nedir

Etkeni varicella zoster virüsü olan bir enfeksiyon hastalığıdır. Virüsün, omurilik arka köklerine yerleştiği ve bir nedenle aktif hale geçerek, belirtileri ortaya çıkardığı kabul edilmektedir. Virüs yıllar boyunca hiç bir belirti ortaya çıkarmadan sessizce kalabilir.
Belirti ve Bulgular
Meydana gelen şikayetler, hangi sinirin kökünün etkilendiğine bağlıdır. Etkilenen sinirin yayıldığı bölgede bazen kaşıntı ile başlayan ve hafif ağrı yapan bazen de çok şiddetli ağrı meydana getiren (kozalji tipinde yanıcı ağrılar) kabarcıklar görülür.
Bu kabarcıklar genelde küçük gruplar halinde (3-5 tane bir arada) bulunur.
Bazen çok sayıda kabarcık bulunurken, bazen de az sayıda kabarcık bulunur.
En sık olarak kaburgalar arası sinirler tutulur.
Kabarcıklar vücudun bir yarısında kalır, orta hattı geçmez. Genelde 1-3 haftada kabarcıklar kaybolur, ancak kabarcıkların yerinde hafif koyu renkli lekeler kalır. Bu lekelere bastırınca, birkaç dakika süren şiddetli ağrılar meydana gelir. Bu ağrılar aylarca veya yıllarca sürebilir (bu duruma post-herpetik nevralji adı verilir).
Eğer kafa sinirlerinden bazıları tutulursa geçici yüz felci, kulak problemleri, göz problemleri görülebilir.
Lenfoma hastalarında tüm vücudu tutan yaygın zona görülebilir.
Tedavi
Kabarcıkların üzerine talk pudrası ve pomat (oxyde zinc) sürülerek ağrı ve kaşıntı azaltılabilir. Bunlar ayrıca kabarcıkların çevresinde oluşabilecek diğer enfeksiyonları önler. B vitamini faydalı olabilir.
Ağrı çok şiddetli değilse aspirin, parasetamol gibi ağrı kesiciler yeterli olabilir, ancak çok şiddetli ağrılarda enjeksiyon tipi ağrı kesiciler gereklidir.
Ağır hastalarda kortikosteroidler verilmelidir, bununla birlikte antibiyotik de kullanılmalıdır.
Kozalji tipinde yanıcı ağrısı olanlarda sinirleri bloke edici ilaçlar verilir, bu tür ilaçların kalp hastalığı olanlarda kullanılmaması gerekebilir, özellikle koroner kalp yetmezliği olanlarda kullanılmamalıdır.
Ağır hastalarda ve kabarcıkların ve ağrıların yaygın olduğu durumlarda antiviral (virüslere karşı etkili) ilaçlar kullanmak gerekebilir.
Post-herpetik nevralji döneminde; genelde yukarıda sayılan ilaçlar faydalı olmaz. Genelde antidepresan gibi psikiyatrik ilaçlar kullanılır.
[Kaynak: Efe S., İç Hastalıkları Tedavi Yıllığı]

Sabah uyanmak ve işe gitmek bazıları için her gün yaşanan bir kâbus. Hollanda da yapılan bir araştırma sabahları bir türlü güne başlayamayanlar için hayatlarında yepyeni ufuklar açıyor.Leiden Üniversitesi nde sabahları uzun süre yataktan kalkamayanlar üzerinde yapılan araştırmalarda şaşırtıcı bulgular ortaya çıktı.

Gece uykusunun kaynağı olan biyolojik saatin kişiden kişiye farklılık gösterdiği ve bunun gün içindeki uyku koşullarını etkilediği kanıtlandı. Leiden Üniversitesi araştırmacıları, gün ortasına kadar bir türlü uyanamayan, ancak akşama doğru kendine gelen kişilerin biyolojik saatlerinin, erken uyanma alışkanlığı olanlara göre ortalama iki saat geri kaldığını tespit etti.

Araştırmacılar, deneklerin bir kısmının da kısa süreli uykulara rağmen diğerlerine oranla kolayca uyanabildiğini ve çok az kişinin de bu doğal eğilimi değiştirebildiğini kaydederek, “Bu kişiler erken kalkıp çalışmak zorunda kalsalar bile geç yatmayı göze alacak kadar dirençli” dedi.

Hollandalı araştırmacıların bu çalışması, Erken yatıp erken kalkmak insanı sağlıklı, akıllı ve varlıklı yapar görüşünü savunan Benjamin Franklin, Thomas Edison un da aralarında bulunduğu bilim adamlarının fikirlerini çürütüyor.

Biyolojik saat nasıl ayarlanır?

Edison a göre çok fazla uyumak insan sağlığı açısından iyi olmadığı gibi medeniyet açısından da ilerlemeyi yavaşlatan bir faktördü. Ancak Southampton Üniversitesi bilim adamlarına göre, artık erken kalkmak kişisel bir üstünlük değil. Üstelik çok geç uyuyanlar erken kalkanlara göre çok daha sağlıklı olabiliyorlar.

Öte yandan Southampton Üniversitesi nde 1973-1974 yıllarında sağlıkla ilgili bir kamuoyu araştırmasına katılan 65 yaş üzerindeki 1229 erkek ve kadın üzerinde yapılan deneyler, bu yıl yeniden tekrarlandı. Sonuçlarda ise geçen 20 yıl boyunca 12 saat ve daha fazla uyuyanların, dokuz saat uyuyanlara göre genç yaşta ölme ihtimalinin bir buçuk kat daha fazla olduğu ortaya çıktı.

British Medical Journal dergisinde yer alan başka bir araştırmada ise insanların istediği saatte yatıp istediği saatte kalkabileceği belirtiliyor. Catharine Gale ve Christopher Martyn in bulgularına göre, uyuma ve uyanma saatleri pek bir şeyi değiştirmiyor. “Biyolojik ritim geç kalkmayı gerektiriyorsa geç kalkmalı” diyen Gale ve Martyn yine de sekiz saatten fazla uyumanın vücut için yararı olmadığı görüşünü savunuyor.

Orta kulaktaki hava basıncı dış kulaktakine eşittir. Bunu östaki borusu sağlar. Bu boru orta kulağı burnun gerisine bağlayan dar bir kanaldır. Yutkundugunuz veya esnediğiniz zaman açılır ve böylece orta kulağa hava girer vay çıkar. Eğer östaki borusu kapalı kahırsa kulak, zarının iki yanındaki basınç eşit olmaz. Bu duruma barotravma veya barotitis mediya denir.Belirtiler

- orta derecede veya şiddetli kulak ağrısı

- Kulakta dolguniuk hissi

- Hafif, işitme kaybı.

- Baş dönmesi.

- Kulak çınlaması (Tinnitus)

Teşhis

Burnunuz tıkalıysa, (alerji, soğuk algınlığı veya boğaz enfeksiyonu) eğer uçar veya dalarsanız barotravma belirtileri yaşarsınız. Bir kulakta ağrı, hafif işitme kaybı veya kulakta doluluk hissi duyarsanız bu, hava basıncındaki değişiklik nedeniyle kulak zarının içeri doğru itilmesinden kaynaklanabilir.

Hava basıncındaki farklılık artınca veya östaki borusu tamamen kapanınca daha ciddi bir problem doğabilir. Orta kulağın ince damarları çatlar ve kanar. Kan orta kulağı doldurur ve işitme kaybı olur, insan su altındaymış hissi duyar.

Barotrauma belirtileri başladıktan birkaç saat sonra geçer. Bu ciddi bir yaka değildir ve kalıcı işitme kaybı yapmaz. Gene de eğer barotraumadan şüphelenirseniz doktorunuza görünün. Kulağınızı muayene edecek ve enfeksiyon kapmanızı önlemek üzere durumu kontrol altına alacaktır.

Tedavi

Eğer tıkalı burunla uçmak mecburiyetindeyseniz, havalanmadan ve ya inişe geçmeden bir saat önce dekonjestan etkili ilaç veya antihistamin alın. Bu östaki borusunun kapalı kalmasını önler. Uçuş sırasında yutkunmayı sağlamak için şekerleme emin veya çiklet çiğneyin. Böylece östaki borusu açık kalır. Bunu yapmanın bir başka yolu da havayı içine çekip burnu ve ağzı kapalı tutarak yavaşça havayı dışarı vermeye çalışmaktır.

Eğer birkaç saat içinde belirtiler kaybolmazsa, doktorunuzu görün. Tedavi bir cerrahi müdahale ile kulak zarını geçip oradaki sıvının boşaltılmasını gerektirebilir. Ayrıca doktorunuz orta kulak enfeksiyonunu önlemek için antibiyotik de verebilir.

İngiliz The Times gazetesi, Oxford ve Harvard üniversitesi bilimadamlarının “beyni genç tutmak” üzerine yaptığı araştırmaları yayınladı. İşte zinde bir beyin için yapmanız gerekenler:

Terleyin:

Egzersiz, verimli çalışmak için bol oksijene ihtiyaç duyan beyin hücrelerinin gıdası gibidir. Böylece beynin öğrenme ve hatırlama becerisi güçlenir.

Balık yiyin:

Yüksek Omega-3 içeren sardalya ve ton gibi yağlı balıkları tüketmek zekayı attırır. Konsantrasyon ve okuma yeteneğini geliştirir. B vitamini ve protein açısından zengin besinler de seratonin içerdiği için beyindeki iletişim hızlanır.

Lavanta koklayın:

Lavanta kokusu işe konsantrasyonu artırır. Özellikle öğle aralarında, çalışmaya başlamadan önce lavanta koklayın.

Mola verin:

Uzun ve aralıksız çalışma saatleri ters etki yaparak beynin verimini düşürür. Araştırmalar her 40 dakikalık çalışmadan sonra 20 dakikalık ara vermenin, sonraki 40 dakikaya hazırlanmak için gerekli olduğunu savunuyor.

İyi bir uyku çekin:

Gece 7-8 saatlik uyku beyin performansını en üste taşır. Ayrıca gün ortasında 30 dakikalık bir kestirme beynin şarj olmasını sağlar.

Sakız çiğneyin:

Sakız çiğneme beyne giden kanı yüzde 20 artırıyor. Böylece hafızayı kuvvetlendirip, stresi azaltıyor.

Su için:

Yüzde 80’i su içeren beynimiz su içmediğimizde küçülüyor. Bu sebepten susadıkça su içmek gerekiyor.

Kırmızıya bakmayın:

Kırmızı görmek özellikle sınavda başarıyı düşürüyor ve öğrencide motivasyon düşüklüğü yaratıyor.

Seks yapın:

Orgazmla sonuçlanan bir seks veya hamilelik süreci, kadınların beyinlerindeki prolaktin hormonunun ve beyin hücrelerinin artmasını sağlıyor.

Sıcak çikolata için:

Yatmadan önce içilecek bir bardak sıcak çikolata zekayı arırıyor. Kakao özellikle yaşlıların zihnini açıyor.

Rock dinleyin:

Araştırmalar rock müziğin de, klasik müzik kadar öğrenmeyi ve konsantrasyonu artırdığını gösterdi.

Rahatlayın:

Rahat bir yere oturup gözlerinizi kapayın ve ayaklarınızdan boynunuza kadar tek tek kaslarınızın gevşediğini hissedin. Gerginliği atmak, sınavdaki başarınızı yükseltecektir.

Yetenek geliştirin:

6 yaş grubu üzerinde yapılan araştırmalara göre müzik ve resim gibi konularda eğitim gören çocukların IQ’ları daha yüksek oluyor.

Sınırlı teknoloji:

SMS ve e-mail’i fazla kullanmak ve çok televizyon seyretmek zeka seviyesini düşürüyor.

Beyin jimnastiği yapın:

Akıl oyunları oynayarak, bulmaca ve zeka testleri çözerek beyninizi zinde tutabilirsiniz.

Alkol almayın:

Alkol beyin hücrelerini öldürerek, öğrenme ve hafıza bölgesine zarar verir.

Bu basit önlemler sayesinde uzun yıllar zihnen sağlıklı ve genç kalmak mümkün. Beynin fonksiyonlarının zayıflamasının, beyin hücrelerinin azalması ile fazla ilgisi olmadığı, hücreler arasındaki bağlantının iyi çalışmasının önemli olduğu kabul edilmektedir. Monoton bir yaşantı insan beyninin en büyük düşmanıdır. Sürekli yeni şeyler öğrenme gayreti ve değişik konularla uğraşma, beyin fonksiyonlarının sağlığı ve sürekliliği açısından son derece önemlidir. Bu şekilde davranan insanlar daha geç yaşlanır. Beyni sağlıklı tutmak için hücreler arasındaki iletişimi devamlı canlı tutmak, başka bir ifade ile beyni çalıştırmak gereklidir.Genç yaşta beyin sporları ile uğraşan kişiler yaşlandıklarında da bu yeteneklerini daha uzun süre koruyabilmektedirler. Hemen hemen her yaşta yapılabilecek pek çok beyin sporu vardır. Yapılabilecek beyin sporlarını ve diğer aktiviteleri şöyle belirtiyorum:

1) Çevrenizdeki olayları sorgulayarak zekanızı geliştirmeye çalışın. Yani meraklı olun, bir olayın niçin ve nasıl olduğunu öğrenmeye çalışın.

2) Gazete ve dergilerdeki zekâ oyunlarını oynamak için fırsat yaratın.

3) Yakınlarınızın telefon numaralarını ezberleyin.

4) Yeni tanıştığımız kişilerin isim ve soyadlarını aklınızda tutmaya çalışın.

5) Günlük yaşantınızda pek çok şeye önem verin. Önem verilen şeyler daha çok akılda kalır.

6) Eş, dost ve yakınlarınızı, onların sizi aramasını beklemeden siz onları arayın. Böylece zihinsel alışverişler gerçekleşecek ve böylece monotonluktan kurtulmak için bir adım atmış olacaksınız.

7) Güncel konuları, bilen birileri ile konuşun ve tartışın.

8) Bir şey zor geldiği zaman pes etmeyin, sona kadar yapabileceklerinizi yapın.

9) İşinizi yaparken espri ve eğlence faktörünü ihmal etmeyin.

10) Kitap okumayı alışkanlık haline getirin.

11) Bildiklerinizi mümkün olduğunca başkaları ile paylaşmaktan çekinmeyin, ketum olmayın.

12) Düzgün ve güzel konuşmayı sevin ve bunu başarmak için gayret sarf edin.

13) Alışverişe gitmeden evvel liste yapmayın.

14) Bir yerde konuşma yapacaksanız, notlara bakmadan konuşun. Yapacağınız konuşmanın şeklini, söyleyeceklerinizin sırasını kafanızda tutmaya çalışın. Unutmamak için küçük bir not elinizin altında bulunabilir.

15) Yabancı dil bilmiyorsanız öğrenmeye çalışın, biliyorsanız fırsat buldukça bunu konuşun ve kelime haznenizi geliştirmeye çalışın

Bahar nezlesinin alerjik astım, kontakt dermatit, ürtiker, alerjik konjunktivit gibi bir alerjik hastalık çeşidi olduğunu ifade eden uzmanlar, yaptıkları açıklamada, burun akıntısı, burun tıkanıklılığı, aksırma, burun kaşıntısı, damak-boğaz ve kulakta kaşınma, gözde sulanma-kaşıntı ve kızarıklılık ile şişme, koku duyusunda azalma gibi belirtilerinin bulunduğunu kaydetti. Bahar nezlesinin, daha çok ilkbahar mevsiminde kendini gösterdiğini ve başlıca nedenleri arasında tahıl, ağaç, çimen, çiçek ve bitki polenlerinin olduğuna dikkat çeken uzmanlar, yaz mevsimi gelinceye kadar iki-üç aylık periyotta belirdiğini söyledi.Hastalığın tedavisinin ancak hastanın alerji yapan maddeden uzak kalması ile mümkün olabileceğini bildiren uzmanlar, alerji hapları, steroidli burun spreyleri ve alerjik göz damlalarının hastalığa fayda sağlayacağını dile getirdi. Uzmanlar, hastanın bu ilaçları mevsim başlamadan kullanmaya başlaması ve polen mevsimi bitene kadar devam etmesi ile rahat bir bahar mevsimi geçirebileceği açıklamasında bulundu.

Hepimiz barsaklarında gaz üretiriz. Bu üretim özellikle sindirilmemiş besinleri işleyen kalın barsak bakterileri tarafından yapılır; en çok üretilen gazlar (hidrojen, metan ve karbondioksittir). Şanslı olduğumuz noktalardan biri üretilen gazın büyük kısmının yine kolondaki bakteriler tarafından kullanılmasıdır ki, bizi büyük sıkıntılardan kurtarır. Az miktarda gaz da kana emilerek akciğerler yolu ile vücuttan uzaklaştırılır. Bazı insanlar diğerlerinden daha şanslıdır. Bu insanların barsaklarındaki bakteriler hemen bütün gazları kullanırlar ve böylece kişi çok az gaz çıkararak rahat bir yaşam sürer. Bu bireyler fasulye ve benzeri baklagiller gibi yüksek oranda gaz üretimine neden olan yiyecekleri yemedikleri sürece hemen hiç gaz şikayetleri olmaz. Barsaklarda kalan gazlar birikerek barsak duvarına bası yaparlar. Gerilen barsak duvarı bu gazları dışarı atmak için kasılır ve gazı iter. Bu süreç tamamlanırsa kişi gaz çıkarır ve rahatlar. Ancak bazen süreç başarısız olur ve distansiyon (karnın şişmesi ve gerilmesi) ve ağrılı bir durum ortaya çıkar. Bakterilerin gaz üretmesine neden olan yiyeceklerin başında basit (çay şekeri, meyve şekeri vs.) ve kompleks şekerler (selüloz vs.) gelir. Bu şekerlerin ince barsaklarda sindirilip emilmeyen kısmı kalın barsağa ulaştığında bakteriler tarafından kullanılır. Bazı şekerlerin barsaklarda sindirilmesi ve emilmesi kişiden kişiye bazı farklılıklar gösterir. Bu şekerler arasında en bilinenleri süt şekeri laktoz ve meyve şekeri fruktozdur. Laktozu sindiren barsak enzimi olan laktaz pekçok insanda yeterince bulunmaz ve bu nedenle laktozun çoğu herkesçe sindirilemez. Sorbitol ve fruktoz özellikle sanayide yaygın kullanılan tatlandırıcı şekerlerdir; sorbitol düşük kalorili diyet ürünlerinde, fruktoz ise tüm şekerleme türleri ve alkolsüz içeceklerin başlıca şekeridir. Bitkiler tarafından şekerlerin depolanması amacı ile üretilen nişasta da önemli bir barsak gazı kaynağıdır. Buğday, arpa, patates, mısır ve prinç bu tür şekerden son derece zengindir ve barsak gazına neden olurlar. Bunların içerisinde sindirimi en kolay olan prinçtir ancak pirinç de kan şekerini çok çabuk yükselttiği için gazı az ama başka derdi olan bir bitkisel üründür. Ancak şu bir gerçektir ki tüm bu bitkisel ürünlerin barsak gazına neden olurlar. İlginç bir gerçek de şudur; rafine ürünler (un, nişasta vb.) doğal hububatlardan daha az gaza neden olurlar çünkü barsaktan emilimleri çok daha hızlıdır. Doğal haldeki hububatların içindeki fiber (lif) şekerlerin sindirimini yavaşlatır. Rafine ürünlerin içinde lif olmadığı için bu ürünlerin içindeki nişasta çok daha hızlı sindirilir ve emilir. Bununla birlikte bitkilerin içinde bolca bulunan sellüloz (ki bu da bir şeker kompleksidir) insan vücudu tarafından sindirilemez ve kalın barsaklara geçer. Kalın barsak bakterileri selülozu yavaş sindirdiği için sellülozu bol ürünler genelde az miktarda gaza neden olurlar. Herkes için barsak gazları kaçınılmazdır. Ancak bazı bireyler bu konuda daha şanssızdır. Pankreasın salgıladığı enzimlerin azlığı (özellikle şeker sindiren enzimlerin) pekçok şeker türünün kalın barsaklara geçmesine neden olur ve bu da bakteriler için bir bayram havası oluşturur. Özellikler bazı kişilerin ciddi gaz probleminin olması bu pankreas enzimlerinin miktarına bağlıdır. Ayrıca kalın barsak florasındaki değişiklikler, uzun süreli antibiyotik kullanımı, aşırı rafine ürün tüketilmesi de barsak gazlarında artışa neden olabilir.

Herkesin kalın barsağında gaz üretilir. Aslında, barsak gazlarının çoğu kalın barsakta oluşur. Gaz genellikle dışkı yaparken atılır. Bununla birlikte, bazı kişilerde oluşan aşırı miktardaki gaz, bütün gün rahatsızlık yaratır.Barsak Gazının Bileşimi

Barsak gazı başlıca beş maddeden oluşur: Oksijen, azot, karbondioksit ve metan. Kötü koku genellikle bileşimde daha az miktarlarda bulunan hidrojen sülfid ve amonyak gibi diğer maddelerden kaynaklanır.

Azot ve oksijen soluduğumuz havada bulunur ve hava yutulduğunda barsak gazının içinde bulunabilirler. Karbondioksitin bir bölümü ince barsakta üretilir. Hidrojen, karbondioksit ve birçok kişide metan, ince barsakta sindirilmemiş ve emilmemiş karbonhidratların, kalın barsaktaki bakteriler tarafından fermantasyonuyla oluşur.

Barsak Gazına Neden Olan Gıdalar

Aşırı gaz oluşmasına neden olabilecek gıdalar arasında nohut ve fasulye, buğday, yulaf, kepek, lahana, mısır ve şalgam bulunmaktadır. Bir sindirim enzimi olan laktoz yetersizliği olanlarda süt ürünleri de sorun yaratabilir. Fazla lifli gıdalarla beslenme ve hacim oluşturucu müshillerin kullanımı da aşırı miktarda barsak gazına yol açabilir.

Önlemler

Bazen, aşırı miktardaki gaz sindirim sistemindeki bir hastalıktan kaynaklanabilir; hastalık tedavi edildiğinde, çoğu kez gaz da azalacaktır. Ancak çoğu durumda, gazın kaynağı bir hastalık değildir.

Çok can sıkıcı olabilse de, aşırı barsak gazı önemli bir durum değildir. Bazı insanlar belirli “gaz yapan” gıdaları, özellikle fasulye ve süt yemekten kaçınarak bu durumun düzeldiğini keşfederler.

Yutulmuş Hava

Yutulan hava barsak gazlarının küçük bir bölümünü oluşturur. Diğer taraftan, midenizde hissettiğiniz şişkinlik genellikle yutulan havanın sonucudur. Hava, yiyecek ve içeceklerle birlikte ya da başka nedenlerle yutulabilir. Çok hızlı yemek ya da sakız çiğnemek soruna katkıda bulunabilir. Geğirme ve karnın üst bölümündeki basınç hissi yutulmuş havanın bir sonucu olabilir. Hava yuttuğunuzun farkına varmayabilirsiniz. Gazlı içecekler midede karbondioksit açığa çıkararak gaz oluşmasına yol açabilir.

Yutulan havanın bir bölümü gıdalarla birlikte ince barsağın içinde ilerler. Bu havanın bir kısmı vücut sıvılarında çözünür ve sonuçta akciğerler yoluyla atılır.

Sabah uyandığımızda uyku düzenimizin olmayışından dolayı yataktan çıkmak istemeyiz. En önemli öğünlerden kahvaltı için zaman bulamayıp apar topar işe yetişmek için stresli bir yolculuğa başlarız. Bu olumsuz şartların sonucunda da verimsiz bir iş hayatı oluşmaktadır.Sabahları işe gitmeden 1 saat önce kalkmanız daha mutlu ve zinde olabilmeniz için yeterli olacaktır. Uyanır uyanmaz, vücudumuzdaki kasların 20 saniyelik tek setler halinde gerdikten sonra (stretching) 30 dakikalık kardiovasküler çalışmalar (yürüyüş, bisiklet, kürek vb.) yapılmalı. Daha sonra günde bir kas grubunu çalıştıracak şekilde 5 dakikalık bir ağırlık programı uygulanmalı. 1 set maksimum karın çalışması yapılarak 40 dakikanın sonuna gelinmiş geriye duş alma ve kahvaltı için 20 dakika kalmıştır. Duştan ve kahvaltıdan sonra güne daha enerjik başlayabilirsiniz. Eğer evinizin yanında veya işe giderken yolunuzun üzerinde olan bir sağlık merkezi varsa bu merkeze gitmeniz size daha faydalı olacaktır. Çünkü egzersiz merkezlerinde bulunan eğitmenler sizlere uygun programlar çıkaracak, böylece daha verimli bir egzersiz çalışması yapmış olacaksınız. Hafta sonları ise egzersiz programlarınızı biraz daha uzatarak 1.5 saat yapabilirsiniz.

Sabah kahvaltılarında önemle üzerinde durulması gereken noktaları şöyledir:

• Uyandıktan en geç 1 saat sonra kahvaltı yapılmalı.

• Uyanır uyanmaz 1 bardak ılık su içilmeli.

• Karbonhidratlar diğer öğünlere oranla yüksek tutulmalı.

• 1 er gün atlayarak sadece meyve ile kahvaltı yapılabilir.

• Diğer gıda maddelerinden mısır gevreği, müsli, yulaf ve meyve karışımını yoğurt ve sütle karıştırarak da dengeli bir kahvaltı sağlanabilir.

• Sabahları yemeklerinizde meyveyi eksik etmemelisiniz,

• Eğer içebilirseniz sabahları sebze çorbaları da içilebilir,

• Kahvaltılarda salam, sosis gibi şarküteri ürünlerinin sınırlı tutulmasında fayda vardır,

• Sabahları gıda maddelerinizin içinden C vitamini alamıyorsanız, tablet olarak vitamininizi alabilirsiniz.

Bağırsak gazları en kötü zamanlarda sizi bulabilir; önemli bir toplantı sırasında, kalabalık bir asansördeyken ya da sevgilinizle ilk randevunuzda. Bağırsak gazını (flatus) çıkarmak genellikle ciddi bir şey olmasa da, çok utandırıcı olabilir.

Aslında herkes oksijen, nitrojen, hidrojen, karbon dioksit ve metan karışımından oluşan gazı günde en az 12 kez veya daha fazla çıkarmaktadır. Ancak bazı insanlar, çoğu zaman aşırı gazdan yakınmaktadır. Bazı durumlarda, çıkaramadığınız gaz, ya da irritabl bağırsak sendromuna (IBS), laktoza karşı aşırı duyarlılığa, çölyak hastalığına veya mide üşütmesine (gastroenterit) bağlı gaz güçlü ve aralıklı bir ağrıya neden olabilmektedir.

Gaz oluşumuna engel olamayız ancak, bir kaç basit önlemle ürettiğiniz gazı böylelikle de rahatsızlığınızı ve utancınızı azaltabilirsiniz.

Bulgu ve Belirtiler

İnsanların çoğunda, aşırı gaz ve gaz ağrısına ilişkin bulgu ve belirtiler çok belirgindir. Bunlar:

• Karında şişkinlik (distansiyon)

• Geğirme veya yellenme şeklinde, istemli ya da istemsiz gaz çıkarma

• Karında keskin batıcı ağrı ya da kramplar. Bu ağrılar karnınızın herhangi bir yerinde olabilir ve yerleri süratle değişebilir. Midenizde “düğümlenme” hissi.

Nedenleri

Yerken ve içerken hava yutarsınız. Sinirli olduğunuzda da fark etmeden hava yutabilirsiniz. Bu hava, sindirim sisteminizin alt kısmına doğru gaz oluşmak üzere ilerler. Ancak gaz, en aşağı bağırsak segmentinizde, ince bağırsağınızda sindirilmemiş karbonhidratları kalın bağırsağınızdaki bakteriler fermente etmeye başladıklarında oluşmaktadır. Ne yazık ki meyve, sebze, taneli hububat ve baklagiller (fasulye ve bezelyeler) gibi sağlıklı besinler çoğu zaman en fazla rahatsızlık veren besinlerdir.

Nedeni, bu besinlerin çok fazla lif içermesidir. Lifin sindirim kanalınızı iyi çalıştırmak, kan şekerini ve kolesterolü düzenlemek, kalp krizine ve diğer kalp problemlerine engel olmak gibi birçok yararları mevcuttur, ancak gaz oluşumuna da katkıda bulunurlar. Örneğin, Metamucil ve Fiberall gibi psilyum içeren lifli katkı maddeleri, özellikle gıdalarınıza çok hızlı bir biçimde ilave edilirse, kolaylıkla böyle sorunlara neden olabilmektedir.

Mide üşütmesi veya gıda zehirlenmesinde olduğu gibi bazı akut hastalıklarda, aşırı gaz meydana gelebilir. Divertikülit, IBS veya ülseratif kolit ya da Crohn hastalığı gibi enflamatuar bağırsak hastalığının olduğu daha ciddi kronik durumlardaki bir kaç belirtiden biri de gaz olabilmektedir.

Antibiyotik kullanımı, bağırsaklarınızdaki normal bakteri florasını bozduğundan gaz oluşumunda bir rol oynayabilir. Laksatiflerin aşırı kullanımı veya kabızlık yapıcı ilaçlar da soruna katkıda bulunabilir.

Gaz ve şişkinlik, esasen sütlü gıdaları yedikten sonra meydana geliyorsa, vücudunuz süt ürünlerindeki şekeri (laktoz) yakamamaktadır. İnsanların çoğu, 6 yaşından sonra laktozu yeteri kadar işleyememektedir ve bazı yeni doğan bebeklerde bile laktoza karşı aşırı duyarlılık söz konusudur. Özellikle, buğdayda ve bazı diğer hububatlarda bulunan glutende olduğu gibi diğer gıdalara aşırı duyarlılık da gaz, diyare ve hatta kilo kaybına da neden olabilir.

Sisteminizin bazı şekersiz gıdalar, sakızlar ve şekerlerde bulunan sorbitol ve mannitol gibi suni tatlandırıcıları tolere edememesi de mümkündür.

Aslında sağlıklı insanların yarısından fazlasında, bu tatlandırıcıları kullandıklarında gaz ve diyare meydana gelmektedir.

Bağırsak gazına ya da kabızlık veya diyareye neden olan her şey gaz sancılarına da neden olabilir. Keskin ve batıcı olarak hissedilen bu ağrılar genellikle, bağırsaklarınızda gaz biriktiği ve bunları dışarı çıkaramadığınız zaman meydana gelmektedir. Gaz ağrıları genellikle şiddetli olup kısa sürelidir. Gaz ortadan kalktığında, ağrınız da çoğu zaman kaybolur.

Risk Faktörleri

Laktoz ya da glutene karşı aşırı duyarlıysanız, meyve, sebze, taneli hububatlar ve baklagiller yönünden zengince besleniyorsanız ya da irritabl bağırsak sendromu, divertikülit veya enflamatuar bağırsak hastalığı gibi kronik bir bağırsak rahatsızlığınız varsa gazla ilgili bir çok sorununuzun olması normaldir.

Doktora Başvurma Zamanı

Karnınızda şiddetli, uzun süren ve tekrarlayan bir ağrı, özellikle de bulantı, kusma, kanama, kilo kaybı ya da ateş mevcut ise, doktorunuzu arayın. Ayrıca, gaz ya da gaza bağlı şikâyetleriniz normal hayatınızı sürdürmenize engel oluyorsa, doktorunuzla görüşün. Olguların çoğunda tedavi, sorunu hafifletmekte veya ortadan kaldırmaktadır.

Korunma

Aşağıdaki önerilerden bir veya daha fazlası aşırı gaza engel olabilir:

• Size en çok dokunan yiyecekleri belirlemeye ve bunlardan kaçınmaya özen gösterin. Birçok insan için rahatsız edici besinler arasında fasulye, bezelye, mercimek, lahana, turp, soğan, brokoli, brüksel lahanası, karnabahar, lahana turşusu, kayısı, muz, erik ve erik suyu, üzüm, tam tahıllı buğday ekmeği, kepekli tahıllar veya kekler, gevrek halkalar, acılı yemekler, bira, soda, maden suyu gibi diğer karbonatlı içecekler, süt, krema, dondurma ve buzlu süt bulunmaktadır.

• Yağlı yiyecekleri ve kızartmaları azaltmaya çalışın. Çoğu zaman şişkinlik, yağlı yiyecekler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Yağ, midenin boşalmasını geciktirmekte ve dolgunluk hissini arttırmaktadır.

• Bir süre, lif yönünden zengin gıdaları azaltın. Haftalar sonra, yiyeceklerinize yavaş yavaş bunları eklemeye başlayın. Lif desteği için bir şey kullanıyorsanız, ilk başladığınız miktara dönmeye ve dozu yavaş yavaş arttırmaya çalışın. Lifli katkılar alıyorsanız, her gün en az 8 ila10 bardak arasında su içtiğinizden emin olun.

• Süt ürünlerinin kullanımını azaltın. Süt yerine, düşük laktoz içeren yoğurt gibi gıdaları deneyin. Laktozun sindirilmesine yardımcı olan Lactaid veya Dairy Ease gibi ürünleri de kullanabilirsiniz. Bir seferde süt ürünlerinden az miktarda kullanmak veya diğer yiyeceklerle birlikte tüketmek sindirimlerini kolaylaştırabilmektedir. Ancak bazı durumlarda, süt ürünlerini tamamen kesmeniz gerekebilir.

• Reçeteye tabi olmayan sindirim ilaçlarını deneyin. Ürettiği gazı azaltmak amacıyla liften zengin gıdalara, Beano gibi ürünleri ilave edin. Beano’ nun etkili olması için yemeğinizin ilk lokması ile birlikte almanız gerekmektedir; en iyi sonucu, bağırsaklarınızda hiç gaz olmadığı zaman vermektedir.

• Daha ufak öğünler yiyin. İki veya üç büyük öğün yerine, gün içinde sık sık ama daha ufak porsiyonlarda yemek yiyin.

• Yavaş yiyin, yemeğinizi iyice çiğneyin ve yutmayın. Yavaşlamakta güçlük çekiyorsanız, her lokmadan sonra çatalınızı masaya bırakın.

• Endişeli ve telaşlıysanız ya da aceleniz varsa yemek yemeyin. Daha rahat zamanlarda yemek yemeğe çalışın. Stresli iken yemek yemek sindirimi etkilemektedir.

• Asidofil kapsülleri veya likitlerini kullanın. Eğer belirtileriniz antibiyotik kullanımına bağlı ise, asidofil kapsülleri veya sıvısı sizin için yararlı olabilir. Bu destek tedavileri, antibiyotiklerin tahrip ettiği yararlı bağırsak bakterilerinin geri getirilmesinde yardımcı olabilir. Doğal gıda ürünlerini satan dükkânlarda ve bazı eczane ya da bakkallarda bunları bulabilirsiniz.

• Bir bardak nane çayı içmeyi deneyin. Nane yağının içinde bulunan mentolün, sindirim kanalınızdaki düz adale kaslarında spazm çözücü etkisi olabilir. Ilık bir nane çayı içmenin gaz ve spazm çözücü etkisi ile rahatlama sağlayabildiğini görebilirsiniz. Diğer yandan nane, mide ekşimesi ve asit geri kaçışında size faydalı olabilir.

Hangimiz bir gün yataktan kalkıp da daha akıllı olduğumuzu görmek istemeyiz ki? Bu dilek her ne kadar ütopik olarak görülse de bir bilim adamının yöntemi, 1 hafta gibi kısa bir sürede, zekayı yüzde 40 oranında artırmanın mümkün olduğunu ortaya koydu. Beynin herhangi bir kas gibi olduğunu ve egzersizlerle güçlenebileceğini öne süren İskoçya’daki Edinburgh Üniversitesi’nin Biyomedikal Bölümü’nden Prof. Mark Lythgoes’in 1 hafta süren programı BBC’de yayınlandı. Programa katılan 100 kişinin IQ’larında, yüzde 40 oranına varan artış görüldü. Bu artış katılımcıların programa katılmadan önce girdikleri testle, programdan sonra uygulanan test sonuçları karşılaştırılarak elde edildi.

İşte bir haftalık program

Cumartesi: Dişinizi her zaman kullandığını elinizle değil, diğeriyle fırçalayın. Ve gözünüzü kaparatak duş alın.

Pazar: Sabah saatlerinde bulmaca çözün. Ve kısa yürüyüşe çıkın.

Pazartesi: Akşam yemeğinde yağlı balık yiyin. İşe ya yürüyerek ya bisikletle ya da daha önce kullanmadığınız bir araçla gidin.

Salı: Sözlükten bilmediğiniz sözcükleri öğrenin. Ve bunları günlük konuşmanızda kullanmaya çalışın.

Çarşamba: Yoga, Pilates ya da meditasyon derslerine katılın. Daha önce tanımadığınız bir insanla konuşun.

Perşembe: İşe daha önce kullanmadığınız bir yoldan gidin. Televizyondaki ciddi bilgi programlarını izleyin.

Cuma: Alkol ve kafein tüketmekten kaçının. Alışverişe çıkarken listeyi ezberlemeye çalışın.

Yürüyüşün egzersizler arasında hiçbir özel alete ihtiyaç duyulmadan yapılan en sağlıklı ve kolay spor olduğunu belirten spor hekimleri, yürüyüşün faydalarını en üst seviyeye çekmek için her gün günde 30 dakikalık yürüyüş yapılmasını tavsiye ettiler.Kilo vermek isteyen kişilerin günde en az 1 saat; kalp, ciğer ve dolaşım sisteminin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için ise günde en az 30 dakika yürüyüş yapılması gerektiğine dikkat çeken spor hekimleri, yürüyüş esnasında kolların ve ellerin serbest kalmasını tavsiye ediyor.

Spor hekimleri evde, işte ve dışarıda yürüyüşle ilgili yapılabilecek işler konusunda şu önerilerde bulundu:

“- Evde: Kahvaltı ve akşam yemeği sonrasında yürüyün. Kısa mesafelerde arabaya binmek yerine yürüyün. TV izlemeye ayıracağınız zamanı yürüyüşe ayırın, komşularınızı ziyaret edin, köpeğinizi gezdirin.

- İşte: Asansör yerine merdiveni kullanın ya da birkaç kat önce inerek gideceğiniz kata yürüyün. Ofisinizde telefon kullanmak yerine görüşmek istediğiniz kişinin yanına gidin. Öğle tatilinde iş yeri binanızın etrafında bir tur atın.

- Dışarıda: Birkaç durak önce inerek gideceğiniz yere yürüyün. Park yerinin en uzağını tercih ederek yürüyüş mesafesini uzatın. Birini beklerken volta atın. Şehir yürüyüşü yaparak yeni mekanları keşfedin. Sahilde uzanarak güneşlenmek yerine, yürüyerek dalgaları izleyin.”

Bademcikler lenf düğümcükleridir. Ağzınızın gerisinde her iki yanda birer tanedir. Diğer görevlerinin yanında ağıza giren zararlı mikroorganizmaları filtre etmek de vardır. Fakat çok fazla bakteri girince direnemezler. iltihaplanır ve şişerler. Buna bademcik iltihabı (tonsilit) denir. özellikle çocuklar arasında çok yaygındır.Belirtiler

- Boğaz ağrısı,

- Başağrısı,

- Ateş ve üşüme, titreme,

- Boğaz ve çenede ağrıyan bezler.

Teşhis

Tonsilit belirtileri gribinkilere benzer. İlk belirti yutmayı zorlaştıran boğaz ağrısıdır. Bademcikler görülür şekilde kırmızılaşır ve şişer. İltihaplanmış bademciklerin üzerinde nokta şeklinde iltihap alanları da görülebilir. Bölgesel lenf düğümleri (çene altı ve boyundakiler gibi) büyüyüp hassaslaşabilir.

Eğer belirtiler 48 saatten uzun sürerse ya da sizin veya çocuğunuzun geçmişinde tekrarlayan tonsillit öyküsü varsa doktorunuza başvurun; boğazınızı muayene ettikten sonra hastalık etkeninin beta streptokok bakterisi olup olmadığını anlamak için kültür örneği alacaktır.

Tonsillit günümüzde oldukça yaygındır. Tedavi edilmezse bademciklerin çevresinde abse oluşumuna yol açabileceği için, tonsillit mutlaka tedavi edilmelidir.

Tedavi

Kendinizde veya çocuğunuzda bademcik iltihabı belirtileri görürseniz, bol bol dinlenin, yumuşak yiyecekler yiyin ve boğazınızı rahat-atacak sulu gıdalar alın. Ilık tuzlu suyla gargara yapmak ağrıyı azaltır. Aspirin veya benzeri ilaçlar (acetaminopen gibi), yardımcı olabilir.

İlaçlar

Bir bakteri enfeksiyonu söz konusu olursa doktorunuz ağızdan antibiyotik alınmasını tavsiye edebilir (10 gün kadar). Belirtiler birkaç günde geçer. Streptokok bakterilerinin bazı türleri nefrit (böbrek iltihabı) veya romatizma da yapabilir. Bunun için antibiyotik tedavisine gerekli süre devam edilmelidir.

Bademcikler ve lenf bezeri gırtlaktaki lenf topaklarıdır. Bademcikler ağızın gerisinde, lenf bezleri ise gırtlağın en üstündedirler. Her ikisi de vücuttaki enfeksiyonları filtre eder. Bunlar özellikle 3 yaşına kadar çok yararlıdırlar. Ergenliğe yaklaştıkça burun etleri (lenf bezleri) hemen hemen yok olurlar ve bademcikler de fındık büyüklüğüne inerler.Çoğunlukla 3 yaşından sonra çocuklarda (ve bazen de yetişkinlerde) bademcik iltihabı rahatsızlığı görülür. (Bu sayfaya bakın) Arada bir bademcikler şişer ve çocuğun sesi genizden gelir. Bu bezler sık sık iltihaplanırsa (yılda 3, 4 kez ve ciddi şekilde) doktorunuzun ameliyat önerebilir.

Eskiden hemen hemen her çocuğun bademcikleri ve burun etleri aldırılırdı. Antibiyotiklerin keşfi ile bademcik iltihabı daha kolay tedavi edilir hale geldi. Fakat, çok ender durumlarda bademcikler öylesine şişebilir ki nefes alma ve yutmayı engelleyebilir. Hatta, burnun arkası ve östaki borusu şişmiş burun etleriyle tıkanabilir ve ortak kulak iltihabına neden olur. Bademcik ve burun eti ameliyatları basit müdahalelerdir ve bunlar kolayca çıkartılabilir. Bademcikler tekrar büyümez ama burun etleri yeniden gelişebilir, fakat tekrar sorun haline gelmeleri çok enderdir. Ameliyat sonrasında çocuğunuz bir kaç saat veya en çok 1-2 gün hastanede kalır ve şiddetli boğaz ağrısı ve acısı birkaç gün daha sürer. Bu ameliyatlar boğaz enfeksiyonlarını kökünden çözümleyemezler. Bademcik iltihabına neden olan bakteriler (genelde streptokok) boğazı da iltihaplandırabilir. Gene de bu ameliyatlardan sonra boğaz iltihapları çok seyrekleşir.

Otoyollarda 130 kilometre saat olarak belirlenen hız sınırını aşan sürücülerin görme oranının düştüğü ve daha yüksek hızlarda da “hız körü” olduğu bildirildi.Araç kullanırken görme açısıyla hız arasındaki ters orantı, 30 kilometre saat hızda 104 derece iken 130 kilometreyi geçince 30 dereceye kadar düşürüyor. Hız körlüğü etkisindeki sürücüler hızlarını 30 kilometre daha az algılıyor ve transit yolların şehir içinden geçen, yayaların yoğun olduğu kısımlarda büyük risk oluşturuyor.

Konya Emniyet Müdürlüğü ve konuyla ilgili uzmanlardan derlenen bilgilere göre, göz, objeleri görmek için en az saniyenin sekizde biri gibi kısa bir süreye ihtiyaç duyuyor, bu süreyi aşan zamanlarda göz görme yeteneğini kaybediyor. Karşılıklı giden iki jet pilotunun birbirlerini geçtikten sonra farkedebildiğini ifade eden uzmanlar, trafikte de belirlenen hız sınırlarının fiziksel ve bilimsel veriler dikkate alınarak belirlendiğine dikkati çekiyor.

Artan hızla birlikte sürücülerin yol çevresindeki nesneleri ve olayları tam olarak algılayamaması olarak tanımlanan “hız körlüğü”, hız arttıkça sürücüyü daha çok etkiliyor ve hız körlüğü etkisindeki sürücüler hızlarını 30 kilometre daha az algılıyor. Araç kullanırken görme açısıyla hız arasındaki ters orantı, 30 kilometre saat hızda 104 derece iken, 130 kilometrede 30 dereceye kadar düşürüyor. Hız arttıkça bu açı da azalıyor. Sonuçta yol çevresinde bulunan nesneleri görmek oldukça güçleşiyor. Hız, traktör, köpek, vahşi hayvan gibi yola aniden çıkabilecek nesnelerin yanı sıra heyelan bölgelerinde yola yuvarlanacak taşları farketmeyi güçleştiriyor ve görme oranını büyük ölçüde düşürüyor.

Hız körlüğü etkisi altındaki sürücüler çevre yolu üzerinde bulunan yaya hareketinin yoğun olduğu yerleşim yerlerinden geçerken de büyük tehlike oluşturuyor. Bu nedenle transit yolların şehir geçişlerinde 50 kilometre hızın üzerine çıkılmaması gerekiyor. “Korunmasız yol kullanıcısı” olarak tanımlanan ve trafikte her zaman yüksek risk altında bulunan yayalar üzerinde yapılan araştırmalar, 32 kilometre hızla çarpılan yayaların yüzde 5’inin yaşamını yitirdiği, buna karşın saatte 64 kilometre hızla meydana gelen kazalarda bu oranın yüzde 85’e çıktığını ortaya koyuyor.

ÖLÜM RİSKİ DE ARTIYOR

Meydana gelen trafik kazalarında önemli bir paya sahip olan aşırı hız kaza anında araç içindekilerin ölme riskini de artırıyor. Araştırmalar, 80 kilometre hızda giden bir aracın kaza yapması durumunda araçtaki yolcuların ölme olasılığının, 30 kilometre hız yapan araçtakilere göre 20 kat daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

Uzmanlar, sürücülerin bütün bu verilerin ortaya koyduğu gerçekleri gözönüne alarak daha dikkatli olmasını isterken, şehiriçi ve şehirlerarası yollarda uygulanan hız sınırlarına uyarak yollarını bekleyen sevdiklerine sağlıklı şekilde ulaşabileceklerini anımsatıyorlar.

Bağışıklık yetersizliği hastalıkları, ortak özellikleri enfeksiyona duyarlılığın artması olan çeşitli hastalıklardan oluşan bir gruptur. Birincil bağışıklık yetersizliği bağışıklık bozukluğunun olduğu yere göre sınıflanır : B hücresi (antikor yapan hücreler), T hücresi virüs ve diğer mikroplarla savaşan ve/veya antikor yapan hücrelere yardım eden hücre), fagositoz (Mikropların savunma hücrelerinin içine alınıp parçalanması) işlemine ve komplemana (bagısıklık sisteminde çeşitli görevleri olan sıvısal proteinler) özgüdür. Her sistem bağımsız olarak yada bağışıklık sistemlerinden biri veya birkaçıyla birlikte davranabilir. Bağışıklık yetersizliği doğumsal (X genine bağlı antikor yokluğu), edinsel (değisken antikor eksikliği, edinsel bağışıklık yetersizliği sendromu=AIDS) ), doğumsal bir anormalliğe ikincil (DiGeorge sendromu) ya da idiyopatik (sebebi bilinmeyen) olabilir.İkincil bağışıklık yetersizliği, bağışıklık dışı hastalıklardan (erken doğum, beslenme yetersizliği, Hodgkin hastalığı), yaralanmalardan (yanıklar, dalağın alınması) yada tedavi sonucu (steroidler, radyasyon, antikanser ilaçlarla) ortaya çıkabilir. Bağışıklık yetersizliği kalıcı yada birincil hastalığın tedavisiyle düzelen tipte olabilir.

BİRİNCİL B HÜCRESİ HASTALIKLARI :

B hücre bozuklukları kök hücrelerin antikor üreten ve salgılayan plazma hücrelerine olgunlaşmasındaki bozukluklara bağlıdır. Bu bozukluklar B hücre alt grubunda hücreye özgü bozukluklara yada T hücre alt gruplarında düzenleme bozuklukları sonucu bağışıklığın düzenlemesindeki sorunlara bağlı olabilir. Antikor üretim bozuklukları tüm antikorlarda, belirli antikor gruplarında, belirli IgG alt gruplarında eksiklik ya da özgül bir yabancıya yanıtsızlık şeklinde oluşabilir. Antikor üretim bozuklukları doğumsal, geç başlayan , geçici ve ikincil olarak sınıflanabilir.

BRUTON HASTALIĞI :

Doğumsal antikor eksikliği; X genine bağlı geçiş gösterir . Etkilenen erkek bebekler ilk 3-6 ay sağlıklıdırlar, çünkü bu dönemde anneden geçen IgG ile korunmaktadırlar. Semptomlar sık tekrarlayan enfeksiyonlara bağlıdır. Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, tekrarlayan sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit ve pnömoni görülür. Adenoidler ve tonsiller (Bademcikler) çok küçüktür veya hiç yoktur. Otoimmün bozukluklar sık görüldüğü gibi kanser riski de artmıştır. Parazitlere bağlı gıdaların bağırsaklarda emilim bozukluğu sık görülür. Yeterli antibiyotik tedavisine rağmen enfeksiyonların tedavi edilememesi bu hastalığı akla getirmelidir.

IgG düzeyleri çocukluk çağında nadiren 200 mg/dl’nin üzerine çıkar.Serum IgA ve IgM genellikle saptanamaz. Hücresel immunite testleri normal olmakla beraber bazı hastalarda kan T lenfositlerinde azalma, mitojenlere karşı lenfosit cevabının bozulması ve T-supresör aktivitesinde artma saptanabilir.

Tedavide esas olarak antikor içeren preparatların damardan kullanımı ayrıca devamlı antibiyotikle enfeksiyonların önlenmesi mümkündür.

GEÇİCİ ANTİKOR AZLIĞI :

Anneden geçen antikorların yıkıldığı ve 4-5. aylarında antikor değerleri düşer. Bu dönemde antikor yapımı da yetersizdir. Tek tanı kriteri düşük antikor düzeyinin daha sonra düzelmesidir. Bakteriyel enfeksiyonlar için yeterli tedavi verilmesinden başka bir tedavi gerektirmez. Hastalara rutin aşılama şeması uygulanmamalıdır.

HİPER IgM BAĞIŞIKLIK YETERSİZLİĞİ :

Hastalarda B lenfositleri ve IgM salgılayan plazma hücreleri bulunur. Fakat B hücre farklılaşması yeterli olmayıp nadiren gerekli antikor cevabını oluştururlar. Her iki cinsi de etkiler. Antikor yapan hücrelerde IgM’den sonra gelişim duraklaması vardır. IgG ve IgA tipi antikorların düzeyleri düşüktür, IgM tipi antikorların düzeyi ise yüksektir. Dışarıdan antikor verme ve enfeksiyonların antibiyotikle tedavisi gerekir.

SELEKTİF IgA EKSİKLİĞİ :

En sık rastlanan spesifik bağışıklı yetmezliğidir. IgA solunum, mide bağırsak sistemi ve diğer salgısal alanların ana koruyucu antikorudur. Eksikliğinde tekrarlayıcı solunum enfeksiyonları, kronik Giardiazis (parazit) enfeksiyonu ve otoimmun hastalıklar ortaya çıkabilir. Genetik geçiş gösterebilir. Fenitoin ve diğer sara ilaçlarının kullanılması sırasında, toksoplasmozis (parazitik bir infeksiyon), kızamık ve diğer bazı virüslerle birlikte kazanılmış olarak ortaya çıkabilir. Atopik insanlarda sıklığı daha fazladır. Barsak hastalıklarının görülme sıklığı artar. IgG 2 ve IgG 4 tipi antikor alt grublarında yetmezlik ile birlikte olabilir. Bu hastalara kan ve kan ürünü verildiğinde allerjik reaksiyonlar olabilir. Tekrarlayıcı sinüzit ve akciğer infeksiyonu için geniş spektrumlu antibiyotikler kullanılır.

COMMON VARIABLE İMMUN YETMEZLİK (değişken antikor eksikliği) :

Doğumsal veya kazanılmış olabilir. Ailevi vakalar olabileceği gibi tek tek vakalar da olabilir. Üç farklı immunolojik neden tanınmıştır. İntrensek B hücre defektleri, B hücrelere otoantikorlar ve düzenleyici T hücreleri dengesizlikleri tüm hastalarda ortak özellik, genellikle tüm antikor sınıflarını, fakat bazen sadece IgG’ yi ilgilendiren Antikor azlıklarıdır. Hastaların 2/3 kadarı yabancı proteinleri tanıyan, fakat antikor üretecek olan plazma hücrelerine gelişemeyen, normal sayıda dolaşan. Bulgular X genine bağlı antikor yokluğuna benzer. Fakat tekrarlayıcı bakteriyel enfeksiyonlar daha geç yaşta başlar (15-20 yaş). Barsak paraziti olan Giarda lamblia infestasyonu da oldukça sıktır. Bu hastalar yüksek bir otoimmun hastalık oranına sahiptir.

BİRİNCİL T HÜCRESİ HASTALIKLARI :

Tek başına T hücresi bozuklukları az görülür, çoğu hastada T hücresi bağışıklık bozukluğu B hücresi bağışıklık bozukluğu ile bağlantılıdır. Doğumsal hücresel bağışıklık bozukluğu olan çocuklar erken çocukluk çağında mantar yada virus enfeksiyonları ile başvurur. Bulgular B hücre bozuklukları olanlara göre sıklıkla daha ağırdır.

DI GEORGE ANOMALİSİ :

Sıklıkla timus ve paratiroid bezlerini etkileyen bir embriyolojik gelişim bozukluğu söz konusudur. Etkileri, yeni doğan bebeklerde kalsiyum düşüklüğüne bağlı kasılmalar, damar anormallikleri, çene küçüklüğü ve hücresel bağışıklık yetersizliği görülür. Lenfosit sayısı düşüktür. T hücreleri belirgin olarak azalmıştır. Bu çocuklar yeni doğan evresini aşabilirlerse, yineleyen enfeksiyonlar, kronik kandidiyazis ve gelişme geriliği ortaya çıkar. Timus dokusu nakli bu yeni doğanların bazılarında başarılı olmuştur , diğerlerinde bağışıklık yaşla birlikte kendiliğinden düzelebilir.

KRONİK MUKOKÜTANÖZ KANDİDİYAZİS :

Deri, müköz membranlar , el ve ayak tırnaklarında yerel sürekli kandida (bir maya mantarıdır) enfeksiyonları görülen bir T hücresi hastalığıdır. Bazı hastalarda paratiroid, tiroid, böbrek üstü ve pankreas bezlerini tutan hormonsal problemler de görülebilir. Hücresel bağışıklık bozukluğu kandida ile sınırlıdır, diğer patojenlere karşı bağışıklık genellikle normaldir.

KOMBİNE BAĞIŞIKLIK YETMEZLİKLERİ :

Bu bozukluklarda hem T hem B hücre fonksiyonları baskılanmıştır.

Şiddetli Kombine Bağışıklık Yetmezliği :

Değişen sayılarda B ve T hücreleri bulunmasına karşın, B ve T hücre işlevleri ileri derecede bozulmuştur. Bulgular genellikle yaşamın ilk aylarında ortaya çıkar, gelişme geriliği çarpıcı bir bulgudur. Çeşitli ağır bakteri enfeksiyonları görülebilmekle beraber T hücresi işlev yetersizliğiyle ilgili klinik bulgular baskındır. Kronik kandidiyazis, Pneumocystis-carini gibi protozoa infeksiyonları, hafif giden fırsatçı organizmalar, kontrol altına alınamayan ishal ve yineleyen solunum sistemi enfeksiyonları sıktır. Hastalarda egzama , saç dökülmesi, kansızlık görülebilir. Genetik geçişli olabilir.

WİSKOTT-ALDRICH SENDROMU :

Egzama, trombositopeni (pıhtılaşma hücre azlığı) ve enfeksiyonlara duyarlığın arttığı, X genine bağlı geçiş gösteren bir hastalıktır. IgA ve IgE antikor düzeyleri artmış, IgM azalmış , IgG düzeyi ise normaldir. Yaş ilerledikçe hücresel bağışıklık giderek bozulur ve sonuçta kanser ve fırsatçı infeksiyonlar ortaya çıkar. Kemik iliği nakli sonuçları başarılıdır.

ATAKSİ-TELENJİEKTAZİ SENDROMU :

İlerleyen denge kaybı, göz ve deride yüzeysel damarların belirginleşmesi, kronik sinüs ve akciğer infeksiyonları, kanser ve değişken sıvısal ve hücresel bağışıklık yetersizliği görülen ve genetik geçiş gösteren bir bozukluktur. Bilinen bir tedavisi yoktur.

FAGOSİT BOZUKLUKLARI :

Fagosit bozuklukları niteliksel veya niceliksel olarak ayrılabilir. Fagositik hücre azlığı, doğumsal , kanser veya ilaçlara bağlı kemik iliği işlev bozukluğuna yada fagositik hücreye karşı olan antikorların artan tahribatına ikincil olabilir. Bu bozukluklarda ani bir infeksiyon sırasında bununla savaşan hücre sayısı artabilir, ancak işlevi bozulmuş hücreler savunmaya pek az katkıda bulunur .

KOMPLEMAN BOZUKLUKLARI :

Kompleman bozuklukları kalıtsal ya da sonradan olabilir. Kompleman normal antijenin kaplanarak savunma hücresi tarafından tanınmasının arttırılması, bakteri öldürme işlevi, savunma hücrelerinin iltihap alanına çağırılması için gereklidir. Kompleman bozuklukları, yineleyen enfeksiyonlar, otoimmun hastalıklar ve Neisseria infeksiyonlarıyla ilişkili görülmüştür.

Bazı gıdalar gücümüzü ve canlılığımızı yok ederken, bazıları da enerji depomuzu doldurur bize güç verir.Pek çok madde, az alındığı veya hiç kullanılmadığı takdirde insanı yıpratarak yorgunluğa yol açar. Özellikle de B, E, C ve A vitaminleri bu maddelerin başında gelir. Minarellerden de demir, bakır ve magnezyum eksikliği insanın gücünü kaybetmesine neden olur. Gerçekten kalıcı bir güce ve neşeye kavuşmak istiyorsanız, vücudun gelişmesinde gerekli olan yapı malzemelerinden amino asitleri yeterince almalısınız.

Hücreleri oluşturup dokuların yenilenmesini sağlayan amino asitler ayrıca kas hareketlerinin uygulanmasında ve vücut içinde oksijenin taşınmasında kullanılır. Özellikle de dinlendirici, depresyonu azaltıcı tabii bir amino asit olan Tryptophan ile hafızanın gelişmesini, her zaman dikkatli ve uyanık kalınmasına yardımcı temel bir amino asit olan Phenylalanin almanızda yarar var. Çünkü bunlar güçlendirici ve neşe verici hormonların çoğalmasını ve sağlam büyümesini sağlar.

Diğer yandan da vücuda yorgunluk ve bitkinlik veren gıda maddelerinde de uzak durmalı ya da az miktarda tüketmelisiniz. Özellikle de hayvansal yağların bizi yorgun düşürüp, gücümüzü azaltığını unutmayın.

Yorgunluk veren gıda maddeleri: Alkol, asitli içecekler, hazır yemekler, yağ, sakatat, kahve, limonata, sığır eti, tatlı çeşitleri.

Canlandıran gıda maddeleri: Avokado, muz, yeşil çay, yoğurt, patates, kiwi, paraguvay çayı, turp, zeytin, pirinç, kırmızı pancar, balık, bezelye.

YORGUNLUĞA KARŞI BESİN DESTEĞİ

Yorgunluktan şikayet eden kişiler için besin desteği büyük yarar sağlayabilir. Uzmanlarca önerilmiş besin takviyeleri;

B vitamin ailesi B-6, B-12 ve folik asidi de içeren B-11 vitaminlerinden oluşur. B6 vitamin eksikliği de demir gibi anemi ve kronik yorgunluk ile bağıntılıdır. B6 vitamini ihtiyacınızı muz, tavuk, hindi, patates, meyve suyu, karpuz, ıspanak ve bal gibi besinlerden karşılayabilirsiniz. B-12 vitaminin eksikliği ise homosistein seviyelerinin artmasına yol açar. Yüksek homosistein seviyesi kalp hastalıklarına yakalanma riskinin artması anlamına gelmektedir. Bu açığı da baklagiller, bonfile, ton balığı, balık, hindi, yoğurt, süt, tavuk ve peynir yiyerek kapatabilirsiniz.

C vitamini bağışıklık sistemini güçlendiren önemli bir antioksidandır. Hastalık veya stres durumlarında, bağışıklık sisteminin düzgün çalışması için gereken bir vitamindir.

Ayrıca C vitamini ile sağlıklı adrenal fonksiyonların çalışması da artıyor. Bu nedenle bu fonksiyonlar özellikle stresli durumlarla başa çıkabilmek için çok gereklidir. C vitamini açısından zengin besinler arasında brokoli, çilek, portakal, greyfurt, mango ve yeşil biber sayılabilir.

Magnezyum protein sentezi, enerji üretimi ve hücresel bölünme için gerekli olan çok önemli bir mineraldir. Günümüzde pek çok insanda magnezyum eksikliği görülmektedir.

Demir eksikliği de anemi ve kronik yorgunluğa yol açan önemli bir faktördür.

E vitamini çok önemli bir antioksidan koruyucu olarak hücreleri toksinlerden ve serbest radikallerden korumaktadır. Ayçiçek yağı, fıstık ezmesi, badem, ton balığı, somon, mısırözü yağı, zeytinyağı E vitamini açısından zengin besinler arasında yer alır.

Potasyum eksikliği yorgunluk ve kas zayıflığına yol açmaktadır. Bazı CFS hastalarında potasyum enerjinin artmasını sağlar.

Tıpkı bir yerimiz ağrığında olduğu gibi yorgunluk döneminde de vücudumuz bize bir takım uyarı sinyalleri gönderir. Mesajın özü vücudumuza daha dikkatli bakmamız ve ona güç kazandırmamız gerektiğidir. Kronik yorgunluk yaşayan bir insan da durmadan vücudundan bu tür uyarı sinyalleri alır. Ancak önemli olan bu uyarılara gerek kalmadan sağlıklı bir şekilde beslenmek ya da uyarıyı aldığımızda hemen harekete geçmektir.

Bu nedenle de bilinçli bir beslenme ile yorgunluğa bir son verip, yediklerimize dikkat ederek daha sağlıklı bir yaşama kavuşabilir ve yorgunluk hissetmeyiz!

Avustralyalı bilim adamları, manyetik alanların yardımıyla beynin bazı bölümlerini kapatarak normal zekadaki kişilerin zihinsel çevikliğini artırmayı başardı. Avustralya Ulusal Üniversitesi ve Sydney Üniversitesi nce ortaklaşa yapılan araştırmada, 12 deneğin beyinlerinin sol ön lobuna, TMS (kafatasından manyetik uyarı) verilerek beyne kısa manyetik dalgalar gönderildi, daha sonra ise 150 farklı nesnenin gösterildiği monitörlere bakarak nesneleri saymaları istendi. Uygulamanın ardından deneklerin, sayabildikleri nesne sayısı artış gösterdi. Deneklerin hafızalarında ve analiz yeteneklerinde gelişme saptandı. Araştırmayı yürüten ekipten Profesör Allan Snyder, normal zekadaki kişilerin zihinsel kapasitelerini bu yolla artırmanın mümkün olduğunu söyledi. İngiliz bilim adamları, geçtiğimiz yıl yaptıkları araştırmada, TMS yöntemiyle beyne yollanan dalgaların, bunama riskini de azalttığını açıklamıştı. Bu gelişmeler ışında, yapay zekaya her gün bir adım daha yaklaşılıyor.

Akıllı beyin için sağlıklı beslenin

İşte beyninizi cin gibi tutmanın ve hafızayı güçlendirmenin pratik yolları:

İŞLEYEN DEMİR IŞILDAR

Satranç, Çin daması, bulmaca, matematik problemi çözme gibi aktivitelerle beyninizi sürekli dinç ve çalışır durumda tutabilirsiniz.

KASLARI İHMAL ETMEYİN

Düzenli olarak yapacağınız egzersiz ile kan akışını hızlandırmak ve beyin hücrelerinin gelişimini artırmak mümkün.

AKTİF SOSYAL HAYAT

Kendinize bir hobi edinerek ya da insanlarla daha fazla bilgi alışverişinde bulunarak beyin aktivitelerinizi daha üst bir seviyeye taşıyabilirsiniz.

YEMEKLERE DİKKAT

Koyu renkli meyveler ve sebzeler antioksidan etkisi taşır. Algınızı ve zeka seviyenizi yükseltir.

Japonya’da yapılan bir araştırmaya göre; yatmadan önce bilgisayar ve televizyon karşısında fazla vakit geçirenler, bunu yapmayanlarla aynı uzunlukta uyusalar bile kendilerini daha yorgun ve daha az uyumuş hissediyor.

Herkes kadar uyuyor ancak sabahları uykunuzu alamadığınızı düşünüyorsanız, sorun yatmadan önce yaptıklarınızdan kaynaklanıyor olabilir.

Japonya’nın Osaka Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, yatmadan önce zamanlarını bilgisayar veya televizyon karşısında geçirenlerin uykusuzluktan daha çok şikayet ettiklerini ortaya koydu.

Yaklaşık 6 bin kişinin katıldığı araştırmada, uyku öncesi elektronik aletlerin karşısına geçen deneklerin sabahları kendilerini daha yorgun hissetikleri sonucuna varıldı.

Araştırmanın en ilgi çekici yanıysa, daha az uyumaktan yakınan katılımcıların, aslında yatmadan önce bilgisayar karşısına geçmeyenlerle aynı süreyi uykuda geçirmelerine rağmen uykusuz kaldıklarını düşünmeleri.

Bu durum, bilgisayar ve televizyon başında geçirilen uzun sürenin belki uyku süresini değil ama uyku kalitesi ve uyku ihtiyacını etkilemesine bağlanıyor.

Uzmanlar, özellikle internet tutkunlarının yeterli miktarda uyusalar da daha yorgun uyandıklarını söylüyor.

İnsanların çoğu yaşlanacağını ve yaşlandığında sağlığının gençlikteki gibi olmayacağının farkındadır ancak pek az kişi bu gerçeği göz önünde bulundurarak yaşar. Ortalama ömür uzadıkça yaşlılıkla ilgili problemlerin daha da sık gözükeceği açık bir gerçektir. Belli başlı hastalıkların yaşlılıkla görülme sıklığı artar ve bu gerçekte doğal bir durumdur. Bugün 60 yaş üzerindeki bireylerin büyük kısmı aşağıdaki 7 sorundan en az biri ile birlikte yaşamaktadır;

Şişmanlık ve ilişkili hastalıklar (şeker hastalığı ve metabolik sendrom başta olmak üzere)

- Eklem rahatsızlıkları

- Osteoporoz (kemik erimesi) ve düşmeler

- Kalp ve damar hastalıkları

- Kanser

- Görme ve işitme problemleri

- Diş problemleri

- Hafıza ve duygusal iyilik hali ile ilgili problemler

Yaşlıların 7 temel alanda özetlenen bu sorunlarla karşılaşması neredeyse kaçınılmazdır. Ancak gençlik yıllarında elde edeceğimiz bazı alışkanlıklar ve uygulamalar ile bu sorunların şiddetini azaltmak/ortaya çıkış yaşlarını ötelemek olasıdır. Dikkatlice incelendiğinde sorun gruplarının tamamının üç ana grup alışkanlık ile ilişkili olduğu ortaya çıkar;

Sağlıklı ve doğru beslenme alışkanlıkları

İdeal günlük yaşantı alışkanlıkları

Zararlı alışkanlıklar

Şayet ideal kilonuzu koruyarak ve doğru beslenerek yaşlılığa adım atarsanız çok şanslı olduğunuzu söyleyebiliriz. Sağlıklı ve doğru beslenme davranışlarının uzun dönem ortaya konması (gençlikten başlayarak bir yaşam tarzı haline getirilmesi) tüm sorunlarda büyük avantaj sağlamaktadır.

İdeal günlük yaşantı modern insana biraz uzaktır. Konumuzla ilgili olarak ideal günlük yaşantıdan kasıt her gün en az yarım saat mümkün ise açık havada hareket etmektir. Bu sayede en az dört başlıkta (şişmanlık, eklem, kalp damar, kemik erimesi) ciddi kazanımlar elde edilebileceği bilimsel olarak ispatlanmıştır.

İnsanoğlu bazen yaptıkları ile değil yapmadıkları ile de sağlık kazanımları elde edebilir. Sadece sigaranın bırakılması ve alkol tüketiminin sosyal düzeylere indirilmesi en az beş başlıkta büyük kazanımlara neden olmaktadır.

Bu basit ama etkin önlemlerin yaşlanmadan alışkanlık haline getirilmesi pekçok yaşlının sıkıntı içinde geçirdiği yılları başkaları için eğlenceli bir hale çevirebilir.

Kış aylarındaki astım krizlerinin nedenleri arasında grip ve soğuk algınlığı gibi diğer viral enfeksiyonların yer alıyor. Gripten korunmak için her yıl Ekim-Kasım aylarında grip aşısı yaptırılmalı. Grip ve diğer solunum yolları salgınları sırasında, zorunlu olmadıkça toplum içine girilmemeli.-Dışarıda dolaşırken ağız ve burun önüne kaşkol tutularak, solunan havanın ısınması ve nemlenmesi sağlanmalı.

-Soğuk havada astım krizine karşı, sokağa çıkmadan 15-20 dakika önce nefes açıcı sprey kullanılmalı.

-Astımlılar için ideal ısınma sistemi kaloriferdir. Katalitik ve borusuz sobalar uygun ısınma araçları değildir. Odun ve kömür sobalarının tütmemesi için gerekli önlemler alınmalı.

-Ayrıca evde sigara içilmemeli.

-Gazla çalışan ısınma, yemek pişirme araçlarından gaz kaçağı olup olmadığı ise kontrol ettirilmeli.

-Ev düzenli olarak temizlenmeli, duvardan duvara halılar, özellikle de beton üzerinde bulunanlar kaldırılmalı.

-Yatak takımları haftada bir sıcak su ile yıkanmalı, yastık ve şilteler özel kılıflarla kaplanmalı. Kuş tüyü yastık ise kullanılmamalı. -Yatak odasında kumaş kaplı mobilya, koltuk, kanepe ve sandalye olmamalı.

-Kedi, köpek gibi hayvanlar mümkünse ev dışında beslenmeli, evde bulunuyorsa da kesinlikle yatak odasına alınmamalı.

Zihinsel alıştırmalar aradan yıllar geçse de yaşlı kişilerin faaliyetleri açısından yararlı oluyor.

ABD Tıp Derneği nin yayın organında çıkan araştırmaya göre, zihinsel alıştırmalar yaşlıların hayatını kolaylaştırıyor.

Florida Üniversitesi nde görev yapan Michael Marsiske, “Elde ettiğimiz sonuçlar, yaşlı insanların geç başlamış bile olsalar, zihinsel egzersizlerin yıllar sonra da faydasını gördüğünü gösterdi” dedi.

Araştırma, 1998-2004 yılları arasında 65 ile 95 yaşlarında 3 bin ABD li arasında yürütüldü.

Gönüllüler, dört gruba ayrıldı. Bir grup dışındakilere zihinsel alıştırmalar yaptırıldı.

Alıştırma yapanlar, beş yıl geçtikten sonra bile bu alıştırmaların günlük hayatta yararını gördüklerini ve bir telefon numarasını hatırlayabildiklerini veya kafadan basit hesaplar yapabildiklerini anlattı.

Uzmanlar, alıştırmanın yararlarının aradan beş yıl geçtikten sonra da görülmesinin şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Ama bazen izah edilmesi güç durumlarla karşılarız. Örneğin her birimizin enerjik ya da yorgun olduğu saatler farklıdır. Kimileri tam bir “gece kuşu”dur, gece yarısından sonra açılır; bazıları sabahları verimlidir, akşamları durgunlaşır. Bunlar bir ölçüye kadar yapısal sayılabilir ancak bazen farklı sorunların belirtisi de olabilir. Bazı insanlar sabahları yataktan çok zor kalkarlar. Sanki gece boyunca ağır bir yük taşımış gibi sabah kendilerini yorgun hissederler. Canları giyinmek, sokağa çıkmak, hayata karışmak istemez. Kimileri sabah iyi kalkarlar ama gece olunca adeta çökerler. Bazıları yemeklerden sonra bitkin düşer. Bazı insanların çabucak pili biter! Kendini güçsüz, isteksiz, yaşlı hisseder Bu şikayetler o kadar yaygın ki! Çoğunlukla vitamin alıp geçiştirmeye çalışırız. Veya geçer deyip, bekleriz. Atlatabiliyorsanız, ne âlâ. Ama yorgunluk kronik bir hale gelmişse ciddiye almak gerekir. Araştırın Çünkü yorgunluğun tek nedeni yok. Yaşadığınız sıkıntılar; beslenme sorunlarından hareketsizliğe, kan şekerinden kabızlığa, adet sorunlarından cinsel tatminsizliğe, strese, dolaşım bozuklukları, tansiyon veya kalp sorunlarına, su kaybından mineral eksikliklerine ve hormon dengelerine kadar uzanan sayısız nedeni olabilir. Her hormon farklı enerji yaratır Bugün yorgunluğun hormonlarla ilişkisini biraz sorgulayalım. Çünkü üzerinde en az durulan konu bu. Her hormon farklı bir enerji yaratır. Hormonlarda yetersizlik baş gösterdiğinde, yorgunluğun değişik şekilleriyle karşılaşırız.* TİROİD hormonu yetersizse; en derin uykudan uyandığınızda bile yataktan çıkmak size zor gelir. Ancak ilginç olan, siz çalışmaya başlayınca, hareket ettikçe, bu yorgunluğun yavaş yavaş kaybolmasıdır. Yani sabahları “afyonu geç patlayan” insanlardan biriyseniz, bu ihtimali düşünmenizde fayda var.

* ÖSTROJEN veya TESTOSTERON hormonları yetersiz ise; yorgunluğunuz gün boyunca devam eder. Özellikle fiziksel olarak aktif olduğunuz saatlerde artar. Ne yemek yemenin, ne yapılan esprilerin size yararı olmaz. Hele hareketli bir gün geçirmek zorundaysanız, bu size işkence gibi gelir. Gün boyunca sadece yatağa girip uzanacağınız zamanı hayal ederseniz.

* KORTİSOL hormonu yetersizse; bu durum kendini daha fazla geceleri belli eder. Akşam saatlerinde dayanılmaz bir yorgunluk bastırır. Ayakta durmak size işkence gibi gelir. Hele gergin bir gün geçirmek zorunda kalırsanız, altında ezildiğini hissedersiniz. Kafanız karışır, uykunuz gelir, kaçacak delik ararsınız. Çünkü kortizon hormonunun eksilmesi strese karşı direnci düşürür.

* BÜYÜME hormonu yetersiz ise; yorgunluk gün boyunca yakanızı bırakmaz. Akşamları ise kendinizi tek kelime ile tükenmiş hissedersiniz. Gece yarısından sonra ayakta kalmanız imkansızdır. Eğer buna rağmen geç yatarsanız ertesi günü çok zor geçirirsiniz.

* ALDOSTERON yetersizliğinde; ayağa kalkmanız kendinizi yorgun hissetmeniz için yeterli. Vücudunuz canlansın! Yorgunluğun en iyi ilacı nedir biliyor musunuz? Hareket! Düzenli spor ve hareket vücudumuzun enerjisini ve hormonlarımızı dengeler. Ve tabii beslenme şekli çok önemli. Son yıllarda yapılan araştırmalar yeni görüşler ortaya çıkardı. Başta ekmek olmak üzere tüm hamur işleri, süt ürünleri, şeker, kahve, sirke, alkol ve mayalı ürünler yorgunluktan sorumlu tutuluyor. Çünkü bu gıdalar bizim enerjimizi tüketiyor, hormon üretimini engelliyor. Örneğin şeker süratle enerjimizi yükseltir ama aynı hızla tüketir ve bizi bitkin düşürür. Mayalı ürünler bazı hormonları emer ve kendimizi yorgun hissetmemize neden olur. Modern anti-aging uzmanları, tahıllar ve süt ürünleri konusunda uyarıyorlar. Çünkü tahılların da, süt ürünlerinin de, sindirilmeden bağırsaklarda 2-3 gün kaldığını ve bu süre içinde zehirli toksinlere dönüştüğünü belirtiyorlar. Ne yağlısı, ne de yağsızı artık tavsiye edilmiyor. Öte yandan, lahana ve portakalın sütten daha zengin kalsiyum kaynakları olduğu açıklanıyor.

Herkese farklı diyet

* Tiroid hormonunuz ölçümlerde düşük çıkıyorsa, beslenmenizde sebze ve meyvelere ağırlık vermelisiniz. Kırmızı ve beyaz et, yumurta gibi gıdalar tiroid üretimini güçleştirir.

* Yorgunluğunuz sex hormonları ve büyüme hormonuna bağlıysa, meyve ve sebzelerin yanı sıra daha fazla hayvansal protein almalısınız. Et, balık, tavutı ve yumurta…

* Yorgunluk ile beraber sindirim sorunları yaşıyorsanız, haftada bir gün vücudunuzu dinlendirin. Yağsız, buharda pişmiş veya haşlanmış hafif yemekler yiyin.

* Yorgunluğu gidermek için alabileceğiniz en iyi takviyeler; C vitamini, B12, Demir ve Magnezyum dur. Magnezyum seviyesi düştüğünde kaslarımız çabuk yorulur. Coenzym Q da çok önemlidir. Kalbin daha fazla kan pompalamasını sağlayarak enerjinin tüm vücuda ulaşmasına yardımcı olur.

KortikofobiAstım akciğerlerin hava yollarını (bronşları) tutan kronik (uzun süreçli) bir hastalıktır. Ama sanıldığı kadar korkulacak bir hastalık değildir. Çünkü ilaç tedavisi ile hastalığın bulguları tamamen kontrol altına alabilmek mümkündür.

Ancak ne yazık ki, halk arasında astım tedavisinde kullanılan ilaçlar hakkında hastaları tereddüt içinde bırakan, “ürtküten” ve hatta tedaviyi yarıda bırakmalarına neden olan çok yanlış bir inanış hakimdir: Astım ilaçları içinde kortizon var, sakın kullanma !

Evet, astımda kullanılan anti-inflamatuvar ilaçların bir kısmının içinde, halk arasında “kortizon” diye adlandırılan kortikosteroidler vardır. Kortikosteroidler astım tedavisinin temel taşlarıdır. Bu ilaçlar olmadan astım hastalığı kontrol altına alınamaz, ilerlemesi durdurulamaz. Etkin bir astım tedavisi için öncelikle hastalardaki “kortikofobi” (kortizon korkusu) yenilmesi gereklidir.

Vücudumuzdaki kortikosteroidler

Kortikosteroidler normalde vücudumuz tarafından da salgılanan ve çeşitli biyolojik fonksiyonların idamesi için gerekli olan maddelerdir. Vücudumuz günde ortalama 3000-5000 mikrogram arasında kortizon salgılar. Bu değer “fizyolojik doz” olarak adlandırılır. Dışarıdan, ilaç şeklinde BU DOZU GEÇECEK ŞEKİLDE VE UZUN SÜRELERDE verilen kortikosteroidler yan etkilere neden olur.

Astım ilaçları içindeki kortikosteroidler

Bunlar, hap ya da enjeksiyon şeklindeki kortikosteroidlerden farklıdır. Doğrudan hava yollarına uygulanır. Kan dolaşımına geçen miktarları çok düşüktür. Ayrıca; astım ilaçları içindeki kortikosteroid dozu, günlük fizyolojik dozun çok altındadır.

Bunu bir örnekle açıklayalım: Bir dozunda 320 mikrogram kortikosteroid bulunan astım ilacından, “sabah 1 doz, akşam 1 doz” kullanmakta olan bir hasta günde 640 mikrogram kortikosteroid almaktadır. Bu doz, günlük fizyolojik dozun yaklaşık beşte biri kadardır. Hava yollarına değil de, doğrudan kan dolaşımına verilmiş olduğu varsayılsa bile, yan etkiye neden olmayacaktır.

Sözün özü;

Astım ilaçları içinde bulunan kortikosteroidler “sanıldığı gibi” TEHLİKELİ DEĞİL, aksine astımın etkin kontrolü için ÇOK GEREKLİ ilaçlardır.

Kortikofobi nedeniyle tedavinin terk edilmesi, ilerleyen yıllarda akciğer hava yollarında geri döndürülemeyecek hasarlara neden olacaktır. Lütfen astım ilaçlarınızı düzenli ve doğru olarak kullanın.

Sağlıkla kalın…

Ateşli romatizma vücudun streptokok türü mikroplara karşı olan bağışıklık cevabı olarak bilinir. Boğazdaki streptokok iltihabı bir veya iki hafta sonra ateşli romatizma başlangıç semptomlarını ortaya çıkarmaktadır. Ateşli romatizmayı önlemede karşılaşılan sorunlardan biri streptokoklar tarafından boğazda meydana gelen iltihabın tam olarak ortadan kaldırılmamasıdır. Bunun için streptokoksal boğaz enfeksiyonları uygun bir şekilde tedavi edilmeli, mikrobik ajanı tam olarak teşhis etmek için boğaz kültürü alınmalıdır.Yüzyıl önce çeşitli araştırmacılar ateşli romatizmanın kendi kendine geçebilen bir hastalık olduğunu belirtmişlerdir. Görünüşte doğru olmakla birlikte Amerika nın çeşitli şehirlerinde bu hastalığa yakalanan çocuklarda iyileşme görülmekte, ancak hastalık belli bir süre sonra tekrar ortaya çıkmaktadır.

Major -önemli işaretler-

(Teşhis için bunlardan en az iki tanesi gerekir)

- Kalp enflamasyonu

- Bir eklemden öteki ekleme geçen Artrit (eklem iltihabı)

- Kontrolsüz yüz veya kol bacak hareketi (korea)

- Deride kırmızımtırak dökülmeler.

- Deri altı lenf düğümleri

Minör -küçük işaretler

(Teşhis için bir önemli, 2 tane de küçük belirti gerekir)

- İltihapsız eklem ağrısı.

- Ateş

- Daha önce ateşli romatizmaya bağlı kalp hastalığı.

- İltihaplı gösteren kan testleri

- EKG deki kalp hastalığı bulgusu.

Boğaz kültürü neticesinde iltihabı yapan mikroplar pozitif ise doktor uygun antibiyotik tedavisine başlamalıdır.

Eğer antibiyotik haplar ağızdan alınırsa boğazdaki iyileşme 1-2 gün içinde olsa bile verilen kutudaki tüm ilaçlar bitinceye kadar alın-maya devam edilmelidir.

Ateşli romatizma bir veya birkaç organda da iltihaba neden olur. Sık olarak eklemlerde iltihabi şişme, kırmızılık ve sıcaklığa karşı aşırı duyarlılık ile karakterize bir klinik durum ortaya çıkarır.

Kalp kapaklarını tutarak kardite yol açar. Bu şekilde kapaklar görevlerini yapamaz. Bu şekilde kalp, pompalamada etkisiz kalır. Ender durumlarda iltihap nedeniyle kalp kendini dur-durur ve buna bağlı olarak ölüm meydana gelir.

Kalp enflamasyonu sürekli etkili bir olay değildir. Bununla birlikte kalp kapakçıklarında sertleşme (Scar dokusu) meydana gelebilir ve sonuçta kan akışı mümkün olamaz. Bu olaya Stenoz, kan kapakçıktan geriye dönerse buna da Regürjitasyon denir. Bazen aylar hatta yıllar içinde ciddi komplikasyonlar gelişir ve sonuçta kalp kapaklarındaki bu hastalığı ortadan kaldırmak için cerrahi müdahale gerekebilir.

Ateşli romatizma beyni de etkilerse Korea denilen ve kol, bacak ve yüzde kontrol edilemeyen hareketler ortaya çıkar. Deriyi tutarsa Eritema Maginatum denilen kırmızımtırak döküntülere sebep olur.

Tedavi

Hastalığı önleme

Çocuğunuzda boğaz ağrısı ile karşılaştığınızda ve özellikle 24 saat içerisinde ağrının ateşli birlikte artması durumunda çocukla yakından ilgilenmeli ve onu doktora götürmelisiniz.

Boğaz Kültürü

Eğer doktorunuz streptokokun yaptığı boğaz enfeksiyonundan şüphelenirse boğazdan bir mikrop örneği almalıdır. Bu örnek daha sonra laboratuvar testlerinde kullanılır. Eğer kesin olarak streptokoküs olduğu ortaya çıkarılırsa, doktorunuz size çoğu vakada penisilin olmak üzere antibiyotikler önerir.

Ateşli Romatizmanın Tedavisi

Antibiyotikler hastalık etkeni streptokokları temizlemek için verilir. Genellikle etkili antibiyotiklerin kullanımı 2 inci ateşli romatizma atağını önlemek için aylarca hatta yıllarca kullanılabilir. Yüksek dozda aspirin ve bazen Steroidler ateşli romatizmaya bağlı iltihabı ortadan kaldırabilirler.

Şu unutulmamalıdır ki, boğaz ağrısı basit fakat yaygın bir problemdir. Ve eğer streptokoksal enfeksiyon varsa ve tedavi edilmeden bırakılırsa, ileride ciddi ve uzun süreli bir kalp hastalığına sebep olabilir.