nedir

Böbrekler bel kemiğinin iki yanında, kaburgaların hemen altında yer alan, yumruk büyüklüğünde, fasulyeye benzeyen bir çift organdır. Başlıca işlevleri kanın fazla suyunu ve artık maddelerini süzmektir. Bu maddeler idrar şeklinde üreter denilen kanallarla böbrekten mesane’ye (sidik torbası) aktarılır ve buradan da uretra yolu ile dışarıya atılır.Böbrekler aynı zamanda 3 önemli hormonu da üretirler. Bunlar kemiklerde kırmızı kan hücrelerinin üretimini harekete geçiren eritropoetin; kan basıncını düzenleyen renin ve sağlıklı kemikleşme için gerekli olan D vitamini.

Böbrek Taşı Nedir:

Henüz tamamen anlaşılamamış bazı sebeplerle normal idrarın içeriğinde bulunan özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içinde taş olarak adlandırılan yapıları oluştururlar. Tıbbi adı Nefrolitiazis dir. Oluşan bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar küçükte olabilirler. Düzgün yuvarlak, sivri, asimetrik vs. çeşitli şekillerde olabilirler. Çoğu taş sarı-kahverengi renklerdedir. Ancak kimyasal bileşimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taşlar da olabilir.

Bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. Bazıları ise üretirler, mesane ve uretra boyunca yer değiştirirler ve idrarla dışarı atılabilirler. Küçük olan taşlar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilirler.Bazen de idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklıklar oluşturabilirler.

Görülme Sıklığı:

Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerin % 10-15 i, kadınların ise ortalama % 5 inde görülür.İlk olarak genellikle 20-30 yaşlarında ortaya çıkar. Özellikle erkeklerde bir kez taş oluşmuş erkeklerin 2/3 ünde ortalama 9 yıl içinde taş tekrarlamaktadır.

Sebepleri:

Böbrek taşını oluşturan sebepler kesin olarak bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar içilen suyun çok fazla sert (kalsiyum sulfat içeriği fazla) veya çok fazla yumuşak (sodyum karbonat içeriği fazla) olmasının etki edebileceğini söylemektedirler. Aşırı alkol tüketimi, gut hastalığı da aşırı taş oluşumuna sebep olabilir.Bazı araştırmacılar ise aşırı sıvı kaybına neden olan sıcak iklimlerde böbrek taşının daha sık rastlandığını, bir başka grup birtakım özel yiyeceklerin böbrek taşına neden olduğunu iddia etmektedir.

Supersaturasyon teorisi: ( aşırı doygunluğa bağlı kristalleşme teorisi.) En yaygın teoridir. Vücudun susuz kalmasına bağlı olarak idrar daki sıvı oranı ile çözünen katı maddeler arasında dengesizlik oluştuğuna inanılır. Bu çözünmüş artık maddeler ile aşırı yüklenen idrar bir noktada doygunluğa uğrar ve bu noktadan sonra artık maddeler yavaş yavaş birikerek kristalizasyona ve taş oluşumuna sebep olur. Bu nedenle taş oluşumunu engellemek için çok miktarda su içilmesi önerilir.

İnhibitörler: Normal idrar kristalleşmeyi engelleyen inhibitörleri içermektedir. Bir teoriye göre bazı kişilerde bu inhibitörler yeterli görevi yapamamakta , kristalleşmeyi ve dolayısıyla taş oluşumunu engelleyememektedir.

Böbrek Taşlarının Tipleri:

Böbrek taşları kimyasal içerik olarak farklılıklar gösterir.

*Kalsiyum Taşları:

Tüm böbrek taşlarının yaklaşık % 70-80 i ya kalsiyum oksalat, veya kalsiyum fosfat ya da her ikisinin bileşiminden oluşur. Kalsiyum diş ve kemik sağlığında önemli rol oynar ve normal diyette bulunur. Kalsiyumun fazlası idrar yolu ile ile vücuttan uzaklaştırılır. Kalsiyum taşları hiperkalsiürili ( idrarda aşırı kalsiyum bulunması) kişilerde oluşmaktadır.

Kalsiyum taşı oluşan hastaların % 40 ında sebebi bilinmeyen ailevi geçişli kalsiyum metabolizması bozukluğu vardır.Ender olarak da kalsiyum metabolizmasını harekete geçiren parotiroid hormonunu aşırı miktarlarda üreten paratiroid bezi tümörü sebep olmaktadır. Furasemid gibi diüretikler, kalsiyum bazlı antasitler ve steroidler de hiperkalsiüri ye neden olabilmektedir. Aynı zamanda bazı barsak hastalıkları, A ve D vitamininin çok yüksek miktarlarda alınması, et, tavuk, balık gibi yiyeceklerin aşırı alınması da sebep olabilmektedir.

Diyette B vitamininin çok az veya C vitamininin çok fazla olması ile kalsiyum oksalat taşlarının oluşumu arasında bir ilişki kurulmaktadır.

*Ürik Asit Taşları:

Ürik asit vücutta protein yıkımı sonucu normal olarak oluşur ve idrarla atılır. Ancak bazı kişilerde özellikle erkeklerde ürik asit böbreklerde ve eklem yerlerinde birikebilir. Eklemlerde ürik asit birikmesi ailevi geçişli olan gut hastalığında görülür. Böbreklerde birikmesi ile de ürik asit taşları oluşur.

Böbrek taşlarının % 5-23 ü ( özellikle çoğunlukla erkeklerde olmak üzere) ürik asit taşlarıdır. Ürik asit taşlarında genetik faktörlerin de rol oynadığı öne sürülmektedir. Yüksek proteinli ( özellikle et ürünleri fazla ) diyet alanlarda ürik asit taşı oluşma olasılığı artmaktadır.

*Enfeksiyon taşları:

Tüm taşların yaklaşık % 20 sini oluştururlar. İdrardaki ürenin bakteriler tarafından bozulması ile asidikleşen idrarda oluşan amonyak ve magnezyumun kristalleşmesi enfeksiyon taşlarına neden olmaktadır. Üriner sistem enfeksiyonu geçirmeye daha yatkın olan kadınlarda erkeklere oranla daha sık rastlanmaktadır.

*Sistin Taşları:

Sistin sinir kas ve bazı dokuların yapı taşlarından olan aminoasitlerden biridir. Ender görülen ailevi bir hastalık olan sistinüri de böbrekler de sistin taşları oluşur. Tüm taşların % 1-2 sini oluşturmaktadır.

Belirtiler:

Böbrek taşları zaman içinde yavaş yavaş oluşurlar. Zaman zaman küçük belirtiler verebilirler. Ancak belli bir boyut ve pozisyona ulaştığında ani olarak belirtiler ortaya çıkar.

Henüz yeterince büyük olmayan ve böbrek fonksiyonlarına zarar vermemiş “sessiz” olan taşlar rutin röntgen

incelemesi esnasında ortaya çıkabilir.Bazen bu sessiz taşlar böbrek fonksiyonunu bozana kadar farkedilemeyebilir ve böbrekte kalıcı hasarlar oluşabilir. Bazen sırt ağrısı, kas ağrısı sanılabilen küçük belirtiler verirler. Bu tür hastalarda sık sık idrar yolları enfeksiyonu gelişir. Ancak en klasik belirtisi taşın bulunduğu bölgede yaptığı irritasyona veya tıkanıklığa bağlı olarak oluşan ve renal kolik adını alan şiddetli ağrılardır.

Renal kolikte ağrı aniden, genellikle gece veya sabaha karşı gelir. Akut apandisit veya barsak kökenli ağrılarla karışabilir. Ağrı belde, iki yanda veya mide bölgesi ve kasıkta başlayabilir.Erkeklerde testislere veya penise yayılabilir. Ağrı ,ile birlikte mide bulantısı, kusma, titreme, ateş görülebilir. Hasta huzursuzdur. Bir oturur, bir kalkar, şiddetli idrar yapma isteği ve idrar yaparken yanma oluşur.

Böbrek taşlarında görülen bir diğer klasik belirti ise hematüri olarak adlandırılan idrara kan hücrelerinin karışmasıdır.Bu kan hasta tarafından çıplak gözle görülebileceği gibi ancak mikroskopla görülebilecek tarzda az da olabilir. İdrar genellikle koyu renkli, bulanıktır ve bazen kokulu olabilir.

Tanı:

Genellikle şikayetlerinizi dinleyen doktor idrar da kan hücrelerinin de görülmesi ile tanı koyabilir. Şikayetlerin taş nedenli olduğunu doğrulamak üzere röntgen tetkiki veya ultrasound tetkiki isteyecektir.Böylece taşın boyutu, şekli ve yeri konusunda bilgi sahibi olacaktır. Kan ve idrar tahlilleri ile de taşın kimyasal yapısı, idrarda kan olup olmadığı ve enfeksiyon bulunup bulunmadığı hakkında bilgi sahibi olacaktır.

Yapılacak röntgen tetkiki direk karın filmi veya İVP adı verilen ve damardan bir ilaç verilerek gerçekleştirilen özel bir röntgen olabilir. Tüm taşlar röntgen filmi ile görülemez. Bu gibi taşların görülmesinde ultrasound yararlı olacaktır. Ancak ultrasound da da çok şişman hastalarda ve 3 mm nin altındaki taşlarda başarılı sonuçlar alınamayabilir.

Röntgen filminde diğer kemik yapıları ile karışan taşlarda kompüterize tomografi istenebilir.

Korunma:

Bol su için: Daha önce taş düşürmüş kişilere tekrar taş oluşumunun engellenmesi için bol su içmesi önerilir. Özellikle sıcak yaz günlerinde içilen su miktarının arttırılması gerekir. İdrarda kristalizasyonun engellenebilmesi ve taş oluşumunun engellenebilmesi için en azından 8 bardak su içilmesi gerekir. Hastalar çıkardıkları idrarın renginden aldıkları sıvının yeterli olup olmadığını anlayabilirler. idrarın renginin açık olması suyun yeterli olduğunu, koyu olması ise yetersiz olduğunu gösterir. Ayrıca bol su içilmesi idrar yolları enfeksiyonlarını da önleyici bir rol oynar.

Diyetinizde kalsiyum ve oksalat miktarlarını kısıtlayın: Daha önce taş düşürmüş bir kişinin idrar testlerinde kalsiyum oranı yüksek çıkıyorsa diyetindeki kalsiyum ve oksalatı kısıtlamalıdır. Kalsiyum içeren antasitleri kullanmamalı, kalsiyum içeren süt ve süt ürünlerini kısıtlamalıdır. Son zamanlarda bu konu tartışmalı hale gelmiştir. Ayrıca çay, kahve, çikolata, fıstık, ıspanak, pancar gibi oksalat içeriği yüksek gıdaları da kısıtlamakta fayda vardır.

Ancak diyetteki kalsiyumun azaltılması her hastada yararlı olmayabilir. İdrarında oksalat miktarı artmış kişilere kalsiyum tavsiye edilebilmektedir. Her hasta da koşulların değişik olacağı göz önüne alınmalı, diyet doktorunuz veya diyetisyen tarafından ayarlanmalıdır.

Et ve et ürünlerini azaltın: Bu sadece taş oluşmasını engellemekle kalmaz genel sağlığınız açısından da olumlu etki yapar. Hayvansal proteinlerin azaltılması vücuda kalsiyum girişini ve ürik asit atılımını azaltacaktır.

Tuz tüketimini azaltın: Tuz idrara çıkan kalsiyumu arttırır. Ayrıca hipertansiyon riskini de azaltmış olursunuz.

Boyun ağrısına karşı omurgaya elle yapılan masajın, fizik tedavisinden daha etkili olduğu belirlendi. Hollandalı bilim adamları tarafından 183 hasta üzerinde araştırmada, 18-70 yaşları arasındaki hastaların 60´ına elle masaj, 59´una egzersiz ağırlıklı fizik tedavisi, 64´üne de ilaç tedavisi yapıldı.Rahatsızlıklarıyla ilgili olarak bilgilendirilen ve kendilerine tavsiyelerde bulunulan hastaların 26 hafta süren tedavisinden sonra, masaj yapılan hastaların diğerlerine göre daha çabuk iyileştiği ve rahatsızlığın önemli ölçüde giderildiği gözlendi.

Araştırmayla ilgili rapor, British Medical Journal adlı dergide yayımlandı

“Tik” istemsiz, belirli bir tarzda,hızlı ve tekrarlayıcı hareket ya da ses çıkarma durumudur. Süresi genellikle 1 saniyeyi geçmemektedir. Bu duruma direnç gösterilemez gibi hissedilir. Tik davranışının vücutta görülen yeri ( kaş, göz, omuzda oluşması gibi) , sıklığı ve zorlayıcılığı, çeşitli zamanlarda değişebildiği gibi, topluluk içinde olma ya da tek başına bulunmaya göre değişebilmektedir.Tikler tek bir bölgede veya birden fazla bölgede ya da organda hissedilebilir. Tik davranışının yapılması ile birlikte geçici bir rahatlama elde edilir.

Tik davranışlarını arttıran etmenler:

Yoğun stres durumları, kaygı düzeyinin arttığı haller, bitkin düşmek, can sıkıntısı hissetmek, kişi için önemli bir olaya katılmak , başkaları önünde aktif bir eylemde bulunmak( söz almak, bir toplantıya katılmak gibi) durumlarında artış gösterebilmektedir. Alkol alımı, kişiyi keyifle oyalayabilen bir aktivite ( kitap okumak, tv. seyretmek gibi) dinlenme esnasında azalabilmektedir.

Tik bozukluğuna yol açabilen diğer durumlar:

Tik bozukluğuna neden olan kalıtsal hastalıklar arasında Tourette sendromu, Huntington hastalığı, torsiyon distonisi, ve nöroakantozis sayılabilir. Ayrıca ensefalit, Sydenham koresi, ilerleyici bir hastalık olan Creutzfeldt-Jacob sendromu da tik sebepleri arasındadır.

Epilepsi (sara) hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçlar, L-dopa, bazı stimulan ilaçlar da bu tür bir duruma yol açabilirler. Karbon monoksit zehirlenmeleri, kafa travmaları, bazı kromozom bozuklukları, zeka geriliği de tik davranışlarını oluşturabilir.

Tik bozukluğunun başlangıç ve ilerleyen dönem özellikleri:

Yapılan araştırmalara göre, toplumda bin kişide 2-6 arasında görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre 3 kat daha fazla görülmektedir. Genellikle 7 yaş civarında başlamaktadır. İlk oluşan tik genellikle göz kırpmadır. Onu izleyerek kol ve bacakta yerleşik tikler ,daha nadiren de sese dayalı tikler başlangıç tikleri olmaktadır. Küfür etme şeklindeki tikler (koprolali) de daha nadir başlangıç yakınmasıdır. Başlangıçta % 2-3 oranında görülen koprolali ilerleyen dönemlerde % 2-30?lara dek çıkabilmektedir.

Tik bozukluğu kişilerin yaklaşık % 40 kadarında ergenliğin başlangıç evrelerinde tamamen düzelmektedir. % 30 kadar hastada bir miktar düzelme ile hafiflemiş olarak devam eder. Geri kalan % 30 kadar hasta erişkinlik hayatında da tik bozukluğu belirtilerini göstermektedir.

Tik bozukluğu obsesif kompulsif bozukluk ile sıklıkla bir arada görülebilmektedir. Sıklıkla kontrol etmeye,saymaya ve düzenleme ve benzerleştirmeye yönelik davranışlar şeklindedir.

Hastalığa sebep olan geni saptama çalışmaları sürmektedir. Bu rahatsızlığı olan kişilerin bazı beyin bölgelerinde metabolizma hızı artmış, bazı bölgelerde ise azalmış bulunmuştur.

Tedavi:

İlaç tedavileri yanında terapi ile başarı sağlanmaktadır.

Sıklıkla ayak başparmaklarında meydana gelen tırnak batmaları ağrı ve rahatsızlığa neden olan ve günlük aktiviteleri kısıtlayan bir sağlık sorunudur. En sık olarak adölesan ve genç erişkinlerde görülen tırnak batmaları diğer yaşlarda da yaygın olarak ortaya çıkabilmektedir.
Tırnak batmaları şiddeti açısından üç dereceye ayrılabilir: 1. derece; eritem, hafif ödem ve yan tırnak derisinde ağrı. 2. derece; şiddeti birinci dereceye göre daha fazla olan bir ağrı, tırnak kenarından sıvı gelmesi ve bakteriyel paranişya belirtileri. 3. derece; tırnak yan duvarında hipertrofik granülasyon dokusu oluşumu.

Birinci derece tırnak batmaları genelde koruyucu önlemlerle tedavi edilebilirken ikinci ve üçüncü derece tırnak batmalarında tıbbi müdahale gerekebiliyor.

İşte bu aşamaların tedavisinde bambaşka bir yaklaşım ileri sürüldü. Canadian Family Physician dergisinin Şubat 2005 sayısında yayınlanan bir makalede tırnak batmasına neredeyse %100 çözüm olduğu ileri sürülen bir tedavi yöntemi yayınlandı. Araştırmada, batan tırnağın ebatlarını küçültmeyi hedefleyen bu yöntemin 50 nin üzerinde hastaya uygulandığı ve başarıya ulaştığı belirtildi. Yöntemin en önemli avantajlarından birisi de ağrının çok az olması, 3 gün içinde normal ayakkabı giyebilme ve günlük faaliyetlere dönebilme.

Tırnak batması, bir ayak parmağı tırnağının keskin ucunun ayak parmağı etinin içine doğru büyümesidir, sıklıkla ayak başparmağında meydana gelir. Bu durum, normalden fazla kıvrık olan ayak tırnaklarından, iyi uymayan ayakkabılardan veya hatalı kesilmiş olan ayak tırnaklarından meydana gelebilir. Tırnağın etrafındaki doku mikrop kapabilir.Belirtiler : Bir ayak parmağı tırnağının etrafında ağrı, şişme ve kızarıklık.

Tedavi

Eğer tırnağın çevresindeki doku enfekte olmuşsa, doktorunuz bir antibiyotik verecektir ve aynı zamanda parmağın içine doğru uzamış olan tırnak bölümünün kenarlarından alarak kısaltacaktır (Muayenehanede yapılan kolay bir işlem). Ilık kompres, bir antibiyotik ve istirahat de tavsiye edilebilir.

Koruma

Kronik olarak ayak parmağı tırnaklarının batmasını önlemek için, tırnaklarınızı çok fazla kısa kesmeyiniz; aynı zamanda ayak parmaklarınızın şekline uygun olarak kavisli kesmek yerine düz olarak kesiniz. Ayağınıza tam olarak uyan çorap ve ayakkabılar giyiniz ve ayaklarınız ve ayak parmaklarınız üzerinde aşırı basıncı önleyiniz.

Hepsine katılmak mümkün değil, ancak büyük oranda gerçeklik payı olduğu da inkar edilemez. Bir kısmını öz eleştiri olarak da kabul edebiliriz !01-Kardan adama tekme atma veya bozmaya calisma hastaligi,

02-Yeni atilmis bir betona basma ve isim yazma hastaligi,

03-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, biyik ve gözlük yapma hastaligi,

04-En iyi arabayi ben kullaniyorum zannetme hastaligi,

05-Kar topunun içine buz koyma hastaligi,

06-Cep telefonu kullaniminin yasak oldugu ortamlarda illede görüsme yapma hastaligi,

07-Belediyenin duraklara koydugu saatlerin yelkovan ve akrebini sökme hastaligi,

08-Kumsalda Deve güresi yapma hastaligi,

09-Sahin marka arabayi, Dogan görünümlü yapma hastaligi,

10-Agaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim bas harfi kazima hastaligi,

11-Derslerini çalisip sinifini geçenleri inek sanma hastaligi,

12-Meslegimizdeki ünvanimizi Ingilizce olarak söyleme hastaligi,

13-Tiki olan insanlarin tikleri ile ugrasma hastaligi,

14-Iskambil kagitlarindan kule yapan birinin kulesini bozmaya çalisma hastaligi,

15-Cep telefonu ile bagira bagira konusma hastaligi,

16-Reklam için duvarlara veya panolara yapistirilan afisleri yirtma hastaligi,

17-Tuvalet duvarlarini defter sanma hastaligi,

18-Otobüs duraklarina “Atesli sevisirim beni ara” yazma hastaligi,

19-Trafikte bizi geçen bir araçi mutlaka yakalayip onu geçmeyi ilke sayma hastaligi,

20-Sinyal verir vermez serit degistirip, kazaya sebebiyet verdigimizde sinyal verdik görmüyonmu deme hastaligi,

21-Ara yollardan ana yola çikacak araca yol vermeme hastaligi,

22-Ünlü birini gördügümüzde ona el sallama hastaligi,

23-Ünlü birini gördügümüzde onunla fotoraf çektirip çok samimiyiz havasi verme hastaligi,

24-Yasamadigimiz bir seyi yasamis gibi anlatip ona kendimizi inandirma hastaligi,

25-Otobüs duraga yanastiginda illede ön kapidan inmeye çalisma hastaligi,

26-Otobüs koltuklarini yirtma ve üzerlerine acayip acayip yazilar yazma hastaligi,

27-Minibüs soföriyseniz begenmeseniz bile mutlaka kral fm dinleme hastaligi,

28-Trafikte kirmizi isikta dururken, yesil isik yanar yanmaz kornaya basma hastaligi,

29-Trafikte kirmizi isikta dururken burun karistirma hastaligi,

30-Kimsenin herhangi bir konu hakkinda bilgisi olmadigini anladigimiz anda o konu hakkinda atip tutma hastaligi,

31-Elektrik,su,dogalgaz,vergi,trafik cezasi vb.. faturalari son gününde ödeme hastaligi,

32-Kar yagdiginda eve bolca ekmek alma hastaligi,

33-Grup halinde bir meydana konan güvercinlerin üzerine kosup onlari kaçirmaya çalisma hastaligi,

34-Evli olanlarin bekarlara sakin ha evlenme demesi hastaligi,

35-Ayni filme giden insanlarin filmden çiktiktan sonra filmi birbirlerine anlatmalari hastaligi,

36-18 yasina geldigi gün bara gitme hastaligi,

37-Eline silah geçen birinin hemen o silahla saka yapma ihtiyaci duymasi hastaligi,

38-Arabayla yolda giderken tanidik birini görünce arabayi sakadan onun üzerine dogru sürme hastaligi,

39-Takim elbise giyince elini cebe sokma hastaligi,

40-Tuttugu takim galip gelince havaya silah sikma hastaligi,

41-Meslek arkadaslarina mesleki sakalar yapma hastaligi

Zamanının çoğunu hiç hareket etmeden bilgisayar başında geçiren pek çok kişi, akciğer embolisi, yani akciğer damarlarının pıhtı ile tıkanması tehlikesi ile karşı karşıya.

Şişmanlar, gebeler, doğum kontrol hapı kullananlar, sigara tiryakileri, varisleri olanlar, kalp hastaları ve yakın zaman önce ameliyat geçirmiş kişilerde pıhtı oluşma riski ise çok daha yüksek. Akciğer embolisinin, akciğer damarlarının bir kan pıhtısı ile tıkanmasına bağlı olarak gelişen bir tablo olduğunu açıklayan uzmanlar, pıhtının kaynağının çoğu zaman bacakların derin toplardamarları olduğunu belirtiyor.

Bacak toplardamarlarında pıhtı oluşumuna ise üç önemli faktör neden oluyor; kanın damarlarda birikmesi, damar duvarının zedelenmesi ve kanın koyulaşması. Uzmanların verdikleri bilgiye göre, uzun süre hareket etmeden oturmak, kan akımının yavaşlamasına ve kanın bacak toplardamarlarında birikmesine neden oluyor. Hem uzun süre oturmak hem de bacakları sarkıtmak, toplardamarlardaki kan akımının yavaşlaşlamasına ve pıhtı oluşumuna zemin hazırlıyor. Bacak damarlarında oluşan pıhtılar buradan koparak akciğer damarlarını tıkıyor ve akciğer embolisi adı verilen hastalığa neden oluyor. Bu duruma kolaylaştırıcı risk faktörleri de eklendiğinde, pıhtı oluşumu kaçınılmaz oluyor. Uzmanlar; şişmanlar, gebeler, doğum kontrol hapı kullananlar, sigara tiryakileri, varisleri olanlar, kalp hastaları ve yakın zaman önce ameliyat geçirmiş kişilerde pıhtı oluşma riskinin çok daha yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Akciğer embolisinin belirtilerinin, tıkanan akciğer damarının büyüklüğüne göre farklılık gösterdiğine işaret eden uzmanlar, pıhtı çok büyük ise kişinin aniden fenalaşıp daha ne olduğu anlaşılamadan ölebileceğini bildiriyor.

Daha küçük pıhtılar ise ani başlayan nefes darlığı, göğüs ağrısı, öksürük, öksürükle kan tükürülmesi, çarpıntı, ateş, sıkıntı hissi gibi değişik belirtilere neden oluyor. Akciğer embolisinin kesin tanısı için; akciğer röntgeni, sintigrafi, spiral tomografisi, kanda D- dimer yüksekliği, bacak toplardamar ultrasonografisi gibi tanı yöntemlerinden yararlanılıyor. Uzmanlar, zamanlarının çoğunu bilgisayar başında geçirenlerin şu önerileri dikkate almaları durumunda bu ciddi tehlikeyi azaltabileceklerini bildiriyor: “Bilgisayar karşısında uzun süre hareket etmeden oturmayın, arada kalkıp dolaşın. Kan dolaşımını arttırmak için, bacak kaslarına zaman zaman masaj yapın veya bacaklarınızı 5-10 saniye süre ile gerip gevşetin.

Oturduğunuz zaman bacaklarınızı sarkıtmayın, yükseğe koyun. Çok sıkı çoraplar giymeyin ve jartiyer kullanmayın. Düzenli olarak yürüyüş ve egzersiz yapın. Bol sıvı alın. Sigara, alkol ve kafeinli içeceklerden uzak durun”.

Adipozite, şişmanlık enerji bilançosunun bozukluğundan olabildiği gibi artmış yeme gereksinimi ile fazla kalori alınması sonucu da meydana gelebilir. Bu bozukluk büyük bir olasılıkla, acıkma-doyma mekanizmasının uyarılmasına bağlıdır ki, bunda psikovegetativ etkiler de rol oynayabilmektedirler.Merkezi hipotalamustan yönetilen acıkma ve doyma duyusu, besin alımının düzenlenmesi yani bedenin enerji harcaması ile kalori alımının birbirine uyması konusunda önemli sinyaller verir. Şişmanlarda bu sinyal fonksiyonunda bir bozukluk vardır. Acıkma ve doymanın düzenlenmesi duruma uygun biçimde yönetilemez ve kişi fizyolojik açlığı ile doymasını yeterince algılayamaz. Açlık ve tokluk duygusunun yoğunluğu daha çok gerçeğe uymayan duygusal durumlarla karartaştırılır.

Şişmanlardaki patolojik derecede artmış olan yeme davranışı bir yandan açlık duygusunun artmış olması, öte yandan da tokluk duygusunun azalmış olmasına, yani sonuçta her iki duygunun algı niteliğinin bir arada bozulmasına bağlıdır.

Patolojik yeme davranışına bağlı olarak. artmış kalori alımı, şişmanların çoğunda onları hoş olmayan duygulardan (narsistik zedelenmelerden, depresyondan) korumaya yarar ve obje yitimi durumlarında daha da sivri bir davranış gösterir.

Bu patolojik ruhsal durumlar genellikle çok yoğun cinsel gelişim öncesi gelişim bozuklukları temeline dayanır. Yemek yeme ile kişi için hoş olmayan duyguların hafifletilmesi sağlanır Böylece kişi geçici de olsa kendini ruhsal açıdan biraz dengelenmiş hisseder.

Bazı hallerde ise yeme sırasında aşırı neşe, öfori durumuna rastlanır. Sonuç olarak, şişmanlarda psikolojik savunma nedenlerinin fizyolojik bir eyleme dönüştürülerek yararsız biçimde kullanılmaları söz konusudur.

BELİRTİLERİ

- Kişide kilo alma korkusu, yeme gereksinimini kontrol edememesine neden olur.

- Ruhsal travmalarda, çalkalanmalarda kriz halinde yeme davranışı gözlenir.

- Aşırı yemek yemenin rahatsız edici etkisiyle kusma amaçlı ilaç kullanımı görülür.

- Sosyo-ekonomik kültür düzeyi yüksek bireylerde görülme sıklığı daha fazladır.

- Cinsel güçlerinde bir azalma gözlenir.

- Kilo verme amaçlı yapılan diyet ve egzersizlere rağmen zayıflama gözlenmez.

- Normal beden ağırlığının çok üstünde bir ağırlığa sahiptirler.

Boyun ağrıları bel ağrıları kadar sık görülmemekle birlikte, her yaş grubunda karşılaşılabilen, yaşam kalitesini düşürüp iş gücü kaybına neden olabilen önemli bir sorun.
Yanlış duruş, psikolojik stres, soğuğa maruz kalmak, yorgunluk gibi etkenler boyun bölgesinde ağrı nedenidir. Uzun süreli bilgisayar - daktilo kullananlar, sürekli tek noktaya odaklaştıkları için boyun kaslarının yeterince hareket etmemesi sonucu ağrı çekerler.

Boyun ağrısı nedenleri 3 temel grupta incelenebilir:

Kas iskelet sistemi kaynaklı mekanik nedenler

Boyun dışı bölgelerin hastalıklarının neden olduğu ağrının boyun bölgesinde hissedilmesi (yansıyan ağrı)

Boyun bölgesini tutan yangısal, enfeksiyöz ve tümöral hastalıklar.

Akut boyun ağrısının en sık nedenleri:

Boyun fıtığına bağlı ağrı atakları

Miyofasiyal ağrı sendromu

Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması (Servikal strain)

Kronik boyun ağrısnın en sık nedenleri:

Boyun kireçlenmesi

Sık görülen bazı iltihaplı romatizmal ağrılar (Ankilozan Spondilit, Romatoid artrit)

Fibromiyalji

Özellikle stres boyun kaslarında kasılmaya neden olur ve boyun ağrısı ve gerilim baş ağrısı ortaya çıkar. Bu şekilde ortaya çıkan ağrılarda kas gevşeticilerin yanı sıra bölgeye yapılan enjeksiyonlar, gevşeme egzersizleri, fizik tedavi yapılması ve antidepresan ilaç verilmesi yoluna gidilir.

BOYUN FITIĞI

Belde olduğu gibi boyunda da fıtık olabilir. Omurları birbirinden ayıran diskler yarı eklem sayılırlar. Disk ortasında jel kıvamında bir madde ve bunun çevreleyen yastıkçıklardan oluşur. Bu yastıkçıklardan daha dışta olanlar içtekilerine göre serttirler. Yaşın ilerlemesi ve travmaya maruz kalma durumlarında bu yastıkçıklar yıpranmaya başlar. Dıştaki tabaka giderek incelir, ani yapılan ters bir hareket sonrasında yırtılır. İçteki jel kıvamındaki madde bu yırtıklardan dışarı doğru kayarak, omurilikten çıkıp kolumuza giderek o bölgelere hareket emri veren veya o bölgelerin duyusunu algılamanızı sağlayan sinirinize baskı yapar. Böylece boyun-kol ağrısı ve o kolumuzda uyuşma, karıncalanma, bazen de güçsüzlük hissederiz.Böyle durumlarda ilaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi, yetmediği durumda ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne (epidural steroid enjeksiyonu) veya kateter (epidural lizis) adı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi, bu da olmadığı taktirde cerrahi girişim gerekebilir. Hasta düzenli olarak boyun egzersizlerini yaparak ve boyun koruma prensiplerine uyarak ağrının sık tekrarlamasını önleyebilir.

BOYUN KİREÇLENMESİ

Servikal omurgayı meydana getiren yapıların(kemik, bağ, kas) yozlaşması sonucu ortaya çıkan ve buna bağlı sinir ve damarsal bozuklukları da içeren klinik bir tablodur. Nedenlerinin yaşlanma, mikro travmalar, makrotravmalar, duruş bozuklukları ve genetik faktörler olduğu düşünülmektedir. Boyun ağrısı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, kolda güçsüzlük - hissizlik- yanma- batma, ellerde zayıflık- beceri azalması- uyuşma- karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi ve bulanık görme gibi yakınmalara neden olabilir.

Boyun kireçlenmesine bağlı ağrının tedavisinde kullanılan yöntemler:

İstirahat

Boyun korsesi

İlaç tedavisi

Fizik tedavi

Egzersiz

Enjeksiyon yöntemleri

Eğitim

FİBROMİYALJİ

Fibromiyalji; süregen ağrı, tutukluk, yorgunluk ve vücudun bazı noktalarında derin hassasiyet ile tanımlanan bir hastalık grubudur. Sıklıkla 30- 60 yaşları arasında ve kadınlarda görülür. Ağrı, yaygın olmakla birlikte sıklıkla boyun ve bel bölgesinin derin dokularında hissedilir. Omuz, dirsek, diz ve ellerde de ağrı olabilir. Baş ağrısı sıklıkla eşlik edebilir. Hasta, el ve ayaklarının şiş olduğundan yakınabilir. Ancak şişlik sıklıkla saptanamaz. Sabahları dinlenmeden uyandığını ifade eden hasta sayısı oldukça fazladır.

Yakınmalar soğuk ve/ veya nemli hava, yorgunluk, psikolojik gerginlik ve hareketsizlikle artarken sıcak ve kuru havada, masaj ve aktivite ile azalır.

Fibromiyalji genellikle kendisinden ve çevresinden beklentileri fazla olan kişilerde görülür.

Fibromiyalji hastalığında tedavi oldukça güç ve yavaştır. Hastalık genellikle yıllar boyu devam eder. Çeşitli tedavi programları ile geçici bir rahatlama sağlanabilir. Ancak yakınmaların tamamen kaybolması nadirdir. Tedavide 1. basamak hastaya hastalık hakkında bilgi vermektir. 2. basamağı ise ağrıyı geçirme ve fonksiyonu artırmaya yönelik tedavi girişimleri (ilaç tedavisi, fizik tedavi ve egzersiz) oluşturur.

SERVİKAL STRAİN

(Boyun bölgesindeki yumuşak dokuların zorlanması):

Travma ve duruş bozukluğu sonucu gelişen, boyunda tutukluk ve lokal ağrı ile karakterize bir tablodur. Masa başında çalışanlarda olduğu gibi boynu uzun süre aynı pozisyonda tutmak, yatarak televizyon seyretmek, uygun olmayan yastık ve yatakta yatmak gibi nedenler boyunda zorlanmaya yol açabilirler. Kaslarda kasılma gelişeceğinden boyundaki normal olan eğrilik azalır, boyun hareketleri ağrılı ve kısıtlı olur. Boyna yönelik radyolojik tetkiklerin sonucu genellikle normaldir.Tedavi; ilaç, fizik tedavi ve egzersiz yöntemleri ile mümkündür

Beyin kanamalarının nedenleri arasında en sık rastlanılanı hipertansiyona bağlı beyin içi arter kanamasıdır (intraserebral kanama = serebral arter kanaması).Beyne ait damarsal hastalıklar arasında en kötü tabloya yol açan durum serebral arter kanamasıdır. Tipik özellikleri; yaşlı, şişman, erkek ve hipertansiyonu olan bir hastada ani baş ağrısı, bulantı, kusma ve hızlı gelişen tek taraflı felç ile birlikte şuur kaybı meydana gelir. Daha sonra kanamanın yeri, şiddeti, beyinde meydana gelen diğer değişiklikler ve hastanın diğer genel hastalıklarına bağlı olarak ya hasta kaybedilir, ya gittikçe kötüleşen koma gelişir ya da sekel bırakabilecek yavaş bir iyileşme görülür.

Kanamaların şiddeti çok değişkendir, çok az miktarda olabileceği gibi, beynin dış tabakasında yarık şeklinde kanamalar da meydana gelebilir.

Kanamaların yerine göre gözde kanama tarafında kayna, baş ağrısı, görme alanı bozuklukları meydana gelebilir (bazı noktaları göremez). Göz hareketleri kanamanın yerine göre değişkenlik gösterir (aşağı kayma, yatay bakış gibi).

Tedavide öncelikle koma gelişmişse, ona yönelik tedavi gerekir; tansiyon düşürülmelidir. Beyin ödemi gelişimine yönelik tedavi düzenlenir. Koma gelişmeden cerrahi olarak tedavi edilebilen hastaların yaşama şansları diğerlerine göre daha yüksektir. Ancak genel durumu iyi olmayan ve yaşı ilerlemiş olan hastalarda cerrahi girişim de risklidir.

İnsan için bilinen en zehirli madde olan botulinum toksininin, kilogram başına 0.001 mikrogram (0.000000001 gram) uygulanması öldürücü olabilmektedir. Botulinum toksini, en çok bilinen zehirlerden olan VX maddesinden 15.000 kez ve sarin gazından 100.000 kez daha güçlü bir zehirdir. Bu niteliklerinden dolayı boltulinum toksini biyolojik silahlar arasında en gözde olanlardan birisidir. Saldırı sonrasında 24-72 saatte ölüm meydana gelebilir. Ölüm gelişmeyen durumlarda hastalık, aylarca sürebilir.
Botulinum toksinleri (zehirleri), spor oluşturan Clostridium botulinum ve diğer iki Clostridium türleri tarafından üretilen ve sinirler üzerine etki gösteren bir grup toksine verilen isimdir. Bu toksinler (A-G tipleri) bilinen en güçlü sinir toksinleridir, ancak ilginç olarak felçle ilgili olabilecek bazı durumlarda (şaşılık, gözyaşı yokluğu, tetanus, boyun kası felci gibi) ve kozmetik amaçla kırışıklıkların giderilmesinde kullanılmaktadır. Bakteriye ait sporlar havasız ortamlarda da toksin üretebilmektedirler. Endüstriyel amaçla kurulan tesislerde çok fazla miktarlarda toksin kolaylıkla üretilebilir. Biyolojik bir saldırı olmaksızın doğal yolarda meydana gelen botulinum zehirlenmesinin (botulizm) üç tipi bulunmaktadır: yiyecek kaynaklı, yenidoğan ve yara botulizmi. Botulinum; aerosol şeklinde hava yoluyla, yiyeceklerle veya sulara katılarak saldırı amaçlı kullanılabilir. Toksin solunduğunda, yiyeceklerle meydana gelen botulizme benzer şikayetler meydana gelir ancak felç benzeri belirtilerin gelişmesi daha geç olabilir, ve solunan toksinin miktarına bağlı olarak değişik belirtiler de gözlenebilir.

Belirti ve Bulgular :

Genellikle kranial sinirlerde kısmi felçlerle başlar (ptozis, bulanık görme, çift görme, ağız kuruluğu, yutma güçlüğü, konuşma güçlüğü gibi). Daha sonra gelişen simetrik ve yukarıdan aşağı gelişen gevşek felçler ve genel güçsüzlük hali, solunum yetmezliğine ilerler. Belirti ve bulgular, toksinin solunmasından 12-36 saat sonra başlar, ancak solunan miktar çok az miktarda ise şikayetlerin başlaması 3-5 gün sürebilir.

Tanı :

Tanı esas olarak şikayetlerin incelenmesi ve muayene ile konur. Bir bölgede birden fazla kişide aynı anda gevşek felçler gözleniyorsa biyolojik saldırıdan şüphelenilmelidir. Kişilerin serumlarında yapılacak laboratuvar analizi ile (mouse nötrolizasyon) tanı doğrulanabilir. Tanıda kullanılabilecek diğer laboratuvar testleri: çevresel materyallerde ELISA veya ECL testi, çevresel örneklerde bakteriyel DNA varlığını araştırmak için PCR testi veya sinir iletimi kontrolü için EMG testi.

Tedavi :

Erken dönemde hastaya trivalan antitoksin veya heptavalan antitoksin verilmesi, solunum yetmezliği gelişmesini önleyebilir veya hafifletebilir ve iyileşmeyi hızlandırabilir. Solunum yetmezliği gelişenlerde entübasyon ve solunum desteği gerekir. Bazı vakalarda trakeostomi gerekebilir.

Korunma :

Botulinum toksinine maruz kalma riski yüksek olan kişiler için pentavalan toksoid aşı (tip A, B, C, D ve E) mevcuttur. Yapılan 3 doz aşının koruyuculuğu maymunlarda %100 dür. İnsandan insana geçiş söz konusu değildir.

İzolasyon ve Dekontaminasyon :

Sağlık personeli için standart yöntemler uygulanır. Toksin ciltte aktif değildir ve hastaların solunum yolu ile dışarı attıkları toksin zararlı değildir. Sabun ve su ile dekontaminasyon sağlanır. Toksin, havada 12 saatte etkisiz hale gelir. Botulinum toksini, güneş ışığında 1-3 saatte inaktive olur. Ayrıca ısı (80 derecede 30 dakika ve 100 derecede birkaç dakika) ve klorlu su ile (3mg/Litre klor içeren su ile 20 dakikada toksinin %99.7 den fazlası inaktive olur) inaktive edilebilir. Ancak toksin depo sularında ve depolanmış gıdalarda haftalarca etkisini kaybetmeden kalabilir.

Tükenmişlik sendromu, stres altındaki kişinin yorgunluk, hayal kırıklığı ve işi bırakma isteği ile karakterize durumunu tanımlamak için kullanılan bir terimdir. Kişisel kaynakların sona dayandığı, sürekli ümitsizlik ve negativizmin baskın olduğu enerjinin tükenişi durumunu ifade eder. Tükenmişlik hissi yaşamın değişik evrelerinde ortaya çıkabilir.

Fiziksel tükenmişlik belirtileri

Kronik yorgunluk, güçsüzlük, enerji kaybı, baş ağrıları, bulantı, kramplar, bel ağrısı, uyku bozuklukları gibi değişik sorun ve yakınmaları içerir.

Duygusal tükenmişlik bulguları

Duygusal tükenme, çoğunlukla bireyde diğer insanlara yardım ederken, istenen psikolojik ve duygusal taleplerin aşırılığı yüzünden ortaya çıkan bitkinlik durumunu ifade eder. Depresif duygulanım, kendini desteksiz ve güvensiz hissetme, ümitsizlik, evde gerginliğin artışı, kızgınlık, huzursuzluk, mutsuzluk gibi negatif duygulanımlarda artış, nezaket, saygı ve dostluk gibi olumlu duygulanımlarda azalma içermektedir.

Zihinsel tükenmişlik bulguları

Doyumsuzluk, kendine, işine ve genel olarak yaşama karşı olumsuz tutumları kapsar. Tükenmişlik sendromu ilerledikçe işi önemsememe ve işi bırakma, gibi davranışlar görülür.

Duyarsızlaşma

Çalışanların hizmet verdikleri kişilere birer nesne gibi davranması, küçültücü sözler sarfetmesi, umursamaz, alaycı bir tutum sergilemeleridir. Aslında bu davranışların altında bir yabancılaşma duygusu ve savunma mekanizması yatmaktadır.

Kişisel Başarıda Düşme

Zamanla işle ilgili çeşitli olaylarda kendini yetersiz algılama ve işyerinde karşılaşılan kişilerle olan ilişkilerde de başarısızlık duygusu baş gösterir. Harcadığı çabanın boşa gitmesi ve suçluluk duygusu çalışanın iş motivasyonunu düşürerek başarı için gerekli davranışları gerçekleştirmesini engeller.

Tükenmişliğin Başlıca Nedenleri

Sosyal desteğin olmaması/yetersizliği, kişilere ulaşamayacağı hedefler konması, fazla iş yükü, çevresindeki kişilerin motivasyonlarının düşük olması, kişinin karakteriyle yaptığı işin uyuşmaması.

Genç, bekar, çocuksuz bireylerde, evli, yaşlı ve çocuklu bireylere göre; üniversite mezunlarında üniversite mezunu olmayanlara göre, iş deneyimi birkaç yıllık olanlarda bir yıldan az ve beş yıldan uzun süredir çalışanlara göre daha yüksek düzeyde tükenmişliğe rastlanmıştır.

Cinsiyet konusundaki çalışmalar anlamlı bir fark göstermezken, kişilik ve beklentilerle ilgili faktörlerin tükenmişlikle yakından ilgili olabileceği sonuçlarını vermiştir. Dıştan denetim odaklı kişilerde, çalıştıkları kurum, meslekleri ve kişisel yeterlilikleriyle ilgili karşılanması zor beklentilere sahip olan kişilerde daha fazla tükenmişlik olgusuna rastlanmaktadır.

Aile hayatında tükenmişlik

Her iki eşin de çalıştığı ailelerde aile bireyleri arasındaki ilişkinin niteliği ile tükenmişlik arasında korelasyon bulunmuştur. Meslekli rollerle aile rolleri arasında bocalayan ve her iki alan arasında doyurucu bir denge kuramayan kişilerde tükenmişliğe daha sık rastlanmaktadır. Diğer yandan, evlilik ve aile hayatından alınan doyumun yüksek olması ve aile yapısının olumlu olarak algılanması tükenmişlik düzeyini azaltmaktadır.

Sosyal destek

Tükenmişlikle sosyal destek arasındaki ilişki incelendiğinde, sosyal desteğin tükenmişliğe karşı bir tampon görevi gördüğüne işaret etmektedir. Sosyal destek kaynaklarından yararlanmak tükenmişliği azaltan, sosyal destek kaynaklarından yoksun olmak ise tükenmişliği arttıran bir faktör olarak bulunmuştur. Yakın, devamlı, ulaşılabilir bir aile ve dost çevresine sahip olmanın, bireye güven veren ve destekleyen nitelik taşıdığı için tükenmişlik riskini azalttığı görülmektedir.

Yöneticilere Düşen Görevler

* Zor işleri eşit olarak dağıtarak yükün aynı kişiler üzerinde birikmesini engellemek,

* Zor işlerin dönüşümlü olarak yapılmasını sağlamak,

* Gün içerisinde iş harici aktiviteler için zaman ayarlamak (örn.:okumak),

* Yarım gün çalışmayı desteklemek bu yöntemle insan kaynakları ve esneklik artar,

* Çalışanlara yeni programlar oluşturması için olanak tanımak.

Beyzbol parmağı, parmağın uç bölümündeki tendonların zorlama sonucu kemikten ayrılması sonucu oluşur. Çoğu kez, parmağın uç bölümüne, fırlatılmış bir topun çarpmasıyla meydana gelir.Belirtiler

- Parmağın son ekleminde şişme ve ağrı

- Parmağı açamama

Teşhis

Bu yaralanma genellikle bir darbe sonucu oluşur, bu nedenle yaralanan bölgenin röntgeni çekilir. Röntgen filminin normal çıkması kırık olasılığını ortadan kaldırır.

Uygun tedavi yapıldığında, yaralanmış parmak yaklaşık 8 haftada normale dönecektir. Ancak bazen, parmakta bir şekil bozukluğu kalabilir.

Tedavi - Hareketsileştirme

Beyzbol parmağının tedavisi genellikle yaralanan parmağın uç bölümünün tespit edici bir aletle hareketsiz hale getirilmesidir. Tendonun iyileşmesi için, parmağın uç bölümü yaklaşık 6 hafta düz durumda tutulur.

Tespit edici alet çıkarıldıktan sonra, parmak yavaş yavaş normal kullanımına dönmelidir. Bunun için, doktorunuz bazı özel egzersizler önerecektir.

Bu yaralanmaya kırık eşlik ettiğinde, genellikle ameliyat gerekli olur.

İlaç Tedavisi

Aspirin ya da diğer antienflamatuar ilaçlar şikayetlerin azalmasına yardımcı olabilir.

Bordetella pertussis isimli bakterinin neden olduğu boğmaca hastalığında en belirgin belirti, hastalığın kendine özgü öksürük nöbetleridir. 1-3 yaşlarındaki çocukların bu hastalığa daha sık yakalandıkları saptanmıştır. Fakat bebeklerin ve yetişkinlerin de hastalığa yakalanma olasılığı vardır. Bağırma, öksürme ve aksırma sırasında mikroplar havaya verilir ve solunum yoluyla bulaşır. Bulaşma olasılığı, hastalığın nezle halinde başladığı döneme rastlar. Fakat öksürük sürdüğü sürece bulaşıcı niteliğini korur. Mikroplar gırtlakta ve solunum borusunda balgamlı bir iltihap oluşturur.Kuluçka devresi: 1-3 hafta, ortalama 15 gündür.

Belirtileri: Belirtiler üç bölümde incelenebilir:

1. Nezleli ön devre.

2. Kramp halindeki öksürük devresi.

3. İyileşme devresi.

İlk devrede üşütme sonucu oluşan hastalıklardaki belirtileri gösterir ve hafif ateş yapar. 1-2 hafta süre içinde hastalık kendini belli etmez. Bu devre, hastalığın en bulaşıcı olduğu devredir. İlk iki haftada burun akıntısı, konjonktivit ve öksürük gözlenir, ateş görülmez.

Özellikle akşamları nöbetler halinde baş gösteren öksürük devresi ortalama 5 hafta sürer. Öksürük kramplar halindedir ve öksürük nöbetlerinin sonunda kusma görülebilir. Öksürük nöbetleri başlar başlamaz kesin teşhis konur. Nöbetler önce birkaç kez kuvvetli öksürük halinde başlar, bunu derin soluk alma izler. Öksürük sesi ıslığa benzer ve boğucudur. Nöbetlerin sayısı ve şiddeti hastalığın seyrine göre değişik olur. Yirmi dört saat içinde, çoğunluğu geceleri olmak üzere elli öksürük nöbetinin sayıldığı vakalar görülmüştür. Eğer çocuğun alt dişleri çıkmamışsa, dişetlerinin yanında küçük bir ur oluşumu görülebilir. Öksürük nöbetleri arasında hastada bir rahatlama görülür. Hastalık 2-3 haftada tamamen geçer.

Seyri:

Bütün hastalık süresi, yan etkiler görülmediği takdirde 8 haftadır, ama altı ay sürdüğü de görülmüştür. Hafif geçen boğmacalarda öksürük nöbetlerine pek rastlanmaz. Büyüklerde öksürük nöbeti hiç görülmez ve hastalık zararsızdır. Boğmaca hastalığında en sık görülen yan etki zatülcenptir ve bebeklerde ölüm nedeni olabilir. Boğmaca geçtikten sonra yerini bronşit alabilir. Kan dolaşımı sisteminde görülebilecek bozukluklar nedeni ile beyinde arıza bırakabilir ve felç, adale krampları ve kasılmaları, sağırlık, körlük gibi durumlar ortaya çıkabilir.

Tedavi:

Hastanın 3-4 hafta için diğer kişilerden izole edilmesi gerekir. Bir yaşındaki çocuklara antibiyotik tedavisi uygulanır. Antibiyotik tedavisi, ilk 7-15 günlük nezle döneminde verilirse yararlı olur. En sık eritromisin kullanılır. Alternatif antibiyotik olarak ampisilin, kloramfenikol, tetrasiklin de kullanılabilir. Hastalığın ağır seyrettiği durumlarda hastane tedavisi salık verilir. Ateş düşmediği sürece hastanın yatakta dinlenme zorunluluğu vardır. Hasta odası güneşli olmalı ve sık sık havalandırılmalıdır. Oda nemlendirilmelidir. Ateş düştükten sonra hasta bol bol açık havaya çıkartılmalı, ama sağlam çocuklardan uzak tutulmalıdır.

Kuru yiyecekler gıcık yaparak öksürüğe neden olabileceği için genellikle sulu gıdaların verilmesine ve bu gıdaların vitamin yönünden zengin olmasına dikkat etmelidir. Öksürük sonucu kusma olabileceği dikkate alınarak yemeklerin nöbetten on beş dakika sonra verilmesi uygundur.

Korunma:

Çocukları boğmacalı hastalara yaklaştırmamalıdır. Boğmaca aşısının yararları hala tartışma konusudur, ama genellikle uygulanır ve bir dereceye kadar bağışıklık sağlar, hastalığın hafif seyretmesinde yararlı olur

Beyin felci, çocukluk döneminin en yaygın olarak görülen sakatlık nedenlerinden biridir. Doğum öncesinde, sırasında veya sonrasında merkezi sinir sisteminin hareket işlev alanlarının hasar görmesinden kaynaklanır.Beyin felcinin birçok nedeni vardır. Yaygın nedenlerden biri; beyin dokusu içinde yeterli oksijen bulunmamasıdır (anoksi). Yapılan araştırmalar beyin felci olan bebeklerin üçte birinin vücut ağırlığının 2250 gramın altında olduğunu da ortaya çıkarmıştır. Doğum sancısı ve doğum sırasında beynin hasar görmesi, bakteriyel menenjit gibi bir enfeksiyon ve hemoraji (kanama) de diğer nedenleri oluşturur. Ancak genellikle belirgin bir açıklama bulunamamaktadır.

Dört tip beyin felci vardır: Spastik beyin felci, ekstrapiramidal beyin felci, atonik beyin felci ve bu tiplerin karışımından oluşan beyin felci.

Spastik beyin felci en yaygın olan tiptir. Spastik beyin felci bulunan bir bebekte, yeni doğanlara özgü bazı reflekslerde anormal inatçılık görülür. Hiperaktif bir tutma refleksi bebeğin ellerinin iyice sıkılmış bir yumruk biçimini almasına yol açar. Bebek büyüdükçe kol ve bacakları daha spastik ve katı bir hal alır.

Hastalık her iki kolu ve her iki bacağı da tutabilir (spastik kuadrepleji). Bu durum varsa genellikle bir ölçüde zekâ gecikmesi de söz konusu olmaktadır. Yaygın olarak konvülsiyonlar görülür.

Hastalık tüm kol ve bacakları tutuyor, ancak kollar daha hafif bir derecede etkileniyorsa, bu durum dipleji (iki taraflı felç) olarak anılır. Diplejili çocukların ellerini oldukça iyi kullandıkları da görülebilmektedir. Zekâ düzeyleri genellikle normal ya da normale yakındır, fakat resim çizmeyi ve harf yazmayı öğrenmekte bazı güçlüklerle karşılaşabilirler.

Beyin felci bulunan tüm çocukların üçte birinde spastik hemipleji (vücudun yalnızca bir tarafını tutan felç, yarım felç) söz konusudur. Spastik hemiplejili çocuklar genellikle alt-normal gruba giren bir zeka düzeyine sahip olma eğiliminde olmakla birlikte, bu durumdaki bazı çocuklar orta ve hatta ortanın üstü zekî düzeylerine sahip olabilmektedir.

Ekstrapiramidal beyin felci ilk olarak bir bebeğin kaslarının zayıflığı ve esnekliği ile kendini gösterir. Bu beyin felci tipi genellikle, bebek 6 aylık olana kadar teşhis edilememektedir. Erken bir belirti, bebek bir şeye uzanmaya çalışırken, ellerinin anormal bir pozisyon almasıdır.

Kronik beyin felcinin iki biçimi vardır; atonik ve konjenital beyincik ataksisi. Atonik dipleji ileri derecede zekâ gecikmesi ile birlikte görülür. Spastisite gnellikle daha sonra, çocukluk döneminde gelişir. Konjenital beyincik ataksisi beyin felcinin seyrek görülen bir biçimi olup hafif derecede zeka gecikmesi ile birlikte bulunmaktadır.

Beyin felci bulunan bir çocuğun geleceği büyük ölçüde zeka özürlülüğü de bulunup bulunmadığını bağlıdır. Bir çocuk, tekerlekli sandalye kullanmasını gerektiren ciddi hareket sorunlarına sahip olsa bile kendi kendine gözleme yeteneğine sahipse, bir dereceye kadar düzelme sağlanması daha kolay olur. Çocuğun sakatlığına karşı ailenin tavrı, bu bireyin olumlu bir kişilik imajı geliştirip geliştirememesi üzerinde etkili olur.

Omurganın bel kısmı beş adet omur ve diskten oluşur. Burası vücut ağırlığını en fazla taşıyan yerdir. Herhangi bir zorlanmayla ortasında çekirdek ve bunu koruyan kapsülden oluşan disk yırtılır. Çekirdek doku arkaya, kanala doğru fıtıklaşırsa sinirlere baskı yapar ve bel fıtığı oluşur.Bel ağrıları son derece yaygın sağlık sorunlarından biridir. Baş ağrılarından sonra en fazla görülen ağrılar arasında yer alan bel ağrıları insanların yüzde 85’inde yaşamlarının bir döneminde ortaya çıkar. Bel ağrıları bel fıtığının yanı sıra, karın iç organlarındaki rahatsızlıklar, jinekolojik sorunlar, bazı enfeksiyon hastalıkları, romatizmal hastalıklar gibi nedenlerin yanında omurganın bel bölgesindeki bazı sorunlardan da ortaya çıkabilir.

En önemli bel ağrısı nedeni olan bel fıtığını tanımlamak için öncelikle omurganın yapısının ve görevlerinin bilinmesi gerekmektedir. Baştan kalçaya kadar uzanan omurganın, omur denen kemikler ve bunları birbirine bağlayan disklerden oluşmaktadır.

Diskler esnek bir yapıya sahip kıkırdak dokudan oluşur. Omurga insan vücudunu ayakta tutarak vücudun yükünü taşır. Gövdenin her yöne hareketini sağlar. İçindeki kanal yapısıyla omuriliği korur. Omurganın bel kısmı beş adet omur ve diskten oluşur. Vücut ağırlığını en çok taşıyan burasıdır. Dolayısıyla buradaki diskler daha kolay yıpranır. Disk ortada çekirdek ve bunu koruyan kapsülden oluşur. Herhangi bir zorlanmayla koruyucu kısım yırtılıp çekirdek arkaya kanala doğru fıtıklaşırsa buradan bacaklara giden sinirlere basarak bu sinirlerin çalışmasını engeller ve sonuçta belde ve bacakta ağrı, uyuşukluk, kuvvetsizlik oluşabilir; işte buna bel fıtığı denir.

Aşırı kilo ve gebelik bel fıtığı nedeni

Sağlıklı yetişkinlerin yüzde 20-30’unda bel fıtığı görülebiliyor. Ancak her bel fıtığı ağrıya neden olmuyor. Bel fıtığının görülme sıklığı açısından kadın ve erkekler arasında bir farklılık gözlenmiyor.

Diskin fıtıklaşmasına neden olacak etkenlerin başında, buraya binen yükün miktarının geldiği belirtilmektedir. Aşırı kilo, gebelik gibi vücut ağırlığının arttığı durumlarda diskler dengeli bir şekilde bu ağırlığı bacaklara naklederler. Ani bir hareketle bu dengede bozulma olursa, diskin bir kısmına yük fazla binecektir ve orada fıtıklaşma olacaktır. Yüksekten düşme, trafik kazası gibi nedenlerle de disk fıtıklaşabilir. Ayrıca iltihap, romatizma gibi nedenler de diskin koruyucu kısmını gevşeterek fıtıklaşmaya neden olur.

Bel fıtığının belirtileri

Bacak ağrısı, beldeki sinirin bası altında bulunur ve fıtığın en sık görülen bulgusudur. Bası altındaki sinirin dağıldığı alanda uyuşukluk görülür. Bacakta sinirin çalıştırdığı adalede kuvvetsizlik, yine aynı adalede çalışmamaya bağlı incelme görülebilir. Bunun yanı sıra idrar ve büyük tuvaleti yapmayı sağlayan sinirler bası altında kalmışsa idrar ve büyük tuvaleti yapamama ve hissetmeme gibi ciddi belirtiler de ortaya çıkabilir.

Tanı esas olarak muayene sonucu konulmaktadır. Bası altında bulunan sinire yönelik muayene yapılır. Sırt üstü yatan bir hastada bacak düz olarak yukarı kaldırıldığında bası altındaki sinir gerilmeye bağlı olarak bacaktaki ağrı şiddetlenir. Sinirin dağıldığı alandaki duyu ve karşı taraf aynı alan duyusu karşılaştırılarak uyuşukluk olup olmadığına bakılır. Sinirin çalıştırdığı adalenin gücüne bakılır. Örneğin 5. Sinir kökü ayağın bilekten geriye doğru hareketini sağlar. Bu sinir bası altındaysa bu harekette zayıflık olur. Muayene sonucu sinirin bel bölgesinde bası altında kaldığı kararına varılırsa direkt grafi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, myelografi gibi görüntüleme yöntemleriyle tanı konulur.

Hastaların çoğu ameliyatsız tedavi ediliyor. Bel fıtığı tanısı konmuş hastaların yüzde 80’i ameliyat yapılmadan iyileşiyor. Tedavide ilk olarak yatak istirahati öneriliyor. Yatak istirahatında amacın, vücut ağırlığını disk üzerinden kaldırmak böylece diskin çekirdeğinin tekrar kendi yerine dönmesini sağlamaktır. İstirahat süresi 15 gündür. Hasta rahat edeceği bir yatakta yatar. Yatma şekli ve sağa-sola dönme hareketleri önemli değildir. Ancak hasta yalnızca tuvalet ihtiyacı için ayağa kalkmalıdır. Hasta yatarken ağrı duyuyorsa, ağrı kesici ve adale gevşetici ilaçlar verilir. İstirahat bitiminden sonra hasta rahatsa, bel ve karın adalelerini güçlendirecek egzersiz programına alınır.

Ne zaman ameliyat öneriliyor?

Günümüzde gelişmiş ameliyat teknikleri ve mikroskoplar sayesinde bel fıtığı ameliyatları başarıyla yapılıyor. Bacakta kuvvet kaybı, idrar ve büyük tuvaletini yapamama ve hissetmeme gibi durumlarda istirahat denenmeden ameliyata karar verilmektedir. Yatak istirahatından fayda görmeyen, 3 aydan daha uzun sürede ağrısı geçmeyen, yılda 4 defadan fazla şikayetleri tekrarlayan hastalarda da ameliyata karar verilir. Bel fıtığı ameliyatları ameliyathane şartlarında genel anestezi ile gerçekleştiriliyor. Konusunda uzman bir hekim tarafından gerçekleştirildiğinde bel fıtığı ameliyatlarındaki risk son derece düşüktür. Yapılan ameliyat tekniğine göre, yüzde 1 oranında tekrarlama olasılığı vardır. Bu durumlarda tekrar ameliyat gerekebilir.

Bel fıtığı ameliyat edilmezse ne olur?

Bel fıtığı tedavi edilmediği taktirde bası altında kalan sinirler zaman içinde görevlerini yapamaz hale gelir. Sinir kökünün seviyesine göre bacakta hissizlik, felç, idrar ve büyük abdest yapmada sorunlar ortaya çıkar. Bunlar kalıcıdır. Ameliyat yapılsa da bir düzelme görülmez. Bu nedenle ilerleyici his kaybı, kuvvetsizlik gibi şikayetler tespit edildiğinde hızlı bir şekilde ameliyat kararı verilmelidir.

Koruyucu önlemler

* Bel ve karın adalelerini güçlendirmeye yönelik egzersizler yapın. Bu en etkili koruma yöntemidir.

* Güçlü bel ve karın adaleleri diskin üzerine binen vücut ağırlığının yüzde 30’unu azaltır.

* Fazla kilonuz varsa verin. Bu sayede disk üzerine binecek fazla yükten kurtulabilirsiniz.

* Eğilme hareketinde dizlerin kırılması ile bele binen yükün kalçalara dağıtılması gerekir.

Toplumda her 100 kişiden 80’i hayatının bir döneminde bel ağrısından yakınır. Bel ağrısı olan hastaların % 70-85’i 6 hafta içinde kendiliğinden iyileşir. Bel ağrısı; kas spazmı, bel kayması, kireçlenme, romatizma, kemik erimesi, omurlardakırık ve bel fıtığı gibi çeşitli nedenlerden oluşabilir. Bel ağrılarının sadece % 2’si bel fıtığıdır. Gerçek bel fıtıklarının da ancak % 15’i cerrahi tedavi gerektirir.1- Cisimleri bir yerden başka bir yere taşırken belinizin eğik değil de dik bir pozisyonda olmasına dikkat ediniz.

2- Herhangi bir ağırlığı taşımanız gerekirse yükü vücudunuza simetrik olarak paylaştırdıktan sonra taşıyınız.

3- Ağır bir yükü kaldırmayı denemeyiniz.

4- Hafif dahi olsa yerden bir cismi alırken dizlerinizi kırınız ve çömelerek alınız.

5- Sandalye veya koltukta otururken dik bir pozisyonda olmaya gayret ediniz ve bunu alışkanlık haline getiriniz.

6- Bir eşyayı alırken ona doğru uzanmayınız, yanına iyice yaklaşınız ve öyle alınız. Bir cismi yerden alırken de önce onu bedeninize doğru yaklaştırıp sonra yükseltiniz.

7- İki kişi iseniz ve bir eşyayı iki ucundan tutarak taşımanız gerekiyorsa, birbirinize haber vermeksizin eşyanın bir ucunu asla bırakmayınız.

8- Bir cismi kaldırmadan önce onun ne derecede ağır olduğunu tahmin etmeye çalışınız, ondan sonra yaklaşınız. Kaldırma işlemi ne geçmeden önce onu hafifçe yoklayarak bir kez de test ediniz ve ağırlığı hakkında tam bir fikir edindikten sonra kaldırınız.

9- Cisimleri bedeninizle değil de önce beyninizle kaldırdığınızı unutmayınız. Bunun için, ağır bir yükü mutlaka kaldırmanız gerekiriyorsa, haltercilerin yaptığı gibi, çok iyi konsantre olunuz.

10- Ayakta iken belinizi sağa ve sola doğru rotasyon yaptırıp eğilerek yerden bir şey almayınız.

11- Ağır bir cismi bir yerden bir yere çekerek veya iterek tek başınıza götürmeyiniz.

12- Merdivenlerden inerken bastığınız basamaklara çok dikkat ediniz. Bazen son basamağa geldiğinizi sandığınızda bir basamak daha vardır ve siz farkında olmadan tüm vücudunuzla aşağıya doğru düşersiniz. İşte bu çok tehlikeli bir harekettir, bundan kaçınınız.

13- Elinizi, yüzünü yıkarken lavaboya doğru eğilmeyiniz, bezi olabildiğince dik tutmaya gayret ediniz. Bu yüzden evinizdeki lavaboların biraz daha yüksekçe olmasını sağlayınız.

14- Çocuklarınız okula giderken çantalarında az yük taşıtmaya çalışınız. Bunun için sadece o günkü dersleri ilgilendiren kitap ve ders gereçlerini yanlarına almaları konusunda onları eğitiniz.

15- Ütü yaparken tek ayağınızın altına 15-20 cm. yükseklikte bir cisim koyarak hafifçe yükseltiniz, belinizin rahatladığını göreceksiniz.

16- Elektrikli süpürgeyle veya paspasla yerleri temizlerken öne doğru eğilmeyiniz ve belinizi dik bir pozisyonda tutmaya gayret ediniz.

17- Sağlıklı iken düzenli olarak spor yapınız. Yüzmeye önem veriniz, yürümeyi ihmal etmeyiniz.

18- Her gün ez az 15 dakika yürüyünüz.

19- Bir defa bel rahatsızlığı geçirmiş ve iyileşmişseniz, uzman doktorun size vereceği egzersizleri aksatmadan yapınız.

20- Sağlıklı iken de her gün hiç aksatmadan kaslarınızı güçlendirici egzersizler yapınız.

21- Egzersizleri, altında sunta veya tahta bulunan halı veya battaniye gibi sert bir zemin üzerinde yapınız.

22- Egzersiz hareketlerinin sayısını gün geçtikçe yavaş yavaş artırınız. Başlangıçta aşırılığa kaçmayınız.

23- Spor ve ya egzersiz yaparken ani ve zorlayıcı hareketlerden kaçınınız.

24- Egzersiz sonrasında şiddetli ve 15 dakikadan fazla süren bir rahatsızlık ortaya çıkarsa uzman doktora danışınız. Bir saati geçen rahatsızlık söz konusu ise o hareketi yapmayınız.

25- Hergün beyaz peynir veya bir tabak yoğurt yemeyi adet haline getiriniz.

26- Eğer kilonuz fazla ise ve bunu bir türlü veremiyorsanız, bir uzman doktor ve diyetisyene başvurunuz. Gerekirse psikologdan da yardım isteyerek, kararlı bir şekilde kilolarınızı veriniz.

27- Uzman hekime danışmadan bel korsesi kullanmayınız. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayınız.

28- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan belinizi asla çektirmeyiniz. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayınız.

29- Uzüntü ve streslerin bel sağlınızı da olumsuz yönde etkilediğini bilerek ruh sağlığınıza özen gösteriniz. Ailevi, sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidiniz.

30- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutunuz. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu, bunun da belinizin biyomekaniğini olumsuz yönde etkilediğini unutmayınız.

31- Uzun topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyiniz. Ayakkabınızın topukları normal olsun.

32- Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi oturağınızın üstüne sanki düşüyormuş gibi, aniden bırakmayınız. Yavaş yavaş, kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçiniz.

33- Sandalye veya koltukta otururken, bir cismi -hafif dahi olsa- öne doğru eğilerek yerden almayınız.

34- Yan veya sırtüstü pozisyonda yatarak uyuyunuz. Yüzüstü yatmayınız.

35- Yatağınız sert olsun. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan yumuşak yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta veya tahta olan yataklar ile kaliteli ortopedik yatakları tercih ediniz.

36- Doktorunuz mutlak yatak istirahati vermişse, 2 veya 3 hafta kesinlikle istirahat ediniz. Bu süre içinde ağrınız artıyor, durumunuz kötüye gidiyorsa, doktorunuza bildiriniz.

37- Mutlak sert yatak istirahatinde iken ayaklarınızın altına birkaç yastık koyarak yükseltmeniz daha iyi olacaktır. Bu esnada yemeklerinizi yatarak yiyebilirsiniz.

38- Sırtüstü yatağınızda veya bir halının üzerinde uzanırken bacaklarınızı dizlerinizi kırarak yukarıya doğru toplayınız. Bu pozisyonda beliniz daha çok rahatlar ve ağrılarınız daha çabuk geçer.

39- Beliniz ağrıyor ve özellik le de ağrı bacağınıza vurmaya başlamış ise vakit geçirmeden uzman doktora başvurunuz. Doktor olmayan kişilerle kaydedeceğiniz vaktin bazen telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabileceğini unutmayınız.

40- Sağlıklıyken, günlük yaşantınızda tembel olmayınız, hareketli olmayı tercih ediniz.

41- İşyerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bunun beliniz için sakıncalı olduğunu biliniz. Bu nedenle arasıra kalkıp dolaşınız. Çünkü oturur pozisyonda iken belinize binen yük, ayakta iken olduğundan belirgin şekilde daha fazladır. Hatta yapılan araştırmalarda günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına ya kalanma riskinin ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tesbit edilmiştir.

42- Bacaklarınız düz pozisyondayken, ayakta dimdik uzun süre hareketsiz kalmayınız.

43- Daha önce bel rahatsızlığı geçirmişseniz, güreş, boks, judo, futbol gibi mücadele sporlarından ve halter gibi uğraşlardan uzak durunuz. Bunların yerine yürüme ve yüzme gibi sporları tercih ediniz.

44- Çocuklarınız hızlı gelişsinler diye aşırı antrenman veya gereğinden fazla spor yaptırmayınız.

45- Çocuklarınız oturarak ders çalışırlarken onları öne ve ya yana eğik durmamaları konusunda sık sık uyarınız.

46- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyunuz ve o eşyanın hizasına yükseldikten sonra alınız.

47- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösteriniz.

48- Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek ve ya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapınız.

49- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin ve adeta kavrasın. Uzun yola çıkarken de belinizi ince bir yastıkla destekleyiniz.

50- Yataktan kalkarken önce tam yan dönünüz, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçiniz ve öyle kalkınız.

Granüler Konjuktivit ismiyle de bilinen trahom hastalığı özellikle gelişmekte olan ülkeler için ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Cumhuriyetin ilk yıllarında trahomlu hasta sayısının 3 milyon civarında olduğu ve Kastamonu ilinin körler memleketi olarak bilindiği dikkate alınırsa geçmişte bu hastalıkla ne kadar çok mücadele ettiğimiz ortaya çıkacaktır.

ETKEN

Chlamydia trachomatis tarafından meydana getirilen ve ilerleyici alevlenme ve sakinleşme dönemleriyle özellik kazanan bir konjunktivittir

KLİNİK

Yaklaşık 7 gün devam eden bir kuluçka döneminden sonra konjunktivada ödem, fotofobi ve göz yaşarması gibi semptom ve belirtiler, genellikle iki yanlı olmak üzere yavaş yavaş ortaya çıkar. 7-10 gün sonra üst göz kapağı konjunktivasında küçük folliküler belirir.Sayıları 3-4 hafta boyunca devamlı artan bu folliküller ; çevresi iltihabi papillalarla kuşatılmış sarı- gri renkteki yarı saydam granülasyonlar halini alır.Bu dönemde kornea yukarı yarısının limbustan gelen damar ansları tarafından istilasıyla birlikte pannus oluşumu başlar. Folliküller hipertrofi ve pannus oluşumu dönemi , tedaviye verilen cevaba göre birkaç ayla bir yıldan fazla süren bir süre arasında değişebilen bir zaman dilimi boyunca devam eder.Sonunda bütün kornea tutulabilir ve görme fonksiyonu azalabilir. Bazı ender vakalarda tedavi uygulanmadığı halde pannus tamamen ortadan kalkabilir ve kornea eski saydamlığını yeniden kazanabilir.

Yeterli tedavi uygulanmadığı takdirde skatris dönemi gelişir. Follikül ve papillalar yavaş yavaş içerisine gömüldükleri bir nedbe dokusu tarafından örtülür.Bu nedbe dokusu çoğu zaman entropiyona ve gözyaşı kanalının tıkanmasına yol açar. Kornea epiteli matlaşır ve kalınlaşır.İskemik pannus bölgelerinde ülserler gelişir.İyileşme dönemi sırasında konjunktivanın üzeri düzdür ve rengi grimsi - beyazdır.Geriye kalan kornea opasitesi ve görme yeteneğinin derecesi, değişik olabilir.Sekonder bakteri enfeksiyonlarına sık rastlanır ve bunlar nedbeleşmeye, hastalığın kronik hale gelmesine katkıda bulunur.

TEDAVİ

4-6 hafta süreyle günde iki veya üç defa göze sürülerek kullanılan tetrasiklin( veya eritromisin) li göz merhemleri genellikle etkili tedavi sağlar.Hastanın bu sırada ağızdan da tetrasiklin almasında fayda vardır.

NERELERDE GÖRÜLÜR?

Bu hastalık uzakdoğunun ve akdeniz ülkelerinin sıcak ve kuru iklimine sahip, ekonomik bakımdan yoksul bölgelerinde hala endemik olarak mevcuttur.Trahomun en fazla bulaşıcı olduğu zamanlar erken dönemleridir.Bu dönemde hastalık doğrudan temasla veya olasılıkla da havlu, mendil gibi hastalar tarafından kullanılmış eşyaların ellenmesiyle bulaşır.

Topuk tabanı, yük bindiğinde ayağın altındaki yapıları koruyan fibröz (özel bir destek doku) bir dokudan oluşur. Topuk ağrısının, topuk tabanındaki dokuların kemiğe bağlandığı yerde oluşan küçük yırtıklar ve iltihabın sonucu olduğu düşünülmektedir. Ağrılı topuk sendromu da denilen bu hastalıkta oluşan ağrı hafif ya da çok şiddetli olabilir.Belirtiler

- Yüklenmeyle topukta ağrı

- Topuğun üstündeki yük ortadan kalktığında ağrı geçmiyorsa, stres kırığı oluşma riski vardır; hemen doktora başvurunuz.

Teşhis

Doktorunuz ağrının sürekli mi yoksa topuğun üzerine basınca mı oluştuğunu belirleyecektir. Stres kırığı olmadığından emin olmak için, bir röntgen filmi çekilebilir. Bununla birlikte, stres kırıkları oluşmalarından sonraki 6 hafta içinde röntgen filminde görülmezler.

Röntgen filminde bazen, topuk kemiği üzerinde dikensi çıkıntılar görülebilir.Geçmişte topuktaki dikensi çıkıntıların topuk ağrısı yaptığına inanılmasına rağmen (hemen ameliyatla çıkartılırdı) , genellikle ağrıya neden olmazlar. Bu nedenle, nadir olarak ameliyat gerekli olur.

Teşhisi doğrulamak için, kemik radyoaktif izotoplarla görüntülendiği diğer bir röntgen türü (scan) de kullanılabilir.

Çoğu vakada kemik ağrısı birkaç haftada ortadan kaybolacaktır. Bununla birlikte, topuğa binen ağırlığın artığı egzersizler yaparken ayağınıza uymayan ayakkabılar giyerseniz, ağrılar tekrarlayabilir. Ayağınıza iyi uyan ayakkabıların giyilmesi yardımcı olabilir. Yapılan egzersizlerin türünün değiştirilmesi de tekrarlamayı engelleyebilir.

Ancak, çoğu yaka tam olarak iyileşir.

Tedavi

Topuğun ağrıyan bölümüne buz uygulanması ve masaj ağrıyı biraz azaltabilir. Topuğun ağrıyan bölümünün yükseltilmesini sağlayan özel tabanlıkların yerleştirildiği yumuşak tabanlı spor ayakkabılarının da yararı olabilir. Ağrı sürerse, doktorunuz özel bir ortopedik tabanlık kullanmanızı önerebilir.

İlaç Tedavisi

Önce aspirin ve diğer antienflamatuar ilaçları deneyin; yararı olmazsa doktorunuza başvurun. Doktorunuz, topuğunuza kortizon gibi bir antienflamatuar steroid ilacı enjekte edebilir, ancak bu tedavi, diğer yöntemler yetersiz kalırsa uygulanır.

Normal zamanında doğmuş bebeklerin takriben yüzde 50 si (prematüre bebeklerde daha az) doğumdan 1 ila 3 gün sonra toksik eritem geliştirirler. Genellikle yüzde, karın bölgesinde ve kol ve bacaklarda meydana gelir ve pire ısırığını andırır. Nedeni bilinmemektedir. Döküntüleri zararsızdır ve hiçbir tedavi gerektirmez; genellikle birkaç gün içinde geçer.Belirtiler: Kırmızı bir yüzey üzerinde kendini beyaz sivilceler ya da kabarcıklarla beli eden bir döküntü.

Pamukçuk

Belirtiler

- Bebeğin ağzında, ağzının içinde ve çevresinde süte benzer ince bir tabaka.

Pamukçuk, ağızda meydana gelen hafif bir mantar enfeksiyonudur; yanakların iç tarafına, dilin üzerine ve ağzın tavanına sürülmüş beyazımsı lekelere benzer. Eğer beyaz leke kazınırsa, altında deri yanmış gibi görünür ve kanaya-bilir. Pamukluk, sağlıklı yeni doğmuş bebeklerde meydana gelir.

Teşhis

Pamukçuk olan bebeğin ağzı yaradır. Bebek emzirilirken rahatsızdır ve hatta emzirilmeyi reddedebilir. Eğer bebeğinizde pamukçuk olduğundan kuşkulanıyorsanız, bebeğinizin doktoruna başvurunuz. Teşhis koymak için çoğunlukla sadece bakmak suretiyle muayene bile yeterli olmaktadır.

Tedavi

Sağlıklı bir yeni doğmuş bebek genellikle hastalığı kendi başına yenebilmektedir. Fakat, özellikle pamukçuk geniş bir alana yayılmışsa, nystatin adı verilen bir antimartar madde bu süreci hızlandırmaktadır.

Turist ishali seyahat hastalıkları olarak tanımlanan şikayetler arasında başı çekiyor. İshal, m,de bulantısı, denge kaydı ve halsizlik ile kendini gösteren turist ishali, genellikle hijyen kurallarına uymayan gıdaların tüketilmesiyle bulaşıyor. Bu tip ishaller genellikle 3–5 gün içinde sonlanıyor ama nadiren de olsa 2–3 hafta kadar devam edebiliyor.

Sema Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Çaşkurlu, turist ishalinden korunmanın en önemli yolu yiyecek ve içeceklerimizde seçici olmaktır diyor ve ekliyor, turist ishali yüzme havuzu, göl, nehir ve denizde yüzerken yuttuğunuz suyla da bulaşabilir.

İshal, vücutta dehidratasyona yani aşırı su kaybına sebep olabilir. Su kaybının bulguları arasında susama, idrara gitmenin seyrekleşmesi ve az idrar çıkartma, cilt kuruluğu, halsizlik, sersemlik ve idrar renginde koyulaşma sayılabilir. Tedavi olarak yapılması gereken şey, kaybedilen sıvının yerine konması olacaktır. Bunun için bol bol sıvı tüketmeniz sizin için faydalı olacaktır. Sıvı kaybı çok ise bir sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekiyor.

Turist ishalinden nasıl korunulur?

• Kaynağını bilmediğiniz yiyecek ve içecekleri tüketirken dikkatli olun.

• Tuvalete gittikten sonra ve yemek yemeden önce mutlaka ellerinizi yıkayın.

• Açıkta satılan, çiğ tüketilen, pişirilmemiş ya da az pişirilmiş gıdalar, klorlanmamış musluk suları, bu tür kirli sulardan elde edilmiş buz kalıplarını tüketmeyin.

• Beklemiş yemekleri yemeyin, yeni ve iyi pişirilmiş sıcak yemekleri seçmeye özen gösterin.

• Görünümü kötü olan ( kokusu, rengi v.b) yiyecekleri tüketmeyin.

• Güvenirliliğinden emin olmadığınız açıkta satılan dondurmaları tüketmeyin.

• Kirletilmiş bölgelerde yakalanan veya az pişmiş deniz ürünleri yemeyin.

• Sebze ve meyveleri kabuğu soyulmadan, çiğ olarak yemekten kaçının.

• Pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri tüketmeyin.

• Eğer bulunduğunuz yerdeki içme suyunun güvenirliliği ile ilgili bir kuşkunuz var ise, yiyeceklerinizi yıkamadan veya dişlerinizi fırçalamadan önce kullanacağınız suyu mutlaka kaynatın ya da şişe sularını kullanmayı tercih edin.

Yetişkinlerin %80 inde, yaşamlarının bir döneminde önemli derecede bel ağrısı olmaktadır. Bel ağrısı, işgücü kaybına neden olan ve faaliyetlerimizi etkileyen sağlık sorunlarından birisidir. Belle ilgili zedelenmeler, işyerinde çalışanlar arasında görülen toplam yaralanma ve hastalıkların yaklaşık %20 sini oluşturmaktadır.
Bel ağrısının önlenmesi amacıyla yaygın olarak uygulanan stratejiler, vücut formunun geliştirilmesine yönelik egzersiz, sırt mekaniği ve ağırlık kaldırma konusunda eğitim ve lomber desteklerdir (genellikle ek destek sağlamak üzere belin çevresine hafif bir elastik kuşak sarılması). Ancak bu önlemlerin etkinliği tam olarak bilinmemektedir.

Bel ağrısına birkaç etken neden olabilir. Bunların başında zedelenmeler ve yaşlanmanın etkileri gelir. Bel ağrısı vakalarının çoğunluğunun önemli olduğu düşünülmemektedir ve bunlar, doktorun önereceği basit tedavilerle geçmektedir.

BEL AĞRISININ ÖNLENMESİ :

- Sırt kaslarınızın güçlü ve esnek olmasını sağlamak için düzenli egzersiz yapın.

- Ağırlık kaldırırken, doğru teknikleri uygulayın (bütün cisimleri, vücudunuza yakın tutarak kaldırın ve bükülmekten, ileriye doğru eğilmekten ya da cismi kaldırırken uzanmaktan kaçının)

- Uygun vücut ağırlığını koruyun ve sigara içmekten kaçının

Ayakta dururken ya da otururken uygun pozisyonda olmaya dikkat edin.

NE ZAMAN DOKTORA GİTMENİZ GEREKİR?:

Belirtiler şiddetliyse ve birkaç gün içinde geçmiyorsa

Ağrı günlük etkinlikleri engelliyorsa

Barsak ya da mesane kontrolüyle ilgili sorunlarınız varsa

Kalça ya da rektum bölgesinde uyuşma hissediyorsanız

Bacağınızda güçsüzlük ya da uyuşma varsa

TEDAVİ SEÇENEKLERİ :

İlaç :

Hafif ila orta şiddette belirtileri olan kişilere asetaminofen, aspirin ya da ibuprofen gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir.

Sırta sıcak ya da soğuk uygulaması:

Belirtilerin başlangıcını izleyen 48 saat içinde, her seferinde 5-10 dakika süreyle olmak üzere, sırtınıza soğuk su torbası (ya da buz torbası) uygulayabilirsiniz. Kırk sekiz saatten uzun süren belirtiler için, ağrıyı gidermek amacıyla bir sıcak su torbası uygulamayı ya da sıcak su banyosunu deneyebilirsiniz.

Spinal manipülasyon :

Bu tedavi sadece bu konuda uzman bir kişi tarafından uygulanmalıdır ve bazı vakalarda, belirtilerin ortaya çıktığı ilk ay içinde yararlı olabilir.

AMELİYAT

Bel ağrısı vakalarının çoğunluğu, ameliyata gerek olmadan tedavi edilebilmektedir. Ameliyatın en sık rastlanan gerekçesi, disk kaymasına bağlı basınç nedeniyle sinirde ve bacakta oluşan ağrıdır.

Tromboangiitis obliterans (Buerger hastalığı) en çok kol ve bacaklardaki küçük ve orta çaplı arterleri, venleri ve sinirleri etkileyen nonaterosklerotik segmental enflamatuar bir hastalıktır.Tromboangiitis obliteranslı bir hasta ilk olarak 1879 yılında Von Winiwarter tarafından tanımlanmıştır. Bundan 29 yıl sonra Leo Buerger ampute edilmiş 11 ekstremitede patolojik bulguların kesin ve ayrıntılı tarifini yapmıştır.

Tromboangiitis obliterans bazı önemli yönleriyle diğer vaskülit formlarından ayrılır.

Patolojik olarak, ileri derecede sellüler ve enflamatuar bir trombus vardır. Damar duvarı nispeten korunmuştur.

Bu hastalarda sedimentasyon, CRP, serolojik test-ler (immüne kompleksler, kompleman, kriyoglobu-lin) ve otoantikorlar (antinükleer antikorlar, roma-toid faktör) normal veya negatifken arteriyel intimada immun reaksiyon varlığı gösterilmiştir. Arter duvarındaki kollajen I ve III e karşı artmış hücresel duyarlılığı, normal ve arteriosklerozisli insanlardan ayırıcı tanıda kullanılabilir. Eichhorn ve arkadaşları Buerger in aktif evresinde 7 hastada, serum anti-endotel antikorlarında artma (ortalama 1857 U, nor-mal 30 kişide 126ü, remisyonda olanlarda 461 U.) göstermişlerdir.

Bu hastaların (klinik olarak) hastalıksız gibi duran ekstremitelerine, “Sodium nitroprusside” gibi endotele bağımlı olmadan vazodilatör etki yapan ajanlara verildiğinde vazorelaksasyon normal olmasına rağmen (endotele bağımlı) etkili “Acetyl-Choline” intra arteriyel verildiğinde; “Pletysmog-raphy” ile ölçülen relaksasyon normale göre düşük olmakta, yapılan arteriografik incelemede, küçük arterlerde multipl tıkanmalar olduğu, özellikle proksimal arterler normal görünürken, brakial arter distalinde, infrapopliteal arterlerde, hastalıklı olanla-rın normallerin arasına serpiştirilmiş gibi olduğu görülebilmektedir. Klinik seyrinde ayak ve bacakta “Flebitis migrans” tablosu tipiktir, patolojilerinde akut fazlarında çok hücreli inflamatuar trombüsler vardır. Kronikleştikçe trombüsler organize olur ve duvarda fibrozis gelişir. Ancak internal elastik lamina pek çoğunda korunmuştur. Bu özellikler arteriosklerozis veya vaskülitislerden ayırmada faydalıdır.

Allen testi yapılması genç tiryakilerde, ellerdeki dolaşımı aydınlatır ve ayaklarda trofik değişikliklerin başlangıcında bile bu test sonucu anormaldir. Teş-his: flebitis migrans olması, ellerde de benzeri tutu-lum, istirahat ağrısı, sigara tiryakiliği, yaşın < 45 olu-şu, gangren veya iskemi belirtileri, oto immün has-talık olmayışı, diabetes mellitus olmayışı, emboli nedeni olmayışı, arteriografik bulgular ve nadiren biyopsi ile yapılabilir.

Hastalığın erken dönemlerinde belirti ve bulguları silik olup, sıklıkla ayakta başlayan parmak yaraları, solukluk ve soğukluk, uyuşukluk, karıncalanma ve yanma tarzında şikayetler görülür.

Hastalık ilerledikçe, yürüme ile artan istirahatle azalan bacak ağrıları yerleşir. Hasta uzun süreli yürüyüşlerde, giderek artan ağrı sebebiyle durmak ve dinlenmek zorunda kalır. Sıklıkla caddelerde, bu durma dönemlerinde vitrinlere bakılarak ağrının geçmesi beklendiğinden, klasik tıp kitaplarına bu durum vitrin belirtisi olarak geçmiştir. İleri dönemlerde ağrı sadece hareketle değil, istirahat dönemlerinde bile hissedilmeye başlar.

Yine özellikle soğuk su ve hava ile temasta el ve bacaklarda morarma, ayakta şişme ve gangren ileri dönemlerde görülen bulgulardır.

Hastalığın sigara ile ilgisi kesin olarak gösterilmiş olup, sigarayı bırakmayan hastalar, uzuv kaybına yol açacak sonuçlarla karşı karşıyadır.

Hastalığın teşhisi için Doppler ultrasonografi ile damarlardaki kan akım seviyesi ve daralma gösterilir, damar içine kontras madde verilerek çekilen filmlerle teşhis kesinleştirilir.

Tedavide gangren olmadan sigarayı bırakanlar-da, %94 amputasyon gerekmemiş, sigara içenlerde en az %43 amputasyon yapılmış.

Günde 6 saat süreyle İloprost (prostoglandin analoğu) infüzyonu verilmesi, intraarteriyel “strepto-kinase” 10.000U ile başlayıp, saat başı 5000U veril-mesi nadir endikasyonlarda infra inguinal arteryel By-pass ameliyatı, omental transfer ameliyatları, spinal kord stimülatörleri, vasküler endoteliyal Growth faktör gen tedavileri ile başarılı sonuçlar bildiren raporlar vardır. Sempatektomi ameliyatla-rının, amputasyonları önlemede ve ağrıyı azaltmak-taki rolü yeterince aydınlık değildir.

Normal zamanında doğmuş bebeklerin takriben yüzde 50 si (prematüre bebeklerde daha az) doğumdan 1 ila 3 gün sonra toksik eritem geliştirirler. Genellikle yüzde, karın bölgesinde ve kol ve bacaklarda meydana gelir ve pire ısırığını andırır. Nedeni bilinmemektedir. Döküntüleri zararsızdır ve hiçbir tedavi gerektirmez; genellikle birkaç gün içinde geçer.Belirtiler: Kırmızı bir yüzey üzerinde kendini beyaz sivilceler ya da kabarcıklarla beli eden bir döküntü.

Pamukçuk

Belirtiler

- Bebeğin ağzında, ağzının içinde ve çevresinde süte benzer ince bir tabaka.

Pamukçuk, ağızda meydana gelen hafif bir mantar enfeksiyonudur; yanakların iç tarafına, dilin üzerine ve ağzın tavanına sürülmüş beyazımsı lekelere benzer. Eğer beyaz leke kazınırsa, altında deri yanmış gibi görünür ve kanaya-bilir. Pamukluk, sağlıklı yeni doğmuş bebeklerde meydana gelir.

Teşhis

Pamukçuk olan bebeğin ağzı yaradır. Bebek emzirilirken rahatsızdır ve hatta emzirilmeyi reddedebilir. Eğer bebeğinizde pamukçuk olduğundan kuşkulanıyorsanız, bebeğinizin doktoruna başvurunuz. Teşhis koymak için çoğunlukla sadece bakmak suretiyle muayene bile yeterli olmaktadır.

Tedavi

Sağlıklı bir yeni doğmuş bebek genellikle hastalığı kendi başına yenebilmektedir. Fakat, özellikle pamukçuk geniş bir alana yayılmışsa, nystatin adı verilen bir antimartar madde bu süreci hızlandırmaktadır.

Tiroit bezi az çalışan binlerce insan bu hastalığının farkında olmadan yaşamaktadır. Bu kişilerde yorgunluk, saçlarda dökülme, kilo alma ve depresyon vardır. Özellikle yorgunluk ve halsizlik günlük hayatımızda çoğu zaman çok çalışmaya ve uykusuzluğa bağlandığı için tiroit bezi yetmezliği pek akla gelmez ve atlanır. Özellikle kadınlarda 55 yaşından sonra bu hastalığın sıklığı daha da artar ve her 8-10 kadından birisinde tiroit yetmezliği gelişir. Bazı kadınlar bu belirtilerin menopoza bağlı olduğunu sanarak yorgunluk, halsizlik ve unutkanlık içinde yaşar giderler.
Bazı kişiler ise önceden tiroit ameliyatı geçirmiştir ve günün birinde tiroit hormon yetmezliği gelişebileceğini bilmeden bu şikayetlerle birlikte yaşarlar. Oysa ameliyat geçiren tiroit hastaları veya radyoaktif iyot tedavisi gören kişiler belirli aralıklarla tiroit hormon tetkiklerini yaptırmak zorundadır. Belki bu kişilere hastaneden ayrılırken bu konu söylenmemiş olabilir.

Çok uyuyan, üşüyen, eli yüzü şişen bir kişide de tiroit bezi yetmezliği olabilir. Kilo alımının bir nedeni de tiroit bezinin az çalışmasıdır.

Özellikle kilo vermek istediği halde bir türlü zayıflayamayan kadınlarda tiroit bezi az çalışıyor olabilir. Bu kadınlar bir çok diyet yöntemleri uygulamalarına rağmen bir türlü kilo veremezler, ta ki tiroit hormon tetkikleri yapılıncaya kadar.

Depresyondaki kişilerde de hipotiroidi sık olarak bulunabilir. Depresyonda iseniz mutlaka tiroit hormonunuza baktırınız. Diğer hormon yetersizlikleri ve kan şekerindeki düşüklükler de bazı kişilerde depresyona neden olabilir. Bu nedenle depresyonunuz varsa bir Endokrinoloji uzmanına başvurarak hormon kontrolü ve şeker yükleme testi yaptırmanız sağlığınız için çok önemlidir.

Çocuğunuzda dişler geç çıkıyorsa, geç yürüyorsa, geç konuşmuşsa, sık sık enfeksiyona yakalanıyorsa veya okulda başarısız, konsantrasyonu bozuk ve hiperaktif ise tiroit yetmezliği yönünden mutlaka araştırılmalıdır.

Şeker hastalığınız varsa sizde tiroit yetmezliği gelişme riski fazladır. Bu nedenle yılda bir defa TSH hormonu ölçtürerek kontrollerinizi yaptırmayı unutmayınız.

Ailenizden birisinde tiroit yetmezliği varsa sizde veya çocuklarda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle anti-TPO antikor ve TSH ölçümlerini siz de yaptırınız.

Tiroit bezi yetmezliği olan bazı kadınlar adet bozukluğu nedeniyle Kadın-Doğum uzmanlarına giderler. Eğer tiroit hormonlarının ölçümü unutulursa ve altta tiroit bezi yetmezliği varsa tedaviden sonuç alamazlar.

İstediği halde çocuğu olmayan (kısır) veya sık düşük yapan kadınların bazılarında tiroit yetmezliği veya kanlarında tiroit bezine ait anti-TPO antikor yüksekliği olabilir. Bu kadınların mutlaka tiroit hormon tetkikleri yaptırması gerekir, aksi takdirde uygulanacak tedavilerden fayda görmeleri çok zordur.

Göz altları şiş, çok uyuyan, üşüyen ve kansızlığı olan ve seks isteği azalmış kişilerde de tiroit yetmezliği olabilir.

Kan kolesterol düzeyi yüksek olan ve bu amaçla kolesterol düşürücü ilaçlar kullanan ve diyet yapan bazı kişilerde kolesterol bir türlü düşmez. Bu kişilerin bazılarında tiroit hormon yetmezliği olabileceği ve bu nedenle kolesterolün yüksek olabileceği akla gelmezse tedavilerden sonuç alınamaz.

Kansızlığı olan kadınların bir kısmında tiroit yetmezliğine bağlı demir ve B12 vitamin eksikliği olabilir. Tiroit yetmezliği fark edilmez ise yapılacak kansızlık tedavileri başarılı olamaz ve kansızlık bir türlü geçmez.

Tiroit bezi yetmezliği TSH, serbest T3 ve serbest T4 hormonlarının ölçülmesiyle kolayca tanınır ve tedavisine başlanır. Tedavi için yapay T4 hormon ilacı kullanılır (Tefor veya Levotiron). Bu ilaçlar aç iken iyi emildiğinden aç karna alınır. İlacı önerilen dozda aldığınız halde şikayetleriniz geçmiyorsa, ya ilaç az geliyordur yada emilişi bozuktur. Böyle bir durumda doktorunuzla konuşunuz.

TSH düzeyinin 1.5-2.5 civarında olması sizin için idealdir.

Prof. Dr. Metin Özata