nedir

Sun Bear

Komondor Dog

Angora Rabbit

Red Panda

Sloth

Emperor Tamarin

White-faced Saki Monkey

Tapir

Hagfish

Star-nosed Mole

Proboscis Monkey

Pink Fairy Armadillo

Axolotl

Aye-aye

Alpaca

Tarsier

Dumbo Octopus

Frill-necked Lizard

Narwhal

Sucker-footed Bat

Pygmy Marmoset

Blobfish

Platypus

Shoebill

Yeti Crab

"Bimde eski sevgiliyi görmek" "Bim”e doğru yola çıktım. zaten iki adım ötesi bim.Annemin terliklerini giyip çıkayım lan dedim, iki saat şimdi bağcık>bağlayacak.Ama olgun bir insanda eğreti duran şeylerin başındaanne terliği geliyormuş canlar, ben bunu anladım.Bim her zamanki gibi sakindi.Klima çalışıyor ama soğutmuyordu. bir klima lan bu diyerek incelemeye başladım. ama görevli beni balici sandı,çünkü ayaklarımda da terlikler altımda çamaşır suyu sıçrayıp rengi atmış bir pijamayla pek de bir gaspçı havası veriyordum."abi bu klima üflemiyor galiba" dedim. ama cevap vermedi, işine döndü.Tam arkamı dönüp gidecekken dık bir duydum. pek bir dık.Sanki bir zamanlar kulağıma "ım" diyen bir .Yavaşça arkamı döndüm.Evet, eski sevgilimdi bu.Bir zamanlar sevdiğim kadındı.Bir zamanlar elele tutuşarak mal gibi gezdiğimiz .Şimdi nişanlısıyla bim”e gelmiş alışveriş yapıyordu.Bir zamanlaraşık olduğum kadındı bu.Evet bir zamanlar uğruna canımı verebileceğimkadındı bu.Ben şınlıktan elimdekileri yere düşürünce bunlar birdenirkildi hemen arkasını döndü. ben, beni görmesinler diye hızlıcaaşağıya eğildim ama lanet olası bim”de raf diye bir şey yok ki.Tansaşolsa arkadaki adam seni göremez ama raf yerine kolilerde ürün sergileyenbim sayesinde saklanamadım.Peki size sorarım. siz arkanızı döndüğünüzde,devekuşu gibi saklandığını sanan ama ayağında ufak numara anneterlikleriyle sıçar gibi çömelmiş kıç çatalı gözüken bir adam görsenizne yaparsanız? işte onlar da öyle yaptılar.Bastılar kahkahayı.Yavaş vegurur yıkılmışça ayağa kalktım.Gözlerine baktım.Bana baktı, mahzun birbakış görmek isterdim ama alay ediyordu resmen.Ayaklarıma bakıyordu. Anneterliği giymiş, parmakları ucundan çıkmış bir ayak.Buydum işte.Sen buadamla bir zamanlar çıkmıştın.Şimdiki sevgilin çok iyi giyinmiş ama bir bak bakayımona.Bim”de bu şıklık? sence de biraz samimiyetsiz değil mi? ben enazından yakışıyorum buraya.İçimden geldiği gibiyim.Böyle düşündüm amasonra hassiktir dedim. adam kapmış ı, ben de lavuk gibi pijamaylaterlikle geziyorum. naapsın lan beni. "nasılsın görüşmeyeli?" dedim."iyiyim" dedi. "ne " dedim. "hıhı" dedi.Gittikçe gerginleşiyorduortam.Yeni sevgilisi kıllandı mı acaba >diye baktım ama " olsa bulavuktan bir zarar gelmez" düşüncesi hasıl olduğundan zerre s..kindedeğildim herifin.Adam en ucuz sucuğu seçmekle meşguldu."niye böyleolduk biz?" der gibi baktım. "ne diyorsun?" der gibi baktı bana. "niyeböyle olduk diyorum?" der gibi tekrar baktım. "ne diyorsun anlamıyorum"der gibi tekrar baktı bana. "neyse s..ktir et" der gibi baktım.S..tiretti alışverişe devam etti. bir güle güle demeden.Gözyaşlarımı saklayarakelimden düşürdüklerimi aldım kasaya gittim.Bir de peçete aldım,gözyaşlarımı silmek için. kasadaki görevli yine baliciymişim gibi baktıbana, "paran var mı" der gibi baktı bana,bana bakmasın artık kimse.Al lanparanı der gibi uzattım, üstü beklemeden çıktım ama sonra hemen geridönüp şahsiyetsizce aldım paranın üstünü.Tam çıkacakken fiş almayıunuttuğum aklıma geldi. dönüp onu da aldım.Mina koyim, bir romantizm deyaşayamadık be. Eve giderken serkan geldi yavaşça yanıma. tek dostum,yoldaşım,üzgün olduğumu anlayabilen tek insan."abi bir şey diycem.pijamanın kıçında delik var, kıçın gözüküyor,baya bir büyük"dedi.O gündenberi evdeyim. bim”e de kapıcıyı yolluyorum. (Alıntıdır)
ben kandemir.uni.cc den aldım oda bask yerden almış =)

ne bi konu başlığı oldu

herhangi bir görselin kenarlarını yuvarlatan kullanımı çok kolay olan web aracıdır.
ınızdaki veya internetteki görseli gösteriyorsunuz saniyeler içerisinde kenarları yuvarlatılmış halini hazırlayabiliyor.
Dilediğiniz takdirde yuvarlatma büyüklüğünü rengini; oluşacak yeni görselin genişliğini, yüksekliğini de kalitesini ayarlayabiliyorsunuz.
Tüm işlemlerden sonra “” butonuna tıklayarak resmin son halini ınıza indirebiliyorsunuz.

Çalışmamızın orginal

RoundPic ile Ovalleştirilmiş


Siteye buradan ulaşabilirsiniz.

Bu Forumu Seviyorum Aradıgım Butun Burda Butun Bu Scriptleri Koyan ARkadaşlara Tşk Ediyorum Gerçekten İşimi Derecede Görüyorsunuz.Herkeze Tekrar Tekrar Tşk Ederim.
arkadaşlar buna benzer bir islami portal scripti arıyorum elinde olan varmı aceba ? güzel bir script olmasını istiyorum islam içerikli olması gerekiyor. teşekkürler.

http://arkadas.enyeni.org

bu script de varsa elinizde acayip mutlu olurum.
cok teşekkürler simdiden.

Geleceğin Hayvanları

“Geleceğin Hayvanları” adlı ilginç bizi, kurgu-paleontolojiye davet ediyor. postülatı: İnsan , diğer bütün türlerin de çöküşüne olarak yok olmuştur. Bugün aşağı türler olaak kabul edilen türler gelişmektedir. Paleontoloji gOrmüş Dougal Dixon, • İnsanlığın sona ermesinden 50 milyon sonra dunyada üreyecek faunayı bize tıyor. Bunu da, evrim ekoloji yasalarına ilişkin bilimsel kesinlikten asla ayrılmadan yapıyor. Şimdi, Laprenil, Ganirat, Gigantilope Vortex. Croquemitiane Elongueillerin dünyasına glreceksiniz.

İnsanın Yok Oluşundan 50 Milyon yıl Sonra :
GELECEGiN HAYVANLARI

Gelecekte yolculuk yapan siz, orada insanlığı bulmaya çalışmayınız. O artlk yok olmuştur. Dünyayı değiştirmek kullanmak isterken sızlığa uğramıştır. İnsan, ya kendine ya da kendi dışındakilere uyum sağlamayı öğrenememiş, sonuç kaynakların tükenmesi, iç çekişmeler sosyo-ekonomik yapının zincirleme çöküşü olmuştur.

Bu, kaynakları kötüye kullanıcı akıllı memelinin gururla, anropozoik olarak adlandırdığı çağın sonudur. Artık yaşam macerası yeniden başlayabilir, sıçrama yapabilir.

Çıkış noktasına insanın yok oluşunu koyalım ne olduğunu görmeye çalışalım. Hemen belirtelim ki, insan, özellikle büyük vahşi faunada bir çok türleri sona erdirmiş onun düşüşü, kendine yakın, orman kanunlarına şı koyamayan, evcil hayvanların da sonu olmuştur.

Dünya değişmiş, yaşam değişmiştir. Bütün bunlar olmuştur?
Böyle bir geleceği gerçekleşmeden düşlemek için, biraz paleontoloji (geçmişteki varlıkları inceleyen bilim) bilmek gerekir. Paleontoloji, evrimin kendi mekanizmalarını ortaya çıır. Insanın olmadığı varsayımına dayanarak geleceğin hayvanlarının olabileceğini, kurgu bilim olarak
düşleyeblimek için evrim mekanizmalarını gelecek milyonlarca yıl boyunca çalıştırmak gerekir. İşte , Dougal Dixon, 50 milyon yıl içine yerleşip ne olduğuna bakarak açıklayarak geleceğin paleontolojisini denemiştir.

Kıtaların yer değiştirmeleri sürmüş, Antrapozoikten 50 milyon Yıl sonra Afrika, Avrasya, Kuzey Amerika Avustralya büyük kuzey kıtasını oluşturmak için birbirleriyle kaynaşmışlardır. Güney Amerika, yenidan Amerika kıtasından ayrılmış, yeni adalar türemiştir. Fauna ( topluluğu) değişmiştir. İnsanın yok oluşunun ona bağlı olayların yarattığı boşluk başlıca omurgalı türlerde, (balıklar, memeliler, sürüngenler, ), yeni yaratıkların ortaya çıkmasını hızlandırmıştır.

Dougal Dixon tarafından ndan geliştirilen kurgu zooloji, bu egemen türlerin yok oluşu üzerine
oturur. Egemen türlerin yok Oluşu, bu zamana kadar az çok gelebilmiş alt türlerin dünyayı sürekli olarak ele geçirmelerine yol açmıştır. 3. çağın başlangıcında birçok sürüngenin ortadan kalkması, şimdiye kadar insana yararlı yaratık olan bazı memelilerin çoğalmasına başkalaşmasına yol açmıştır.
İnsanların tavşan dedikleri, üretken çok iyi uyum sağlamış küçük kemirici çarpıcı bir örnektir. Evcil tırnaklılar (inek, keçi, koyun, at öküz), insandan sonra yaşayamamıştı. Barınakları bozulan geyikgiller de yok olmuştur. Böylece tavşan başıboş kalır terkedilmiş bütün ekolojik boşlukların sahibi olur, çoğalır, gelişir başkalaşır. Ona, Kuzey Rusya Sibiryadan çöllere tropik ormanlara kadar her yerde rastlamak mümkündür.
Tavşan büyümüş oyuklar üzerine tünemiş, kulaklarının özelliğini sürdürerek, renkli Laprenil haline gelmiştir. Örnek olarak tüylü Laprenili sayabiliriz. Vücudu sağlam yağlıdır. Tundralarda Kuzey Rusya ile Sibirya da yaşar, kalın, tüylü bir postu vardır kışın beyazlaşır.

Aynı zaman içinde eski et oburlar kaybolmuştur. Kurtlar, aslanlar, gelincikler ortadan kaybolmuştur. Peki bunların yerini almıştır? Tabii ki fareler. İnsan zamanında bile tam formunda olan, her ortama yüksek uyum sağlyan herşeyle beslenebilen bu kemiriciler ılıman iklimlerin büyük talancıları olmuşlardır. Artık onlar, Levrat, Vulperine, Viverine veya Conirat adlarını almışlardır. Coniratlar çok büyük farelerdir. Köpeğe benzerler. Sürüler halinde avlanır korkunç dişleriyle büyük et oburları adeta yırtarlar. Örneğin: Lapreniller.

Bir gruptan diğerine iskeletlerin gelişmesi çok açıktır. Laprenillerde de bu böyledir. Tavşanın sıçramaya uyumlu yatay, ilkel ayağı, koşucu Laprenillerde dijitigral puradijite (parmakları üzerinde yürüyen hayvanlar) tırnaklara dönüşmüştür. AvcI farelerde kesici öğütücü dişler yavaş yavaş et obur rejimine uygun olarak sırasıyla delici kesici diş şeklini almıştır.

Bir ekolojik boşluk açılınca, bir türün gelişmesini sağlayan doğal mekanizmaları hatırlamak gerekir.

Antarktik Okyanus tarafından başlayalım.
Senezoik Balinalar, insan zamanında ortadan kalkmışlardır. Onların yerini, dünyanın en büyük ı olan Vortexler almıştır. Füze biçimli uzamış boyunsuz vücudu, güçlü, yassı yüzme kuyruğu yan denge yüzgeçleri ile şekil olarak su yaşamı gelişmelerine tam bir şekilde uymuştur. Vortexlerin ataları Pengmenlerdlr. Pengmenler, üreme dışında, tümüyle suda yaşayan canlılara dönüşmüşlerdir.
Balinaların yok oluşundan kısa bir zaman sonra, bir pengmen cinsi, ororivapar (yumurtaları ana karnında açılan tür) olmuştur.
Dişi, tek yumurtasını açılıncaya kadar vücudunun içinde saklar, açılma deniz içinde olur yavru suda doğar. Böylece son dünya bağından kurtulan tür, tümüyle suda yaşar.

Diğer yandan, soyunu sürdüren memelilerin en küçüğü vardır. Adı patineur. Bataklıklarda yaşar, ilkel sivrisıçan soyundandır. Çok hafif vücudunun ağırlığı, suyun yüzeysel gerilimi, ayaklar destekleyici kuyruğu ile, su yüzünde taşınabilir. Kuyruğunda ıslanmaz kıllar vardır.

Filler, savanda güçlükle yaşamaktadırlar. İnsan onlara çok etmiştir. Ekolojik boşluk, çabucak Gigantilopelar tarafından ele geçirilir. Bunlar, Antilopların soyundandır on ton kadar ağırlıkları vardır.

Bazı gerçekten olağan dışı durumlara ilgisiz kalamayız. Tektonik tabakalar arasındaki temas bölgeleri boyunca ya da sıcak noktalar düzeyindeki bir tabakanın merkezinde oluşmuş volkanik adaları örnek alalım. Bir sıcak noktanın, Pasifik Okyanusunun merkezinde, Kheroptera adalarını oluşturmak üzere olduğunu görürüz. Bu adalarda garip bir topluluk hüküm sürmektedir. Gece avlanan korkunç Croqnemitaire dallara asılı olarak yaşayan kurnaz Shulloth başını süsleyen çiçek biçimindeki organlarındaki salgıları ile böcekleri kendine çeken garip Flore.

Bütün bu hayvanlar yarasa soyundan gelirler: Croqnemitaire bütün bu adaları hakimiyeti altına alacak, bütün ekolojik boşluklara yerleşecektir. Dixonun eserinin, geçmişe uzanan bir çeşit katmanları silsilen oluşturduğuna inanıyoruz. Kitapta hayvanlar, çirkin, , kaba, atik, bön, korkutucu, makul gibi sıfatlarla tılıyor. Bunun anlamını anlıyoruz: Burada niçin bir boynuz çıkmış, şurada bir ayak değişmiştir. Niçin Distarteropsun sadece ön sol yüzgecinde vardır; niçin tüylü Gigantilopeun buldozer kepçesi gibi, büyükboynuzları vardır niçin Cornicephale, Casque veya Lacustrelerde boynuzlar bütün burunu örtecek şekilde gelişmiştir.

İnsan kendi kendine sorabilir. Niçin böcek suda yaşayan az? Dixon, 50 milyon yıl sonrasını bilinçli olarak seçtiğini söylüyor. Ona göre, bu zaman aralığında, böcek suda yaşayan hayvanlar, değişime uğrayacak süreyi bulamamıştır.
Bazı çıkış varsayımlarını da tartışmak mümkündür; bütün çatal tırnaklı kedigillerin yok oluşu gibi.

Paleontolog Leonard Ginsbourg diyor ki: Bazı sağlam dağ inekleri yaşamlarını sürdürebilir. Aynı şekilde kedileri de serbest bırakın, onlardan çok kısa sürede kaplanlar türeyecektir.

İnsan tarafından serbest bırakılan ekolojik boşluk hakkında ne soru sorabiliriz. İnsan yok olduğunda, maymunlar yaşamalarını devam ettidikleri halde oluyor da düşünen bir varlık şeklinde gelişmiyorlar?

Hiç bir yerde alet yapan iki ayaklı yeniden görünmüyor. Bu belki garip olurdu fakat Dougal Dixon, 50 milyon yıl bunun için yeterli değil diyor. Daha sonra belki..

Sonuçta, postülat hakkında soru sorabiliriz; insanın yokoluşu. Bu başlangıç verisinden başka birşey değildir. Ancak çok ilginç açıklayıcı görünüyor. İnsanın zekasından yapaylığından kurtulmuş, tekrar doğallığını kazanmış bir dünyada evrimin olabileceğini anlamamıza olanak sağlıyor. Kötümserliğin yansıması hiçbir şekilde söz konusu değil.

Bilimsel katılığı tam koruyarak Dixon, biraz eğlenmenin mümkün olduğunu gözönünde bulunduruyor. Eseri tan Desmond Morrisin deyimiyle, bu canlı hayalgücü ile katı bilimsel disiplin arasındaki denge, geleceğin hayvanlarının yaşamını inandırıcı kılıyor. Kurgu bilimin gülünç canavarlarından çok üstün herşeye şın, zoolog paleontologlarımızın incelediklerinden pek farklı değil.

SCIENCES at AVENIRden
Çeviren: Taner YÜCEL - 1982
Yayına hazırlayan: Hayvanlar.us

BALABAN HANGİ KUŞTUR?

Yunus Emreden bir beyit:


Şah balaban şahin doğan zihi övmüş anı öven
Doğan zaif olur ise doğanlıktan kalır değil.
(Yunus Emre Divanı, Fatih nüshası, varak 115)


Kadı Burhaneddin Divanından:


Ne beladır gönlüm kuşuna gözüm sanema
Acep olmaya çü ol şah balaban balasıdır
(Kadı Burhaneddin Divanı, TDK yayını, s.112)


13. 14. yüzyıllardan 17. yüzyıla, Karacaoğlana geçelim:


Ben bir şahan olsam sen bir balaban
Alsam cırnağıma çıksam yola ben.
(Karacaoğlan, yay. S.N. Ergun, s. 117)


çenin Anadoludaki en eski devrine kadar giden bu metinlerden balabanın bir yırtıcı kuş olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Hatta şahin doğanla beraber zikredilmesinden şiirlerde bahsedilecek kadar iyi nmasından, evcilleştirilerek av hayvanlarının tutulmasında kullanılan yırtıcı kuşlardan, dolayısıyla Yırtıcı (Falconiformes) takımının Falconidae familyasından olduğu, yani Falco cinsinden bir tür olduğu tahmin edilebilir. Nitekim 1540 (H. 947) tarihli Sofyalı Nimetullah Efendinin Lugat-ı Nimetullah adlı sözlüğünde “Balaban ki üsküflü doğanlardandır” denmektedir. (s. 239). Accipitridae familyasına dahil olan yırtıcı kuşlardan farklı olarak, doğanların, yani Falco cinsinin hemen hepsinde başın alt kısmı açık , tepe koyu renktir, iki bölgesi belirgin olarak ayrılmıştır. Dolayısıyla “üsküflü doğan” tabiri ile Falco türleri kast edilse gerektir. Balabanın doğancılıkta kullanılan bir kuş olduğu yolundaki karineleri izlersek tahminimizi biraz daha ileri götürebiliriz. Bizim coğrafyamızda fiziksel yapıları davranış tarzları bakımından doğancılıkta kullanılabilecek üç Falco türü vardır: Falco peregrinus [Peregrine Falcon (İ), Wanderfalke (A), Faucon Pelerin (F)], Falco cherrug (Saker Falcon, Würgfalke, Faucon Sacre) Falco biarmicus (Lanner Falcon, Feldeggsfalke, Faucon Lanier). Farsça kökenli bir kelime olan şahinin eskiden beri Falco peregrinus için kullanıldığını biliyoruz. Dolayısıyla balaban Falco cherrug veya Falco biarmicustan biri olmalıdır.


Bu noktada imdadımıza modern Farsça yetişiyor: Bugünkü Farsçada balaban kelimesi Falco cherrug için kullanılıyor. Bunun Ortaçağda da böyle olduğundan şüphe etmemiz için bir sebep yok. Öte yandan Oğuzların 10. yüzyılda Maveraünnehire ilerlemesinden itibaren Türklerin İranlıların yakın ilişki içine girdiklerini biliyoruz. Selçukluların bütün İranı da kapsayan bir devlet kurmalarıyla bu kültür alışverişi daha da derinleşti ta 16. yüzyıl başında Safevîlerin İrana hâ olarak bu ülkeyi Şiîleştirmelerenie kadar aynı yoğunlukla devam etti. Bu î süreç içinde Fars doğancılık terimlerinin de büyük ölçüde benzeşmiş olması kaçınılmazdır. Aynı adın iki farklı kuş için kullanılmış olma ihtimali ise son derece düşüktür. Bu itibarla halk şiirinin balabanını bir doğan türü olan Falco cherrug olarak tespit etmek mümkün görünüyor.


Falco cherrugun boyu kuyruk dahil 48-57 cm., kanat açıklığı 110-125 cm.dir. Kanatları, sırtı paçaları kahverengi, başı kirli beyaz zemin üzerine kahverengi nakışlı, alt kısımları bozdur. Daha çok dağlarda, yaylalarda, ağaçlıklı açık arazide, orman kenarı çayırlarda görülür. Doğu Avrupa, , İran Orta Asyada yaşar. Avladığı hayvanlar sıçan, gelengi, tavşan, gelincik gibi memelilerden toygar gibi küçük kuşlara çıl, toy gibi kendinden daha iri kuşlara kadar geniş bir yelpaze içindedir. İşte balaban özellikle bu iri ı avlayabilme becerisi sebebiyle insana alıştırılarak keklik, turaç, ördek, turna, çıl, toy gibi ın avlanmasında kullanılmıştır. Zaman zaman Orta Doğu Anadoluda güvenlik kuvvetlerince yakalanan, Arap şeyhlerine onbinlerce dolara satmak üzere ağlarla yırtıcı kuş tutmaya çalışan “şahincilerin” başlıca hedefi balabandır.


Balabanın bir kuş olduğunu gördükten sonra kelimenin etimolojisini inceleyelim. “Bala” ü Farsça yüksek, yüce anlamında “bâlâ” kelimesi sebebiyle, kelimenin Farsça olabileceğini düşündürüyor. Steingassın Farsça-İngilizce sözlüğünde (Beyrut 1892) kelimenin tek şılığı davul (”a drum”). Ferheng-i Ziyada (İstanbul 1944) balaban “yüksek sesli davul” olarak açıklanmış “bala = yüksek, ban = ” etimolojisi verilmiş. “Dilimizde de büyük davul, davul tokmağı, toğan manalarınadır” deniyor. Redhouseun çe-İngilizce sözlüğünde balabanın üç şılığı var: 1. Büyük, kocaman, 2. Çakırkuşu 3. Çok büyük davul (”1. Large, huge, 2. The goshawk, 3. A very large drum”). Redhouseun balabanın bir yırtıcı kuş olduğunu tespit etmekle beraber onu çakırkuşu (daha doğrusu Accipiter gentilis, çünkü eskilerin çakırkuşu adını başka bir kuş için kullandıklarını zannediyorum) olarak göstermesi yanlıştır. Çünkü Nimetullahın “üsküflü doğanlardandır” demesi balabanın bir Falco türü olduğuna işaret ettiği gibi, çakırkuşu Türklerin doğancılıkta az kullandığı bir kuştur. Ayrıca bugünkü Farsçadaki Falco cherrug kullanımı da ortadadır. Şemseddin Sami ise Kamus-u Türkide şöye diyor: “(Bulgarcadan melhuz olup lisanı mezkurda ayıya derler) 1. Gezdirilip oynatılan ayı, 2. iri cüsseli insan veya : balaban adam, doğan, 3. Büyük davul tokmağı”. Görüldüğü gibi Şemseddin Samiye göre doğana ancak iri olursa mecazen balaban denmektedir. Yazının başında zikredilen metinler ışığında bu iddiayı da kabul etmek mümkün görünmüyor.


1890 tarihli Redhousedan sonra bir de 1964 tarihli Redhouse çe-İngilizce Sözlüğüne bakalım. Burada 1890daki çakırkuşu (goshawk) hatası tekrar edildiği gibi bir de balaban adlı başka bir kuşun ortaya çıktığını görüyoruz: Bittern (Botaurus stellaris). 1950lerden itibaren yayınlanan çeşitli çe sözlüklerde de kelimenin bu anlamı yer almaya başlıyor. Bu, yırtıcılardan apayrı bir kuştur. Leylek, çıl, aynak gibi türleri kapsayan Ciconiiformes takımının çıllar (Ardeidae} familyasındandır. Diğer çıllar gibi uzun bacaklı, uzun gagalı uzun boyunludur. Gövde uzunluğu yarım metreyi geçer. Tüyleri kahverengi kirli sarı tonlarında nakışlıdır. Çevresinde geniş sazlıklar olan durgun tatlı sularda yaşar. kurbağalarla beslenir. Diğer çıllardan farklı olarak pek ortalıkta görünmez; ömrünü sazların arasında sürdürür. Eğer sazların arasında iken kendisine zarar verebileceğini düşündüğü bir canlıyla, meselâ bir insanla şılaşırsa ilginç bir davranış gösterir. Başını yukarı kaldırıp boynunu uzatarak vücudunu mümkün olduğunca inceltip sazların arasında kıpırdamadan durur. Eğer sazlar rüzgârla sallanıyorsa o da onların hareketine ayak uydurur. Bol nakışlı uygun renkli tüyleri sayesinde, kuş bu şekilde davrandığında onu sazlardan ayırt etmek hemen hemen imkânsız hale gelir. Yine diğer çıllardan farklı olarak toplu halde gezmez veya yuva yapmaz. Çiftleşme mevsimi dışında tek dolaşır. Bu kuş ülkemizde Manyas Gölü, Ereğli Gölü gibi bazı göl bataklıklarda bulunursa da en çok bulunduğu yer Samsunun Bafra Alaçam ilçelerindeki Gölleridir. ılırmak deltasında yer alan bu göller sığ bol sazlıdır. Birkaç yıl önce ı incelemek amacıyla bu göllerden Cernek Gölü etrafında dolaşıyordum. Gölün hemen arkasında bir dişbudak ormanı vardır. Ormana girdim; bir patikayı ederek ilerliyorum; ara sıra da dürbünle patikanın ilerisine bakıyorum. Bu ormanda kuş görmek için iyi bir yoldur; çünkü beslenmek için böyle açıklıklara inerler. Dürbünle bakarken birden 20-25 m. ilerde, patikada yürüyen bir balaban (Botaurus stellaris) gördüm. Sazlıkların arasında canı sıkılmış olacak ki ormanda gezmeye çıkmış. Biraz sonra o da beni gördü, bana bakmaya başladı. Ben patikada ilerlemeye başlayınca o da sazlıklardaki adetine uygun olarak uçup kaçmaya yeltenmedi, yürümeye başladı. Fakat arada bir durup geri dönerek beni kontrol ediyor. Balaban bu şekilde aramızdaki mesafeyi muhafaza ederek birkaç yüz metre önümde yürüdü; sonra onu sık çalıların arasında kaybettim. Bu da su kenarından sazların arasından hiç bir zaman ayrılmadığı söylenen bu kuşa dair bir hikâye.


Peki oldu da yüzyıllarca bir alıcı kuşu tarif eden balaban kelimesi bu su kuşuna ad oldu? Redhouseun bu konudaki kaynağını tahmin etmek kolay: Bibliyografya kısmında belirttikleri gibi Saadet Ergenenin 1945te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi tarafından yayınlanan ı adlı eseri. Benim de şimdiye kadar görebildiğim balabanı Botaurus stellaris olarak gösteren kaynaklar arasında en eskisi bu . Maalesef bu çe kuş isimleri bakımından güvenilir bir kaynak değildir. Bu konuda özel bir derleme tarama çalışması yapılmamış, birçok kuş adı adeta kulaktan dolma bir bilgiyle çeşitli türlere yakıştırılmıştır. Ben Anadoluda yukarıda zikrettiğim Botaurus stellarisin bulunduğu bütün yörelere gittim; hiç birinde yöre halkının balaban adıyla bu kuşu bildiğine k olmadım. Zaten Gölleri dışında ender pek az görülen bu kuşa ahalinin isim vermesi de uzak ihtimal. Öte yandan Ergenenin bu kuşa balaban demesinin bir zühul eseri olmayabileceğini düşündüren bir husus da var. B.stellarisin özelliklerinden biri de erkeğin çiftleşme mevsiminde dişileri çağırmak rakip erkekleri üreme bölgesinden kovmak amacını taşıyan haykırmasıdır. Buna ötüş demek mümkün değil; top gürlemesini andırır. kuş baharda sazların arasında dolaşarak 4-5 saniyelik aralıklarla bu sesi çıır. Sesin en ilginç özelliği ise çok uzaklardan duyulabilmesidir; 2-3 km.den, hatta arazi müsaitse 5 km.den duyulabilir. Ferheng-i Ziyanın öne sürdüğü balaban = yüksek etimoojisi doğruysa, B.stellarise bu özelliğinden ötürü balaban denmiş olabilir. Yine de ben bunu düşük bir ihtimal olarak görüyorum. Her halükârda sözlük ansiklopedilerin 1950lerden beri Ergeneyi izlemesi sonucunda bugün balaban=B.stellaris bir galat-ı meşhur olmuş durumda. Nitekim ben de AnaBritannicaya maddeleri yazarken balabanı Botaurus stellaris olarak gösterdim. Eğer hatalı ise, günahı bu çığırı açanların boynuna. İşin ilginç tarafı, eski Redhouseun Botaurus stellaris için, kuşun bu özelliğinden kaynaklanan bir ad zikretmesi: Çağırgan toy. Biraz hatalı, çünkü yüzeysel benzerliklerine rağmen Botaurus stellaris toylarla akraba değil; fakat bir ad. Her neyse; sonuç olarak, eski şiirleri okurken rastladığınız balabanı sazların arasında dolaşan çıla benzer bir kuş zannetmeyin; o bir doğandır.


Dergâh, Sayı 70, Aralık 1995.

kaynak: hayvanlar.us

Şilili şair Neruda, toplumsal siyasal şiirleriyle Latin Amerika ının dünyada itibar kazanmasını sağladı. Canto General adlı epik şiir dizisiyle kendi kıtasının tarihini şimdiki zamanını yansıttı.

Latin Amerika”nın şiirsel sesi Neruda, Neftali Ricardo Reyes Basoalto adıyla Temmuz 1904″de Güney Şili”de dünyaya geldi. Babası lokomotifçi, doğumundan hemen sonra ölen annesiyse öğretmendi. Neruda henüz 15 yaşındayken yurdunun taşra gazetesindeki eklerini düzeltmekle görevlendirildi. Bu dönemde, Çekoslovakyalı şair Jan Neruda”ya olan hayranlığından dolayı Pablo Neruda takma adını aldı. 1924″te ilk şiirleriyle bir yarışmasını kazanarak bir bursa layık görüldü. Santiago”da üç yıl Fransız ı öğrenimi gördükten sonra gazeteci olarak çalışmaya başladı.

1924: Veinle poemas de amor

Neruda”nın ilk şiir derlemesi Crespıısctılario adı altında 1923 yılında çıktı. Bir yıl sonra yayınlanan Veinte poemas de amour y una cancion desesperada (Yirmi Şiiri Umutsuz Bir Şarkı) Latin Amerika”nın en çok satış yapan şiir kitabı oldu. Neruda bir öyküsünü fon alarak aynı anda bir şehvet objesi, sığınılabilecek bir liman kozmik bir güç olan kadına bir od yazdı.

1927-36: Diplomat

1927″de diplomatlık kariyerini seçen Neruda, altı yıl boyunca Güneydoğu Asya”da konsolosluk yaptı. Bu bölgedeki toplumsal sorunlar yüzünden ömrünün “en çok acı veren dönemi” olarak nitelendirdiği bu zaman içinde Kesidencia en la tierra (Yeryüzünde Konaklama, 1935) adlı iki ciltlik yapıtını verdi.

Eski şiirlerinin melankolisi dünyadaki acıların doğrudan doğruya anlatımına yer verdi burada. Kendine özgü metriği dili de ana konusu olan yozlaşmaya uygundu. Neruda, katı mısra şiir biçimlerine yer vermeyip her şiiri kendine özgü bir ritimle yazmıştı. 1934″te İspanya”ya giden Neruda, burada sembolizm, sürrealizm füturizm etkisinde kalan 1927 Nesli adlı şair topluluğuna katıldı. İç Savaş patlayınca Neruda Franco”ya şı çıktığı için diplomatik hizmetten çııldı.

İç Savaşın üzüntüsü içinde 1937″de Espana en el corazon (İspanya Gönüllerde) adlı şiir kitabını yayınladı.

1950: Canto General

1939″da diplomatlık mesleğine geri dönen Neruda, başkonsolos olarak Meksika”ya gitti bu görevini 1943″e kadar sürdürdü. Altı yıl sonra Şili Komünist Partisi”ne girerek senatör oldu. Başkan Gonzalez Videla”yı eleştirmesi üzerine hükümeti tarafından 1948″de devlet düşmanı ilan edildi gıyabi bir tutuklama emriyle arandı. Rahip kılığında Arjantin”e kaçmayı başardı. İzleyen yıllarda Batı Avrupa”da, Sovyetler Birliği”nde Çin”de yaşamını sürdürdü. 1950″de Canto general (Evrensel Şarkı) adlı şiirler dizisi çıktı.

Suçlama ile duygudaşlığın egemen olduğu bu ilahi havalı yapıtıyla Neruda, Latin Amerika”yı mitleri tarihiyle, doğası politik/sosyal durumlarıyla bir bütün olarak yansıtmaya çalıştı. Tarihe Marksist bir görüş açısı getirerek Stalin”e olan hayranlığını da hiç saklamadı.

5O”li Yıllar: Bilinçli Bir Yalınlık

1952″de Şili”ye dönen Neruda başka bir ad altında Los versos del Capitan”ı (Kaptanın Dizeleri) adlı şiir kitabını yayınladı. Ancak on yıl sonra bu yapıtın yazarı olduğunu açıkladı. Bunun nedeni, 1955 yılında üçüncü evliliğini yaptığı Matilde Urrutia”ya ını şiirlerle ilan ederken bir önceki ısını incitmek istememesidir. Neruda yapıtlarında giderek daha önce kullandığı, anlaşılması güç mecazlardan (simgelerden) vazgeçti. Böylelikle insanın var oluşunun bir envanteri olan Odas elementares ( Odlar, 1954), Nuevas odas elementares (Yeni Odlar, 1956) Tercer libro de las odas (Üçüncü Odlar Kitabı, 1957) adlı yapıtlarındaki dizeler çoğunlukla bir iki heceli sözcüklerden oluşmaktadır.

Stalin terörünün boyutu açıklanınca Neruda”nın dünya görüşü sarsıldı. Estravaganzio (Acayiplikler, 1958) beş ciltlik Memorial de Isla Negra (Karaada Defteri, 1964) adlı otobiyografik yansıtmalarında kuşkularını dile getirdi.

1971: Nobel Ödülü

1969 yılında Komünist Parti tarafından başkan adayı gösterilen Neruda, Salvador Allende”nin ulusal cephesine katılmak üzere 1970″te adaylığını geri aldı. Arkasından Allende tarafından Fransa”ya büyükelçi olarak atandı. Bir yıl sonra Neruda, Nobel Ödülü”ne layık görüldü. “Incitation al nbconcidio y alabanda de la revolution chilena” (Nixon”u Devirmeye Çağrı Şili Devrimine Övgü, 1973) adlı şiir kitabında ABD”nin solcu hükümetin dengesini bozmaya yönelik çalışmalarını eleştirdi. 1973″te kansere yakalanan Neruda, Allende”ye şı düzenlenen askerî darbeden birkaç gün sonra, 23 Eylül 1973″de, 69 yaşında Santiago”da hayata gözlerini kapadı. “Anıları Confieso que ho Livido” (Yaşadığımı İtiraf Ediyorum) adı altında ölümünden sonra yayınlandı.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Tarkan Tevetoğlu altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak 17 Ekim 1972″de Almanya”nın Frankfurt kenti yakınlarındaki Alzey”de dünyaya geldi. Ailesiyle birlikte 1986″da ”ye kesin dönüş yaptı. Tarkan ortaokula yıllarında aynı zamanda Karamürsel Musiki Cemiyeti”nde nota, solfej şan dersleri de almaya başladı.Okul müdürünün izniyle toplantıların gecelerinin vazgeçilmez ı oldu. Bu arada müzikten ufak ufak kazanmaya da başladı. Kendine Çınarcık”ın çay bahçelerinde konkenci ev hamınlarından oluşan bir kitle edindi harçlığını çıkarmayı başardı.

Karamürsel”deki en yakın arkadaşı Alpay Aydın, Tarkan”ı razı etti müzik piyasasının kalbi İMÇ”de İstanbul Plak”ın ortaklarından Mehmet Söğütoğlu ile tanıştırdı. Tarkan için öyle hit parçalar satın alınmadı. Tarkan”ın bestesini yaptığı, Alpay”ın sözlerini yazdığı şarkılarla beraber sekiz ay içerisinde 15 parça hazırladılar Aralık 1992″de piyasaya çıkan “Yine Sensiz” adlı ilk albümü, özellikle “Kıl Oldum Abi” adlı parçasıyla tutulup 700 bin sattı. İkinci albümü Mayıs 1994″te çıktı. Sezen Aksu destekli “A acayipsin” adlı çalışması ile popülaritesini artırdı.

Yeni menajeri Ahmet San Ahmet Ertegün”le 1995″de Atlantik Records”un ”taki merkezinde buluştu bir sözleşme imzaladı. Basına da Tarkan”ın İngilizce bir albüm hazırlayacağı duyuruldu. Daha sonra menajeri ile aralarının bozulması sonucunda Tarkan Amerika”ya veda etmek zorunda kaldı. Üçüncü albüm “Ölürüm Sana” Temmuz 1997″de yayınlandı sadece ”de üç milyon kopya sattı. Albümün çıkışından hemen sonra Londra, Paris, Berlin gibi merkezlerde rahatça doldurabildiği konserler verdi. Dünyanın en büyük firmalarından Polygram, “Ölürüm Sana”nın hit parçası “Şımarık”ın single”ını piyasaya sürdü sonuç almakta gecikmedi. “Şımarık” Fransa müzik listelerinde üç, Belçika müzik listelerinde bir numaraya kadar yükseldi. Tarkan”ın bu yükselişi, Polygram”ın “Ölürüm Sana” “A acayipsin” albümlerindeki parçalardan oluşan “Tarkan” adlı bir toplama albüm yayınlamasını sağladı.

Tarkan Fransa müzik piyasasında iş yapan Rai”cilerden kesin olarak ayrıldı. Norveç”ten Portekiz”e, Çek Cumhuriyeti”nden Rusya”ya kadar birçok ülkede nan, Güney Amerika Kuzey Afrika ülkeleriyle bağlantıya geçmeye hazırlanan uluslararası adına tek oldu. Avrupa basınında artık “ tatlısı”, “Boğaz”ın yakışıklısı” gibi başlıklarla anıldı. 1999 Word Music Awards”tan “Yılın En Çok Satan Ortadoğulu Şarkıcısı Ödülü”nü aldı.

Tarkan, 14 Ocak 2000″de 17 Ağustos depremzedeleri yararına bir konser vermek 15 Ocak”ta bedelli askerlik yapmak amacıyla birliğine teslim olmak üzere ”ye döndü. 2001″in son aylarında ise yine listeleri allak bullak eden Kuzu Kuzu albünü çıkarttı. Bu kasetteki bütün besteler Tarkan Tevetoğlu”nun kendisine aitti.

Tarkan son olarak 2003 yılının Haziran ayında çıkardığı “Dudu” adlı albümünü sevenlerinin beğenisine sundu.

kaynak: kimkimdir.gen.tr


Aman Aman Bağdatlı

Hatay-Necmettin Melek-Muzaffer Sarısözen

Aman Aman Bağdat’lı
Yanağı Baldan Tatlı
Kış Günü Yar Yanında
Yaz Günü Sahra Tallı

Aman Meleğim Edeyim
Seko Seko Seko Gel Yanıma

Bağdat’ın Hamamları
Yanıyor Külhanları
Ne Baş Bağlar
Antakya Hanımları

Aman Meleğim Edeyim
Seko Seko Seko Gel Yanıma

Bağdat’a Giden Olsa
Halimden Bilen Olsa
Seni Yıım Bağdat
Yarime Ziyan Olsa

Aman Meleğim Edeyim
Seko Seko Seko Gel Yanıma

Bağdat’a Tel Vuruldu
Akan Sular Duruldu
Şu Benim Cahil Gönlüm
Bir Güzele Vuruldu

Aman Meleğim Edeyim
Seko Seko Seko Gel Yanıma


Durmuş

Aşık Mahzuni Şerif

Durmuş Bizim Köyden Sorarsan 
Harman Kalktı Bulgurları Serildi 
On Yedi Yıl Evvel Ölen Haccelli 
Seksen Bir Yaşında Yeni Dirildi 

Kömsük Hasan İnek Alıp Satıyor 
Kasımın Oğlu Da Düğün Tutuyor 
Çil Mehmet Yel Oldu Düştü Yatıyor 
Bir Kulakları Gerildi 

Götürdüler İbiklerin Turgayı 
Kel Muhtara Sövdüğünden Dolayı 
Kır Bekir Bilmeden Tutmuş Kalayı 
Çok Ayıp Yerinden Serum Verildi 

Üç İt Tuttu Yahyaların Hasanı 
Toz Ediyor O Geçeye Geçeni 
Bizim Yusuf Değiştirmiş Lisanı 
Bir Bak Görsen Kırıldı Dı Kırıldı 

Şimdilik Bu Kadar İşte Durmuşum 
Selam Edip Hatırını Sormuşum 
Gece Olmuş Geç Farkına Varmışım 
Sığır Geldi Sıpaları Devirdi



Balaban Kuşu