nedir

Kullanımının Yol Açabileceği Sorunları Nelerdir?

 

İş yaşamımızda hemen hemen tüm zaman önünde geçiyor. Üstelik iş dışında da ı kullanma sıklığımız gittikçe artıyor…

 

ın tüm hayatı kolaylaştıran tarafını inkar etmek mümkün değil. Ancak yol açtığı bel, sırt boyun ağrılarından çok sayıda çalışan muzdarip. Hele hele buna hareketsiz yaşam alışkanlığının bir türlü kazanılmaması da eklenince sorun bazen kronikleşiyor.

* Çalışma sürelerinin uzun işyeri stresinin çok olması, çalışma sırasında kötü oturma “tekrarlayıcı hareket zedelenmeleri” denen ağrılarla sonuçlanıyor. Bu duruma “Silikon Vadisi Sendromu” da deniyor. Neyse ki bazı küçük önlemlerle ağrıları engellemek, en azından şiddetini azaltmak mümkün. Çalışanlar, işverenlerin yeni bir meslek hastalığına dönüşen bu sorunun farkına varmalarını çalışma ortamında gerekli ergonomik düzenlemeleri yapmalarını bekliyor.

* Masa başındaki uygun olmayan pozisyonda, uzun süre devamlı tekrarlanan hareketler adalelerde gerilmeye, yorgunluğa giderek ağrılı adale spazmlarına oluyor. Hatta eklemlerde ağrı, şişlik, ileri dönemlerde erken kireçlenmelere yol açabiliyor. Ayrıca sinirler özellikle el bileği dirsekte sıkışarak ağrı parmaklarda uyuşmalara olabiliyor.

* Günlük yaşamdaki gerilimler iş stresi özellikle boyun ağrısını arttırıyor. Boyun ağrısıyla birlikte sırt-omuz ağrısı, ellerde uyuşma, , dengesizlik başağrısı görülebiliyor. Bu arada söyleyelim, kol ağrısıyla birlikte olan boyun ağrıları mutlaka araştırılmalı.

* Başın konumuna göre ın yukarıda ya da aşağıda olması, monitörün yanda olması çalışılırken başın yana dönük olması, oturulan sandalyenin ergonomik olmaması boyun sırt ağrılarına yol açıyor.

* Boyun kaslarının uzun süreli gergin durması sonucu boyun baş ağrıları ortaya çıkıyor. Klavye ile uzun süre hızlı yazı yazma, mouse kullanma gibi tekrarlayan hareketler el bileğinde sinir sıkışmasına olarak ilk üç parmakta uyuşma, ıncalanma ağrılara oluyor. Dirseğin kıvrık kalması masaya uzun süre dayanması, dirsekte sinir sıkışmasıyla sonuçlanabiliyor.

* Uzun süre bilgisayara bakma, parmak kolların tekrarlayıcı hareketleri kollara giden sinir paketinin boyun bölgesinde de sıkışmasına yol açarak “göğüs çıkış sendromuna” yol açıyor. Sinir sıkışması uzun süre edilmezse, ağrı his bozuklukları yanı sıra kas güçsüzlüğü elde beceri kaybı gelişebiliyor. Yakınmalar başlangıçta yorgunlukla ortaya çıkıyor. İşi bırakınca ise düzeliyor. İşe başlayınca aynı sorunlar tekrar ortaya çıkıyor. Dinlenme sırasında da şikayetlerin devam etmesi sorunun ilerlediğini gösteriyor.

() ?


() ?
Hastalar baş dönmesinin; ” etrafımda her şey dönüyor, yer altımdan kayıyor ” gibi sözcüklerle anlatırlar. Nörolog Doç. Dr. Serdar Dağ”, okurları için yazdı.

Baş dönmesine hemen her zaman eşlik eden bulantı, , yürümede zorluk eşlik eder.

Psödovertigo ise, tarafından sersemlik hissi, havada ya da bulutlarda yürümek gibi aktarılır. Psödovertigo en sık görüldüğü tablolar, anksiyete atakları, ağır anemiler (kansızlık), hipotansiyon (düşük tansiyon) hipoglisemidir (düşük şeker düzeyi).

Vertigoları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

Nörolojik Kökenli :

Bu tür bazı epilepsi (sara hastalığı) türlerinde ender de olsa görülür. Beynin Cerebellum denen kısmının hasarlarında; görülür. Nörolojik kökenli baş dönmelerinde, baş dönmesine eşlik eden başka semptomlarda vardır.

Meniere Hastalığı:

Tekrarlayan atakları, kulak çınlaması zaman içerisinde tekrarlayan ataklarla yerleşen sağırlık vardır. Tipik bir atakta; ani başlayan birkaç dakika ile saatler arasında süren değişen şiddette bulunur. Kulakta çınlama vardır. Atak sıklığı hastadan hastaya farklılık gösterir.

Pozisyonel :

Başın ani pozisyon değiştirmesine, gövde uyum sağlayamaz yataktan kalkma; başın çevrilmesi v.b. nedenlerle atakları ortaya çı. Ataklar, genelde bir dakikadan az sürer. İşitme çınlama baş dönmesine eşlik etmez. Bazen larda bu tür ; birkaç saniye sürer yıllarca devam eder.

Vestibüler Nörinit:

Sıklıkla tek bir atağı ile beliren selim bir tablodur. Bu türde de, çınlama sağırlık yoktur. Hastalar, genelde genç-orta yaş erişkinlerdir. Hastaların hemen hemen , birkaç hafta önce geçirilmiş üst solunum yolu ( vs..) enfeksiyonu bilgisini verirler. Bu baş dönmesinin nedeni, tam ispatlanmamış olsa da virüs denen bir mikrop türü sorumlu tutulmaktadır. atağı günler içinde şiddetini azaltarak geçer. Ani hareketle başlayan fenalık hissi ise, haftalarca kalabilir.

Tanı :

ile başvuran hastayı, hekim iyice dinlemeli, detaylı bir muayene ile düşündüğü türünü, hastaya yaptırdığı tetkiklerle doğrulamalıdır. Bu tetkikler, baş dönmesinin türü doğru tespit edildikten sonra baş dönmesine sebep olan bir etken varsa, bunun yapılmalıdır. Hastalıkla ilgili; yakınına bilgi verilmeli baş dönmesinin düzenlendikten sonra hastanın tekrardan hekim ile ilişki kurulması önerilmelidir.

Baş dönmesinin nedenleri?

, sık görülen bir yakınmadır. Hastalar baş dönmesinin; ?’ etrafımda her şey dönüyor, yer altımdan kayıyor ” gibi sözcüklerle anlatırlar. Baş dönmesine hemen her zaman eşlik eden bulantı, , yürümede zorluk eşlik eder. Nörolog Doç. Dr. Serdar Dağ yazdı.

Psödovertigo ise, tarafından sersemlik hissi, havada ya da bulutlarda yürümek gibi aktarılır. Psödovertigo en sık görüldüğü tablolar, anksiyete atakları, ağır anemiler (kansızlık), hipotansiyon (düşük tansiyon) hipoglisemidir (düşük şeker düzeyi).

Vertigoları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
Nörolojik Kökenli : Bu tür bazı epilepsi (sara hastalığı) türlerinde ender de olsa görülür. Beynin Cerebellum denen kısmının hasarlarında; görülür. Nörolojik kökenli baş dönmelerinde, baş dönmesine eşlik eden başka semptomlarda vardır.

Meniere Hastalığı : Tekrarlayan atakları, kulak çınlaması zaman içerisinde tekrarlayan ataklarla yerleşen sağırlık vardır. Tipik bir atakta; ani başlayan birkaç dakika ile saatler arasında süren değişen şiddette bulunur. Kulakta çınlama vardır. Atak sıklığı hastadan hastaya farklılık gösterir.

Pozisyonel : Başın ani pozisyon değiştirmesine, gövde uyum sağlayamaz yataktan kalkma; başın çevrilmesi v.b. nedenlerle atakları ortaya çı. Ataklar, genelde bir dakikadan az sürer. İşitme çınlama baş dönmesine eşlik etmez. Bazen larda bu tür ; birkaç saniye sürer yıllarca devam eder.

Vestibüler Nörinit : Sıklıkla tek bir atağı ile beliren selim bir tablodur. Bu türde de, çınlama sağırlık yoktur. Hastalar, genelde genç-orta yaş erişkinlerdir. Hastaların hemen hemen , birkaç hafta önce geçirilmiş üst solunum yolu ( vs..) enfeksiyonu bilgisini verirler. Bu baş dönmesinin nedeni, tam ispatlanmamış olsa da virüs denen bir mikrop türü sorumlu tutulmaktadır. atağı günler içinde şiddetini azaltarak geçer. Ani hareketle başlayan fenalık hissi ise, haftalarca kalabilir.

Tanı : ile başvuran hastayı, hekim iyice dinlemeli, detaylı bir muayene ile düşündüğü türünü, hastaya yaptırdığı tetkiklerle doğrulamalıdır. Bu tetkikler, baş dönmesinin türü doğru tespit edildikten sonra baş dönmesine sebep olan bir etken varsa, bunun yapılmalıdır. Hastalıkla ilgili; yakınına bilgi verilmeli baş dönmesinin düzenlendikten sonra hastanın tekrardan hekim ile ilişki kurulması önerilmelidir.

Bugün; dünyada bilinen türlerinin yaklaşık 2/3ni Arthropoda (eklembacaklılar) şubesi oluşturmaktadır. Artropodlar, dünyada yaşayan hayvanlar içinde tür bakımından olduğu gibi, birey sayısı bakımından da en zengin grubu oluşturur. Ayrıca, hayvanlar aleminde en fazla tür çeşitliliğine sahip böcekler (Classis: Insecta) de bu grupta yer almaktadır.

Eklembacaklılar şubesinde yer alan Arachnida sınıfı, geniş bir spektruma sahip olup Örümcek (Araneae), Akrep (Scorpionida), Kamçılı akrep (Uropygi), Silindir örümcek (Solifugae), Kamçılı örümcek (Amblypygi), Ot biçen (Opilionida), Akar (Acarina), Yalancı akrep (Pseudoscorpionida), Kırbaçlı örümcek (Palpigradi), Kamçılı akrep (Uropygi), Kırbaçlı akrep (Schzomida) Ricinulei gibi çok sayıda farklı grupların birleşmesiyle oluşur Araknitler (Classis: Arachnida) olarak adlandırılırlar.


Örümcekler her türlü habitat ekosistemde yaşayabilmektedir. Dünya üzerinde çok geniş bir yayılış alanına sahip olan örümcekler, kutuplardan kıta içlerine, deniz yüzeyinden 5000 m’ye ulaşan yükseltilere kadar yayılabilmektedir. Bunların çoğu karada, pek azı kıyılarda ya da tatlı suların yüzeyinde içinde yaşarlar. Genellikle bahçelerde, duvar üzerinde, saçak altında ağ gererek yaşayan hayvanlardır. Günümüzde örümcekler, karasal ekosistemlerde yaşayan başta böcekler olmak üzere birçok artropodların etkili predatörü olarak mlanmaktadır.

microsoft-com:office:office" />

MORFOLOJİ


Prosoma opistosoma olarak iki kısma ayrılan vücut; pedisel denilen yapı ile birbirine bağlanmıştır. Prosoma bölgesinde yer alan ilk çift ekstremite keliserler olup bunların bağlandığı kısımda bir çift zehir bezi yer alır. Bezlere bağlı zehir kanalı keliserlerden, bunların ucunda bulunan sokma iğnesi olarak kullanılan kıskaçlara açılır. Zehir avın felç edilerek daha kolay yenmesini sağlar. İkinci ekstremiteler altı parçalı pedipalplerdir. Bunlardan sonra 7 parçalı dört çift yürüme bacakları yer alır. Bu segmentler kaideden uca doğru koksa, trohanter, femur, patella, tibia, metatarsus tarsus yer alır. Başın ön kısmında genellikle 8 (bazen 6) göz, iki veya 3 sıraya dizilmiş olabilir. Opistosoma farklı büyüklüklerde olmasına rağmen sistematikte önemli bir kriter sayılmaz. Dorsal kısımda ya da yaprak şeklinde “folium” yer alır. Opistosomanın arka ucunda anüs, hemen altında ise üç çift ağ memeleri yer alır. Memelerden farklı yapılardan ağ çı bu değişiklik familyalara göre farklılık gösterir. Opistosomanın ventralinde, ön orta kısımda genital delik yer alır. Bundan başka solunum açıklığı olan boru trake stigmaları da örü memeciklerinin ön orta bölgesinde yer almıştır.


Fenoloji


Yumurtadan çıkan bir örümcek yavrusu, birkaç gün dişi örümcek tarafından bakıldıktan sonra yuvadan ayrılır belirli bir yere ağını kurduktan sonra burada yaşar. Bu da örümceklerin ergin hale geçmeden ağ örebilme kabiliyetinde olduğunu göstermektedir. Örümcekler ayrı eşeylidir. Erkeklerde opistosomanın her iki tarafında uzanan tüp şeklinde bir çift testis bulunur. Bu testisler epigastik çöküntünün arkasında tek bir eşeysel delikle dışarıya açılır. Erkeklerde kavuşma organı pedipalpuslardır. Dişi üreme sisteminde ise ovaryumlar, opistosomanın ın tarafından arkaya uzamış iki torba şeklindedir.


Örümceklerde eşeysel dimorfizim görülür. Genellikle dişiden küçüktür. Çiftleşme meydana gelmeden önce bir çok davranış gösteren türlerde kimyasal lama dokunma organları iyi gelişmiştir. Cezbetme amacıyla salgılanan bu maddelere feromon denir. Bir defada 300-3000 bırakabilirler. Yumurtalar kokon içerisinde bazılarında anneye bağlı olarak taşınır. Yavrular ilk deri değiştirmeye kadar kokon içerisinde kalır. Yavrular kokondan çıktıktan sonra erginlere benzerler dolayısıyla larva devresi görülmez.


Bir yavru örümcek ergin oluncaya kadar 6-8 kez gömlek değiştirir. Örümcekler yılın belli periyotlarında erginleşirler. Bu durum genellikle ilkbahar aylarında başlayıp sonbahara kadar sürmektedir. Bazı türler ise tüm yıl boyunca erginleşebilmektedir. Genel olarak Mayıs Haziran aylarında erginleşirler. Örümceklerde ömür uzunluğu 1-2 hatta 10 yıl sürebilmektedir. Uzun yaşayan örümcekler daha çok tropikal alanlarda yayılış göstermektedir.


Genital yapı


Örümcekler gelişme durumlarına göre Orthognatha Labidognatha olmak üzere iki alttakıma ayrılırlar. Orthognatlar ilkel yapılı olup tropikal çöl ekosistemlerinde yaşarlar. Gelişmiş örümceklerin içinde yer aldığı Labidognat örümcekler ise genital organlarının kompleks olup olmamasına göre Haplojin Entelejin örümcekler olarak iki gruba ayrılır. Genellikle altı gözlü olan Hoplojinlerde basit bir palp epijin bulunurken Entelejin örümceklerde ise palp epijin, ekstra kitinsi yapılar ile daha kompleks bir durum oluşturup tam bir kilit-anahtar özelliği kazanır. dişilerde opistosomanın ön orta kısmında akciğerlerin hemen gerisinde enine uzanan genital bir delik vardır. örümceklerde pedipalpler ampül şeklinde çiftleşme organı olarak görev yapar. Ayrıca femur, patella veya tibia ile pedipalpuslar uç kısmından öne doğru “apofiz” adı verilen kalınlık uzunluğu değişen bir uzantı yaparlar.


FİZYOLOJİ


Beslenme ve Sindirim


Çoğu polifag olan örümceklerin besinini, diğer hayvanların özellikle böceklerin vücudundan emilen özsuları oluşturmaktadır. Sindirim sistemi ağızla başlar, bunu kısa bir farinks izler. Daha sonra emici mide orta barsak (gerçek mide) gelir. Orta barsakta keseler halinde kör barsaklar yer almaktadır. İnce barsak, opistosoma bölgesinde birkaç küçük kanalla karaciğere birleştiği yerde genişler sonra , düz bir boru halinde devam eder. Arka uca yakın bir yerde yeniden genişleyerek bir kese oluşturur anüsle dışarı açılır. Barsak opistosoma bölgesinde büyük sindirim bezleri karaciğerle sarılır.


Solunum


Solunum trakelerle akciğerlerle . akciğerler genellikle iki kese halinde olup her birinde 15-20 tane yaprak şeklinde üzerinde damarlar bulunan lameller vardır. Dışarıya açılan deliklerden hava girer bu yolla kan temizlenir. Ayrıca trakeler de bulunabilmesine rağmen, böceklerde olduğu gibi vücudun bütün kısımlarında dallanma göstermezler. Özellikle opistosomaya yayılmışlardır.


Sinir


Sinir sistemi baş bölgesinde bulunan bir beyin (iki loblu bir ganglion) ile göğüs bölgesinde bulunan bir ganglion kümesi (subözefagial ganglion) bunlardan çıkan sinirlerden oluşmaktadır. Pedipalpuslarda yürüme bacakları üzerinde duygu kılları bulunmasına rağmen başlıca duyu organları gözler olarak kabul edilir. Genellikle büyüklükleri duruş biçimleri türden türe göre değişen sekiz tane göz bulunur. Örümcekler, objeleri ancak 10-15 cm uzaklıktan net olarak görebilirler.


Dolaşım


Dolaşım sistemi, opistosomanın dorsal bölgesinde üç veya dört ostiumlu ile, atar toplar damarlar, bir seri vücut boşluğu veya sinüslerden oluşmuştur. , kastan yapılmış kontraktil bir tüp biçiminde olup perikardium denilen bir kılıf içinde bulunur. Kalpten perikardium boşluğuna ostium adı verilen üç veya dört çift delik açılır. Kalpten arkaya doğru bir atardamar uzanır, öne doğru bir aort açılır. Aorta kollara ayrılarak prosomadaki doku organlara gider. Renksiz olan örümcek kanında amoeboid hücreler bulunmaktadır. Vücut boşluklarını dolaşan kan, kitapsı akciğerlere giderek temizlenir; buradan toplar damarlarla perikardiuma gelir en sonunda ostiumlardan geçerek tekrar kalbe döner.


Boşaltım


Boşaltım organı olarak, barsağa açılan malpighi tüpleri ile dördüncü yürüme bacağının kaidesinden dışarı açılan iki koksal bez bulunur. Koksal bezlerin bazen köreldikleri görülmüştür. Bu nedenle bunların açıklıklarını bulmak oldukça güçtür. Koksal bezler, tatlı su istakozunda bulunan anten bezleri ile homolog organlardır. Bunlar annelidlerin nefridyumlarına benzeseler de nefrostomları kanalları içinde kirpik yoktur.


GENEL ÖZELLİKLER


Kamuflaj, Taklit ve Mimikri


Örümceklerin değişen çevre koşullarına şı yaptıkları adaptasyonlarından (uyma) daha etkili olan onları düşmanlarına şı koruyan başka adaptasyonları da vardır. Bu koruyucu hareketler, basit kamuflaj renklerini kullanmaktan, taklit içeren kompleks davranışlara kadar uzanmaktadır. Çoğu örümcekler ölü (donuk) renge sahip olup çevrelerinde fazla dikkat çekmezler. Aksine çok belirgin yeşil renklerde olan Micrommata virescens veya Araniella cucurbitina türleri, yaprak üzerinde yaşadıkları için, bunları doğal ortamlarında seçebilmek oldukça zordur. Örümcekler yere düştüğünde çoğu kez bacaklarını vücuduna doğru çeker Katalepsi denen “ölüyü oynama” davranışını sergiler. Aynı zamanda, düşmandan korunma amaçlı olarak yapılan bu davranış; sadece örümceklerin taklit etmeleriyle değil böceklerin de örümcekleri taklit etmeleri yönüyle oldukça tir. Örneğin; bazı meyve sinekleri (Rhagoletis, Zonosemata) kanatlarında bazı zıplayan örümceklerin (Salticid, Phidippus) bacaklarını andıran belirgin koyu çizgiler taşırlar. Dolayısıyla kanatlarını kaldırıp indirdiklerinde hareket eden bir örümcek izlenimi verirler.


Kışlama


Örümcek faunasının %85’i kışı toprakta özellikle de soğuğa şı iyi bir yalıtkan olan yaprak döküntüsünün içinde geçirir. Bu süre boyunca örümceklerin çoğunda, bacaklar vücuda sarılmış görünen vücut yüzeyi minimuma düşmüş durumdadır. Yaprak döküntülerinin altındaki mikrohabitat örümceği sadece aşırı sıcaklık değişimlerinden değil aynı zamanda kuraklıktan da korur. Ilıman bölgelerdeki “kışın-aktif” örümcekler, özellikle soğuğa şı dirençli olmasalar da, diğer örümceklere nazaran çok düşük sıcaklıklarda daha aktiftirler. -4°C’nin altında diğer örümcekler gibi sabit dururlar -7°C’nin altında ölürler. Kışı pasif şekilde atlatan örümcekler soğuğa şı daha dirençlidirler. Çoğu bahçe örümceği (Araneus sp.) korumasız yerlerde bile-20°C’ye dayanabilir. Örümceklerin bu soğuğa, dayanabildikleri ise henüz net olarak açıklanamamıştır. Fakat örümcek hemolenfinde antifiriz görevi gören gliserol varlığı oranının kış aylarında, yaza göre çok daha yüksek olması bu konuyu aydınlatmada bir giriş noktası oluşturmaktadır. Ancak bu konuda da bazı çıkmazlar dikkat çekmektedir.


Adaptasyon


Örümcekler soğuk, nemlilik, su baskını yiyecek sıkıntısı gibi olumsuz durumlara şı çeşitli adaptasyonlar geliştirmişlerdir. Kışı aktif olarak geçiren örümcekler üzerine günümüzde kış ekolojisi bu hayvanların soğuğa şı dirençleri araştırılmaktadır. Örümcekler uygun mikrohabitatlara sığınarak soğuğa şı dirençlerini artırırlar. Metabolik oranlarını düşürür hazırlanırlar.


Zehir ve Özellikleri


Bütün örümceklerde bulunan zehir bezleri keliser içlerinde yer alır uçtaki kanca ile ava enjekte edilir. Zehirleri neurotoksik etkide olup solunum organlarında felçlere yol açar. Ölüm olayları genellikle çocuklarda solunum yetmezliğinde meydana gelir. Ilıman bölgede yayılış gösteren örümcekler az zehirli olup, insan için öldürücü bir etkiye sahip değildir. Ancak tropikal bölgelerde yaşayanlar çok zehirli olup insan için ciddi tehlikelere yol açabilir. İnsanlar için öldürücü etkiye sahip olan örümcekler çoğunlukla Araneidae, Agelenidae, Argiopidae, Clubionidae, Eresidae, Loxoscelidae, Lycosidae, Theridiidae familyalarına bağlı türlerdir. Tarantulalar büyük örümcekler olmalarına rağmen genel olarak düşünüldüğünden daha az tehlikelidirler.


ZEHİRLENMELER

Yeterli miktarda alındığında, vucudun kimyasal fizyolojik düzenine etki ederek, sonuçta ölüme yol açan maddelere toksin yada zehir denilir. Yeteri miktarda verildiğinde, zehir gibi davranabilecek bir kimyasal maddenin dokularda yol açtığı hasarın klinik belirtilerine de zehirlenme denilir.


Zehirin etkisi dozuna alınış şekline bağlı olarak değişebilir. Zehirlenmede, zehirli maddenin molekül ağırlığı, proteinlere bağlanabilme gibi özellikleri de etkili olacakları yapıların özellikleri önemlidir.


Zehirler, öncelikle merkezi sinir sistemine etki ederler. Bu etkiye bağlı olarak, zehirli maddenin özelliğine göre vucudun diğer sistemlerini bloke edebilirler.


Akut zehirlenmelerde, irritabilite artışı, titreme, hallusinasyon koma görülebilir. Kronik zehirlenmede, organlarda duyu kayıpları gibi sinir sistemi üzerinde çeşitli bozukluklar ortaya çıkabilir.


Zehirlenmeler üç yolla gerçekleşebilir:


1. Ağız yolu ile; Gıda zehirlenmeleri, ilaçlarla olan zehirlenmeler, kimyasa maddeler ile zehirlenmeler, zehirlenmeleri.


2. Solunum yolu ile; Karbonmonoksit diğer zehirli gazlar ile olan zehirlenmeler.


3. Deri yolu ile; Zehirli gazların teması ile olan zehirlenmeler, böcek öldürücü ilaçların olduğu zehirlenmeler, yılan, akrep, örümcek diğer zehirli hayvanların sokmasıyla meydana gelen zehirlenmeler.


Akut zehirlenmelerin ilk tedavisinde, zehirlenen kişinin, zehiri ne zaman, ne miktarda ne şekilde alındığının bilinmesi hayati öneme sahiptir.


Örümcek Sokması


Örümcek türlerinde, keliserlerinin kaide kısmında büyük zehir bezleri bulunur. Bu sebeble bilinen 20.000 örümcek türünün hemen hemen zehirlidir. Bu bezler bir kanalla keliserlerin son segmentinden dışarı açılır. , avını ısırdığında uç segment ava batar zehrini ava boşaltır. Zehrin ava akıtılmasında bezlerin çevresindeki kaslar etkilidirler.


Çok az örümcek türü insan için tehlike oluşturur. Çünkü, etkili zehirlere sahip olan türlerin birçoğunun zehir dişleri insan derisine etki edemeyecek kadar kısa kırılgandır. Fakat çocuklar için ölümcül olabilirler.


G.Amerika’da yaşayan Phoneutria cinsi örümcekler bilinen en güçlü nörotik zehire sahiptir insanlar için büyük tehlike oluşturular. Kara dul olarak bilinen Lactrodectus cinsine ait örümcekler de kas sinir iletimini bloke eden peptid yapıdaki zehirleriyle bir diğer zehirli grubu oluştururlar. Kahverengi örümcekler olarak adlandırılan Loxoceles cinsi örümcekler Argyronetidae familyasına ait su örümcekleride oldukca zehirli diğer türlerdir.


Örümcek zehirlerinin hemen hemen nörotoksiktir. Bu zehirler sinir sistemine etki eder bağlantılı olarak kas kasılmaları ortaya çı sonuçta ölüm meydana gelebilir.


Genel kanının aksine, küçük örümcekler büyük örümceklere göre daha güçlü zehirlere sahiptirler. Tarantulalar sanıldıkları kadar zehirli türler değildirler.


Belirtiler


Sokulan yerde şiddetli bir ağrı, yanma, şişme, kızarıklık ıncalanma meydana gelir. Sokulan bülgede iki diş izi görülebilir. Zehirlenen bireyin ın, göğüs, omuz sırt kısmında şiddetli kramplar meydana gelir. Görülebilecek diğer semptomlar, baş ağrısı, , kaşıntı, titreme, göz kapağında şişme, bulantı , özellikle ayaklarda uyuşmalardır. Örümcek sokmalarında, özellikle çocuklarda solunum yetmezliği sebebiyle ölümler meydana gelebilir. Ortaya çıkabilecek diğer bir önemli sorunda kangrendir.


İlk


Öncelikle ısrılan bölgenin hemen yukarısı, bir ip yada bezle, dolaşımı yavaşlatmak amacıyla sıkılır. Isırılan bölge su sabunla iyice yıkanmalıdır. Daha sonra bölgeye beze sarılı buz parçaları veya ıslatılmış bir bezle soğuk uygulanır. Özellikle çocuklarda enfeksiyonu önlemek amacıyla ısırılan kısma antibiyotik krem sürülülür. Aynı amaçla amonyak veya permanganat, karbonat eriği yada sirke kullanılabilir. Acıyı azalmak amcıyla asetominofen verilebilir. Daha sonra , zehrin etkisine bağlı olarak gerekebilecek daha ileri tadaviler için acilen bir kuruluşuna götürülmelidir.




Tüm örümcekler, türler arası farklılıkları yansıtacak şekillerde ipliğimsi ağ üretebilme yeteneğine sahiptirler. Bu nedenle sınıflandırmada kullanılan önemli bir kriterdir. Örümcekler ağlarını iki dal arasına, dal ile yapraklar arasına, çalı aralarına, yerdeki otsu bitki aralarına, toprak keseklerine, taş altlarına, evlerde duvarlara, bodrum katlarına örerler. Çok çeşitli şekillere sahip olan ağlar genellikle tekerlek gibi iç bü çadır, dış bü çadır, huni, düzensiz sık çı ağlarını andırırlar. Örümceklerde ağlar, bir yayılma aracı olarak da kullanılır. Örümceklerin ürettikleri ipek, fibrion denilen yapısal bir proteindir. Opistosomanın son kısmında bulunan ağ memelerinden sıvı halde çıkan ipek hava ile temas edince yapışkan iplikçiklere dönüşür. Bu nedenle, havada uçan ufak bir böcek ağa dokunur dokunmaz yapışır.


Kur yapma

Örümcekler birbirleriyle iletişim kurmaları için çeşitli yollar geliştirmişlerdir. yaparken, mekanik, kimyasal veya görsel işaretler önemli rol oynamaktadır. Özellikle ağ kenarından geçen titreşimler gibi çeşitli mekanik sinyalleri sezen, layan reseptörler de önemlidir. Ağ örümcekleri tarafından titreşimle yayılan sinyallerin bu türe özgü oldukları çiftleşme için yeterli oldukları kuvvetli bir ihtimaldir. Gezgin örümcekler de yapma döneminde titreşen sinyaller yaymaktadır. Titreşimlerini toprak veya yaprak gibi katı bir nesne aracılığıyla veya havada olarak aktarabilirler.


Ses çıkarma


Böceklerde olduğu gibi, örümceklerde çıırlarken esas olarak bacak veya ın gibi vücut kısımlarını kullanarak trompet gümletme sesi, stridülasyon organları kullanılarak bir eğeye sürtülen metal sesi, ın bacaklar titretilerek çıılır.


döneminde kurt örümceklerinin gösterdiği davranışlara dişiler de aynı şekilde şılık verdiklerinden bu vücut kısımlarının iletişimdeki fonksiyonları açıktır. Bu durum stridülasyon için oldukça ışıktır. Stridulasyon’da kullanılan organlar yapısal olarak iyi mlanmıştır. Fakat bunlara bağlı iletişim fonksiyonları net değildir. Ama ağ örümceği Steatoda bipunctata üzerinde yapılan incelemeler stridülasyonun hem yapma döneminde hem de şiddetli şılaşmalarda kullanıldığını göstermiştir. S. bipunctata’larda sadece yetişkin bireyler stridulasyon organlarını kullanırlar. Bunlar prosoma üzerinde, opisthosomaya yerleştirilmiş sırt sırta gelen (1 mm2) güçlü keskin uçlardan oluşurlar.


Zirai Mücadele


Tarımsal ekosistemlerdeki predatörlerin avlarının büyük bir kesimini Collembola, Diptera Afidler gibi yumuşak vücut yapılı böcekler oluşturmaktadır. Tarımsal ekosistemlerde örümceklerin bulunduğu iki katman vardır: Toprak yüzey zonu vejetasyon zonu. Her bir zonda farklı örümcek grupları yer alır. Zirai alanlara uygulanan bazı pestisidlerin örümcek populasyonlarında önemli kayıplara olmaktadır. Pestisitler, kültür bitkilerine zarar veren böcekler kadar predatörü olan örümceklerin de yok olmasına sebep olmaktadır. Kültürel kimyasal tekniklerin dikkatli seçimi ile örümceklerin tarımsal ortamlardaki etkinliğini korumak daha da arttırmak gereklidir.


Düşmanları


Omurgalılar içinde balıklar, iki yaşamlılar, sürüngenler, özellikle kemiriciler içinde bir çok düşmanları vardır. Birçok , özellikle alabalık, su yüzeyine gelir örümcekleri avlayabilir. İki yaşamlılar arasında kara kurbağaların en çok örümceklerle beslendikleri tahmin edilmektedir. Sürüngenlerin de besin listesinde örümceklerin yer aldığı bilinir, fakat genel olarak sürüngenlerin örümcek nüfusu üzerinde çok az bir etkiye sahip oldukları düşünülmektedir. Örümceklerin düşmanlarından sadece bir kaçı memelidir. Örümcekler, örneğin köstebek, kirpi gibi böcekçil memeli besinlerinin % 1-2sini oluşturur. Yarasalar da örümceklerle beslenir. Örümceklerin asıl düşmanları kendileridir. Bazı türler diğer örümcek türleri üzerinden beslenirler. Kannibalist canlılar olduklarından, tür içinde doğal bir dengeleme söz konusudur.


Dr. M. İsmail VAROL

kaynak: hayvanlar.us

Koku veren maddeler, sadece parfümde değil, temizlik ürünlerinde de, yiyecek içecekte de şımıza çıkıyor. Üstelik bu maddeler, boğaz tahrişinden depresyona kadar birçok hastalığı da, beraberinde getiriyor…

Ev temizlik ürünlerinden parfüme, plastikten ilaçlara, yiyecek içeceklere kadar pek çok üründe bulunan beş binin üzerindeki koku verici madde, göz, burun boğaz tahrişinden solunum merkezi sinir sistemi depresyonuna, kas kasılma bozukluklarından baş ağrısı, , depresyona kadar birçok hastalığa oluyor.


İstanbul Üniversitesi Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rasim Küçükusta, kokuların kimyasal üllerinin ‘ticari sır’ kapsamına girdiği için çoğunlukla ürünlerin üzerinde yer almadığını söyleyerek, yor:


‘Kokular vücudumuza solunum, ağız veya deri yoluyla girerek başta akciğerlerimiz olmak üzere deri, burun, göz beynimizi etkiler.


Kokuların çoğu solunum sistemi için tahriş edici özelliği olan uçucu organik bileşiklerdir. Astımlı hastalarda öksürük, hırıltılı solunum nefes darlığına olur. Araştırmalar, kokuların , dolaşım beynin elektrik aktivitesi üzerine de etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Kokuların en çok etkilediği organ ise derimiz. Kaşıntı, kabartı, egzama bunların başlıcaları. Kokular gözlerde sulanma, kaşıntı kızarmalara yol açabilir.’


Kokular nerede bulunur ne yapar?


Aseton: Hafif , bulantı, koordinasyon bozukluğu gibi belirtilere yol açar.


Alpha-Pinene: Sıvı sabun, kolonya, parfüm, deodorant ağız yıkama sularında bulunur. Deri gözü tahriş eder.


Alpha-Terpineol: Parfüm, kolonya, ağartıcılar, vazelin losyonlar, saç spreyleri, sabun, tıraş losyonlarında bulunur. Baş ağrısı, solunum merkezi sinir sistemi depresyonu yapar.


Benzyl acetate: Parfüm, yumuşatıcı, oda spreyleri, diş yıkama ları, saç spreyinde bulunur. Deriyi gözleri solunum yollarını tahriş eder.


Benzyl Alcohol: Parfüm, kolonya, sabun, oje çııcı, oda spreyleri, deterjan deodorantlarda bulunur. Üst solunum yollarını tahriş eder.


Benzaldehyde: Ağartıcılar, deodorant, deterjanlar, tıraş sabunu gibi ürünlerde bulunur. Bulantı, ın ağrısı, depresyon temas dermatiti yapabilir.


Camphor: Parfüm, tıraş sabunu, cilaları, oda spreylerinde vardır. Buharının solunması , bulantı, kas seğirmesine yol açabilir.


Ethanol: Parfüm, saç spreyi, şampuan, diş yıkama ları, çamaşır deterjanları ojelerde bulunur. Yorgunluk üst solunum yolları tahrişine olabilir.


Ethyl Acetate: Tıraş losyonları, kolonya, parfüm, şampuan, boyaları, diş yıkama larında bulunur. Göz, damak solunum sistemi için tahriş edicidir. Uzun süre kullanıldığında deride kuruma çatlamalara yol açabilir.


G-Terpinene: Kolonya, parfüm, sabun, tıraş kremi, deodorant oda spreylerinde bulunur. Astıma olur.


Limonene: Parfüm, kolonya, dezenfektan spreyler, tıraş kremi, deodorant, boyası oje çııcılarda bulunur. Göz burun boğazda tahrişlere deride alerjiye yol açabilir.


Linalool: Parfüm, kolonya, sabun, şampuan, el losyonu, oje çııcı, saç spreyi, tıraş sabunu yumuşatıcılarda bulunur. Uyku, depresyon solunum problemlerine olur.

kaynak: bayanca.net

Bebeklik çocukluk döneminde demir eksikliğine bağlı kansızlık sorunu bazı hastalıkların habercisi olabiliyor. Bu nedenle ailelerin bebeklerde çocuklarda sık görülen kansızlığının belirtilerini iyi bilmesi zamanında uzmana başvurması gerekiyor.

Kansızlık her yaşta görülebilen bir sorun. Ancak özellikle bebeklik çocukluk çağında daha sık rastlanıyor. Bunun sebebi bebeğin anne sütü almaması demirden eksik gıdalarla beslenmesi. Demir eksikliğine bağlı kansızlık basit bir sorun değil. Sadece fiziksel rahatsızlıklara olmakla kalmayıp bebeklerde zeka düzeyini de etkiliyor. Anne babaların kansızlık konusunda dikkatli olması belirtilerini etkilerini iyi bilmesi gerekiyor. Acıbadem “Kriton Curi Parki Gönüllüleri” işbirliğiyle gerçekleştirilen “Çocuklarda Anemi” söyleşisinde konuşan Acıbadem Hastanesi Kozyatağı Çocuk Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr.


Cengiz Canpolat anemiyi şöyle tarif ediyor:
“Anemi hemoglobin konsantrasyonunun veya kırmızı kan hücrelerinin (alyuvarların) sayısının beraber veya ayrı olarak o yaşa uygun normal değerlerin altına düşmesi sonucu oluşan bir klinik tablodur. Bu azalma sonucu kanın oksijen taşıma kapasitesi dokulara giden oksijen miktarı azalır. Kansızlık çocuklarda kendini çok değişik biçimde gösterir. Bu klinik tablo hiçbir bulgu olmamasından çok, bir çocuğa kadar geniş bir yelpaze içerir.”
Çocuklarda aneminin nedenleri
Prof. Dr. Canpolat çocuklarda aneminin oluşmasında diyetin çok büyük bir önemi olduğuna dikkati çekerek şöyle diyor: “Diyetin en önemli olduğu yaş grupları 6 ay ile 2 yaş arası, bir de adolesan dönemdir. Büyümenin çok hızlı olduğu bu iki dönemde demirden fakir yiyeceklerle beslenilmesi sonucunda demir eksikliği anemisi meydana gelebilir. Adolesan, kızlarda kanamalarının düzensiz fazla olması da demir eksikliğine katkıda bulunan bir faktördür. Kan yapımında önemli rol oynayan diğer iki besinsel faktör B12 vitamini folik asittir. Ancak bu iki besinin eksikliğine bağlı anemiler çocuklarda demir eksikliğine bağlı anemi kadar sık görülmezler.” Sadece değil bazı ilaçların kullanımı da çocuklarda anemiye oluyor. İlaçlar ya alyuvarların yıkımına katkıda bulunarak veya kemik iliğine doğrudan toksik etki göstererek alyuvar yapımını baskılamak suretiyle anemi meydana getiriyor.
Çocuklarda kronik hastalıkların sık geçirilen enfeksiyonların anemiye olduğu bilinen bir gerçek Prof. Dr. Canpolat sebebini şöyle açıklıyor: “Kronik hastalıklarda alyuvarların yaşam süresi kısalmıştır kemik iliği ise yetersiz çalışmaktadır. Ayrıca demir kullanılmasındaki bozukluk böbrek hastalıklarında kanda toksik maddelerin de alyuvar yapımını baskılayan faktörlerdir.”
Kansızlık anlaşılır?
Süt çocuklarında huzursuzluk, davranış değişiklikleri, iştahsızlık, uykusuzluk veya normalin üzerinde uyuma gibi belirtiler görülürken daha büyük çocuklarda adolesanlarda yorgunluk, halsizlik, , baş ağrısı, çabuk yorulma nefes darlığı gibi yakınmalar ile ortaya çıkıyor. Prof. Dr. Canpolat bu noktada bir da bulunarak şunları söylüyor: “Anemiyle birlikte lenf bezelerinin karaciğer dalağın da büyük olması durumunda çocuk hemolitik anemiler lösemi açısından mutlaka değerlendirilmelidir.”
Demir eksikliği anemisine dikkat!
Çocuklarda en sık görülen anemi, demir eksikliği anemisi. Anne sütü ile beslenen bebeklerde ilk 6 ay demir eksikliği görülmüyor. Anne sütündeki demir çok kolay emilebildiği için büyüyen süt çocuğuna miktar olarak yeterli geliyor. Ancak altı aydan sonra ek gıdalar ile yetersiz demir alan demir eksikliği tehlikesi ile şı şıya kalıyor. Demir en çok kırmızı ette, sarısında, yeşil sebzelerde hububatta bulunuyor. Demir eksikliğinin gelişmemesi için etten sebzelerden gelen demirin dengeli alınması gerekiyor. Demir eksikliği anemisinin engellenmesi için diyete önem verilmeli, demirden zengin ek gıdaların zamanında uygun şekilde başlanmalı. Prof. Dr. Canpolat, “Prematüre bebeklere erken koruyucu demir preparatları başlanması gerektiğini hatırlatarak şöyle devam ediyor:
“Anneden bebeğe demir transferi hamileliğin sonlarında yoğunluk kazandığı için bu demir depoları tam dolmadan doğarlar çoğu zaman yoğun bakımda kaldıklarından tetkikler için bebeklerden fazla kan alınmak zorunda kalınır.”
Tanı tetkikler
Demir eksikliği gelişen huzursuz, iştahsız oluyor uyku bozuklukları yaşıyor. Büyümesi gelişmesi duraklama gösteriyor. Hemoglobini çok düşerse cilt rengi de soluyor. Bunu anlamak zor değil. Bu solukluk en çok göz kapaklarının içine, ağız mukozasına, avuç içlerine yataklarına bakıldığında anlaşılıyor. Demir eksikliğine erken tanı konup edilmesi durumunda bu bozuklukların büyük bir kısmı düzelme şansına sahip. Prof. Dr. Canpolat tanı tetkikler konusunda şunları söylüyor:
“Demir eksikliği anemisi saptanan çocukta dışkı idrar ile kan kaybı olup olmadığı araştırılmalıdır. Dışkı ile kan kaybı meydana getiren en önemli durumlar arasında peptik ülserler inek sütü alerjisi sayılabilir. Ayrıca bağırsakta bulunan polipler anüste mukoza çatlakları da kan kaybına olabilirler. Gaitada gizli kan testi birkaç kez tekrarlanmalıdır, zira kanama aralıklı olarak meydana geliyor olabilir.”

ise çoğunlukla ağızdan verilen demir preparatları ile yapılıyor 3 ay kadar sürüyor. Tedavide ilk 2 ay hemoglobinin yükseltilmesi, 3 ay ise demir depolarının doldurulması amaçlanıyor.

kaynak: bayanca.net



Örümcekler