nedir

Hünkâr Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya gelmeden önce Anadolu toprakları Rum diyarı olarak anılıyordu. Bu dönemde Anadolu büyük bir karmaşa içerisindedir. Merkezi bir yönetim yoktur. Selçuklu İmparatorluğu iyice düşmüş otoritesini kaybederek küçük çaplı beyliklere bırakmıştır. Çeteler eşkiyaların kol gezdiği, Kazıklı voyvodaların dehşet saçtığı, çete savaşlarının sürüp gittiği adeta bir cadı kazanı gibi kaynamaktadır.
Böylesine karmaşık bir ortamda Hacı Bektaş Veli Anadolu topraklarına gelir. Amacı, insanlar arasında birliği, dirliği, barış kardeşliği sağlamaktır. , dil, ırk ayrımı gözetmeksizin “bana özünüz lazım” diyerek kapılarını herkese açar Anadolu Alevi Bektaşiliğinin temelini atar.
Bütün bunları yaparken kuşkusuz en büyük yardımcıları onun sadık dervişleridir. Her birisi birer sosyolog, filozof toplum bilimci olan bu dervişler aynı zamanda müspet ilimler konusunda da bilgi sahibidirler. Bu özellikleri sayesinde gittikleri bölgelerde halk tarafından kolayca kabul edilen saygın kişilikler olurlar. Bu dervişlerin Anadolu’nun dört yanına hatta balkanlara kadar uzanan coğrafyada kurdukları ocaklar sayesinde Anadolu Aleviliği, Bektaşiliği bu günlere kadar gelebilmiştir. Aradan geçen onca zamana, baskılara katliamlara rağmen halen daha bu görevini devam ettiren ocakların olması da temellerinin ne kadar sağlam olduğunu gösterir.
Son Selçuklu İmparatoru Alaattin Keyhüsrev başlangıçta topraklarına gelen dergâh kuran giderek ünü artan Hacı Bektaş Veli’ye pek sıcak bakmaz ona şı düşmanca davranmasa da pek dostane yaklaşmaz ancak Moğol istilasına uğrayınca Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ını ister, Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu konuda kendisine eder. Bu olaydan sonra Alaattin Keyhüsrev ile Hacı Bektaş Veli çok iyi birer dost olurlar Alaattin Keyhüsrev yapacağı birçok işi Hünkâr’a danışarak hayata geçirir; ancak Selçuklu zor durumdadır. Batıda Bizans İmparatorluğu, kuzeyde Pontus Rum İmparatorluğu arasında sıkışmıştır. Alaattin Keyhüsrev Hünkâr’dan güvendiği birisini kuzeye Pontus Rum diyarına göndermesini bu vesile ile bu bölgeden gelebilecek tehlikeden haberdar olabileceklerini söyler. Bu öneri Hünkâr Hacı Bektaş Veli için de önemlidir; çünkü buradan gelebilecek bir saldırıdan kendisi de etkilenecektir. Hünkâr Hacı Bektaş Veli bu görevi Güvenç ’a verir.
Güvenç Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin güveninin kazanmış yiğit bir erdir. Eski menkıbelerde geçen adı ile Er Güvenç ’dır. Bu adı ona Hünkâr Hacı Bektaş Veli vermiştir. Güvenç at binen ok atan iyi bir asker, yiğit bir er halk ozanıdır. Bu özellikleri ile geleneksel bir Türkmen eridir. Asıl adı Halil Nurettin’dir. Aynı zamanda Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin amcasının oğludur.
Güvenç , Pirinden nasbini aldıktan sonra ili Kürtün ilçesi Taşlıca Köyü’ne gelir buraya yerleşir. Bu bölgenin stratejik bir özelliği de vardır. Hemen dağların diğer tarafı Rum Pontus İmparatorluğu topraklarıdır. Güvenç burada bir uç kale komutanı gibidir. Topladığı askeri bilgileri Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye gönderir. Aynı zamanda da gelenek göreneklerini koruyan İslam sentezini bölgede harmanlamaya başlar. Yetiştirdiği Karadeniz’in değişik yerlerine gönderdiği yol önderleri ile Anadolu Alevi Bektaşiliğini Karadeniz Bölgesinin her yanına yayar. 32 yıl burada görev yaptıktan sonra kendisine verilen görevi yerine getirdiğini düşünerek pirinin yanına geri döner. Bu gün Hacı Bektaş Veli Külliyesinde türbesi bulunan Güvenç pirinin yanına geri dönebilen tek dervişidir. Karadeniz Bölgesinde birçok yerde Güvenç dervişlerinin yatırı, kurdukları ocaklar bulunmaktadır.

EHLİBEYT PİR HACI BEKTAŞ VELİ’NİN ASLI GÜVENÇ EVLATLARINDAN ULUS DERVİŞ OLARAK ANILAN HÜSEYİN OĞLU MEHMET DERVİŞ

ORDU’NUN GÖLKÖY İLÇESİNDE BULUNAN GÜVENÇ DERVİŞİ

Bu gün Güvenç ’ın kurduğu kendi adını taşıyan bu ocak Karadeniz Bölgesinde yaşamaktadır. Bu ocağın, Anadolu Alevi-Bektaşi ocakları arasında en az asimile olan ocak olduğunu söylemek mümkündür. Bugün törenlerinde hizmet yürütülmektedir. Musahiplik kurumu çok ciddi şekilde uygulanmaktadır. Dede talip ilişkileri de bu anlamda seviyelidir. Görgü cemleri görgü usulleri ile Güvenç ocağı Karadeniz’de yaşamaktadır. Güvenç Ocağının bugüne kadar çok fazla yıpranmadan gelebilmesinin birçok sebebi olabilir; ancak en büyük faktör diğer hiçbir alevi Bektaşi ocağında olmayan bir uygulamanın Güvenç tarafından uygulanmış olmasıdır. Güvenç ’ın Kürtün Taşlıca Köyündeki 32 yıllık nda 4 oğlu olmuştur. Çevresinde de 22 ayrı kabile bulunmaktadır. Pirinin yanına dönme ı aldığında dört oğlunu yanına çağırarak 22 kabilenin sorumluluğunu 4’e bölmüş oğullarına pay etmiştir. Böylelikle her bir kişi kendi mahiyetindeki kabilelerden sorumlu olmuş diğerlerinin işlerine ışmamıştır. Güvenç ’dan sonra bu olay bir gelenek haline gelmiş torunları tarafından da uygulanmıştır. Bu durum 1500’lü yıllara kadar devam etmiş Güvenç dedeleri talipleri bu bölgede oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. Osmanlı’nın Yeniçeri ordusuna asker göndermişler, özellikle Çepni boyunun savaşlarda gösterdikleri larla Fatih Sultan Mehmet’in de ilgisini çekmişlerdir, Fatih Sultan Mehmet tarafından Kürtün ilçesi topraklarının Taşlıca köyünde oturan Güvenç evlatlarına verilmesini ayrıca hizmetlerinde kullanılmak üzere hazineden 500 verilmesini emreden birde ferman bulunmaktadır.
Yavuz Sultan Selim’in Anadolu topraklarında başlattığı Alevi Bektaşi katliamı ile Güvenç Ocağı mensubu olan 22 ayrı kabile ciddi oranda göç ettiler Giresun tarafına geldiler, aslında bu onların ilk göçü değildi. Güvenç ’ın Taşlıca köyünden ayrılması ile birkaç kabile Güvenç ’ın terk ettiği topraklarda artık kendilerinin nasibinin olmayacağına inanarak ilk göç edenler olmuşlardır. nitekim onları haklı çıkarmış bundan sonra göçlerin ardı arkası kesilmemiştir. En büyük ikinci göç olayını Yavuz Sultan Selimin Anadolu’da başlattığı Alevi Bektaşi katliamı ile yaşayan Güvenç ocağı, üçüncü göç olayını yine Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran savaşında Şah İsmail’i yenmesi ile yaşadılar. Bu göçlerin istikameti hep Karadeniz Bölgesinin dağlık kesimleri olmuştur. 1826 yılında 2. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kaldırması yeniçeri katliamı ile birlikte dördüncü göç olayını yaşayan Güvenç ocağı mensubu kabileler 1878 yılında Osmanlı Rus harbinde Rusların Harşut çayına kadar inmesiyle beşinci göç olayını yaşamışlardır. Bu göç ile birlikte bu gün halen daha aynı adlarını soyadı olarak taşıyan Alemdarlar, Bayraktar Sancaktar kabileleri Adapazarı’na kadar uzanan coğrafya ya göç etmişlerdir. Rusların 1896 da Kars’ işgal etmesi ile altıncı göçü de veren Güvenç Ocağı son göçü Cumhuriyet döneminde dersim olaylarının ardından vermiş bu göç ile Terme ye gelen kabilede halen daha doğum yeri hanesinde Kürtün yazan insanlar yaşamaktadır.
Karadeniz Bölgesinde çok ciddi Alevi -Bektaşi katliamı olmamasına rağmen yaşatılan baskı Karadeniz Alevi-Bektaşilerini de göçe zorlamış yüzlerce yıl yaşadıkları verimli toprakları terk ederek yüksek dağların eteklerine yerleşmişlerdir. Göç etmeyenlerde kendilerine dayatılan yaptırımları kabul etmek zorunda kalmışlar asimile olmuşlardır. Göç edenler için çile yeni başlamıştır. Buralardaki yaşam şartlarının zorlukları ekonomik olumsuzluklar, ulaşım iletişim sorunları yüzünden yıllarca birbirlerinden almadan kabileler şeklinde yaşamak zorunda kalan Alevi Bektaşi toplumunda birlikte bir benlik kaybı da söz konusu olmuştur. Geçen zamanla birlikte yavaş yavaş dedeler pirler dağ başlarındaki bu obaları köyleri tekrar tespit etmişler toplumun kaybolan değerlerini yeniden kazandırmaya çalışmışlar büyük ölçüde de bunda lı olmuşlardır. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Karadeniz Alevi Bektaşileri rahat bir nefes almışlar yüzyıllardır inmedikleri şehir merkezlerine inmeye, hiç gitmedikleri diğer komşu illere ilçelere gitmeye başlamışlar çevredeki Alevi Bektaşi yerleşim yerlerini bulma ma fırsatını elde etmişlerdir. Bu rahatlık onlara ticaret yapabilme fırsatını da vermiştir. Kendi yaptıkları yiyecek, giyecek vb malzemeleri şehir merkezlerinde satarak kendi ihtiyaçları olan malzemeleri alabilmişler. Bu çok doğal olması gereken insanlık hakkı bile onlara bir lütuf gibi gelmiştir çünkü bu işi daha önce kendilerine yakın buldukları Sünni vatandaşlar aracılığı ile yaparak onlara da ayrıca komisyon vermek gibi bir durum söz konusudur. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Alevi-Bektaşi toplumunun üzerindeki baskı kısmen azalmış ancak hiçbir zaman tam olarak kalkmamıştır. Bugün Ordu Merkeze bağlı Çavuşlar, Dedeli, Derince, Yenice, Okçubeli, Terzili, Şıhlar, üçü de kardeş olan Güvenç Dervişi olan Uzunisa, Uzunmusa Uzunmahmut adında köyler halen daha aynı adları kullanmaktadır. Ancak bu köylerde artık Güvenç dede Talipleri yaşamıyor.

Güvenç ’ın Hünkâr Hacı Bektaş Veli Külliyesindeki Türbesi

Güvenç ’ın Kürtün İlçesi Güvende yaylasındaki Türbesi

Güvende Yaylasında Yapılan Yayla Şenliği

Güvenç ’ın dergâhını kurduğu Kürtün’de de artık Güvenç Dede Talipleri yaşamıyor. Üst üste verilen yedi ayrı göç ile birlikte Cumhuriyet döneminin yaptırımları son kalan Güvenç torunlarını da camilere imam olarak atanması onlarında bunları kabul etmek zorunda kalmaları ile Güvenç bu bölgeden tamamen göçmüştür. İşin üzücü olan bir diğer tarafı da Güvenç ’ın Pirine dönmek üzere Güvende yaylasına doğru yola çıkınca oğulları talipleri peşini bırakmazlar gitmesini istemezler. O’da döner sorar ben nereye gitsem gelecek misiniz, diye. Evet, geleceğiz, cevabını alınca geri döner o anda bir sis bastırır. Sis tekrar yükseldiğinde görülür ki Güvenç artık gitmiştir. O kalabalık 52 gün boyunca Güvenç ’ın sır olduğu yerde geri döner umudu ile beklerler ancak Güvenç geri dönmez onun sır olduğu yere bir türbesini yaparlar. Bundan sonra her yıl aynı günde buraya gelirler, O’na kurban keserler, ziyaretinde bulunurlar. Bu olay birçok defa savaşlar göçlerden dolayı kesintiye uğrasa da Güvenç Dede Talipleri 1955 yılına kadar pirlerini anmak için güvende yaylasındaki türbesine gider kurban keser ziyaret ederler. 1955 yılından sonra devlet Alevilerin Bektaşilerin buraya gelmesini eder. Bu tarihten sonraki bu anma törenini yayla şenliğine dönüştürür her yıl belediye tarafından düzenlenen rutin bir yayla şenliği halinde kutlanır.

Güvenç üzerine…

Coşkun KÖKEL

ÖZET
Bu çalışmada bir Türkmen dedesi olan Güvenç Güvenç ’ın adıyla anılan Güvenç Ocağı’na ait bilgiler sunulmaktadır. Ayrıca 2005 yılında Düzce, Ordu, , Trabzon illerinde yerleşik Güvenç Ocaklıları üzerine yapılan alan araştırmalarıyla derlenmiş bilgiler değerlendirilmektedir. Özellikle Karadeniz Bölgesinde yerleşik Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenleri ile Güvenç Ocağı arasındaki tarihsel inançsal bağlar belirtilmeye çalışılmaktadır.
ABSTRACT
In this work has included some information about Güvenç and his family who is a Turkoman old man. Also, in this work we evaluationed that collected information about people who are from Güvenç ’s home and lives in Düzce, Ordu, , Trabzon in 2005. Especially we tried to determined that historical and religious links between the Alaouite-Bektashian Çepni Turkomans and Güvenç family.
Anahtar Kelimeler: Güvenç , Güvenç Ocağı, Çepni, Türkmen, Karadeniz Bölgesi.
Words: Güvenç , Güvenç Family, Çepni, Turkoman, Blacksea Region.
13. yüzyıl, Anadolu’da Hacı Bektaş Veli merkezli düşüncenin etkinlik gösterdiği bu hümanist söylemin aktif nitelik kazandığı dönemdir. Türkistan’da Hoca Ahmet Yesevi’nin öğrencisi Hacı Bektaş Veli’ye ilettiği şu sözlerinde de belirttiği gibi:
Döndü Hoca didi Ya Bektaş işit
Her ne dir isem sana sen anı it
Rum erenlerine baş kıldık seni
Var iriş talipleri eyle gani
Suluca karayöğe var mesken it
Yurt verdik durma var anda git (Noyan, 1996: 163).
Hacı Bektaş Veli önderliğinde Anadolu’ya taşınan bu hümanist söylem, Anadolu’da yurt, ocak tutmuş gönül elleriyle köklenir. Bu süreç Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde şöyle öykülenir:
Rum kurbuna gelince ol hümam
Rum erenlerine virdi hoş selam
Nakildir ol vakti Rum’un pirleri
Elli yedi bin temam Rum elleri (Noyan, 1996: 168).
13. yüzyılda tarihsel kimliğini Hacı Bektaş Veli ile ifade eden bu düşünce geleneği, Hacı Bektaş Veli ile beraber hareket eden onlarca tarihsel kişilikle temsil edilir. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde adı geçen Tapduk Emre, Yunus Emre, Karadonlu Can Baba, Sarı Saltık, Ahi Evren, Karacaahmet Sultan, Kolu Açık Hacım Sultan, Seyyid Cemal Sultan gibi birçok Türkmen dedesi Anadolu’nun hatta Balkanların dört bir yanında bu felsefenin temellenmesini sağlar. Hacı Bektaş Veli ile beraber adı anılan Türkmen dedelerinin en önemlilerinden biri de Güvenç ’dır. Güvenç , Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde, tasavvufi bir menkıbede adı geçen, nan bir Alevi-Bektaşi erenidir. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde Güvenç ’ın adı, Alevi-Bektaşi inanç terminolojisinde metin literatüründe sıklıkla işlenen şeyhlik, müritlik, muhiblik, âşıklık kavramlarının betimlendiği felsefî bir menkıbe ile anılır.
Şeyhlik, müritlik, muhiblik, âşıklık Alevi-Bektaşi inanç literatüründe felsefî kavramlar olarak yer alırlar. Bu kavramlar aynı zamanda Alevi-Bektaşi düşüncesinde dört kapı kırk makam süreci ile oluşan düşünsel yükselişi de ifade eder. İnsan-ı kâmil olgusu, Alevi-Bektaşi düşüncesinin amacıdır. Alevi-Bektaşi düşüncesi bu amacın ları olarak bireyin düşünsel, inançsal, psikolojik gelişimi için belli kategoriler belirlemiştir. Bu gelişim kategorilerinin başında aşıklık, yükselişinin son aşamasında ise şeyhlik (mürşid-i kâmil) yer alır. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde bu düşünsel evrimin aşamaları Güvenç ’ın isminin yer aldığı menkıbede şöyle anlatılır:
“Hünkâr’ın hizmetinde Güvenç adlı bir derviş vardı, er terbiyesi görmüş bir zattı. Birgün, erenler şahı dedi, gönlümde bir sorum var, izin verirseniz söyleyeyim. Hünkâr, şöyle buyurdu: Güvenç, acaba dedi, şeyh , muhib , âşık ? Bize lütfedip bildirseniz. Hünkâr, hemen, Güvenç dedi, yerinden kalk, tez git, bir sarrafta bin nezrimiz var, al gel, dedi. Güvenç , sarraf , hangi şehirdedir demeden hemen belini bağladı, Hünkâr’ın elini öptü, yola revan oldu. Gide-gide vardı, bir şehre yetişti. Gördü ki pek büyük bir şehir. Kendi kendisine, bizim ülkede böyle büyük bir şehir yoktu, acaba bu şehir, hangi şehir, dedi. Kal’anın içi adamlarla doluydu. Gezerken bir adama, kardeş dedi, bu il, hangi il, bu şehir hangi şehir? O adam dedi ki: Burası Hindistan ülkesi, bu şehre de Delli (Delhi?) derler. Güvenç, bu sözü duyunca şaşırdı, kendi kendine, Rum ülkesi nerede, Hindistan nerede, dedi. Şehrin içinde yürümeye başladı. Sokak sokak gezerken pazara ulaştı, o yana, bu yana  bakınıp giderken gördü ki, şıda bir sarraf oturmada. Sarraf da bunu görünce hemen kalktı. Beri gel derviş diye elini salladı. Derviş, dükkana girdi, selâm verdi. Sarraf, Güvenç’e, hangi ildensin dedi. Güvenç, Rum ülkesinden,  dedi. Kimin hizmetindesin deyince Güvenç, Sultan Hacı Bektaş Hünkâr’ın hizmetindeyim, bir gün bana, bir sarrafın bize bin nezri var, al gel buyurdu, üç gün oluyor, bu şehre geldim, dedi.
Sarraf, Hünkârın adını duyunca hemen dükkanını kapadı, Güvenç ’ı aldı, evine geldi. Ağırladı, oturttu. Üç gün çeşitli yemekler verdi. Sonra derviş dedi, nezri olan sarraf benim. Hindistan denizinde  bir vakitler ticarete giderken bir yavuz muhalif yel çıktı, az kaldı gemimiz batacaktı. Hemen vilayet erenlerini çağırdım, beni kurtarın, bin nezrim olsun dedim. O anda erenler yetişti, gemiyi mübarek eliyle tuttu, kıyıya çıkardı. Adını sordum. Adım Hünkâr Hacı Bektaş’tır, Rum ülkesindenim dedi. Rum ülkesine nezrimizi ulaştıracağız dedim, ben birisini yollarım, buyurdu. Ben, o göndereceğin adam ne şekilde dedim, senin şeklini tarif etti. İşte seni dükkanda gördüm, elimle çağırdım. Hamd olsun ki etmemişim. Şu bin ı al, erenlere götür. Sonra bin daha saydı, bu da dedi, erenlerin hizmetinde bulunanlara, onlara ver, yesinler, içsinler. Bin daha saydı, yanımızdan boş gitme dedi, bu bin ı da sen harca.
Güvenç , o üç bin ı bir kese içine koyup koynuna saldı. Sarrafla vedalaşıp yine yola revan oldu. Şehir içinde giderken bir çardak gördü. Bir de baktı ki çardağın penceresinde, gün yüzlü bir bakmada, ı görür görmez bin canla âşık oldu. Sabrı-ı kalmadı, aklı başından gitti. Pencereye gözünü dikti, tam üç gün üç gece öylece kaldı. ,dervişin hâlini görünce şaşırdı, halk görürse kötüye yorar dedi, halayığını çağırdı, hâli anlattı, git dedi, öğüt ver de çeksin gitsin buradan. , bir tacirin ıydı, babası ticarete gitmişti. Halayık, gidip derviş dedi, umduğun eline geçmez senin, vazgeç bu olmaz sevdadan. Bu , ulu bir tacirin ıdır. Kulları, adamları duyarsa başına iş açarlar. Öyle bir avı elde etmek isteyen kişinin bol ı olmalı. Güvenç , halayığın sözlerini işitince alınma, ne oldu ki, dedi, üç bin , kesesiyle koynundan çııp halayığa gösterdi. Halayık bunu görünce koştu, kıza geldi, bu derviş dedi, tekin adam değil, koynundan üç bin altınlık bir kese çııp gösterdi. Hasılı kelam, altına tamah ettiler, bir yolunu bulup dervişi içeriye aldılar. Güvenç , keseyi çııp sevgilisinin önüne koydu. Tam şeytan yoluna gideceklerdi ki, Güvenç, sevgilisinin ayak ucuna otururken bir de baktılar, duvar yarıldı, bir el çıktı, Güvenç’i, göğsünden bir kaktı, yere yıktı, aklını başından aldı. , bu hâli görünce kalktı, oturdu. Güvenç’in aklı başına gelince bu ne hâl diye sordu. Güvenç , Şeyhimiz Hacı Bektaş Hünkâr’ın vilayetinden oldu dedi, böylece beni bu kötü işten kurtardı. Bunun üzerine, Rum ülkesinden çıktığını, oraya geldiğini, hasılı o ana kadar başından geçenleri bir bir anlattı.
, bu kerameti gözüyle görünce erenlere âşık oldu, ziyaretine varmak istedi. Üç bin ı aldılar, beraberce akşam saatinde yola çıktılar. Gece yarısı, yürüdüler, ıssız bir yerde yattılar. Uyanınca baktılar ki sabah olmuş, ama bulundukları yer yattıkları yer değil, kekikli, yavşanlı bir yer, Arafat dağının yanındaki ılcaöz’den gelen yolun yanındalar. Kalkıp yola düştüler. Halifeler şı çıktılar. Görüşüp Hünkâr’a götürdüler. Güvenç , erenlerin ellerini öpüp ayaklarına yüz sürdü. Başından geçeni bir bir anlattı.
Hünkâr, Güvenç dedi, bu işlerdeki hikmeti bildin mi? Güvenç buyurun Erenler Şahı dedi. Hünkâr, sen, bizden şeyh , mürit ; muhib , âşık diye sormuştun, biz de sana cevap verdik. Mürid odur ki, senin yaptığını yapar. Biz seni hizmete gönderdik, nereye gideceğim, kimi göreceğim demeden yola düştün; muhibliği sarraf gösterdi. Bir kerecik denizde helak olayazdı, erenler diye çağırdı, bin nezretti, vardık, imdadına yetiştik, gemisini kurtardık, adımızı, yerimizi sordu, verdik, seni yolladık, şöyle böyle demeden nezrimizi sana teslim etti. Şeyhliği biz yaptık; seni kolayca götürüp getirdik, seni o yüz karasından da kurtardık. Âşıklığıysa o yaptı, bir vilayet görmekle âşık oldu bize; buraya gelmedikçe etmedi. Sonra emretti, o ı Güvenç ’a nikahladılar. Düğün oldu, murad alıp murat verdiler (Gölpınarlı, 1995: 76).”
Güvenç ’ın adı birçok Alevi-Bektaşi kaynağında Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’ne atıf yapılarak Dünya Güzeli Menkıbesi ile beraber anılır. Birçok î metinde Güvenç , Hacı Bektaş Veli’ye en yakın Türkmen dedelerinden biri olarak anlatılır:
“Hünkârın tatarı idi. Bir yere name iletmek dilerse, Güvenç giderdi. Hindistan, Delhi şehrinde gördüğü alem güzeline âşık oldı. Hünkâr’a dediler, iki âşığu izdivaç eyledi. Hünkâr’ın dergahında bir haymada yatarlar. Keramatları saymakla dile gelmez (Altınok, 2003: 188).”
Güvenç ’ın adı birçok Alevi-Bektaşi metninde on iki hizmet, on iki post sistematiği ile beraber anılır. On iki hizmet on iki post, Alevi-Bektaşi düşünce evreninde dört kapı, kırk makam anlayışına bağlı olarak bireyin insan-ı kâmil olgusu bağlamında düşünsel gelişimini mlar. Alevi-Bektaşi metinlerinde on iki hizmet on iki postun birer manevi önderi vardır. On iki hizmetin, on iki postun bu manevi temsilcileri metinlerde adları sıklıkla geçen Türkmen dedeleridir. Yaygın olarak on iki post on iki hizmetin kategorik düzenlenişi şu şekildedir:
On İki Post
1. Mürşid Postu: Hünkâr Hacı Bektaş Veli
2. Rehber Postu: Habib Emircem Sultan
3.  Türbedar Postu: Hızır Lale Cü
4.  Ahçı Postu: Karadonlu Can Baba
5.  Ekmekçi Postu: Seyyid Mahmut Hayrani
6.  Şerbetçi Postu: ıl Deli Sultan
7.  Nakib Postu: Sarı Saltuk Sultan
8. Meydancı Postu: Seyyid Cemal Sultan
9.  Atçı Postu: Boz Geyikli Dede Karkın
10. Kurbancı Postu: Şah İbrahim Hacı Sultan
11. Ayakçı Postu: Sultan
. Mihmandar Postu: Kolu Açık Hacım Sultan (Altınok, 2003: 189)
On İki Hizmet
1. Tarikatçı: Hz. Hasan Mücteba
2. Davetçi: Hz. Hüseyin Desti Kerbela
3. Saki: Hallac.ı Mansur
4. Zakir: Seyyid Nesimi
5. İbriktar: Sarı İsmail
6. Gözcü: Karaca Ahmet
7. Çerağcı: Kara Pirabat Sultan
8. Sofracı: Garip Sultan
9. Meydancı: Barak Baba
10. Ferraş: Resül Baba Sultan
11. Pervane: Taptuk Emre
. Kapıcı: Güvenç (Altınok, 2003: 189)
On iki hizmet, on iki post örgüsünde tarihsel kimlikleri bağlamında ön plana çıkan Türkmen dedelerinden birisi de Güvenç ’dır. Güvenç , Alevi-Bektaşi nüfus içerisinde saygı takdir görmüş bir Türkmen erenidir, aynı zamanda adıyla anılan Alevi inanç ocağının da kurucusudur. Güvenç Ocağı, onlarca Alevi inanç ocağından biridir. Güvenç Ocağı, Alevi-Bektaşi inancında bir dede ocağı olarak kabul edilir.
Güvenç Ocağı genel olarak Anadolu’nun kuzeyinde, Batı’da, İzmit’in, Kandıra ilçesine bağlı Ballar köyünden, Doğu Karadeniz’de, Trabzon’un, Akçaabat ilçesine bağlı Eskiköy’e kadar uzanan geniş coğrafyada örgütlenmiş bir ocaktır. Güvenç Ocağı, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yerleşik Alevi-Bektaşilerce adı sıklıkla anılan bir ocaktır. Karadeniz Bölgesi Alevi-Bektaşilerinin ocak aidiyeti açısından baskın oranda dahil oldukları ocak da Güvenç Ocağı’dır.
Karadeniz bölgesinde, Trabzon, , Giresun, , Ordu, Samsun, Düzce, Zonguldak, İzmit illerine bağlı köylerde Güvenç  Ocağı’na bağlı Alevi-Bektaşi nüfus yaşamaktadır. Bu köylerde yapılan saha çalışmaları sonucunda  özellikle ili, Kürtün ilçesi Taşlıca köyü; Trabzon ili Akçaabat ilçesi Eskiköy; Düzce ili Gölyaka ilçesi Yunusefendi köyü; İzmit ili Kandıra ilçesi Ballar köyünde yerleşik Güvenç ocaklılarının kendilerini Güvenç Ocağı’na bağlı Çepni Alevisi olarak mladıkları tespit edilmiştir.
Oğuzlar’da boy teşkilatı 24 boyun birliğiyle oluşmuştur. 24 boyun şematik yapılanışı şu şekildedir:
“Oğuz Destanı’na göre Oğuz Han’ın Günhan, Ayhan, Yıldızhan, Gökhan, Dağhan Denizhan adlı 6 çocuğu vardı. Bunlardan her birinin dörder çocuğu oldu. Oğuz boylarını oluşturan bu 24 çocuğun adları şudur: Günhan oğulları: Kayı,Bayat, Alkaevli, Karaevli; Ayhanoğulları: Yazır, Döger, Dodurga, Yaparlı; Yıldızhanoğulları: Avşar, ık, Begdili, Kargın; Gökhanoğulları: Bayındır, Peçenek, Çavuldur, Çepni; Dağhanoğulları: Salur, Eymür, Alayuntlu, Yüregir; Denizhanoğulları: İğdir, Büğdüz, Yıva, Kınık (Büyük Larousse, 1986: 8793).
Çepni boyu, Oğuz boy teşkilatlanışı içinde 24 boydan biridir. Anadolu’nun Türkleşmesi İslâmlaşması bu 24 Oğuz (Türkmen) boyu bu boyların siyasi manevi önderleri konumundaki Türkmen dedeleri aracılığı ile  olmuştur. Çepni boyu da Horasan coğrafyasından Anadolu’ya göç ederek özellikle Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşme İslâmlaşmasında birincil rol oynamıştır. 13. yüzyıldan başlayarak Karadeniz Bölgesi’nin sosyal, siyasi, askeri, kültürel nda Çepni Türkmenlerinin etkisi tartışılmaz yoğunluktadır. Çepnilerin Anadolu’daki tarihleri ile ilgili önemli çalışmaları olan Prof. Dr.  F. Sümer şunları aktarıyor:
“Çepniler, Giresun’dan Batum’a kadar uzanan Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yurt tutarak bu bölgede Türklüğü hâ kılmışlardır…
1486 (Hicri 891) tarihli bize kadar gelmiş en eski defterdeki Çepniler’e ait ün yayımlanması ile bu büyük Oğuz  boyunun Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Türklüğünde ne kadar önemli bir mevki’ye sahip olduğu, çok daha iyi anlaşılmış bulunacaktır; ancak bazı önemli açıklamalar yapmak gerekiyor:
1.  Trabzon Sancağı’nda Türkler yoğun bir şekilde sancağın batı kesiminde yani Eynesil-Kürtün, Dereli, Giresun-Tirebolu arasındaki geniş yörede yaşamaktadır.
2. Bu Türkler, daha önce de söylendiği gibi, Osmanlılar gelmeden önce bu yurtlarında oturmakta idiler. Onlar 16. yüzyıldan itibaren bu yöreye gelip orayı yurt edinmişlerdi. Bu yurtları kuzeyde Karadeniz’e kadar ulaşmıştı. Çepniler, Kürtün’den hareket ederek Harşit Vadisi yolu ile Karadeniz’e erişmişler bu vadinin iki yanındaki toprakları yurt edinmişlerdir.
3. Sınırları çizilmiş olan bu yöredeki Türklerin ezici çokluğu Çepni boyuna mensuptur. Bazı yer adları yadigârları, bu yerleşmesinde Çepnilerin yanında Yüreğir (Üreğir), Alayuntlu, Döğer Eymür boylarına mensup obalarında rol oynamış olduklarını açıkça gösteriyor (Sümer, 1992: 45).
Prof. Dr. Osman Turan da Çepniler’in Anadolu’da özellikle Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesindeki önemini şu şekilde ifade eder:
“Şarki Karadeniz Bölgesi’ne yaylalardan, geçitlerden Harşit Vadisi’nden inen Türkmenler mevcut olmakla beraber bu havali daha ziyade Samsun’dan itibaren sahili eden Oğuz Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş; Canik Bölgesine adını veren yerli Hristiyan Çan kavmi tedricen kaybolmuştur. Türkmenler 1302’de Giresun’a kadar ilerlemiş birtakım küçük beylikler kurmuşlardır (Turan, 1969: 233).”
Karadeniz Bölgesi’nin Türkleşmesinde Çepni boyu o kadar etkin görev alır önem taşır ki Osmanlı belgelerinde Karadeniz Bölgesi’nin bir ü Vilayet-i Çepni olarak mlanır.
“Çepni İli’ne (Vilayet-i Çepni) gelince, bu il Giresun’un merkez kazası ile Keşap Dereli kazalarının topraklarını içine almaktadır. Çepni İli’nde 59 köyün varlığı tespit edilmiştir (Sümer, 1992: 62).”
î veriler yapılan bilimsel çalışmalar, Karadeniz Bölgesi’nde, bugünkü ili, Kürtün ilçesi merkez olmak üzere Harşit Vadisi’nin Çepni iskânının yoğunlaştığı bölge olduğunu göstermektedir. Prof. Dr. F. Sümer, bu tarihsel gerçeği şu şekilde ifade eder:
“Çepniler’den kalabalık bir kol da Yukarı Kelkit Vadisi’nde yaşıyordu. Görmüş olduğumuz gibi bu Çepniler, Trabzon Rum İmparatorluğu’na güneyden yapılan seferlere katıldılar. Bununla ilgili olarak 1380 yıllarında onların (Çepnilerin) kışlıklarının Yukarı Harşit Vadisi’ne kadar gitmiş olduğunu kesin olarak biliyoruz. XV. yüzyılın birinci yarısında ise onların Eynesil-Kürtün-Dereli-Giresun arasındaki geniş bölgenin tamamen kendi tasarruflarında olduğu görülmüştür (Sümer, 1992: 130).”
Bu bağlamda Çepniler’in, Anadolu’nun Türkleşmesi açısından taşıdıkları askeri siyasi önemin paralelinde genel hatlarıyla düşünsel felsefi dünyalarının karakterini belirlemeye çalışırsak, 13.yüzyıl Anadolu aydınlanmasının karizmatik lideri Hacı Bektaş Veli ile Çepni boyu arasındaki düşünsel, sosyal iletişim ölçüt olarak kabul edilmelidir. Hacı Bektaş Veli, 13. yüzyılda Anadolu’ya gelip Sulucakarahöyük’ü düşüncesinin merkezi yapmaya verince, o yörede yerleşik bir Türkmen obası ile diyalog kurar. İlginçtir ki bu oba, bir Çepni obasıdır. Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi’nde bu Çepni obası hakkında şu bilgiler verilir:
“Çepni boyunun ulularından Yunus Mukri adlı birisi vardı. Bilgin, üstün, olgun hafızdı. Çepni boyundan ayrılıp Karaöyük’ün yakınında Mikail adlı bir yere gelip yerleşmişti. Bu zat, bir müddet sonra ordan da ayrılmış, yukarı tarafta Kayı denen yere gelmişti. Kayı ile Karaöyük’ün arası iki mil kadardı. Karaöyük’ü, Sultan Aliyyüddin’in Yunt bendesi mamur etmişti. Çepni boyunun ulularından  Gevherveş de üç komşusuyla bu Yunt-bende’yi  Sulucakaraöyük’e getirmişti. Yunt-bende, orda öldü, oranın mezarlığına gömüldü. O vakit, o civarda bilgin olarak yalnız Yunus Mukri vardı. Hatta Gevherveş’in yakınlarından biri ölmüştü. Yunus Mukri de tesadüf    bu ya, evinde yoktu, bir iş için bir yere gitmişti. Ölüyü üç gün gömmediler. Nihayet Yunus Mukri geldi de ölü gömüldü. Gevherveş, bunun üzerine Yunus Mukri’ye yalvardı, biz, siz olmadan bir iş yapamıyoruz,lutfet de burda bizimle otur dedi.Yunus Mukri, Gevherveş’in bu sözleri üzerine Konya’ya gitti, Sultan Aliyyüddin’e kendisini ttı, Sulucakaraöyük’ü yurt olarak vermesini istedi. Sultan Aliyyüddin, orasını Yunus Mukri’ye yurt olarak verdi.Yunus Mukri beratını alıp köye geldi,yerleşti, bir müddet sonra da öldü.
Yunus Mukri’nin, İbrahim, Süleyman, Saru İdris adında dört oğlu kaldı. İdris, babası gibi bilgin üstün bir kişiydi. Saru da okumuştu,fakat ikisi, okuma yazma bilmezdi. İdris’in ahiret Hatunlarından bir ısı vardı. Adına Kutlu Melek derlerdi, aynı zamanda kendisini sayıp ağırlarlar, Kadıncık diye hitap ederlerdi. Yunus Mukri’nin ölümünden sonra oğulları, evleriyle barklarıyla Kayı’dan göçüp Sulucakaraöyük’e geldiler (Gölpınarlı, 1995: 26-27).”
Çepni boyunun düşünce dünyasının çerçevesini belirlerken önem taşıyan bir diğer ölçüt, Alevi-Bektaşi kültürü içerisinde son derece önem taşıyan karizmatik bir Türkmen dedesi olan Sarı Saltık ile Çepniler arasındaki diyaloğu teması dile getiren değerlendirmelerdir. Sarı Saltık Çepni boyunun adı 1263 yılında Dobruca yöresinde yaşanan Türkmen iskanı ile beraber anılmaktadır. Prof. Dr. Z. V. Togan, bu süreç diyalog ile ilgili şu değerlendirmeleri yapmaktadır:
“Anadolu’dan dahi Sarı Saltık ismindeki şeyhi de, 1263 yılında .000 hane kadar Türkmen ailesi (belki de çoğu Çepniler) ile birlikte Kırım Dobruca’ya yani Şehzade Nogay’ın bulunduğu yerlere gidip yerleşti İslamiyet’in neşri uğrunda çalıştı (Togan, 1981: 268).”
Alevi-Bektaşi sözlü kültüründe Güvenç Sarı Saltık’ın musahip kardeş oldukları iki erenin adıyla anılan Alevi inanç ocaklarının birbirleriyle musahip ocak oldukları belirtilmektedir. Yapılan saha çalışmaları bağlamında sözlü yazılı bilgiler değerlendirildiğinde Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerinin inanç evrenlerini belirleyen   iki karizmatik Türkmen dedesi şımıza çıkmaktadır. Bu iki eren, Güvenç Sarı Saltık’tır. Bu bağlamda Hacı Bektaş Veli düşüncesinin Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerine  ulaştırılmasında Güvenç Sarı Saltık’ın aynı misyonu taşıdıkları, Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenlerinin sosyal düşünsel tarihlerinde aynı oranda kalıcı izler bıraktıkları görülmektedir.
Çepnilerin Hacı Bektaş Veli Sarı Saltık ile temaslarını, diyaloglarını dile getiren bu değerlendirmeler, Çepnilerin  düşünsel dünyasında Alevi-Bektaşi düşüncesinin önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Yapılan bu açıklamalar ışığında Güvenç , Karadeniz Bölgesinin Türkleşme İslâmlaşma sürecinde Çepni boyunun manevi önderlerinden biri olarak şımıza çıkmaktadır. 2005 yılında yapılan saha çalışmaları ışığında tarihsel yurtları Harşit Vadisi, Kürtün yöresi olup zaman içinde buradan göçle farklı coğrafyalara dağılan Düzce ili Gölyaka ilçesi Yunusefendi  köyü; İzmit ili Kandıra ilçesi Ballar köyü; Trabzon ili Akçaabat ilçesi Eskiköy ili Kürtün ilçesi Taşlıca köyü gibi yerleşim birimlerinde yerleşik topluluklarda Çepni kimliği ile Alevi-Bektaşi kimliğinin Güvenç Ocağı aidiyeti ile beraber devam ettiği tespit edilmiştir. Böylece çoğu araştırmacının Balıkesir tarafındaki Çepniler tamamen Alevi oldukları hâlde, Trabzon taraflarında Harşit Deresi boyundaki Çepni köylüleri külliyen Aleviliği unutmuşlardır (Eröz, 1990: 22) şeklindeki değerlendirmeleri geçerliliğini yitirmektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda ili, Kürtün ilçesi, Taşlıca köyünün Güvenç Ocağı’nın tarihsel merkezi olduğu tespit edilmiştir. Kürtün yöresinin Türkleşmesi sürecinde tarihsel kişilik olarak Güvenç ’ın adı yöre insanının toplumsal belleğinde günümüzde de önemini korumaktadır. Kürtün yöresinin en önemli yaylası Güvendi Yaylası olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca Güvendi Yaylası’nda asıl kabri Hacı Bektaş Veli Zaviyesi’nde bulunan Güvenç ’ın bir de makam mezarı yer almaktadır. Kürtün’de her yıl Güvenç , Güvendi Yaylası törenleri ile anılmaktadır. Kürtün yöresi Çepnileri içerisinde sadece Taşlıca köyü Çepnilerinde Alevi-Bektaşi kimlik Güvenç Ocağı aidiyeti ile beraber devam etmektedir. Taşlıca Köyü, Güvenç Ocağı’nın tarihsel merkezi, dede ocak köyü olarak yüzyıllarca bu misyonunu sürdürmüştür. Günümüzde de Taşlıca Köyü Alevileri arasında Güvenç Dede eşi Topal Emine Ana’nın adı sıklıkla anılmakta ikisi ile ilgili sözlü menkıbeler anlatıla gelmektedir. Güvenç Ocağı’na ait şecere daha birçok tarihi belge Taşlıca köyünde yerleşik Güvenç Ocağı’nın son dönem dedelerinden olup 1990’lı yıllarda vefat eden İlyas Güvendi(Küçük İlyas Halife)’nin ailesi tarafından korunmaktadır. Özellikle Ordu, Giresun, Samsun, Trabzon, Düzce, Zonguldak, İzmit illerinde yerleşik Güvenç Ocağı dedeleri de asıl yurtlarının ocak köylerinin Taşlıca Köyü olduğunu belirtmektedirler. Özellikle Eskiköy, Yunusefendi, Ballar Köylerinde yerleşik Güvenç Ocaklıları 19. yy. ın son çeyreği içerisinde bugünkü yerleşik oldukları yerleşim birimlerine Kürtün, Harşit Vadisi yöresinden göç ile gelerek yerleşmişlerdir.
Güvenç Ocağı’nı inanç ritüelleri açısından değerlendirecek olursak, Güvenç Ocağı, Erdebil Süreğini kabul eden, tarık (erkan) ile ayin-i cemlerini yapan musahipliği ocak talipliğinin temeli kabul eden bir ocaktır. Ordu, Samsun, Zonguldak illerinde yerleşik Güvenç Ocaklıların da ise tarık (erkan) uygulaması yerine pençe-i ali-i  aba uygulaması alınmakta müsahiplik kurumu ocak talipliğinin başlangıcı sayılmaktadır. Trabzon, , Düzce, İzmit illerinde yerleşik Güvenç ocaklılarında tarık (erkân) geleneği, müsahiplik ritüeliyle beraber devam etmektedir. Özellikle Yunusefendi, Eskiköy, Ballar köylerinde ayin-i pratikleri düzenli olarak devam etmektedir. Bu üç yerleşim biriminde âşıklık geleneği, nefes, deyiş kültürü canlılığını korumaktadır. Yunusefendi, Eskiköy Ballar köylerinde uzun dönemden beri cemevleri bulunmakta olup bu cemevleri köylülerin kültürel bağlarını devamında birincil önemde sosyal birimler olarak şımıza çıkmaktadır. Özellikle Yunusefendi köyünde ayin-i cemlerde müsahiplik kurumu, tarık (erkân) geleneği on iki hizmet ritüelleri tüm otantikliğini koruyarak devam ettirilmektedir. Yunusefendi köyünde ayin-i cemlerde gerçekleştirilen el hizmeti, katar çekme, semah ritüelleri, Alevi-Bektaşi inanç ritüellerinin temellendirilmesi mlanması açısından son derece önem taşımaktadır. Nevruz, Muharrem Orucu uygulamaları düzenli olarak devam ettirilmektedir. Yunusefendi, Eskiköy Ballar köylerinde gözlemlenen Dede-Halife-Çelebi Postnişin yapılanışı Güvenç Ocağı içerisindeki yetki piramidi açısından önemlidir. Yunusefendi, Eskiköy Ballar köylerinde talip grup içerisinden seçilerek görevlendirilmiş dedeler vardır. Bu dedeler köyün ayin-i hizmetlerini düzenli olarak yönetirler.Bu dedelerin bir üst makamında Halife olarak mlanan Güvenç Ocağı dedeleri yer alır. Güvenç Ocağı dedeleri her yıl bu köyleri düzenli olarak ziyaret ederler.Güvenç Ocağı dedelerinin bir üst makamında da Efendi  olarak mlanan Hacı Bektaş Çelebi Postnişini bulunur. Yunusefendi, Eskiköy Ballar köyleri Güvenç ocaklarına ait bu yetki piramidi genel anlamda Alevi ocak hiyerarşisini örneklemesi açısından önemlidir.
Sonuç
Oğuzların önemli bir boyu olan Çepniler’in düşünsel nda Türkmen dedesi Güvenç ’ın etkisi büyüktür. Alevi-Bektaşi düşüncesinin Çepni Türkmenleri içerisindeki yeri tespit edilirken daha çok Balıkesir, Manisa, İzmir illeri köylerinde yerleşik olan Köse Süleyman Ocağı’na bağlı onlarca Alevi-Bektaşi Çepni köyü örnek verilmektedir. Günümüze kadar yapılan çalışmalardaki genel tez; Karadeniz Çepni Türkmenlerinde Alevi-Bektaşi kimliğinin görülmediği şeklindedir. Fakat Düzce, İzmit, , Trabzon illerine bağlı Çepni kimlikli köylerde yapılan saha çalışmalarında bu köylerde Çepni kimliğinin, Alevi-Bektaşi kültürü Güvenç Ocağı mensubiyetiyle beraber devam ettiği tespit edilmiştir.
Yeni bilimsel çalışmalarla Balıkesir, Manisa, İzmir köylerinde yerleşik Köse Süleyman Ocağı mensubu Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenleri ile Karadeniz Bölgesi’nde yerleşik Güvenç Ocağı mensubu Alevi-Bektaşi Çepni Türkmenleri hakkında şılaştırmalı olarak yapılacak sosyolojik, sosyal-antropolojik çalışmalar kültür tarihi ile ilgili yeni bilgiler açılımlar kazanılmasını sağlayacaktır.

KAYNAKLAR
ALTINOK, Baki Yaşa, 2003, “Hacı Bektaş Veli Hakkında Yazılmış Bir Menakıbname Bu Menakıbnamede Belirtilen Anadolu’daki Alevi Ocakları”, Gazi Üniversitesi Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, Ankara.
ERÖZ, Mehmet; 1990, ’de Bektaşilik, Ankara.
GÖLPINARLI, Abdülbaki; 1995,  Vilayet-name, İstanbul.
LAROUSSE BÜYÜK, 1986, Çepniler,  Cilt : 17, İstanbul.
NOYAN, Bedri; 1996, Hacı Bektaş-ı Veli Manzum Vilayetnamesi, İstanbul.
SÜMER, Faruk; 1992, Çepniler, İstanbul.
TOGAN, Zeki Velidi; 1981, Umumi Tarihine Giriş, İstanbul.
TURAN, Osman; 1969, Selçuklular Tarihi - İslam Medeniyeti, İstanbul.

Not: 35. SAYI - Guz 2005

Cemi

 

 

                                     Cemi

Alevi geleneğinin önde gelen büyüklerinden olup, dergahı Antalya’nın Elmalı ilçesi Tekke  köyündedir. Alevi köylerinde yüzyıllardır uygulanan günümüzde kentlerdeki cemevlerine taşınan bir diğer gelenek de Kurbanı/Cemi veya Kurbanı/Cemi olarak adlandırılmaktadır. Yılda bir kez kış aylarında düzenlenmektedir. Cemi için köyün ileri gelenleri toplanır zamanını belirlerler. Bundan sonra bazı kişiler görevlendirilir. Bu kişilerin görevi öncesi hazırlıkları yapmaktır. Bu hazırlıklar zamanının topluma iletilmesi, gerekli veya yiyeceklerin toplanması, kurban lokma hazırlıklarının yapılması şeklinde özetlenebilir. Bu tür ibadetlere maddi-manevi katılım bir Alevi için büyük önem taşıdığından herkes var gücüyle Kurbanı’na katkıda bulunur. Cemi önceleri Perşembe gününü Cuma’ya bağlayan akşam yapılırdı, bugün herkesin katılabileceği  uygun bir zamanda yapılmakta. (Alevilikte ibadetin yeri zamanı şekli pek önemli değildir özden olası önemlidir) Kurbanlar kesilerek kazanlarda etli pilav pişirilir. Lokma hazır olunca halk dağıtılır, yenmeye başlamadan önce sofracı: Elimde yoktur terazi herkes hakkına oldu mu razı ?? diye sorar. Herkes lokma almışsa Dede dua verir:

Bismişah, Allah Allah… Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin. Yiyenlere nur-u iman ola. Hastalar şifa bula. Müminler şad ola. Münafıklar berbad ola. Üçler, beşler, yediler. Oniki İmamlar, Ondört Masum-ı Pak’ler, Onyedi Kemerbestler, Kırklar, Seksen bin Rum Erenleri, Doksan bin Horasan Pirleri, yüzbin Gaip erenleri, Hak-Muhammed-Ali, Pirimiz Hacı Bektaş Veli, Sultan kurbanlarımızı kabul eyleye. Ziyan keder vermeye. Dilde dileklerimizi, gönülde muratlarımızı ihsan eyleye. Gerçeğe hü… 

için getirilen çeşitli lokmalarla birlikte sırası geldiğinde topluma dağıtılır. Duadan önce destursuz lokma yiyenler meydana çağrılıp, örnek bir sonraki ceme kurban kesmesi veya derneğine, bir hayır kurumuna yardımda bulunması cezası verilir. (Bazıları yadımda  bulunmak için bilinçli olarak lokma yer.)  Dargınlar varsa barıştırılır, topluluğun sorunları da görüşülür. (Sembolik olarak hizmet yürütülür) Aleviler arasında, Cemi yapıldığı zaman köyde her yönden bolluk olacağına, dileklerin kabul olacağına, bir felaket olmayacağına inanılır.

Cemi’nin bir diğer adı olan, Cemi onun toplumda beraberliği sağlama işlevini de açıkça göstermektedir.  Diğer Alevi ibadetlerinde de olduğu gibi bu ibadetin de sosyal işlevi bulunmaktadır. Sadece ibadet yapılmış olmakla kalmayıp, toplumun içinde varolan küçük-büyük sorunlar da bu sırada çözümlenmektedir. Bu durum o toplumun sağlıklı iç yapısını koruma sürdürebilmesinde önemli rol oynamaktadır. Bugün Alevilerin çoğunluğu kentlerde yaşadığından ’leri, Cemevlerinde büyük kitlelerin katılımıyla gerçekleştirilmektedir. Bunun dışında her yıl, 6-7 haziran tarihlerinde Antalya’nın Elmalı ilçesi Tekke köyünde Şenlikleri yapılmaktadır.

23 Nisan 1934 yılında Balıkesir”de doğdu. Gerçek adı Bumin Gaffar Çıtanak.

1950 yılında “Üç Güvercin” adlı oyunla Tiyatrosu”nda tiyatro sahnelerine ilk adımını attı. 1952 yılında “Köprüaltı Çocukları” adlı filmle sinemaya geçti. 163 dizide oynadı, 1970″li yıllarda senarist, yönetmen yapımcı olarak çalıştı. “Üç Arkadaş” “Keşanlı Ali Destanı”yla büyük bir üne kavuştu. “Paralı Askerler” filmi çekilirken Hollywood”dan aldığı teklifi reddederek ”ye döndü.

1998 yılında Kültür Bakanlığı”nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.


Filmografi

Yönetmen olarak

Sürgünden Geliyorum - 1971
Cennetin Kapısı - 1973
En Büyük Patron - 1975
Hammal - 1976
Sürgün - 1976

Yapımcı olarak

Sürgün - 1976

Senarist olarak

Sürgünden Geliyorum - 1971
Cennetin Kapısı - 1973
En Büyük Patron - 1975
Sürgün - 1976

Oyuncu olarak
(163 dizi)

Hoşgör, Boşver, Aldırma (Memo Festivalde),1953
Köprüaltı Çocukları,1953
Cingöz Recai,1954
Yollarımız Ayrılıyor,1954
Karacaoğlan,1955
Gülmeyen Yüzler,1955
Beyaz Mendil,1955
Battal Gazi Geliyor ….Cafer,1955
Ölüm Deresi,1956
Papatya,1956
Kör Kuyu,1957
Lejyon Dönüşü,1957
Ak ,1957
Gelinin Muradı ….Doktor,1957
Kahpe şun,1957
Kamelyalı ,1957
Üç Arkadaş ….Doktor,1958
Son Saadet,1958
Allah Korkusu,1958
Bir İnsanlık Meselesi (Allah Korusun),1958
Dertli Irmak,1958
Dokuz Dağın Efesi,1958
Zümrüt ….Selim,1959
Camp Der Verdammten,1961
Hatırla Sevgilim,1961
Şeytanın Kılıcı,1961
Silahlar Konuşuyor,1961
İstanbul”da Başkadır,1961
Yarışı,1962
Kısmetin En Güzeli,1962
Sokak ı,1962
Yılanların Öcü ….Kara Bayram,1962
Orada Başladı,1962
Battı ,1962
Ölüme Yalnız Gidilir,1962
Badem Şekeri,1963
Bana Annemi Anlat,1963
Cehennemde Buluşalım (Comp Der Verdammten),1963
Katır Tırnağı,1963
Öldür Beni,1963
Zehir Hafiye,1963
Aşka Vakit Yok,1963
Karanlıkta Uyananlar,1964
Affetmeyen ,1964
Bücür,1964
Keşanlı Ali Destanı ….Keşanlı Ali,1964
Atçalı Kel Mehmet,1964
Avanta Kemal,1964
Cumartesi Senin Pazar Benim,1965
Başlık,1965
Korkusuzlar,1965
Köroğlu-Dağlar Kralı,1965
Siyah Gözler,1965
Uzakta Kal Sevgilim,1965
Bitmeyen Yol,1965
Buzlar Çözülmeden,1965
Dünkü Çocuk,1965
Murat”ın üsü,1965
Onyedinci Yolcu,1965
Toprağın Kanı,1966
Babam Katil Değildi,1966
Dövüşmek Şart Oldu,1966
Dişi,1966
Her Şafakta Ölürüm,1966
Hızır Efe,1966
Korkusuz Adam,1966
Nuh”un Gemisi,1966
Ölüm Tarlası,1966
Silahları Ellerinde Öldüler,1967
Bozkurtlar Geliyor,1967
Devlerin İntikamı,1967
Eceline Susayanlar,1967
Kan Davası,1967
Çıldırtan Arzu,1967
Şeyh Ahmed,1968
Şeytan Kafesi,1968
Kafkas Kartalı,1968
Kara Battal”ın Acısı,1968
Mısır”dan Gelen Gelin,1969
Target: Harry,1969
Devlerin ı,1969
Günahını Kanlarıyla Ödediler,1969
You Can”t Win “Em All ….Colonel Elçi,1970
Battal Gazi Destanı ….Hammer,1971
Şehzade Sinbad Kaf Dağında,1971
Vurguncular ….Kont,1971
Trittico,1971
Gülüm, Balım, Çiçeğim,1971
Hasret,1971
Öldüren Şehir,1971
Ölümsüzler,1971
New Yorklu ,1971
Fedailer Mangası,1971
Cemo ….Memo,1972
Elif İle Seydo,1972
Büyük Soygun,1973
Pir Sultan ….Pir Sultan ,1973
Dayı,1974
Kısmet,1974
Köprü,1975
En Büyük Patron,1975
Pembe İncili Kaftan (TV) ….Muhsin Çelebi,1975
Delicesine,1976
Gülşah Küçük Anne ….Fikret,1976
İki Arkadaş,1976
Sürgün,1976
Kaplan Pençesi,1976
Hora Geliyor Hora,1976
Kurban Olayım,1976
Yuvanın Bekçileri,1977
Yangın,1977
Demiryol ….Hasan,1979
Bir Günün Hikayesi ….Mustafa,1980
Beni Böyle Sev,1980
,1981
Bir Damla Ateş,1981
Kimbilir (Kibariye),1981
Öğretmen Kemal,1981
Unutulmayanlar ….Figo,1981
Toprağın Teri ….Hasan,1981
Arkadaşım,1982
Düşkünüm Sana,1982
Haram,1983
Küçük Ağa (TV),1983
Fidan,1984
Acı Ekmek,1984
,1985
Savunma,1986
ın Kanunu Yoktur,1986
Gün Doğmadan,1986
Duvardaki Kan (TV),1986
Severek Öldüler,1987
O Bir Melekti,1987
Yazgı,1987
Acıların Günlüğü ….Fikret Usta,1988
Hüküm,1988
Kara Sevda,1989
Dehşet Gecesi,1989
Sessiz Fırtına,1989
Gülbeyaz,1989
İstiyorum,1989
Eskici Oğulları,1990
Hanımın Çiftliği (TV),1990
Sevgi Demeti (Müdür Baba) (TV),1992
Yalancı (TV),1993
Gerilla ….Cevat Fehmi,1994
İnsanlar Yaşadıkça (TV),1994
Sen De Gitme ….Antoine,1995
Ekmek,1996
Anılardaki (TV),1996
Yaşama Hakkı,1998
Herşey Oğlum İçin (TV),1998
Baba (TV),199
ın Dağlarda Gezer (TV),1999
Zümrüt Gözlerim Aklına Gelirse,2000
Aslan Oğlum,2000
Yeni Hayat (TV),2001
Benimle Evlenir Misin (TV) ….Eşref Bey,2001
Zor Hedef (TV),2002
=,2000
Şıh Senem, (2003)
şun yarası (TV),2003
Eğreti Gelin,2005
Kaybolan Yıllar (2004) Süleyman Çesen

Ödüller

2. Antalya Şenliği, 1965, Keşanlı Ali Destanı, En İyi Oyuncu
İzmir Enternasyonal Fuarı 1. Şenliği, 1965, Keşanlı Ali Destanı, En İyi Oyuncu
5. Antalya Şenliği, 1968, Ölüm Tarlası, En İyi Oyuncu
8. Antalya Şenliği, 1971, Hasret, En İyi Oyuncu
30. Antalya Şenliği, 1993, Yalancı (TV), En İyi Yardımcı Oyuncu
34. Antalya Şenliği, 1997, Yalancı (TV), Yaşam Boyu Onur Ödülü

kaynak: kimkimdir.gen.tr

1936 yılında doğdu. Fakültesi’nde İTÜ Makine Mühendisliği ü’nde öğrenim gördü. Öğrenim yıllarında tiyatro çalışmalarına başladı.

Halk Oyuncuları’nın kuruculuğunu genel sanat yönetmenliğini yaptı. Arena, Ankara Sanat, Küçük Sahne Devlet Tiyatroları’nda profesyonel olarak çalışan Necmioğlu, sinemada karakter oyuncusu olarak yüzlerce filmde oyuncu, senarist yönetmen olarak görev aldı.

Yer aldığı yapımlardan bazıları:
‘Hudutların Kanunu’, ‘ılırmak Karakoyun’, ‘Pir Sultan ’, ‘Kuma’, ‘Estergon Kalesi’, ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’, ‘Hoşçakal Yarın’, ‘Dil Yarası’, ‘Elveda Dostum’.

Necmioğlu, 1990 yılında 27. Antalya Şenliği’nde ‘ılar Koğuşu’ adlı filmdeki, 1992 yılında 29. Antalya Şenliği’nde de ‘Yağmur Beklerken’ filmindeki rolleriyle En İyi Yardımcı Oyuncu ödüllerine değer görüldü.

Necmioğlu, 42. Antalya Portakal Festivali’nde de ‘Yıldırım Önal Anı Ödülü’ aldı.

TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ, YASINI TUTUYOR
Uluslarararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (AICT) Merkezi (TEB) bir bildiri yayımlayarak Tuncer Necmioğlu’nun ölümünden duydukları üzüntüyü dile getirdi.

“Bir düzgün adamı, bir gerçek tiyatrocuyu, tam bir karakter oyuncusunu, karizmatik, ama aynı zamanda babacan bir kişiliği kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz” denilen bildiride, “İki aydır yitirdiğimiz tiyatrocu değerlerimize ne yazık ki Tuncer Necmioğlu da eklendi. Onların olduğu gibi Necmioğlu’nun da yasını tutacağız” sözlerine yer verildi.

Bildiride, tiyatro sinema oyuncusu Tuncer Necmioğlu’nun Arena, Ankara Sanat, Küçük Sahne gibi topluluklarda profesyonel olarak çalıştığı 50. sanat yılının yaklaşık iki ay önce Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda yapılan törenle kutlandığı hatırlatıldı.

kaynak: kimkimdir.gen.tr

Şair, Deneme Yazarı, Yayıncı. Şair kimliğiyle bir yandan büyük projesini, “Opera” adlı epik şiirini sürdürürken bir yandan lirik şiirler deneysel metinler yazıyor. Denemeci kimliğiyle ”nin dünyanın kültür ortamıyla hesaplaşıyor; kendi öğrenme, kurcalama merakının sonuçlarını okurlarıyla paylaşıyor; içinde bulunduğumuz ortamda bir insanın bir hayat projesi olmasının, bu projeyi sürdürmesinin koşulları üzerinde düşünüyor. Yayıncı kimliği ile 1970″den bu yana ”nin kültür ortamında bir şeyleri değiştiriyor; çe raflarındaki gedikleri kapatmaya çalışıyor. Yazdıkları yaptıklarıyla kimileri için yol gösterici bir ışık oldu, devam , kendi yolunu arama gücü verdi. Öte yandan, büyük sermayenin (Yapı Kredi Bankası) emrine girdiği; Kendi “eküri” sini yeteneğe bakmadan gözettiği; çok şey bilme çabası içinde bir şey yapamaz hale geldiği; çok yayınladığı; Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur“un oğlu olduğu için eleştirildi.

Yaşamöyküsü
28 Haziran 1952’de Eskişehir”de doğdu. Çocukluğu Eskişehir Napoli’de, ilkgençlik yılları İstanbul Ankara’da geçti. 1973’de gittiği Paris’te dört yılı ın bir süre yaşadıktan sonra Ankara’ya döndü. Askerliğini Çankırı’da yaptı. 1983’de İstanbul’a yerleşti.

Batur, Çağdaş Kent dergisini 1982’de çıkardı, ilk sayısıyla birlikte dergi sıkıyönetim tarafından yasaklandı. 1983’de Avrupa Ülkeler Ansiklopedisi’ni, 1984’de İslâm Ülkeleri’ni yayına hazırladı, İstanbul’dan Göreme’ye Kültür Mirasımız eklerini Milliyet için yönetti. 1987-88 arası Şehir dergisini çıkaran ekibin başında yeraldı. 1990 sonrası şehir monografilerine yöneldi: İstanbul için Şehrengiz ile başlayan dizide Ankara, Ankara ile Üç İzmir’in çatılarını oluşturdu. Vakfı’nın İstanbul Ansiklopedisi’ne İstanbul dergisine katkıda bulundu. Yeryüzü Sûretleri, Bir Beyoğlu Fotoromanı, Demir Yol sergilerinin sunumlarını üstlendi. İstanbul ile ilgili metinleri, Fransa’da Omnibus’un İstanbul kolektifinde yeraldı, Ara Güler’le birlikte Fata Morgana’da İstanbul des Djinns’i imzaladı. Paristanbul, ında Paris, çiftdil yayımlanan Okyanusa Bakan Bir Odada Üç Yazar seyyah-yazar deneyimlerini aktardığı öteki kolektif yayınlardan birkaçı. Bunlara, 2001-2002 döneminde hazırladığı, çift dil yayımlanan iki oylumlu antolojisini eklemek gerekir: Avrupa Güneşinin Doğduğu Yere Yolculuk Beş Kıtada Seyyahları.

İlk yazısı 1970″de, ilk kitapları 1973″te yayımlandı.

Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Dairesi Başkanlığını (1979-1980), Milliyet”in kültür servisi yan yayınlar yöneticiliğini (1983-1984), Milliyet Büyük Ansiklopedi”nin (1986) Dönemli Yayıncılık”ın genel yayın yönetmenliğini (1987-1988) yaptı; 1988″den beri Yapı Kredi Yayınları”nda çalışıyor. Yazı, Oluşum, , Tan, Gergedan, Şehir, Sanat Dünyamız, -lık, Cogito, Arredemento Dekorasyon, Fol gibi dergilerin hazırlanışında sorumluluklar üstlendi; Remzi Kitabevi”nin (1990-1993), TRT”deki “Okudukça” ının (1994-1999) yayın danışmanlığını yaptı;

Açık Radyo”nun kuruluşuna katkıda bulundu “Şifa, Şifre, Deını gerçekleştirdi; UNESCO”nun “Göreme”den İstanbul”a kültür mirasımız” kampanyasını (1984) yönetti, Cumhuriyet, Milliyet, Dünya, Aydınlık gazetelerinde, Yeni Gündem, P-Eki, Express, 2000″e Doğru dergilerinde 1978-1998 arası düzenli haftalık yazılar yazdı; yurtdışındaki çeşitli dergilerde ürünleri yayımlandı: Poesia, Il Ebbro Quaterno, Letters Internationales, Quarterly West, Tabaccaria, Podium, Kelk, Connaissance des Arts, Talismen, Didale.

Şiirleriyle Cemal Süreya, Portakal, Sibilla Aleramo ödüllerini, denemeleriyle TDK ödülünü kazandı.

Kitaplarından Opera üzerine Ahmet Oktay”ın kitabı İsrafil”in Sûru bir sempozyumun bildirilerini biraraya getiren “Opera Odağında Enis Batur Şiiri”, yapıtları üzerine yazılmış yazılardan bir seçmeyi derleyen “Otuz Kuş Bakışı”, Hatice Aynur”un hazırladığı “Enis Batur Bibliyografyası 1970-1995″ Akaş”ın “Belkienisbatur” adlı eserleri hakkındaki başlıca kaynaklardır.

Batur, 1998-1999 akademik yılından 2002-2003 eğitim öğretim yılına dek Galatasaray Üniversitesi”nde ders verdi.

Eserleri

1. Şiir
Papirüs, Mürekkep, Tüy: Seçme Şiirler 1973-2002 (YKY: 2002, ISBN 975-080-420-1)

1.1. Lirik Şiirler
Tuğralar: Lirik Şiirler 1973-1984 (1985 / Üçüncü basım: Remzi Kitabevi: 1993, ISBN 975-14-0424-X)
Perişey (1992 / Üçüncü basım: Altıkırkbeş Yayın, 1998)
Kanat Hareketleri: Lirik Şiirler 1993-1999 (Altıkırkbeş Yayın: 2000)
Darb Mesel -Arka Şiirler (Altıkırkbeş Yayın: 1995)

1.2. Dramatik Şiirler
Doğu - Batı Dîı (YKY: 1997, ISBN 975-363-654-7)
Ağırlaştırıcı SebeplerDîı (Altıkırkbeş Yayın: 2003)

1.3. Yazı Şiirler
Nil (1975 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 1998)
İblise Göre İncil (1979 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 2001)
Kandil (1981 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 2001)
Sarnıç (1985 / Dördüncü basım: Altıkırkbeş Yayın: 1996)
Koma Provaları (Altıkırkbeş Yayın: 1990)
Sütte Ne Çok Kan (Altıkırkbeş Yayın: 1998)
Opera 1 - 4004 (Altıkırkbeş Yayın: 1996)
Düşü: Düzyazı Şiirler 1998-2002 (Altıkırkbeş Yayın: 2003, ISBN 975-8467-73-5)

1.4. Deneysel Metinler
Ondört+X+4 deneysel metin (Tipografik yorum: Savaş Çekiç) (C Yayınları: 1994)

1.5. Şiir Alıştırmaları
Taşrada Ölüm Dirim Hazırlıkları (Oğlak Yayınları: 1995)
Not: Ayrıca, Yazılar Tuğralar Şiirler 1973-1987 (B/F/S Yayınları: 1987).

2. Düzyazı
2.1. Yazınsal / Eleştirel Denemeler
Şiir İdeoloji (1979 / İkinci basım: Mitos Yayıncılık: 1992)
Yazının Ucu Yazınsal Denemeler 1976-1993 (YKY:1993, ISBN 975-363-221-5)
E/Babil Yazıları (YKY: 1995, ISBN 975-363-389-0)
Seyrûsefer Defteri (YKY: 1997, ISBN 975-363-470-6)
Aciz Çağ, Faltaşları (YKY: 1998, ISBN 975-363-815-9)
Smokinli Berduş: Şiir Yazıları 1974-2000 (YKY: 2001, ISBN 975-08-0234-9)
Patates (Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-199-7

2.2. Özel Ansiklopedi
Kediler Krallara Bakabilir (1990 / Üçüncü basım: Sel Yayıncılık: 2002, ISBN 975-570-0157-5)
Gönderen: Enis Batur (1991 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2000, ISBN 975-570-104-4)
Kırkpare (1993 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-125-7)
Su, Tüyün Üzerinde Bekler (1999 / Fevkalâde genişletilmiş 2. Baskı: Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-074-9)
şunkalem Portreler (1999 / İkinci basım: Sel Yayıncılık: 2000, ISBN 975-570-092-7)
Yazboz ( Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-115-X)

2.3. Günebakan Yazılar / Söyleşiler
Günebakan I: Alternatif: Aydın (Ark Yayınları: 1995, ISBN 975-7260-11-8)
Günebakan II: Saatsiz Maarif Takvimi (Ark Yayınları: 1995, ISBN 975-7260--6)
Söz”lük (Düzlem Yayınları: 1992)
”nin Üçlemi (Papirüs Yayınevi: 1998, ISBN 975-6999-40-3)

2.4. Başkalaşımlar
Başkalaşımlar I-X (1992 / İkinci basım: YKY: 2000, ISBN 975-363-054-9)
Başkalaşımlar XI-XX (YKY: 2000, ISBN 975-08-0243-8)

2.5. “İçbükeyler”: Gezi, Günlük
Yolcu (İyi Şeyler Yayıncılık: 1996, ISBN 975-563-048-1)
İki Deniz Arası Siyah Topraklar Kesif ¿ (1996, 1997 / Genişletilmiş İkinci Basım: YKY: 2002, ISBN 975-363-618-0)
Issız Dönme Dolap (YKY: 1998, ISBN 975-363-817-5)
Amerika Büyük Bir Şaka, Frank, Ama Ona Ne Kadar Gülebiliriz? Seyahatı (YKY: 1999, ISBN 975-08-0184-9)
Saatından Harfler: Sokulgan Okur İçin İçbükeyler (YKY: 2001, ISBN 975-08-0293-4)
Şehren”is (Literatür Yayıncılık: 2002, ISBN 975-843-167-6)
Başka Yollar (YKY: 2002, ISBN 975-080-462-7)
Bekçi (Oğlak Yayınları: 2003, ISBN 975-329-407-7)
Mazruf ( Okuyanus: 2004, ISBN 975-8420-86-0)
PARİS, ecekent (YKY: 2003, ISBN 975-08-0687-5)

2.6. “Yapılmış Kitaplar”
Bu Kalem Bukalemun (1986 / İkinci basım: YKY: 1997, ISBN 975-363-693-8)
Bu Kalem Melûn ( YKY: 1997, ISBN 975-363-694-6)
bu kalem un(ufak) ( Okuyanus: 2004, ISBN 975-8420-92-5)

2.7. “ Denemeleri”
Acı Bilgi: Fugue Sanatı Üzerine Bir Denemesi ( YKY: 2000, ISBN 975-08-0213-6)
Elma: Örgü Teknikleri Üzerine Bir Denemesi ( Sel Yayıncılık: 2001, ISBN 975-570-144-3)
Bir Varmış Bir Okmuş: Sözümona Düzmece bir Wilhelm Tell Hikâyesi ( Sel Yayıncılık: 2002, ISBN 975-570-179-6)
Kravat ( Sel Yayıncılık: 2003, ISBN 975-570-18