması gereken malzemeyi anlatır, programları görüntülerle açıklar. İlk pişirme kitapları genellikle önce yemeği malzemesini mlar, sonra pişirme yöntemlerini açıklardı. 20. yüzyıla kadar aşçıların ne güvenilir tartı ölçü aletleri ne de fırını belirli bir sıcaklıkta tutma olanağı vardı. Günümüzde tariflerinde malzemelerin ölçüleri ya da pişirme sıcaklığı verilse de, bu her zaman gerekli değildir. Çünkü deneyimli aşçılar zevklerine ellerindeki malzemeye göre malzemelerin bileşimini değiştirebilirler. Aslında iyi bir aşçı, hangi besin taze bol ise onu alıp, gösterişe kaçmadan, sade lezzetli bir hazırlayabilmelidir.

Doğu mutfağı

Çin, Japonya Hindistan’daki pişirme yöntemlerini, Batı mutfağının yöntemleriyle şılaştırmak ilginç olabilir Doğu mutfağını anlamımızı kolaylaştırabilir. Çin mutfağı ile İtalyan mutfağı arasında bazı benzerlikler vardır. Bu iki mutfağın benzer tarihsel süreçten geçmeleri bunun nedeni olabilir. İtalya’da olduğu gibi Çin’de de yakacak odun kıt olduğundan, yiyeceklerin hızlı ateşte kısa sürede pişirilmesi gerekiyordu. Yemekler de buna göre hazırlanıyordu. Bir çeşit hamur işi olan erişte, eskiden olduğu gibi günümüzde de neredeyse her yemekte kullanılmaktadır. Marko Polo’nun 1295′te Uzakdoğu gezisinden döndüğünde İtalyanlara ttığı hamur işlerini, Çinliler çok daha önceden yiyorlardı.

Çin mutfağının başlıca pişirme yöntemleri, kızartma buğulama ışımı ya da yalnızca buğulamadır. Çinliler yuvarlak tabanlı derin kapları hem kavurmalar için, hem de bol yağda kızartmalar ya da haşlamalar için kullanırlar. Bazı yiyecekleri bambu sepetlere koyarak buharla pişirirler. Pişmiş yiyecekler bu kabın bir yanına yerleştirilen bir ızgaraya dizilerek sıcak tutulurken, kabın dibinde öbürleri pişirilir. Bütün malzemelerin ıştırılmasıyla hazırlanan yemekler ise, tek kapta daha kısa sürede pişirilir.

Çinliler yemeklerde süt ürünleri kullanmazlar. Doğu’ya özgü olan soya fasulyesinden yapılan soya sosu, Çin yemeklerinin yaygın çeşnisidir. Çinlilerin et ürünlerinin lezzetini artırmak için kullandıkları monosodyum glütamatı, Batı mutfağının tuz biberini şılar. Çin yemekleri ufak kâselerde sofrayla getirilir kaşıklarla servis , ama bir çift özel çubukla yenir. Pirinç pilavı sofranın değişmez yemeğidir. sebze en yaygın yiyeceklerdir. Evde pişirilen yemeklere biraz et katılır. Çorba genellikle yemeğin sonuna doğru masaya getirilir bitinceye kadar yavaş yavaş içilir. servisi ise genellikle yemeğin sonunda . Çay yemekten hem önce, hem de sonra içilir.

Japon mutfağının, özellikle yapışkan lapa pirinç pilavı gibi yiyeceklerinden dolayı Çin mutfağıyla ortak yanları vardır. Ama yiyeceklerin çoğunun çiğ ya da az pişmiş olarak yenmesiyle Çin mutfağından belirgin biçimde ayrılır. Japon mutfağında ya da deniz ürünleri önemli yer tutar. Japonlar da yemeklerinde süt ürünleri neredeyse kullanmazlar. Soya fasulyesinden, protein açısından çok zengin bir tür peynir yaparlar. Kırmızı fasulye hamurundan yaptıkları tatlılar da Japon mutfağına özgüdür. En çok kullanılan tat vericilerin başında zencefil gelir. Tipik bir Japon sofrası salamura balıkla başlar, çiğ , haşlanmış yosunlar, haşlama yemekler, ızgara kızartmalarla devam eder meyveyle sona erer.

Hindistan Pakistan yemeklerinin en belirgin özelliği, çoğu yemeğe acılık veren baharatların kullanılmasıdır. Bir yemekte, altı ya da yedi çeşit baharatın kullanıldığı olur, ama yemeğe acılık veren kırmızıbiberdir bu baharatın miktarıdır. Hindistan’ın güneyinde, Çin mutfağına benzer biçimde pilav her zaman sofranın baş yemeğidir. Yemekler yaygın olara hindistancevizi yağıyla pişirilir. Pirinç unundan yapılan gözleme de yaygın olarak yenir. Kuzeyde Hindistan’da Pakistan ile Bangladeş’te, mayalanmış hamurdan yapılan, “çapatti” ya da “parata” adı verilen kızgın sac üzerinde pişirilen ekmek yenir. Benzer bir yiyecek olan “puri” ise bol yağda kızartılır. Hindistan’da Müslümanların çoğunlukta olduğu kuzeyde et yer. Güneyde ise halkın çoğunluğu Hindu etyemezdir ya da et yerine tüketir. Hindistan’ın kuzeyinde, tavuk gibi bazı yiyecekler önce yoğurt baharat ışımında dinlendirilir, sonra kızgın fırında kısa sürede pişirilir. Bu pişirme yöntemine “tanduri” denir. Genellikle “nan” adı verilen bir tür yassı ekmekle birlikte sofraya gelen yemekler, limon dilimleri salatayla birlikte servis . Hintliler yemeklerini genellikle elleriyle yerler. Birçok Hint tatlısı, uzun süre baharatla pişirilmiş sütten, bazıları da makarna yapımında da kullanılan bir buğday ürünü olan irmikten .