CEM

Cem kelimesinin mana anlamı toplanmak olup, aleviliğe zerdüştlükten gelme bir ananedir. Alevi ve bektaşilere yansıması miladi 650 yıllarında İran’da yaşayan zürdüşt kökenli acem halkı (şii’ler)tarafından Irak ve oradan Kazakistan’a oradan da Orta Asya’ya yayılmıştır.

İnanç olarak uygun olan şaman türklerinin böyle bir ibadet biçimini yaşaması dini inançları olan şamanlığında zerdüştlüğün bir uzantısı olarak günümüze kadar gelen bektaşiliği etkilemesi söz konusudur.

Cemlerde bir daire oluşturulur. Cemal, cemale kadınlı erkekli haremlik selamlık olmadan, cinsiyet gözetmeksizin, herkese kardeş gözüyle bakarak yapılan bu ibadet, Oniki imam ve Ehlibeyt yaşantısının bir temsilidir. Cemlerde, cemal cemale oturmak ve birbirine secde etmek kabe etrafında toplanmak gibidir. Kabenin ortadan kaldırıldığını düşünecek olursak herkesin birbirine secde ettiği görülür. Allah’a ulaşmanın yolu nefsini yenmekle olur. Şeytan İnsanın nefsidir. Nefs olayını da kaldıracak olursak, gerçek bir ibadet için gereklidir. O zaman haremlik, selamlığa gerek kalmaz. Herkes bacı kardeş olur.

Daire kurmanın önemi zerdüştlük, şamanlık, bektaşilik ve kökeni Hindistan’da olan veda dininde tasavvuf-i bir anlam taşır.

Cemlerde Oniki hizmet vardır ;

1.Pir (dede) : Postnişin olup cemi yönetendir.

2.Mürşit : Ceme katılıp görülen canlara marıfet kapısı ve ilmini öğretendir.

3.Rehber : Ceme katılıp görülen canlara tarikatta yol ehli olmayı öğretendir.

4.Saki : Cemde su dağıtandır.

5.Süpürgeci : Cemin yapıldığı hanenin temizliğinden sorumludur.

6.Aşcı : Cemde yenilecek lokmaların pişirilmesi ve adil bir şekilde

dağıtılmasından sorumludur.

7.Kurbancı : Cemde kesilen kurbanların kesilmesinden sorumludur.

8.Gözcü : Cemin idaresinde insanları uyararak sakinliği sağlayandır.

9.Peyikçi : Ceme gelecek olan canlara önceden haber verendir.

10.Zakir : Deyiş ve duaz-ı imam (imam nefesi söyleyen) aşıktır.

11.İbrikçi : Ceme gelen canlara ab-dest hizmeti gören kişidir.

12.Bekçi : Ceme gelen canların güvenliğinden sorumludur.

Cem yapılmaya başladığından sonuna kadar,gelen canlara Hacı Bektaşi Veli’nin sözleri Hz. Ali’nin ,Hz. Muhammet’in ve Ehlibeyt’inin yolu ve yaşam tarzı anlatılır. İnsanlara eline,beline,diline sahip olunması gerektiği öğütlenir.

Cem türüne göre üçe ayrılır; Görgü cemi,birlik cemi ve ölü cemidir.

1.Görgü cemi:On iki hizmetli toplanıp sorunları olan bölge halkının mahkemesini oluşturur. Küs olanlar barıştırılır,davalı olanların davaları görülür.

2.Birlik cemi : Bölge halkının birlik ve beraberliğini sağlamak,kaynaştırmak müsaip edinmelerini sağlamaktır. Müsaiplik yüzeysel anlamıyla ikrar verecek olan eşlerin (karı,koca) seçtiği kefil anlamında eş; yol arkadaşı,yol kardeşi,can yoldaşı v.s… Müsaiplik gerçek anlamıyla tasavufi bir anlam ve yaşayış biçimi gerektirir. Er kişiye malumdur.

3.Ölü cemi : Kemalat makamını bulmuş eline,beline,diline sahip olmuş müsaipli canların katıldığı marıfet cemidir.Sadece seçilmiş olan canlar girebilir.

          • Erenler cemine her can giremez

            Edep ile erkan yol olmayınca

            Her Kanber’im diyen Kanber olamaz

            Şah’ın Kanber’ine kul olmayınca

            Arama uzakta vardır yakını

            Gerçek talip olan bulur Hak’kını

            Yüklemezler sana yolun yükünü

            Bükülü kametin dal olmayınca

            Şah Hatayi’m eder bu sırrı beyan

            Kamilmidir cahil sözüne uyan

            Bir baştan ağlamak ömüre ziyan

            İki baştan muhip yar olmayınca

                                                                                      Şah HATAYİ

    SEMAH

HAŞA Kİ BİZİM SEMAHIMIZ

OYUNCAK DEĞİLDİR.

O BİR AŞK HALİDİR

SALINCAK DEĞİLDİR.

HER KİM Kİ SEMAHI

BİR OYUN SAYAR

ONUN NAMAZI

KILINIR DEĞİLDİR

HÜNKAR HACI BEKTAŞİ VELİ

Alevilerin temel ibadeti olan CEM ayinlerinin ayrılmaz bir parçası da semah dönmektir. Semah cemin belli bir aşamasında bağlama eşliğinde kadın ve erkek canların çalınan ezgiler eşliğinde birlikte yaptıkları dinsel törenlerdir. Semah dönülmeyi,cem ayininden ayırmak olası değildir. Semah dönmek,cem ayini içinde yapılan 12 hizmetten biridir.

Cem ayini sırasında törenin bazı bölümlerinde ve özellikle son bölümünde dedenin işareti ile kadın ve erkek canlar semaha kalkarlar. Semah dönen canlar duygunun,sevginin,aşkın doruk da olduğu bir duygulu an yaşarlar.

Semah dönenler adeta kendinden geçercesine büyük bir aşkla,şevkle,huşu içinde ayrı bir dünyaya yolculuk edercesine izleyen canları da büyüleyecek tarzda su gibi akıp giderler.

Alevilerin döndükleri Semahı onların ibadeti olan cem ayinlerinden ayrı düşünmek ve incelemek yanlıştır. Aleviliğin kutsal kitabı olan İmam Cafer Buyruğu ve halk arasında yaşayan mevcut inançta semah 12 hizmetten biri olarak yapılır. Yani Semah Alevilerin yaptıkları bir ibadetin parçasıdır.

Ülkemizde son üç beş yıldır Alevilik kendisini tanıtmaya başladığından beri,semah dönmek daha da bir güncellik kazanmıştır. Yüzyıllarca gizli saklı yapılan cem ayinlerinin bir parçası olan semah,yapılan çeşitli törenlerde,şenliklerde folklorik gösteriler içine konmuştur. Bu durum ilk başta Alevilerin hoşuna gitmiş. Kendi kültürlerinin tanınmasına hizmet eder düşüncesi ile seyirci kalınmıştır. Yapılan semahlar alevi olan ve olmayan kesimlerce tanınmış ve beğeni kazanmıştır.

Çünkü alevi ana babadan doğup da bugün cem görmemiş bir kuşak oluşmuştur. Bu kuşak bir anlamda semahları dışa açık alanlarda yapılan etkinliklerde izleyerek Aleviliği örmeye, öğrenmeye çalışıyordu.

Ama dışa açılmanın sınırı içkili toplantılarda semah dönmek olmaya başlayınca iş bir anlamda çığırından çıkabilirdi.

Bu nedenle semahlar,Alevilerin ibadeti olan cemin bir parçasıdır.”O” nun yeri orasıdır. Semah ibadetin bir parçasıdır. Semah dönmek bir eğlence aracı olamaz. Semah içkili,eğlenceli toplantılara ise asla meze olamaz. Semah dönmek cem ayini dışında , olsa olsa çok ağır başlı bir biçimde özüne uygun bir tarzda;Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri, Abdal Musa Anma Törenleri gibi ağırbaşlı etkinlikler dışında yapılmamalıdır.

Bu kaygımı ifade ederek semahın kaynağı olan Hz. Muhammet’in Miraca gitmesi ve Kırklar Meclisi’ ne uğramasını tarihsel kaynaklarımıza dayanarak vermeye çalışalım. Çünkü Alevi inancında ;Cemin ve semahın kaynağı olan Kırklar Cemi dir. Bu kaynağı bilmeden Cem ve Semah anlaşılmaz.

                • Şah İsmail HATAYİ
          • Kırklar meydanına vardım

            Gel beri ey canlar dediler

            İzzet ile selam verdim

            Gir işte meydan dediler

            Sıdk ile tevhit edelim

            Çekilip Hakka gidelim

            Aşkın dolusunu içelim

            Kalalım mestan dediler

            Düşme dünya mihnetine

            Talip ol Hak Hazretine

            Ab-ı Kevser şerbetine

            Keşkülünü ban dediler

BİRİMİZ KIRK KIRKIMIZ BİRDİR BİZİM

Kaynaklara göre , Hz. Muhammet , bir gece Miraca çıkar. Cenab-ı Hak ile 90 bin kelam konuşur.Bunun 30 bini sırrı hakikat olup Hz. Ali de kalmıştır.

Muhammet Mirac a çıkarken, Cebrail O’na yol göstermiştir. Önce Mescid-i Aksa’ya varırlar. Sidrei Münteha’ya vardıklarında Cebrail burdan öteye ben gidemem, gidersem yanarım demiştir. Arşı alanın kapısına vardığında karşısına bir aslan çıkar.Aslan yolunu keser. Gaipten bir ses (nida) gelir.”parmağındaki yüzüğü aslanın ağzına atması”istenir.Muhammet öyle yapar.Aslan sakinleşir,yoluna devam eder.

Muhammet Cenab-ı Hak ile görüştükten sonra,dönüşte ,yolda bir dergaha rastlar.Merak edip girip kapısını çalar.İçerdeki ses; “-kimsiniz ?”der.Muhammet ise; “ –Ben Peygamberim içeri girmek istiyorum” der.Kapı açılmadan içeriden gelen ses; “-Peygamberliğini git ümmetine yap.Bizim aramıza peygamber sığmaz”der.Hz. Muhammet kapıdan ayrılıp yürümeye başlayınca gaipten gelen ses, ayrılmamasını kapıyı yine çalmasını, ama yanıtı farklı vermesini söyler.

Bu kez Muhammet yine kapıyı çalar:İçerden yine; “-kimsiniz”diye sorulur.

Bu kez Muhammmet ; ben Muhammed Mustafa’yım Peygamberim der. İçerden yine bir ses gelir. Git peygamberliğini ümmetine yap, bizim aramıza peygamber sığmaz der.Hz Muhammed kapıdan ayrılacağı sırada gaipden yine bir ses, cevabını değiştirmesini söyler. Hz Muhammed yine kapıyı çalar, içerden bir ses kimsiniz der. Hz Muhammed içinizden biriyim “hadimül fukara” yım (fakir hizmetçisi) der.

Bu yanıttan sonra kapı açılır.Muhammet içeri alınır.İçerden “-hoş geldin,sefa getirdin,uğur getirdin”diyerek karşılarlar.

Hz.Muhammet içeride oluşmuş bir meclis görür.Hatta sayımını da içinden yapar.Tam 38 kişi vardır.Üstelik Bu meclis kadın ve erkeklerden oluşmuştur.

Bunların 21’ i erkek,17’si kadındır. Muhammet e yer gösterilir.O da gösterilen yere oturur. Hz. Ali de meclisdedir.Muhammet tesadüfen Ali nin yanına oturur ve Hz.Muhammet sorar:

“-size kimler denir” der.

“-Bize kırklar denir”diye yanıt alır.

“-Ama burada 38 kişi saydım”der.39. kişi sensin derler.

“-Selman-ı Pak’ta Can parstadır”derler.

“-Peki sizin ulunuz,büyüğünüz,küçüğünüz kim”diye sorar,Hz.Muhammed’e gelen yanıt şöyle olur.

“-Bizim küçüğümüz,büyüğümüz yoktur.Küçüğümüz büyüğümüzdür.Büyüğümüz küçüğümüzdür.Birimiz kırk, kırkımız birimizdir”denir.

Bunun üstüne Muhammet meclisden bunu kendilerine kanıtlamalarını söyler.

O sırada Ali kolunu uzatır ve gömleğini sıyırır. İçlerinden biri “destur” diyerek bıçağın ucu ile kolunu hafif kanatır. Kolundan bir damla kan akar, bunu her can ın kolundan birer damla kanın gelmesi izler.40. canın bir damla kanı da pencereden gelir.Bu ise Selman-ı Pak’ın kanıdır.Sonra Hz.Ali kolunu bağlar hepsinin kanaması durur.

Selman-ı Pak Parstan dönüşte bir üzüm tanesi getirir. O’nu Hz. Muhammet’e verir ve bölüştürmesini ister. Muhammet verilen kapta üzüm tanesini ezer, çıkan dem meclisteki kadın-erkek canlara dağıtılır. Kırklar üzüm suyunu içerler. Hep birlikte mest olurlar. “Ya Allah” deyip Semah dönerler. Hz. Muhammet’te onlara katılır.

Büyük bir coşku ile vecd halinde semah dönülürken Hz. Muhammet’in belinden kuşağı (kibiri) düşer.Böylece kibiri elinden alınır.Kuşağı kırk parçaya bölünür. Kırklar parçaları bellerine bağlarlar .

Hz. Muhammet, Kırklar Meclisi’ne pirlerini sorar.

“Pirimiz Ali’dir” derler.

Böylece, Hz. Muhammet, Ali’nin de orada olduğunu öğrenmiş olur. Muhammet ve meclisdekiler ,Ali’ye sevgi gösterirler. Hz Muhammed’e acıkmış olduğu düşünülerek cennet taamı getirilir.Tek başına yiyemeyeceğini kendisine birinin eşlik etmesini söyler.Yeşil perde arkasında gaipten bir el O’na eşlik eder. O elin üzerine bir pirinç tanesi düşer. Hz Muhammed miraçtan dönüşünde aslana verdiği yüzüğün Hz Ali’nin parmağında olduğunu görür. Elinin üzerinde pirinç taneleri duruyordur. Hz Muhammed Hz Ali’ye sarılarak, serine erdim sırrına eremedim “Saddaksın” ya Ali der. Alevi inancında; kadın ve erkek canlardan oluşan Kırklar Meclisinin ve Kırklar Ceminin tayin edici önemi vardır. Anadolu Aleviliği’nin inanç temellerinin, yaşam biçiminin,dünya görüşünün,felsefesinin kökleri bu söylencede aranmalıdır.

Kadın ve erkek canlardan oluşan Kırklar Meclisi mitolojik anlamda da olsa Alevilerin dinsel ve sosyal örgütlenmelerinin tarihsel kaynağı kabul edilebilir. Bu anlamda da bu söylencede geçen sembolik özellikler Alevilik açısından ayırt edici öneme sahiptir.

Kırklar Mecslisi’nin kadın ve erkek eşitliğinin önemini vurguluyor. Kırklar Meclisi ile Hz. Muhammet arasındaki konuşmada ki vurgulardan; “birimiz kırk,kırkımız bir” olgusu eşitliği,insan olmayı,türab (toprak,alçak gönüllülük) olmayı vurguluyor. Gerçeğin gökte değil,yerde olduğu meclisin sembolik önemi ile vurgulanıyor. Herkesin eşit ve ulu olması; vahdette kesret,kesrette vahdet (varlıkta birlik,birlikte varlık) ilişkisini ifade ediyor.

Kaynakta; Alevi inancında Tanrı’nın, peygamberin ve insanın yeri belirtilmektedir. Aslan ve yüzük sembolü ise; Hz Muhammed’in hırsının elinden alınması olayıdır. Bu örnekte Alevi-Bektaş ibadeti olan Cem’in ve Semah’ın da kökleri belirtilmiş oluyor.

Bu söylence; Anadolu’da yaklaşık bin yıldır her tür olumsuzlanmaya karşılık Alevilerin Cem ve cemaatlerinde, sosyal hayatlarında kadını bir bütünün ayrılmaz parçası gören, lokmasını yoksullarla kırka bölerek paylaşmasını bilen, insana en yüksek değeri veren Aleviliğin sağlam mayasınıda ele veriyor.

Alevilerce Cem’siz Semah, Semah’sız cem düşünülemez. Bu iki olgu bir bütünün ayrılmaz parçasıdır.

Alevilerce daha önce saptanmış zamanlarda cemaatle yapılan ibadete “Cem” adı verilir. Cem ayinine yörenin dedesi ya da babası önderlik eder. Bağlama eşliğinde “zakiradı verilen bağlama ustası ozanlar tarafından Alevi nefesleri, mersiyeleri, deyişleri, duaz-ı imamları okunur. Bunlar konularını daha çok İslam tarihinden, özellikle de 12 İmamlar ve Kerbela Olayı üstüne yazılmış eserlerden alır. Konu ile ilgili yazılmış; Fuzuli,’nin, Hatayi’nin, Pir Sultan’ın, Yunus Emre’nin, Kul Himmet’in,Virani’nin vs. eserleri söylenir.

Dede, cemde halkın sorunlarını da dinler, Küskünler, dargınlar barıştırılır. Aleviler, Osmanlı’nın Sünni Şeriat yönetimini kabul etmedikleri için sorunlarını şeriat mahkemeleri ile değil, Cem ayini erenleri huzuruna getirmişlerdir. Sorunlar halkın ve dedenin jüriliği önünde Halk mahkemesi denebilecek bir işleyişle çözümlemeye çalışılmıştır.

Cem’de kadın erkek ayrımı yapılmaksızın herkese kardeş gözüyle bakarak, tüm canlar halka halinde yüz yüze gelecek tarzda oturur. Cem ayinini dede gülbenk okuyarak başlatır.

Gülbenk’e gül sesi,bülbül sesi anlamları verilir.

Cem’in açılış, kapanış ve çeşitli hizmetlerin yapılışı sırasında dede gülbenkler okur. Yerine göre uzun ya da kısa olarak okunan dualar,gülbenkler genellikle “Bismi Şah, Allah Allah” diye başlar. Katılan canlar da “Allah Allah” diye karşılık verirler.

İşte bir gülbenk; (Cem açılış gülbengi).

“Bi ismi Şah, bi ismi, Allah, Allah— Allah, Allah

Akşamlarımız hayır ola, hayırlar vasıl ola,şerefler def ola, münkirler matola, münafıklar bertaraf ola, cemi cümlemizi namerde muhtaç etmeye, neydim ne oldum dedirtmeye, gökten hayırlı rahmet,yerden hayırlı bereket, evliyalardan himmet,Hazreti Peygamber’den şefaat eyleye…

Hak Erenler,Rum Erenleri,Horasan Erenleri, Gaip Erenleri, Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli, Abdal Musa Sultan, Kaygusuz Sultan ve cümle sultanlar, evliyalar,enbiyaları kaim ve daim eyleyip keremlerimize berdevam eyleye…

Dil bizden, nefes On İki İmam, Şah Hüseyin’de ola… akşamlar hayrola…

Gerçeğin demine hü diyelim hü…”

Dedenin destur vermesiyle halka şeklinde dizilmiş olan canlar, birbirlerine secdeye kapanırlar. Yine dedenin isteği ile kadın ve erkek canların katıldığı semah dönme kısmına geçilir. 12 hizmet adı verilen diğer hizmetler yerine getirilir. Kurbanlar kesilir, lokmalar dağıtılır, Cem dedenin bitiş gülbengi ile sona erer.

Semah dönme Mirac’ı sembolize eder. Semah üç aşamada gerçekleşir. Birinci aşamasına; karşılama denir. Mekke ile Mescid-i aksa arasındaki yolculuğu sembolize eder. İkinci aşamasına; yürüyüş denir. Mescid-i Aksa ile Sidrei Münteha arasındaki yolculuğu anlatır. Üçüncü aşamasına; Pervazlama ya da uçma denir. Bu kısımda; Sidrei Münteha ile Kaab-ı Kavseyn arasını sembolize eder.

Kaab-ı Kavseyn; Hz. Muhammet’in Tanrı ile buluştuğu mekan olarak bilinir. Semah dönen kimse ruhen tüm benliğinden sıyrılarak Tanrı ile özdeşleşir. Tanrı’da yok olmanın tadını yaşar.

Kısa anlatım ile; karşılamaya; bekabillah,yürüyüşe;seyrillah,pervaza;fenafillah da denir. Fenafillah sırasında can Hak’la hak olmuştur.

Miraç olayı ve Kırklar Cemi, aslında dinsel anlamda bir ermişlik mertebesini (İslam gizemciliğindeki batıni anlayışı ve hakikat makamını) ifade eder. Hz. Ali bu ermişlik mertebesinin piridir.

Semah bir anlamda ayakta yapılan zikirdir. Her cem’in semah ile bitirilmesi kural haline getirilmiştir. Semah dönen can sembolik olarak Miraç aşkını tadmış olur.

Alevi toplumunda her fert Cem ayinine katılamadığı gibi her fert semah dönmek için de belli koşulları yerine getirmesi gerekir. Örneğin; küskünler, düşkünler, ikrarına ters düşünler vs. cem ayinine alınmazlar. Aynı nedenlerle bazı inasanlar cem ayinine katılsalarda semah dönemezler.

“Semah tek dönülmez. Esas olarak iki yada daha fazla can ile dönülür. Kesin sayı sınırı yoktur. Kadın ve Erkek birlikte dönerler. Cemlerde evli kadınlar eşleri ile birlikte dönerler.

SEMAHIN BAZI ÖZELLİKLERİ

Arapça “sema” köküne dayanan semah sözcüğü Türkçeye “sema” yada “semah” biçimlerinde iki ana söylenişle ayrılır. Her söyleniş birbirinden ayrı iki faklı özellikle uygulanır. “SEMA Mevlevi yada bazı Sünni tarikatlarda,SEMAH ise Alevilerin dinsel törenlerinin bir parçasıdır.

Mevlevi sema’ı ile Alevi semahının ayırt edici özelliği dönenlerin Mevlevilerde sadece erkekler olmasına karşın, Alevilerde kadın ve erkek canlar birlikte dönerler. Mevlevi semalarında müziği esas olarak türk sanat müziği besteleri oluştururken, Alevi semahlarındaki müziği halk müziği ritmi oluşturur. Bağlama belirleyicidir.

Semahın belli sayıda kişilerce dönülmesine özen gösterilir;2,4,8,10,12 olduğu gibi 3,5,7,12 gibi sayı kümelerine denk düşürülmeye çalışılır. Bu sayıların kutsallığına inanılır. “üçler,beşler,yediler,onikiler”den yardım şefaat dilenir.

Semah dönülürken belli bir kıyafet şartı yoktur. Bu erler içinde bacılar içinde geçerlidir. Kurallarda biçime değil öze önem verilir. Bazı yörelerde erkekler şapkayı çıkarırken,bazı yörelerde baş açık semah dönülmez. Ama ayak kesinlikle çıplaktır. Canlar Cem ayinin belli bir yerinde semaha kalkınca dedeye niyaz ederler. Semah dönüldüğü zaman halka şeklinde dönülen semahta köşede oturan dede makamına asla sırt dönülmez. Semahda ritm ister,yavaş ister hızlı olsun dede makamı kutsal makamdır,ALİ MAKAMI dır,oraya sırt dönülmez mutlaka her seferinde selamlama biçiminde niyaz edilir.

Hiçbir semah türünde el ele tutulmaz. İster kadın erkek karışık olsun,ister sadece erkek yada kadın olsun el ele tutuşma biçimi yoktur.

Semahta esas figürler el ve ayak figürleridir. Eller ve kollar kuşun uçuşunu simgeler. En çok görülen figür ise sağ elin ayası yukardan alınır,sol elde yere dönüktür. Bu figür; “ HAK’TAN ALINANIN HALKA VERİLMESİNİ” simgeler.

Semah dönülürken yaratılmak istenen ortamı bozucu davranışlarda bulunmak hoş karşılanmaz. örneğin; sigara içilmez,içki içilmez,diz üstü yada bağdaş kurularak oturulur,gürültü edilmez. Semah dönenlerin ritmini izleyenlerde; “ALLAH ALLAH”, “YA ŞAH”, “SEMAHINIZ SAF OLA,GÜNAHLAR AF OLA”, “SEYİR İÇİN OLMAYA,HAK İÇİN OLA…”gibi ifadelerle katılırlar.

SEMAH TÜRLERİ

Anadoluda aleviliğin yaklaşık 8 yy.lık tarihi var. Anadolu da bir dizi uygarlık yaşamış. Kimi uygarlıkların izleri kaybolmuşken kimi henüz yanı başımızda yaşıyor.

Ülkemiz çok renkli bir kültüre sahip.Bu durumdan aleviliğin de nasibini almaması olası değil.

İşte Anadolu da ki alevi semahlarının çeşitliliği kültürel izlerin semahlara şu yada bu tarzda yansımasıdır. Biçimde alevilerin cem ayinlerinde ve semahlarda bazı farklılıklar almasına rağmen özü birdir. Semahlara değişik yörelerde değişik adlar verilmesinin nedeni bu özellikte aranmalıdır.

Bu kısımda sizlere bildiğimiz semah türlerinin bir kaçının sözlerini vermek istiyorum.

BAZILARININ ADLARI

Ali nur semahı Kırat semahı

Turna semahı Kırklar semahı

Gönüller semahı Ya hızır semahı

Alaçam semahı Nevruz semahı

Çapraz semahı Çorlu semahı

Dem geldi semahı Ladik semahı

Çark semahı Yatır semahı

Muhammet Ali semahı Cebrail semahı

Çoban baba semahı Şiran semahı

Erzincan semahı Habuyar semahı

Sarıkız semahı Kırat semahı

Hacı Bektaş semahı Fethiye semahı

Silifke kırtıl semahı

                    • ŞAH HATAYİ

                       

          • TURNA SEMAHI

            Yemen ellerinde beri gelirken

            Turnalar Ali’mi görmediniz mi

            Havanın yüzünde semah dönerken

            Turnalar Ali’mi görmediniz mi

            Şah’ım Hayber kalesini yıkarken

            Nice Yezit helak olur bakarken

            Muhammet Miraca ol dem çıkarken

            Turnalar Ali’mi görmediniz mi

            Kim gördü derya da balık izini

            Eğildi ol öpdü kasrin tozunu

            İşidin Ali’nin hop avazını

            Turnalar Ali’mi görmediniz mi

            Havanın yüzünde semah dönerken

            O kırkların şarabından içerken

            Muhammed’in gül reyhanın saçarken

            Turnalar Ali’mi görmediniz mi

            Şah Hatayi edermi gedayi?

            Dilim zikr eyledi gani Mevlayı

            On İki İmam nesli Abayı

            Turnalar Ali’mi görmediniz mi

SEMAHIN TARİHİ KÖKENİ

Alevilik ve Bektaşilik’teki semah ile Mevlevilerde gördüğümüz sema ayinleri Antikçağ’dan çıkıp gelen dinsel tören ve şölenlerin bir devamıdır. En eski dans figürlerine Çatalhöyük’te rastlandı. 1956 yılında James Mellaart’ın keşfettiği bu site Neolitik çağa ait bilgileri bizlere ulaştırdı.Çatalhöyük İ.Ö. 6500 ile 5000Yıllarına tarihleniyor. İşte bu yerleşim merkezinde ele geçen frekslerin birisinde kimi figürlerin dans eden biçimde olması dikkati çekti. Meallaart bu dansların av öncesi –avın bereketli sonuçlanması için-yapılan dinsel törenlerde yapıldığını söyler.

V.D. Hably de Antikçağ’la ilgili yaptığı araştırmalarda toplumsal ve büyüsel ritüeller içinde yer alan saz-söz ve oyundan oluşan bu gösterilerin sergilenmesindeki amaçları şöyle özetler: “Doğumla ilgili olanlar,genç erkek ve kızları eriştirme törenleri,evlenme,gizli inanç törenleri,savaş ve kahramanlık yüreklendirmeleri,dinsel erekler içinde Tanrı’ya,Güneş’e,Ay’a,ateşe,atalara iyi ve bol avlanmaya,şeytani,kötü ruhları ve cinleri kovmaya, cenazeleri defnetmeye yönelik gösteriler yumağı…”

Kalkolitik çağa indiğimiz zaman bu dinsel ve yaşamsal faktörlerle ilgili törenlere ait bilgileri Gudea döneminde yapılan Zagmuk törenlerinde buluyoruz. Zagmuk da Newroz gibi “Yeni Gün” anlamına geliyor ve gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart’ta kutlanıyordu. Baharın başlangıcı,bolluk ile yeni yıla başlama törenleriydi yapılanlar… Danimarkalı Antikçağ tarihçisi Arthur Chirstensen’in kitabelerden ve yazılı kil tabletlerden çıkardığı sonuçlara göre bu bayramın tarihi günümüzden 4334 yıl kadar öncesine gitmekte. Bu bayramda ülkenin kralı, marduk heykelinin elini tutar. Böylece hem baş tanrıya hem de ona bağlı tanrılara saygısını bağlılığını kanıtlamış olurdu. Bu törende baş Tanrı Marduk tüm diğer tanrılara kral ve tabasına yardım etmeleri için gerekli emri verirdi. Tapınakta ve çevrede ateşler yakılır müzik eşliğinde oyunlar oynanır,şiirler okunurdu. Yine Antikçağ tarihçilerinden C.Brockelman’da baş tanrının karşısında diğer tanrıların baş eğip selam durmalarının, el bağlamalarının Yezidi Kürtler’de Melek-Tavus’a saygı olarak aynen korunduğunu açıklar. Arthur Christensen de aynı düşüncededir. İcra edilen müzikli oyunun Yezidlerde Sersal olarak adlandırılan yeni yılda uygulanış ve sergileniş biçiminin günümüzden 4334 yıl önceki törenlere tıpa tıp uyduğunu açıklarlar. Fransızca olan metinde benzerliğin ötesinde tıpa tıp aynısı olduğu şöyle ifade edilmiştir:”Chez Les Yezidis ce n’est pas seulement la sig nification mytholojique de la fete de I’anqui,est la même que celle du ZAGMUK Babylonien” anlamı şu: Yezidlerdeki yeni yıl bayramı Zagmuk bayramının mitolojik bir uzantısı olmayıp tıpa tıp aynısıdır.

Bu yazarlar Yezidlikte olduğu gibi Zerdüşt inancında da diğer tanrıların Ahura Mazda başkanlığında Newroz günü toplandıklarını açıklamaktadırlar. Vendidat’ın 2 numaralı bölümünü bu savları için kaynakça gösterirler. Yima’da bu törende hazırdır ve geleneğe göre gece ve gündüzün eşit olduğu bir bahar günü Newroz’u “gerçekleştirir” sunar.

Ancak aynı yazarlar Avesta’da bu törenin yeni yıl bayramı olarak bu isim altında sözünün edilmiş olmasını “yaratıldığı günden beri yılın ilk gününü belirlemenin büyük krallara ait olmasından kaynaklandığını öne sürerek açıklamaya çalışırlar.

Semah’ın tarihi kökenini araştırırken Hititler dönemine de eğilmek istiyorum. Boğazköy’de ele geçen bol miktardaki kil tabletlerin çözümü konumuza ışık tutacak ve aydınlatacak niteliktedir.

Biz semahı incelerken mabetlerde yapılan dinsel şölenlerin sunuluş biçimini, içeriğini, uygulanan kuralları ele alacağız. Böylece günümüze Antikçağ’dan çıkıp gelen benzerlikler zaten kendiliğinden ortaya çıkacak. Şölen ve bu şölende yapılan dans,oyun,gösteriler bunları yönetenler,şölenlerin hangi nedenle ve kimler için yapıldığı,beklenenin ne olduğu öğrenildiğinde günümüzdeki semah ve sema’nın da kökenine inmiş olacağız.

Şimdi inceleyeceğimiz Hitit Panteonuna ait dinsel törenlerin tümünün Hurri uygarlığından bu halka intikal ettiği artık kesinleşti. R.North,Robert Statlender, Doçent Dr. Ali M. Dinçol yazdıkları eserlerde bu gerçeğe değinmemişlerdir. Bize göre de Gudea döneminden aşağıya inerken İ.Ö. 2 binli yıllarda Zağros yöresinde atalarından gelen uygarlığı kendi ardılları olan Mitanniler ve Urartular aracılığıyla binli yıllara taşıtan bu halk,mabet töreleri,dans,oyun ve mitoslar açısından çok zengin bir perspektif sunmuştur. Bu şölen gelenekleri Medlere kadar uzanır gider. Hititler döneminde mabette kutlanan Kapı Yapısı Bayramı,Yenı yıl bayramı, Hışuva bayramı önemli olanlardandır. Bunların yanı sıra orak bayramı,bağbozumu bayramı,harman bayramı gibi tarımla ilgili olanlarda sayılabilir. Bayramların bir çoğu Kral yada yakını olanlardan birisinin başkanlığında kutlanır. Tapınak yönetmenliklerinde temizlikle ilgili konulara çok önem verilmiştir. Kadınlarla cinsel ilişkide bulunmak tinsel açıdan kirlenmeye yol açar. Görevliler buna çok dikkat etmek zorundadır. Kişi yada kişiler güneş doğar doğmaz yıkanmalı ve sabahleyin tanrıların kahvaltılarında hazır olmalıdırlar. Kim bir kadınla yatarsa ve amirleri onu sorguya çektiklerinde doğruyu söylemek zorundadır. O na söyleyemezse bir arkadaşına söyleyecek ve kesin olarak yıkanacaktır. Fakat kasıtlı olarak yıkanmaz ve kirli bir durumda Tanrı ya ve O na sunulan kurban ekmeklerine,içki kaplarına yaklaşırsa bunu gören arkadaşı da durumu gizleyip de olay sonradan öğrenilirse her ikiside idam edilir.

Hurrilerden Hittitlere geçen bu kural Gudea zamanındaki Zagmuk törenlerini tıpatıp uyguladığını açıkladığımız Yezidi Kürtlerde de bu temizlik koşulu ile karşılaşırız.

“Sersal ( Yeni Yılı ) kutlamak için Şeyh Addi nin türbesinde toplanan yezidi cemaati adak etini (Kabduş) yemeden önce türbenin altından geçen Zemzem suyunda yıkanırlar.”

Tarihci A.H.Layard da Kürdistan da yaptığı bir inceleme gezisinde temizlik konusunda şu izlenimini dile getirir:

“Yezidi kasabasının varoşlarında kadınları ana dere içinde yıkanırlarken gördüm. Ertesi gün yapılacak törene hazırlanıyorlardı. Çünkü hiç kimse Şeyh Addi Türbesine bedenini ve elbiselerini temizlemeden giremez. Beni görmedikleri için tamamen soyunmuş olmalarına rağmen çekincesiz gezinmekteydiler. Erkekler ise gündüz derenin bir başka yerinde yıkanmışlardı”

Zerdüştlerde de düzenlen tören ve dinsel şölenlerde görevliler ve törene katılanlar temizlenmek zorundadırlar. Zerdüştler ayrıca nefesin ateşi kirlettiklerine inandıklarından ağızlarına bez bağlarlar.

Hititler döneminde yapılacak törende kral ve kraliçe özel tören giysilerini giyerler. Özel bölümde yer alırlar.

Bugün ki deyimi ile mutrıp kurulu yani müzik aletlerini çalanlar kral ve kraliçenin önünde ve ardında fasıla başlarlar. Dansçılar ellerini yukarı kaldırır sonra oldukları yerde çark atarlar (dönerler). İlahiler okunur.

Törenin önemli bölümlerinden biriside dini yemek faslıdır. Yemek işinde dini kurallar titizlikle uygulanır. Sofrada dem alınır. Dinsel yemek görevlileri ise sofracı,süpürücü,içki sunucu ve haberciden oluşur. İlahi okuyanlar,şarkı söyleyenler,çalgıcılar ve dansçıların özel giysileri içinde geçit töreni yaparlar.

Alevilik ve Bektaşilikte semah yapanların özel giysi giymeleri zorunluluğu yoktur.

Cem ve Sema törenlerinde de tanrının yakını olan kralın yerini dede ve postnişin almıştır. Dinsel tören yemeği bu felsefelerde de vardı. Semah ve Sema dan sonra yenen yemeğe Mevlevilikte Sumak. Alevilikte Sımat adı verilir. Yezidiler ise “kabduş” demektedirler. Aynı gelenek Zerdüştilerde de karşımıza çıkar.

Aşure geleneği de dinsel yemek törenlerinin bir uzantısıdır.

Biz yazımızda Semahın da içinde yer aldığı bir ritüeli temellerine inerek –Semahın da bir parçasını oluşturduğu – bu şölenin eskiliğine işaret etmiş olduk.

Şimdide semahın içeriği, amacı, biçimi üzerinde durmak istiyoruz.

Büyük zaman ve dıştan gelen etkiler sonucu değişmelerede uğramıştır.

Nitekim islamiyetin anadoluda yayılması ve bu dinin aldığı sert önlemler yüzünden semah – islamiyette çalgı,çengi, dem ve dans yasak olmasına karşın – islami bir şalı üzerine çekmek zorunda kalmış ve böylece varlığını koruyabilmiştir. Zerdüştlüğün,Yezidiliğin ve Sabiiliğin yarattığı tasavvuf (BİR OLMA yani birsellik) düşüncesi halk müslümanlığı ile bütünleştirilerek devlet müslümanlığına karşı çıkılmış;bu yüzden de pek çok alevi canlarının kanları akıtılmışsa da sonuçta bu günlere gelinebilmiştir. Eğer alevilik direnci olmasaydı biz ülkede,yöneticilerin kendilerini tanrının gölgesi sayma ve bu yolda bağnaz gerici uygulamaları ile özgür düşünceyi tümü ile ortadan kaldırmış olacaklarını düşünmekteyiz.

Semah sanıldığı gibi oyun olmadığını önceki yazılarımızda anlatmıştık. Hünkar Hacı Bektaşa göre;

SEMAH ARİFLERİN ALETİ

MUHİPLERİN İBADETİ

TALİPLERİN MAKSUDUDUR

İLAHİ BİR SIRDIR

O KİMSE Kİ SEMAHI BİR OYUN SANIR

O CİFE DİR.

Mevlana da bir rubaisinde sema için şunları söyler;

YÜCESİN NUR GİBİSİN BİLKİ BÜTÜN SIR SENDE

BİR EKİN AŞKIN İLE GİT GİDE YÜZ OLMADAYIM

SEN SEN OLDUKÇA SEMA ETMEKTEYİM ÇEVRENDE

BEN SEN OLDUKÇADA ÇEVREMDE DÖNÜP DURMADAYIM

Bu iki bilginin de ortak görüşü semahın Tanrı ile bütünleşme,O nun zerresi haline gelme yani vahdaniyetin özü olduğu noktasında odaklaşıyor. Semah,bir coşku ve cezbe aracıdır. Müzik ve raks aracılığı ile kişi manevi bir alemde geziye çıkmaktadır.

Ünlü İpek Yolu filmini çeken rejisör Omara nın da bir japon olarak sema törenini Konya da izledikten sonra bize anlattıkları bundan hiç farklı değildi.

Semah ve Sema yalnız bu özelliği ile değil, şiirin,müziğin ve raksın,yaşaması gelişmesi ve boyutlanmasında da büyük yarar sağlamıştır.

No tags for this post. Cem nedir? HÜNKAR HACI BEKTAŞİ VELİ konusu
Benzer yazılar:
    Benzer yazı yok