100 Temel Eser’in Tam Listesi
Milli Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik tarafından açıklanan ilköğretim öğrencileri için “100 Temel
Eser” ve yazarları şöyle:
1. Dede Korkut Hikâyeleri (İlköğretim İçin Uyarlama)
2. Mevlana’nın Mesnevisinden Seçme Hikâyeler (İlköğretim Çocukları İçin Seçme Hikâyeler)
3. Karagöz ile Hacivat (İlköğretim İçin Seçme Hikâyeler)
4. Vatan Yahut Silistre (Namık Kemal)
5. Ömer’in Çocukluğu (Muallim Naci)
6. Gulyabani (Hüseyin Rahmi Gürpınar)
7. Şermin (Tevfik Fikret)
8. Altın Işık (Ziya Gökalp)
9. Yalnız Efe (Ömer Seyrettin)
10. Çocuk Şiirleri (İbrahim Alaaddin Gövsa)
11. Hep O Şarkı (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
12. Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi (Orhan Seyfi Orhon)
13. Uluç Reis (Halikarnas Balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı)
14. Damla Damla (Ruşen Eşref Ünaydın)
15. Bağrıyanık Ömer (Mahmut Yesari)
16. Domaniç Dağlarının Yolcusu (Şukufe Nihai)
17. Evvel Zaman İçinde (Eflatun Cem Güney)
18. Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikâyeler (Mehmet Seyda)
19. Gururlu Peri (Mehmet Seyda)
20. Akın (Faruk Nafiz Çamlıbel)
21. Havaya Uçan At (Peyami Safa)
22. Benim Küçük Dostlarım (Halide Nusret Zorlutuna)
23. Sevdalı Bulut (Nazım Hikmet)
24. Kuklacı (Kemalettin Tuğcu)
25. Yer Altında Bir Şehir (Kemalettin Tuğcu)
26. Arif Nihat Asya’dan Seçme Şiirler (Arif Nihat Asya)
27. Sait Faik Abasıyanık’tan Seçme Hikâyeler (Sait Faik Abasıyanık)
28. Koçyiğit Köroğlu (Ahmet Kutsi Tecer)
29. Az Gittik Uz Gittik (Pertev Naili Boratav)
30. Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (Cemal Süreya)
31. Çocuklara Şiirler (Vehbi Cem Aşkun)
32. 87 Oğuz (Rakım Çalapala)
33. Yonca Kız (Kemal Bilbaşar)
34. Bitmeyen Gece (Mithat Enç)
35. Halime Kaptan (Rıfat Ilgaz)
36. Gümüş Kanat (Cahit Uçuk)
37. Vatan Toprağı (Mükerrem Kamil Su)
38. Barbaros Hayrettin Geliyor (Feridun Fazıl Tülbentçi)
39. Eşref Saati (Şevket Rado)
40. Nasreddin Hoca Hikâyeleri (Orhan Veli)
41. İnci’nin Maceraları (Orhan Kemal)
42. Allı ile Fırfırı (Oğuz Tansel)
43. Tiryaki Sözleri (Cenap Şahabettin)
44. Keloğlan Masalları (Tahir Alangu)
45. Billur Köşk Masalları (Tahir Alangu)
46. Osmancık (Tarık Buğra)
47. Balım Kız Dalım Oğul (Ceyhun Atuf Kansu)
48. Falaka (Ahmet Rasim)
49. Bir Gemi Yelken Açtı (Ali Mümtaz Arolat)
50. Üç Minik Serçem (Necati Cumalı)
51. Memleket Şiirleri Antolojisi (Osman Atilla)
52. Ülkemin Efsaneleri (İbrahim Zeki Burdurlu)
53. Anılarda Öyküler (İbrahim Zeki Burdurlu)
54. Aldı Sözü Anadolu (Mehmet Önder)
55. Göl Çocukları (İbrahim Örs)
56. Miskinler Tekkesi (Reşat Nuri Güntekin)
57. Tanrı Misafiri (Reşat Nuri Güntekin)
58. Ötleğen Kuşu (Halil Karagöz)
59. Arılar Ordusu (Bekir Yıldız)
60. Yankılı Kayalar (Yılmaz Boyunağa)
61. Yürekdede ile Padişah (Cahit Zarifoğlu)
62. Serçe Kuş (Cahit Zarifoğlu)
63. Bir Küçük Osmancık Vardı (Hasan Nail Canat)
HAZIRLATILACAK ESERLER
64. Tekerlemeler
65. Türkçede Deyimler
66. Türk Atasözlerinden Seçmeler
67. Türk Bilmecelerinden Seçmeler
68. Türk Ninnilerinden Seçmeler
69. Türkülerden Seçmeler
70. Türk Manilerinden Seçmeler
DÜNYA EDEBİYATI
71. Küçük Prens (A. de Exupery)
72. Şeker PortakaIı (Jose Mauro de Vasconcelos)
73. 0liver Twist (Charles Dickens)
74. Alice Harikalar Ülkesinde (Lewis Carrol)
75. Gülliver’in Gezileri (Swift)
76. Define Adası (Robert Louis Stevenson)
77. Robin Hood (Howard Pyle)
78. Tom Sawyer (Mark Twain)
79. Ezop Masalları
80. Andersen Masalları I-II
81. Üç Silahşörler (Alexander Dumas)
82. La Fontaine’den Seçmeler (La Fontaine)
83. Pinokyo (Carlo Collodi)
84. 80 Günde Devr-i Alem (Jules Verne)
85. İnci (John Steinbeck)
86. Beyaz Yele (Rene Guillot)
87. Peter Pan (James Matthew Barrie)
88. Uçan Sınıf (Erich Kastner)
89. Yağmur Yağdıran Kedi (Marcel Ayme)
90. Ölümsüz Aile (Natalie Babbitt)
91. Yaşlı Adam ve Deniz (Ernest Hemingway)
92. Mutlu Prens (Oscar Wilde)
93. Şamatalı Köy (Astrid Lindgren)
94. Momo (Michael Ende)
95. Heidi (Johanna Styri)
96. İnsan Ne ile Yaşar (Leo Tolstoy)
97. Sol Ayağım (Christy Brown)
98. Hikâyeler (Anton Çehov)
99. Değirmenimden Mektuplar (Alfonse Daudet)
100. Pollyanna (Elaanor Porter)
KAYNAK: meb.gov.tr
kirik hava
ah yabangulu
ah karahazer cicegi
ah gurbetin sivanyildizi
bir dagda biraktigim
bir dagda bulacagim leyla menevsesi
gunyuzu gormemis memleketgulum
olursa
bir yagli kursundan olur olumum
bir seherde acsinlar bagrimi
en deli ruzigarlar essin
en yigitti desinler
en filinta
en hercai fiyaka
donup baktiklari zaman
bir oltu tespihi
bir gumus tabaka
bitlis tutununden yarim kalmis bir sarma cigara
seyh izzettin´in dunyanin butun cocuklarina yazdigi muska
ve sevda adina
kurutulmus bir karanfil bulsunlar
mintanimin altinda.
ah yabangulu
ah karahazer cicegi
ah gurbetin sivanyildizi leyla menevsesi
yagmurlu bir aksamda, duldada
dedemden ogrendigim ilk duam gibi
yesil ceviz altinda kosturan karinca gibi
harran ustunde her gece parlayan sureyya gibi
emek gibi toprak gibi
kan gibi hoyrat gibi
adilcevaz firtinasi yedidagin eskiyasi gibi
yasak gibi bayrak gibi baskin gibi
erisilmez bir seydi seni sevmek.
ah leyla menevsesi
ah yabangulu
ah yaktigim o icli turku
hani o zalim diyen, hani o hayin
hani o
kac para eden perakendesi
su uc kurusluk perisan dar-i dunyanin
hepimiz geldik zulumlere
hepimizin icinde biraz dusunce biraz ofke
toprakdamlar altinda uykusuz bekledikce
seyh izzetini topraga verdigimiz gece
sakallari agardi dunyanin
yediyildiz koptu gokte
yedi yumruk yedim yuzume
sevdim seni ve yakalandim
ah leyla menevsesi
ah yabangulu
ah karahazer cicegi
sattilar beni pazarda
goksume sifasiz ecza surduler
ve yuruduler
gencligimin uzerinde
yagmur da yagiyordu
kuslar da vardi
uzandim yildizlara tutamadim
saclarim agardi sehir zindanlarinda
alem uykudaydi
adilcevaz uykudaydi
sevdam menevsem memleketgulum uykudaydi
kuyudaydim
saclarim islanmisti
sahtiyan uykudaydi
ciplakti uzerim
mintanim kana bulanmisti
ah karahazer cicegim
sen uzaktaydin yildizlar uzaktaydi
zuhre uzaktaydi tarik uzaktaydi
adilcevaz uzaktaydi seyh izzettin uzaktaydi
memleket uzaktaydi
ah bir dagda biraktigim
bir dagda bulacagim leyla menevsesi
ah gurbetin sivan yildizi
sen de boyle gideceksen
memleket boyle aglayacaksa
ben kabuslarina tabir duzeceksem
sehir eskiyalarinin
kiyamet diyeceksem
ve seni bekleyeceksem
butun kuyulara
butun sunaboyunlu daglara adini bagiracaksam
yirtilan mintanim
akan kanim
agaran saclarim
ve memleketim icin
don diyeceksem
don
don yabangulu
don karahazer cicegi
don gurbetin sivanyildizi
don leyla menevsesi, memleketgulu
yagmurlu bir aksamda, duldada
dedemden ogrendigim ilk duam gibi
yesil ceviz altinda kosturan karinca gibi
harran ustunde her gece parlayan sureyya gibi
emek gibi toprak gibi
kan gibi hoyrat gibi
adilcevaz firtinasi yedidagin eskiyasi gibi
yasak gibi bayrak gibi baskin gibi
erisilmez bir seydi seni sevmek.
ah yabangulu
ah leyla menevsesi
bir seherde acsinlar bagrimi
en deli ruzigarlar essin
en yigitti desinler
en filinta
en hercai fiyaka
donup baktiklari zaman
bir oltu tespihi
bir gumus tabaka
bitlis tutununden yarim kalmis bir sarma cigara
seyh izzettin´in dunyanin butun cocuklarina yazdigi
muska
ve sevda adina
kurutulmus bir karanfil bulsunlar
mintanimin altinda.
ah yabangulu
ah karahazer cicegi
ah gurbetin sivanyildizi
ah bir dagda biraktigim
bir dagda bulacagim leyla menevsesi
seni sevmek var ya seni sevmek
seni sevmek memleket
memleket seni sevmek
Bölgeler ve iller [değiştir]
Türkiye’nin coğrafi bölgelerinin sınırları illerin idari sınırları doğrultusunda belirlenmemiştir. Bu nedenle birçok il birden fazla coğrafi bölgenin içinde olabilir. İl merkezleri baz alındığında bölgelerin kapsadığı alanlardaki iller şunlardir.
Akdeniz Bölgesi [değiştir]
![]()
![]()
Akdeniz Bölgesi
- Adana
- Antalya
- Burdur
- Hatay
- Isparta
- Kahramanmaraş
- Kilis
- Mersin
- Osmaniye
Doğu Anadolu Bölgesi [değiştir]
![]()
![]()
Doğu Anadolu Bölgesi
- Ağrı
- Ardahan
- Bingöl
- Bitlis
- Elazığ
- Erzincan
- Erzurum
- Hakkari
- Iğdır
- Kars
- Malatya
- Muş
- Tunceli
- Van
Ege Bölgesi [değiştir]
![]()
![]()
Ege Bölgesi
- Afyonkarahisar
- Aydın
- Denizli
- İzmir
- Kütahya
- Manisa
- Muğla
- Uşak
Güneydoğu Anadolu Bölgesi [değiştir]
![]()
![]()
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
- Adıyaman
- Batman
- Diyarbakır
- Gaziantep
- Mardin
- Siirt
- Şanlıurfa
- Şırnak
İç Anadolu Bölgesi [değiştir]
![]()
![]()
İç Anadolu Bölgesi
- Aksaray
- Ankara
- Çankırı
- Eskişehir
- Karaman
- Kayseri
- Kayseri
- Kırıkkale
- Kırşehir
- Konya
- Nevşehir
- Niğde
- Sivas
- Yozgat
Marmara Bölgesi [değiştir]
![]()
![]()
Marmara Bölgesi
- Balıkesir
- Bilecik
- Bursa
- Çanakkale
- Edirne
- İstanbul
- Kırklareli
- Kocaeli
- Sakarya
- Tekirdağ
- Yalova
Karadeniz Bölgesi [değiştir]
![]()
![]()
Karadeniz Bölgesi
EAGLE: Par sayısından iki eksik olan skordur.
ECLECTIC COMPETITON: En iyi skorun seçildiği yarışmadır. Çok özel bir yarışma şeklidir. Hafta ya da ay sayıları kurallara göre tespit edilerek aynı sahada aynı oyuncular tarafından yapılan uzun bir yarışmadır. Her oyuncunun her çukur için yaptığı en iyi skorları tespit edilerek son bir değerlendirme yapılır, buna göre de kazanan ve diğer dereceler belirlenir. (Örnek; aynı çukuru 8 ya da 10 kere oynayan oyuncunun en iyi skoru diğer oyuncuların en iyi skoru ile yarışır.)
EQIPMENT: Bir oyuncunun oyun süresince kullandığı, giydiği, yanında götürdüğü ya da taşıttığı malzemelerdir. Bir çukurun oynanışı sırasında, oynanan top ve topun bulunduğu yeri ya da drop edilecek noktayı belirtmeye yarayan ballmarks ya da tee gibi ufak cisimler bu tanımlamanın dışındadır. Oyun araçları tanımlaması motorlu ya da motorsuz golf arabalarını da içerir.
ETIQUETTE / GOOD BEHAVIOUR: Bütün kuralların en önemli kısmıdır. Golf sahası içinde ya da kenarında, oyun esnasında ya da beklerken, yapılmaması gereken ya da en iyi şekilde yapılması istenilen hareketlerin tamamıdır. Kısaca centilmence bir oyun ricasıdır.
EXPLOSION SHOT: Bunker da kuma gömülmüş olan topa yapılan vuruştur.
FACE: Club başının topa vuruş yapmayı sağlayan ön kısmına verilen isimdir. Üzerinde topa spin hareketini veren ve grooves adı verilen birbirine parelel ince yarıklar vardır.
FADE: Topa hedef doğrultusunda clockwise spin etkisiyle soldan sağa doğru hafifçe bir kavis yaptırılan vuruş şeklidir. (Tarif sağ elle vuruş yapanlar içindir.) Yönler, sağ ya da sol elle oynayan oyuncular için birbirinin tersidir.
FAIRWAY: Oyunun üzerinde oynandığı teeing ground ile green arasında uzanan ve uzunluğu genelde 100 600 yarda arasında değişen çimle kaplı alandır.
FAIRWAY WOODS: Tee üzerinden vuruş yapılan ve driver adı verilen 1 no lu wood dışında 2, 3, 4, 5, 6,
7 nolu wood ların hepsine birden verilen isimdir. Bunlarla fairway üzerinden tee siz vuruş yapılır.
FAT: Club başının toptan önce yere (çime) vurmasıyla meydana gelen hatalı bir vuruş şeklidir. Bu vuruşa aynı zamanda chunk da denir.
FEATHERY: Kaynatılmış tüylerin deri bir torbaya doldurulmasıyla yapılan golf topudur. Darbelere karşı pek dayanıklı olmadığı için, 1880 yılında Guttie topun üretilmesiyle birlikte kullanımdan kaldırılmıştır.
FELLOW COMPETITOR: Yarışma arkadaşı. Stroke competition da bir oyuncuyla oynayan diğer oyunculara, ister eş ister rakip olsun, yarışma arkadaşı denir.
FLAG COMPETITION: Golfteki oyun çeşitlerinden biridir. Burada oyunculara handikaplarına göre Özel Vuruş Sayısı verilmiştir. Bu sayı sahanın par sayısı ile oyuncunun handikap sayısının toplamına eşittir. (Örnek: 72 par lık bir sahada 18 handikaplı bir oyuncu oynuyorsa bu oyuncunun Özel Vuruş Sayısı 72+18=90 vuruştan ibarettir.) Oyuncu sayısı sınırlanmıştır. Oyuncular birinci çukurdan başlar, özel vuruş sayıları bitene kadar oyuna devam ederler. Son vuruşlarının bittiği yere, üzerinde isimlerinin yazılı olduğu bir bayrak dikerler. 18. çukura en yakın olan kişi oyunun birincisi sayılır. Uzaklık derecelerine göre de oyuncuların diğer sıralamaları belirlenir.
FLAGSTIC / PIN: Bayraklı yada bayraksız olarak çukurun yerini belirlemek için çukurun ortasına yerleştirilen, kaldırılabilir, yuvarlak kesitli düz bir direktir. Uzunluğu 210 cm den kısa, çapı da 2 cm den geniş olmamalıdır.
FLANGE: Iron club ladan baş kısmının altındaki sole un geniş kısmının arkaya doğru kıvrım çıkıntısı yaparak shaft ile birleşen kısmına verilen isimdir.
FLAT SWING: Club ın omuz hizasından daha aşağıda tutarak yapılan bir backswing şeklidir. Bu vuruş şekli çoğunlukla hatalı sayılır, ama Ben Hogan gibi pek çok iyi golfçü bu sitile sahiptir.
FLIER: Vuruş yapıldığında topun normelden çok daha uzağa gitmesidir. Bu, topun club yüzünden spin almaması sebebiyle meydana gelir. Daha ziyade rough dan ya da ıslak çimen üzerinde yapılan vuruşlarda görülür. Sebebi, çimenin topla club yüzündeki groove ların arasına girerek topun spin almasına mani olmasıdır.
FLIGHT: İkili, üçlü ya da en fazla dörtlü oyuncudan oluşan takımdır.
FOLLOW - THROUGH / THROUGH SWING: Swing vuruşunun üç bölümünden sonuncusu olup, swing vuruşunda, club ın topa çarptıktan sonra, yukarı omuz üstüne doğru kavis yaparak yükselmesi ile son bulan kısmıdır. Throughswing adı da verilr.
FORE: Golfçülerin topun golf sahasındaki herhangi bir kişiye çarpmaması için yaptıkları uyarı çağrısıdır.
FORECADDIE: Gözcü caddie. Oyun komitesi tarafından topların yerini belirleyip oyunculara bildirmek için sahada görevlendirilmiş gözcülerdir. Gözcü caddie ler oyun dışı etken sayılır.
FORWARDSWIN DOWNSWING: Swing vuruşunun üç bölümünden ikincisi olup, backswing in zirvesinden topa vuruş anına kadar olan bölümüdür. Downswing ismi de verilir.
FOUR - BALL BETTER BALL: Golfte oyun çeşitlerinden biridir. İki eş oyuncunun en iyi toplarının diğer iki eş oyuncunun en iyi toplarına karşı yarışmasıdır.
AMERİKA ** Dünyanın ikinci büyük kıtası. Kuzey ve güney kutuplar arasında yer alan, doğusunda Atlas Okyanusu, batısında Büyük Okyanus, kuzeyinde Kuzey Buz denizi… ** . ** Tamamı için linke tıklayın
Amerika da bu oyuna foursomes adı verilir.
FOURSOMES: Golfte oyun çeşitlerinden biridir. İki oyuncunun diğer iki oyuncuyla yarıştığı ve her iki tarafın da tek topla oynadığı bir oyun şeklidir. Topa sırayla vurulur, eşlerden biri tek diğeri çift sayılı vuruşları yapar.
FREE DROP: Golf kurallarına göre ceza puansız yapılan drop şeklidir.
FRIED EGGS LIE: Argo olarak kullanılır. Topun, bunker içerisinde yarısına kadar kuma gömülü bulunmasına denir.
FRINGE / ARPON: Green i çevreleyen çim şerididir. Bunun çim boyu, fairway çiminden biraz daha kısa, green çiminden biraz daha uzundur. Buna aynı zamanda apron ve semigreen adı da verilir.
Green in etrafındaki çimlerdir.
FROG S HAIR: 18 çukurlu bir golf sahasında ilk 9 çukura verilen isimdir.
Alm. Zahlsysteme, Fr. Les systemes de nambre, İng. Systems of numbers. Bir saymada ve ölçmede kullanılan işâretler.
Sayılar ilk defâ Âdem aleyhisselâm tarafından kullanılmıştır. Çünkü Âdem aleyhisselâm yeryüzüne indirildikten sonra kendisine kitap gelip, fizik, kimyâ, tıp, eczâcılık ve matematik bilgileri öğretilmişti. Âdem aleyhisselâmdan sonra insanlara hesap ilmini İdris aleyhisselâm öğretti. Bu bigiler daha sonraları nesilden nesile aktarıldı.
Sayılar hakkında günümüze kadar ulaşabilen bâzı bilgiler
mısır ** Yüzölçümü :1 000 000 km2 Nüfusu :55 milyon kişi Başkenti :KAHİRE Nil ırmağının hayat verdiği… ** . ** Tamamı için linke tıklayın
Mısırlılardan ve Babillilerden alınmıştır. Mısırlılar sayılarla yaptıkları işlemleri taş ve papirüs, Babilliler ise kil plaklar üzerine kayıt ettiklerinden dayanıklı olmuştur.
Mısırlılar, sayıları hiyeroglif denilen resimlerle gösteriyorlardı. Bu gösteriş şeklinden dolayı hem büyük sayıları yazmak çok zor, hem de işlem yapmaya müsait değildi.
Daha sonra sayılara
Yunan ** hakkında ansiklopedik bilgi. bibilgi.com’dan
Yunanlılarda rastlanmıştır. Bunların başlangıcı Euclid (Oklid) tarafından yazılan Elemanlar kitabı olmuştur. Yunanlılar, sayılara Mısırlılar ve Babillilerden farklı yeni bir şey ekleyememişlerdir. Romalılar, Roma rakamlarını ortaya koyarak ve çıkarma metodunu kullanarak
sayıları biraz daha basit yazmışlardır. Bunlar şu şekilde ifâde ediliyordu:
I (1), II (2), III (3), IV (4), V (5), VI (6), VII (7), VIII (8), IX (9), X (10), L (50), C (100), D (500), M (1000).
M.S. 3. yüzyılda
AVRUPA ** Okyanusya kıtasından sonra dünyadaki kıtaların en küçüğü. Avrupa sınırlarının, nereden başladığına dair, kesin bir sınır birliğine varılamamıştı… ** . ** Tamamı için linke tıklayın
Avrupanın karanlık bir devre girmesiyle, bu sahada yapılan çalışmalar da kaybolup gitmiştir. Bu duruma sebep Hıristiyanlık, Mûsevîlik dinlerinin bozulup, bunlarda söz sâhibi olan kişilerin yanlış görüşlerinden dolayı, insanların koyu bir taassuba düşmeleriydi. Avrupa bu durumdayken sayılar ve sayı sistemleri en büyük gelişmesini,
MÜSLÜMAN ** Alm. Muslim (m), Fr. Musulman (m), İng. Muslim. İslâm dînine inanıp kabul eden. Îmân edip de, ibâdet edene “Müslüman” veya “Müslim” denir. Mümin de, m… ** . ** Tamamı için linke tıklayın
Müslüman Araplar zamânında gösterdi. Günümüzde kullanılan rakamlar, Araplardan alınmadır. Bu rakamlarla dört işlem yapmak kolaydır. Roma rakamlarıyla pratik bir işlem yapmak imkânsızdır.
Mekkede doğan İslâm güneşinin, her yönden karanlık bir döneme düşen dünyâyı aydınlatmaya başlaması, insanların her yönden kurtulmasına sebep olmuştur. İslâmiyetin emirlerinden biri olan ilim öğrenmek ve öğretmek, Müslümanlar tarafından büyük bir gayretle yerine getirilmiştir. İslâm âlimleri ilk olarak, kendilerinden önceki bütün sayı ve sayı sistemlerini incelemişler ve bunları kitaplara geçirerek kaybolmaktan kurtarmışlardır.
780-850 yılları arasında yaşamış olan Mûsâ el-Harezmî rakamlara “0” (sıfır) ilâve ederek bugün kullandığımız sayıları meydana getirmiştir. Kitab el-Cebr vel-Mukâbele adlı kitabında en son sayı sistemlerini ortaya koymuştur.
Evet, sıfırın bulunuşu matematikte yeni bir devir açıyordu. İşte cebir ve geometrinin birden bire parlaması bir Müslüman âlimin sıfırı bulmasıyla başladı. Artık cebirin kullanışını trigonometri, dolayısıyla sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjant gibi keşifler tâkip etti. İkinci ve üçüncü dereceden denklemler çözülmeye başlandı. Bu şekildeki çalışmalar, dünyâ medeniyetinin temelini atarken, astronomi, kimyâ ve fizik gibi ilimlerin de gelişmesine yardımcı oluyordu. Çünkü
AKDENİZ ** Alm. Mittelmeer (m), Fr. Méditerranee, İng. Mediterranean sea. Kuzeyinde Avrupa, güneyinde Afrika, doğusunda Asyanın yer aldığı düny… ** . ** Tamamı için linke tıklayın
Akdeniz alanının hesaplanmasında, dünyâ çevresinin ölçülmesinde, kıble tâyininde, ramazanda da hilâlin görünüşünde ve takvimlerin hazırlanmasındaki çalışmalar yardımcı oluyordu. Bu bakımdan bilhassa matematik Müslümanların arasında ilk öğrenilen ilim dalları arasına girdi.
Ebû Kâmil Şücâ (?-951) kök, kare, bir ve iki bilinmeyenli denklem sistemini kurup geliştirmiştir. El Birûnî, bugünkü modern matematiğin temeli olan sayıları ikililer şeklinde gösterme şeklini ilk defâ ortaya koymuştur.
Ebül-Vefâ ve muasırı (aynı zamanda yaşayan) İbn-i Lebbân yazdıkları eserlerinde altılı sistemin özelliklerini ele almışlar ve ilgili bilgileri açıklamışlardır. El-Kâşî, yazdığı eserde meşhur π (pi) sayısın ı ondalık sistemde 16 hâneye kadar ve altılı sistemde 9 hâneye kadar hesap etmiştir. Gıyâseddîn Cemşid el-Kâşî (?-1429) ise, ondalık kesri keşfederek, ondalık sayı sistemlerini ortaya koymuştur.
On yedinci yüzyılın başlamasıyla sayı sistemlerinin muhtevâsı da gelişmiş pekçok yeni dallar araştırmaya açılmıştır. Jahonnes, Kepler, Blaise Pascal, Gerard, Desapguen, PereDes Carton gibi bilim adamları bugünkü modern sayı sistemlerini geliştirmişlerdir.
TABİÎ (DOĞAL) SAYILAR
Diferansiyel ve integral hesabın temelini teşkil eden tabiî (doğal) sayı denilen ve 0, 1, 2, 3, … şeklinde gösterilen sayılar bir sayma ve sıralama ihtiyâcı olarak ortaya çıkmıştır. Tabiî sayıların teşkil ettiği küme {0,1,2,3,4, …} şeklinde gösterilir.
Tabiî sayılar kümesinden sıfırı çıkartırsak geriye kalan sayılara sayma sayıları denir ve S= {1, 2, 3, 4….} şeklinde gösterilir. Günlük hayatta en çok kullanılan sayılardır: Kitap sayfa numaraları, bir otelin kat numaraları, bir salonun koltuk numaralarını göstermek için bu sayılar kullanılır. Bu şekilde sıralama göstermek için kullanılan sayılar kümesine “Ordinal” sayılar denir. Sayma sayıları aynı zamanda “Ne kadar?” sorusuna cevap olarak üç tâne, beş tâne gibi ifâdeleri söylemek için kullanılır. Böyle sayılara “Kordinal” sayılar denir. Bir kümenin elemanları sayılabilirse, kümeye sonlu ve sonlu bir kordinal sayıya sâhiptir denir. Meselâ, bir aydaki gün sayısı ne kadar çok olursa olsun, bir yıldaki dakika sayısı hep sonludur.
Kümenin elemanları sayılamıyorsa, küme sonsuz ve sonsuz bir kordinal sayıya sâhiptir denir. Meselâ, tabiî sayılar kümesi, sayma sayıları kümesi gibi.
Sayı Doğrusu: Matematikte sayı doğrusunun başlangıç noktası sıfırdır.
Sayı doğrusu üzerinde 0 (sıfır) ın sağında yer alan sayılara pozitif (işâreti artı), solunda yer alan sayılara negatif (işâreti eksi) sayılar denir.
Her sayı, ekseni üzerinde temsil edilen noktanın koordinatıdır; tersine eksen üzerindeki her nokta, sayıların koordinatlarının grafiğidir. Koordinatların ordinal özelliği noktaların sıralanışıyla aynıdır. Pozitif sayıların koordinatlarının kordinal özelliği, her noktanın ekseni başlangıç noktasından uzaklığının kaç
birim olduğunu gösterir. Negatif sayıların başlangıç noktasına olan uzaklığı koordinatının mutlak değeri alınarak bulunur.
(-4) noktanın başlangıç noktalarına olan uzaklığı |-4|= 4 br. olarak bulunur.
Sayı doğrusu üzerinde her noktaya bir sayı karşılık gelir.
Tam sayılar: Birden başlayıp sonsuza kadar uzanan tam sayılara pozitif tam sayılar, -1den başlayıp sonsuza kadar uzanan tam sayılara negatif tam sayılar denir. Pozitif tam sayılar ve negatif tam sayılara sıfırı ilâve edersek tam sayılar meydana gelir. Bu sayıların meydana getirdiği kümeye tam sayılar kümesi denir.
Z= {…. -4, -3, -2, -1, 0, 1, 2, 3, 4, 5…} şeklinde gösterilir.
Rasyonel sayılar: p ve q tam sayılar kümesinin birer elemanı ve qD 0 olmak üzere p/q şeklinde yazılabilen herhangi bir sayıya rasyonel sayı, bu sayıların meydana getirdiği kümeye rasyonel sayılar kümesi denir.
R= {… -3, -5/2, -2, -3/2, … -1, 0, 1/2, 1, 3/2…} şeklinde gösterilir.
Her tabiî ve tam sayı aynı zamanda birer rasyonel sayıdır.
İrrasyonel sayılar (Rasyonel olmayan): Bütün ölçmeler, birimler veya birimlerin kesirli kısımları ile yapılır. Dolayısıyla her ölçme, bir rasyonel sayı olarak ifâde edilebilir. Bununla berâber her uzaklık ölçümü bir rasyonel sayı ile gösterilse bile, rasyonel sayılarla ifâde edilemeyen uzunluklar da vardır. Meselâ, bir karenin kenarının uzunluğu 1 birim ise, köşegen uzunluğu İ2 birimdir. İ2 sayısı ise rasyonel sayı olarak ifâde edilmez. Bir çemberin çevresi ve çapı başka bir misal teşkil eder. Eğer bir çemberin çapının uzunluğu 3 birim ise, çevre uzunluğu 3n birim, eğer çap d birim ise çevre uzunluğu (rcd) birimdir. Fakat % sayısı rasyonel sayı olarak ifâde edilemez.
İ2, İ3, 7i gibi sayılara irrasyonel sayılar ve bu sayıların meydana getirdiği kümeye irrasyonel sayılar kümesi denir.
Sayılar bütün uzaklıklarda temsil edilebilir ve bütün reel sayılar göz önüne alınarak elde edilen bir doğru üzerindeki bütün noktaların koordinatları olarak işe yararlar. Bütün noktaların koordinatlarından meydana gelen doğruya sayı doğrusu denir. Bir sayı doğrusunun noktalarıyla reel sayılar arasında bire bir eşleme vardır.
Kompleks sayılar: x2-2= 0 denkleminin çözüm kümesi {-12, İ2} dır.
x2+2= 0 denklemini hiçbir reel sayı gerçeklemez.
FORMÜL VARRRRRRR
z= a+ib kompleks sayıların genel ifâdesidir. İki kısımdan meydana gelir: 1) Reel kısım, 2) Sanal kısım. Asal sayılar: Kendisinden ve 1den başka çarpanı olmayan pozitif sayıya asal sayı denir. Asal sayılar: 2, 3, 5, 7, 11, 13, 17, 19, 23, 29,… sayılarından ibârettir.
ilkel bir hava ulaşımı aracı. dünyanın ilk sıcak hava balonu 1783′te etienne ve joseph montgolfier tarafından icat edildi; ilk uçuşu paris‘te gerçekleşti.
(bkz: montgolfier kardeşler)
NanoTeknoloji Nedir ?
Nanoteknoloji: anoteknoloji’nin birçok tanımı vardır. Bence en güzel ve en zarif tanım : “Atomsal düzeyde mühendislik”. Diğer tanımlarına ise Amerikan hükümeti raporlarından erişebilirsiniz. Burada önemli olan bir etki veya materyalin 100 nanometre civarında olmasıdır. Nanoteknoloji biraz da ilginç bir tartışma ortamı, mesela malzeme bilimciler nanoteknolojinin en çok kendileri ile ilgili olduğunu iddia ederler. Kimyacılar ve fizikçiler de bu tartışmaya katılırlar. Sonunda nanoteknoloji kralın paylaşılamayan kızı olur, çıkar.
Bilim tarihi uzun zamandır sürekli branşlaşmaya gitti, hatta Türkiye de çokça kullanılan bir söz vardır: “Her şeyden biraz bileceğine, bir şeyi tam bil” diye. Nanoteknoloji bu görüşü savunanları sanırım bayağı bir üzecektir. Çünkü bilimsel gelişmenin atomik boyut sınırlarına dayanması ile bir anlamda bilimler de ortak bir noktaya yaklaşmışlardır.
Artık canlıların sırrını çözmek için molekülleri ve bağ yapılarını bilmek, fizik kanunlarını uygulamak için kimyayı öğrenmek ve elektronik çipler imal etmek için hem kimya hem fizik bilmek, atomları anlamak için kuantum fiziğini idrak edebilmek gerekiyor. Sanki Nanoteknoloji, etrafında bilimlerin el ele tutuştuğu ve bu yardımlaşma ile büyüyen bir çocuk. Genelde insanların yeni bir “oloji” ye karşı ilk soruları “bunun faydası ne?”, özellikle orta yaşlı memurların sorduğu “para kazandırıyor mu?”oluyor. Faraday’ın verdiği enfes bir cevap vardır, taşı gediğine koyar usta bilim adamı : “Peki yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya faydası nedir?”.Nanometre ölçeğindeki fiziksel, kimyasal ve biyolojik olayların anlaşılması kontrolü ve üretimi amacıyla, fonksiyonel materyallerin, cihazların ve sistemlerin geliştirilmesidir. Nano ölçekteki olayların manipulasyonu ile bilim ve teknolojide yeni ufuklar açılmaya başlamıştır.Nanoteknolojini Amaçları..
*Nanometre ölçekli yapıların analizi,
*Nanometre boyutunda yapıların fiziksel özelliklerinin anlaşılması,
*Nanometre ölçekli yapıların imalatı,
* Nano hassasiyetli cihazların geliştirilmesi,
* Nano ölçekli cihazların geliştirilmesi,
* Uygun yöntemler bulunarak nanoskopik ve makroskopik dünya arasındaki bağın kurulması.
Nanoteknolojinin Kullanım alanları
Endüstriyel Alanda:Mikrosensörlerin, mikromakinaların, optoelektronik elemanların imalatı ve uygun şekilde bir araya getirilmesi. ii)
Medikal Alanda: Mikro cerrahide (göz, beyin vb.), Diagnostik kitlerde, Bilimsel Araştırmalarda, Yüzey karakterizasyonu ve modifikasyonu, Mikroorganizmaların taşınması, DNA modifikasyonu vb.
Nanomanipulator
Nanomanipulator: Bir insana molekülleri görme dokunma ve dğiştirme imkanı tanıyan sanal gerçeklik arabirimidir. Virus, DNA iplikleri ve nanotüpleri modifiye etmek amacıyla kullanılabilmektedır. NM datayı almak için AFM kullanmaktadır. Sanal gerçeklik eldivenleri ve gözlükleriyle kullanıcın örneğin yüzeyini görmesini ve hissetmesini sağlamaktadır. Böylelikle kullanıcı eliyle mikroskopik objeleri tutabilir, itebilir, hareket ettirebilir ve ve sonuçta çıkan kuvveti, etkileşimi hissedebilir.Böyle bir teknolojiyle gen transferi, enzim değişimi , jeller ve yüzeyler üzerinde lokal değişiklikler yapabilmek mümkün olmaktadır.
NanoteknoLoji iLe yapılan,Halen devam eden çalışmalar
Nano inşaatlar için Mini robotlar
MIT yayınlarından Techonology Review de Mini robotlarla ilgili merak edilen bir çok soruya cevap aranmış. Bugünden nano robotların hayalini kurmak bilim kurgudan çok, yavaş yavaş ama uzun dönemde gerçekleşmesi muhtemel bir olasılığa dönüşmüştür.
Nano robotlardan önce, en olası olan mini robotlar. Mini robotlar ile nano boyutta manipulasyon yapma imkanı doğacaktır. Mesela bu mini robotlardan birinin 2 nanometre -bir DNA molekülünün genişliğinden daha küçük bir ölçek- kesinliği ile kendini bir yüzeyde hareket ettirmesi araştırmacılar tarafından gerçekleştirildi.
Yeni hedeflerden biri ise mini-robotlar yardımı ile bir hücrenin sabitlenerek, robot’un üzerindeki şırınga çip’inden bir sıvının hücreye aktarılması.Avrupa tabanlı projelerden biri olan Micron’un amacı da üç aşağı beş yukarı bu işlemleri yapabilecek nitelikte kabiliyetleri olan robotların geliştirilmesi.
Araştırmacıların mikro manipulator, bir atomik güç mikkroskobu ucu ve şırınga çiplerini başarı ile çalıştırdıkları biliniyor. Fakat para ve zaman sorunu sebebiyle, tüm bunları bir arada çalıştıramamışlar. Gene de büyük bir başarıya imza attıkları kesin.
Bir deneyde: sıvı ile şırıngasını dolduran robotun, bir insan kontroller yardımı ile yeri sabitlenmiş hücreye giderek sıvıyı şırınga etmesi sağlanmış. Bu o kadar zor bir olay ki, bir yandan da hücreyi patlatmanız gerekiyor. Sıvı ise hücreye girdiği anda parlayarak varlığını belli etmiş.
Bu tip mini robotlardaki en önemli sorun enerji problemi. Gerçektende mikro ve belki gelecekte nano boyuttaki robotlar için temel sorun enerji ve makale bu konu ile ilgili tartışmalara da yer verilmiş
IBM’den Nanoteknoloji tabanlı tümleşik devre
Science dergisinin 24 Mart 2006 sayısında yer alan “An Integrated Logic Circuit Assembled on a Single Carbon Nanotube” makalesine göre, IBM deki Araştırma Grubu 12 transistorlu (FET) 5 kademeli bir oscilator yaparak, günümüz silikon teknolojilerinde çok daha başarılı sonuçlar elde etmişler.
Kısaca özetlemek gerekirse, önce tek katmanlı bir Karbon nanotube’un üzerinde Silikon teknolojisindeki devre elemanlarını yerleştirerek, FET transistorlerdeki (trans-resistor, değişken dirençli) temel çalışma prensibi olan alan etkisini kaliteli silikon oksit yerine nanotüplerle sağlıyorlar.
Nanotüp nedir konusunda da Bilim Teknikde daha önceden çıkmış bir yazı vardı, Türkiye de de bu konuda ODTÜ Fizik Bölümünde Prof. Şakir Erkoç bu konularla ilgili teorik çalışmalarda bulunuyordu sanırım. Kendisi hidrojen depolanması konusunda Nanotüplerin kullanımı konusunda bir çalışma yapıyordu.
Peki resimdeki nanotüp nerde derseniz, ikinci resime bakınca göreceksiniz. Resimde görülen incecik çizgi nanotüp. Nanotüpler konusunda önümüzdeki günlerde bu sitede daha ayrıntılı bilgilere rastlayabilirsiniz.
IBM’in nanotüp kullanarak kademeli osilatör yapmasının sebeplerinden biri de kademeler arasındaki gecikme ve transistörün aktif çalışma durumlarındaki(rise-fall time) zamanlamaları ölçmektir herhalde.
Bu deney ve sonuçları neden önemli? Bu deney silikon transistörlerden gene silikon tabakalar üzerine fakat karbon nanotüplerle seri, bütünleşik devreler yapıp çalıştırılabildiğinin bir ispatı. Bunun sonucu olarak ilerde, şöyle bir çip üretim sistemi devreye girebilir.
1) Silikon tabaka alınır ve üzerine karbon nanotüplerin dizilmesi gereken çizgiler oluşturulur
2) Burada belirtilen yerlerde tek duvarlı ve istenilen elektronik özellikli karbon nanotüpler büyütülür
3) Bu karbon nanotüplerin üzerine devre bağlantıları yerleştirilir.
Bu sayede hem devre boyutunun küçülmesinden dolayı yaşanan sorunlar bir nebze aşılmış olurken, biraz değerini kaybetmişte olsa Moore yasasına sadık kalınabilmiş olunacak gibi.
PS(First Person Shooter) olarak bilinen karakterin gözünden çevreye baktığımız oyun tarzında, bir türlü içinden çıkılamayan “En iyi kaç fps’de oynanır?” sorusuna artık bir cevap bulmanın zamanı geldi diyorum. Bu yazıda bildiğim ölçüde nacizane birtakım fikirler öne sürüp, görüşlerimi sizlerle paylaşacağım.Öncelikle kendim 1998 yılında Türkiye’de henüz 56K dial-up bağlantısı varken, 250 ping ile sanane.com sunucularında Quake2 oynayarak yarı profesyonel anlamda FPS camiasına katıldım. O dönemde zaten bir elin parmakları kadar, wolfenstein, doom, shadow warrior, duke nukem ve quake gibi FPS oyunları vardı ki sanırım hepsini de saydım. (:
Aradan yıllar geçti ve görüyorum ki FPS oyunları dünyayı kasıp kavuruyor. En büyük ödüllü turnuvalar, en geniş organizasyonlar kısaca en büyük profesyonel oyuncu kitlesi hala FPS oyunlarında… Bu dalda önce Half-Life sonra da Counter-Strike oyun dünyasına öyle bir dalış yaptı ki, dönemin tartışmasız en kral oyunu olan Quake resmen kenara itildi ve o tarihten sonra sadece müdavimleri tarafından teke tek veya takım oyunları olarak oynandı, hala az da olsa oynanmakta. Artık yeni kral CS oldu ve orta, lise öğrencilerinin hatta üniversiteye hazırlanan gençlerin bile okul çıkışı koşa koşa internet cafelere akın ettiğini devasa bir kitleyi kendi ekseninde tutmayı başardı. Gerçi halen birçok yerde CS 1.x’ler ısrarla oynanmakta, ona da bir anlam veremiyorum ama saygı duyuyorum tabiki…
FPS oyunlarının ülkemizdeki gelişim sürecine kısaca değindikten sonra gelelim şu meşhur kafa kurcalayan teknik konuya…
Bütün PC oyunlarında saniye başına gösterilen kare sayısı denilen bir kavram vardır ve monitör aynı çizgi film sayfalarını hızlıca çevirerek hareket oluşturmak gibi bu resim karelerini peşpeşe oynatır ve bize hareketli bir görüntü sunar. Peki görüntünün akıcı olması için saniyede kaç fps(frame per second: bunu oyun türü olan FPS ile karışmasın diye ufak yazacağım) görmek gerekir? Teorik olarak insan gözünün 30 fps’nin üstünü algılayamadığı yönünde deli saçması bir inanış vardır ki aslında böyle birşey bana göre söz konusu bile değildir.
İnsan gözünün görüntüleri tam olarak nasıl algıladığı hala bütün detaylarıyla çözülememiş olsa da askeri araştırmalar için yapılan deneylerde, jet pilotlarının 1/200 saniyeden daha kısa sürede sadece jeti algılamakla kalmayıp ne tür bir jet olduğunu da anladıkları tespit edilmiştir. Bu gözümüzün yetenekleri ve kapasite limiti hakkında net bir fikir veriyor.
İnsanların aklını karıştıran asıl mesele şu; kimi oyun 30 fps ile gayet akıcıyken kimi oyun 60 fps ile kasılıyor gibi gelebiliyor. İşte bu durumun sebebi oyunların yapıldığı grafik motorlarının yapısal olarak büyük farklılıklar göstermesidir. Örneğin Double ve Triple Buffer diye iki kavram vardır. Bunlara genel olarak görüntüde titremeyi önleyici mekanizmalar da denebilir. Oyundaki kareler bir slide show misali peşpeşe hızlıca görüntülenmek istendiğinde, geçişlerde resim tamamen kaybolup yenisi geleceğinden görüntüde bir titreme varmış gibi algılanır. Bunu engellemek için de buffer kullanılır. Önceki kareler buffer’a kaydedilir ve yeni kare geldiğinde eskisi görüntüden kalkmadan yenisi üzerine bindirilerek görüntülenir. Bunu bir nevi, paint’te bir resmin üzerine başka bir resmi yapıştırmak gibi düşünebiliriz. Double-buffer kendinden önceki iki kareyi, Triple-buffer ise üç kareyi hafızasında tutar ve aralarda çok pürüzsüz bir geçiş sağlarlar. Oyundaki fps miktarı çok yüksekse, kareler düzensizce üst üste biner ve görüntüde yırtılma dediğimiz olayla karşılaşırız. Bunu engellemek için de oyunu monitörün dikey tarama frekansına uygun bir fps miktarına sınırlar veya VSync olarak bilinen dikey senkronizasyonu açarak, donanımsal olarak oyunu monitörün dikey tarama değerine limitleriz.
Demek ki, oyunun grafik motorunda kullanılan filtrelemeler görüntü akıcılığı için çok önemlidir ve bu filtreleri kullanan oyunlarda 150 hatta daha üstü fps değerlerini bile hissedebiliriz. Günümüzde ise filtreleme yöntemleri daha değişik bir hal almıştır. Artık yeni çıkan hemen her oyunda kullanılan bir olgu vardır ki o da; “motion blur”. Bence olayın en can alıcı noktası bu motion blur denilen olay. Bu efekti kullanan oyun olsun, film olsun kesinlikle hiç kırıksız yani kusursuz bir akıcılıkla görüntülenecektir. Çünkü bu yöntem, kareler arasındaki geçişleri uzatarak bize sanki bir rüzgar etkisinde gibi savrulan ve hızlıca akan bir görüntü sunar. İşte bu yöntemi kullanan bir oyun 25 fps ile de olsa bunu kullanmayan bir oyunun 200 fps’deki akıcılığına denk bir görüntü sunabilir. Tabi bu kullanılan motion blur efektinin yoğunluğuna da bağlı ama sonuçta akıcılık yönünden oyuna çok büyük katkı yaptığını hiçkimse inkar edemez. Motion blur oyunlarda kenar bölgelerde en yoğun şekilde kullanılır. Çünkü zaten bize bir oyunun takılıyo gibi gelmesinin nedeni namlunun ucundaki bölge değil, çevrenin sağa sola bakarken veya ilerlerken ki akıcı olmayan hareketidir. Motion blur da bu geçişleri yumuşatarak kusursuz bir hareket gibi sunabiliyor. Fakat bu tarz FPS oyunları pro-gamerlara yani işin ustalarına pek gelmez, çünkü çok hızlı hareket ederken görüntüdeki blur efekti iyice kendini hissettirmeye başlar ve bulanıklıktan dolayı rakibi seçmek büyük oranda zorlaşır. Bu nedenle motion blur araba yarışlarında daha çok işe yarıyor bence. FPS oyunlarında da çok büyük etkisi var ama yukarıda belirttiğim gibi oyunun eğlencelik olmasından başka bir getirisi olmuyor. Bu efekti kapatıp oynarken de; oyunda zaten motion blurla akıcılığın rahatlıkla sağlanması buna bağlı olarak da fazla optimize edilmeye gerek duyulmadığından, son derece atlamalı-takılmalı bir FPS oyununa tabi oluyoruz.
Kendi görüşüm motion blur efektinin; yerinde ve yeteri kadar kullanıldığında çok başarılı olduğu fakat yine de 200 fps’de oynanılan bir FPS oyunundaki hazzı asla vermeyeceğidir. Herkese bol fps’li oyunlar dilerim…
bilgiustam.com
Teknoloji dediğimiz şey öncelikle yeniliklerin ve gelişimlerin insan hayatını kolaylaştıracak biçimde uygulanması anlamını içeren genel bir kavramdır. Peki teknoloji gelişirken ve gün geçtikçe insan hayatında daha çok yer edinip, işleri kolaylaştırırken yani bütün bunları yaparken hiç zararı olmuyor mu? Tabiki oluyor.
Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz önde etkileyen çevre sorunlarına “Çevre Kirliliği” adı verilir.
Teknolojinin neden olduğu çevre kirliliğinin sebepleri ve yol açtığı sorunlar şöyledir:
Çevre Kirliliğinin Sebepleri:
- Trafiğe her yıl daha fazla sayıda araç çıkmakta ve bu araçların yaydıkları egsoz dumanları ozon tabakasının incelmesine sebep olmaktadır.
- Ormanların kağıt üretimi, toprak genişletilmesi, hayvancılık alanı oluşturmak gibi sebeplerle denetimsizce kesilmesi, ağaçların gündüzleri oksijenli solunum yaparak ortama oksijen salınımı yapmasını kısıtlıyor.
- Fabrika bacalarından çıkan zehirli gazla atmosferi kirleterek, havadaki oksijen oranını azaltmaktadır. Ayrıca havanın bu denli kirlenmesi asit yağmuru olarak inerek toprağı da etkilemektedir.
- Hastalık taşıyan hayvanlarla ortama geçen bakteri ve virüslerin sulara veya havaya karışması.
- Fabrikalardan atılan arsenik, siyanür, fenol gibi toksik endüstri atılarının sulara karışması.
- Tankerler veya borularla taşınan petrolün kaza sonucu sulara karışması.
- İnorganik tuzlar, zirai mücadele ilaçları ve yapay organik kimyasal maddelerin sulara karışması.
- Radyoaktivitenin etkisi yani: Nükleer enerji santralleri, çeşitli nükleer denemeler, tıbbi içerikli üretimler ve çeşitli endüstri tipi üretimleri, radyoaktif maddeye sahip hayvansal ürünler (et, balık, süt, vb.) ve bitkiler, bu zararlı maddeyi besin zinciri ile insanlara ve diğer canlılara taşır. Böylece bağışıklık mekanizmasını felce uğratmak ve kansere neden olmak gibi sorunlara yol açar.
Önemli Not: Atmosferdeki ve topraktaki kirletici maddeler asırlar sonra da olsa eninde sonunda suya geçerler.
Çevre Kirliliğinin İnsan Üzerindeki Etkileri:
- Hava kirliliğinde en çok açığa çıkan gazlardan biri olan sülfürdioksit, solunum yolu problemlerine yol açıyor; üstelik akciğer dokusunu da zedeliyor. Monoksit, sinir sisteminin çalışmasını etkiliyor. Kurşun ise çocuklarda beyin zararlarına yol açıyor. Yine bol miktarda bulunan nitrojendioksit, nefes almayı güçleştirirken astıma da neden oluyor.
- Sulara karışan bakteri, virüs ve çeşitli kimyasal yapılar insan vücuduna girerek her çeşit hastalığa yol açabilmektedir.
- Radyasyonun insan vücudunu etkilemesiyle bağışıklık mekanizması felce uğrar ve insan vücudunda kanserli hücrelerin oluşumu ve yayılımı gözlenir.
Teknolojinin Zararları:
Teknoloji ürünlerinin neredeyse tamamı elektrikle çalışmaktadır. Elektrikle çalışan her alet bir elektromanyetik alan oluşturur. İnsan beyninin de kendine ait bir elektromanyetik alanı vardır. Çünkü sinirler nöronlar aracılığıyla elektriksel uyarıları beynin çeşitli yerlerine ulaştırarak çalışırlar. Bu nedenle günlük hayatta kullandığımız her elektrikli cihaz mutlaka bizi olumsuz etkilerler. Örneğin cep telefonu ile bize en az zarar verecek şekildeki konuşma süresi doktorlarca günlük azami 5dk olarak açıklanmıştır. Tabiki bu 5dk süresince telefonun yaydığı elektromanyetik dalga miktarı maksimum seviyesine çıkar ve insanın beyin ısısının artmasına neden olur. Beyindeki bu manyetik düzensizlik, uzun vadede beyin hücrelerinin ölmesine ve özellikle kulaktaki birtakım organların görevini yitirmesine yol açmaktadır. Bu da duyu kaybı ve denge bozuklukları gibi etkilere neden olabilmektedir.
Elektromanyetik alan konusunda en çarpıcı ve tehlikeli örnek olarak cep telefonunu verdik. Fakat günlük yaşamımızda kullandığımız bluetooth cihazlar, kablosuz ürünler(modemler, fareler, klavyeler, oyun kumandaları vs.), televizyonlar, crt ve lcd monitörler gibi birçok alet oluşturdukları manyetik alan miktarlarına göre insan vücudunu ve kimyasını olumsuz etkilemektedir.
Benzer şekilde yüksek gerilim hatları yakınındaki evlerde yaşayan çocuklarda Amerikan Bilimler Akademisi tarafından yapılan incelemeye göre lösemi görülme riskinin diğerlerine göre 1.5 katı fazla olduğu tespit edilmiştir. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar yüksek gerilim hatları ve elektrikli aletlerin kanser riskini artırdığını göstermektedir. 0-300 Hz frekanslı alanlardan iletkenlik özellikleri nedeniyle en çok etkilenen dokular beyin sıvısı ve kan, ikincil derecede etkilenen dokular ise göz, göz sıvısı, troid, kas, gastrointestinal sistem, prostat ve testis dokuları olarak açıklanmıştır. Yani gün içinde teknolojiden yararlandığımız ölçüde giderek artan oranlarda zarar görmekteyiz.
Baz istasyonlarına veya büyük çanak antenlere yakın yerler de manyetik kirlenmenin fazla olduğu bölgelerdir.
Bu nedenle teknolojiyi mümkün olduğunca ve sadece olmazsa olmaz önemdeki ihtiyaçlarımız için kullanıp, özellikle cep telefonu görüşmelerimizi kısa tutmaya ve cihazı mümkün olduğunca vücudumuzdan uzakta bulundurmaya özen gösterelim.
Öncelikle şunu belirtmekle başlamak istiyorum, insan gözü analog bir yapıdır ve dijital bir terim olan piksel boyutuyla ölçülmesi tam olarak mümkün değildir. Beyindeki görme merkezi gözlerden gelen ışık bilgisini aynen bir film perdesi gibi algılayamaz. Beyin gelen ışık bilgisini yorumlayarak görüntü oluşturur. Bu görüntü gözden gelen ve beyindeki sinir hücreleri yani nöronların hızına bağlı olarak sürekli yenilenir. Örneğin bunu FPS(frame per second) değeri olarak göz önüne alırsak, bir video filmindeki 30FPS değeri gözümüzün görüntüyü tümüyle akıcı olarak görmesi için yeterlidir. Fakat bu olay, insan gözünün 30FPS olduğu anlamına gelmez. İnsan gözünün de belli bir eşik değeri vardır ve o değerden daha hızlı geçen bir cisme baktığında onun hareketini yakalayamaz ve hiçbirşey geçmemiş gibi görür. Günümüzde kullanılan yüksek çekim hızına sahip kameralar kullanılarak bir merminin hareketi bile milisalise mertebesinde rahatlıkla incelenebilmektedir.
İnsan gözünün hızı için basit bir test yapabiliriz. Öncelikle CRT(tüplü) bilgisayar monitörünüzün dikey tarama frekansını 60 Hz’e getirin. Bunun için, masaüstüne sağ tıklayıp özellikler > ayarlar > gelişmiş > monitör sekmelerini takip edip Hz ayarlarına ulaşabilirsiniz. 60 Hz’e getirdikten sonra ekrana 30cm mesafeden bakarken, monitörün yan tarafında bir nesneye odaklanın ama göz ucuyla da monitörü görün. Normalde düz bakarken hissetmediğiniz ekran yenilemesinin nasıl yukardan aşağıya taranarak sayfa sayfa geçtiğini göreceksiniz. Eğer normal bakarken de 60 Hz’i farkediyorsanız bunu bir de 75 Hz’de deneyin. Kendim 75 Hz’e kadar farkedebiliyorum fakat 85 Hz ve üstünde artık sayfa sayfa geçişleri göremiyorum. Gözün bu hızı kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gözleriyle sürekli ince ve hareketli şeyleri takip eden ve işi gereği yüksek dikaktle çalışan kişilerde daha hızlı göz refleksleri görülür.
Gözümüzün ışık algılayıcılarının bulunduğu retina, sinirsel yapıdan oluşan bir zardır. Retinadaki ışık algılayıcıları, sayısal kameraların algılayıcılarında olduğu gibi sayılabilir büyüklüklerdir. Hatta, retinanın çukur kısmında(fovea) bu algılayıcıların sayıları diğer bölgelere oranla daha fazladır ve retinanın üzerine düşen ışık beyine sıkıştırılarak iletilir. İşte bu nedenle gözümüz bazen bize oyun oynar ve şekilleri olmadığı gibi görürüz. Gözümüzdeki ışık algılayıcı hücre sayısı (ya da piksel deyin) belli kritik değerin üstünde olduğunda olduğu sürece görme kalitesi etkilenmez. Çünkü görüntüyü beyin tamamlar. Hatta tek gözümüz olmasa bile görüntü çözünürlüğümüz azalmaz, yalnızca derinlik hissi kaybolur. Retina dekolmanı denilen ve göz içindeki ışık hücrelerinin büyük kısmının harap olduğu durumlarda bile görüntünün bir kısmını eksik görmeyiz. Bunu şöyle benzetebiliriz: Elinizdeki kameranın merceğinin yarısını kapatıyorsunuz ama ekranda görüntüyü hala tam görüyorsunuz; çünkü kameranın işlemcisi eksik kısmı tamamlıyor.
Gözün görme kapasitesinin megapiksel olarak ifade edilebilmesi için, gözdeki reseptörleri piksel olarak düşünüp bir sahneyi beynin hangi detay seviyesinde oluşturabildiğini test etmek gerekir. İnsan gözü küçük bir organdır ve üzerine gelen ışığın çok az bir miktarı ile bütün herşeyi yapar. Fakat yüksek megapiksel kameraların mercekleri oldukça büyüktür ve buna bağlı olarak karanlık bir sahnede insan gözüne kıyasla çok daha fazla aydınlanmış alan görürler. Şunu net olarak söylemek mümkündür ki, eğer göz büyüklüğünde bir mercekle en yüksek megapiksel oranını alıp fotoğrafı çekip daha sonra insanın aynı manzaraya bakarak gördüklerini karşılaştırırsak eminim ki insan gözü daha fazla detayı algılayıp tanımlayabilecektir. Dijital makinenin çektiği fotoğraf ise, zoom yapılmadan insanın gördüğüne denk biçimde görüntülenip incelenirse çok daha az detay yakalayabildiği anlaşılacaktır.
Bu nedenle insan gözü yapay merceklerin görüntüsüyle kıyaslanamayacak kadar mükemmel yaratılmış bir organdır. Ama dijital bir veri olan megapiksel olarak ifade edilebilir. Bunun hesaplaması yukarıda bahsettiğim şartlar sağlanırsa, yaklaşık olarak bir değer ortaya koyularak gerçekleştirilebilir. Ama megapiksel teriminin aslında bir sahneden alınan görüntünün kaç piksel ile görüntülendiğini ifade eden bir kavramdan başka birşey olmadığını aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Tabiki ne kadar fazla piksel olursa o kadar detaylı görünecektir fakat bunun insan gözüne denk gelen oranıyla kıyaslamak için, konuyu başlıca bir araştırma konusu olarak ele alıp laboratuvar şartlarında incelenmesi ve deneyler yapılması gerekir.
bilgiustam.com
İlk olarak 90′lı yılların başında Japonya’nın dağlık ve virajlı yollarından hızla inmeye çalışan kişiler tarafından keşfedilmiştir. Drift temelde aracın virajı dönme esnasında oluşan merkezkaç kuvvetine direnemeyip arka kısmının kopması prensibine dayalı bir olaydır ve buna verilen isimdir. Türkçeye yanlama olarak geçmiş fakat birçok kelimede olduğu gibi yabancı şekli daha çok kullanılmaktadır. Drift genel olarak gösteri amaçlı bir harekettir ve motorsporları açısından istenmeyen bir durumdur. Çünkü drift aracın aktarma organlarına zarar vermekte ve lastiği yıpranmasıyla yol tutuşunu büyük ölçüde azaltmaktadır. Buna bağlı olarak tur süreleri düşürmektedir.Bir otomobilin drift yapabilecek nitelik taşıması için öncelikle jantların minimum 17″ ebatında olması ve ince yanak lastikler kullanılması gerekmektedir. Aksi taktirde lastiğin janttan çıkabilmesi olasıdır. Bunun haricinde arkadan itişli bir araç olması ve güçlü bir motora sahip olması gerçek manada driftin olmazsa olmazlarındandır. Bunlara ilave olarak gerçek bir drift aracında kitli diferansiyel bulunur, bu sayede arka taraf koptuğunda tekerlek hızı dengelenerek aracın rahat kontrol edilebilmesi sağlanır. Eksi kamber ayarı ile tekerlekleri hafif içeriye baktırıp, viraj çıkışlarında yeterli gücü hissedebilmek için motorda tork artırıcı düzenlemeleri de yapmak önemlidir.
bilgiustam.com
Drift yarışlarındaki devasa seyirci kitlesini görüp, “napıyor bu adamlar?” diye düşünenleriniz olabilir fakat aslında drift yarışlarının da bir altyapısı ve gelişmiş bir puan hesaplama sistemi var. Öncelikle Drift yarışında çizgiyi 1. geçmenin puana herhangi bir katkısı yok. Puanlama araçlara bağlanan drift box isimli bir aygıt tarafından yapılıyor. Drift box araca bağlanıyor ve drift anında otomobilin yolla yaptığı açıyı, hızı ve en önemlisi oluşan g kuvvetini hesaplıyor ve tüm bunların ortalamasını alarak ortaya bir skor çıkarıyor. İşte japon D1 Street Legal serisinde puanlamayı yapan alet budur. Bu sayede sürücünün yaptığı drift analiz ediliyor ve en yüksek puanı alan kişi yarışın galibi oluyor. Ama her zaman birinci olanlar en fazla drift yaptıranlar değil, en yüksek hızda powerslide’a en yakın ölçüde drift yapabilenlerdir. Yazının devamında powerslide ve diğer kavramları da açıklamaya çalışacağım.
Drift Yapma Teknikleri
El Freni İle Yanlama (Handbrake Drift)
Bu genel olarak en bodoslama tekniktir. Viraja giriş esnasında debriyaja sonuna kadar basılır ve aracın burnunu viraj içine doğru yönlendirirken el freni çekilir ve arkanın kopmasıyla beraber hemen bırakılıp gaza yüklenilir. Tabi yanlamanın en temel kuralı olan; arkadan kopan aracı kontra ile yani direksiyonu tam ters yönde kırarak toplamak gerekir. Aksi takdirde çok şık bir spin atacağınızı söyleyebilirim. (:
Ağırlık Transferi İle Yanlama (Weight Transfer Sliding)
Viraja gelirken vites küçültülür ve aracın burnu viraj içine doğru çevrilirken debiyaj hızlıca bırakılır, hemen ardından tekrar gaza yüklenilerek arkası kopan araçla hem hızlı hem de etkili bir yanlama gerçekleştirilir. Bu metodun asıl inceliği debriyajdan aniden ayağın çekilmesiyle aracın yavaşlaması ve sanki fren etkisi yapmışcasına ağırlık merkezinin ön tarafa kayıp arka tekerlekler üzerindeki yükün azalmasıdır. Bu sayede arka taraf vites küçültmeden dolayı sağlanan motor atikliğine yenik düşer ve kusursuzca yanlanır.
Güç İle Yanlama (Power Over)
Aracın önü viraj dışından içe doğru yönlenirken dip gaz verilir ve viraj süpürme dediğimiz hareketle viraj dış çizgiyi takiben yanlayarak dönülür. Bunu yapabilmek için güçlü tork’a sahip araç kullanmak gerekir. 150Hp’yi sınır değer olarak düşünürsek 200Hp ve üstü motorlar bu tarz yanlama için uygundur. Tahmin edeceğiniz üzere trafikte güçlü motora sahip araç kullanan zengin arkadaşlar tarafından kullanılan en yaygın yanlama şekli de budur.
Karşıt Ağırlık Transferi İle Yanlama (Opposite Weight Transfer Sliding)
Viraja nizami apeksinden girilirken direksiyon viraj dışına doğru kırılıp aniden içe çevrilirse ağırlık merkezinin ani yer değişimi sebebiyle aracın arka kısmı kaymaya başlar ve araç gaz verilerek kontra ile toplanır. Göze en hoş gelen ve en teknik yanlama şekli bence budur.
Debriyaj İle Yanlama (Clutch Kick)
Aracın güçten düştüğü durumlarda gerekli gücü alabilmek için deviri yükseltip debriyajı bir anda bırakma suretiyle patinaj sağlayıp arkayı kaydırmak için kullanılır. Güç ile yanlamaya çok benzer bir yöntemdir.
Fren İle Yanlama (Brake Sliding)
Viraja girerken önce araç viraj içine doğru yönlendirilip arkadan kayana kadar sert fren yapılır. Aracın arkası kaymaya başladıktan sonra gaz verilerek kontra ile toplanır. Burada dikakt edilmesi gereken, aracın hızının çok iyi ayarlanması ve frenleme esnasında önden kaymaya mahal vermeden gaza yüklenmektir.
Hız İle Yanlama (Powersliding)
Bu yöntem geniş virajlarda yapılır ve yüksek hızlardayken direksiyonu yavaşça kırarak önden kayma olmadan hız artırılmaya devam edilir. Bu esnada merkezkaç kuvvetinin etkisiyle siz bir yandan direksiyonun açısını arttırırken bir yandan da gaz vermeye devam ettiğinizden çok yüksek hızla ve tamamen yanlayarak virajı alırsınız. Eğer başlangıçta direksiyonu fazla kırarsanız araç önden kaymaya başlayacak ve daha drift başlayamadan gaz kesip toplamak zorunda kalırsınız.
Son olarak driftle zaman kaybetmeden bir virajı en hızlı dönmek için apex’in hangi çizgisinin kullanılması gerektiğine bakalım.
Cyan Çizgi: Apex’e geç girmek, dolayısıyla viraj girişinde kaymalarla beraber virajdan düz bir çizgi halinde hızlanarak çıkmaktır. Viraj orta hızlı dönülmüş olur.
Mavi Çizgi: Apex’e erken girmek, dolayısıyla viraj çıkışında kaymalarla beraber virajdan yavaş çıkmaktır. Yani viraj yavaş dönülmüş olur.
Yeşil Çizgi: Apex’e optimum şekilde girip, yine optimum şekilde çıkmaktır. İşte 90 derecelik bir viraj en hızlı bu şekilde dönülebilir.

Cep telefonu piyasasının sonu yok gibi görünüyor. Benim aklımı karıştıran asıl soru ise bir süre sonra telefonlara koyacak numara bulamayacaklar. O zaman ne olacak? Nokia N99 modeli Nokia N800’ün konsepti gibi görünüyor. Tabi bir kaç farkla. Öncelikle N99’un Q klavyesi var ve ekranı dokunmatik. Ayrıca 8 megapixel’lik kamerası 16 GB’lık dahili hafızası ve 9 yönlü kontrol çubuğu ile göz kamaştırmakta. 3.2”’lik ekranı ise görülmeye değer. Bunun yanında GPS, MP3, DIVX, MPEG, AVI gibi formatları sorunsuz çalıştırmakta, WLAN ve WIFI çıkışlarına da sahip. Aslına bakarsanız Nokia telefondan çok bir cep bilgisayarı yönünde ilerlemiş. Piyasaya çıktığında çok ciddi alıcıları olacağı kesin olan ürünün şimdiden bütün dünyada merakla beklendiğini de hatırlatalım.
devamı için => http://www.okubi.com/nokia-n99i-nokia-n-99-nokia-n99-ozellikleri-fotograflari-resimleri-n99i-ekran-ozellikleri-genel-ozellikler-kamera-n99i-nasil.nedir

BOR madeni ilk bakışta beyaz bir kayayı andırıyor. Çok sert ve ısıya dayanıklı. Doğada serbest bir element olarak değil, tuz şeklinde bulunuyor. Ülkemizde bulunan ‘bor’un kalitesi de diğerlerine oranla daha yüksek. Toprağın 40 metre altında bulunan borun işlenmesi de, diğer elementlerle az karıştığı için kolay. Bor, periyodik sistemin üçüncü grubunun başında yer alan bir elementtir. Bu gurubun diğer üyeleri metal olmasına karşın Bor ametal sayılmaktadır.
Ancak, diğer elementlere olan yüksek kimyasal ilgisi nedeniyle doğada serbest halde bulunmayan bor’un meydana getirdiği minerallerin, çok eski tarihlerden beri tanındığı ve kullanıldığı bilinmektedir. En yaygın bor bileşikleri; borik asit ve bor’un sodyum, kalsiyum ve magnezyum ile meydana getirdiği bileşiklerdir.
En yaygın bilinen türevi olan “tinkal” olarak da adlandırılırdı, 16. yüzyılda ergitme işlemlerinde kullanılırdı. Yaygın uygulama alanı bulunan borik asit ilk kez 1702’de Homberg tarafından hazırlanmıştır. Ayrıca 1808’de Davy borik asit elektrolizinden amorf bor elde etmiş ve 1856’da Wöhler ve Sainte-Claire Deville tarafından kristalin modifikasyonu tarif edilmiştir.
Bor mineralleri, sanayide sayısız denicek kadar çok çeşitli işlerde kullanılmaktadır. Bor minerallerinden elde edilen boraks ve asit borik; özellikle nükleer alanda, jet ve roket yakıtı, sabun, deterjan, lehim, fotoğrafçılık, tekstil boyaları, cam elyafı ve kağıt sanayinde kullanılmaktadır. Bor mineralleri, dünyanın sayılı bir kaç ülkesinde bulunur. Bunlar içinde yedekleriyle en zengin ülke, Türkiye’dir. Ancak üretimin ve ihracatın sınırlı olması nedeniyle bu maden, yurt ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır.
Başlıca bor yatakları; Kütahya, Eskişehir ve Balıkesir’dedir. Bor minerallerini işletmek için Bandırma ve Kırkama tesisler kurulmuştur.
Bor mineralleri ve bileşikler