HASTALIKLARDAN KORUNMA (YENİDOĞAN)
Yeni doğmuş bir bebeğin aldığı tıbbi bakımın çoğu, bebeğin hastalık bulaşmasına karşı korunması şeklindedir.Kimi zaman, doğum kanalındaki bakteriler yüzünden yeni doğan bebekte enfeksiyonlar meydana gelmektedir. Bu yüzden, doğumdan hemen sonra, yeni doğmuş bebeğin gözleri, eritromisin merhemi sürmek ya da gümüş nitrat damlatmak suretiyle korunur.

İç kanamayı önlemek için K vitamini enjekte edilir, ilaveten PKU (phenylketonuria), glactosemia ve tiroid hormonu eksikliği tehlikelerine karşı gerekli testler yapılır.

Çoğu hastanede, anne ve babasından başka kimsenin bebekle yakından temas etmesi yasaklanmış ya da kısıtlanmıştır. Bununla, yeni doğan bebeğin enfeksiyona karşı korunması amaçlanmaktadır.

Hastaneyi terkettikten sonra, aynı nedenle, bebeğinizi yabancılarla temas etmekten bir dereceye kadar korumaya devam etmeniz akıllıca olacaktır. Ateş ya da diğer rahatsızlıklar büyük bebekler için önemli olmamakla birlikte, yeni doğan bebeklerde bu tür işaretlerin en azından yaşamlarının ilk ayında yaşamsal olduğunu hatırdan çıkarmayınız.

Bebeğin bir doktor tarafından düzenli bir kontrole tabi olması çok önemli bir noktadır. Hastaneden ayrılmadan önce, doktorunuz size bunun için gereken programı söyleyecektir. Genellikle ilk takip ziyareti, bebek 2 haftalık olduğu zaman yapılır. Bazı çocuk doktorları ya da pratisyen hekimler, bebeğin bir yaşına girene kadar ayda bir kez doktora götürülmesinden yanadırlar. Bazı hekimler de, herşey yolunda gidiyorsa, 2 ayda bir ziyaretin yeterli olacağını belirtmektedirler.

HASTALIK DURUMUNDA ÇOCUKLARDA GELİŞEN PSİKOLOJİK SORUNLAR
Akut hastalık durumunda bedensel hastalığın şiddetine göre çocukta ağrı, uyku ve iştah bozuklukları oluşacaktır. Uygulanan tedavi çocuk için hoş olmayabilecek, çocukta tedirginlik, sinirlilik ve huy değişimi ortaya çıkacaktır. Bedensel hastalığı olan bebek, çocuk, ergen ve ailesinin ruhsal açıdan değerlendirilmesi ve desteklenmesi konsültasyon liyezon psikiyatrisinin ilgi alanına girmektedir.Uzun süreli fiziksel hastalık; çocuğun içinde bulunduğu bilişsel, sosyal ve ruhsal gelişim evrelerine göre farklı etkiler yapar. Hastalık tanısını öğrenen çocuk değişik evrelerden geçer. İlk evrede şaşkınlık ve inkar, ikinci evrede ise kızgınlık ve içerleme görülür. Kendini suçlama, uyum sorunları ve depresyona kadar uzayan tepkiler ortaya çıkabilir. Gelişim dönemlerine göre hastalığa ve hastaneye yatışa tepkiler değişmektedir:

Bir yaşına kadar; anneden ayrılmaya, düzen değişikliklerine tepkiler, yeme ve uyku düzensizlikleri, anaklitik depresyon.

1-3 yaş; ayrılma anksiyetesi ile ilgili belirtiler (ağlama, tepinme, karşı koyma, aşırı uyum, içe kapanma ve psikosomatik belirtiler).

3-6 yaş; hasta olma, hastaneye yatma suçluluk, ceza, hastalık ve ölümle ilgili gerçekdışı fantezi ve korkulara neden olur, bedenlerine zarar verileceği kaygısı, terkedilme duyguları, regresyon ve saldırgan davranışlar görülebilir.

6-12 yaş; hasta olma, hastaneye yatma ilgilerinin azalmasına, ders başarılarının düşmesine neden olur. Hastalık ve sakat kalmayla ilgili kaygılar kendini beceriksiz ve farklı hissetme, tedaviye direnç ve saldırgan tutumlar, arkadaş ilişkilerinde soyutlanma, içe kapanma, depresyon, tikler, kekemelik gibi belirtiler görülebilir.

Ergenlik döneminde; hastaneye yatış bağımsızlığın engelenmesi olarak değerlendirilmekte, güvensizlik, yetersizlik, güçsüzlük duyguları, daha sonra da şiddetli depresyon ortaya çıkmaktadır.

Çocuğun hastaneye yatırılma zorunluluğu ortaya çıktığında çocuğun ruhsal gereksinimleri açısından, bebekler ve küçük çocuklar anneleri ile yatırılabilmelidir, ziyaret saatleri sınırlanmamalı, aile ile çocuğun birlikte olduğu süre artırılmaya çalışılmalıdır. Çocuğa yapılacak ağrılı işlemler anlayacağı bir dille anlatılmalı ve tepkisi hoş karşılanmalıdır. Bu sırada ailenin hastanede olması yeğlenmelidir. O anda olmasalar bile işlemden önce ya da sonra çocukla birlikte olmalıdırlar. Ailesi uzakta olan, ziyaretçisi olmayan çocuklar için telefon ile iletişim kurmaları sağlanabilir ya da sağlık çalışanlarından çocuğa yakın olan birinin ziyaretçi yerini alması istenebilir. Hastanede kalan ya da sık sık hastaneye gelen annelerin birbirleri ile görüşmelerine olanak sağlanmalıdır. Bu grup toplantıları biçiminde duygu ve deneyimleri paylaşmak şeklinde de olabilir.

Bir çocuğun ya da gencin diabet ya da kronik böbrek hastalığı gibi uzun süreli bir sağlık sorunu, yalnız kendisini değil; ailesini, okulunu, arkadaşlarını, öğretmenlerini ve hatta komşularını bile etkileyecek bir soruna dönüşebilmektedir. Bu nedenle doktor-hasta-aile işbirliği yanında hastanın eğitimi önem kazanmaktadır. Bu eğitim programlarında amaç hastalığın nedenleri ve tedavinin gereklilikleri hakkında hasta çocuğa bilgi vermek ve hastalığı boyunca ortaya çıkacak sorunlarla başa çıkma yollarını öğretmektir.

Bebeklerin ve küçük çocukların hastalık ve tedaviye ilişkin olayları akıllarında tutması söz konusu değildir. Yalnızca deneyimin izlenimlerini hatırlarında tutabilirler. Özellikle hastalığa ilişkin deneyim çok etkileyici ve yineleyici olduğunda bebeğe ve küçük çocuğa olumsuz etkileri olabilecektir.

Dokuz yaş altındaki çocuklar uzun süreli konuşmaları dinleyemezler. Bu nedenle destekleme gruplarında çocuklara resim çizdirilir, kukla oyunları gösterilir, eğitim amaçlı eğlenceli sahne oyunları düzenlenir. Hastalığın teknik yönleri grup içinde oyun şeklinde yaşatılır. “İçinde çok şeker olan yiyecekleri çizelim”, “İçinde hiç şeker olmayanları çiz” gibi eğitim ve duyguların ifadesi için fırsatlar yaratılır. Çocukların yaşı büyüdükçe grubun niteliği değişir. Daha az oyun havasına bürünür.

Çocuklarında bir hastalık belirlenen anne baba da etkilenmekte ve belirli evreler geçirmektedirler. Başlangıçta çocuklarını hastalık nedeniyle kaybedecekleri kaygısı ile belirginleşen şok, akut korku ve anksiyete görülmektedir. Özellikle çocuğun dış görünüşünde hastalığa ilişkin bir belirti yoksa başlangıçtaki bu şok durumunu, tanıya inanmama ya da inkar etme izlemektedir. Bu belirtileri kızgınlık ve içerleme duygusu izlemekte, ardından da eşi ya da kendini suçlama ortaya çıkmaktadır. Sonuçta genel olarak durum kabullenilmekte, ancak çocuğun durumuna göre bir evreden diğerine gidip gelmeler olmaktadır.

Bu süreçte beklenen anne babanın bu evreleri kısa sürede atlatabilmesi ve çocuklarının tedavisi için hekimle işbirliğini sürdürmesidir. Tedavi ekibinin de çocuk ve ailenin ruhsal durumunun farkında olması gerekmektedir. Çocuğun ön plana alındığı ve önemsendiği hizmetlerde verim ve işbirliği artmaktadır.

KAYNAK : SÜREKLİ TIP EĞİTİMİ DERGİSİNİN AĞUSTOS 2000 SAYISINDA YAYINLANAN DR. SELAHATTİN ŞENOL�A AİT GÖRKEM BÜYÜYOR BAŞLIKLI YAZIDAN KISALTILARAK HAZIRLANMIŞTIR.

GÖBEK FITIĞI
Göbek fıtığı olan bir bebekte, bebek ağladığı, öksürdüğü ya da gerindiği zaman göbek deliği çevresinden dışarı doğru şişen yumuşak bir çıkıntı vardır.Sorun, göbek deliği çevresindeki halkayı bir araya getirememekten doğmaktadır; sonuçta, az bir miktar bağırsak göbek deliğinden dışarı kayar.

Göbek fıtığına daha çok zenci bebeklerde ve bunların düşük kilolu doğanlarında rastlanır.

Diğer fıtıkların aksine, göbek fıtığının tehlikesi çok azdır.

Bebek 6 aylık olmadan önce ortaya çıkanların çoğu, bebek 1 yaşına girdiğinde yok olur. Fıtık gittikçe daha büyümedikçe, çocuk 5 yaşına girene kadar zamanla iyileşmedikçe veya herhangi bir engel oluşturmadığı sürece operasyon nadiren gereklidir.

Bebeklerde doğum lekeleri

Kasım 20, 2007

DOĞUM LEKELERİ
Yeni doğmuş bebeklerde doğum lekelerine sıkça rastlanır. Genellikle endişe edilecek şeyler değildirler ve hiçbir tedavi gerektirmezler. Aşağıda, yeni doğmuş bebeklerde en çok rastlanan doğum lekelerinin bazıları verilmiştir.Milia, yeni doğmuş bebeğin yüzünde bulunan, sivilceye benzeyen küçük beyaz yumru ya da kistlere denir. Zararsızdırlar ve tedavi gerektirmeden kendiliğinden yok olurlar.

Salmon lekeleri, yeni doğmuş normal bebeklerin yüzde 30 ila 50 sinde görülen küçük, açık pembe ve düz beneklerdir. Bunlar, kandamarlarının (kılcaldamarlar) toplanmasından meydana gelmiştir. Daha çok gözkapaklarında, üst dudakta, kaşlar arasındaki alanda ve boynun arka tarafında ortaya çıkan salmon lekeleri, ağlama nöbetleri ve ısı değişikliği zamanlarında daha belirgin olur. Yüzdeki salmon lekeleri zamanla geçer, fakat boynun arka tarafındakiler kalmaya devam eder, fakat bebeğin saçları uzadıkça görünmez olur.

Hemangioma (hemanjiyom), iyi huylu (kanserojen olmayan) ve yeni oluşmuş kan damarlarının meydana getirdiği tümörlerdir. Karakteristik olarak, hemangiomas, kırmızı, çıkıntılı, keskin sınırlı ve vücudun her tarafında meydana gelebilecek lekelerdir. Çilek hemanjiyomu genellikle yüzde, saçlı kafa derisinde, sırtta ya da göğüste oluşmakla birlikte vücudun her yerinde ortaya çıkabilir. Kızlarda daha çok rastlanır; doğumda nadiren vardır, daha çok bebek iki aylık olana kadar ortaya çıkar. Çoğu çilek hemanjiyomu hızla büyür, belli bir büyüklükte kalır ve daha sonra yok olur. Genellikle hiçbir tedavi gerekmez. Vakaların yüzde 60 ında çocuk 5 yaşına geldikten sonra, yüzde 90-95 inde ise 9 yaşına girdiğinde hiçbir yara kalmaz. Bu doğum lekeleri olan çocukların yaklaşık yüzde 10 unda, leke ortadan kalktıktan sonra deride hafif bir kırışıklık ya da solgunluk kalır.

Süngersi hemanjiyom, çilek hemanjiyomundan daha derin oluşur. Bunlar, içi kanla dolu kırmızı mavi renkli süngerimsi yumrulardır.

Bu lezyonların görünüşünü kestirmek zordur. Bazı lezyonlar kendiliğinden yok olur. Bazan yaraları tedavi etmek için koıtikosteroid tedavisi uygulamak gerekebilir.

Şarap lekeleri, genişlemiş kılcal damarlardan meydana gelir; en çok yüzde rastlanır. Lekelerin boyutu değişiktir; batan vücut yüzeyinin yarısı etkilenebilir. Bu geçici bir bozukluktur. Laser tedavisi tercih edilmesine karşın, bu tedavi ergen ve yetişkinlerde daha başarılıdır.

GENETİK BOZUKLUKLAR
Çocuk mavi gözlü mü, ela gözlü mü, kısa boylu mu, uzun boylu mu, tombul mu, cılız mı olacak? Bu yeni insanın cildi güneşte hemen mi yanacak, yoksa güneş ışığı altında tatlı bronz bir renk mi kazanacak? Erkek mi, yoksa kız mı olacak? Çocuk sağlıklı mı olacak, yoksa bir sakatlık veya genetik hastalıkla mı doğacak ? Tüm bu soruların yanıtını genlerin (biyolojik kalıtım birimleri), çocuğun içinde geliştiği toplumsal ve fiziksel ortamlarla etkileşimi belirlemektedir.Genetik, kalıtım araştırmasından oluşan bir bilimdir, öncelikle bireyin karakteristiklerinin kaynağının ve bu karakteristiklerin çocuklara geçmesinin araştırılması ile ilgilenir. Tıbbi genetik, kalıtımla hastalıklar arasındaki ilişki ile ilgilenen insan genetiği dalıdır.

Döllenme anında babanın spermi annenin yumurtasına (ovum) girmektedir. Tohum hücreleri olarak anılan ovum ve spermde 23 er adet kromozom bulunur. Aşılanma sürecinde sperm ve yumurtanın birleşmesi sonucunda 46 kromozomlu bir birey ürer. Her kromozom birçok gen içermektedir. Genler yavrunuzun, kuşaktan kuşağa geçen karakterlerinin çoğunu belirleyen unsurlardır. Genellikle bu belirleme olaysız olarak gerçekleşir. Ancak bazen, beklenmedik değişiklikler ya da genetik kusurların nedenlerinin çoğu bilinmiyorsa da, radyasyon, virüsler ve kimyasal maddeler gibi çeşitli çevresel etkenler, belihenebilen faktörler arasında yer almaktadır.

Genetik kusurlann üç temel kategorisi, mutasyona uğramış (mutant) tek gen, kromozom anomalileri ve çok etkenli bozukluklardır.

Bir “tek mutant gen”, kusurlu olan genetik malzemenin diğerlerinden farklı bir birimidir. Bir tek mutant genin geçmesinden kaynaklanan bir bozukluk üç basit kalıtım modelinden birini gösterin 1) otozomal dominant, 2) Otozomal resesif, 3) X bağlı.

Otozomal terimi, cinsiyet genleri dışındaki tüm genlerde bulunan herhangi bir kromozom için, dominant terimi de anne veya babanın birinden yavruya geçmesi durumunda belirgin bir kusur oluşmasına yol açan bir gen için kullanılır. Bir otozomal dominant mutant genin bir yavruya geçmesi olasılığı yüzde 50 dir. Resesif terimi, gen çiftinin her ikisi de anormal olmadıkça klinik bir etki ortaya çıkarmayan bir geni anlatır. Buna göre, otozomal resesif bir kalıtım hastalığı yalnızca, ana veya babanın her ikisinden birer anormal gen alınırsa ortaya çıkar. Otozomal resesif mutant bir genin bir yavruya geçmesi olasılığı yüzde 25 dir. Kistik fibroz, orak hücreli anemi, fenilketonüri ve renk körlüğü gibi hastalıklar tek genlerin mutasyonundan kaynaklanmaktadır.

X bağlı bozukluklardan sorunlu genler X kromozomu üzerinde yer almaktadır. Dişi, iki X kromozomuna sahipken, erkeğin yalnızca bir X kromozomu bulunur. Tüm X bağlı kalıtım sürecinin önemli bir özelliği, birey özelliklerinin erkekten erkeğe (yani babadan ogula) geçmesinin söz konusu olmamasıdır. X bağlı bir özellik babadan ogula geçemez, çünkü oğula babanın yalnızca Y kromozomu geçmekte, X kromozomu asla geçmemektedir. Alternatif olarak, erkeğin X kromozomu her zaman kız çocuğuna geçecektir.

“Kromozom anomalileri”, genetik malzemede aşırılık ya da eksiklik yaratabilecek bir durum olan, bir ya da daha çok kromozomun eksik, aşın ya da anormal düzenlenmiş olmasından kaynaklanır. Kromozom anomalilerinden kaynaklanan doğum kusurları doğan her 250 bebekten birinde görülmektedir. Ayrıca, erken düşük yapan annelerin yaklaşık yüzde 50 ile 60 ında fetusda bir kromozom anomalisi bulunmaktadır.

Down sendromu kromozom anomalisine bir örnektir. Kromozom anomalileri genellikle, büyüme gecikmesi, zihin özürlülüğü, iskelet bozuklukları ve yaşamsal organlarda kusurları içeren birden çok sakatlığa neden olurlar.

“Çok etkenli kalıtım”, anormal genlerin çevre faktörleri ile etkileşerek konjenital (doğuştan olan) bir kusur veya hastılığın ortaya çıkmasına neden olduktan süreçtir. Bu sürece kaç genin karıştığı bilinmemektedir. Bazı araştırmacılar genlerin normal koşullar altında zararsız olduğuna inanmaktadır. Ancak, belirli çevresel koşullarla biraraya geldiklerinde bu genler, gelişmekte olan bebekte anomalilere neden olabilirler. Bu çevre etkenlerinin bazıları arasında annenin gebeliği sırasında aldığı ilaçlar, alkol ve yine annenin diyabet gibi hastalıklardan mustarip olmasıdır; çoğu durumda dış etkenler bilinmemektedir.

Nedeni belli olmayan hipertansiyon, diabetes mellitus, peptik ülser hastalığı ve şizofreni gibi yetişkinlerin kronik hastalıklarının çoğunun, ve ayrıca yaygın doğum kusurlarının büyük bir bölümünün (dudak ve damak yarıkları, spina bifida ve konjenital kalp hastalığı gibi) ailelerde mevcut olduğu uzun süredir bilinmektedir. Bunların yerleştirileceği en uygun kategori çok etkenli hastalıklar kategorisidir.

Dudak yarığı veya konjenital kalp kusurları gibi yaygın doğum kusurlarının çoğu genellikle nispeten düşük bir nüksetme riski taşımaktadır; % 35 kadar. Ancak bazı ailelerde risk çok daha yüksek olabilir. Tek mutant genlerden kaynaklanan bozukluklar daha yüksek bir nüksetme riski eğilimi gösterir %2550 kadarancak bazı durumlarda risk neredeyse O a düşebilmektedir. Bir genetik uzmanı genellikle, aile geçmişini (hikâyesinin) ve doğum kusuru ya da genetik hastalığın niteliğini dikkatle analiz ettikten sonra ana babaya nüksetme riskine ilişkin oldukça kesin bir tahminde bulunabilmektedir. Laboratuvar testleri ana babadan birinin anormal bir kromozomun taşıyıcısı olup olmadığını belirleyebilir. Benzer şekilde, bu testlerle genellikle bir tek gen bozukluğu taşıyıcılarını da tespit edilebilmektedir.

Bir neden ortaya çıkanldıktan ve ku$ur ile o kusurun çocuğunuza geçmesi olasılıkları hakkında daha fazla bilgi sahibi olmanızdan sonra gebe kalıp kalmamaya karar verebilirsiniz.

Bazen ana babalar, çocuklarının bir oluşum anomalisi ile ya da geri zekâlı olarak doğmalarından kendilerini suçlarlar, örneğin anne, bu durumun gebeliği sırasında bir enfeksiyon nedeniyle aldığı ilaçtan kaynaklandığını düşünebilir. Bazı ilaçların bebeklerde kusurlara neden olduğu bilinmektedir; diğerlerinin ise güvenli olduğu düşünülür. Genel olarak en iyisi, gebelik sırasında, özellikle ilk 3 ay süresince, her türlü gereksiz ilaçtan uzak durulmasıdır. Ancak bazen, tedavi edilmediği takdirde annenin hastalığının, gelişmekte olan bebek üzerinde ilacın kendisinden daha zararlı olabileceği için ilaç alınması gerekli olmaktadır.

ERKEK COCUKLAR VE KIZ COCUKLAR
Kiz cocuga bir top atarsaniz hemen suratina carpar
Erkek cocuga bir top atarsaniz onu yakalamak icin ellerini acar, yine de top suratina carpar

Kiz cocugunuzu dişari cikmak icin ozene bezene giydirirsiniz, suslenme fasli bittiginde kucuk hanim harika gorunmektedir ama gidiceginiz yere 1 saat gecikmişsinizdir…
Erkek cocugunuzu dişari cikmak icin ozene bezene giydirirsiniz, ama
10 dakika sonra gomleginin 2 yakasi 2 tarafa kaymiş, ayakkabilari tozlanmiştir

Kiz cocuk yerde bir cubuk gordugu zaman alip neden yapildigini anlamaya calişir
Erkek cocuk yerde bir cubuk gordugu zaman alip bundan nasil bir silah yapacagini duşunur

Kiz cocuklara bir Barbie bebek verin, onu giydirir,susler,evcilik oynarlar
Erkek cocuklara bir Barbie bebek verin, hemen kollarini bacaklarini koparirlar

Erkek cocugun saclarini kestirdiginizde nasil olduguyla ilgilenmez bile
Kiz cocugun saclarini kestirdiginizde yeni halini begenmemişse kendini 2 hafta odasina kilitleyebilir

Kiz cocuk annesinin makyaj malzemelerini alip yuzune gozune surer
Erkek cocuk annesinin makyaj malzemelerini alip duvarlari boyar

Kiz cocuk gaz kacirirsa kipkirmizi olur cok utanir
Erkek cocuk gaz kacirirsa once bir guler,ardindan ayni sesi 50 kere tekrar eder

Erkek cocuklar tirnaklarini uzatir cunku kesmeye uşenirler
Kiz cocuklar tirnaklarini uzatir ama daha guzel oldugu icin degil,bir erkek cocugun orasini burasini cizebilmek icin…

Erkek cocuklar 6 yaşindan itibaren babalarina yanak vermeyi keserler
Kiz cocuklar 6 yaşindan itibaren babalari onlara şeker vermezse onlar da yanak vermeyi keserler

Kiz cocuklar genelde erkek cocuklardan once konuşmayi ogrenirler
Erkek cocuklar genelde konuşmadan once silah seslerini taklit etmeyi ogrenirler

Kiz cocuklar filmde biri oldugunde aglarlar
Erkek cocuklar Ninja Kaplumbagalari 3. kere seyrederken biri TVyi kapatirsa aglarlar

Kiz cocuklar buyuyunce kadin olurlar
Erkek cocuklar buyuyunce buyuk erkek cocuk olurlar.

ERKEK BEBEKLER NEDEN DAHA İRİ DOĞAR ?

Harvard Toplum Sağlığı Okulu ve İsveç�teki Karolinska Enstitüsü uzmanları tarafından yapılan araştırmada, erkek bebeğe hamile kadınların daha fazla enerjiye ihtiyaç duydukları için daha fazla yedikleri belirlendi.
Araştırmaya göre, erkek bebeğe hamile bu kadınlar, kız bebeğe hamile kadınlara göre, yüzde 10 oranında daha fazla kalori, yüzde 8 oranında daha fazla protein yakıyor, daha yüksek oranda karbonhidrat ile yağlı hayvansal ve bitkisel besinler tüketiyor.

Harvard�da görevli salgın hastalıklar uzmanı Rulla Tamimi, normalde bir erkek bebeğin kız bebekten daha ağır doğduğunu, elde ettikleri bulguların bunun nedenini daha iyi anlamalarını sağladığını belirtti.

ABD�de, hamileliklerinin 3 ile 6 ayı arasında olan 244 kadının yedikleri üzerinde çalışan araştırmacılar, erkek bebek bekleyen kadınların, muhtemelen cenin testislerinin salgıladığı erkeklik hormonundan dolayı daha fazla enerjiye ihtiyaç ihtiyaç duyuyor, bu da kadını daha çok yemeğe teşvik ediyor.

Bununla birlikte, erkek bebeğe hamile kadınların, bebeğin cinsinin annenin kilosunu etkilememesi nedeniyle, diğer hamile kadınlardan daha fazla kilo almadıkları belirtildi.

EMZİK ZARARLI MI ?
Yapılan çeşitli araştırmalara göre bebeklerin yaklaşık olarak %85 inin birinci aydan başlayarak emzik kullandığı gösterilmiştir. Annelerde emzik kullanımı ile ilgili yapılan anketlerde, emzik kullanımının genellikle normal bir davranış olarak kabul gördüğü ve bebeklerin emziğe kuvvetle bağlandıkları saptanmıştır. Anne sütünü kısa süre alan bebeklerde emzik kullanma sıklığının daha fazla olduğu bilinmektedir.450 anne-bebek ikilisinde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre;

- Erken dönemde emzik kullanan bebeklerde, kullanmayanlara göre 4 kez daha erken anne sütü bırakıldığı görülmüştür.

- Emzik kullanan annelerden bazıları ya anne sütünü kesmiş ya da emzirme arası süreyi uzatmışlardır.

- Bu annelerin emzirmekten utandığı ve ağlama sesinden rahatsız olduklarını da belirtmişlerdir.

- Bu bebeklerde büyüme geriliği de saptanmıştır.

- Emzirmekten rahatsız olan annelerde emziğin anne sütünün kesilmesinde etkili olduğu ancak emzirmekten rahatsız olmayan annelerde emzirme süresine etki etmediği görülmüştür.

Diğer açılardan incelendiğinde de bebeklik döneminde sıklıkla kullanılan emziğin en geç 2 yaşın sonunda çocuk tarafından bırakılması gerektiği görülmektedir. Aksi halde yukarıda sayılanların dışında da bazı sorunlarla karşılaşılabilir. Uzun süreli bir emzik alışkanlığı sonucunda karşılaşılabilecek problemler:

- 2 yaşından sonra devam eden emme alışkanlığı dişlerin yer değiştirmesine ve üst dişlerin öne, alt dişlerin arkaya çekilerek aralarında açıklıklar meydana gelmesine neden olur. Bu dönemde bıraktırılabilirse bu açıklıklar kapanır. Ancak 3,5 yaşından sonra meydana gelen açıklıklar kalıcı hale gelebilir.

- 3-4 yaşlarına kadar emzik emen çocuklarda v tipi üst çene (üst çene darlığı) ve dolayısı ile yüz yapısında bozulma meydana gelebilir.

- 4 yaş civarına kadar emzik emmeye devam eden çocuklarda kulak ve burun hastalıkları daha sık gözlenir.

Emziğin Faydaları

- Emzik bebeğin doğal emme içgüdüsünü tatmin eder ve ona güven hissi verir.

- Emme hareketi bebek için başlı başına bir memnuniyet kaynağıdır. Çünkü doğumu izleyen haftalarda bebeğin en güçlü refleksi emmektir.

- Emzik sayesinde üzerindeki gerilimi atar, sakinleşir ve uykuya daha kolay dalar.

- Emzik kullandırılmayan bebek, bir süre sonra parmak emmeye başlayabiliyor. Ancak çocuğunuzu emzikten vazgeçirmek parmak emmekten vazgeçirmekten daha kolay oluyor.

- Bazı uzmanlar, emziklerin, bebeğin elleriyle bazı beceriler geliştirmesine de yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Ağızlarından düşürdüklerinde bulmak için beşik ya da yataklarının çevresini yoklamalarına ve emziği yeniden ağızlarına sokmaya çalışmalarına yol açar.

Emziğin Seçiminde ve Kullanımında Dikkat Edilmesi Gerekenler

- Emzik tabanı bebeğin emziği yutmasını engeller. Bu plastik kısım burun deliklerini kapatmayacak şekilde yapılır ve hava geçmesini sağlamak için delikleri içerir. Geceleri yumuşak malzemeden yapılanları tercih etmemelisiniz.

- Emzikler kauçuk ve silikon olmak üzere iki maddeden yapılırlar. Kauçuk doğal bir maddedir, elastik ve dayanıklıdır. Özellikle diş çıkartan bebeklerde kauçuk emzik kullanmak uygun olur. Ancak kauçuk emzikler, suyu içlerine emdikleri için çabuk bozulur. Silikon da silisyumdan üretilir. Silikon emzikler kolay bozulmaz, ancak diş darbelerine karşı dayanıklı değillerdir. Bu yüzden silikon emzikler henüz diş çıkarmamış bebekler için daha uygundur.

- Damaksız emzikler anne memesini andırdığı için bebekler tarafından tercih edilir. Ancak bu tür emzikler özellikle bir yaşından sonra damağa baskı yaparak damak yapısını ve üst ön dişlerin sıralanışını bozabilirler. Bu tür emziklerin bir yaşından sonra kullanılması önerilmiyor. Damaklı emzik ise daha elips ve yukarı doğru kıvrıktır. Bu anatomik şeklinden dolayı 2-3 yaş arasında bile rahatlıkla kullanılabilir. Damağa tamamen adapte olduğundan, herhangi bir bozukluğa neden olmaz.

- Doğrusu bebekleri geceleri emziksiz uyutmak daha zor olur. Bebek emziksiz uykuya dalamıyorsa, damaklı emzik tercih etmelisiniz. Bebek uykuya daldıktan sonra ise onu uyandırmadan emziği ağzından almalısınız.

- Emziği bebeğe vermeden önce şekere veya bala batırmak hatalı bir alışkanlıktır. Bu hareket bebeğin diş minelerini zedeler ve diş çürüklerine neden olur. Ayrıca buna alışan bebek, ağzında sürekli tatlı bir tat almak isteyebilir. Bebeklerin kalıcı olmayan süt dişlerinin de bakımı çok önemlidir. Eğer bunlara iyi bakılmazsa hemen altlarında bulunan kalıcı dişler de zarar görebilir.

- Emziğin temizliği üretildiği malzemeye göre değişir. Kauçuk olanlar özel bir dezenfektan madde yardımı ile soğuk sterilize edilmelidirler. Silikon olanlar ise sıcak yöntemle de steril hale getirilebilirler. Emziklerin devamlı temiz durmasını istiyorsanız, emniyetli bir çengelli iğne ile çocuğun kıyafetine tutturun ve böylece sürekli yere düşmesini engelleyin.

- Yeni doğan bebeğinizin burnunu tıkamaması için, emziğin arkasındaki plastik ağızlık bölümünün küçük olması gerekir. Ama bebeklik dönemini aşmış çocuğunuz için emzik alacaksanız, arkasındaki ağızlık bölümünün, olduğu gibi ağzına sokamayacağı, dolayısıyla da boğulmasına yol açamayacağı kadar büyük olmasına dikkat edin.

- “Ortodontik” diye nitelendirilen emziklerin meme başları yassıdır; buna karşılık daha alışılmış çeşitlerin, başları yuvarlaktır. Ortodontik çeşitlerin dişetleri ve dişler için daha iyi olduğu ileri sürülmekle birlikte, bebeğinizin hangisini seçeceğini görmek için her ikisini de denemeniz daha doğru olur. plastik ağızlığın biçimi, bebeğinizin değil, sizin seçiminize bağlıdır; bununla birlikte, hangisini seçerseniz seçin, havasızlıktan boğulmaya yol açmaması için, üstünde havalandırma delikleri bulunmasına dikkat edin.

- Bütün emzikler onaylanmış güvenlik standartlarına uygun olmalıdır.

- Etiketinde standartları açıkça belirtilmeyen emzikleri sakın almayın.

- Emziğin ağızlığında havalandırma delikleri bulunması, bebeğin burnunun tıkalı olması ya da daha büyük bir çocuğun bütünüyle ağzına alması durumunda son derece önemlidir.

- Emzikleri biraz olsun yıpranmaları durumunda bile, atın.

- Emzikler, çok küçük bebeklerin boyunlarına asılmamalıdır: Boğazlarına dolanarak boğulmalarına yol açabilirler.

- Yeni doğmuş bebeğinizin emziğinin, tıpkı biberon memeleri gibi, mikroptan arındırılması gerekir.

- Biberonların mikroptan arındırılmasında yararlanmış olduğunuz yöntemleri, emziklerde de izleyin.

- Bebeğiniz parmaklarını -ve başka nesneleri- sık sık ağzına soktuğu yaşa geldiğinde, artık emzikleri mikroptan arındırmaya gerek kalmaz.

- Ama kuşkusuz, emziği yere düşünce, mutlaka iyice yıkadıktan sonra yeniden verin.

- Kullanılmayan emzikleri hep aynı kabın içinde tutmak, hem temiz kalmalarını sağlar, hem de bebeğiniz yaygarayı bastığında, “emziğini nereye koşmuştum?” diye dört bir yana koşuşturmaktan sizi kurtarır.

Eğer bebeğiniz emziği bırakmak istemiyorsa bir takım önlemler almak gerekir:

- Öncelikle emzik emme süresi mümkün olduğunca kısıtlanmalı, emzik kesinlikle şeker, reçel vs gibi şeylere batırılmamalıdır.

- Emzik emmek istediğinde sevdiği bir sebze meyve verilerek onunla oyalanması sağlanmalıdır. Bu tür şeyleri de yerken tek başına bırakılmamalı, emmesi önlenmelidir.

- Ayrıca emziği emmediği durumlarda mükafatlandırılarak (sözle veya hediye ile veya bak büyüdün işte gibi sözlerle…) teşvik edilmelidir.

- Anne ve babanın en çok dikkat etmesi gereken nokta; bebekleri gergin, sinirli ve huysuzken emziği onu susturmak için tek çare olarak görmemektir. Ağlayan bebeği susturmak için önce tatlılıkla yaklaşarak sakinleştirmeye çalışmak gerekir.

- Daha büyükçe çocuğunuza, bazı karşılaştırmalar yaparak, yuvada başka hiç kimsede emzik olmadığını anlatabilirsiniz: Ama sakın onu utandırmayın; yuvaya emziksiz gitmeyi bir oyunmuş, yeni bir deneymiş gibi görmesine gayret edin.

- Böylece çocuğunuzun gün geçtikçe emziğe yalnızca yatma saatlerinde gereksinme duyacağı, daha sonra da hiç duymayacağı bir noktaya erişirsiniz.

EMZİK ANİ BEBEK ÖLÜMÜNDEN KORUYOR

Kimi anneler, bebeklerini emzikten uzak tutmaya çalışır. Oysa bilim adamları emziğe karşı çıkmıyor. Hatta emziğin faydaları üzerinde duruyor…
Bilim adamları, bebeklerin emzik emmesinin, onları ani bebek ölümlerinden koruduğunu açıkladı.

Alman Rheinische Post gazetesinin Alman Yeşilhaç örgütüne (DGK) dayanarak verdiği bilgiye göre, düzenli olarak emzik emmek, ani bebek ölümü riskini yüzde 50 oranında düşürüyor.

DGK da görevli bilim adamları, emziğin ölüm riskini neden düşürdüğünü tam olarak bilmediklerini, fakat ağzında emzik olan bir bebeğin kolay kolay yüzünün üstüne yatmadığı ve battaniyeyi yüzüne çekmediği için ölmediğini tahmin ediyorlar.

DGK, emziğin yumuşak ve bebeğin ağız yapısına uygun olması gerektiğini belirterek, 2 yaşına gelen bebeklerin emzik kullanmalarının, dişlerinde sorunlara neden olacağı için uygun olmadığını kaydetti.

Finli bilim adamları daha önce, emziği bırakamayan küçük çocukların orta kulaklarının daha sık iltihaplandığını açıklamıştı.

Bilim adamları, 6 aylıkken emziği bırakan bebeklerin bir yaşına gelene kadar, emziği bırakamayan bebeklere göre, üçte bir oranında daha az orta kulak iltihabı olduğunu kaydetmişti.

EL VE AYAK ANOMALİLERİ
ELLER
Üst ekstremitelerin bir kısmının ya da tamamının doğumdan (konjenital olarak) eksik olması, alt ekstremitelerin kısmen eksik olmasından daha yaygın bir sorundur. Doğan bir çocuğun yalnızca bir parmağının bir kısmı eksik olabileceği gibi tüm bir kolu da gelişmemiş olabilir.Tek elli olarak doğan bir bebek olabildiğince çabuk özel bir uzmanlık biriminde kontrolden geçirilmelidir. Bebek oturabilmeye başladıktan sonra uygun bir protez takılmak suretiyle çocuğun, iki eli varmış gibi yaşamasına olanak sağlanabilir. Protez takılmasında gecikilirse çocuk yeniden değiştirilmesi olanaksız olan tek elle yaşama modeli geliştirecektir.

Tıp terminolojisinde “polidaktili” olarak anılan olgu, çoğunlukla elde fazladan bir küçük parmak ya da başparmak varlığı şeklinde ortaya çıkan çok parmaklılık durumudur. Bu kusur siyahi bebeklerde daha yaygın görülmektedir. Genellikle altıncı parmak deri ve yumuşak dokudan oluşur ve kolayca kesilir atılabilir. Ancak, fazla parmak kemik ya da kıkırdak içeriyorsa, komşu yapılar üzerinde bir ameliyat gerekli olabilir ki bu işlemin bebek birkaç aylık olduktan sonra gerçekleştirilmesi uygun olur.

El parmaklarında görülen “sindaktili”, yani parmakların birbirine yapışık olması durumunda en iyi çözüm, ayak parmaklarındaki sindaktiliden farklı olarak cerrahi müdahaledir. El parmaklarındaki kemikler çeşitli uzunluklarda olduğundan, birleşmiş durumdaki parmakların eklemleri aynı hizada bulunmazlar ve bu nedenle parmakların kullanılması daha güç olur. Ameliyat yapılmazsa çocuk parmaklarını hiçbir zaman rahatça kullanmayı başaramayacaktır.

“Kumptodaktili”, bir ya da daha çok parmağın kalıcı ve giderilemez şekilde fleksiyon (içeri bükülme) durumunda bulunmasıdır. Bu olgu genellikle doğuştan gelir ve en yaygın olarak küçük parmağı etkiler.

“Yumru el” olarak anılan kusur, radyusun (ön kolun, başparmak tarafında bulunan kemiği) ya da ulnanın (ön kolun karşı tarafında bulunan kemiklerden uzun olanı; dirsek kemiği) bulunmaması durumudur ve seyrek olarak görülür. Bu kusurun tedavisine, bebeklik döneminde yumuşak dokuların gerdirilmesi yoluyla başlanır. Sonra kemiğin yerine yerleştirilmesi için ameliyat gerekli olur. Ancak, yeni konumun korunması bir sorun olarak ortaya çıkar. Çocukluk dönemi boyunca çok sayıda ameliyat yapılması gerekebilir.

Bu kusur daha yüksek bir kalp hastalığı ve kalp sorunları ensidansı (görülme oranı) ile ilişkilidir.

AYAKLAR

Yeni doğan bebeğin ayakları, daha ileri yaştaki çocuklara oranla daha uzun ve daha ince olup, bilek ve ayak eklemleri de son derece esnektir. Ayaklar genellikle anormal biçimli gibi görünebilse de bu ufak sorunlar zamanla kendiliğinden ortadan kalkacağı için pek endişelenmeye gerek yoktur.

Ayak ya da bacağın “içe” ya da “dışa dönük” olması yaygın olarak karşılaşılan sorunlardır, özellikle bebek yüzükoyun uyurken durum daha da belirginleşir. Bunlar genellikle konumla veya duruşla bağıntılı şekil bozuklukları (deformiteler) olup yaş ilerledikçe kendiliğinden kaybolurlar. Tedavi gerektirmeleri nadiren söz konusu olur.

Ayak parmaklarında sindaktili (ördekparmaklılık) genellikle yalnızca kozmetik bir sorun olarak kalır. Ameliyattan kalacak yara izleri ve kasılmış bölgeler, yapışık parmaklardan daha belirgin olarak göze çarpacaktır. El sindaktilisinden farklı olarak, yapışık ayak parmakları genellikle işlevlerini normal olarak görürler.

Her 1000 doğumdan birinde görülen “yumru ayak” olgusu, ayağın olağan biçim ya da konuma sahip bulunmadığı birçok konjential anomaliyi anlatan bir terimdir. Vakaların yaklaşık yüzde 95 inde ön ayak aşağıya ve içe doğru bükülmüş, taban kavsi (arcus plantaris) yükselmiş ve topuk içe dönmüş durumdadır. Bu, genellikle kendiliğinden düzelmeyen, hatta ısrarlı germe egzersizlerinin bile çözüm sağlamaya yetmediği bir kusurdur.

Erken tedavi elzemdir ve doğumdan sonra zaman kaybetmeden başlatılmaldır. Ayaklar el ile normal konumlarına getirilerek sonra kalıp veya yapışkan bantlarla o durumda tutulur. Bu işlemler tedavinin ilk 2 haftası boyunca birkaç günde bir, sonra da 1 ile 2 haftalık aralıklarla yinelenir. Bu yöntem başanlı sonuç verirse daha sonra ortopedik düzeltici ayakkabılar yardımıyla bu konum korunabilir, şayet bu yöntemle sorun çözülemezse, genellikle bebek 23 aylık olduğunda bir ameliyat yapılması gerekebilir.

Düzeltilmiş bir yumru ayağın pozisyonu her ne kadar nisbeten normal görünse de ayak hiçbir zaman tümüyle normal hatlara sahip olamayacak ve kusurun bulunduğu bacağın baldır kısmı, normal bacağın baldırından daha ince kalacaktır.

Yumru ayak problemi ile doğan çocuklar için tüm çocukluk dönemini kapsayacak bir ortopedik bakım gereklidir.

“Ayakta fazla parmaklılık”, uygun ayakkabı bulmayı güçleştirebilecek bir sorun olup genellikle cerrahi müdahale ile düzeltilebilmektedir. Ancak, yapılar kolayca ameliyat edilebilecek kadar olgunlaşmadan ameliyat uygulanmamalı, bununla birlikte ameliyat, çocuğun yürümeye ve ayakkabı giymeye başlamasından sonraya da kalmamalıdır.