Çocuksu rahim nedir?
Eskiden küçük kalan bir rahim böyle adlandırılırdı.
Çocuksu rahmin mahsuru var mıdır?
Eğer rahim normal çalışmaktaysa. Başka deyişle eğer âdetler normal gelmekteyse ve kadın gebe kalabildiği takdirde çocuksu rahmin hiçbir mahsuru yoktur.
Çocuksu rahimleri olan kadınlar gebe kalmakta zorluk çekerler mi?
Adet fonksiyonları normalse hayır.
Rahim çarpıklığının ne anlamı vardır? Genellikle bu durumun hiçbir anlamı ve önemi yoktur.
Rahim çarpıklığı ne gibi belirtilere neden olur?
Genellikle hiçbir belirtiye neden olmaz. Bazı nadir hallerde eğer rahim geniş ölçüde arkaya doğru yatmışsa, bu durumda bazen sırt ağrıları ve rahimde çekilme gibi bir his meydana gelebilir.
Çarpık rahim nasıl tedavi olur?
Bu olayların büyük çoğunluğu hiçbir tedavi gerektirmemektedir. (Geçmiş yıllarda rahmi düzeltmek için yapılmakta olan çok sayıda ameliyat, günümüzde gereksiz işlem olarak görüldüğü için artık yapılmamaktadır.) Bazı çok nadir vakalarda rahim ağzına konan plâstik bir halkayla rahmin öne doğru getirilmesi ve bu pozisyonda durması temin edilmektedir.
Rahim çarpıklığı gebeliğe engel olur mu?
Kesinlikle hayır.
Rahim çarpıklığı cinsel teması engeller mi? Hayır.
Yumurtalıklardan ve başka içsalgı bezlerinden ifraz olan hormonlar. Eğer döllenmiş yumurta gelmezse âdet görme hâli meydana gelir ve rahim çeperi dağılır. Bir gudde hastalığı ve gebelik olmadığı taktirde, bu işlem erginlikten yaş dönümüne kadar her ay yenilenir.
a. Döllenmiş bir yumurtayı almak için hazırlık yapmak.
b. Cenin gelişirken onu barındırmak ve beslemek.
c. Çocuk gelişip doğuma hazır olunca onu dışarı çıkarmak.
İşte bir erkeğin yaşamı boyunca yaptırması gereken testler…
Hastalıklar yaşam kalitesini düşürebilir veya yaşamı tehdit eden bir risk faktörü oluşturabilir. Hastalıkların yarattığı kötü sonuçlardan korunmanın en etkili yollarından biri de modern tıbbın olanaklarıyla erken teşhis… Belirli aralıklarla düzenli olarak yapılan muayeneler, laboratuvar incelemeleri ve ölçümlerle, basit aşı ve ilaç uygulamalarıyla birçok sağlık sorununu veya hastalığı erken aşamada yakalamak, önlemek ve tedavi edebilmek mümkün. İşte erkeklere hayat boyunca yaptırmalarını tavsiye ettiğimiz muayene, tarama ve ölçümler ile koruyucu tedavi uygulamaları:20’li- 30’lu yaşlarda…
Doktor muayenesi: Yılda bir Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl Boy ve kilo ölçümü: Her yıl Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl Kolesterol ölçümü: Her yıl Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl Depresyon taraması: Her yıl Chlamydia, Gonore, VDRL taraması: Aktif cinsel hayatı olan risk altındaki erkeklerde her yıl HIV (AIDS) taraması: Risk altında olanlarda her yıl Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl PPD: Her yıl
Tetanoz-difteri aşısı: 10 yılda bir - Herkese Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese Grip aşısı: Risk altındakilere Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere Meningokok aşısı: Risk altındakilere Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle
40’lı yaşlarda…
Doktor muayenesi: Yılda bir Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl Boy ve kilo ölçümü: Her yıl Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl Kolesterol ölçümü: Her yıl Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl EKG, Eforlu EKG, EBCT ile koroner kalsium skorlama: Koroner hastalığı riski taşıyanlara 5 yılda bir doktor uygun görürse Depresyon taraması: Her yıl Chlamydia, Gonore, VDRL taraması: Aktif cinsel hayatı olan risk altındaki erkeklerde her yıl HIV (AIDS) taraması: Risk altında olanlarda her yıl Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl PPD: Her yıl Tetanoz-difteri aşısı: 10 yılda bir - Herkese Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese Grip aşısı: Risk altındakilere Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere Meningokok aşısı: Risk altındakilere Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle
50’li yaşlarda…
Doktor muayenesi: Yılda bir Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl Boy ve kilo ölçümü: Her yıl Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl Rektum muayenesi: Tüm muayenelerde, her yıl Dışkıda Gizli Kan: Her yıl Kolonoskopi/Sigmoidoskopi: Doktor önerisiyle ve uygun gördüğü aralıklarla Kolesterol ölçümü: Her yıl Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl EKG, Eforlu EKG, EBCT ile koroner kalsium skorlama: Koroner hastalığı riski taşıyanlara 5 yılda bir doktor uygun görürse Depresyon taraması: Her yıl Chlamydia, Gonore, VDRL taraması: Aktif cinsel hayatı olan risk altındaki erkeklerde her yıl HIV (AIDS) taraması: Risk altında olanlarda her yıl Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl PPD: Her yıl Prostat muayenesi ve PSA: Doktor uygun gördüğü takdirde ve uygun gördüğü aralıklarla Dışkıda Gizli Kan: Her yıl Tetanoz-difteri aşısı: 10 yılda bir - Herkese Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese Grip aşısı: Risk altındakilere Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere Meningokok aşısı: Risk altındakilere Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle
60-65 yaşlarda…
Doktor muayenesi: Yılda bir Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl Boy ve kilo ölçümü: Her yıl Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl Kolesterol ölçümü: Her yıl Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl EKG, Eforlu EKG, EBCT ile koroner kalsium skorlama: Koroner hastalığı riski taşıyanlara 5 yılda bir doktor uygun görürse Depresyon taraması: Her yıl Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl PPD: Her yıl Prostat muayenesi ve PSA: Doktor uygun gördüğü takdirde ve uygun gördüğü aralıklarla Rektum muayenesi: Tüm muayenelerde, her yıl Dışkıda Gizli Kan: Her yıl Kolonoskopi/Sigmoidoskopi: Doktor önerisiyle ve uygun gördüğü aralıklarla Tetanoz-difteri aşısı 10 yılda bir: Herkese Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese Grip aşısı: Risk altındakilere Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere Meningokok aşısı: Risk altındakilere Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle
65 yaş üstünde…
Doktor muayenesi: Yılda bir Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl Boy ve kilo ölçümü: Her yıl Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl Kolesterol ölçümü: Her yıl Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl EKG, Eforlu EKG, EBCT ile koroner kalsium skorlama: Koroner hastalığı riski taşıyanlara 5 yılda bir doktor uygun görürse Depresyon taraması: Her yıl Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi İşitme Testi: Doktorun uygun gördüğü aralıklarla Görme testi: Her yıl Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl PPD: Her yıl Prostat muayenesi ve PSA: Doktor uygun gördüğü takdirde ve uygun gördüğü aralıklarla Rektum muayenesi: Tüm muayenelerde, her yıl Dışkıda Gizli Kan: Her yıl Kolonoskopi/Sigmoidoskopi: Doktor önerisiyle ve uygun gördüğü aralıklarla Tetanoz-difteri aşısı: 10 yılda bir - Herkese Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese Grip aşısı: Risk altındakilere Amantadin veya Rimantadin: Grip aşısı dışında korunma gerekenlere Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle
testi, ne sıklıkla yapılmalı, ne zama, kaç yılda bir, kaç günde bir, sıklığı, nedir, nasıl, ne kadar sıklıkla, ne kadar zamanda
Gebelik normal yaşantıyı değiştirmeyi gerektirmez. Ancak gebe kadın, mümkün olduğunca sakin, kaygı ve baskılardan uzak yaşamalı ve dengeli beslenmelidir.
Herşey normal olduğu sürece hareketliliği kısıtlamaya gerek yoktur. Hamile bir kadın günlük yaşamını ve çevresi ile ilişkilerini kısıtlamadan devam ettirmeye çalışmalıdır. Gebelik sırasında kesinlikle sigara içilmemelidir.
Sigaranın bebeğin düşük kiloda doğmasına ve huzursuz bir bebeklik geçirmesine neden olduğu bilinmektedir. Kocası da, sigarayı bırakmasa bile, eşinin yanında içmemelidir. Gebe, alkol kullanmaktan da kaçınmalıdır. Gebenin duygusal dünyasının ne kadar duyarlı olduğu yakın çevresi tarafından hiç unutulmamalıdır. Korku ve endişeleri, öncelikle eşi tarafından özen ve anlayışla karşılanmalıdır. Bu destek yalnızca gebelik sırasında değil, doğum ve doğumdan sonra bebekle birlikte yeni yaşantının düzenlenmesinde de devam etmelidir.
Vücudumuzda doğal olarak bulunan, yapılması ile adetlerinizin düzenini kontrol eden hormonların, sentetik şekillerini içerirler. Bu hormonlar östrojen ve progesteron hormonlarıdır.
Bir çok doğum kontrol hapları, kadın yumurtalıklarından, yumurtanın serbestlenmesini önler, yumurtlamayı engellerler. Yumurta olamayınca da spermler tek başlarına döllenmeyi gerçekleştiremezler.
2. Ne Kadar Güvenlidir?
Doğum kontrol haplarının kullanılması %97-99 oranında koruyuculuk sağlar. Ancak cinsel ilişki ile bulaşan hastalıklara karşı bir koruyuculuğu yoktur.
3. Nasıl Kullanılır?
Her gün aynı saatte bir hap yutulmalıdır. Tek bir gün içilen hapın hiç bir etkinliği yoktur. İlaçların prospektüslerinde yazıldığı gibi başlanması ve devamı gerekir.
Kullanımın ilk 6 ayında ve daha sonra da, yılda en az bir kez jinekolojik muayene önerilir. Herhangi bir neden ile de bir doktora başvurduğunuzda Doğum Kontrol Hapı kullanmakta olduğunuzu belirtiniz.
4. Avantajları Nelerdir?
Gebeliğin önlenmesinde çok etkindir.
Kolay kullanılır.
Cinsel ilişki öncesinde yapılacak herhangi bir hazırlığı yoktur.
Adet aralıkları kısalabilir, daha hafif geçebilir.
Daha az adet öncesi gerginlik, akne, demir eksikliği, kansızlık ve Romatoid Artirit görülür.
Bazı yumurtalık ve rahim duvarı kanserlerine ve pelvik enfeksiyon hastalığı denen bir hastalık grubuna karşı, bir miktar koruma sağlar.
Daha az dış gebelik görülür.
5. Kimler Kullanmamalıdır?
35 yaş üzerinde iseniz ve günde 15 ten fazla sigara içiyorsanız.
Her gün aynı saatte ilaç alamayacaksanız.
Sebebi anlaşılamayan vaginal kanamalarınız varsa.
Kan pıhtılaşma anormalliği varsa.
Karaciğer hastalığı olanlar.
Kalp hastalığı olanlar.
Meme veya rahim kanseri olanlar.
6. Olası Sorunlar Nelerdir?
Her gün aynı saatte hap almak unutulmamalıdır.
Emzirme dönemlerinde kullanılamaz.
Yan Etkiler
Geçici düzensiz adet kanaması gibi kanamalar,
Kilo alma olasılığı,
Baş ağrısı,
Bulantı,
Göğüslerde hassasiyet,
Ruhsal değişimler.
Bu yan etkiler genelde 2-3 ayda kaybolur.
7. Mutlaka Okuyunuz!
Başlanan ilaca devam etmek ve o ay sonunda bırakarak tekrar hamile kalmak için hazır olabilirsiniz. Eğer aşağıdaki şikayetler sizde görülür ise bunlar ciddi olayların işaretleri olabileceğinden DERHAL HEKİMİNİZE BAŞVURUNUZ. Kendiliğinden geçmesini beklemeyiniz.
Ciddi karın ağrısı
Nefes darlığı ve ciddi göğüs ağrısı
Ciddi baş ağrısı ve baş dönmesi
Görüş bulanması, gözde şimşekler çkıyor gibi olması veya körlük
Ciddi bacak ağrıları ve şişmesi
Gözlerin beyaz kısmındaki ve ciltteki sarı rengin ortaya çıkması, sarılık
Ciddi depresyon
Bu istenmeyen durumlar çok az görülen durumlardır. Dünyada çok sayıda kadın tarafından kullanılmaktadır, siz de hekim kontrolünde güvenle kullanabilirsiniz.
ilişkide korunmak, doğum kontorolü nasıl olur, nasıl yapılır, ilişkide korunun
Prostat kestane boyut ve şekillerinde bir salgı bezidir. Mesanenin altında, rektumun (makat) önünde yer alır. Prostatın tam merkezinden üretra denilen mesaneden idrarı boşaltmaya yarayan kanal yer alır. Ejekülasyon (cinsel boşalma) sırasında prostatı çevreleyen kaslar seminal sıvıyı üretraya doldurur. Seminal sıvı üretra boyunca penis ucuna kadar gelerek buradan dışarıya akar.
Prostat büyürse içinden geçen üretrayı sıkıştırarak idrar akışını zorlaştırabilir hatta tamamen durdurabilir. Bu nedenle prostat kanserinin belirtilerinden birisi idrar yapmakta güçlüktür.
ŞEKİL 1: Prostat ve komşu olduğu organların yandan görünümü
Prostat bezinin yanından penise giden ve peniste sertleşmeyi kontrol eden bir grup sinir lifleri geçer. Ameliyat sırasında bu sinirler zedelenip sonuçta peniste sertleşme güçlüğü (impotans) gelişebilir. Son yıllarda bu ameliyat sırasında bu sinirleri koruyucu teknikler geliştirilmiştir. Ancak bu sinirleri koruyucu yöntemlerin uygulanabilmesi tümörün boyutuna ve prostat içerisindeki yerleşimine bağlıdır. Eğer radikal prostat ameliyatı size bir seçenek olarak sunulmuşsa kararınızı verirken bu olasılığı akılda tutmanızda yarar vardır.
Ancak, impotans gelişse bile günümüzde bunu değişik yöntemlerle tedavi etmek mümkündür.
Prostat Kanseri Nedir?
Bütün vücut dokularında hücreler kendilerini belirli bir kontrol mekanizması içerisinde yenilerler. Böylece zedelenen doku tamir edilir, yenilenir. Kontrol dışı çoğalan hücreler tümör adı verilen hücre topluluklarını oluşturur. Bazı tümörler büyümelerine karşılık köken aldıkları dokuda sınırlı kalırlar ve komşu organlara ilerlemezler. Bunlara benign (selim, iyi huylu) tümörler denir. Diğer bir kısmı ise sadece büyümekle kalmayıp komşu organlara uzanma ve onları da tahrip etme potansiyeline sahiptir. Bu tür tümörler kan ve lenf dolaşımı ile köken aldıkları yerlerden uzaktaki organlara da sıçrayabilirler. Bu tür tümörlere malign (habis, kötü huylu) tümör yada kanser denir. Kanser hücreleri köken aldıkları malign tümörden ayrılabilir, vücutta dolaşarak yeni yerleştikleri yerlerde de çoğalabilirler. Bu şekilde köken aldıkları organ dışına sıçramış ve oralarda büyümekte olan tümörlere metastaz denir.
Prostat Kanserinin Nedenleri Nelerdir?
Prostat kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırıcılar aşırı yağlı yiyecekler gibi çevresel faktörlerin etkisi olabileceğini düşünürken, bir başka grup araştırıcı prostat kanserinin genetik (kalıtsal veya ailevi) nedenlerle gelişebileceğini öne sürmektedir. Nedeni ne olursa olsun, prostat kanserinde bugün için kabul edilen en önemli risk faktörü yaşlanmadır. Prostat kanseri gelişme riski 50 yaşından sonra artmaya başlar.
Sizde Prostat Kanseri Olabilir
Eğer siz ya da ailenizden biri 50 yaş üzeri bir erkek ise kendiniz için yapabileceğiniz ya da o aile üyesine önerebileceğiniz en önemli şeylerden birisi prostat kanseri açısından incelenmektir. Prostat kanseri erkeklerde en sık saptanan kanserdir ve kansere bağlı ölümlerin ikinci sık nedenidir.
Kim Risk Altındadır?
Eğer yeterince uzun yaşarsa hemen tüm erkeklerde prostat kanseri gelişir. Yaş arttıkça prostat kanseri gelişme riski artar. Prostat kanserlerinin %85′i 65 yaşın üzerindeki erkeklerde saptanır. Ancak, bazı erkeklerde çok daha erken yaşlarda prostat kanseri gelişebilir. Henüz bilemediğimiz nedenlerden ötürü Afrika kökenlilerde prostat kanseri gelişme riski daha yüksektir. Asya kökenliler bu açıdan daha düşük risk taşımaktadırlar.
LÜTFEN MUAYENE OLUN: ERKEN TANI HAYATINIZI DEĞİŞTİRİR!
Prostat kanseri genellikle çok yavaş büyür. Yıllarca hiç belirti vermeyebilir. Bir çok erkek prostat kanseri olduğunu öğrenemeden başka hastalıklar sebebiyle ölür. Diğer taraftan bir kısım hastada ise prostat kanseri erken, orta ya da geç dönemde iken saptanır.
Prostat kanseri erkeklerdeki en sık kanserdir ve çok sinsi seyreder. Maalesef bir çok hastada hiç bir belirti vermeyebildiği gibi hiç bir yakınmaya da yol açmayabilir. Bu nedenle sizin ya da 50 yaş üzeri aile üyesi diğer erkeklerin bu hastalık için doktora başvurması ve izleyen yıllarda da düzenli kontrolden geçmeleri çok önemlidir.
Prostat kanserinde tedavinin amacı yaşamı uzatmak ve ailenin ve toplumun aktif bir üyesi olarak yaşanmaya değer hale getirmektir. Ancak hastalık ilerledikçe başarılı tedavi tanımı değişir. Erken evredeki prostat kanserinin başarılı tedavisi genellikle bunun kesilip çıkartılması ve hastalığın tamamen ortadan kaldırılması ile özdeştir. Buna karşın ilerlemiş prostat kanserinintedavisi ise yakınmaların ortaya çıkışının geciktirilmesi ve ya engellenmesi (bazen yıllarca) anlamına gelir. Bu nedenle prostat kanserinin tam olarak tedavisi hastalığın erken dönemde yakalanması ve uygun biçimde tedavi edilmesi ile mümkündür.
Bilinçli ve bilgili olmak başarılı tedavinin birinci basamağını oluşturur. Bu kitapçık prostat kanseri ve tedavi seçenekleri konusunda sizi bilinçlendirmeyi amaçlamaktadır. Öncelikle bilmeniz gereken konu tüm erkeklerin risk altında olduğu; prostat kanserinin başarı ile savaşıp yenebileceğiniz bir hastalık olduğu ve bu hastalık için tedavi alırken bile aktif yaşantınızı sürdürebileceğinizdir. Ayrıca tetkik edilmenin şart olduğu da kavramanız gerekir, çünkü tedavi edilmeden önce sizde hastalık olup olmadığının bilinmesi gerekir.
Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.
Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.
Buna karşın kanser hücreleri, bu bilinci kaybeder, kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.
Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.
Kanserin Nedenleri ?
Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.
Sigara alkol kullanımı,
Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,
Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
Bu konu hakkında hekimlerin bilgi verdiği annelerin çoğu, işlemden vazgeçmektedir!..
Bugün ülkemizde ve dünyada en sık kullanılan yöntem “vakum tekniği”dir. Özel âletlerle rahim içine girilerek negatif basınç oluşturulur ve bebek rahim içinde yapıştığı yerden çekilip alınır. Bu esnada oluşturulan emme gücü, evlerimizde kullandığımız elektrikli süpürgelerin emme gücünden 30 kat daha fazladır.
Eskiye göre daha az kullanılan diğer bir yöntem, “penseye benzer mâdenî bir âletle rahimin içinin kazınması”dır. Burada bebeğin herhangi bir uzvu yakalanıp koparılarak alınır. Alınan bu parçalar, dışarıda yerli yerine konur ki, içerde enfeksiyona sebep olacak bir uzuv kalmasın! En zor olan başın koparılmasıdır. 8′inci haftada sinir sistemi gelişen ağrıyı acıyı hisseden bebecik, yapılan bu işlemlerde acı duymaz demek, tıbbî gerçekleri inkâr etmek demektir. Kürtaj yapılan bebekler dile gelebilselerdi, acaba bize ne anlatırlardı?!
Önceden 4′üncü aydan büyük gebeliklerde “tuzla zehirleme” yöntemi kullanılıyordu, artık prostoglandin adı verilen kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Bunlar anneye verilip rahimin şiddetle kasılması ve bebeğin doğması sağlanır. Ancak yaşaması için değil, ölmesi için… Doğduğunda canlı olabilen bu bebekler, bir kenarda ölüme terk edilirler.
“Sezeryan ile” gebelik sonlandırılıyorsa, normal şartlarda bağlanan göbek kordonu bağlanmaz, bebek hemşiresi ve çocuk doktoru çağrılmaz, bebek kanayarak ölüme terk edilir!..
Kürtaj, sadece bebeğe değil, anneye de zarar vermektedir. Kürtaj sonrasında görülen komplikasyonların içinde enfeksiyon, artan erken doğum ve düşükler, kısırlık, rahmin delinmesi, hatta annenin ölümü yer almaktadır.
Bu tür riskler uygun tıbbî müdahale ve bakımla zamanımızda ne kadar azaltılmış olsa da, kürtajın vicdanlarda açtığı yara bir türlü kapanmamaktadır. Suçluluk duygusu, kâbuslar, uyku bozuklukları, madde bağımlılığı, depresyon, boşanmalar, intihar vs… kürtaj olan annede ya hemen veya uzun zaman sonra âniden görülmektedir.
Bu olumsuz sonuçlar, sadece annede değil, onun yakınlarında, eşinde, çocuklarında, büyükanne, büyükbabada, hatta kürtajı yapan hekimlerde bile görülebilir. Hâmile bir kadın, “canlı ve tek parça” veya “ölü ve paramparça” bir bebeğe sahip olma durumunda hangi tercihi yapacaktır? Ya da bu bir tercih meselesi midir ve annenin doğmamış çocuğunun yaşamasına müdahale etmeye hakkı var mıdır?
Anneler unutmamalıdır ki, belki bir gün aldırdıkları o çocuğa muhtaç hâle gelebilirler!
Maalesef Batı toplumlarında çok yaygın olan kürtaj, toplumumuzda da giderek yaygınlaşmaktadır!
Ülkemizde 10 haftaya kadar yasal olan kürtaj, bazı ülkelerde doğuma kadar yasal olarak uygulanmaktadır. Bugün dünyada her yıl 50 milyon kadının %99′u kendi istekleriyle, %1′i ise diğer gerekçelerle (bebeğin özürlü olması, ensest ilişkiler, hayâtî tehlike gibi sebeplerle) kürtaj olmaktadır.
Her gün 200′ün üzerinde kadın, karnındaki çocuğu aldırmak isterken hayatını kaybetmektedir. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasının 2003 raporuna göre, Türkiye’de her 100 gebelikten 15′i istenmediği için sonlandırılmakta ve kürtaj hızla artmaktadır.
Yapılan bütün araştırmalar, kayıtları tutulan kürtaj vak’alarından… Kayıtları tutulmayan, yasal olmayan kürtaj vak’alarının sayılarını bilmekse çok zor!
Bilinen şu ki, ülkemizde kürtaj yaşı 13′e kadar inmiş durumda ve en çok yürek sızlatan hâdise, küçücük kız çocuklarının ebeveynlerinden habersiz muayenehânelerde kürtaj olup 1 saat içinde evlerinin yolunu tutmaları…
Bunlar ne yazık ki, korkunç gerçekler!.. Ahlâksızlığın giderek artması, nâmus kavramının önemini yitirmesi, sınır tanımayan kız-erkek arkadaşlığı, kadına “anneliği unutturularak” dayatılan modern, çağdaş, çalışan bayan kimliği ve bununla gelen âile kurumunun çökertilmesi; şüphesiz, kürtajın giderek artmasında rol oynayan asıl sebeplerdir.
Bir de rızık endişesi, özürlü çocuğa sahip olma riski gibi kaygılar var. Unutmamalıdır ki, insana rızkı, anne-baba değil, Allah (c.c.) verir.
İnsan, hayatının herhangi bir safhasında da sakatlanabilir. Tıbbî genetik sahada her gün ilerlemeler oluyor. Belki pek yakında insanın gen haritası çıkarılacak ve o kişinin hangi yaşta, ne hastalığa yakalanacağı bilinecek. Yani filan yaşta kanser olabilecek bir bebeği, acı çekmesin diye dünyaya gelmeden öldürmeli miyiz?
Bu hangi akla, hangi mantığa uyar? Her insanın yaşama hakkı vardır, sadece sağlıklı olanların, eli ayağı düzgün olanların değil! Anne karnındaki masum bebeklerin yaşama haklarının korunması konusunda bütün insanlığın hassas olması lâzımdır. Dünyaya gelmemiş bir bebeğin hayatı, kurtarılmaları için trilyonların harcandığı balinalardan ya da özel yöntemlerle bir yerden diğer yere canlılığı korunarak aktarılmaya çalışılan ağaçlardan, daha mı değersizdir?!
Asrımız, anneye, çocuğunu parçalamayı öğretti. Doğumunun hasretle beklendiğini sanan yavrular ne bilsinler ki, anne rahmi bile emniyetli değil artık…
Ufak tefek, kendinden emin ve gururlu, her sabah sekizde giyinip kuşanan ve her ne kadar kör bile olsa saçlarını kıvırıp makyajını mükemmelce yapan yaşlı hanım bugün bir huzur evine taşındı.
70 yaşındaki kocası ise geçenlerde gereken hamleyi yapıp Allah’ın rahmetine kavuşmuştu. Huzur evinin kapısında sabırla beklenen bir kaç saatin ardından, odasının hazır olduğu söylendiğinde tatlı tatlı gülümsedi. Yürütecini asansöre yönlendirdiği sırada, kendisine odasını anlatmaya başladım, penceresinde asılı perdelerden de söz ettim.
Ben anlatırken, az önce kendisine köpek yavrusu verilmiş 8 yaşındaki küçük bir kızın heyecanıyla “o perdeleri pek severim” dedi. ” Mrs. Jones henüz odayı görmediniz, biraz bekleyin demiştim ki “Bunun onunla bir ilgisi yok” dedi.
Mutluluk zamandan önce karar verdiğiniz bir şeydir. Benim odadan hoşlanıp hoşlanmamam mobilyaların nasıl düzenlenmiş olduğuyla değil, benim onları zihnimde nasıl düzenlediğimle ilgilidir. Ben onları sevmeye karar vermiştim zaten. Bu benim her sabah uyandığımda verdiğim bir karardır.
Bir seçme hakkım var: Ya bütün günümü artık çalışmayan vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm ya da yataktan çıkıp hala çalışanlar için şükrederim. Gözlerim açık olduğu sürece her yeni gün bir hediyedir. Yeni güne ve hayatimin sadece bu döneminde, biriktirdiğim mutlu anılara konsantre olacağım.
Yaşlılık banka hesabı gibidir. Ne yatırdıysan onu çekersin hesabından.. Bu nedenle benim tavsiyem, banka hesabına dolu dolu mutluluk yatırman olacaktır. Anı bankamı doldurmaktaki katkın için sana teşekkür ederim. Hala oradan mutluluk çekiyorum. Mutlu olmak için su beş basit kuralı hatırla:
1. Kalbini nefretten arındır
2. Zihnini endişelerden arındır
3. Basit yaşa
4. Çok ver
5. Daha az bekle
Bilmem farkında mısın, eğer yarın ölecek olsak çalıştığımız şirket daha bir kaç gün bile olmadan yerimizi dolduruverir. Oysaki ardımızda bıraktığımız ailemiz bizim kaybımızı ömürlerinin sonuna dek hissedecektir.
Gelgelelim ki, ailemizden daha çok işimize veririz kendimizi, pek de akıllıca bir yatırım değil, ne dersin? FAMILY ne demektir biliyor musun? FAMILY=(F)ather (A)nd (M)other (I) (L)ove (Y)ou…
Pasif içicilik nedir? Neden pasif içicilik diğer içicilerden daha zararlıdır? (Yaşar Yapıcı)
Pasif içicilik, başkalarının içtiği sigara dumanına veya sigara dumanı içeriğinde bulunan kimyasal maddelere maruz kalarak soluma durumudur. Kendisi sigara içmeyen birinin sigara dumanına maruz kalması, istek dışı olarak gerçekleştiğinden, olaya bu isim verilmiştir. Sigara içenler tarafından dışarı verilen dumana �çevresel tütün dumanı� adı da veriliyor.
Sigara içen kişi tarafından, sigara dumanının sadece %15�lik bir bölümü solunuyor. Geri kalan yüzde ise dışarıya veriliyor. Bu nedenle de pasif içicilerin zarar görme riski daha yüksek. Tütün dumanında bulunan gazlar ve küçük parçacıklar, 60�ın üzerinde kansere neden olucu kimyasal madde içeriyor. Bunun dışında, sigara kullanmayan birisi sigara dumanına maruz kaldığında solunum yolları rahatsızlıkları, gözlerde yanma, öksürme ve burun çekme, baş ağrısı ve dikkat azalması gibi olumsuz etkiler de ortaya çıkabiliyor.
Genel olarak bulunduğunuz ortamlarda kötü ve ağır koku yayılır. Cildiniz bozulacağından cilt karalığı ve yaşlı gösterme belirtileri başlar. Dişleriniz kirli ve pis görünümlü olmakla beraber, dişeti hastalıkları baş gösterecektir.
Ağız ve yutakta tat alma eksikliği başlar ve kanser riski artar. Gırtlak ve nefes borusunda iltihaplanma, ses tellerinin zarar göstermesinden başka kansere yakalanma ihtimali fazlalaşır. Kalp ve damarların görmüş olduğu zarar ve tahribattan dolayı kalp krizi damar tıkanıklığı, tansiyon yükselmesi gibi sakıncalar ortaya çıkar.
Beyinde felç, ileri yaşta bunama (Alzheimer) görülür. Her nefeste 50bin hücrenin ölümüne sebep olur.
Gözlerde katarakt ve ileri yaşta körlük meydana gelir.
Burunda koku alma duygusu azalır. Akciğerlerde kansere yakalanma, Bronşit ve amfizem gibi rahatsızlıklar meydana gelir. Mide ve yemek borusunda karama, ülser ve kanser oluşumunu fazlalaşır. Pankreas kanseri riski artar.
Rahim ve yumurtalıkta kısırlık, çocuk düşürme, sakat ve eksik doğum, erken menopoz, rahim kanseri gibi tehlikeler oluşur.
Testisler ve cinsel organlarda iktidarsızlık, ereksiyonda azalma, döllenme yetersizliği, kalıtımsal bozukluklar meydana gelir. İdrar kesesinde mesane kanseri meydana gelir. Ellerde, parmaklarda sararma, tırnaklarda, zayıflama görülür. Kemik ve iskeletlerde kemik erimesi meydana gelir. Kol ve bacak damarlarında çeşitli hastalıklar oluşur. Kılcal damarlar, el ve ayaklardan başlayarak, kol ve bacaklara kadar tıkanıp bu organların kesilmesine (Burger hastalığı) kadar varan hastalıklar oluşur.
Vücutta, yorgunluk, uykusuzluk, ruhsal gerilim, stres, performans düşüklüğü, reflekslerde azalma oluşur.
Anne ve baba mirası olarak; Sigara içen babaların, çocuklarında kanseri önleyen gençliği yok olmaktadır. Hamileliğinde sigara içen hanımların bebekleri %10-15 eksik kilolu doğdukları gibi zeka eksiklikleri de görülür.
Tütün ve Sağlık
Sigara tütününün içinde bulunan madde türleri şöyledir:
* Kansere yol açan maddeler
* Kanseri ilerletenler,
* Zehirli maddeler
* Uyarıcılar, zevk vericiler ve aromatik maddeler.
1961 yılında ünlü bir sigara firmasının yaptırdığı araştırmaya göre, sigara dumanı sağlık için çok zararlıdır ve içinde öldürücü zehirler barındırmaktadır.
RJ Reynolds firmasından Alan Rodgman’ın yaptığı 1962 yılına ait “Sigara ve Sağlık Problemlerinin Değerlendirilmesi” isimli rapora göre:
“Sigaranın içinde kötü huylu tümör oluşumuna yol açan kimyasal maddeler bulunmaktadır. Zararlı maddelerin etkisi istatistiksel olarak da kanıtlanmıştır, bu maddelerin zararı belli bir derecede uygun bir filtre kullanılmasıyla azaltılabilir.”
1963 yılında yapılan bir araştırmaya göre:
“Köpekler üzerinde yapılan deneylerde, sigara dumanına maruz bırakılan köpeklerin ciddi hastalıklara özellikle de bronşite yakalandığı görüldü. Bu hastalıklar kanser dönüşümü gösterdi.
Köpek akciğerinde kanser oluşumuna sebep olan sigara, insan akciğerinde de kanser oluşumuna yol açacaktır.”
Araştırmanın sonuçları sigaranın insan akciğerinde kanser oluşumuna yol açtığını kanıtlasa da, sigaralardaki bu riski azaltma yolu konusunda bir bilgi yoktur.”
3 Nisan 1970 tarihli Amerikan Şirketinin raporuna göre:
Gerçeklerle yüzleşelim:
Sigara dumanı biyolojik olarak aktiftir.
Nikotin kuvvetli bir farmakolojik bir maddedir. Tüm doktorlar ve kimyagerler bunu bilmekteler. Bu bir sır değil.
Sigara dumanı yoğunlaştırılarak farelerin sırtına zerk edildi ve hepsinde tümör oluştu.
Sitokrom oksidasyonun güçlü bir katalizörü olan hidrojen siyanid metabolizmanın enerjisi ve hücreler için çok zararlı bir enzim üretilmesine neden olur.
Sigaranın içinde bulunan nitrosaminlerde çok güçlü kansorejen maddelerdir.
Sigara dumanında önemli bir miktarda uçucu olmayan nitrosaminler mevcuttur.
Akrolein göze çok zararlı bir maddedir ve hücre zehirlenmesine yol açmaktadır. Sigara dumanında çok önemli bir miktarda bulunmaktadır.
Sigara dumanında Polonium-210 madde si de mevcuttur.
Sigaranın yakıldığı anda çıkan dumanın biyolojik faaliyetleri hakkında çok az bilgi bulunmaktadır.
Birkaç yıldır sigaraya eklenmeye başlanan yeni katkı maddelerinin biyolojik aktivasyonu hakkında bilgi çok azdır.
Sigaranın Zararları
Sigaranın sağlığa zararlı olduğu, paketi her elinize aldığınızda gözünüze çarpar. Peki ya güzelliğe zararı? Bunu hiç düşündünüz mü? Cevabınız hayır ise sizi, güzelliğinizin baş düşmanını tanımaya davet ediyoruz. Sigara, cildinize, gözlerinize, dudaklarınıza zarar veriyor, kırışıklıklara, selülite neden oluyor ve çabuk yaşlandırıyor.
Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göre dünya ülkelerinin bir çoğunda en çok rastlanan ve en çok ölume yol açan nedenler arasında ilk sırayı akciğer kanseri alıyor. Son 40 yılda % 250 oranıinda artış gösteren akciğer kanserine sadece ABD’de her yıl 160 bin kişi yakalanıyor. Türkiye’de ise her yıl 30-40 bin kişide akciğer kanseri görülüyor.
Bir başka araştırmaya göre akciğer kanserinin yüzde 85′i, kronik bronşit’in yüzde 75′i, kalp hastalıklarının yüzde 25′i sigaradan kaynaklanıyor. Uzmanlar, 100 bin kişilik nüfusta hiç sigara içmeyenlerin kansere yakalanma oranının % 3-4, günde bir paket içenlerde yüzde 61, 1-2 paket içenlerde 143, günde 2 paket ya da daha fazla içenlerde 217 olduğuna dikkat çekiyor.
Sigarada 4000 i aşkın birbirinden farklı zararlı madde bulunmaktadır. Ayrıca sigaranın ana maddesi olarak bilinen tütünde de bir çok zararlı madde bulunmaktadır. Tütün yetiştirilirken haşere ve böcekten korunması için böcek zehiri kullanılır. Sigarayla birlikte, bir çok zehirli maddenin dışında, böcek zehirini bile içimize çekmiş oluyoruz.
Sigaranın Neden Olduğu Hastalıklar
Bağımlılık - Nikotin maddesinin bağımlılık yapıcı özelliği eroine çok benzer.
Sırt ve Bel Ağrısı -Sigara içmek, belle ilgili hastalıkların tedavisini engelleyen faktörlerden biridir. Bunun yanında normal insanlarda da zaman zaman şiddetli sırt ve bel ağrılarına yol açabilir. Bunun nedeni, sigara içen kişilerde vücudun, omurilikteki disklere çok zayıf miktarda oksijen göndermesidir.
İlaca Karşı Bağışıklık- Sigara içenler belli bir ilacın etkili olması için çok daha büyük dozlarda o ilacı kullanmak zorunda kalır.
Kısırlık - Çiftlerden sadece birinin sigara içmesi çocuk olmaması riskini 3 kat artrır.
Menopoz - Sigara içen kadınlarda beklenenden 5-10 yıl daha erken menopoz görülür. Bu da kemiklerin erkenden incelmesine ve de erimesine neden olur.
Erken Yaşlanma- Düzenli bir şekilde sigara içilmesi, deri yapısını bozar, kırışıklıklara yol açar. Bunun yanında dişler sararır ve de kararır, tırnaklar sağlıksızlaşır.
İyileşme Zorluğu - Sigara içenlerin yaraları çok daha zor kapanır. Bunun yanında ameliyat sonrası yaralarının iyileşmeme olasılıkları vardır. Diş Kaybı - Sigara içmek diş kayıplarında önemli bir faktördür.
Göğüs Kanseri - Sigara içen kadınlar içmeyenlere göre %75 daha fazla göğüs kanserine yakalanma riski taşır.
Rahim Kanseri - Sigara içen kadınlar içmeyenlere göre 4 kat daha fazla rahim kanserine yakalanma riski taşır.
Boğaz Kanseri - Boğaz kanseri vakalarının %80′ine sigara yol açar.
Mide Kanseri - Sigara içenlerin mide veya bağırsak kanserine yakalanma riski içmeyenlere göre 2 kat daha fazladır.
Karaciğer Kanseri - Karaciğer kanseri vakalarının % 80′i sigara yüzünden olur.
Gırtlak Kanseri - Günde 25 tane sigara içiyorsanız 30 kat daha fazla gırtlak kanserine yakalanma riski taşırsınız. Bu da ilk başlarda konuşma zorluğu ilerleyen safhalarda tamamen konuşamamaya sebebiyet verir.
Amfizrem - Bu hastalığın yol açtığı ölümlerin %85′i sigara yüzünden olur. (Akciğerlerdeki alveoller zamanla esnekliğini kaybeder. İlerleyen safhalarda, yoğun bir biçimde solunum zorluğu olur ve hasta solunum makinasına bağlanmak zorunda kalır.)
Ağız Kanseri - Ağız kanseri vakalarının tamamına sigara yol açar.
Yemek Borusu Kanseri - Bu kanserden ölenlerin hemen hemen hepsi sigara içtikleri için ölmüşlerdir.
Çocukluk Solunum Problemleri - Annesi ya da babası sigara içen çocuklar 6 kat daha fazla solunum yolu hastalıklarıyla karşılaşma riski taşır. (Soğuk algınlığı, kulak iltihapları, bronşit, bademcik problemleri, astım ve de zatüre ki bazen ölüme bile yol açar)
Kulak Enfeksiyonları -Sigara içenlerin çocuklarının orta kulak enfeksiyonuna yakalanma riskleri vardır.
Erken Doğum ve Bebeğin Hafif Doğması - Günde sadece 5 tane sigara içen hamile bir kadının erken doğum yapması ya da oldukça küçük ve de sağlıksız bir bebek doğurma riski inanılmaz boyutlardadır.
Şeker Hastalığı - Sigara içmek, vücudun insülün salgılama yeteneğini zamanla yok eder. Bu da şeker hastalığına yol açar.
Kalp Hastalıkları - Sigara içenlerin kalp krizine yakalanma riski içmeyenlere göre 4 kat daha fazladır.
Gangren - Akciğerler verimsizleştiği için, vücuda çok az oksijen yayılır. İnsan vücudu, bu çok az miktardaki oksijeni iç organlara dağıtmak zorunda kalır. Bundan dolayı, kalbe en uzak kısımlar olan parmak uçlarından itibaren hücreler süratle zincirleme olarak ölür. Çoğu zaman kollar ya da bacaklar kesilebilir.
Ağız yaralarına hemen hemen her hastada rastlanır. Bununla birlikte % 1-3 gibi az bir kısım hastanın ağızda yara şeklinde bir belirtiyi hiç göstermeksizin, sendromun diğer belirtilerini gösterdiği de bilinir. Bu yaralar genellikle sendromun ilk belirtisi olmaktadırlar. Diğer belirtiler ortaya çıkmadan yıllarca yalnız aft yakınması bulunan hastalar seyrek değildir. Behçet’te ağız yaralarının büyük çoğunluğu, sık gözlenen bir hastalık olan tekrarlayıcı aftlardan ayırt edilemez ise de, çok sayıda olmaları ve daha sık nüks etmeleri gibi farklılıklar vardır. Behçet’teki aftlar genellikle ayda bir veya birkaç kez tekrar eder ve birkaç gün ile bir hafta içinde iyileşirler. Sayıları birkaç tane olup, zaman zaman ağrı hissine yol açabildiklerinden hastanın beslenmesini zorlaştırabilirler.
Cinsel Bölge Yaraları (Genital ülserler)
Cinsel bölge yaraları küçük, deriden kabarık kırmızılık veya sivilce halinde başlar, ve bunu çabucak, zımbayla delinmiş gibi görünümde ve yavaş iyileşen yaranın gelişmesi izler (Soldaki resim). Bu yaralar hemen hemen her zaman yerlerinde iz barıkarak iyileşirler. Sağdaki resimde bir yara sonrası kalmış iz görülmektedir. Cinsel bölge yaraları aftlara kıyasla, sayıca daha azdır ve daha uzun sürede iyileşirler.
Behçet sendromunda cinsel bölge dışında da benzer yaralar gözlenebilir. Koltuk altları, kasıklar gibi büyük kıvrım yerlerinde, sivilce şeklindeki belirtilerin patlamasıyla ortaya çıkan bu tür yaralara hastalarda zaman zaman rastlanabilir.
Deriye Ait Belirtiler
Behçet sendromundaki deri belirtileri üç tipe ayrılabilir:
(i) kırmızı ve ağrılı yumrular şeklindeki belirtiler;
(ii) sivilce benzeri belirtiler;
(iii) deri damarlarının hastalanmasıyla ilgili belirtiler.
* Yumrulu Belirtiler:
Genellikle birdenbire ortaya çıkan, yuvarlak veya oval, fındık ile ceviz arasında değişen büyüklükte, parlak kırmızı, duyarlı, ağrılı belirtilerdir. Bazen bir toplardamarı izliyormuş görünümde sertlikler geliştirebilirler. Özellikle bacaklarda yerleşirler. 10-15 gün içinde, yara haline dönmeden, bazen yerlerinde hafif bir leke bırakarak iyileşirler.
* Sivilce Benzeri Belirtiler:
Mikropsuz cerahatli sivilceler şeklinde görülürler. Ense, sırt, yüz, göğüs, kollar ve bacaklar, kalçalar, kasıklar ve cinsel bögede yerleşirler. Olguların % 60-85′inde gözlenir. Görünüm açısından diğer nedenlerle meydana gelen sivilcelerden hiç bir farkları yoktur. Bu nedenle ancak hastalığın başka belirtileri de varsa tanı açısından değer taşır.
Paterji (Derinin Özgün Olmayan Reaksiyonu)
Bu test, Behçet sendromlu hastanın önkol derisine steril bir iğne batırılarak yapılır. Reaksiyonun oluşabilmesi için iğnenin dermis adı verilen katmana kadar girmesi gereklidir. 24 saatte belirginleşip 48 saatte maksimum olan reaksiyonda önce kırmızı bir halka ile çevrili, 1-2 mm’lik bir kabarıklık belirir. Öyle kalabildiği gibi çoğu kez 1-5 mm’lik bir steril cerahatli sivilce haline döner. Yandaki şekilde böyle bir reaksiyon görülmektedir. Türk Behçetlilerde özgüllüğü ve duyarlılığı oldukça yüksek bir test olarak kullanılabilmektedir. Türkiye, Japonya ve diğer Akdeniz ülkelerinde pozitiflik oranının % 50-80 olmasına karşın, İngiltere ve Amerika’da pozitifliğe pek rastlanmaz. Test erkeklerde kadınlara kıyasla daha şiddetlidir, ancak paterji pozitifliği ile hastalığın klinik şiddeti arasında bir ilişki yoktur.
Göz Belirtileri
En önemli organ tutulmalarından biri olan gözdeki iltihaplanma hastaların yarısında tespit edilir. Gözde kanlanma ve bulanık görme şeklinde kendini gösterir. Erkeklerde ve genç kişilerde göz hastalığı daha sık ve seyri daha ağırken, kadınlarda ve yaşlılarda ise daha seyrek ve daha hafiftir. Göz belirtileri, değişik şekillerde olabilmektedir. Yandaki resimde okla gösterilen, hastalığın ilk tanımlanan bulgularından biri olan hipopiyon’dur. Göz tutulması bulunan hastaların ancak % 10-20’sinde körlüğe kadar gidebilen ağır bir seyir söz konusudur.
Eklem Belirtileri
Hulusi Behçet, bu sendromu tanımladıktan bir sene sonra, 1938′de hastalarında romatoid ağrılardan bahsederek ilk kez eklem tutulmasını da bildirmiştir. Behçet hastalarının hemen hemen yarısında görülen eklem tutulması hastalığın ana yakınma ve bulgularından bir tanesidir. Bu tutulma eklem ağrısı şeklinde olabileceği gibi, daha sıklıkla eklem şişmesi şeklinde karşımıza çıkar. Bu durum ortaya çıktığı zaman eklemde ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı olmasına rağmen kızarıklığa pek rastlanmaz. Tutulan eklemler, en sık dizler olup onu sırasıyla ayak bileği, el bileği ve dirsek takip eder. Şekil bozukluğu pek yapmaz ve genellikle 1-2 hafta içinde kendiliğinden iyileşir.
Damar Belirtileri
Behçet sendromunda toplardamarların tutulması sık, atardamarların ise seyrektir. Tromboflebit genelde hastaların dörtte birinde ve hemen hemen her zaman erkeklerde görülürken kadınlarda çok seyrek gözlenir. Bacakta şişlik şeklinde kendini gösterir. En sık olarak yüzeyel veya derin tromboflebit şeklinde karşımıza çıkar. Özellikle bacaklardaki tromboflebit uzun sürdüğü zaman zor iyileşen bacak yaralarına neden olur.
Sinir Sistemi Belirtileri
Hastalarda şiddetli baş ağrısı, çift görme, kol veya bacaklarda uyuşukluk, kuvvetsizlik, dengede güçlük gibi yakınmalar olabilir. Merkezi sinir sistemi tutulması düşük oranda görülür.
Mide-barsak Belirtileri
Karın ağrısı, ishal gibi belirtiler görülebilir. Barsaklarda yaralar olabilir. Türkiye’de Behçet’li hastalarda oldukça seyrek görülür. Bu tür belirtiler, Japonya’da sıktır.
Depresyon en çok bilinen duygudurum bozukluğudur. Ancak yaşanılan çökkünlüğün zıttı bir şekilde duygulanımın taşkın bir hal aldığı bir psikiyatrik rahatsızlık vardır ki ona da manik depresif diyoruz. Mani halk arasında pek bilinmeyen bir hastalıktır. Yaşam boyu görülme sıklığı % 1′dir. Yani 100 kişide bir kişide görülür. Oysa bu oran depresyon için %3-5 tir.
Çok iyi bilinmediği içinde bu sorun bazen kişinin kendisine ve bazen de çevresine zarar vermesine yol açabilir. Bu nedenle iyi tanınmalı ve tedavisi ihmal edilmemelidir. Genel özelliği hastanın günlük işlevselliğinde belirgin bozulmaya sebep olan ve hastanın muhakeme yetisini bozan inatçı biçimde yükselmiş, kabarmış veya aşırı uyarılmışlık hali ile giden bir duygudurum bozukluğudur. Bu aşırı uyarılmış ve taşkın halin en az bir hafta sürmesi bu hastalığın tanısını koymak için gereklidir. Ancak bazen mizaç o kadar yükselmiş olur ki 1-2 günlük bir süre bile hastalığın tanısını koymak için yeterli olabilir.
Bu duygudurum bozukluğu sırasında aşağıdakilerden en az 3 ünün varlığı gereklidir.
Kendine güvende abartılı ve aşırı bir artma olması. En güçlü benim benim her şeye gücüm yeter. (Bazen peygamber yada tanrı olduğunu bile iddia edenler olabilir.)
Uyku gereksiniminde azalma ( Mesela sadece 2-3 saatlik bir uyku ile günlerce idare etme ve dinlenmiş hissetme halinin varlığı)
Her zamankinden daha konuşkan olma yada etrafındakileri konuşmaya tutma hali.
Fikirle öylesine hızlı değişir ki zihnindeki u uçuşmayı konuşma hızı yakalayamaz ve daldan dala atlama olur.
Dikkatte aşırı bir dağınıklık olur ve basit ayrıntılar bile dikkatini dağıtabilir.
Motor faaliyetlerde aşırı bir artma vardır. Yaptığı işin amacına yönelik davranışlar ve hareketler artar.
Kötü sonuç verme ihtimali, yüksek zevk veren etkinliklere aşırı katılma (sonucunu hesap etmeden ani kararlar verip uygulamaya koyma gibi) .Aşırı para harcama ve aptalca yatırımlar yapma (imkanlarına kıyasla ileride maddi sıkıntı oluşturacak boyutlarda harcama yapma),düzensizce cinsel ilişkilerde bulunma.
Bu rahatsızlık uzun süre psikiyatrik tedavi gerektiren ve tekrarlama ihtimali olan bir rahatsızlıktır. Ve zaman zaman depresyonla seyreden dönmeler de görülebilir. İlaç tedavisine iyi cevap veren bir rahatsızlıktır.