nedir

Günümüzde aşçılık

İlk mutfak ocağını İngiliz bilgini Sir Benjamin Thompson 1795′te geliştirdi. Böylece sıcaklığı ayarlayabilmek mümkün oldu bu pişirmede önemli bir yenilikti. 19. yüzyıl boyunca geliştirilen gaz yakan ocaklar da, kızartma sacları, fırınlar su ısıtıcılarıyla donatıldı. Elektrikli fırınlar ise ancak 20. yüzyılın ortalarında yaygın duruma geldi.

Günümüzde pişirmede çoğu elektrikle çalışan çeşitli aygıtlar kullanılır. Bu tür aygıtlar, eskiden birkaç kişinin yaptığı işleri artık yalnızca bir kişinin yapabilmesini sağlar. Örneğin kurabiye ya da tatlılar için gerekli olan çırpma işlemi elektrikli ıştırıcılarla (mikser) birkaç dakika içinde tamamlanır, oysa bu eskiden elle çırpıldığında çok zaman alırdı. Günümüzde bir elektrikli ıştırıcı biraz kabartma tozuyla aldığımız sonucu almak için, İngiltere’de ilk ev ekonomisi kitabını yazan Mary Beeton’un kek tariflerinde, çok sayıda akı en az 15 dakikalık bir çırpma süresi öneriliyordu.

20. yüzyılda geliştirilen soğutma dondurma sistemleri de aşçılıkta büyük değişikliklere yol açmıştır. Yiyecekler, pişirmeden önce ya da sonra belli bir süre buzdolabında saklanabilir. Birçok besin dondurularak uzun süre bozulmadan korunabilir. Pişirilmiş bir öğün bile dondurucuda saklanıp, istendiğinde çözülmesi sağlanarak yenebilir. Bazı mevsimlik yiyecekler, örneğin çilek, çok az pişirilerek ya da hiç pişirilmeden dondurulabilir sonra kış aylarında yenebilir.

Dondurulmuş bazı yiyeceklerin çözülmesi uzun zaman alır. Ama bu tür yiyeceklerin çözülme süreleri, mikrodalga ya da elektronik fırınlarda hızlandırılmıştır. Mikrodalga fırında pişirme, geleneksel pişirmeden tümüyle farklıdır. Bu fırınlar bir setinde olduğu gibi elektromagnetik dalgalarla çalışır. Yemeği ısıtırken ya da pişirirken, yiyeceğin içine koyulduğu kap ısınmaz. Elektrikli ya da gazlı fırınlarla şılaştırıldığında mikrodalga fırında çok kısa bir sürede pişer. Mikrodalga fırınlar, lokantalarda hızlı servisi yapan yerlerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Önceden pişirilen , müşteri istediği zaman hemen ısıtılabilir.

[değiştir]

Değişik yemeklerin pişirilmesi

Aşçılığın uzun evrimine şın günümüzde pişirme yöntemleri, temelde ilk insanların keşfettikleri yöntemlere dayanır. Bunlar kuru pişirme sulu pişirmedir. Yemeklerin çoğu da bu iki yönteme uygun biçimde hazırlanır.

Meyve sebzeler. Sebze meyveler, çok uzun süre pişirilmemesi gereken yiyeceklerdir. Patates gibi bazıları kabukları soyulmadan bütün olarak fırında pişirilebilir. Ama sebzelerin pişirilmesinde en yaygın yöntem, haşlamaktır. Bu pişirme yönteminde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, çok az su kullanılması çiğ sebzelerin kaynayan suya atılmasıdır. Birçok sebze buharda pişirildiğinde lezzet açısından çok daha iyi sonuç verir. Meyvelerin çoğu çiğ yenir, ama istenirse komposto türü yiyecekler elde etmek üzere kısa süre çok az şekerle pişirilebilir. Hemen her tür sebze meyve salata yapmakta kullanılabilir. Salata yapılırken sebzelerin çoğu çiğ olarak genellikle ufak parçalara bölünür, dilimlenir ya da doğranır. Patates bazı fasulye türleri gibi sebzeler ise önce pişirilir henüz sıcakken sos katılarak soğumaya bırakılır. Salatalarda sosun özel bir yeri vardır. Fransız sosu adı verilen bir salata sosu genellikle yağ ile sirkenin yanı sıra sarmısak, maydanoz ya da fesleğen gibi kokulu bitkiler, tuz, bazen de hardal ıştırılarak . Mayonez, yavaş yavaş iyice ıştırılan sıvı yağ sarısına, biraz sirke ya da limon suyu ile tuz, ya da istenen baharat katılarak hazırlanır.

Süt, peynir . Bu yiyeceklerin her zaman orta ya da düşük ateşte pişirilmesi gerekir. Krema, muhallebi dondurulmuş tatlıların malzemesi süttür. Peynir sosu, maydanoz sosu birçok tatlı sosunun temelini oluşturan beşamel olarak bilinen beyaz sos ise, tereyağı ile un süt ışımıdır. Bu, aynı zamanda, kremalı çorbalar suflelerin de ana malzemesidir.

, aşçılıkta pek çok değişik biçimde kullanılabilen bir yiyecektir. Ayrıca çeşitli biçimlerde pişirilerek ayrı bir olarak yenebilir. Kabuğuyla ya da kabukları kırılarak kaynar suya atılıp pişirilebilir. Az yağda kızartılabilir ya da bir kapta fırınlanabilir. Sütle ıştırılarak katılaşıncaya kadar yağda pişirilince de bir yemeği elde edilebilir. çırpılıp kabarıncaya kadar tereyağında pişirilince de omlet hazırlanmış olur. Çırpılmış yumurtanın içine tat verecek birçok değişik malzeme koyulabilir ya da bu malzeme piştikten sonra omletin içine koyulup katlanır. , köftelerin üzerine sürülebildiği gibi, içine de katılabilir. Kâse kremaları pastacı kremalarının kıvamı yumurtayla koyulaştırılır. akı çırpıldığı zaman, köpüklü katı bir madde olur; suflede, omlette, pandispanyada, kekte bezede bu biçimiyle kullanılır.

Et kümes hayvanları. Bu besin maddelerinin pişirilmesinde farklı yöntemler kullanılır. Susuz pişirme yöntemleri olan közleme, ızgara, fırınlama kızartmada etler küçük parçalar halinde kesilir. Kebaplar derin olmayan, kapaksız bir tepsiye koyulur fırında pişirilir. Büyük bir et parçası, şişe geçirilmiş olarak fırında çevrilerek pişirilirse rosto elde edilebilir. Çok lifli etleri sulu pişirmek en iyi yöntemdir. Et önce yağda kızartılır, sonra biraz su ya da şarap katılarak lifleri kolaylıkla bıçakla kesilebilecek hale gelene kadar pişirilir. Daha büyük, daha sert et parçaları etin belirli yerleri gene suyla pişirilerek yahni yapılabilir.

deniz ürünleri. Balığın deniz ürünlerinin uzun süre pişirilmemesi gerekir. Öte yandan bu besin maddeleri taze olmalıdır. fırında pişirilebilir, ızgara yapılabilir ya da yağda kızartılabilir. Bazen gevrek olması için, kızartılmadan önce , galeta tozu ya da una bulanır.

Tahıllar. Darı, yulaf, arpa, buğday, çavdar, pirinç mısır gibi tahılların bazıları öğütülerek un haline getirilir. Ekmek bisküvi yapımında kullanılır. Börek, kek kurabiye gibi hamurdan yapılan yiyeceklerin ana maddesi de undur. Una tuz, süt ya da başka lar katı yağ katılır. Bazen şeker maya (ya da kabartma tozu) da eklenir.

[değiştir]

Tat vericiler

Aşçılıkta tuz, besinin kendi tadını belirginleştirmek ya da bazı tatları güçlendirmek için kullanılır. pişirmede ilk tat verici de, büyük bir olasılıkla deniz suyunda bulunan tuz olmalıdır.

Küçük bitkilerin, çalıların ağaçların kuru bölümlerinden çok çeşitli tat vericiler elde edilir bunlara baharat denir. Karanfil, karanfil ağacının goncasıdır. Meyvesi baharat olarak kullanılan bitkiler arasında yenibahar, anason, karaman kimyonu, kırmızı vanilya vardır. Küçük hindistancevizi (tohumları), besbase (kabuğu), hardal birçok yemekte tat verici olarak kullanılır. Tat verici otlar arasında nane, fesleğen, sater, mercanköşk, adaçayı, maydanoz, biberiye, tarhun kekik sayılabilir. Tarçın, bir ağacın kabuğundan elde edilir. Zencefil bayırturpu ise aynı bitkilerin köküdür. Taze, yeşil bitkiler ya da bitkilerin bazı bölümleri de tat verici olarak kullanılır. İyi aşçılar hazırlarken soğan, sarmısak, pırasa, kereviz birçok taze yaprak kullanırlar. Yemeklerde doğal tat vericilerin yanında yapay tat vericiler de kullanılır. Yapay tat vericiler kimyasal maddelerden doğal tat vericilerden neredeyse ayırt edilemez. Ama bazı kimyasal maddeler sağlığa zararlı olduğundan, bugün birçok ülkede yiyeceklerde hangi kimyasal maddelerin kullanılabileceği belirlenmiştir. Ayrıca besinlerin içinde nelerin bulunduğunu gösterecek biçimde etiketlenmesi yasal zorunluluktur.

[değiştir]

Evde aşçılık

Aşçılığı öğrenmenin en iyi yolu, iyi aşçıları yaparken izlemektir. Ama yeni öğrenenler için çoğunlukla işin basit pratik yönlerini açıklayan kitapları ile televizyonlardaki programlarından da pişirme öğrenilebilir. , kullanılması gereken malzemeyi anlatır, programları görüntülerle açıklar. İlk pişirme kitapları genellikle önce yemeği malzemesini mlar, sonra pişirme yöntemlerini açıklardı. 20. yüzyıla kadar aşçıların ne güvenilir tartı ölçü aletleri ne de fırını belirli bir sıcaklıkta tutma olanağı vardı. Günümüzde tariflerinde malzemelerin ölçüleri ya da pişirme sıcaklığı verilse de, bu her zaman gerekli değildir. Çünkü deneyimli aşçılar zevklerine ellerindeki malzemeye göre malzemelerin bileşimini değiştirebilirler. Aslında iyi bir aşçı, hangi besin taze bol ise onu alıp, gösterişe kaçmadan, sade lezzetli bir hazırlayabilmelidir.

Her şeyden önce salçanın tarifi yapılacak miktarla birlikte biraz değişkenlik gösterir. Yani yemeklerin salçası ile yendiği yörelerde çok miktarda bu durumda biraz daha standart bir işlem uygulanır. Az miktarda bazı yemeklerde kullanmak için mutfakta salçası yapmak istiyorsak, biraz daha esnek olabiliriz. Tarife geçelim.

Öncelikle salçalık kırmızı alınır. Biberler acı olursa da acı olur. Biberler yıkanır, içleri temizlenir ardından kıyma makinasında çekilir (Eğer az miktarda yapılıyorsa, biberler az-10 dk falan- bir süre kıvama gelmesi için kaynatılır sonra mutfak robotunda çekilir). Daha sonra çekilmiş tuzlanır (tuz salçanın uzun süre dayanmasını sağlar) olabildiğ geniş bir yüzeye serilerek güneş altında kurutulur. Bu sırada kendi kendine sulanır bunda sıkıntı yoktur. Arada sırada ıştırılır. Salçanın miktarına göre bir kaç gün bekletildikten sonra, kendini toplar, suyunu çeker rengi koyulaşır. Ama henüz hazır değildir, bir kez daha çekilir böylece daha incelmiş olur. Artık kavanozlara doldurarak dolapta muhafaza edebiliriz. Eğer az miktarda yapılıyorsa ilk defa çekildikten sonra bir süre (kaynamayacak şekilde) pişirerek güneş altına koyabiliriz. Böylece daha çabuk kurur ayrıca ikinci kez çekmemiz gerekmez.

Büyük kazalara neden olan birçok kaza küçük önlemlerle atlatılabilir.Böylece kazaların sayısı azaltılır maddi kayıplar da önlenmiş olur.

 

Mutfakta güvenlik önlemleri alınmalıdır:
1.Mutfak makineleri elektrikli-elektriksiz araçların gerekli kontrolleri sık sık yapılmalıdır.
2.Elektrik telleri şalterleri iyi durumda kullanılmalıdır.
3.Mutfak zemini kaymaya fırsat vermeyen malzemeden olmalıdır.
4.Aydınlatma iyi sağlanmalıdır.
5.Mutfakta yangın söndürme cihazı bulundurulmalı,sık sık kontrolleri yapılmalı kullanma yöntemleri bilinmelidir.
6.İlk yardım malzemeleri kolay ulaşılabilir yerlerde bulundurulmalıdır.

 

Yanık Yangınların Önlenmesi:
1.Ocaklar diğer pişirme araçlarının üzerindeki örtü kapakların temiz tutulması özellikle yağlardan arındırılması gerekir.Bu yağlar yangın anında ateşin yayılmasına neden olur.

2.Sıcak kaplar kuru tutacaklar veya bezler ile kullanılmalıdır.Yaş bez veya tutacaklar elleri yakar.

3.Basınçlı tencerelerin kapaklarının mutlaka tencereden geri durularak açılması gerekir.Çünkü basıncı düşmemiş olabilir;bu da yanma vb. kazaya neden olabilir. 4.Sıcak cam porselen kaplar patlayarak zarar verebilir.

5.Kibrit,çakmak veya diğer ateşleyiciler ocaktan biraz uzakta yakılmalıdır.Herhangi bir kaçak varsa patlama yapabilir.

6.Kızgın yağa su veya benzeri sıvı maddeler kesinlikle dökülmemelidir,taşar yangın çıkabilir.Ayrıca sıçradığı yerlerde yangına neden olabilir.

7.İstenmeyen ateşi söndürmek için ocak yakınında kolay erişilebilir yerde tuz bulundurulması gerekir.Bol miktarda tuz ateşi söndürür.Küçük çaptaki alevlenmeler yaş örtü ile hemen söndürülebilir.Kesinlikle su kullanılmamalıdır.

8.Kızartıcılardaki istenmeyen ateşi söndürmek için uygun bir yerde karbonat bulundurmak gerekir.Aleve atılan karbonat karbondioksit oluşturur ateşi söndürür.

 

Kesiklerin önlenmesi
1.Bıçak benzeri kesme aletleri keskin olmalıdır.İyi kesmeyen aletlerle uğraşmak daha çok kazalara neden olabilir.

2.Yapılacak işe uygun bıçak kullanılmalıdır.Satır ile ekmek bıçağının görevi ayrıdır.

3.Bıçaklar sadece kesme-doğrama gibi işlerde kullanılmalıdır.Örneğin konserve kesinlikle bıçakla açılmamalı,konserve açacağı kullanılmalıdır.

4.Bir makine temizlenirken,kurulurken veya ayarlanırken kapalı (off) konumuna getirilmelidir.

5.Elektrikli makinelerde elektrik fişini prize yerleştirmeden önce aletlerin mutlaka kapalı konumda olmasına dikkat edilmelidir.

6.Lavabo içinde kırılmış durumda olan cam porselen eşyayı kaldırmadan önce,lavabodaki suyun tamamen akması gerekir.İçinde su varken toplamak insanı yanıltabileceğinden tehlikeli olur.

 

Düşmelerin Önlenmesi
1.Yukarılarda bulunan araç-gereçleri alırken merdiven kullanılmalıdır,sandalye-tabure üzerinde durulmamalıdır.

2.Döşemeler,basamaklar,taban kısımlar hiçbir zaman yağlı yaş bırakılmamalıdır. 3.Yerlerde temizleme maddesi atıkları bırakılmamalıdır,kaydırabilir.

4.Mümkünse zemin döşemelerinin kaymaya uygun olmayan,kaydırmayan cinsten olması tercih edilmelidir.

Balığı pişirsek?

Taze balıkların kısa sürede pişirilmesi gerekir. Bu sayede tüm lezzetini muhafaza eder.

Güncelleme: 14:17 ET 28 Mayıs 2005 Cumartesi

- yemeyi seviyorsanız aşağıdaki püf noktalar, ızgara, haşlama kızartma yaparken sizlere kolaylık sağlayacak.

Taze aldığınızdan eminseniz, hazırlarken şunlara dikkat etmelisiniz
Taze balıkları suyun dışında bir ya da iki saatten fazla oda sıcaklığında tutmamalısınız. Eve gelir gelmez de pullarını içini hemen temizlemeli, yıkamalı iyice kurulamalısınız. Sonra da plastik bir kutuya yerleştirip buzdolabına koymalı hemen yiyemiyorsanız, 48 saat içinde tüketmelisiniz.

IZGARA
İri yağlı seçmekte fayda vardır. Yoksa ızgaraya yapışır, çıkartması zor olur. Izgara yapmadan yaklaşık 2-3 saat soğan suyu zeytinyağı sürülüp bekletilirse daha lezzetli olur. Daha çabuk pişirilmesi için balığı parçalara bölüp şişe de geçirebilirsiniz. Pişirirken çatlamaması için iki yanını bıçakla çizin.

KIZARTMA
Kızartma yaparken büyük balıkları dilim halinde, küçük balıkları bütünüyle kızartın. Kızartmalık balığın daha lezzetli olması için önce biraya batırın, sonra unlayın. Unlamadan tavaya atarsanız, anında yapışacaktır.

HAŞLAMA
Haşlama için kırlangıç, kefal, levrek gibi beyaz etli balıklar seçilir. Balığı soğuk suya atın kaynamaya yakın sıcaklıkta pişirin, yoksa dağılır. Kapalı bir kapta pişirin. Kokusunu alması için suyuna biraz havuç, kereviz, soğan atın. Balığın eti kılçığından ayrılıyorsa pişmiş demektir. Yenileceği zaman suyunu dökün.

Balığın taze ya da bayat olduğu anlaşılır?
ne kadar taze olursa o kadar makbul, o kadar lezzetli olur. Balığın taze olup olmadığını inceleyerek anlayabilirsiniz. Taze balığın; derisinin parlak canlı olması, gözlerinin bombeli, solungaçlarının parlak, ın zarı çevresindeki etin mavimtrak parlak olması gerekir. Ayrıca, taze balığın eti sıkı, iç organları parlak kırmızı, solungaçlarında ise deniz yosunu kokusu olur. Eğer balığın derisinin rengi soluk, gözleri çukurlaşmış, rengi sararmış,eti gevşek üzerinde ekşi bir koku hakimse aldığınız bayat demektir.


Kaynak: Lezzetli tariflerden, yapmanın inceliklerine kadar bir çok konuda bilgiler veren “Mutfak Rehberi”nin internet sitesi: www.mutfakrehberi.com.tr

 

Hangi mevsimde hangi yenir?

Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz, her geçen gün artan çevre kirliliğine rağmen çeşitleri açısından son derece zengin bir ülke.

- Deniz balıkları siyah etli-beyaz etli, yerli göçmen olarak sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah etlilere nazaran daha kolaydır. Jelatin içerdiklerinden haşlamaya elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları mevcsimlerde de ızgarası . Siyah etli balıklar, beyaz etlilere nazaran daha yağlıdırlar daha az jelatin içerirler. Bu nedenle haşlamaya uygun değildirler hazımları daha zordur.

 

BALIK SAĞLIKTIR
Balıkta şeker, karbohidrat yok denecek kadar azdır. Protein açısından ise son derece zengindir. Bu özellikleri nedeniyle son derece sağlıklı bir yiyecektir. 100 gram yağlı yaklaşık 22 gram, yağsız ise 10 gram protein içerir. aynı zamanda proteininden en çok faydalanılan besin türüdür. İnsan vücudu bu proteinin %93’ünden faydalanır. Bu oran kırmızı etlerde diğer beyaz etlerde çok düşüktür.
az karbohidrat içermesinin yanı sıra madensel tuzlar mineraller açısından son derece zengindir, bol miktarda fosfor, kalsiyum, iyot flor içerir. eti A, B1, B2 D vitaminleri açısından da zengindir.

SİYAH ETLİ-BEYAZ ETLİ BALIKLAR
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz, her geçen gün artan çevre kirliliğine rağmen çeşitleri açısından son derece zengin bir ülkedir. Deniz balıkları siyah etli-beyaz etli, yerli göçmen olarak sınıflara ayrılırlar. Beyaz etli balıkların sindirimi siyah etlilere nazaran daha kolaydır. Jelatin içerdiklerinden haşlamaya elverişlidirler. Tavası, ızgarası, yağlı oldukları mevcsimlerde de ızgarası . Bunlara örnek olarak barbunya, tekir, levrek, kefal, lüfer, kalkan, mercan, çipura, dil, pisi kırlangıçı gösterebiliriz.
Torik, palamut, uskumru, kolyoz, kılıç, hamsi, sardalya, gümüş gibi balıklar da siyah etli balıklar sınıfına girerler. Bu balıklar beyaz etlilere nazaran daha yağlıdırlar daha az jelatin içerirler. Bu nedenle haşlamaya uygun değildirler hazımları daha zordur.
*
BARBUNYA
Denizlerimizin bu tatlı balığı genellikle Ege Akdeniz’de bulunur. Yerli bir türü olan barbunya sıcak ılık denizlerin kıyıya yakın olan kumlu çamurlu diplerinde, az olmakla beraber kayalık yerlerde yaşar.Genelde 17 ila 20 cm arasında olup nadiren 40 cm’ye kadar çı. Kaya Barbunyası, Kum barbunyası, Ot barbunyası Paşa barbunu diye dört çeşidi vardır. Bunların içinde en makbulu kaya barbunyasıdır. Sırtı kırmızı ın kısmı beyaz olan kaya barbununun sırtında hiç gri leke bulunmaz. Kum ot barbunyasında ise sırt gri ile kırmızı renklerin karmaşası halindedir. Paşa barbununun her iki yanında, çeneden kuyruğa doğru sarı bir şerit bulunur. Tekir ile çok ıştırılan bu balığın en lezzetli zamanı Temmuz ile Ekim ayları arasıdır. Bu süre zarfında tavası, ızgarası kağıtta kebabı çok olur. Tekirden en büyük farklılığı kafasının daha uzun oluşudur. Tekirin kafası küttür çene altında iki adet sakalı bulunur.
*
TEKİR
Barbunyaya çok benzeyen yakın akrabası olan bu bütün denizlerimizde avlanır. Karadeniz Marmara’da avlanılanlar 6 ila 10 cm arasındadır. Ege Akdeniz’de ise boyları Barbunya’yı yakalar. Çene altı bıyıklarının uzunluğu, küt kafası birinci sırt yüzgeçindeki sarı-siyah benekleri ile Barbunya’dan ayrılır. Dört mevsim yenebilecek bu balığın en lezzetli zamanı, aynen Barbunya’da olduğu gibi Temmuz-Ekim ayları arasıdır. Tavası kağıt kebabı çok olur.
*
ÇİPURA
Ege’nin meşhur yerli balığı olan küçük sürüler halinde gezen Çipura son yıllarda çiftliklerde de üretilmeye başlanmıştır. Çipura Elips biçiminde yassı vücudu, beyaz karnı, koyu gri sırtı pembemsi yanakları ile nır. Atlas Okyanusu, Kuzeybatı Karadeniz, Ege Akdeniz’de bulunur. Bir zamanlar Marmara Denizi’nde de yakalanan Alyanak adıyla nan bu balığın maalesef nesli tükenmiş bulunmaktadır. Genelde 20 ila 35 cm arasındadır. Ancak 6-7 kg’ya varanlarına da rastlanmıştır. Her mevsimde zevkle yenebilen bu balığın ızgarası, buğulaması, çorbası, fırını çok olur. Izgara için ideal büyüklük 250 ila 350 gram’dır (3 ila 4 adet/kilo). Daha büyüklerinin fırında pişirilmesi tercih edilmelidir.Buğulama çorba için her boyu kullanılabilir. Tadı nefis olan bu balığı katkısız, yani ızgara veya fırında yenmesi tercih edilmelidir. İsparoz lidaki bu türün küçük çeşitleridir.
*
KARAGÖZ
Çipuranın yakın akrabası olan Karagöz, elips şeklinde, yassı, gümüşi pulları olan yerli bir balıktır. Baltabaş, Sivrigaga, Sargos Mırmır gibi çeşitleri vardır. Ortalama 20-25 cm, en 50 cm boyunda olur. Yazın taşlık yosunluk, midyesi bol yerlerde yaşar. Kışın derin sulara çekilir. Her mevsimde yenebilen bu , özellikle Mayıs-Temmuz ayları haricinde daha yağlı lezzetlidir. Aynen Çipura gibi ızgarası, buğulaması, fırını çorbası çok olur. 1 kg daha büyüklerinin fırını tercih edilmelidir.
*
DİL BALIĞI
Dil balığı da yerli balıklarımızdan olup Ege Akdeniz’de bolca yakalanır. Her mevsimde yenebilir. En lezzetli zamanı kasım ilâ şubat ayları arasıdır. Tavası çok olur.İrilerinden fileto çıılıp şiş veya salçalı fileto yapılabilir.
*
HAMSİ
1988 yılında 310.000 ton ile toplam avcılığımızın yaklaşık üçte ikisini meydana getirmektedir (40.000 ton tatlı su üretim avcılığı dahil, 1988 yılında toplam 480.000 ton). Gözlerinin gerisine kayan ağzı yivrilmiş burnu ile yakın akrabası Sardalya’dan kolaylıkla ayrılır. Gümüş balığı (Aterina) da hamsinin akrabasıdır. Boyu ortalama 12 cm olup azami 18-20 cm’ye kadar büyürler çok büyük sürüler halinde gezerler.

Karadeniz hamsisi Azak Karadeniz olmak üzere ikiye ayrılır. Azak hamsisinin burnu daha küttür. Azak Denizi’nde üreyip kışlamak üzere güneye, bizim Orta Doğu Karadeniz bölgesine inerler; Nisan sonunda da kuzeye göç ederler. Karadeniz hamsisi ise Kuzeybatı Karadeniz’de ürer, kışlamak üzere Kasım’dan Şubat’a kadar Trakya kıyılarına Marmara’ya göç eder. Nisan ayında da yumurtlamak üzere Karadeniz’e çı. Ayrıca Marmara Hamsisi denilen, yalnız Marmara’da çıkan, daha küçük göç etmiyen bir hamsi türü de vardır. Aynı tür Kuzey Ege’de de bulunur. Bu hamsinin sırt rengi daha açıktır.
Hamsi özellikle Karadeniz yöremizin gıdası, protein kaynağıdır. Fiyatının ucuz olması nedeniyle çok geniş kitleler tarafından tüketilir.Hamsinin hemen her türlü yemeği . Izgara, tava, fırın, kağıt kebabı,buğulama, pilaki, yahni gibi. Siyah etli olmasına rağmen buğulamaya son derece uygundur.Yaz aylarında yağsız olduğu için ızgara yerine tava veya buğulaması tercih edilmelidir. Çeşitli tariflerini “Hamsi Yemekleri” ünde bulabilirsiniz. Kış aylarında yakalanan hamsi tuzlanıp saklanır. Buna ançovi tabir edilir. Ayrıca yağı unu üretiminde de kullanılmaktadır.
*
SARDALYA
Hamsinin yakın akrabası sardalya sürüler halinde yaşar kıyılar boyunca göç eder. Hamsi gibi Ticari değeri çok yüksek bir balıktır. 1988 yılında 90.000 ton ile hemen hamsiden sonra yer alır. Kurutularak, tuzlanarak hatta yağı unu elde etmekte kullanılır. Sardalya adı konserve işleminden dolayı konserve ile özdeşleşmiştir. Hatta ringa konservesine de aynı ad verilir.
Sardalya Akdeniz’de 15-20 cm dolaylarındadır. Okyanusta ise 30 cm’ye kadar büyürler. Hamsi Karadeniz için neyse sardalya’da Portekiz, İspanya’nın Atlas Okyanusu kıyıları, Sicilya Malta için de aynı şeydir. Bu ülkelerde birçok sardalya üzerine kurulmuştur. Ülkemizde Kuzey Ege’de bolca yakalanan sardalyanın en lezzetli mevsimi Temmuz-Ekim aylarıdır. Bu sürede çeşitli ızgaraları, fırını kağıt kebabı, buğulaması pilakisi yapılabilir. Kasım-Haziran arasında ise ancak pilaki buğulaması yapılabilirse de bir önceki döneminki kadar lezzetli olmaz.
Sardalyanın küçüğüne papalina tabir edilir; ayıklamadan yemeği . Tirsi ise sardalya azmanıdır. Kıl tarzında çok kılçığı vardır sardalya kadar lezzetli değildir.
*
USKUMRU
Kolyosa çok benzeyen sürüler halinde dolaşan göçmen bir balıktır. Denizlerimizde 30 cm civarında olan uskumru Kuzey Denizi’nde 50 cm’ye kadar büyür. Yaz aylarını Karadeniz’de geçiren uskumru Eylül Ekim aylarında Marmara’ya iner kışı burada geçirip yumurtlar. Mart ilâ Haziran aylarında da Karadeniz’e döner. Uskumru büyüklüğüne göre üç değişik ad ile adlandırılır. En küçüğü kalinarya’dır. 20-25 cm civarında yağlı olanları uskumru, dönüş uskumrusu ise çiroz olarak adlandırılır. Yazın yakalananlara ise lipari denir. En lezzetli olduğu dönem Eylül ayından yumurtlamaya başladığı Ocak ayı sonuna kadardır. Bu süre içinde ızgarası, kağıt kebabı, dolması, köftesi tuzlaması çok olur.Bu mevsimlerde yağlı olduğundan tavası tavsiye edilmez. Şubat’tan itibaren yağını kaybetmeye başladığından tavası yapılabilir. Yazın yakalananlar ise pilaki tava için uygundur. İlkbaharda Karadeniz’e dönüş yapan çirozlar kurutulur. Esas adı çiroz kurusu olan bu kurutulmuş balığa geçen zaman içinde ismi kısaltılarak yalnızca çiroz denmeye başlanmıştır.
Uskumrunun kolyostan önemli farklılıkları aşağıdadır.
. Uskumru ile kolyozun sırt desenleri birbirine benzemekle birlikte kolyosun rengi koyu, uskumrunun ise açıktır.
. Uskumrunun kuyruk çatalının içi boş iki çizgiden ibaret bir “V” harfi tarzındadır. Kolyosunki ise doludur.
. Uskumrunun gözleri neredeyse toplu iğne başı kadar küçük, kolyosun ise oldukça iridir.
*
KOLYOS
Uskumruya çok benzeyen bu uskumruyla beraber sürüler halinde göç eder. Ayrıca Marmara Ege Denizi’nde yerli türleri de bulunur. Tadı uskumruya nazaran oldukça yavan olduğundan genelde tavası . Ocak ayı en yağlı zamanı olduğundan tuzlama için en ideal zamanıdır. Tuzlaması çok olur.
*
LÜFER
Akdeniz,Karadeniz, Marmara, Hint Okyanusu Atlas Okyanusu’nda sürüler dolaşan lüfer pullu bir göçmen balıktır. Soğuk denizlerde yaşayanları daha yağlı olduğundan daha da lezzetli olur. Ülkemizde Karadeniz’de İstanbul Boğazı ile Marmara Denizi’nde yakalananların tadı muhteşemdir. Daha güney denizlerimize inildikçe yavanlaşır kendisine mahsus o tad kokuyu kaybeder.
Eylül ortasından Ocak sonuna kadar olan zamanı en yağlı lezzetli zamanıdır. Bu devre içinde ızgarası tavsiye edilir. Çinekopun da ızgarası çok iyi olur, ancak mevsimi lüfere göre kısadır. Kasım sonundan itibaren azalmaya başlar. Diğer zamanlarda, büyüklüğüne göre pilakisi, buğulaması, kağıt kebabı tavası olur. İlbharada son derece yağsız olduklarından tava, pilaki buğulaması tercih edilmelidir.
Lüfer büyüklüğüne göre en çok isim alan balıktır.
Lüfer çeşitleri şöyledir:
. 10 cm’ye kadar………………. yaprak (20 adet/kg)
. 11-13 cm arası……………….. çinekop(16-19 adet/kg)
. 14-16 cm arası……………….. kabaçinekop (10-15 adet/kg)
. 17-20 cm arası……………….. sarıkanat (9-14 adet/kg)
. 21-30 cm arası ………………. lüfer (4-8 adet/kg)
. 31-35 cm arası……………….. kaba lüfer(2-3 adet/kg)
. 35 cm’den büyük……………. kofana ( yaklaşık 1 kg/adet veya daha büyük).
*
PALAMUT
Uskumru,torik orkinosu içeren bir familyadandır. Sürüler halinde yaşayan pulsuz, siyah etli bir göçmen balıktır. Sırtı çizgili, karnı gümüş rengindedir. Uzunluğu 1 metreye kadar varır. Bu familyanın çeşitleri bütün denizlerimizde görülmekle birlikte en lezzetlileri Karadeniz Marmara’da avlanılan tipleridir. Karadeniz Marmara palamutunda baştan kuyruğa doğru muntazam çizgiler halinde giden, dördü koyu, üçü açık menevişli yedi adet bant bulunur. Ege’de yaşayan, Tombik, Benekli Orkinos Yazılı Orkinos isimleri alan yakın akrabasında ise sırttan ına doğru dalgalar halinde inen en az 16 adet alacalı bant ile ın civarında en az üç adet siyah benek bulunur. Bu cinsin etinin tadı, hakiki palamuta nazaran hiç değildir. Ama çok kişi bu özelliği bilmeyip “palamut” diye aldanır sonra palamuttan soğur.
Palamut avı Ağustos ayında başlar. Önce Karadeniz’den sürüler halinde vanoz çingene palamutu, Eylül’den itibaren de palamut gelmeye başlar. En lezzetli zamanı da Eylül başından Şubat ortalarına kadar olan zamandır. Bu mevsimde çok yağlı olduğundan tavası biraz ağır kaçar. Bu nedenle ızgarası fırını tavsiye edilir. Aynı mevsimde yahnisi de harika olur. Diğer mevsimlerde tavası yapılabilir. Palamut siyah etli bir olduğundan buğulaması çorbası tavsiye edilmez.
Palamutun boyuna göre isimlendirilmesi aşağıdaki gibidir:
. 20 cm’ye kadar…………………… palamut vanozu
. 20-30 cm arası……………………..çingene palamutu
. 31-40 cm arası……………………..palamut
. 40-45 cm arası……………………..kestane palamutu
. 45-50 cm arası …………………….zindandelen
. 51-60 cm arası……………………..torik
. 61-65 cm arası……………………..sivri
. 65-70 cm arası……………………..altıparmak
. 70 cm’den büyük………………….zindandelen
Torik toriğin büyük boyları palamuttan daha çok yağlıdır. Bu nedenle tuzlama lakerdası tercih edilir.
*
LEVREK, MİNEKOP, EŞKİNE
12 değişik türden meydana gelen bu familya ılık tropik sukarın sığ kesimlerinde yaşar. Vücutları iğ biçiminde yandan hafif basıktır. Pulları oldukça iri olan levreklerin yanları genelde beyaz, alt bölümleri gümüşi, alt yüzgeçi ise sarımsıdır. En irileri 1 metreyi geçebilir. Ülkemiz denizlerinde 20 ila 60 cm arasında olurlar. Bayağı levrek benekli levrek olmak üzere iki tipi mevcuttur. Sırtlarındaki çok sayıda benek ile ayrılırlar. Benekli levrek Güney Ege Akdeniz’de, bayağı levrek ise bütün denizlerimizde görülür.
Karadeniz’de kötek olarak ta bilinen minekop ta bu familyanın diğer bir türüdür. Eşkineye çok benzeyen minekoplar 30 ila 80 cm arasında olur. 1 metreden büyük 20-25 kg olanlarına da rastlanmıştır. Erişkinler kıyıya yakın kayalık dipleri, yavrular ise akarsu ağızlarını tercih ederler. Parlak mavimsi-gri renkteki vücudu sırttan ına doğru inen sarı menevişli çizgilerle bezenmiştir. Karnı gümüşi beyazdır.
Eşkine ise bütün denizlerimizde görünen kıyıya yakın kayalık diplerde yaşıyan bir türdür. Ortalama 30 cm 600 gramdır. 3-4 kiloluk irilerine de rastlanmıştır. Sırtı kamburumsudur koyu kahve ile lacivert arası bir renktedir. Karnı ise sarı-beyaz menevişlidir. Başının içinde, gözlerinin arkasında herbiri 4-5 gram ağırlığında iki adet beyaz taş bulunur. Halk arasında bu taşların idrar söktürücü böbrek taşı düşürücü olduğuna inanılır.
Genelde tek gezen, geceleri avlanan oyuklar arasından süzülürcesine dolaşan bu balığın başlıca besini karides yavru balıklardır.Yıl boyunca yenen levreğin çok lezzetli eti vardır. En mevsimi kış ayları ilkbaharın başıdır. Her türlü yemeği yapılan levreğin buğulaması, fıfırnda kağıt kebabı mayonezlisi nefis olur. Levrek özellikle şaraplı mayonezli yemeklerine çok gider.
*
TRANÇA,SİNARİT
Trança genelde sinaritlerin irisi için kullanılan bir isimdir. Lagos orfozla büyük benzerlik gösterirlerse de ayrı familyalara mensupturlar.
*
İSTAVRİT
İstavrit, Marmara Boğaz’da avlamaya başlayanların ilk tanıştıkları balıktır.Ağzı öne uzayabilen, dişleri , gözleri iri, kuyruğu derin çatallı vücudu iğ biçiminde olan göçmen bir balıktır. Marmara, Ege Karadeniz’de yaşayan yerli türleri de vardır. Marmara’da 15-20 cm, Ege’de 30 cm civarında olurlar. Marmara’da boyu 10 cm’nin altında olan küçük istavritlere kıraça tabir edilir. Karadeniz’in doğusunda istavritler palamut büyüklüğünde, yaklaşık 50 cm boyunda olurlar.Sarıkuyruk istavrit veya sarıkanat istavrit diye anılan tipi sularımızda en çok bulunan türüdür.
İstavritler sonbaharda Marmara’ya iner, mayıs’tan itibaren de Karadeniz’e geri dönmeye başlarlar. Her mevsimde yakalanan istavritin en lezzetli olduğu zaman Kasım ila Şubat ayları arasıdır. Tavası fırını çok olur.
*
İZMARİT
Ağzı körüklü, gözleri iri, sırt-göğüs anüs yüzgeçleri sert diken ışınlı bir balıktır. Sularımızda iki türü vardır: menekşe izmarit istargilos. İzmaritin erkekleri dişilerden daha iri olurlar. Dişiler 20 cm civarında olurken erkekler 25 cm’ye kadar uzayabilir.
İzmarit midye, deniz solucanı yumurtaları ile beslenen bir dip balığıdır. Eti beyaz son derece lezzetlidir. Tavası olur. Sonbahar kış aylarında ızgarası dahi . İzmaritler ızgara yapılırken ayıklanmaz. Olduğu gibi pişirilip bilahare derisi, bağırsakları kılçıkları ayıklanır. Üzerine limon zeytinyağı ile kıyılmış maydanoz eklenerek hazırlanır. Pulları kazındıktan sonra derisi tulum çıılarak yapılan tavası da çok olur.
*
KALKAN
Karadeniz’in bu ünlü balığı bütün yassı, oval vücudu, bir tarafı siyaha yakın diğer tarafı beyaz rengi beyaz tarafındaki düğmeleri ile nır. Her iki tarafı siyah olan kaya kalkanı’na da nadiren rastlanır. Kaya kalkanı daha çok Sinop, Samsun yörelerinde çı. İstanbul Boğazı’nın kuzeyinde, Karadeniz’in batısında avlanan kalkan bir tarafı siyah, bir tarafı beyaz olan bayağı kalkandır. Kalkan karadeniz içinde, kışın kuzeyden güneye göç eder.
Her mevsim avlanan kalkan bütün sene boyunca yenebilir. En lezzetli zamanı Ocak sonundan Mart ortalarına kadardır. Tavası çok olur. Buğulaması kağıt kebabı da . İlkbahar sonlarından itibaren Ağustos ayına kadar yakalanan kalkan yavrularının tavası nefis olur.
*
KEFAL
Yaz ayları dışında lezzetli olan pullu göçmen olmayan bir balıktır. Bütün denizlerimizde yetişir. Sonbahar, Kış İlkbahar’da çok lezzetlidir. Kefalin buğulaması pilakisi çok olur. Ayrıca likorinoz denilen tütsülüsü de çok makbuldur. Bir kefal türü olan haskefalin kurutulmuş yumurtaları çok aranan bir deniz ürünü, bir mezedir. Sarı kulak kefalin tavası fileto ızgarası da .
Kefal alırken çok dikkat etmek, tercihan dık çıdan almak gerekir. Çünkü kefal kirli bulanık suları çok sever buralarda diğer balıklar yaşamazken o yaşar. Örneğin İzmir Körfezi’nde diğer balıklar yaşamazken kefal bol miktarda bulunmaktadır. Bu gibi sularda yakalanmış kefal insan sağlığı için büyük tehlike arzeder.
*
KILIÇ
Türkiye’mizi çevreleyen denizlerde artık nadir görülen çok lezzetli bir türüdür. Akdeniz Ege’de yıl boyunca, Karadeniz’de ise yalnız yaz ayları görülür. Kılıç gibi uzun üst çenesi, lacivert-siyah sırt rengi ile nan bu balığın akrabası marlin bizim sularımızda bulunmaz. Daha çok Atlas Okyanusu’nda Bermuda civarında bulunan bu piş pembemsi et rengi, kafadan kuyruğa kadar uzanan sırt yücgeçi yuvarlak yerine enine yassı üst çenesiyle kılıçtan ayrılır.
Her mevsimde yenebilen kılıçın en lezzetli zamanı Eylül-Şubat arasıdır. Bu balığın en defne yapraklı şişi olur. Izgarası kağıt kebabı da .
*
MEZGİT
Tavuk balığı olarak ta bilinen mezgit bütün denizlerimizde bulunmakla beraber en çok Karadeniz’de bulunur. Yaz hariç devamlı yumurtalı durumdadır. Mezgitin yumurtalı tavası, domatesli sotesi olur.
*
KIRLANGIÇ
Bütün denizlerimizde bulunan kırlangıç ortalama 25-30 cm olup nadiren 75 cm’ye kadar olanlarına da rastlanmaktadır. Sırt rengi kırmızı-pembe, karuın ise pembe veya beyazdır. Yakın akrabası olan öksüz’den, bu balığın pembe-gri veya komple gri sırtı, öksüzün ördek gagasını andıran ağız yapısı ile ayrılır. Her ikisi de lezzetli olup genelde kırlangıç tercih edilir. Çok gelişmiş solungaçları gırtlak yapısı medeniyle uğultu, inilti gibi değişik frekanslarda ses çıırlar. Bu ses nedeniyle bir birçok çı tarafından inleyen diye adlandırılır uğursuz sayılır.
Kırlangıç ızgara tavaya uygun değildir. Buğulaması, özellikle çorbası çok lezzetli olur. Haşlanmış kırlangıçın ayıklanmış etleri mayonezli veya zeytinyağ-limon sıkarak soğuk olarak ta meze olarak lezzetle yenebilir.
*
İSKORPİT, ADABEYİ
Kırlangıçtan bahsedince iskorpit adabeyini atlamak olmaz. Her ne kadar aynı familyadan olmamakla beraber etleri uygun oldukları yemekler açısından çok benzerlik gösterirler. İskorpit bütün denizlerimizde, adabeyi ise genelde Ege’e bulunur. İskorpitin sırt dikenleri zehirlidir. Bu nedenle çıya ayıklattırılmalıdır.

alınır saklanır?

Yapacağınız yemeğin tatlı sağlıklı olması için balığın alınmasının saklanmasının çok iyi bilinmesi gerekir, çünkü kırmızı etlerde olduğu gibi uzun süre dinlendirilmeye terbiyeye gelmez.

- Balığın tazeyken veya tazeliğini muhafaza ederken tüketilmesi gerekir. Bu nedenle dondurulacak balığın da satın alınırken taze olması gerekir.

 

Taze balığın görünüşü son derece canlı olur. Taze ile bayat balığı aşağıdaki farklılıkları ile anlıyabiliriz.
1. Taze balığın gözleri parlak dışa bombeli olur. tazeliğini yitirmeye başlayınca gözleri buğulanmaya başlar daha sonra içeri çöker.

2. Taze balığın derisi gergin parlak olur. Pulsuz balıklarda bayatlamaya başladıkça derisinin parlaklığı azalır özellikle ın tarafında buruşmalar meydana gelir. Taze balığa parmakla dokununca meydana gelen çukurluk anında düzelir. Halbuki bayatlamış balıklarda bu iz kalır. Balığın parlaklığıyla yetinmemek gerekir. Çünkü tezgahtaki balıklara devamlı su serpildiği için parlak görünebilirler.

3. Taze balığı başından tutup kaldırınca kuyruğu aynen tepsideki gibi dimdik kalkar. Halbuki bayat balığı bu şekilde kaldırınca kuyruk kısmı aşağı doğru sarkar.

4. Taze balığın solungaçları canlı kırmızı olur. bayatladıkça bu renk değişir. Ancak bazı çıların solungaçları kırmızı mürekkep ile boyadklarını belirtmek lazım. Solungaçlardan aşağı doğru akan kırmızı yı çok kişi kan zannedersede aslında bu mürekkeptir. Böyle bir aldatmacaya başvuran tezgahtan kesinlikle alınmamalıdır.

5. Taze hemen hemen kokusuzdur. Bayatlamaya başlayınca asit kokusu yaymaya başlarlar.

6. Pullu balıkların pulları tazeyken vücuda sıkıca yapışıktır. Elimizi kafadan kuyruğa doğru sürtünce pulların gelmemesi gerekir.

BALIĞIN ALINMASI KADAR SAKLANMASI DA ÇOK ÖNEMLİDİR
Balıkları dondurmadan önce hafifce tuzlamakta yarar vardır. Eti diriliğini muhafaza eder.
Balıkları donmuş olarak muhafaza ederken dikkat edilecek önemli bir husus ta çözülmüş balıkları tekrar dondurmamaktır.

Balıklar genelde oda sıcaklığında(20oC) 20 saat süre ile tazeliklerinden bir şey kaybetmeden durabilirler. Bu kış ayları için geçerli olup yaz aylarında klimasız mahallerde bu süre oldukça kısalır. Eğer bu süre 20 saati geçecekse muhakkak temizlenip buzdolabına konulmalıdır. Buzdolabının +5oC’lık hacminde 3 gün, tek yıldızlı buzdolaplarının buzluklarında ki, buranın sıcaklığı 0 ila -5oC arasındadır, 14 gün saklanabilir. Daha uzun süreli saklamalar muhakkak üç yıldızlı buzdolaplarının -18oC’lık “deep-freeze”lerinde veya bağımsız “deep-freeze”lerde yapılmalıdır. Deep-freeze”lerde saklama süreleri hamsi, sardalya gibi küçük balıklar için 3 ay, 3 ila 4 adedi bir kilo gelen çipura,lüfer gibi balıklar için 5 ila 6 ay. Beheri 1 kilodan büyük balıklar için ise 6 ila 8 aydır. -25oC’lık “deep-freeze”lerde ise bu süre yaklaşık %50 artar. Balıkların dondurulmadan önce temizlenmesi gerektiğini belirtmiştik. Ancak hamsi, sardalya gümüş gibi balıklar bunun istisnasıdır. Bu balıkların temizlenmeden saklanması gerekir. Dondurduğunuz balıkları çözdüğünüz taktirde tekrar dondurmamalısınız bakteri üremesi açısından sakıncalı olabilir. Bu nedenle donduracağınız balıkları aile nüfüsunuza göre iki veya üç kişilik porsiyonları içeren öğünlere bölerek dondurmak yukarıdaki problemin halli için tavsiye edilir. Balığı dondurmadan önce porsiyonlara bölüp aluminyum folyo veya asetat ile ambalajlamalı, üzerine balığın cinsini, dondurulduğu tarihi içeren bir etiket (stiker) yapıştırmalısınız. Ambalajları önce buzdolabının 0 ila +5oC’lık ünce birkaç saat soğutmalı, bilahare derin dondurucuya koymalısınız. Bu işlem esnasında derin dondurucunuzu “şoklama” konumuna getirmelisiniz.Balığı çözeceğiniz zaman ise, iri balıkları buzdolabının normal kısmına alıp bir gün dinlendirerek çözebilirsiniz. Haşlanmış küçük karidesleri ise hemen sıcak suya atabilirsiniz.

 

ntvmsnbc

temizlenir?
Balıkları çınızdan temizlenmiş isteğinize göre parçalanmış alabilirsiniz. Ancak çılar küçük balıkları genelde temizlemek istemezler.
 
 
29 Ocak -  Pullu balıkların temizlenmesinde pullar etrafa saçılır. Eeğer bu işlemi mutfağınızda yapıyorsanız etrafı batırabilirsiniz. Bu nedenle çıda temizletmeyi tercih etmeniz önerilir.

PULSUZ KÜÇÜK BALIKLAR
Pulsuz küçük boydaki balıkları temizlerken bıçağa gerek yoktur. Balığı sol avucunuzun içine alıp sağ elinizin işaret baş parmağı vasıtasıyla balığın kafasını kopararak sonra baş parmağınızı karnına sokup yararak temizleyebilirsiniz. Ardından bol suyla iyice yıkamanız gerekir.Balıkları kılçıklı bırakabileceğiniz gibi, pişireceğiniz yemeğe veya kendi arzunuza bağlı olarak fileto da çıkarabilkirsiniz. Bu işlem için karnını yardığınız parmağınızı hiç çıkarmadan kuyruğa kadar yürütmek sonra kılçığı ileri geri hafifce oynatıp yumuşak hareketlerle yerinden çıkarmak gerekir. Bu balıklar küçük olduğu için filetoları genelde birbirinden ayırmaya gerek yoktur. Filetoları açık veya kapanmış olarak kullanabilirsiniz. Bunun istisnaları ile filetonun ne şekilde kullanılacağı tariflerinde belirtilmiştir. Sardalya pullu olmakla birlikte yine aynı yöntemle ayıklanır. Ancak ayıklamadan önce parmaklarınızla pullarını kazıyabilirsiniz. Bu işlem için bıçak kullanmaya gerek yoktur, çünkü pullar iri yumuşak olduğu için parmak temasıyla yerlerinden ayrılırlar.

ORTA BÜYÜKLÜKTE PULSUZ BALIKLAR
Uskumra, kolyos, istavrit, çinekop gibi orta büyüklükte pulsuz balıklar ise bıçak yardımıyla temizlenmelidir. Anüs üzerine bıçakla küçük bir kesik attktan sonra balığın karnı yarılarak iç organları dışrı çıılarak karnı temizlenir. Bu arada solungaçlarının da koparılarak çıılması gereklidir. Temizlenmiş balığın içi başı bol su ile iyice yıkanmalı ın çevresindeki siyah zarlar ile kan pıhtıları bıçak ucuyla iyice temizlenmelidir.

Palamut, torik gibi balıkların karnını tamamen yarmak gerekmez. Anüsün üzerine atacağınız derince bir bıçak kesiğiyle bağırsakların vücuttan ayrılması sağlanır. ın az yarılarak bıçak ucuyla iç organların tamamı dışarı alınır. Palamut torik gibi balıkları iki şekilde doğrayabilirsiniz; dilimlemek veya fileto çıkarmak. Eğer tava veya yahni yapacaksanız balığı 1 parmak (2 ila 2.5 santim) kalınlığında dilimler halinde kesebilirsiniz. Fırın için fileto çıılması daha iyi olur. Fileto çıkarmak için balığın kuyruk kısmından başlayıp kılçık paralelinde balığı ikiye ayırmak gerekir. Palamut toriğin baş kısmında fazla bir şey olmadığından kuyruğu ile birlikte kesip atabilirsiniz. Eğer bu balıklardan lakerda yapacaksanız dilimlerin kalınlığı iki misli yani asgari 4 santim olmalıdır. Lakerda için temizlenmesi özel itina işlem gerektirir, bunun için ilgili bahise bakmanız tavsiye olunur.
Çingene palamutu, uskumru kolyoz gibi balıklar yeterince büyük olmadıklarından dilimleme veya filetolama yapılmaz. Ancak çingene palamutları karnı tamamen yarılarak, sırt derisi kesilmeksizin iki yana açılabilir.

PULLU BALIKLAR
Pullu balıkların ise önce pullarının kazınması gerekir. Bu işlem için balığı yatırıp kuyruğundan tutarak bıçağı her iki yanına birkaç defa sürtmek gerekir. Balığın derisinin etlerinin zedelenmemesi, balığın kesilmemesi için bıçağı dik tutmak gerekir. İç organlarının temizlenmesi aynen palamutta olduğu gibidir. büyüklüğüne yapılacak yemeğe göre bütün bırakılır veya fileto çıılır. Pilaki yapılması düşünülüyorsa kalın dilimlere bölebilirsiniz. Lüfer büyüklüğüne göre, kofana ise mutlaka fileto yapılmalıdır. Sarı kanat ise lüferin küçüğü olduğundan iki tarafı boyunca bıçakla çizilerek bütün bırakılır. Çinekopu ise çizmeye dahi gerek yoktur.
Lüfer, çinekop, sarıkanat, kofana, levrek, çipura özellikle çorbaya uygun kırlangıç, öksüz, adabeyi iskorpit gibi balıkların kafaları koparılmaz. Özellikle ilk gruptaki balıkların yanak beyinleri çok lezzetlidir.

TULUM ÇIKARTMA
Bazı pullu veya pulsuz balıkların derisi oldukça kalındır. Örneğin sinarit veya dil balığı gibi. Bu balıkların derisini komple çıkarabilirsiniz. Bu işleme tulum çıkartma denir. Bu durumda bıçağınızın ucunu kuyruk kısmından derinin altına sokup biraz ayırmak sonra oradan tutp yavaş yavaş yukarı doğru çekmek gerekir. Gerekirse arada bıçağınızla tulum çıkartmaya yardım edebilirsiniz. Bu işlemlerden sonra bolca akan kan temizlenmelidir.

Pullu balıkların temizlenmesinde pullar etrafa saçılır eğer bu işlemi mutfağınızda yapıyorsanız etrafı batırır. Bu nedenle çıda temizletmeyi tercih etmeniz önerilir.